Ana Sayfa Blog Sayfa 3976

Danıştay Taksim Projesi’nin iptalini onadı

Danıştay 6′ncı Dairesi, Taksim Yayalaştırma projesinin iptaline karar verdi.

images (3)

1. İdare Mahkemesi’nin, Taksim Yayalaştırma Projesi’nin dayanağı olan 1/1000 ve 1/5000 imar planlarını iptal ettiği karara yönelik itirazı değerlendiren Danıştay’dan iptal kararı çıktı. Karar oy çokluğuyla alındı.

Oy çokluğuyla alınan karar, Taksim’de yayalaştırma, battı-çıktı, Gezi Parkı ve Topçu Kışlası gibi tüm projeleri kapsıyor.

Taksim’de mahkemenin imar planı değişikliklerini durdurmasına karşın Eylül 2013‘te kullanıma açılan alt geçitlerin tek dayanağını oluşturan koruma kurulu onayı da iptal edilmiş, bu kararla, Kalyon İnşaat‘ın yaptığı tüneller ‘kaçak’ durumuna düşmüştü.

(HaberTurk/ Yeşil Gazete)

İBB çiçeklere 120 milyon harcıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, çevre düzenlemesine son dört yılda 313 milyon lira harcadığı belirtildi.

istanbul´dan-lale-manzaralari2013-07a7 (1)

Gerçekgündem’de yer alan habere göre, 2010 yılında ağaç, toprak, çim tohumu, gül, lale gibi bitkisel materyallere yaklaşık 60 milyon lira para harcayan İBB, peyzaj bütçesini katlayarak artırıyor. Bitkisel materyallere 2012 yılında 73 milyon 456 bin TL yatıran belediye bu yıl için ise 120 milyon liralık bütçe ayırdı. Böylece 4 yılda İstanbul’un park ve bahçelerinin düzenlemesi için yapılan harcama 313 milyon lirayı buldu. Ancak tüm bu harcamalara rağmen pek çok ilçede yeşil alan ve park görmek mümkün değil.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kullandığı peyzaj bütçesi pek çok ilin yıllık bütçelerini de aşıyor. Artvin Belediyesi’nin 2013 yılı için onaylanan yıllık bütçesi sadece 18 milyon 700 bin TL olurken, Van’ın 85 milyon lira, Niğde’nin ise 94 milyon lira olarak belirlendi. Turizm bölgeleri arasında öne çıkan Muğla’nın yıllık bütçesi 95 milyon TL olurken, Siirt’in ise 67.5 milyon liralık bütçesi var.

11 milyon liralık lale dikildi

Laleyi İstanbul’un simgesi haline getirmek için 2004 yılından bu yana festivaller düzenleyen İBB’nin park, bahçe, cadde ve sokaklara ektiği lalerin maliyeti ise 9 yılda 11 milyon lirayı aştı. 2013 Yılı İstanbul Lale Mevsimi için, 2012 yılında yaklaşık 14 milyon 420 bin adet, 70 türü ağırlıklı olmak üzere toplam 270 çeşit lale dikildi.

İstanbul’a bu yıl ekilen lalelere, sümbül ve nergis gibi soğanlı bitkiler de eklendiğinde bu rakamın 20 milyona ulaştığı açıklandı. Fiyatı 70 ile 90 kuruş arasında değişen lalenin belediyeye bu yılki maliyeti ise 3 milyon lirayı buldu.

2004-2010 yılları arasında kentin dört bir yanına 45 milyon 475 bin adet lale dikildi ve bu lalelerin temini için 4.4 milyon TL harcama yapıldı. Lale ekimi 2011 yılında 1 milyon 48 bin TL’ye, 2012 yılında ise 2 milyon 680 bin TL’ye mal oldu.

 (Gerçek Gündem / Yeşil Gazete)

1 ay sürecek Gezi davası başladı

Aralarında 1 Haziran 2013 tarihinde Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Camii’ne sığınanların da yer aldığı 255 sanıklı en kalabalık Gezi davası bugün başladı.

gezi-gozalti2

İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi’nde Mayıs ayı boyunca salı çarşamba ve perşembe günleri görülecek davanın ilk duruşmasına çoğunluğu üniversite öğrencisi 32 sanığın yanı sıra müştekilerden Ali Çezik ile taraf avukatlar katıldı.

Sanıklar ’2911 Sayılı Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanuna muhalefet’, ‘görevi yaptırmamak için direnme’, ‘kamu görevini usulsüz üstlenme ve kamu malına zarar verme’, ‘Özel kıyafetleri usülsuz kullanma’, ‘suçluyu kayırma’, ‘ibadethaneyi kirletmek suretiyle zarar verme’ ve ‘hırsızlık’ gibi suçları işledikleri iddiasıyla bir ila 11 buçuk yıl arasında değişen hapis cezaları istemiyle yargılanıyor.

