Ana Sayfa Blog Sayfa 3982

Vermont’ta GDO’lu gıdayı bilme hakkı kabul edildi

Genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO) gıda üretiminin yüksek olduğu ABD’de gıda sağlığı açısından önemli bir gelişme yaşandı. Ülkenin en küçük eyaletlerinden biri olan Vermont’ta kabul edilen yasa gereği artık gıda şirketleri sattıkları ürünün GDO’lu olup olmadığını paketine yazmak zorunda kalacak.

Vermont’ta yaklaşık on senedir kabul ettirilmeye çalışılan yasa tasarısı geçtiğimiz çarşamba (24 Nisan) eyalet meclisinden geçti.

GDO karşıtı eylemden bir pankart. 'Monsanto, madem ürünlerinle bu kadar gurur duyuyorsun, neden etiketeyazmıyorsun?
GDO karşıtı eylemden bir pankart. ‘Monsanto, madem ürünlerinle bu kadar gurur duyuyorsun, neden etikete yazmıyorsun?

GDO varsa ‘doğal’ yazılamayacak

1 Temmuz 2016 tarihinden itibaren geçerli olacak yasaya göre; Vermont’ta satılacak gıdaların yüzde 0.9’undan fazla GDO bulunması durumunda etikete ‘genetik mühendislik’ yapıldığı belirtilecek. Ayrıca GDO ibaresi düşülmüş gıdalarda ‘doğal‘ ibaresi kullanılamayacak. Bunun yanında yasa GDO’yla beslenmiş hayvanlardan sağlanan süt, yumurta ve et için GDO etiketi öngörmüyor.

23 eyalet sırada

ABD’de GDO etiketi zorunluluğu getiren ilk yasa Vermont’tan çıkmış olsa da devamının geleceği tahmin ediliyor; zira ülkedeki 23 eyaletin meclisinde kabul edilmeyi bekleyen 62 GDO etiketi yasa tasarısı var.

Yasanın kabul edilmesi GDO karşıtları tarafından’zafer’ olarak değerlendirildi; gıda ve tarım endüstrisi grupları ise pek mutlu değil. Diğer eyaletlerdeki yasa tasarılarının kabul edilmemesi için yoğun lobi faaliyeti yürüten endüstri grupları kararın ‘yanlış bir bilim anlayışıyla kabul edildiği ve tüketiciye zarar vereceği’ iddiasında.

Gıdaların yüzde 80’i GDO’lu

ABD’de üretline mısır ve soya fasulyelerin büyük bir kısmında GDO bulunuyor. Gıda şirketlerinin tahminine göre ülkede tüketilen paketlenmiş yiyeceklerin yüzde 80 bir şekilde GDO bulunduruyor.

(permaculturenews.org/ WSJ/ Yeşil Gazete)

20 gün önce Bakanlığa sunulan Akkuyu 2. ÇED raporu hala açıklanmadı

Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) Elektrik Üretim A.Ş., Mersin’de yapmayı planladığı Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne ilişkin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu’nu ikinci kez Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sundu. 7 Nisan’da Bakanlığa sunulmuş olan raporla ilgili kamuoyuna henüz bir bilgi verilmiş değil. ‘Ekoloji Kolektifi Derneği‘, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bilgi edinme kapsamında yaptıkları başvuruya rağmen raporla ilgili bilgi verilmediğini  açıklayarak raporun yayınlanması çağrısında bulundu.

ac210d519b174a89a3790d05bc7eac66

Mersin’in Gülnar ilçesi Büyükeceli beldesi Akkuyu mevkiinde yapılması planlanan Türkiye’nin ilk nükleer santraline ilişkin ÇED Raporu, Akkuyu NGS A.Ş. tarafından 9 Temmuz 2013 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunulmuştu. Ancak Bakanlık, 3 bin sayfanın üzerindeki raporu ‘şekil ve içerik’ yönünden eksik bularak 15 Temmuz 2013’te şirkete iade etmişti.

Akkuyu NGS A.Ş., geçtiğimiz günlerde yeni ÇED raporunun Bakanlığa verildiğini açıkladı. Açıklamada, ekim ayında yapılan ÇED Raporu’na ilişkin 1. İnceleme Değerlendirme Komisyon Toplantısı’nda (1.İDK) , ‘üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının da görüşlerini dile getirdiği ve yeni ÇED raporunda bu görüşlerin dikkate alındığı’ söyleniyordu.

Aralarında TEMA, Yeşil Barış Derneği, Greenpeace, Türk Tabipleri Birliği gibi sivil toplum kuruluşlarının bulunduğu bu toplantıya katılan Ekoloji Kolektifi Derneği, geçtiğimiz günlerde bir açıklama yayınladı ve Akkuyu NGS A.Ş. basın bölümü tarafından medyaya servis edilen haberlerin ‘şeffaf ve katılımcı’ bir süreç devam ediyormuş algısı yaratmaya çalıştığını savundu. Açıklama şöyle:

‘Akkuyu süreci kamuoyundan gizleniyor’

‘Yayınlanan haberin aksine Akkuyu NGS süreci, kamu kurum ve kuruluşlarınca, kamuoyundan gizlenmektedir. Sürece ilişkin bilgi ve belgelere erişim hakkı, İdarelerin, yasal dayanaktan yoksun gerekçeleri ile kısıtlanmaktadır. Sürece ilişkin bilgi ve belgeler kamuoyundan saklayan kamu organları; şirketin gerçek dışı açıklamaları ile kamuoyunun yanıltılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle, yayınlanan haberdeki maddi hataları ve manipülasyonu düzeltmek ve kamuoyunu bilgilendirmek istiyoruz.

