Ana Sayfa Blog Sayfa 3977

Mecliste yolsuzluk oturumu başladı

17 Aralık operasyonuna isimleri karışan dört eski bakan hakkındaki soruşturma önergelerinin görüşüleceği TBMM oturumu başladı.

tbmm02

 

Mecliste Eski Bakanlar Egemen Bağış, Zafer Çağlayan, Erdoğan Bayraktar ve Muammer Güler için rüşvet, irtikap, görevi kötüye kullanma suçlarına ilişkin fezlekeler uyarınca soruşturma komisyonu açılıp açılmaması ele alınacak.

Pazartesileri kapalı olan TBMM TV’nin oturumu canlı yayında vermeyecek olması muhalefet partileri tarafından eleştirilmiş; hükümetin oturumu bilerek pazartesi gününe denk getirildiği iddia edilmişti.

Oturum televizyondan takip edilemiyor; fakat internetten izlemek mümkün. Ayrıca CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, daha önce olduğu gibi tabletiyle Genel Kurul’dan internet üzerinden canlı yayınla olan biteni aktarıyor.

TBMM’de eski Bakanlar hakkındaki soruşturma komisyonu önergelerinin görüşülmesi için, TBMM’de 184 vekilin hazır bulunması gerekiyor.

CHP, Genel Kurul görüşmelerine, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu dahil tam kadro katılacak. CHP’nin 134 milletvekili bulunuyor. CHP, görüşmeler öncesinde MHP ile temasa geçerek, 184 sayısının bulunup bulunamayacağı konusunda nabız yokladı. MHP kurmayları, TBMM’de toplantı yeter sayısına ulaşmak için yetecek MHP’li vekilin bulunacağını CHP’ye bildirdi.CHP yetkilileri, MHP’nin yanısıra, bağımsız vekillerin de katılması ile TBMM’de toplantı yeter sayısı olan 184’ün bulunacağını belirtiyorlar.

Önce AKP önergesi görüşülecek

4 eski bakan hakkında soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin hem AK Parti’nin, hem de CHP’nin önergeleri bulunuyor.

AK Parti, dört eski bakan için tek bir komisyon kurulmasını isterken, CHP dört bakan için ayrı ayrı dört soruşturma komisyonu kurulması için önerge verdi.

TBMM Genel Kurulu’nda önce AK Parti’nin soruşturma önergesi görüşülecek. AK Parti’nin önergesinin kabul edilmesi halinde, CHP’nin önergelerinin de ayrıca görüşülüp görüşülmeyeceği konusunda tartışmalar sürüyor.

Eski bakanlar ilk defa konuşacak

Soruşturma önergelerinin görüşüleceği toplantıda, Egemen Bağış dışındaki üç eski bakanın da ilk kez kürsüye çıkarak konuşmaları bekleniyor. 17 Aralık soruşturmalarının başlamasının ardından, dört eski bakandan sadece AB eski Bakanı Egemen Bağış, TBMM’de soruşturmalar hakkında konuşma yapmış, iddiaları reddetmişti.

Dört eski bakandan, eski Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında geçen hafta mahkeme takipsizlik kararı vermişti.

Ancak Bayraktar hakkında mahkemece verilen takipsizlik kararının, TBMM’de soruşturma komisyonu kurulmasına engel teşkil etmiyor.

(Hürriyet / Yeşil Gazete)

Anne Frank’in anıları İzmir’de

İkinci Dünya Savaşı ve Nazi döneminde ırkçı ayrımcılığa maruz kalarak, yaşamını bir Nazi kampında yitiren Anne Frank’ın anılarını ve dönemin koşullarını konu eden “Anne Frank – Günümüz için Bir Tarih” adlı sergi bugün İzmir’de açıldı.

Anne-Frank-in-sergisi-geliyor_5214_1399041039

Dünyanın pek çok ülkesinde on milyonun üzerinde kişi tarafından ziyaret edilen gezici serginin açılışında Hollanda Büyükelçiliği, Anne Frank House yetkilileri ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin katılımıyla, İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) Sergi Salonu’nda gerçekleşti.

Anne Frank’ın hikâyesinden oluşan, Holokost ve bu trajediden çıkartılan derslere odaklanan Türkçe – İngilizce sergiyle beraber bir dizi etkinlik gerçekleştirilecek.

Sosyal Değişim Derneği ve Anne Frank House’un ortaklaşa yürüttüğü ve Hollanda Kraliyeti Ankara Büyükelçiliği’nin katkı sunduğu etkinliklerde öğretmenler ve gençlere yönelik insan hakları eğitimlerini verilecek.