Duruşmada kimlik tesptininin ardından savunmalara başlandı. Sanık sıfatıyla yargılanan eylemcilerin ifadeleri özetle şöyle:

‘kimseye direnmedim’

Grafiker Seçkin Cebeci: “4 arkadaşımla birlikte Taksim’de yürüyorduk, ne olduğunu anlamadan polisler bizi yakaladı. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum” dedi. Serbest çalışan kameraman olduğunu ifade eden Görkem Celiloğlu ise, 3 Haziran 2013’te kameraman olan 3 arkadaşıyla beraber gelir elde etmek amacıyla çekim yapmak için eylemlerin sürdüğü yerlere gittiğini ifade etti. Celiloğlu, “Beşiktaş civarındayken eylemci grubun arasındaydım polis gaz atınca grup bir anda geri çekildi ve ben önde kaldım. Gözaltına alındım. Kimseye direnmedim. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum”
“Nereye götürüyorsunuz? dedim beni de gözaltına aldılar”

Mimar Gizem Ünek de eylem amacıyla yürüdükleri sırada arkadaşını polislerin çağırdığını, yanına gidince de gözaltına aldıklarını belirtti. Ünek kendisinin “Nereye götürüyorsunuz onu?” diye sorması üzerine ise polislerin “Sende gel o zaman” diyerek gözaltına alındığını ifade etti. Sanık Ünek, polisin uyarısını duymadığını belirterek suçlamaları kabul etmedi ve beraatini talep etti.

‘Barışçıl gösteri için gittim’

Yüksek lisans öğrencisi Deha Okyay da, Gezi Parkı’nda ağaçların kesildiğini duyduğunu ve barışçıl bir gösteri yapmak için Taksim’e gittiğini belirtti. Polisin gaz bombası atması nedeniyle Osmanbey’e doğru kaçtığını ifade eden Okyay, “Gazdan çok etkilendim. Çok sevdiğim ve boynumda taşıdığım Fenerbahçe atkımla ağzımı ve burnumu kapatarak gazın etkisini azaltmaya çalıştım. Bu sırada Nişantaşı Kavşağı’nda polisler beni itti yere düştüm. Orada gözaltına alındım” dedi.
Polislere küfür ettiği ve taş attığının iddia edildiğini belirten Okyay, “Bunu kesinlikle kabul etmiyorum. Taş atarak ve küfür ederek olayların çözüleceğine inanmıyorum” dedi. Emniyette yakalama tutanağının da kendisine zorla imzalatıldığını belirten Okyay, “Tutanağın içeriğini kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum” dedi. Duruşma sanıkların ifadesinin alınmasıyla devam ediyor.

‘Hayatıma tecavüz edildi diye dava açtım’

Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Camii’nde bira içtiği iddia edilen Emre Öztürk: “İnsanlara ‘elinde bira vardı’ diye yansıtıldı. Hayatıma kast edildi. Eğlenmek için Beşiktaş’a gitmiştik. Birden müdahale oldu ve biz de insanlara yardım etmek istedik ama böyle bir haber çıktı. Hayatıma tecavüz edildi diye dava açtım. Elimde bir kola var ve ‘camide bira içildi’ diye servis edildi. İnsanlar minibüste falan beni tanıyorlar. Olay günü yanımda arkadaşım Doğan Öztürk vardı. Olay zamanı yaralanan insanlar oldu ve camiye sığındılar. Ben de yardım amaçlı camiye girdim. Caminin içine gaz sıkıldı. Gazdan etkilendiğim için gözlerim yandı ve ben de kola kutusunu gözüme tuttum. Fotoğrafım çekildi, basında yer aldı. Ben de bununla ilgili suç duyurusunda bulundum. Ben olaylar sırasında gözaltına alınmadım, davet üzerine karakola gittim. Bana kamu malına zarar verilip verilmediği soruldu ve tanık sıfatıyla ifadem alındı” dedi.

Öztürk’ün avukatı Abdullah Onur Eyüboğlu ise müvekkilinin şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınmadığını fakat iddianamede şüpheli olarak yer aldığını belirterek, “Müvekkilim net delil olmadan suçlanmıştır. Atılı suçlamayı kabul etmiyoruz. Caminin müezzini de 6 gün boyunca camide bira içilmediğini söyledi ve bulunduğu camiden sürüldü. AKP Genel Başkanı tarafından da bu bira içme meselesi dile getirildi” diye konuştu.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, 31 Mayıs 2013 günü Gezi Olayları’nın devamında eylemcilerin Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Camii’ne girmek istedikleri, Cami müezzini Fuat Yıldırım’ın grubun içeri girmesine engel olmaya çalıştığı, Yıldırım ve caminin güvenlik görevlisinin kırılan kapının arkasına kalaslar koyarak eylemcilerin içeriye girmesini engelledikleri ifade edildi. Ertesi gün 1 Haziran 2013 tarihinde ise eylemcilerin, cami kapısının açık olmasından faydalanarak içeri girdikleri , camideki ayakkabılıkları ters çevirerek tezgah gibi kullanmaya çalıştıkları, motosikletli kişilerin camiye sürekli ilaç taşıdıkları, tıbbi atık ve içeride yiyecek içecek artıkları ile içerinin kirletildiği, cami içine zarar verildiği, cami içindeki güvenlik kameraları ile minber kısmında Arapça yazılar bulunan perdelerden bir kısmını çaldıkları, daha sonra polisin yaptığı incelemede, pencere önünde içi boş ezilmiş halde bira kutusu ile müezzin bölümünde boş sigara kutusu, söndürülmüş sigara izmaritleri bulunduğu, eylemcilerin caminin dışına da zarar verdikleri kaydedildi.

