Ana Sayfa Blog Sayfa 3997

14 Nisan 2014

Esad: Suriye’de ordu üstünlüğü sağladı

Şam Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Suriye’de üç senedir devam eden iç savaşın dönüm noktasında olduğunu belirtti; “Terörizme karşı savaş” olarak nitelendirdiği mücadelede rejimin üstünlüğü sağladığını iddia etti.Geçtiğimiz aylarda kuzey-güney ana yolunda kontrolü ele geçiren Suriye ordusu muhalifler ve ana ikmal noktası ile arasındaki bağlantıyı kesmişti. Şu ana kadar Suriye iç savaşında 150 bin kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi de ülkeyi terk etti.

Rusya, Kiev yönetimini güç kullanmamaya çağırdı

Ukrayna’nın doğusundaki Slavyansk kentinde, emniyet müdürlüğü binasını işgal eden Rusya yanlısı milislere karşı operasyon başlatıldı. Çıkan çatışmada iki kişi hayatını kaybetti. Rusya, Kiev yönetimini ülkenin güneyindeki Rusya yanlısı göstericilere karşı güç kullanmamaya çağırdı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin özel oturumunda Rusya’nın büyükelçisi Vitaliy Çurkin, Kiev yönetimine gerçek diyalog sürecini başlatma çağrısı yaptı. Fakat Ukrayna’nın BM nezdindeki büyükelçisi Yuriy Sergeyev ülkesinin doğusundaki krizin yapay olarak Rusya tarafından yaratıldığını söyledi. Avrupa Birliği dışişleri bakanları da Ukrayna’daki krizi görüşmek için bugün Lüksemburg’da bir araya geliyor.

İran BM temsilcisi adayı vize alamıyor

İran, BM temsilciliği için aday gösterdiği Hamid Ebu Talebi’ye vize vermeyen ABD hakkında BM hukuk mekanizmasını devreye sokacağını açıkladı. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Irakçi, New York’taki BM daimi temsilciliği için başka bir aday göstermeyeceklerini belirtti.Washington, Ebu Talebi’nin 1979’da İran İslam devriminde ABD Elçiliği’ni basarak Amerikalı diplomatları rehin alan grupla bağlantısının olduğunu iddia ediyor. İddiaları kabul etmeyen Ebu Talebi, işgal edilmiş ABD binasında sadece tercüman olarak bulunduğunu söyledi.

Şili tarihinin en büyük yangını
Şili’nin liman kenti Valparaiso’da büyük bir orman yangınında iki kişi öldü, 500’den fazla ev kül oldu. Büyük Okyanus’tan esen rüzgarlarla büyüyen yangın nedeniyle binlerce kişi bölgeden tahliye ediliyor.Kentte birçok kişinin duman nedeniyle solunum sorunları yaşadığı belirtiliyor.

14 Nisan 2014

Yalova Belediyesi’ne 3 ayda toplam 972 bin TL’lik yemek faturası

Yalova’nın yeni Belediye Başkanı CHP’li Vefa Salman, 3 Ocak-3 Nisan arasında belediyeye 972 bin TL’lik 74 bin 700 porsiyon pilav üstü kavurma, kahvaltı ve kokteyl faturası kesildiğini, bu faturayı ödemeyeceğini söyledi. Salman, İçişleri Bakanlığı’ndan müfettiş istedi.

Antalyalı iki öğretmene Gezi olaylarına destek ve siyasi kitap tavsiye etmekten soruşturma açıldı

Antalya’da bir lisede görev yapan İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi öğretmeni Ş.Y. ve felsefe dersi öğretmeni M.A. hakkında “derste Gezi olaylarına destek vermek, sınıflarda bu yönde açıklamalarda bulunmak, siyaset yapmak, öğrencilere siyasi kitaplar önermek” suçlamalarıyla soruşturma açıldı. Öğrencilere önerildiği iddiasıyla soruşturmaya konu olan kitaplar arasında Turgut Özakman’ın, Attila İlhan’ın ve İlhan Selçuk’un kitapları yer alıyor.

Öcalan’ın Nobel Barış Ödülü adaylığı kabul edildi

PKK Lideri Abdullah Öcalan adına Irak Kürdistan Özerk Bölgesi Parlamentosu üyesi Heval Kwêstanî’nin yaptığı 2014 Nobel Barış Ödülü adaylık başvurusu kabul edildi.

Kapatılacak Karşı gazetesi çalışanları ödemelerini almadan binayı terk etmeyecek

Karşı Gazetesi imtiyaz sahibi Turan Ababey’in 14 Nisan Pazartesi günü gazetenin basılı son sayısının çıkarak yayına internetten devam edeceğini duyurması üzerine çalışanlar gazete binasını terketmeme kararı aldı. Çalışanlar eylem nedenlerini kendilerine tebligatta bulunulmadan ve ödeme yapılmadan gazetenin kapatılması olarak açıkladı.

2 milyar TL’lik Avrasya Tüp Tünel projesi ile Boğaz’ın altı çok yakında delinmeye başlayacak

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan Avrasya Tüp Tünel Projesi’nde 14 metre yüksekliğe sahip dev köstebeğin montajının tamamlandığını çok yakında İstanbul Boğazı’nın altını delmeye başlayacaklarını duyurdu. Projenin maliyeti 2 milyar TL’nin üzerinde olacak, tüp tünel karayolu araçlarına hizmet verecek.

Bir maymunu oynadım – Selen Yıldız

Bir günlüğüne Tanrı olsaydınız, ne yapardınız?