Haziran ayına kadar devam edecek serginin ikinci surağı ise eylül ayında Diyarbakır olacak.
Sergi İzmir’den sonra, eylül ayında Diyarbakır’da da sergilenecek.

(Yeşil Gazete)

 

Brezilya’da gökkuşağının altında büyük buluşma

Dün Brezilya’nın Sao Paolo sokakları, dünyanın en büyük LGBTİ onur yürüyüşlerinden birine sahne oldu. Bu yıl 12.’si düzenlenen yürüyüşe yüzbinlerce kişi katıldı.

Sao-Paulo-pride-5-450x304

LGBTQNation‘a konuşan, ülkenin önemli aktörlerinden drag queen Valder Bastons, ‘önyargı olduğu sürece sokaklarda olacağız. Irkçılık, homofobi gibi farklı ayrımcılık türlerine karşı mücadele ediyoruz. Bugün buraya çok kalabalık olduğumuz göstermek için geldik’ dedi.

Brezilya’daki LGBTİ hakkı savunucuları, homofobi ve LGBTİ’lere ayrımcılığı suç kapsamına alan bir yasa talep ediyor. Böyle bir yasanın LGBTİ’lere karşı şiddeti de azaltacağı belirtiliyor.

Aktivisitler ayrıca, komşuları Arjantina’da olduğu gibi, hakimin ya da ameliyatı yapan doktorun izni olmadan da cinsiyet değiştirebilecekleri  yeni bir toplumsal kimlik yasası talep ediyor.

Sao-Paulo-pride-1

Onur yürüyüşünün olduğunu gün twitter hesabından bir mesaj yayımlayan Cumhurbaşkanı Dilma Rouseff, LGBTİ’lerin haklarını korumak için merkezler olabileceğini ve nefret suçlarının ihbar edileceği bir çağrı merkezi kurulabileceğini söylemişti.

Ülkede 2011 yılından beri LGBTİ evlilikleri yasal. Fakat muhafazakar yasa koyucular ve siyasetçiler, LGBTİ’lere karşı işlenen suçları homofobi kategorisinde değerlendirip farklı cezai yaptırım uygulamaya karşı çıkıyor.

(Voice of America/ Yeşil Gazete)

1 Mayıs gözaltılarının tamamı serbest

1 Mayıs İşçi Bayramı’nda Taksim’e yürümek istedikleri için gözaltına alınan 171 kişinin tamamı serbest bırakıldı. Serbest kalanlardan dört kişinin haftada bir karakola gidip imza vermesi kararlaştırıldı.

Dün  gözaltına alınanlardan 153’ü serbest bırakılmıştı. Kalan 18 kişiden 17’si ise gecenin ilerleyen saatlerinde serbest bırakılırken bir kişi tutuklanma talebiyle çıkartıldığı mahkemece serbest bırakıldı.

Tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilenlerden dört kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Bu kişiler haftada bir karakola giderek imza vermek durumunda.

Gözaltına alınanların dün sabah gözaltı sürelerinin dolmasına rağmen geriye dönük olarak gözaltı süreleri bir gün uzatılmıştı.

Geriye dönük gözaltı süresinin uzatılmasının hukuka aykırı olduğunu belirten Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) avukatları bugün saat 12.30’d Çağlayan Adliyesi C Kapısı’nda bir araya gelerek gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin karar veren savcıları Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) şikayet edecekler.

(Bianet)

Huzurlu Datça’ya oteller, marinalar, yeni konutlar mı geliyor?

0

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Datça-Bozburun koylarını imara açmak için harekete geçtiği iddia ediliyor.

2810174823

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Çiğdem Toker’in yazısına göre ‘Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi 1/25 000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu Plan Hükümleri’yle Datça’nın  koyları turzime açılacak, Knidos gibi antik yerleşimlerin yakınına liman yapılacak.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “revize plan” için tanıdığı “askı süresi” 1 Mayıs’ta doldu. Datça İnşaat Mühendisleri Odası, Datça Mimarlar Odası, Mesudiye Muhtarlığı ve bölge sakinlerinden 400’e yakın itiraz başvurusu yapıldı.