Nükleer santrali yapmayı planlayan Rusya Nükleer Kamu Şirketi Rosatom geçtiğimiz aylarda, Nisan-Mayıs aylarında ÇED Olumlu kararı almayı, inşaata başlamayı hedeflediklerini belirtmiştir. Ancak, Bakanlık tarafından, bu hususta bir açıklama yapılmamıştır.

‘İDK toplantı sonuçları açıklanmadı’

Üyelerimizin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na 1. İDK toplantısı ile ilgili yaptıkları bilgi edinme başvurularına, Bakanlıkça bir yanıt verilmemiştir.

Türkiye Atom Enerji Kurumu, Akkuyu Nükleer Santrali’ne ilişkin yer lisansı sürecini kamuoyuyla paylaşmamakta ısrar etmektedir. Üyelerimizin bu yönde yaptıkları bilgi edinme başvurularına olumsuz yanıt verilerek, yer lisansı süreci kamuoyundan gizlenmiştir. TAEK, güncellenmiş yer lisansını, ancak ve ancak şirketin oluru ile kamuoyuyla paylaşılabileceğini kurumsal internet sitesi üzerinden duyurmuştur.

Basında, Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi’ne ait revize ÇED raporunun Bakanlığa sunulduğu haberleri yayınlanmıştır. Sunulan rapor, halen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Ancak, ÇED Yönetmeliğine göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sunulan raporu kamuoyu ile paylaşmak, halkın görüşüne sunmak; bu durumu uygun araçlarla halka duyurmak zorundadır.

Günlerdir Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda bulunan; ancak halen kamuoyu ile paylaşılmamış Akkuyu NGS ÇED raporunun, derhal kamuoyu ile paylaşılmasını talep ediyoruz.’

(Yeşil Gazete)

 

Urla’daki olaylı villalara giden avukatlar alıkonuldu

Türkiye Barolar Birliği Çevre Komisyonu üyesi 20 kadar avukat ve 3 müvekkilden oluşan heyet Başbakan Erdoğan’ın villası olduğu iddia edilen Urla Zeytineli köyünde jandarma tarafından alıkonuldu. Savcılıktan ifade almak için talimat bekleyen jandarma, avukatları Hacılar Koyu’na giden yolda bekletti. Jandarma, kimlik kontrolü ve tutulan tutanağın ardından 20 avukat ve 3 müvekkili serbest bıraktı. Avukatlarda jandarma hakkında tutanak tutturdular.

6fotoğraf

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Komisyonu ile ÇEHAV üyeleri, Çeşme yarımadasının sorunları, orkinos ve balık çiftlikleri, taş oacakları, rüzgar enerji santralleri ve Zeytineli’ndeki villaları konuşmak üzere, İzmir’in Seferihisar ilçesinde toplantı yaptı. Toplantının ardından avukatlar Urla’ya bağlı Zeytineli köyündeki Hacılar Koyu’nda aralarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘a ait villaların da olduğu ileri sürülen alana gitti.

20 avukattan oluşan grup, Zeytineli’ndeki villaların bulunduğu SİT alanında inceleme yapmak üzere Hacılar Koyu’na geldi. Koy girişindeki kapının kapalı olması üzerine avukatlar ve müvekkilleri bir süre sonra dönüşe geçti. Bu sırada yanlarına gelen sivil plakalı bir araç, yollarını kesti. Araçtakiler ile grup arasındaki kısa süreli tartışmanın ardından Zeytineli Köyü’ne doğru hareket eden grup, haklarında konut dokunulmazlığı ihlali şikayeti olduğu gerekçesiyle, jandarma tarafında alıkonuldu. Köyde alıkonulan avukatlar için İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan ifadelerini almak için talimat bekleniyor.

Baro temsilcilerine  kimlik tespiti 
Avukatların tutulduğu bölgeye doğru yola çıkan İzmir Barosu Başkanı Ercan Demir, olayın ardından Hürriyet’e yaptığı açıklamada şöyle dedi:

” Baro temsilcisi arkadaşlarım, köy civarında bir yerde tutulduğunu öğrendikten sonra nöbetçi savcıyı aradım. Haklarında şikayet olduğunu ve bunu karakoldan öğrenebileceklerini söyledi. Kimlik tespiti yapılmak istenmiş. Bu grup Baro Temsilcilerinden oluşuyor. İçlerinde Türkiye Barolar Birliği ve İzmir Barosu önetin Kurulu üyeleri ile Baroların çevre komisyon temsilcileri var. Kimlik tespiti yapılmasının bir gerekçesi olamaz. Bu arkadaşlar zaten Baro temsilcileri. Arkadaşlarımızda karakola gitmeyeceklerini belirtti. Ben de nöbetçi savcıya götüremeyeceklerini söyledim. Şiddet kullanarak ya da zorla götürüyorsanız götürün dedim. Bulunduklara yere doğru gidiyorum” dedi.

images (3)
Başbakan’a da ait olan vilaların olduğu iddia edilen Urla’daki site, tapelere konu olmuştu.