Tanrı’nın elinde mutlak gücü barındıran bir varlık olduğunu varsayın. Başbakan  değil, cumhurbaşkanı ya da Amerika’nın başkanı değil- Tanrı’sınız.

Facebook’taki bir sayfada gördüğüm bu soru bende kısa süreli bir panik yarattı. Panik atak vari bir panik.

Hawaii’de okurken, sabahın 3’ünde tsunami alarmı çalmıştı. Sağır edici bir alarm sesi. Yatakhane görevlisi adam, herkese 5 dakika içinde hazır olmasını, hepimizin yüksek bir yere gideceğini söyledi.

Paniklemiştim- yanıma ne alacaktım?! Odadaki en ama en önemli şey neydi? Cüzdanım, bilgisayarım- peki başka? Her şey sular altında kalsa, en çok neyi kaybetmek beni üzerdi?

Odada birkaç dakika oradan oraya koşturduktan sonra, odadaki o “en önemli”şeyi çantama atıp aşağı koştum. İndiğimde tsunami uyarısı geri çekilmişti.

O soruyla karşılaştığımda yaşadığım benzer bir panikti. Tek bir farkı vardı: üzerimde bu sefer korkunç bir sorumluluk vardı adeta. Zihnimde bir hayalden ötekine, sayısız istek ve hedefin üstünden atlayarak koştuğum maratonun bitiş çizgisinde şu cümle yazıyordu:

“Eğer Tanrı olsaydım, dünyadaki bütün hayvanları özgür bırakırdım.”

Dünya üzerinde tek bir hayvan dükkânı, tek bir yunus parkı ya da hayvanat bahçesi kalmazdı. Muhabbet kuşları kafeslerde değil, ana yurtları olan Avustralya’nın yarı kurak ormanlarında kolonileriyle beraber uçuyor olurdu. O akvaryumlardaki “süs balıkları” ait oldukları mercan kayalıklarında oradan oraya yüzüyor olurdu. Mezbahalar ve hayvanlar üzerinde deney yapılan bütün laboratuarlar bomboş kalırdı.

Bomboş.

Benzer hayalleri olan bir grup, geçtiğimiz günlerde AIR FRANCE-KLM hava yollarını boykot eden bir eylem düzenledi. Nişantaşı’nda. AIR FRANCE-KLM, maymunları Asya ve Afrika’daki ormanlarından koparıp Batı’daki deney laboratuarlarına taşıyan son büyük firma. Gateway to Hell (Cehenneme Giden yol) isimli kampanya, Lufthansa’dan United Airlines’a kadar onlarca firmayı hayvanları cennetlerinden koparıp cehenneme taşımamaları için ikna etmiş.

AIRFRANCE_KLMeylemi...

Kamuoyunun baskısı işe yarıyor. Geçtiğimiz Mart ayının son haftasında, Çin’den içimizi ısıtan bir haber geldi. China Southern hava yolu firması, PETA’nın baskıları üzerine artık deney laboratuarlarına maymun taşımayacağını duyurdu. Ve bu karar ileri bir tarihte değil hemen uygulamaya konulacak! PETA’nın açıklamasına göre, firmaya 100, 000’den fazla telefon açıldı, e-posta gönderildi.

ABD federal kayıtlarına göre China Southern Havayolları’nın 2013’te ABD’ye ulaştırdığı maymun sayısı 2500’ün üstündeydi. Bu kampanyanın Türkiye ayağının amacı benzer bir güzel haberi en kısa zamanda AIR FRANCE ve KLM’den duymak. Ve bizlere tavsiyesi şu:

“Air France KLM’nin Türkiye ofisine (0212 310 1919) hafta içi her gün çalışma saatlerinde telefon açın, China Southern’ın da zulümden çekildiğini hatırlatarak onlardan çekilme için tarih isteyin. Protesto gösterilerine destek verin, sokaklara yazılar yazarak ve #boykotAirFranceKLM hashtag’iyle boykotu çevrenize yayın.”

Peki, sizin hiç bu firmalardan birisiyle uçtuğunuz oldu mu? Ben üniversite yıllarımda, sayısız defa KLM ile uçtum. Diğer firmalara göre genelde daha ucuz olan bu firmayı bir gün boykot edeceğim aklıma hiç gelmezdi. Hosteslere, “Coffee, please” diye gülümsediğim saniyelerde, uçağın kapkaranlık kargosunda kafeslere tıkılmış maymunlar mı vardı?

mAYMUN_DENEY

Onları Amerika’ya mı götürmüşlerdi? Amerikan ordusu üzerlerinde silahlarını mı denemişti?

En sevdiğiniz nemlendiriciyi onlara zorla yedirip, losyonun onları ne zaman zehirleyeceğini mi test etmişlerdi? Ya da hep kullandığınız o deterjanı mı içirmişlerdi?

Hangi aşıyı test etmek için hangi hastalık minik bedenlerine iğnelerle enjekte edilmişti?

Hayvanların çığlık sesleri arasında nasıl oluyordu da o doktorlar deney yapmaya devam edebiliyordu?

Günler, haftalar, aylar süren işkence deneylerinin sonuçları bilim dergilerinde yayınlandığı zaman, “başarı”larını(!) bunu en yakın barda arkadaşlarıyla şarap içerek mi kutluyorlardı?

Bizim böyle eylemlerle uğraşmıyor olmamız gerekmez miydi? İnsan, vicdanı olan bir varlık değil miydi?

Tanrı neredeydi?