(Hürriyet/ Diken)

Occuppy aktivisti, ‘polise saldırmak’suçundan ceza aldı

ABD’deki  Occup Wall Street eylemleri sırasında bir polis memuruna saldırdığı iddiasıyla yargılanan Cecily McMillan suçlu bulundu. McMillan, polis memuru Grantley Bovell’ın kendisine şiddet uyguladığı ve cinsel tacizde bulunduğu iddiasına rağmen yedi yıl hapisle cezalandırıldı.

Cecily-McMillan-620x439

Wall Street eylemlerinin altıncı ayında, 17 Mart 2012’de gerçekleşen eylemde polis Zucotti Park’a müdahale etmişti. Bu müdahale sırasında aktivist McMillan’ın anlattığına göre, polis kendisiyle birlikte 70 eylemciyi döverek gözaltına aldı; bu polislerde Grantley Bovell kendisini döverken göğsünü kavradı. Bunun üzerine kadın aktivist Bovell’a dirsek attı.

Guardian’dan duruşmayı izleyen Molly Knefel‘in yazdığı üzere; ‘sanığın olay sonrası çürük bedeninin fotoğraflarına rağmen – ki buna sağ göğsü de dahildi- savcılık McMillan’ın polis tarafından şiddet görmesini ‘şaibeli’ buldu. Buna rağmen polis Bovell, dava süresince McMillan’ın morattığını iddia ettiği gözünü her seferinde yanlış göstermesine rağmen inandırıcı bulundu.’

McMillan'ın saldırı sonrası paylaştığı fotoğraf
McMillan’ın saldırı sonrası paylaştığı fotoğraf

Dava süresince, daha önce çeşitli disiplin suçları olan polis memurunun geçmiş kayıtları göz önünde bulundurulmadı.

McMillan’a destek olmak için gelmiş vatandaşlar da duruşmada bulundu. ‘Utanın’ diye bağıran vatandaşların bazıları polis tarafından dışarı çıkarıldı.

‘Bu dava bir mesaj’

25 yaşındaki ünversite öğrencisi McMillan, ‘polis memurunun görevini yapmasına engel olduğu için’ yedi yıl hapis cezasına çarptırıldı. Vice’a konuşan sanığın avukatı ‘bu dava barışçıl gösterilere katılan vatandaşlara bir mesaj gönderiyor.’diye konuştu; ‘Dikkat edin, yaka paça alınıp yıllar boyu hapis cezası çekebilirsiniz”demek istiyorlar’

McMillan davası, bugüne kadar Occupy eylemcilerine açılmış 2 bin 600 dava arasında en ağır cezaya sahip olanı.

(Vice/Yeşil Gazete)

TMMOB’dan Datça’yı imara açacak plana itiraz

TMMOB, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Datça ve Bozburun’da yapılaşmanın önünü açan Çevre Düzeni Planı’na itirazda bulundu. Mevcut planın sadece Datça’yı değil Fethiye, Dalaman ve Köyceğiz gibi sahil bandına da hazırladığını belirten TMMOB Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Muğla İl Müdürlüğü’ne itiraz dilekçesi verdi.

Bm8BfZTIAAAm7QX

TMMOB, yaptığı itirazda Datça-Bozburun Çevre Düzeni Planı Revizyonu’nun arkeolojik, kentsel ve doğal sit alanlarının yağmalanmasının önünü açtığını belirtti. Yeni planların bu coğrafyadaki kaçak yapılaşmaya da bir af olduğunu söyleyen TMMOB, plan revizyonuyla kıyıların yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.

“Kıyı bandında yapılaşma yasağı kalkıyor”

TMMOB Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu, planla ilgili dava hazırlığında olduklarını belirterek şunları söyledi: “Sadece Datça değil, Fethiye, Dalaman, Köyceğiz gibi kıyı alanlarıyla ilgili de yeni planlar yapılmış. Onların da kısa sürede askıya çıkacağıyla ilgili bilgiler geliyor. Kıyı Yasası gereği kıyı bandında yapılaşma yasağı var. Datça’da başlatılan yeni planlarla yapı yasağı olan yerler imara açılıyor. Kıyılarda ayrıca kamuya ait dinlenme tesisleri var, bu tesislerin yıkılıp yapılaşmaya açılmasının da önü açılmış oluyor. ‘Dinlenme tesisi’ yerine ‘turizm, ticaret merkezi’ planlanıyor. Kıyıdaki kamu tesislerinin dışında fiilen yapılan binalar var. Yeni planlar bu gibi yapılara da af getirebilir. Otel ve işyeri gibi kaçak binalar var.”