Datça Mimarlar Odası’nan Necati Sağır plan hükümlerinin neleri değiştirmeyi amaçladığını şöyle özetledi:

Aile pansiyonculuğundan otel turizmine

-“Palamutbükü, Mesudiye gibi Datça’nın en “mutena” koyları turizm tesis alanları olarak tanımlandı. Daha önce de tanımlanmıştı. Ama şimdi “otel turizmi” getirilerek yapılaşma verilecek.
Anlamı: Bugüne kadar pansiyonculuk ve en çok butik otele verilen izin, büyük parseller için büyük otelleri kapsayacak biçimde geçerli olacak. Yerli halk, kendi yerinden fiilen kovulmuş olacak. Ekmeğinden edilecek. O sahillere herkes elini kolunu sallayarak özgürce giremeyecek. Herkesin sahilleri, “paket tur” satın alanların paralı sahiline dönüşecek.

Kargı Koyu’na konut yapılacak

– Knidos antik kentine çok yakın mesafedeki Bağlarözü’ne marina yapılacak.
Anlamı: 1. derecede arkeolojik koruma altındaki bu alana marina, yapılaşma ve kirlilik anlamına gelecek.

– Kargı Koyu konut yerleşimine açılacak.
Anlamı: Datça’da İskele Mahallesi’ne çok yakın bu alan sazlık ve sulak özelliğiyle çok özel, değerli bir alan. 3. derecede arkeolojik sit. Kentsel yerleşime uygun bir alan değil.

‘Agro turizm’ tuzak mı?

– Agro turizmi “İyi bir şey” gibi gösterilen “ziraat turizmi” de yeni bir düzenleme olarak planın içinde yer alıyor.
Anlamı: İktidar diyor ki, “Biz sahilleri büyük turizm tesislerine açalım. Buranın asıl sahipleri, pansiyoncular, arkaya geçip orada bahçeyle tarlayla uğraşsın.”
Köylüler de soruyor: “İyi de içme suyumuz yokken, ‘tarım turizmi’ yapın diye gösterdiğiniz araziyi nasıl sulayacağız?”

(Cumhuriyet/ Yeşil Gazete)

 

İklim değişikliği mağduru olan Afganistan’da umutlar tükendi

Afganistan’ın kuzeydoğusundaki Badahşan vilayetinde bulunan Abi Barak Köyü’nde geçen cuma gerçekleşen toprak kayması felaketinde umutlar tükendi.

20140504AFGHANISTAN-slide-D686-jumbo

2 bini aşkın insan toprak altında kaldı

Günlerce süren aşırı yağışlar nedeniyle, köyün yakınında bulunan dağın neredeyse yarısı kopup düşmüş; 300 ev toprak altında kalmıştı. Tüm köyü yok eden felaketle ilgili yetkililer 2 binden fazla insanın metrelerce toprak altında kaldığını; kurtarılma umutlarının artık olmadığını açıkladı. Cuma gününden beri sadece yaklaşık 15 insan bedenine ulaşılabilmişti.

Afganistan Başkanı Hamid Karzai, dün (pazar)yas günü ilan edildiğini açıklamış, cuma günü yaşanan felaketle ilgili ‘insanlık trajedisi’ tanımını yapmıştı.

Köyün yakınlarında yaşayanlar bölgeden tahliye edildi. Cumartesi gününden beri bölgeye gelen yarıdm ekipleri yemek, su gibi ihtiyaçları karşılamaya çalışıyor.

İklim değişikliğinin en çok etkilediği ülkelerden biri

Afganistan ve civarı Güney Asya’da her sene görülen muson yağmurlarına yabancı değil; fakat bu yağmurlar son senelerde iklim değişikliğine bağlı mevsim anormallikleri yüzünden ölümcül olmaya başladı. Nisan ayının sonunda, yine Kuzey Afganistan’daki Jawzjan bölgesinde gerçekleşen sel felaketinde 120 kişi ölmüştü. Geçtiğimiz Ağustos ayındaki sel felaketinde ise 180 kişi ölmüş, 20 bine yakın kişi yerinden olmuştu.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na (UNEP) göre, Afganistan iklim değişikliğine karşı en kırılgan olan ülkelerden biri. Hazırlanan bir rapora göre 1998 yılından beri 6.7 milyondan fazla Afgan vatandaş doğal felaketler ve aşırı iklim olayları nedeniyle mağdur oldu.

Gittikçe kuraklaşan ve sıcaklaşan ülkede 1960 yılından beri her 10 senede bir yağmur yüzde 2 azalıyor; sıcaklık ise  0.6 derece arttı. İklim değişikliği bu hızda devam ederse yüzyılın sonuna kadar ülkede 2°C – 6.2°C arasında yükseklik bekleniyor. Kuraklık yoğun olması nedeniyle aşırı yağış olaylarında kurumuş olan toprak suyu ememiyor ve sel felaketleri meydana geliyor.