Nişantaşı’nda o gün, maymun kostümü içinde, yere yatıp onların bu işkence odalarında yaşadıklarını canlandırmaya çalışırken bunları düşündüm.

Yılda yaklaşık 100 milyon hayvan deney odalarında işkence görüyor. Üstelik Amerikan Gıda ve ilaç Dairesi, ilaçların insanlar üzerinde güvenli ya da etkili olup olmadığını test etme konusunda hayvan deneylerinin başarısızlık oranının %92 olduğunu söylüyor. Ve hayvanları kullanmadan tıbbi araştırmalar yapmak mümkün.

O masum hayvanların çektiklerini gerçekten anlamamız hiçbir zaman mümkün olmayacak. Ama deney görüntülerini izleyebilir, hissetmeye çalışabiliriz. Earthlings (Dünyalılar) filminin bir bölümü tıp ve hayvan deneyleri gerçeğine ayrılmış. Filmi izlemek şüphesiz zor gelecek. Ağlatabilir, öfkelendirebilir, şok edebilir ve insanlıktan soğumanıza neden olabilir. AIR FRANCE ve KLM’nin hayvanları nerelere götürdüğünü göreceksiniz. Her hayvan hakkı savunucusu bu süreçlerden geçer. Ancak şu soru sormaya değer:

Gerçeklerle yüzleşmezsek, onları nasıl değiştirebiliriz?

Bu sabah kafamda türlü sorunun ağırlığı ile yürürken, deneyden kaçmaya çalışan o biggle cinsi köpeğin çığlıkları aniden bir ıslık sesi ile bölündü. Arkamı döndüğümde, karşı kaldırımda biggle cinsi köpeğiyle sabah yürüyüşüne çıkmış bir kadına ıslık çalan bir adam gördüm. Ya da belki köpeğe ıslık çalıyordu. Bilmiyorum. Köpek adamı görünce heyecanlandı, kuyruğunu sallamaya başladı. Mutluydu.

Biggle_experiment

Tek merak ettiğim, hayvan deneylerine kurban edilen o biggle, neden o karşı kaldırımdaki biggle kadar şanslı değildi?

* Yeryüzüne Özgürlük Derneği 26 Nisan Dünya Deney Hayvanları Günü’ne kadar her cuma ve cumartesi, 18:00-21:00 arası Taksim’de, Galatasaray Lisesi önünde stand kurup İstanbul’luları bilgilendirecek ve hayvan deneyleri görüntülerini izletecek.

 Daha fazla bilgi ve mücadeleye katılmak için:

http://yeryuzuneozgurluk.blogspot.com.tr/

https://www.dropbox.com/s/r50zuhdajxbmeg6/brosur_a5_booklet.pdf

www.cehennemegidenyol.com

veganblogg.wordpress.com/2010/12/30/hayvan-deneyleri-bilimsel-aldatmaca/

Türkçe altyazılı olarak Dünyalılar filmini izlemek için:

http://www.belgeselgunlugu.org/2013/09/dunyallar-earthlings.html

Selen Yıldız

 

Selen Yıldız

[email protected]

twitter.com/selenyildiz808

Mersin Kompostana Ekoyaşam Merkezi’nde “Ot Şenliği”

Çukurova Ekolojik Yaşam Okulu’nun (ÇEYO) 11 – 12 Ocak 2014’de Buğday’ın eğitimi ile başlayan macerası gelişerek, serpilerek, her eğitimde biriktirerek devam ediyor. ÇEYO’nun, 3. eğitim mekanı 6 Nisan Pazar günü eğitimcisi Huriye Kara’nın Mersin Çeşmeli’de bulunan Kompostana Ekoyaşam Merkezi oldu.

3. Ders Ot Şenliği

 

Kompostana Huriye Kara, otları anlatıyor (Foto: Alper Tolga Akkuş)
Kompostana Huriye Kara, otları anlatıyor (Foto: Alper Tolga Akkuş)

Kompost uzmanı emekli akademisyen Huriye Kara tarafından verilen eğitimlerde artık iş tohumdan başlayan çalışmaların meyvalarından nasiplenmeye gelmiş olacak ki 3. eğitimde konu, “Ot Şenliği” olarak belirlendi. Ekoyaşam Merkezi’nin çevresinde toplanan otlardan yapılan “41 Kere Maşallah Çorbası”nı şifa niyetine içerek ve Çeşmeli’li köy kadınlarının merkezin içinde bulunan tandırda hazırladıkları sıkmaları yiyerek güne başlayan ÇEYO öğrencilerini bu ziyafetin ardından “41 Kere Maşallah Çorbası”nın nüvesini oluşturan 41’den çok daha fazla ot çeşidi hakkında bilgilenmek bekliyordu.

Huriye Hoca’nın Ot Şenliği için hazırladığı slaytlar eşliğinde öğrenciler çorbanın içine katık edilen otları, o otların özelliklerini, kullanım şekillerini, hangi sağlık sorununa deva olabileceklerini, latince ve -eğer varsa- yerel adlarını öğrendi.