TMMOB’un itiraz dilekçesi şöyle:

“1/25.000 ölçekli Datça-Bozburun Çevre Düzeni Planı Revizyonu’nun, güncellenmiş, arkeolojik, kentsel ve doğal SİT sınırlarına göre hazırlanmadığı görülmüştür. Bu planda Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun görüşüne de rastlanmadığından Koruma Kanunu’na aykırıdır. Doğal ve arkeolojik SİT derecelerinde değişiklik yapılarak bu alanlarda turizm alanları, yerleşim alanları, günübirlik alanlar ve kamping alanlarının planlandığı görülmüştür. Maden ocakları işletme ve rezerv alanları planda gösterim olarak işaretlenmiş olup bu konuda verilmiş ruhsat ve izinlerden bahsedilmediği gibi, orman alanında gösterilen maden alanlarının ne kadarlık alana yayılacağı koordinatlarla birlikte planda açıklanmalıdır.

Çeşitli koylarda planlanan günübirlik tesis alanlarının ve kamping alanlarının daha sonraki süreçlerde amacının dışına çıkılarak farklı kullanımlara dönüşeceği endişesi oluşmuştur. Örneğin, Hisarönü Körfezi’nde SİT paftalarında 1. derece doğal SİT alanı olarak belirlenmiş koylarda kamping alanları oluşturulmuştur. Yine günübirlik alanlarda yüksek yapı yoğunluğu önerilmektedir. Çok küçük ve korunan koylardaki günübirlik tesis alanları iptal edilebilir. Plan, gizli bir yapılaşmanın önünü açabilir. Tüm bölgede turizm tesis alanları genişletilmiştir.”

(politeknik.org.tr /Yeşil Gazete)

Göz göre göre yalan ifade!

Gezi olayları sırasında Antalya’da bir otoparka saklanan üç genci polislerin dövmesi kameralara yansımıştı. Savcı olaya ilişkin iddianamede, polisler için ‘basit yaralama’ suçundan ceza istedi.

Ekran Resmi 2014-05-06 11.46.26.png

Antalya’da Gezi protestoları sırasında, polis müdahalesinden kaçarak otoparka saklanan ve buraya gelen polislerce darp edildikleri kamera görüntüleriyle açığa çıkan 3 gence yönelik işkenceyle ilgili iddianame hazırlandı. Milliyet gazetesinden Gökçer Tahincioğlu‘nun haberine göre, iddianamede, polislerin eylemi, kamera kayıtlarındaki darp görüntülerine ve adli tıp raporunda “çivili sopa” izleri görülmesine karşılık, “basit yaralama” olarak nitelendirilirken, polislere 3 genç için ayrı ayrı ceza istenmesi yerine hangi polis kime vurduysa buna göre ceza talebinde bulunuldu. Polislerin verdikleri ifadeler ise şaşkınlık yarattı.

3 mağdurdaki dayak ve bir bölümü çivili sopa izi olduğu değerlendirilen izlerin Adli Tıp raporuna yansımasına, kamera kayıtlarında gençlerin darp edildiklerinin görülmesine karşılık, iddianamede, polislerin işkence yerine “basit yaralama” suçundan yargılanmaları istendi.
TCK’da bu suça, en fazla 1,5 yıldan 4,5 yıla kadar hapis öngörülüyor. Sanık polislerin bir bölümü için üst sınırdan ceza istenirken, bir bölümü için sadece 1 yıldan 3 yıla kadar hapis isteminde bulunuldu. İddianamede 3 genç için ayrı ayrı ceza istenmesi gerekirken, polislere kime kaç kere vurduğu hesaplanarak ceza istendi.

Bazı polislere bir genç, bazı polislere iki genç için ceza isteminde bulunuldu. İşkence suçundan açılması halinde ise sanıklara en az 12 yıl hapis cezası istenebilecekti. Bu ceza çok daha fazla artırılabilecekti.

Polislerden kafa karıştıran ifadeler

Sanık polislerin ifadeleri ise şaşkınlık yarattı. İddianamede, bazı polislerin şu ifadeleri aktarıldı:

İlker Hocazade: İki erkek ve bir kız şahsın duvar kenarında olduğunu gördüklerini, otoparkın başka kısımlarını başka şahıslar var mı diye kontrol ettiğini, sonra bu göstericilerin yanına geldiğini, göstericileri gözaltına almak istediklerinde direndikleri için erkek olanların yere yatırılmak istendiğini, şahısların direndiğini, kendisinin de şahısların direncini kırmak için elinde bulunan plastik copla bacaklarına doğru birkaç kez vurduğunu, şahısları etkisiz hale getirdiklerini, göstericilerin gözaltı aracına götürüldüklerini beyan etmiştir.