(NY Times/ thinkprogress.org/ Yeşil Gazete)

 

Afrika: Homofobi bir sömürgecilik mirası

0

Val Kalende imzasıyla guardian.com’da yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Müşerref Bayraktaroğlu’nun çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

 

Gey karşıtı yasalar Afrika’ya Batılı Sömürgeciler tarafından tanıtıldı. Bugün, İlk sömürgeci ülkeler LGBT haklarını kabul ederken Afrika hala geçmişte saplanıp kalmış durumda, diyor Val Kalende.

Daha fazla ülkenin kapsayıcı insan haklarına yöneldiği bir zamanda, Afrika geri doğru adımlar atıyor. Özellikle gey hakları konusunda, sömürgecilikten önce olmamasına rağmen, gey karşıtı yasaların köklerinin olduğu döneme doğru adımlar…

 

Çoğu Afrikalılar, sömürgecilikten önce birçok geleneksel kültürün farklı cinsiyetlere ve cinsel tercihlere karşı hoşgörülü olmasına rağmen, homofobiyi sömürge mirası olarak kabul etmiyor. Örneğin, seyahatim sırasında, Ganda ve Baganda ( Uruguay’ın en büyük etnik grubu), asil zümreden kadınlara erkek unvanlarla hitap ediliyor, kadınlardan beklenen görevlerin yapılmasına gerek görülebiliyor ya da görülmeyebiliyor. Daha ayrıntılı olarak, Azande-Kongo’dan Beti-Kamerun’a, Pangwe-Gabon’dan Nama-Nambiya’ya, sömürgecilik öncesi Afrika’da , eşcinsel beraberliklerin etnografik kanıtı var.

Afrika sömürgecileri, Afrika’nın farklılıkları kapsayan değerleri yağmalayarak, Afrika tarihini ve Afrika’yı bugüne kadar esir alan etkilerini yeniden yazdı. Yasa tasarısı konusunda ihtilafları geleneksel bir özgünlük kazanmış Kabile şefleri ve yerel mahkemeler, eşcinselliğin suç olarak kabul eden Avrupa Ceza Hukuk Sistemi le değiştirildi. Ayrıca, sözde eşcinsellik yasalarının, Afrikan cinsel yasalarını, Hristiyanlığın etkisi olmaksızın etkilemeyeceğini vurgulamak önemli. Hristiyanlık, ilkel olarak Afrika kültürünü ört bas ermek için ve Afrikalıların cinsel hayata dair geleneksel yorumlarını şeytanmış gibi göstermek için kullanıldı. İncil, heteronormatif ( heteroseksüelliğin tek doğal yönelim olduğunu savunan görüş) durumların misyonerliğini yapmak üzere Afrikan seksüalitesini yıkarak, Afrika ahlakının inancı oldu.

Fakat cinsellik, sömürgeci ülkelerin Afrika hakkında değiştirdikleri tek şey değil. Avrupa sömürgeleri askeri zafer yoluyla kuruldu, böl ve yönet politikası ve dini politikalarla sürdürüldü. Sömürgeci ülkeler, Afrika’yı ele geçirmek için, çoğunun etnik düşmanlıkta doruğa ulaşan bölünmeleri için kendi kendilerini suçlaması gibi, Afrikalıları Afrikalılara düşman etmek zorunda olduklarını anladılar. Diğer şeylerin arasında, böl ve yönet sömürge politikası etnik gerilimi kışkırttı. Örneğin, Ruanda’yı ırk ve sınıfa bölerek, Alman emperyalistler Tutsileri ve Hutuları karşı karıya getirdiler. Aynı anda Sudan’da İngiliz Emperyalistler, bugüne kadar süregelen bölünmeler yaratarak Kuzeyli Müslüman inancını Güneyli Hristiyan inancından ayırdılar.

AMERİKALI PROTESTANLAR

Bugünün sömürge sonrası dünyasında, Birleşmiş Milletler Protestanlarının, Afrika’nın cinsel politikaları üzerindeki etkisi ölçülü olamıyor. Sömürgeci atalarının bıraktıkları yerden ele aldılar ve gey karşıtı kampanya sürdürenlere, LGBT topluluklarına karşı sert yasaların savunucu yanlarını bularak, inançsal beyin yıkamayla propaganda yapıyorlar. Bu nedenle, Scott Lively ve Lou Engle gibi Amerikan misyonerlerini, Hristiyanlığı öğrettikleri ülkelerde LGBT insanlarının korunması için, sorumlu tutmak elzem.