Not alabildiğimiz kadarını siz Yeşil Gazete okurları ile de paylaşalım;

41 Kere Maşallah Çorbası (Foto: Mustafa Güçlü)
41 Kere Maşallah Çorbası (Foto: Mustafa Güçlü)

41 Kere Maşallah Çorbası Otları

* Stelleria Media (Cücü Barsağı)

* Arum Dioscoridis (Tırşik)

* Peganum Harmola (Üzerlik Otu)

* Onopordum İllyricum (Kangal)

* Vinca Rosea – Catharantus Roseus (Süs Bitkisi)

* Asparagus acutifolius (Demirdelen)

* Anchusa Aurea (Sığırdili)

* Similax Aspera L (Sincar – Gıcır Dikeni – Melocan)

* Plantaginaceae (Kırksinir Otu)

* Ruscus Aculeatus (Tavşan Topuğu)

* Hatmi Çiçeği

* Kırtmaç

* Aloavera

* Origanum Syriacum L (Eşek Reyhanı, Kara Evrek, Enme ya da Elma Otu)

* Lugiminosale (Mürdümük Yandak)

* Pyrasium Manus (Kum Beyazı)

Otlara Bitkilere Yerel İsim Kondurmak

ÇEYO öğrencileri Huriye Hoca'yı can kulağı ile dinliyor
ÇEYO öğrencileri Huriye Hoca’yı can kulağı ile dinliyor (Foto: Alper Tolga Akkuş)

Kompostana Huriye Hoca henüz yerel ismi bulunmayan otlar için ise ÇEYO ekibine uzun vadeli bir ödev vermeyi de ihmal etmedi. Kendi oğlu Ilgar’ın çocukluğunda çiftlikte onunla birlikte otlar içinde koşturmayı çok sevdiğini aktaran Kara, çorbamızın içinde bulunan Kum Beyazı‘nı isimlendiren kişinin oğlu Ilgar‘ın ta kendisi olduğunu belirtti ve ÇEYO ekibinden de çocukları ve torunlarına bu bilgiyi aşılayarak yeni yeni isimlere kapı açmasını salık verdi

Sıra Geldi Otları Kendimiz Keşfetmeye

Otları teorik olarak öğrendikten sonra sıra geldi pratiğe (Foto: Onur Özer)
Otları teorik olarak öğrendikten sonra sıra geldi pratiğe (Foto: Onur Özer)

41 Kere Maşallah Çorbalı ve Sıkmalı kahvaltının ardından çorbaya çeşni katan otlar hakkında teorik bilgiler edinen ÇEYO öğrencilerini şimdi dersin sahaya çıkmak, diğer adı Dedem Molla Memet Çiftliği olan Kompostana Ekoyaşam Merkezi’nin geniş çayırlığında otlar birebir tanıma kısmı bekliyordu.

Hepbirlikte eğitmenleri Huriye Hoca’nın peşinde çiftliğin bahçesine yayılan Mersin ve Adanalı ekolojistler az önce haklarında bilgi edindikleri otları gördüler, onlara dokuındular, kokladılar, ekolojiyi kendi hayatlarının içerisine taşıdılar.

ÇEYO (Çukurova Ekolojik Yaşam Okulu)  3. Eğitiminden Kareler

ÇEYO Kronolojisi

1) Adana ve Mersin iki tam gün Buğday’ın ekolojik yaşam eğitimi ile yoğruldu – 15 Ocak 2014

2) Çukurova Ekolojik Yaşam Okulu (ÇEYO) mesaisine Mersin’de başladı – 17 Şubat 2014

3) Adana, ikinci eğitim için ÇEYO (Çukurova Ekolojik Yaşam Okulu) öğrencilerini ağırladı – 28 Mart 204

 

Fotoğraflar: Sena Kara, Mustafa Güçlü, Onur Özer, Alper Tolga Akkuş

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Benim Filmmorum – Mersin Kadın Emeği Kollektifinden Özgecan

12. Uluslararası Gezici Filmmor Gezici Kadın Fimleri Festivali’nin geçen hafta uğrağı Mersin idi. Bu haftasonu Adana’da konaklayacak Filmmor’u Mersinli kadınlara sorduk. Kadın Emeği Kollektifi’nden Özgecan kendi filmmor’unu anlattı

* * *

14 filmmor adana

Filmmor, erkek egemen film endüstrisinde yıllardır kadının var olamaması ve cinsiyetçi bir medyaya karşı ortaya çıkan bir kooperatif. Bizler de bu sinema endüstrisi ve medyaya doğmuş kadınlarız. Bir kadın film yapmak istediğinde, bir ürün ortaya koymak istediğinde erkeklere oranla desteklenmemesi ve belki de bunun sonucunda vazgeçmesi böyle bir kooperatifin varlığını bizim için önemli kılıyor.

2 günlük film gösterimleri boyunca sadece kadınların gözünden kurmaca ve belgeselleri izlemek heyecan vericiydi. “Pedallar ve Topuklar” belgeselinde genel lügata “bayan şoför” olarak yerleşen hiç de azımsanmayacak sayıdaki “kadınların” otobüs şoförü olarak çalıştıklarını ve bu işi en iyi şekilde yerine getirdiklerini. “Kıyı kıyı” belgeselinde sandalcılık yapan, erkek tabiriyle “güçsüz” kadınların bu mesleklerinin dışında daha ne güçlüklerin altından kalktıklarını gördük.  “Koltuk” filminin Meryem’inde hepimiz kendimizden bir şeyler bulduk. Ve dahası bunları Mersin’de tanıdığımız, tanımadığımız birçok kadınla birlikte yaşadık.

15 filmmor...

Film festivallerinin çok az uğradığı Mersin’de belki de kooperatif olması itibari ile en önemli festivallerden biri olan Filmmor’u ağırlamaktan çok büyük mutluluk duyduk. Güldük, eğlendik, heyecanlandık, duygulandık, düşündük, tartıştık  …

Katılan ve destek olan herkese teşekkür ederiz.

Küçük bir anekdot : Bayan değil, KADIN!