Ahmet Önem: İki erkek ve bir bayan göstericinin alt katta olduğunu gördüklerini, bu şahısları sözlü olarak uyarıp gözaltına almaya çalıştıklarını, polis çocuğu olduğunu sonradan öğrendiği şahsın, hem teslim olma konusunda hem sırt çantasının içerisini kontrol etme konusunda zorluk çıkararak, ‘sizlerden bunların hesabını soracağız’ dediğini, ailesine ve kendisine sinkaflı sözlerle hakaret ettiklerini, gözaltına alınmayı engellemeye çalıştıklarını, bu sırada arbede yaşandığını, copla bu şahsa vuracakmış gibi yaparak korkutmaya çalıştığını ancak vurmadığını, arkadaşları ile zor kullanmak suretiyle şahsı etkisiz hale getirerek gözaltı aracına götürdüğünü, görüntülerden salladığı copun şahsın bacak kısmına geldiği görülmekteyse de diğer meslektaşının kendisine çok yakın olmasından dolayı onun yaptığı müdahalenin kendisinin yaptığı şeklinde algılandığını beyan etmiştir.

Muharrem Bayrak: Erkek şahısların küfür etmeye başladıklarını, bayan şahsa ‘kızım kalk bakayım’ dediğini, bayanın kalktığını, başka bir arkadaşının bayanı yukarıya çıkarttığını, bayanı kaldırdığı aşamada erkek şahıslar ile arkadaşları arasında itişme olduğunu gördüğünü, şahısların zor kullanılarak gözaltına alındığını, uzun boylu şahsın direnmesi nedeniyle bacağına bir kez cop salladığını, tamamen direnmeden dolayı zor kullanma hakkından dolayı bu müdahalede bulunduğunu beyan etmiştir.

Dursun Yıldırım: Şahısların ‘bırakın bizi’ diyerek gözaltına alınmalarına engel olmaya çalıştıklarını, polis arkadaşlarının şahısları zor kullanarak etkisiz hale getirdiğini, kendisinin erkek olan göstericilerden birini etkisiz hale getirdikten sonra kolundan tutarak yukarı çıkartmak istediğini, ancak şahıs şapkasını yere düşürdüğü için bu şahsı diğer arkadaşlara bırakarak şapkasını aramaya başladığını, elinde cop bulunmadığını beyan etmiştir.

Tancer İşcan: Üç şahıstan uzun saçlı olanın, ‘Siz hepiniz şerefsizsiniz, benim babam da polis, o da sizin gibi şerefsiz’ diye bağırmaya başladığını, küfrederek slogan atanın ağzını kapatmaya çalıştığını, kapattırmamak için direndiğini, kendisini yere atarak küfürlerine devam ettiğini, bu sırada diğer polislerin şahsa müdahale ederek etkisiz hale getirdiğini, polis çocuğu şahsı koluna girerek gözaltı aracına götürdüklerini beyan etmiştir.

Polislerin şiddeti kameraya şöyle yansımıştı :

(Milliyet/Yeşil Gazete)

6 Mayıs 2014

Tayland Başbakanı adalet önünde
Tayland Başbakanı Yingluck Shinawatra yolsuzluk iddialarıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne bugün ifade veriyor. Shinawatra hükümetin devlet pirinç üretimini destekleme programında yapılan yolsuzlukla ilgili olarak yargılanıyor. Aynı zamanda Tayland Ulusal Pirinç Komitesi Başkanı olan Shinawatra’nın, yolsuzluk konusunda pek çok kişi tarafından uyarılmış olmasına karşın bu programı sürdürdüğü belirtiliyordu. Altı ay önce başlayan hükümet krizinde yüz binlerce Tayland’lı sokaklara çıkmış, seçilmişlerin görevden alınarak ‘Halk konseyi’kurulması talep edilmişti.

Nijerya’da Boko Haram’ın kaçırdığı 230 kız öğrenci bulunamıyor
ABD, Nijerya’da radikal İslamcı militan Boko Haram örgütü tarafından kaçırılan 200’ün üzerinde kız öğrencinin kurtarılması için yardım önerisinde bulundu.200’ün üzerinde kız öğrenci 14 Nisan’da Borno eyaletindeki okullarından kaçırılmışlardı. Boko Haram lideri Ebubekir Şekau, kaçırma olayını üstlendiklerini söyledi ve kızların köle olarak satılacağını iddia etti.

Kırım’da yönetim gerginliği
Kırım Tatarları’nın lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun Kırım’a girişinin engellenmesi, Kırım’daki yeni Rusya yönetimiyle Kırım Tatarları arasındaki gerginliğin fitilini ateşledi. Kırım Savcılığı, Kırım Tatar Milli Meclisi üyeleri hakkında dava açarken, Meclis’in Rusya Federasyonu’ndaki faaliyetlerinin de yasaklanabileceğini açıkladı. Bunun üzerine basın toplantısı düzenleyen Kırımoğlu, “Rusya, Kırım Tatar halk hareketinin üyelerine karşı baskıyı sürdürürse, Tatarlar barışçıl protesto yöntemlerinden vazgeçmek zorunda kalabilir” açıklamasını yaptı.