Afrikalılar eşcinselliği getirmekten Batılı ülkeleri suçlarken, LGBT’li Afrikalılar sosyal sapkınlar ve suçlular olarak şeytan gibi gösterildi ve politikacılar çözüm olarak kanunları değiştirdi. Afrika’da ihtiyaç duyulan şey, Afrika’nın sömürge öncesi, sömürge sırası ve sonrası bağlamda insan cinselliği üzerine dürüst bir tartışma. Bu, yerel aktivistlerin, sivil toplumun, akademisyenlerin ve medyanın şekillendirmeye başlaması gereken bir konuşma.

Afrikalılar, geleneksel olarak nefret etmeyi reddetmiş, yan yana ayakta durmuş ve farklılıklarını kabul etmiş insanlar olarak, unutulmuş geçmişlerini geri kazanmak zorunda kalacaklar. Afrikalı LGBT aktivistleri tarafından ihtiyaç duyulmuş ve talep edilmesine rağmen, gey karşıtı Afrika ülkelerine karşı kötü davranmak, Afrika homofobisine çözüm olmayabilir. Yardımın kesilmesi gibi Batılı müdahalelere karşı geri çekilme genelde, yeni sömürgeciliğe karşı Afrikan direnişi olarak bildiriliyor. Bununla beraber, geri çekilme yok. Her zamankinden çok, Afrika’nın ihtiyacı olan, LGBT hakları için küresel bir başkaldırı.

Son dönemde yayınlanan Kenya’lı yazar ve gazeteci Binyavanga Wainaina’nınki gibi hikâyeler, Afrikan yapısında insan cinselliği üzerine anlamlı tartışmalara katkı sağlayabildi. Wainaina’nın hikâyesi politik olmak zorunluluğu bulunmayan kişisel bir tercihten oluşmasına rağmen, kıtada LGBT insanlarının kabulüne giden uzun bir yolun başlangıcı olabildi.

Yeşil Gazete için çeviren: Müşerref Bayraktaroğlu

(theguardian.com, Yeşil Gazete)

Dünyadaki GDO üretimi hakkında (1. Bölüm)

GDO’ya Hayır Platformu 9-10 Mayıs 2014’te Bursa, Nilüfer’de toplanıyor. 2004’ten beri faaliyet gösteren, Türkiye’de GDO’ya karşı mücadeleyi başlatan ve çok sayıda bileşeni ve kişisel üyesi bulunan GDO’ya Hayır Platformu toplantısının ilk günü halka ve basına açık olarak gerçekleştirilecek. Cuma 9 Mayıs 2014, 12.30’da basın toplantısının ardından, Ekoder kurucusu Arca Atay’ın yöneticiliğinde bir panel düzenleniyor. 10 Mayıs günü ise platform bileşenleri ve üyeleri eşgüdüm toplantısına katılacaklar.

2 gdoGDO’ya Hayır Platformu toplantısı öncesinde, Friends of the Earth’ün (FoE) Nisan 2014’de yayımladığı “Genetiği Değiştirilmiş Organizma Üretiminden Kim Kar Ediyor” adlı raporundan, GDO üretimi hakkında olsa da, bazı önemli ve güncel uluslararası bilgileri derlemek ve paylaşmak istedim. İki bölümden oluşacak bu yazının bugünkü kısmında kısaca Türkiye’deki GDO durumunu hatrılatıp, dünyada GDO üretimi hakkında genel bilgilerden bahsedecek, bir sonraki yazıda daha detaylı olarak Avrupa, ABD, Latin Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya’dan son bilgilere bir göz atacağız.