özgecan

 

Mersin Kadın Emeği Kolektifi’nden Özgecan

Aramızda bir Dünyalı var – Mercan Uluengin

Geçen aydan beri dergi raflarında gizlenen bir Dünyalı var. Rastladınız mı?

Dünyalı, Bir Dolap Kitap yazarlarının zihninde uzun süre piştikten sonra, Tudem Yayınları aracılığıyla hayat bulan, aylık bir genel kültür dergisi. 8 yaş üzeri herkese hitap ettiği için “çocuk dergisi” deyip geçmiyoruz kendisine.

12 dunyali1Çocuk dergilerinden beklediğimiz şeyler zaten var Dünyalı’da. Çizgi romanlar, öyküler, bulmacalar, el işi etkinlikleri, dudak uçuklatan bilgiler, kültür-sanat sayfaları… Fazladan, birer Dünyalı olduğumuzu, Dünya’nın bizim evimiz olduğunu hatırlamamıza yardımcı olan bir bakış açısı var. Ve biz Dünyalıların yaptığı şeylere bazen kaşlarını kaldırarak, bazen kafalarını kaşıyarak, bazen hafif alay ederek, kimi zamansa heyecanlanarak, sevinerek, şaşırarak bakan sevimli Uzaylılar…

Dünyalı Dergi’de ayrıca her ay bir konu masaya yatırılıp derinlemesine inceleniyor. Mart ayının dosya konusu, “Demokrasi ve Seçimler”di. Pek çok anne-baba, seçim denen o ne idüğü belirsiz şeyi çocuklarına anlatmakta Dünyalı’dan yardım aldı.

Nisan ayının dosya konusu ise “Reklam” oldu. Yıldıray Karakiya ile beraber hazırladığımız dosyada şu soruları cevaplamaya çalıştık: Reklam nedir? Nasıl işler? Ne işe yarar? Reklamlar olmasaydı ne olurdu? Ya tamamen gerçeği söyleselerdi ne olurdu? İsteklerimizle ihtiyaçlarımızı ayırt etmek o kadar kolay mı?

Dünyalı Dergi’yi şimdilik bu ekibin (Link: dunyalidergi.com/dunyalilar/) katkılarıyla hazırlıyoruz. Yeni fikirlere, yorumlarınıza her zaman açığız.

Dünyalı Dergi’nin bir web sitesi (dunyalidergi.com/), blogu (dunyalidergi.com/blog/) ve Facebook sayfası da var (facebook.com/DunyaliDergi).

Bekleriz.

12-Mercan-Uluengin1

 

Mercan Uluengin

www.zehirsizev.com

Go: Bilginlerin değil, Bilgelerin oyunu –

Kendine has adabıyla, felsefesiyle, estetiğiyle ve entelektüelliğiyle bilginlerin değil, bilgelerin oyunudur Go. Hayatı yansıttığı söylenir, bir de oynayan kişinin karakterini tahtaya döktüğü. Her Go oyuncusu bilir ki bu söylenenlerin ikisi de doğrudur. Karşındaki hayatta hırsları olan biri mi yoksa akışına bırakan biri mi? Aceleci mi yoksa hedefine yavaş yavaş gidenlerden mi? Barışçıl mı savaşçı mı? Sakinliği mi seviyor adrenalini mi? Hepsini bir oyunda anlarsınız, tahta aynasıdır oyuncunun. En güzeli rakibinizle birlikte kendinizi de gözlemlemenizdir. Yenildiğinizde yüzünüzün aldığı şekilden utanırsınız bazen, törpülemek istersiniz bu yönünüzü. Zaman içinde değişiminize yine tahta üzerinde tanık olursunuz. Uzunca bir süre geçtikten sonra idrak edersiniz ki, önemli olan sonuç değil, ortaya keyifli bir oyun çıkarmaktır, her iki taraf için de. Tıpkı hayat gibi, dedik ya hayatı yansıtır diye!

Tarihçesi ve Kuralları

7 go...

Uzak Doğu kökenli bir zekâ oyunu olan Go’nun 4000 yıl öncesine dayandığı tahmin ediliyor. Çin’de ortaya çıkan oyun Japonya ve Kore’de daha popüler günümüzde. Çıkış noktasıyla ilgili farklı iddialar var. Bunlardan biri, yarı efsanevi Çin İmparotoru Yao’nun oğlu Tan Chu’ya disiplin, konsantrasyon ve dengeyi öğretmek için bu oyunu cennetten yeryüzüne indirdiği. Bir başka iddia ise oyundaki çevreleme mantığının Çinlilerin büyük hayvanları avlarkenki kuşatma taktiğinden türediği. Çıkış noktalarından da anlaşıldığı üzere Go stratejiye dayalı, konsantrasyon ve dikkat gerektiren bir oyun.

Gelelim kurallarına. Hep kullandığımız bir motto vardır: Go’da kuralları öğrenmesi on dakika, oyunda ilerlemesi ise bir ömür sürer. Gerçekten de öyledir. Go belki dünyanın en basit kurallarına sahip, dünyanın en karmaşık oyunudur. Boş tahtaya siyah ve beyaz taşların sırayla konmasıyla oynanır. Amaç tahta üzerinde en fazla alanı kaplamaktır. Kyu ve dan şeklinde ifade edilen seviyelendirme sistemine sahiptir ve zamanla, oynadıkça, emek verdikçe ilerlemek mümkündür. İlk başta ying yang gibi iç içe girmiş şekilleri zamanla birbirinden ayırt eder, tıpkı sayıların arasına gizlenmiş şifreleri çözer gibi çözersiniz oyunu. Bu açıdan gizemlidir bana göre. Oyunu hiç bilmeyen birinin gördüğünden farklı görürsünüz tahtayı. Sizin yarattığınız, size özel bir manzaradır ortaya çıkan.