Sinn Fein lideri serbest
IRA’nın siyasi kolu olan Sinn Fein örgütünün lideri Gerry Adams, 42 yıllık bir cinayetle ilgili 4 gün boyunca sorgulanmasının ardından serbest bırakıldı. Hakkında suçlama yapılmayan, ama dosyası savcılığa sevk edilen Adams, Kuzey İrlanda Başbakan Yardımcısı Martin McGuinness ile düzenlediği basın toplantısında, barışın sesiyle konuştu : “Anlaşmadan geri dönüş yok. Bu, barışı inşa çabası ve geleceğimiz demek. Geçmiş ise geçmiştir. IRA gitti, bitti. Geriye gitme olasılığı yok.”Adams, partisinin seçim öncesi yükselişe geçtiği sırada gözaltına alındığına dikkat çekerek ve ‘şeytani bir kampanyaya’ kurban gittiğini savundu.

Sisi’den seçim vaadi Müslüman kardeşleri ortadan kaldırmak
Mısır Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en güçlü adayı olarak gösterilen eski Genelkuray Başkanı Sisi, seçim vaadi olarak Müslüman Kardeşler’in varlığını tamamen ortadan kaldıracağını ifade etti.26-27 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Eğer Sisi kazanırsa, 1950’lerde Cemal Abdül Nasır ile başlayan asker kökenli Cumhurbaşkanları dizisinin son halkası olacak.

İran’dan Suriye’ye kimyasal silah yardımı şüphesi
Dailiy Telegraph gazetesi, İran’ın Suriye’ye kimyasal silah sağladığı yönünde şüpheler olduğunu yazdı. Gazetenin haberinde, Suriye Hava Kuvvetleri’ne ait askeri kargo uçaklarının İran havalimanlarında uydu fotoğrafları ile görüntülendiği belirtiliyor. İran’ın Çin’den sipariş ettiği 10 bin klor bombası başlığının bir kısmının Suriye’ye sevkedilmiş olabileceği söylenen haberde, “Batılı yetkililer Suriye askeri kargo uçaklarının İran ile rutin kullanılan uçuş hatları oluşturduğunu söylüyor” deniyor.

Eski bakanlardan savunma: komplo, siyasi montaj, iftira

17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu kapsamında suçlanan 4 eski bakan hakkında soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin önergeler dün Meclis’te 16 saat boyunca görüşüldü. Gergin geçen görüşmeler sonucunda dört eski bakandan sadece Erdoğan Bayraktar savunma yapmadı. Diğer eski bakanlar operasyonun ‘komplo, iftira’ olduğunu iddia etti.  Muhalefetin önergeleri reddedildi, dört milletvekili için tek soruşturma komisyonu kurulacak.

24290324Eski bakanların savunmalarından satır başları şöyle:

‘Özel kalemimi işadamlarına tahsis ettiğim iddiasını kabul ediyorum’

Zafer Çağlayan: “İtibarsızlaştırma kampanyasıyla karşı karşıyayım. Her türlü yalan, iftira, hukuksuz dinlemeler montajlar karşımıza çıkarıldı. Makamımı, hatta özel kalemimi işadamlarına tahsis ettiğim iddiasını aynen kabul ediyorum, kendimi de çalışma arkadaşlarımı da bu ülkede çivi çakan, taş üstüne taş koyan işadamlarına amade ettim, etmeye de devam edeceğim. Bu suç ise 20 yıldır işlediğimi kabul ediyorum. Zor olan benim ve oğlumun bu işin içine çekilmesidir.

Bu saat tarafımca alınmış bedeli tarafımca ödenmiş ve mal beyanıma da girmiştir. Bir diğer istismar konusu Reza Zarrab’ın uçağı ile umreye gittiğim iddiası. Defalarca haca ve umre ziyaretleri yaptım. O ziyareti de bir acenta üzerinden gerçekleştirdim, bedeli de tarafımca ödenmiştir, belgesini gösteriyorum. İstanbul Atatürk Havalimanı’na Gana’dan gelen uçaktaki 1.5 ton altınla ilgili soruşturmaları engellediğim iddiası. Bütün işlemler gümrük ve ticaret müfettişlerince yapılmıştır, kaçakçılık yasası kapsamına girmediği için gümrük yasası uyarınca idari para cezası uygulanmış, sonra bu karar mahkemeye yapılan itirazla kalkmıştır. Ortada bir vergi kaybı yoktur. Zarrab’a İran’da yaptığı ihracatıyla ilgili kolaylık sağladığım iddiası. Halkbank, hem kamu bankası olması hem de 1980’den beri İran’da temsiliciliği olduğu için devrede. Bu olay tamamen uluslararası mevzuata da uyundur.”