‘Bu olanlardan sonra idiaların doğru olduğuna inanmaya başladık’

Alıkonulan avukatlardan Arif Ali Cangı, Urla’daki villalar için dava açtıklarını hatırlatıp, 5-6 araçla gözlem yapmaya gittiklerini fakat görevlilerin kendilerini almadığını belirtti. ‘Giremeyince kapının dışından fotoğraf çektik ve geri döndük. Hatta yol dar olduğu için geri geri bir boşluk bulana kadar çıktık. Bu sırada yukarıdan bir jip geldi. Önde bulunan araçtaki arkadaşlara “siz kimsiniz, burada ne arıyorsunuz” diye bağırmaya başladılar. Araçtakiler avukat olduklarını söyleyince tartışma yaşandı. Koydaki görevlilerin bu kişilerin bu kişilerin de jandarmaya haber verdiğini düşünüyoruz. Tartışmanın ardından yolumuza devam ettik. Zeytineli Köyü’ne geldiğimizde jandarma yolumuzu kesti. Önce konut dokunulmazlığının ihlali şeklinde ihbar olduğunu söyleyerek karakola götürmek istediler. İçeriye giremediğimizi, dolayısıyla bir ihlal olmadığını söyledik. Bu sefer de suçlama ilk araçtaki arkadaşların hakaret etmesine dönüştü. Tartışma uzayınca ilçe jandarma komutanı olan yüzbaşı geldi. Şu an hala bizi bekletiyorlar. Tam trajikomik bir manzaranın ortasındayız. Bizi bir saat beklettiler ve şimdi beklemenize gerek yok, gidin diyorlar.”

Jandarmaların keyfi bir şekilde avukatların ifadesini alamayacağını, avukatların soruşturulmasında savcıların bulunması gerektiğini belirten Avukat Arif Ali Cangı, “Tamamen gülünç bir soruşturma. Ancak şu yönüyle çok önemli. Eğer avukatlar bir sitenin kapısına gittiğinde önleri böylesine kesilebiliyorsa burası artık korunan bir alan haline gelmiş, insanlardan izole edilmiştir. Üstelik burası bir koydur; koylar ve sahiller bu şekilde kapatılamaz. Burada yaratılan dokunulmazlığa dur denilmesi gerekmektedir. Villaların arasında Başbakan’a ait villaların olduğu da ileri sürülüyordu, şimdi bu olay karşısında bu iddiaların gerçek olduğuna inanmaya başladık” dedi.

‘TCK’da siteye girme suçu yok’

Koyla ilgili olarak başta bazı CHP İzmir Milletvekilleri olmak üzere avukatlar ve İzmirli vatandaşlar tarafından açılmış bir dava olduğunu hatırlatan Cangı, “Burası davalık biz de hem davacı hem de davacıların avukatlarıyız. Bu davayı takip ediyoruz. Buraya keşfe gelip hukuksal denetimini de yaptıracağız. Ama bu hukuksal denetimin de sıkıntılı olacağına inanıyoruz. Burası ayrıcalıklı bir koy haline gelmiş bir durumda. Oysa TCK’da siteye girmenin suçu yoktur. Konut dokunulmazlığı konutun müştemilatına girmekle olur. Jandarmayla girip girmeme tartışması yaşadık. Kaldı ki bir vatandaşın bile o siteye girme hakkı var böyle bir yasak konamaz bu yasaklar devam ederse bütün sahiller kurtarılmış bölge olur” diye konuştu.

Hacılar Koyu’na gittikleri için yaklaşık bir saattir jandarma tarafından alıkonulan avukatlar da gereksiz yere alıkonuldukları için tutanak tuttu ve şikayetçi oldu.

(Hürriyet / Yeşil Gazete)

İtirazım Var, bayılırım belaya

Onur Ünlü’nün imzasını taşıyan İtirazım Var, içinde yaşadığımız sisteme, dini algılayış ve yaşayış konusunda yurdum insanının ahlak ve vicdan algısını kendi üslubuyla eleştiren bir film.

itirazımvar

Yerli sinemanın kara ve absürd komedi tarzında öncü ismi Onur Ünlü, Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi sonrasında Sen Aydınlatırsın Geceyi ve finalde İtirazım Var filmleriyle bu tarza ilişkin filmlerin altında imzası olduğunu gösterdi.

Yerli Sherlock Holmes Hikayesi

Onur Ünlü İtirazım Var filminin merkezine  cami imamı Selman’ı koyuyor. İmam Selman ise toplum tarafından doğru ve yapılması “farz” sayılan yaşamın olmazsa olmazlarının dışında yaşayan bir karakter. Mesleği imamlık normlarının dışında bir karakter olan Selman, okuyan, saz çalan, boksör, master yapmış bir kişi. Topluma göre  “fabrika hatası” olarak kabul edilebilecek bir birey. Belki de en önemli özelliği ise vicdanlı bir insan olması.

Filmin konusu İmam Selman’ın görevli olduğu camide işlenen cinayet ve sonrasında İmam Selman’ın bu cinayetin merkezinde kendini bulması ve bu olayları araştırma isteği ile “münferit “ bir cinayet  olayının Onur Ünlü’nün sinema dünyasında yarattığı aykırı karakterlerle birlikte yerli bir Sherlock Holmes hikayesi ortasından kendimizi buluyoruz.

İtirazım Var filmi vizyona girmesine kısa bir süre kala yurdumun “edeb ve hayadan” sorumlu ahlak bekçileri tarafından +18 uygulaması ile gösterime girmesini uygun gördüler. Öyle ki filmde ne bir öpüşme sahnesi ne de bir “dekolte” sahnesi mevcut. Rahatsız olunan nokta ise filmin ana karakteri olan İmam Selman’ın İslam ve Müslümanlık  algısı konusundaki tutarlı eleştirileri.