Rapora geçmeden önce, Türkiye’deki durumu kısaca hatırlayalım. Ülkemizde, genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) sadece hayvan yemi olarak ithali ve kullanımı yasal. Hatırlarsak, Biyogüvenlik Kurulu 16 çeşit genetiği değiştirilmiş (GD) mısır ve 3 GD soyanın hayvan yemi olarak ithali ve kullanımına izin vermişti, ancak GDO’ya Hayır Platformu’nun bileşenlerinin açtıkları dava sonucunda Danıştay Aralık 2013’te iki GD mısırın (Mon810 ve Mon810x88017) ithali ve kullanımının yürütmesini durdurdu. Danıştay açıklamasında, “Ülkemizin taraf olduğu sözleşmelerde, insan sağlığının, biyolojik çeşitliliğin ve gıda güvenliğinin söz konusu olduğu durumlarda, taraf devletlerin konuya ihtiyatilik (öntedbirci) ilkesi çerçevesinde yaklaşmaları gerekmektedir. Türkiye Yem Sanayicileri Birliği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği, Yumurta Üreticileri Birliği tarafından genetiği değiştirilmiş söz konusu iki mısır çeşidinin, Türkiye‘de yem olarak ithalatına ve piyasaya sürülmesi için yapılan başvuru neticesinde verilen ithalat izninin hukuka aykırı olduğuna karar verilmiştir” denildi. Artık Türkiye’de 14 GD mısır ve 3 GD soyanın hayvan yemi olarak ithalatı ve kullanımı yasal.

3 yemezlerTürkiye’de GDO’ların gıda olarak tüketimi ise başvuruya bağlı ancak hali hazırda öyle bir başvuru yok. 2012 Ağustos’ta Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF), 29 GDO’lu ürünün gıda üretiminde kullanılması için yaptığı başvuruları Greenpeace’in  başarılı  Yemezler  kampanyası sonucunda geri çekmişti. GDO’ların ekimi, üretimi ise Türkiye’de yasak.

FoE’nun verdiği bilgilere geçmeden önce, dünyanın her yerinde GDO’lu ürün ekimi/üretimi hakkında bağımsız veri, hatta bazı yerlerde resmi veri eksikliği yaşanıyor ve verilerin büyük kısmı biyoteknoloji endüstrisi kaynaklı. FoE, 2014 raporunda biyoteknoloji devleri tarafından finanse edilen ISAAA’nın (International Service for the Acquisition of Agro-Biotech Applications2013 rapor verilerine başvurmuş ancak başka kaynaklardan da faydalanarak bir takım düzeltmeler ve eklemeler de yapmış. FoE raporunda da belirtildiği üzere ISAAA doğrudan ya da dolaylı yoldan altı çokuluslu biyoteknoloji şirketi –Monsanto, DuPont, Syngenta, Bayer, Dow ve BASF-tarafından desteklenmekte.

Bu altı şirket günümüzde global tohum pazarının üçte ikisini, zirai kimyasal madde satışının dörtte üçünü ve Genetiği Değiştirilmiş (GD) tohum pazarının tamamını elinde bulunduruyor.

Bu altı çokuluslu şirket –Monsanto, DuPont, Syngenta, Bayer, Dow ve BASF-

  • özel sektör bitki üretim araştırmasının %75’i,
  • ticari tohum pazarının %60’ını,
  • GD tohum pazarının %100’ünü,
  • dünya zirai kimyasal madde satışının %76’sını kontrol ediyor

GDO ÜRETİMİ HAKKINDA BAZI GERÇEKLER

Kaynak: FoE, (Nisan 2014). ETC Group (2013)
Kaynak: FoE, (Nisan 2014). ETC Group (2013)
  • 2013 yılında 18 milyon çiftçi tarafından 27 ülkede GDO ekimi yapılmış. (28 olan bu sayı, 2013’te Mısır’ın GDO ekimini yasaklamasıyla 27 oldu). Bu sayı dünyadaki çiftçi sayısının yüzde birinden daha az bir sayıyı oluşturuyor.
  • GDO’lu üretimin %92’si altı ülke (ABD, Brezilya, Arjantin, Hindistan, Kanada ve Çin) tarafından gerçekleştiriliyor.
  • GDO’lu ürünlerin çoğunluğunu hala dört ürün oluşturmakta: soya, mısır, kanola ve pamuk. GDO’lu ürünler günümüzde dünya soya üretiminin %81’i dünya mısır üretiminin %35’i, dünya kanola üretiminin %31’i ve dünya pamuk üretiminin %81’ini oluşturuyor. Biyoteknoloji endüstrisi tüm çabalarına rağmen diğer GD türlerin pazarlamasında yeterince başarılı olamadı.
  • Dünyada tarım alanlarının %88’inde GDO’suz üretim yapılıyor.
  • ABD dünyadaki GDO’lu ürün ekim alanının %40’ına sahip (70.1 milyon ha). ABD ve Kanada’nın GDO üretimi, Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Çin’in toplamından daha fazla. GDO’lu ekim alanının artışı sadece birkaç ülkeyle sınırlı kaldı.
  • GDO’lu ürünlerin %99’u, tarım ilacına dayanıklılık özelliği ve haşereye dayanıklılık özelliği tek başlarına ya da birlikte kullanılan GDO’lardan oluşuyor.
  • Çoğu GD ürün gıda amaçlı kullanılmamakta. Kullanım alanlarının başında hayvan yemi, tekstil ve biyoyakıt. Örneğin, GD mısırın %70’i hayvan yemi olarak kullanılıyor.