“Birçok insanın vize başvurularında yardımcı oldum”

Egemen Bağış: “Gözü dönmüş bir örgütün sistematik karalama kampanyasına maruz bırakıldım. Organize bir algı operasyonuna, itibar cellatlığına girişildi. Artık susmayacağız, yutkunmayacağız. Dün bize irticacı yaftasını yapıştırmaya kalkanlar bu sefer siyasi bir montaj ses kaydı üzerinden bizim imanımızı sorgulamaya ve sorgulatmaya kalktılar. Rıza Sarraf’ı 5 yıldır tanırım. Kendisini 15 yıldır tanıdığım çok değerli sanatçı Ebru Gündeş vasıtasıyla tanıdım. Üç kez toplamda 1.5 milyon dolar rüşvet almak iddiası külliyen yalandır, iftiradır. Siyasi hayatımda birçok insanın vize başvurularında insani çerçevede yardımcı oldum. Sarraf’ın babasından da vize yardım talebi aldım, ama başvurmadılar bile. Alınmamış bir vize için yardımcı olduğum iddiasıyla 500 bin dolar aldığımı iddia ettiler. Otel projesine aracılık yaptığım ve bir 500 bin daha aldığım iddia edildi. Bir etkinlikte karşılaştığımızda bir yakınımızdan otel yapmak için bina aldığını söyledi, ben her ikisine de ‘Hayırlı olsun’ dedim. Dahlim olmadı.”

‘İddialar kanuni değil’

Muammer Güler: “Bu soruşturma başından operasyon aşamasına kadar bir sürü usulsüzlük var. Yasalara aykırılık içermektedir, hukuki değil siyasidir, itibarsızlaştırmaya yöneliktir. İstanbul Başsavcısıyla cep telefonumdan yapılan konuşma bile sızdırılmıştır. Kim bir bakanla başsavcının telefonunu hangi yetkiyle dinleyip sızdırabilir, hazin bir olaydır. Bir bakan şüpheli adledilemez, savcı bir bakan hakkında soruşturma yapmaya yetkili değildir. İddiaların da kanuni unsurları yoktur.”

Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, savunma hakkını kullanmayacağını beyan ederek kürsüde konuşmadı.

Çağlayan, Güler, Bağış ve Bayraktar için Meclis’ten soruşturma kararı çıktı. 453 milletvekilinin oylarıyla kabul edilen Ak Parti’nin önergesiyle 4 eski bakan için tek bir soruşturma komisyonu kurulacak. Gizli oylamaya 469 vekil katıldı. 6 çekimser, 1 boş, 9 ret oyu kulanıldı. 15 kadar AK Partili vekilin katılmadığı oylamada, parti yönetiminin olumlu oy istemesine karşın 9 AK Partili ret ve 6 AK Partili de çekimser oy kullandı.

Süreç nasıl işleyecek?

Komisyonda 15 üye olacak. Üyeler, partilerin temsil oranına göre kurayla belirlenecek. Önergeyi veren veya daha önce bu konuda görüşünü açıklamış milletvekilleri üye olamıyor. Komisyon, kamusal ve özel kuruluşlardan bilgi, belge isteme, gerekli gördüklerine el koyma hakkında sahip. Komisyonun, bakanları da dinleme yetkisi var. Savcılardan, tanık ve bilirkişileri gözaltına aldırarak zorla ifadeye getirtmeleri istenebiliyor. 2+2 aylık çalışma süresi var. Yüce Divan kararı çıkması durumunda Genel Kurul’da en az 276 vekilin oyu gerekiyor.

(Hürriyet)

Keban Barajı’nda kuraklık gölü tarlaya döndürdü, DSİ’ye göre sorun yok

Keban Barajı da iklim değişikliğe bağlı kuraklığın ceremesini çekiyor. Geçen yılın Nisan ayında 839 olan su kodu, bu yılın Nisan ayında 830’a indi. Barajın yapılmaya başladığı dönem su altında kalan 675 kilometrekarelik  tarım alanının bir kısmı kuraklıktan yüzeye çıktı. Yıllardır balıkçılık yapan köylüler tarımcılığa alışmaya çalışırken Devlet Su İşleri (DSİ) barajla ilgili herhangi bir acil eylem planına sahip değil.

24283509

GAP projesi kapsamında 1974 yılından beri su toplayan Keban Barajı’nda daha önce su altında kalmış olan 675 kilometrekarelik tarım arazisinin 170 kilometrekarelik bölümü suların çekilmesiyle ortaya çıktı. 40 yıldır balıkçılık yaparak geçmini sağlayan köylüler tarıma yönelmek durumunda kaldı.

“Yetkililer suyun gelmeyeceğini söylese gecikmezdik”

DHA‘ya konuşan balıkçı Hayrettin Canpolat, bir zamanlar suyla kaplı alana şimdi karpuz ektiğini belirterek,”Asıl mesleğim balıkçılıktı, baraj gölüne su gelmeyince ne yapalım artık balık tutmak yerine karpuz ekiyorum. Daha önce geçimimi balıkçılıkla sağlıyordum, kuraklık nedeniyle su gelmeyince karpuz, nohut ekmeye başladık. Yetkililer zamanında suyun gelmeyeceğini söyleselerdi gecikmezdik. Alışık olmadığım için çiftçilik bana zor geliyor ve çok yorucu”dedi.