Ülkemizde İslamiyet ve Müslümanlık algısı konusunda çok fazla film çekilmiyor. En son 2006 yılında Özer Kızıltan imzalı Takva filmi ile gerçek hayat ile dini yaşam arasındaki çizginin insanı nelere sürüklediğine tanık olmuştuk. İtirazım Var filmi ise dini algılayış ve yaşayış tarzımızdaki eksiklikleri ve “ütopik” görülen dini bir yaşamın nasıl sürülmesi gerektiği konusunda köşeli soru soruyor.

İmam Selman’ı canlandıran Serkan Keskin, bugüne kadar  30’un üzerinde yapımda yan roller ve yardımcı karakterlere hayat verdikten sonra ilk başrol performansında izleyiciyi büyülemeyi başarıyor. Canlandırdığı imam karakteri ile bedenen uyuşan Keskin, oyunculuğun değişkenliklerinin bu karakterde göstermeyi başarıyor.

Onur Ünlü’nün senaryosunu Sırrı Süreyya Önder’le dirsek temasında bulunarak kaleme aldığı filmde ayrıca İhsan Eliaçık vaaz ve dini betimlemek konusunda katkısı olduğunu ve bu durumun filmi birkaç basamak daha üst seviyeye taşıdığını belirtmek gerekir. Senaryonun genelinde son yıllarda yaşanılan ve gündemde yer etmiş siyasi olaylar, açıklamalara da derinden göndermelere de film içinde rastlayabiliyoruz.

İtirazım Var kara komedi ve polisiye filmi olarak emsal teşkil edilecek derinliğe sahip. Cinayet hikayesini derinlemesine irdeleyen yapım, açık bırakmadan olayın üstüne izleyicinin merakını katlayarak finale kadar taşıması büyük başarı. Olay örgüsü içinde ise kara komedi ve absüdlüğün sırıtmadan doğalıkla bezenmiş hali filmin samimiyetine izleyiciyi inandırıyor.

Onur Ünlü İtirazım Var filmi ile yerli sinemamızda kara komedi ve polisiye tarzında seyir zevki yüksek vicdanlı bir filme imza attığını söylersek yanlış bir tanımlama yapmamış oluruz.

Gerçek oyuncak denemeleri 1: Oyun hamuru- Mercan Uluengin

Bir süredir, kendi deyimiyle Zehirsiz Ev’in hanımı Mercan Uluengin’in hazırlamış olduğu gerçek temizlik ve bakım tariflerini haftasonu ekimizde sizlerle paylaşıyoruz. Bu haftanın tarifi ise temizlik ya da bakım ürünü değil. Yaşı kaç olursa olsun çocuk olmak isteyenler için bu hafta oyun hamuru yapıyoruz, sizi şöyle alalım. 

23 Nisan tatili geçti geçmesine, ama çocuklar ve hep çocuk kalanlar için bu tarifi paylaşmadan olmaz.

 Malzemeler:

• 3 ölçü un (ölçü olarak, mesela kahve fincanı kullanılabilir)

• 1,5 ölçü tuz

• 3 ölçü su

• 1/10 ölçü krem tartar (bu, pastacılıkta da kullanılan kıvam artırıcı bir madde; aktarlarda, pasta malzemesi satan yerlerde bulunuyor)

• 1/5 ölçü zeytinyağı

• Toz gıda boyası (isteğe bağlı)

 

Hazırlanış:

• Gıda boyası hariç tüm malzemeleri bir kaba koyup, sürekli karıştırarak hafif ateşte pişirin.

• Kıvamlanmaya başladığında ateşten alıp, gerekirse birkaç parçaya ayırarak, her bir parçaya istediğiniz renkte gıda boyası katın.

• El değecek sıcaklığa indiğinde yaklaşık 2-3 dakika süreyle yoğurarak oyun hamuru kıvamına getirin.

oyun-hamuru-1

 

Kullanım:

oyun-hamuru-2• Kapaklı bir kavanozda saklayın. Bizim son yaptığımız, bir senedir sağlam; hâlâ oynanıyor.

Tadı berbat olmakla birlikte, yenmesinde, yutulmasında hiçbir sakınca olmayan ve piyasadaki hamurlardan daha uzun süre dayanan bir oyun hamuru yaptınız! İyi oyunlar…

 

 

 

Mercan Uluengin

www.zehirsizev.com

 

En sürdürülebilir kentler

Yerel seçimlerin tamamlanmasıyla önümüzdeki 5 sene boyunca kentlerimizi yönetecek kişileri seçmiş olduğumuz ve son yerel yönetim yasasıyla 27 kentin “bütünşehir” olarak yönetileceği yeni bir döneme girdik. Peki bu yeni başkanlar, trafik, hava kirliliği, yeşil alan, geri dönüşüm, enerji verimliliği gibi konuları nasıl ele alacak? Ya da ele alacak mı?

Siemens’in desteği ile Economist Intelligence Unit “Yeşil KentlerEndeksi” geliştirdi.Amaç; dünyanın farklı bölgelerinden kentlerin bölgesel farkılıklarını da gözeterek sürdürülebilirliklerini ölçmek, performanslarını değerlendirmek ve karşılaştırmak. David Thorpe, Sustainable Cities Collective’te Yeşil Kent Endeksi ile sürdürülebilirlik dereceleri değerlendirilen kentleri ele aldı. Yazının önemli olduğunu düşündüğümüz kısımlarını Yeşil Gazete için çevirdik:

Green Cities Index
Görsel: Green Cities Index

Yeşil Kent Endeks serileri, Economist Intelligence Unit (EIU) ve Siemens tarafından yapılan bir karşılaştırma serisi. İlk olarak 2009’da başlamış ve Avrupa, Latin Amerika, Asya, Kuzey Amerika ve Afrika’da 120, Yeni Zelanda ve Avusturalya’da 7 kenti kapsamıştı.