Go’nun Adabı

6 goBana kalırsa işin en etkileyici taraflarından biri oyunun adabıdır. Ee, ne de olsa oyunumuz bir Uzak Doğulu! Nezaket kuralları kesin uyulması gereken kurallar olmamakla birlikte önemlidir Go’da. Oyuna başlamadan rakibinize ‘iyi oyunlar’ dersiniz ve sağ üst köşeye hamle yaparak başlarsınız ki böylece hafifçe eğilerek rakibinize saygınızı göstermiş olun. Oyun boyunca bir Zen ustası edasıyla oyuna odaklanır, adeta meditasyon halindeymiş gibi sakince yaparsınız hamlelerinizi. Tahtada ölseniz de öldürseniz de duygularınızı dizginler, oyun sonuna dek her şeyin değişebileceğini aklınızda tutarsınız. Üstelik yüzünüzde beliren en ufak bir gülümseme ya da üzüntü ifadesi rakibinizi etkileyebilir. Oyunu kaybettiğinizi anlarsanız iki taşı birden tahtaya koyarak oyunu terk edersiniz. Eğer fark az görünüyorsa sonuna dek oynar, oyun bitince alanları sayarsınız. Kazansanız da kaybetseniz de rakibinize teşekkür eder, elini sıkarsınız. Önemli olan kazanmak değil, oyundan keyif almaktır.

Türkiye’de Go

TGOD (Türkiye Go Oyuncuları Derneği) ile çeşitli üniversitelerin Go kulüpleri her yıl ülke çapında bireysel, eşli ve takım turnuvaları düzenler. Bu turnuvalara her seviyeden oyuncu katılabilir. Turnuvalar Go oyunundan keyif almak, diğer oyuncularla tanışmak, zaman zaman turnuvalara misafir olan dünya çapında oyunculardan ders almak ve oyunda ilerlemek için benzersiz ortamlardır. Ayrıca çeşitli illerde haftanın belirli günleri Go buluşmaları düzenlenir.

9 go...

İstanbul’da kurulmuş olan İstanbul Go Okulu, çocuklara ve yetişkinlere Go öğretmek, ekipman ve yazılı kaynakları temin etmek, turnuvalar organize etmek ve tanıtım faaliyetleri ile Go’nun bilinirliğini artırmak gibi faaliyetleri yürütür. Buna ek olarak eğitmen programları ve iş dünyasına yönelik atölyeler düzenler.

Türkiye 2014 turnuva takvimi:

http://www.tgod.org.tr/genel/2014-faaliyet-takvimi

Yazıyı bitirmeden önce Go’yla ilgili birkaç ilginç nota yer vermek istiyorum:

  • Go dünyanın bilinen en eski zekâ oyunudur.
  • Go, bilgisayar programlarının insanı yenemediği tek oyundur.
  • Go’ya rastlayabileceğiniz filmler: Akıl Oyunları, Pi, Hikaru No Go (Anime)
  • Go’ya rastlayabileceğiniz kitaplar: Shibumi, Go Oyuncusu
  • Go’da yapılan iyi hamlelere ‘kulak kızartan hamle’ denir ve hikâyesi şöyledir:

Kulak Kızartan Hamle

10 goOlay 25 Temmuz 1846 tarihinde Japonya’da geçer. Oyunun henüz orta aşaması olmasına rağmen herkes 17 yaşında ve 4 dan seviyesindeki Shusaku‘nun , neredeyse 50 yaşında, 8 dan seviyesinde ve Inoue Hanedanı’nın lideri konumunda olan Gennan karşısında oyunu kaybedeceğini düşünür. Oyunu izleyen Gennan’ın öğrencileri de Gennan’ın oyunu kazanacağından emindir. Ancak oyunu izlemekte olan bir doktor Gennan’ın oyunu kaybedeceğini düşünür. Israrlar üzerine yaptığı açıklamada: “Go oyunu hakkında çok fazla bilgim yoktur ama tıbbi bilgilerim fena değildir. Shusaku’nun 127 numaralı hamlesinin hemen ardından Gennan her ne kadar sakin gözükse de kulakları birden kızardı ki; bu da panik halindeki bir insan vücudunun doğal tepkisidir. Siyah seçkin bir hamle oynamış olmalı ve Beyaz da onunla başa çıkma konusunda fazlasıyla zorlanmış olmalı. Buradan hareketle Siyah’ın oyunu kazanacağı konusunda karar kıldım.” der.

Aslında Go’yla ilgili söylenecek daha çok söz var lakin ben kapıyı hafifçe araladım, geri kalanını ilgi duyanların merakına bırakıyorum. Hayatına yeni bir uğraş katmak isteyenler, sizi şu tarafa alalım. İçinde heyecan ve sükûnet, sadelik ve kargaşa, savaş ve barış, siyah ve beyaz, ying ve yang olan bir dünyaya, kısacası hayatın ta kendisine hoş geldiniz!

Gonca Mine Çelik

 

 

 

Gonca Mine Çelik

 

Mandıra Filozofu adlı bir film – Dr. Cihan Erdönmez

Charles Darwin’in bilim ve sanatın toplumdaki rolü üzerine söylediği sözü bilmeyen yoktur. Hani şu bilim ve sanatı bir kuşun iki kanadına benzettiği söz. Bana kalırsa, esasen fen bilimleri ile uğraşan bir bilim adamının toplumsal konularla ilgili böylesine muhteşem bir sözün altına imza atmış olması, o bilim adamının ne kadar keskin bir gözlem ve sentez yeteneğine sahip olduğunun açık kanıtı.