2. Bölüm: Dünyadaki GDO üretimi hakkında 2

Bu yazı ilk olarak aysebereket.wordpress.com/ da yayınlanmıştır.

KAYNAK:

http://www.foeeurope.org/sites/default/files/publications/foei_who_benefits_from_gm_crops_2014.pdf

http://www.isaaa.org/purchasepublications/itemdescription.asp?ItemType=BRIEFS&Control=IB046-2013

Yeniceşıhlar Köyü’nde madene karşı açlık grevi

Yaşadıkları bölgenin yakınına kalker ocağı yapılmasına karşı çıkan Mudurnu Yeniceşıhlar Köyü sakinleri, seslerini duyurmak için yol kapatma eylemine ve dönüşümlü açlık grevine başladı.

10267769_10152393880901665_9008955483590649895_n

2012 yılında köy halkından habersiz “Köroğlu Beton” adlı firmaya kalker ocağı ruhsatı verilmesinin ardından Yeniceşıhlılar hem ruhsat iptali hem de yürütmeyi durdurma davası açmıştı.  Yerel seçimin ardından bölgeye gelen inşaat araçları  da madene ulaşan yolda bulunan ağaçların kesileceği endişesine neden olmuştu.

Açılan yürütme davasını mahkeme reddetti. Üstüne üstlük 150 m2’lik alanda fidan kesimi oldu. 

Nisan ayından beri tetikte olan köylüler geçtiğimiz hafta yol kapatma eylemine ve 100 köylünün dönüşümlü gerçekleştireceği açlık grevine başladı.

‘Torunlara kel tepeler bırakmak istemiyoruz’

CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz‘ün köye giderek destek verdiği eylemde köylüler “Köyümüzde taş ocağı istemiyoruz ve ormanlarımızın kesilmesini istemiyoruz” yazılı pankartlarla yürüdüler.

10257673_10152393881626665_548615339670453024_n

Köylüler, yaptıkları açıklamada “Hayvan otlatacak meralarımız elden gidiyor. Taş ocağı yapılan bölgenin üzerinde 20 yıldır suni gübre atılmayan ve Organik tarıma uygun yaklaşık 1000 dönüm arazi bulunuyor. Torunlarımıza ve gelecek nesillere kel tepeler, erozyona uğramış bir miras bırakmak istemiyoruz” dediler.

Yeniceşıhlılar, ayrıca daha önce yapılan görüşmelerde, sahada inceleme yapan yetkililerin Mahkeme sureci bitinceye kadar bölgede çalışma yapılmaması ve ağaç kesilmemesi gerektiği yönünde açıklamalar yaptıklarını söyleyerek “fakat buna rağmen ağaçlar kökünden sökülmeye başlandı. Biz de sesimizi duyurmak için yol kapama eylemi yaptık, yetkililer çözüm bulmazsa bundan sonra da eylemlerimiz devam edecek” açıklamasını yaptılar.

(Bolu Gündem/ AA/ Yeniceşıhlar)

Kırsal Yaşamdan Öyküler 1

Kırsalda kolektif hayat nasıl gidiyor diye merak edenler, soranlar oluyor. Ormanevi’nde her gün başka geçiyor. Hal böyle olunca arada yazmak, eşe dosta havadis uçurmak da iyi oluyor. Geçenlerde mesela, koyun aldık. Birden bire on sekiz tane koyunumuz oldu. Eskiden oturduğumuz yerden bahçeye bakınca yalnızca bizim eniklerle göz göze gelirdik. Şimdi bu sahneye karanlıkta parlayan on sekiz çift göz ve arkadan ritmik bir şekilde gelen krrrt krrrt sesleri eklendi. Koyunu almakla ve uzaktan seyredip gülmekle bitmiyor iş elbet. Otlatma planını yapması (bkz. holistic management), otlarken komşunun bahçesine kaçan koyunları geri toplaması ve sağması var işin bir de.