Çalışmada, kentler, büyüklük ve önemlerine göre seçiliyor. Çoğunluğu, başkent, büyük nüfusları kapsayan nüfus odakları ve iş merkezleri. Kent yönetimlerinin dahil olup olmama taleplerinden ziyade endeksin kredibilitesi ve karşılaştırılabilirliğini sağlamak adına bağımsız şekilde seçildiler. Her bir bölge raporu, bölge ile ilgili bilgilerin yanı sıra kentlerin de detaylı bir profilini ve bireysel performans ve iyi uygulama örneklerini sunuyor.

Göstergeler

Yeşil Kent Endeksi, bölgelere göre değişen 8 ya da 9 kategori içinde CO2 salımı, enerji, bina, arazi kullanımı, ulaşım, su ve sağlık, atık yönetimi, hava kalitesi ve çevresel yönetişim gibi yaklaşık 30 göstergeye dayanıyor. Göstergelerin hemen hemen yarısı niceliksel (örnek; kişi başına CO2 salımı, kişi başına su tüketimi, geri dönüşüm oranları, hava kirleticilerin konsantrasyonu) ve genellikle kamunun bilgi kaynaklarından elde edilmiş. Geri kalanı ise kentin çevre politikalarının niteliksel bir değerlendirilmesi (örnek; kentin daha fazla yenilenebilir enerji kullanımına dair taahhütü, trafik sorununu azaltmaya dair politikaları, hava kalitesi kuralları gibi). Bölgelerin kendine özgü niteliklerine göre endeksler arasında farklılıklar olabiliyor. Mesela, Afrika Endeksi için elektriğe ve içilebilir suya erişim ve gecekondu gibi enformel yerleşimlerde yaşayan nüfusun oranı gibi göstergeler de kullanılıyor.

En iyiler

Kopenhag

Avrupa Endeksi içinde başı çeken kendisine komşu Nordik şehirler Stokholm ve Oslu ile Kopenhag. Danimarka’nın başkenti, politika belirleme süreçlerindeki işbirliği çabası nedeniyle çevresel yönetişimde de birinci sırada (Brüksel, Helsinki ve Stokolm ile beraber). Kentteki her bir idari birim için bir çevre koordinatörü atanıyor ve bu kişiler düzenli olarak bir araya gelip bilgi ve deneyim değişimi yapıyor. Tüm bunların ötesinde, Kopenhag’ın en göze çarpan özelliği, tutarlılık. Atık yönetimi ve arazi kullanımı kategorileri dışında tüm kategorilerde ilk 5’te. Kent, ayrıca, karbon salımını sınırlamak konusunda da oldukça iddialı. 2009’da belirledikleri hedef, kentin 2025’e kadar karbon nört olması. Eğer başarabilirse dünyadaki en büyük ilk sıfır-karbon kent olacak. Kent, CO2 salımındaki azaltımın %10’nu inşaat ve yenileme projeleri ile gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bunu da tüm belediye binalarını en yüksek standartlarda enerji verimli hale getirerek yapacak. Kopenhag ayrıca, oldukça yaygın bir toplu taşım sistemine de sahip; metro sistemi, banliyo ve otobüs hatları ile her bir kent sakini her hangi bir toplu taşıma sistemine en fazla 350 metre mesafede yaşıyor. Ayrıca, kent 2015’e kadar bisikletle işe gidip gelme oranını %50’ye çıkararak dünyada bisiklet sürülebilecek en iyi kent olmayı planlıyor. (2009’da bu oran %36 idi).

Curitiba

Curitiba, Latin Amerika endeksinin açık ara lideri. Hızlı transit (bus rapid transit (BRT)) sisteminin ve Brezilya’nın ilk ana yaya yolunun (sadece yaya tarafiğine açık bir anayol) burada olması tesadüf değil. Kentin çevre denetimi çok güçlü ve kategoriler içindeki en iyi performansı çevresel politika yönetimi. Örneğin, 2009’dan beri yerel idare, hem Curitiba’nın yeşil alanlarındaki CO2 emilim oranları ile ilgili hem de şehrin bütünündeki CO2 salımları ile ilgili düzenli çalışmalar yürütüyor. Kentin dikkate değer performansının en önemli nedeni, çevreye bütüncül yaklaşımı ki bu bölge içinde yaygın bir tutum değil. Bütüncül planlama bir alandaki iyi performansın başka bir alanda da yararını göstermesini sağlıyor. Mesela, başarılı bir toplu taşıma, kentin hava kalitesinin iyileşmesini de sağlıyor.

Curitiba’nın diğer bir önemli girişimi de 1989’da başladığı ve bu günlerde çok konuşulan geri dönüşüm programı. Kent sakinleri cam, plastik, kağıt ve eski elektronik eşyalar olmak üzere geri dönüşüm malzemelerini ayırıyor, kent yönetimi de haftada 3 kere hanelerden topluyor.

Singapur

Singapur, Asya Yeşil Kent Endeksi’nin birincisi ve tüm kategorilerdeki durumu, çok iyi. Bu, tarihi miras olarak da görülebilir çünkü Singapur 1965’te bağımsızlığını aldıktan sonra hükümet, bütüncül planlama, yüksek yoğunluklu gelişme alanları ve yeşil alan koruma yoluyla sürdürülebilirliğin özellikle üstünde durdu.