Uzun zamandır ben de bilim ve sanatın genel olarak toplumdaki özelde ise ülkemizdeki rolü üzerine kafa yoruyorum. Yaşamımın epey bir bölümü, niteliksel olarak birbirinden farklı akademik kurumların içerisinde geçti ki, bunların içerisinde hem ülkemizin en eski üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi hem de çok daha küçük vakıf yükseköğretim kurumları var. Bu kurumlardaki gözlemlerime dayanarak ve maalesef üzülerek söylüyorum; akademik dünya misyonunu algılamak açısından Darwin’in oldukça gerisinde kalmış durumda. Bu durumu açıklayabilecek pek çok argüman ortaya konulabileceği gibi, istisna niteliği taşıyan pek çok akademisyenin de hakkını yememek lazım.

Yazının yazılış amacı akademik dünyaya mercek tutmak değil. Hem bu yüzden hem de daha fazla akademisyenin hışmını çekmemek amcıyla kuşun öbür kanadına geçmek istiyorum. Adı “sanat” olan kanada. Açıkçası benim geleceğe ilişkin umutlarım sanata dair. Özellikle ülkemiz açısından.

Kişisel olarak ben ekonomik büyüme konusuna çok fazla önem veren birisi değilim. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, eşitlik ve adalet ile çevre konularına yeterince önem veren toplumların ekonomik büyüme olmadan da gelişmiş toplum olabileceğine inanırım. Daha da ileri giderek, önem verdiğim bu konulardaki çürümenin temel nedenlerinin başında ekonomik büyüme kaygılarının geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Benim bunları söylüyor olmam, elbette bir önem ifade eder. Ama asıl önemli olan bunları toplumun geniş kesimlerine aktarabilmek. Tam da bu noktada sanat bir adım öne çıkıyor bana kalırsa.

Bir adım öne çıkıyor, çünkü sanatın toplumların vicdanına, toplumların yüreğine dokunabilmek gibi bir ayrıcalığı var. Bilimin ağır, güvenlikçi, kesinlikçi ve risksiz anlayışına karşın sanatın hızlı hareket edebilme, hissetme, tepkisel olma ve risk alabilme özellikleri yahut başka bir söyleyişle avantajları var.[1] Örneğin Aldo Leopold’un geliştirdiği toprak etiği kavramını anlamak ve özümsemek için yüzlerce bilimsel eser sayfasının arasında kaybolmanız gerekebilir ve yine de bu kavramı içinizde hissetmeyebilirsiniz. Oysa ozan Aşık Veysel’in sazından küçük bir melodinin eşlik ettiği bir dize size her şeyi tatminkar bir şekilde açıklayabilir:

Benim sadık yârim kara topraktır

Demem o ki, günümüz Türkiye’sinde sanatın ve sanatçının rolü, ister insan hakları ihlalleri ve özgürlük kısıtlamaları söz konusu olsun isterse doğanın bozulması, çok ama çok önemli ve önceliklidir. 4 Nisan’da gösterime giren “Mandıra Filozofu” adlı filme daha ilk gününde, biraz da bu duygu ve düşüncelerle gittim. İçimde tuhaf bir merak duygusu vardı. Acaba film izleyicilere, topluma bazı net mesajlar iletebilecek yeterlikte miydi? Yanıtı filmin senaryosunda ancak iki satırlık yer kaplayacak bölümde aldım. Mustafa Ali (Müfit Can Saçıntı) ile onun toprağını satın almak isteyen işadamı Cavit (Rasim Öztekin) arasında geçen beş saniyelik bir diyalogdu bu:

Cavit – Toprağını satın almak istiyorum.

Mustafa Ali – Neden?

5 Mandıra-Filozofu-27...

Bu kadar basitti aslında sormamız gereken soru: Neden?

Neden toprağın sahibi olmak isteriz? Neden onu alınıp satılacak bir mal haline dönüştürürüz? Ve neden ona sahip olmakla yetinmeyip etrafına yüksek duvarlar örerek, bencil bir çocuğun oyuncağına sarılması edasıyla onu diğer bütün canlılardan ayırmaya, koparmaya çalışırız?

Film bittiğinde hep o soru sözcüğü dönüyordu zihnimde; Neden?

Almak istediğini, aradığını almış birisi olarak mutlu ayrıldım salondan. Filmin geri kalan bütün kısımları teferruattı benim için. Denizle ormanın buluştuğu koydaki müthiş manzaralar, küçük bir Ege köyünün ve köylüsünün kendine has hoşlukları, mutluluk-teknoloji-minibüs üçlemesiyle yapılan taşlama, salonu gülmeye odaklanmış olarak dolduracak izleyicileri tatmin etmek amacıyla senaryoya serpiştirilmiş Ege küfürleri, geleneksel ve doğa tabanlı tedaviyle modern tıbbın buluşturulduğu sahneler vs. “Neden” sorusunun yanında bunların hiçbir önemi kalmamıştı benim için. Ben alacağımı almıştım.

Tavsiye eder miyim izlemeyenlere? Kesinlikle. Ama tek derdiniz gülmekse, Recep İvedik’in bilmem kaçıncısı da hala gösterimde.