Mehmet Emin Demirkapı ise, hayvancılık yapmaya başladığını dile getirerek, “Sular çekilince bu alanda, hayvanlarımı otlatmaya başladım. Baraj gölünde su olmadığı için onlara burada su veremiyorum. Bölgedeki bizlerin durumu bu yıl hiç iyi değil. Baraj gölü havzasındaki arazilerin tümüne ekim yapıldı. Artık nasıl yapacağız, biz de bilmiyoruz” diye konuştu.

fft16_mf2057080

DSİ’ye göre elektrik üretiminde sorun yok

Yeşil Gazete’nin ulaştığı DSİ Elazığ 9. Bölge Müdürlüğü’nden Kamil Altınbulat, tarım arazisini ortaya çıkaran kuraklıkla ilgili “endişe edilecek birşey” olmadığı görüşünde: “Enerji üretiminde sıkıntı yok. Enerji 813 kotuna kadar üretilebiliyor.”

Tarım alanını kullanana ceza

Göl kuruyup ta tarıma dönüş yapmak zorunda kalan köylülerin durumuyla ilgili alınan önlem ise ceza kesmek; “170 kilometrekarelik tarım arazisi zamanında devlet tarafından kamulaştırıldığı için ekilmesi biçilmesi yasaktır ama vatandaş ekip biçiyor. Valilik’ten de ceza kesiliyor.”

‘İnşallah kuraklık olmaz!’

Peki kuraklık devam ederse ne olacak? DSİ’den gelen cevap düşündürücü: “İnşallah kuraklık olmaz. Diğer yerler nasıl etkileniyorsa biz de öyle etkileneceğiz.”

839’dan 830 kot seviyesine düşen Keban Barajı su seviyesi 7-8 metre daha düşerse elektrik üretememeye başlayacak; yani milyonlarca lira yatırım yapılmış ama elektrik üretemeyecek duruma gelen barajlardan biri olacak.

(Gözde Kazaz / Yeşil Gazete)

Dersim katliamı 77. yılında anıldı

Dersim’de 4 Mayıs 1937 tarihinde düzenlenen askeri harekatta ölen binlerce kişi, Dersim merkez ve ilçelerde düzenlenen törenlerle anıldı. 500 kişinin kurşuna dizilerek Munzur Çayı’na atıldığı yerde toplanan kalabalık, burada mum yakarak Munzur Çayı’na karanfil attı.

dersim-katliami-kurbanlari-anildi-9680-669x321

İlk anma, 500 kişinin kurşuna dizildiği ve daha sonra Munzur Suyu’na atıldığı Halbori Kayalıkları’nda yapıldı. Dersim harekatının başladığı 4 Mayıs, Saat 12.00’da Halbori Kayalıkları’nda bir araya gelen ve 1937- 38 olaylarında yaşamını yitirenlerin akrabalarının da bulunduğu yaklaşık 500 kişi, 2 dakikalık saygı duruşunda bulundu.

Dersim Katliamının 77. yılında Ankara‘da da eylem vardı. Dersimli Dernek ve platformlar meclise yürüdü. Meclis önünde açıklama yapan Dersimliler, katliama ilişkin gizli belgelerin açıklanmasını istedi.

Dersim katliamının kararının alındığı  4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı 77. yılında meclise yapılan yürüyüşü Ankara Dersimliler Derneği, Dersim Mağdurları Platformu, Dersim 37/38 Ortak Bellek Platformunun çağrısıyla gerçekleşti.

Kitleye Meclis önünde CHP Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün ve HDP Urfa Milletvekili İbrahim Ayhan da destek verdi.

Meclsi önünde platform adına konuşan Yaşar Kılavuz, Almanya’da Hitler’in yaptığı katliam yerlerine daha sonra anıtlar dikildiğini, insanlık müzeleri kurulduğunu, Yahudi Soykırımı ortaokul, lise ve fakültelerde ders kitaplarına konulduğunu hatırlatarak, “Ancak Türkiye’de hâlâ katliam tanınmadı” dedi. Atılacak adımların acıların tekrarlanmaması için önemli olduğuna vurgu yapan Kılavuz, “Dersim’i yok sayanların tavırları hak ve insaniyetle bağdaşmaz” dedi. Tunceli Kanunu ile yapılan tüm yanlışların yeni bir Dersim kanunu çıkarılarak giderilmesi gerektiğini söyleyen Kılavuz, Dersimlilerin taleplerini şöyle sıraladı;

-Dersim’de bir insanlık müzesi kurulsun.
-Katliam yapılan yerlere anıtlar dikilsin.
-Zorla alınıp hizmetçi yapılan kadınların listesi açıklansın.
-Dersim dramı ortaokuldan, fakültelere kadar tarih kitaplarında yerini alsın.
-Dersim ismi geri verilsin.
-TBMM Dilekçe Komisyonundaki yaklaşık iki yüz bin belge hemen açıklansın.
-Seyit Rıza ve birlikte idam edilen Dersim pirlerinin mezar yerleri açıklansın.
– 4 Mayıs ‘kara gün’ olarak anılsın.

(Evrensel / Yeşil Gazete)