Kent devleti için su, kıt kaynak. O yüzden 5 su ıslahı tesisi kurarak (NEWater fabrikaları diyorlar) mikro filtrasyon, ters osmos ve morötesi teknolojiler kullanarak suyu tekrar kullanılabilir hale getiriyorlar. Ayrıca çok iyi geri dönüşüm ve atıktan enerji elde edilen tesisleri var ve ulaşım sistemlerine büyük yatırımlar yapıyorlar. Singapur, atık yönetimi kategorisinde en iyi puana sahip; kişi başına atık üretimi yıllık 307 kg (Asya Endeksi’nde ortalama, kişi başına 380 kg). Hükümetin yeni hedefi, 2020 yılına kadar atıkların %65’ini geri dönüştürmek (oran, 2008’de %56 idi). Geri dönüşüme hane halkı katılımı 2001’de %15 iken, 2008’de %63’e ulaşmış. Kentin ulaşım ile ilgili de iddialı hedefleri var. 2020’ye kadar işe gidişlerin %70’ini toplu taşımayla gerçekleştirmeyi hedefliyorlar. (Oran 2008’de %59 idi)

San Francisco

San Francisco, ABD ve Kanada Endeksi’nin birincisi. Atık yönetimi, özellikle en güçlü olduğu alanlardan biri. 2009’da tüm kent sakinleri ve işletmeler için çöplerdeki atık ve kompost malzemeyi ayırmayı zorunlu kılan ilk ABD kenti. Bunun sonucu olarak, kent %77’lik geri dönüşüm oranı ile böbürlenmeyi hakediyor. Kent ayrıca, yenilikçi yeşil girişimlerle ilgili özel sektör ile ortaklık yapan öncü kentlerden. Örnek; işletmeler tarafından desteklenen enerji verimliliği farkındalık programları, mülk sahiplerinin binalarındaki ‘yeşil’ iyileştirmeleri için ucuz maliyetli kredi olanakları vs.

Cape Town, Johannesburg ve Durban

Afrika Endeksi’nde, Cape Town, Johannesburg ve Durban, özellikle kentsel çevreyi izleme ile ilgili strateji, plan ve kurallar getirme konusundaki taahhütleri nedeniyle listenin en başındaki kentler. Mesela, Cape Town, oldukça kapsamlı bir Enerji ve İklim Değişikliği Eylem Planı geliştirdi. Kentsel genişleme ve yeşil alanların korunması ile ilgili güçlü politikaları nedeniyle endekste özellikle arazi kullanımına dair en iyi sonuçları elde etmiş durumda. Durban ve Johannesburg da genel olarak çevre politikaları ile ilgili performansı iyi olan kentlerden.

 

Değerlendirmemizde, sürdürülebilirliği, daha çok çevresel faktörlerle denk tutmak eğiliminde olduk. Yoksa sağlık, eğitime erişim, kişisel güvenlik, konut standartları, istihdam olanakları ve toplumsal eşitlik, hepsi sürdürülebilirliğin gerekleri. Vurgunun çevresel faktörlerde olmasının nedeni sonuçta insan refahının yaşamın temel gereksinimlerini sunan doğal kaynaklara ve bu kaynakların, gelecek nesillerin kentlerinin gereklerinden taviz vermeden değerlendirilmesine bağlı olmasıdır.

Sürdürülebilirliği değerlendiren raporların tüm resmi göstermesi beklenemez, ancak Economist’in raporunun diğerlerinden daha güvenilir olmasını sağlayan kullandığı kaynakların çeşitliliği. Afrika Kalkınma Bankası, Cambridge Üniversitesi, İnsan Yerleşimlerinin Yönetimi için Yerel İdareler Bölgesel Ağı (CITYNET), Avrupa Komisyonu, Ford Vakfı, Harvard Üniversitesi, Sürdürülebilirlik için Yerel Yönetimler (ICLEI), Uluslarlarası Şehir ve Bölge Plancılar Derneği (ISOCARP), Inter-Amerikan Kalkınma Bankası, Karlshure Üniversitesi, Doğal Kaynakları Savunma Konseyi, New York Üniversitesi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Bölge Planı Kurumu, Münih Teknik Üniversitesi, BM-Habitat, Pennsylvania Üniversitesi, URBACT, Viyana Kentsel Sürdürülebilirlik Enstitüsü, Dünya Bankası’ndan uzmanlar Yeşil Kent Endeksi’nin metodolojisine katkı sağladı.

İstanbul

Tüm bölgelerin en iyi performanslı kentlerinin ele alındığı bu değerlendirmeden sonra Avrupa Endeksi’nde ölçülen tek Türkiye şehri olan İstanbul’a bakarsak… Rapora 12.6 milyonluk şehirde işe yürüyerek, toplu taşıma ya da bisikletle gidenlerin oranı %54. Geridönüşüm oranı %3. Kişi başına yıllık karbon salımı 3.25 ton, su tüketimi 68,6 metreküp. Bu değerlerle, Avrupa Endeksi içinde ölçülen 30 kent arasında enerji tüketimi dışındaki 7 kategoride de sonunculuk için yarışır konumda.