Bu arada, nihayetinde ticari bir filmdi izlediğim. Bu yüzden, verdiği mesajla çeliştiği bölümler gözümden kaçmadı sanmayın. Örneğin filmin adı. Mandıra Filozofu. Çocuklar Duymasın dizisinde yakalanmış olan başarının gişeye dönüştürülmesi amacıyla isimden taviz verilmemiş, hayvanların birer et ve süt deposundan başka hiçbir anlamlarının olmadığı “Mandıra” sözcüğüyle afişler süslenmişti. Filmin finali de vermek istediği mesajla taban tabana zıt bir içeriğe sahip ki, izlemeyenlerin merakını öldürmemek için detayına girmiyorum. Yine de “neden” sorusuyla benim çektiğim çıtanın üstünden sıçramayı başardı Mandıra Filozofu.

Yeri gelmişken, yıllardır görüşmüyor olmama rağmen, çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda bitişik evlerde oturup aynı liseye gittiğim arkadaşım Müfit Can Saçıntı’nın sanat yolunda verdiği emeklerin karşılığını alıyor olmasını görmekten dolayı onun adına son derece mutlu olduğumu söylemeyi de ihmal etmemem gerekiyor. Umarım bu durum beni, filmi değerlendirirken üstünde kalmaya özen gösterdiğim objektivite yolundan saptırmamıştır.


[1] Elbette bilimin de sanata karşı bazı üstün özellikleri var. Bunları atladığım sanılmasın. Yalnızca bu yazıda merceği sanata yöneltmek istiyorum, hepsi bu.

35-Cihan-Erdönmez1-150x150

 

 

Dr. Cihan Erdönmez

Ankara’daki ağaç katliamına suç duyurusu

Türkiye Barolar Birliği (TBB) 7 Nisan 2014 tarihinde gece yarısı saat 03.00′te Ankara Macunköy’de bulunan Devlet Tiyatroları İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nin bulunduğu arazide ağaçların sökülmesi ve kamu binasına zarar verilmesiyle sonuçlanan baskın nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Ankara Macunköy’de yer alan Devlet Tiyatroları (DT) İrfan Şahinbaş atölye sahnesinin bulunduğu alandaki ağaçlar, kümes ve mutfak atölyenin yanında yapımı devam eden inşaatın görevlileri tarafından iş makinaları ile gece yarısı ani bir baskınla talan edilmişti.

İrfan Şahinbaş Atölyesi’nin olduğu Macunköy’deki tesiste yer alan 400′e yakın ağaç ve çalı türü, Mart ayı başlarında yine gece yarısı operasyonuyla kökünden sökülerek zarar verilmiş, tiyatrocular, hukuksuz olarak nitelendirdikleri daha önce yapılan gece yarısı baskının ardından çadır kurarak nöbet tutmaya başlamıştı.

(Diken)

Antimilitarizmle ilgili bilmek istediğiniz her şey bu panelde

Pazar günü Cezayir toplantı salonunda vicdani ret, militarizm ve antimilitarizmle ilgili konuların konuşulacağı bir toplantı gerçekleşecek. ‘Vicdani Ret, Mecburi Askerlik, Askeri Yargı, TCK 318, Militarizm/Antimilitarizm’ başlıklı panelde, konuşmacı sunumlarının yanı sıra katılımcıların da konuyla ilgili merak ettiklerini cevaplamak amaçlanıyor.

Program şöyle: 

11:00 Askere Gitmeyin çünkü… Sivil itaatsizlik eylemi ve kitabı

Mehmet Ali Başaran – Pelin Batu

11:15 I. Panel: – Vicdani Ret – Mecburi Askerlik – Askeri Yargı – TCK 318

Moderatör: Nebiye Arı

Panelistler: Kemal Şahin – Ömer Faruk Eminağaoğlu – Tolga Şirin – Ümit Kardaş

12:15 Sormak istediğiniz her şey (Panelistler – Basın – İzleyici)

13:05 Ara (Antimilitarizme Göz Kırpan Şarkılar – Naim Dilmener)

13:30 Militarizm/Antimilitarizm

Modernizm içinde bir tektipleştirme ve itaat ettirme mekanizması olarak tüm toplumsal alanlarda militarizm – Taha Parla

Modernist militarizm, post-modernizm ertesi ideolojinin ölümü ve anti-militarizm- Ali Akay

Postmodernizm ertesi anti-militarist talepler, Gezi’nin nüvesi ve modernist eklemlenme – Gündüz Vassaf

14:15 TC’de militarizm, mecburi askerlik, şehit kültü ve vicdani ret tarihi ve algısı-Ayşe Hür

Coğrafyanın ilk toplu vicdani reddi / Ezidiler – Azad Barış

15:00 – II. Panel – Militarizm Her yerde

Moderatör: Nil Mutluer

Ataerki ve Militarizm – Aslı Erdoğan

Dinler ve Militarizm / Kuran ve Vicdani Red – Saim Yepren

Eğitim ve Militarizm – Serdar Değirmenioğlu

Heteronormasyon ve Militarizm – Kürşad Kahramanoğlu

Militarist bütçeler ve vergi – İsmet Akça

Militer yöntem – psikiyatrik etki – Doğan Şahin

Siyaset, Örgütlenme ve Militarizm – Fatmagül Berktay

Türcülük ve Militarizm – Güray Tezcan

17:00 Sormak istediğiniz her şey (Panelistler – Basın – İzleyici)

17.50 Bitiş (Gitmek istediğiniz her yer -Olay bitti, dağılırken uygun adım şart değil)

(Yeşil Gazete)