Bu sabah sağımı epey eğlenceli geçti. Gönüllülerimiz Else ve Seval de sağolsunlar, organize bir şekilde gerçekleştirdik sağımı. Arada sağımdan kaçanlar oldu tabi, feci yaramaz oluyor koyun milleti. Hemen geri toplayıp devam ettik. Bir ara epey hoşuma giden bir sahne oldu. Aslında bu yazıyı yazmak için beni harekete geçiren de aynı sahneydi. Önümde bir koyun sağıyorum, Else de boynuna sarılmış onunla tatlı tatlı konuşuyor, birden sırtımda bir sıcaklık hissettim. Dönüp bakamadım da hemen, sağım esnasında konsantrasyonu bir kaybettiniz mi ritm  bozuluyor, hayvan huysuzlanıyor. Bir süre devam ettim sırtımdaki sıcaklıkla. Sonra Else gördü ve gülmeye başladı, ben de nihayet dönüp bakabildim. Önceki sağdıklarımdan, 508 numaralı abla, kafasını koymuş sırtıma dinleniyor. Filmlik sahne! Derken işler iyice garipleşti. Yavaş yavaş yüzümün etrafını koklamaya başladı, bir ara boynumu öptüğüne neredeyse yemin edebilirim. Tamam dedim 508’le kurduk muhabbeti. Şimdi sıra diğerlerinde. Buyrunuz bu da 508.

8 koyun

Böyle böyle yakınlaşacağız hatuniçelerle. Yeni bir canlı türünü yakından tanımaya çalışmak kadar heyecan verici bir şey yok benim için son zamanlarda. Senin gibi nefes alıyor, uzaklara bakıyor, gün içinde canının istediğini yapıyor, yavrusunu koruyor kolluyor… Doğrudan bir bağ var tüm canlılarla aramızda. Herhangi bir dili konuşmayı gerektirmeyen, herhangi bir nezaket ya da yapmacıklık içermeyen, doğrudan ve keskin bir bağ. Tüm mesele bu bağı hatırlamakta ve dünya dediğimiz bu koca evin içinde derin bir saygı ile yaşayıp gitmekte…

Saygı demişken, bugün yoğurt yaparken düşünüyordum bu meseleyi. Kendi sağdığımız süte yoğurt çalıyor sonra afiyetle yiyor ya da eşe dosta ikram ediyoruz. Saygı bunun neresinde derseniz, sütün yoğurt olana dek geçirdiği tüm aşamalar bizim kontrolümüzde ve her aşamasında doğaya duyduğumuz saygı var. Şehirde ise marketten aldığımız, doğrudan emek vermediğimiz gibi nasıl bir emeğin ürünü olduğunu da bilmediğimiz bir üründen ibaret yalnızca yoğurt. Acaba hangi ineğin ya da koyunun sütünden yapıldı? Bu inek ya da koyun hiç güneş yüzü gördü mü? Merada bütün gün özgürce oradan oraya koşuşturdu mu? Bizim koyunlar gibi incir ağacına tırmandı mı hiç? Yoksa duvarlar arasında hiç haketmediği bir yaşam mı sürdü? Kimler, nasıl sağdı onu? Else gibi kulağına güzel sözler fısıldayarak  sakinleştirmeye çalışan oldu mu? Sütü ne aşamalardan geçti, neler kondu katıldı içine? Sonra nerelere yolculuk etti, kaç kilometre yol katedip kaç litre benzin harcadı? Kimler bu işten ne paralar kazandı? Bir dünya soru var sorulacak. Ucu bucağı olmayan bir üretim-tüketim döngüsü. Karmaşık, adil olmaktan uzak ve doğayı tahrip eden bir döngü. Dolayısıyla gayet masumane niyetlerle alıp yediğimiz yedirdiğimiz bir yoğurtla bilmediğimiz ne kötülüklere karışıyoruz istemeden. Dünyayı ne kadar karmaşık ve soyut hale getirdik, sadelikten ne kadar uzaklaştık…

Velhasıl sağdığımız sütle bir güzel yoğurt yaptık. Koyun yoğurdu da bir başka oluyormuş. Tadı, kıvamı falan enfes! Üzerine gelenimiz gidenimiz de eksik olmadı son günlerde, her gelene ikram edip gururla anlattık hikayesini. Kendine yeterlik deyip duruyoruz ya hep, işte biz ona gün be gün yaklaşıyoruz, yaklaştıkça keyifleniyoruz. Keyif demişken, var mı zaten üretmenin keyfinin üzerine keyif? Ben tanımıyorum.

6 süt

Esen kalınız.

Gonca Mine Çelik

 

 

Gonca Mine Çelik