(Sustainable Cities Collective, Yeşil Gazete)

Siz yine de portakalınızı seçin, onu sıkıp için

Evet sevgili televizyon izleyicileri, yine bir “orijinalini boşver, ‘-mış gibisi’ daha iyi” ana fikirli reklam filmi ile karşı karşıyayız. Ama bu sefer orijinal ürün ile reklamı yapılan ürün aslında o kadar birbirinden uzak ki bir önceki yazımızda olduğu gibi kör göze parmak değil, sübliminal mesaj vermeye çalışmış reklam ajansları ve büyük çok uluslu şirketlerin pazarlama departmanları.

squeeze_orange_juice_glassBahsi geçen reklamda meyve bahçesinden geldiği iddia edilen bir gazlı içeceğin reklamı yapılıyor. Reklamda genç çiftimiz manava gidiyor, portakal seçmek istiyor, mendebur manav seçmece yok diyor. Neyse ki yakışıklı gencimiz el veriyor da çiftimizi meyve bahçelerine davet ediyor. Ah sevgili çift, moraliniz hiç bozulmasın çünkü o almaya çalıştığınız portakal ve hatta başka meyvelerin aroması şekerli ve gazlı suyla karıştırılıp plastik şişelere dolduruldu bile! Esnafla muhatap da olmak zorunda değilsin, en yakın süpermarketten seç seçebildiğini. Hem zaten bu içecek o portakallardan daha güzel çünkü mutluluk veriyor ve yeterince içersen Porsche bile kazanabilirsin. Bak mendebur manava da bu gazlı şekerli suyu içirdik onun bile yüzü güldü.

Reklamı yapılan ürün meyve aromalı gazlı içecek, Facebook sayfasında yazanlara göre ise Türkiye’nin en eğlenceli, en özgür ve en renkli içeceği. Altı üstü şekerli, boyalı, gazlı bir su için yapılabilecek en abartılı tanım olduğuna mı üzüleyim yoksa bir içecek kadar olamadığıma mı yanayım?

Bu ürünün bildiğimiz meyveden olduğunun iddia edilmesi o kadar abes ki reklamda ‘seçim özgürlüğü’ vurgulanmaya çalışılmış. Yine de alttan alta verilmek istenilen mesaj bu ürün manavdan aldığın meyvenin muadili, yok yok daha iyisi çünkü manav bile bunu içiyor. Bu markanın ilk mesaj verme çabası da değil, GORA filminden hatırlarsınız belki Cem Yılmaz’ın geleceğinde portakalı meyve sıkacağına koyuyorduk, bu ürünü alıyorduk. Oysa ürünün içindekilerine baktığımızda meyve oranının %4 olduğunu, o portakalımsı tadın aroma vericilerden, rengin de renklendiricilerden geldiğini görüyoruz. Ayol resmen meyve!

Bir de bu içeceğin bir kutusu (330 ml) 151,5 kalori, günlük ihtiyacın %8’i. Kalorinin hepsi şeker ve karbonhidrattan geliyor. Bir kutusunda 38 gram şeker var, yani 9 küp şeker. Günlük ihtiyacın %28’i.* O şeker de früktoz-glukoz şurubu var ki evlerden uzak olsun. Bağımlılık bunda, diyabet bunda, obezite bunda, kanser bunda. Yeni dünyanın zehiri.

Amerika’nın First Lady’si Michelle Obama ülkesinin asıl Başkanları çok uluslu şirketlere karşı duramasa ve açık açık onların ürünlerini tüketmeme çağrısı yapamasa da bir kampanyası var “su için”.

Ben henüz Amerika’nın First Lady’si olmadığımdan görüp arttırıyorum: Siz yine de pazara, manava gidin, oradan alışveriş edin, yerel alın, yerel için. İnanın hiçbir esnaf mendebur değil, hiçbiri portakalı seçmece yok demez. Meyvenizi seçin, ister suyunu için ister meyveyi yiyin. Ona da üşeniyorsanız su için ama lütfen meyve ile uzaktan yakından alakası olmayan boyalı, gazlı, şekerli suları içmeyin.

Not: Frutaryenlar özelden mesaj atsınlar.

*Ürünün kutusunda yazan rakamlardır

Laboratuarda üretilen yapay deri hayvan deneylerinin sonunu getirebilir

İngiliz bilim insanların laboratuvarda insan derisi geliştirdi. Yeni yapay insan derisi sayesinde ilaç ve kozmetik sektörleri için yapılan deneylerde hayvanların kullanılması son bulabilir.

Londra’daki King’s College üniversitesindeki bir araştırma ekibi, vücudun ana hücreleri olan kök hücrelerden insan derisi geliştirdi.

Araştırmacılar, deneylerde kullanılmak üzere geliştirilen bu yeni derinin ise tıpkı gerçek insan derisi gibi geçirgen bir dokuya sahip olduğunu belirtti.

Bilim insanları son birkaç yıldır deri hücrelerinden biyopsi yolu ile küçük bir parça alarak epidermis geliştirebiliyorlardı.İnsan derisinin ‘epidermis’ olarak bilinen en dış katmanı, nemin dışarıya sızmasını ve mikropların içeriye girmesini engelleyerek koruyucu bir bariyer görevi görüyor.Deri hücreleri nem oranının düşük olduğu ortamlarda yetiştiriliyor ve bu durum deney için geliştirilen derilerin tıpkı gerçek insan derisi gibi koruyucu bir katmana sahip olmasını sağlıyor.

‘Deneylerde kullanılabilir, maliyeti ucuz’

Kings College’daki araştırma ekibinin liderlerinden Dr. Dusko Ilic, BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bu yeni ve elverişli olan model yeni ilaçlar ve kozmetik ürünler için yapılacak olan deneylerde kullanılabilir ve deneylerde kullanılan hayvanların yerini alabilir” dedi.
Dr. Ilic bu yeni modelin “fiyatının ucuz, kolayca çoğaltılabilir ve yeniden üretilebilir” olduğunu belirterek, bu yeni uygulamanın deri hastalıklarının tedavisi için yapılan deneylerde de kullanabileceğini söyledi.

‘Hayvanları derileri için öldüren modele göre daha üstün’

Araştırmacı ve toksikoloji uzmanı Troy Seidle ise şöyle konuştu: “Bu yeni insan derisi modeli tavşan, domuz, fare gibi hayvanları derileri için öldüren modele kıyasla bilimsel olarak daha üstün. Umuyorum ki araştırmaların sonucu insanlar üstünde kullanılabilir. Fakat insan derisindeki bağışıklık ve geçirgenlik gibi farklı etkenler sebebiyle çoğu zaman bu tip araştırmalar insanlar üstünde uygulanamıyor.”

(BBC Türkçe)

Vegan çalışanlar 1 Mayıs öncesi buluşuyor

Çalışan veganlar, 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesinde çalıştıkları iş yerlerinde ve yaşadıkları toplumda karşılaştıkları sorunları konuşmak üzere toplanıyor. Gezi Parkı Vegan Forumu kapsamında düzenlenen etkinlik bu Cumartesi (26 Nisan) saat 17.00’de Muaf Beyoğlu’nun üst katında yer alan toplantı salonunda gerçekleşecek.

indir (3)

Tüm çalışanların paylaştıkları sorunların yanı sıra vegan bir çalışan olmanın ne gibi ek sorunlar yarattığı ve bu konuda vegan çalışanların ne gibi talepleri olduğu yapılacak toplantıda ele alınacak. Bu toplantının sonunda basınla ve sendikalarla paylaşılacak bir metin oluşturulması da planlanıyor.

Gezi Parkı Vegan Forumu, hayvan hakları, veganlık ve türcülük konularında bir paylaşım ve tartışma platformu olması amacıyla Diren Vegan oluşumu tarafından 38 haftadır düzenleniyor. 

(direnisteyiz.org)

Pınar Selek’in 16 yıllık dava süreci raporlandı

İnsan Hakları Savunucularını Koruma Gözlemevi (OBS) 30 Nisan’da görülecek temyiz duruşması öncesi Pınar Selek‘in 16 yıllık dava sürecini konu alan bir rapor yayınladı.

pınar_510

İnsan Hakları Savunucularını Koruma Gözlemevi (The Observatory for the Protection of Human / OBS) Nisan 2014 raporunda Pınar Selek’in 16 yıllık dava sürecini uluslararası hukuk üzerinden değerlendirdi. OBS raporu 30 Nisan’da görülecek temyiz duruşması nedeniyle yayınladı.

Azınlık haklarını savunucusu ve azınlık hakları alanında çeşitli araştırmaları bulunan Pınar Selek, 9 Temmuz 1998 tarihli Mısır Çarşısı patlamasından sorumlu bulunmuş ve defalarca beraat almasına rağmen, görülen son davasında ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmıştı. Temyiz duruşması Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde görülecek.

Avukat Martin Prodel’in katkısıyla hazırlanan rapor, Pınar Selek’in görülen tüm davalarına uluslararası hukuk standartları ve Selek’e yapılan yargısal taciz üzerinden yaklaşıyor ve davaların birçok insan hakları ihlali barındırdığını belirtiyor.

Fransa’ya giden ve Strasbourg Üniversitesi’nden doktorasını alan Selek’in davalarını inceleyen raporun ana başlıkları şöyle:

* Patlamadan üç gün sonra “şüpheli hareketleri” sebebiyle tutuklanan Selek’in 2,5 sene boyunca avukat verilmeden tutukluluk halinin devamı ve bu süreçte maruz kaldığı işkenceler

* Gaz sızıntısından kaynaklandığı defalarca kanıtlanmış patlamada, Abdülmecit Öztürk ve diğer sanıkların işkence altında verdikleri ifadeler ve patlamanın bomba sebepli olduğunu söyleyen imzasız ve tarihsiz bir raporun olaydan üç sene sonra bir anda ortaya çıkması

* Kanıtların tamamını inceleyen ve tanıkları dinleyen hakimlerin beraat kararı verdikten sonra değiştirilmesi ve yerlerine gelen hakimlerin kanıtları incelemeyip tanıkları dinlememesi, Abdülmecit Öztürk’ün ifadesinin kendisinin lehine Pınar Selek’in aleyhine kabul edilmesi, 12.Ağır Ceza Mahkemesinin dünya hukukunda daha önce hiç görülmemiş bir şekilde kendi verdiği beraat kararını hükümsüz kılması ve görülen tüm davaların hukuka aykırı prosedür usulsüzlükleri

* 16 sene süren davada Pınar Selek’in adil yargılanma hakkının elinden alınması, hakimlerin dava sırasında dışarıdan duyulamayacak bir sesle konuşmaları, davaların kamuya açık olma hakkının görmezden gelinmesi ve hukuki kaderinin nereye gittiği belli olmayan Pınar Selek’in maruz kaldığı psikolojik şiddet

* Türkiye otoritelerinin, INTERPOL kurallarına aykırı olmasına rağmen ısrarla Kırmızı Bülten’le Pınar Selek’in Fransa’dan iadesini istemesi ve bunun Selek’in hareket özgürlüğünü kısıtlayıcı bir durum ve psikolojik şiddet unsuru olması

* Ek olarak, raporda OBS’nin davayla ilgili Türkiye’deki otoritelere, Fransız hükümetine, Avrupa Birliği’ne ve Birleşmiş Milletler’e Pınar Selek davasıyla ilgili önerileri bulunuyor.

(Bianet)