Ana Sayfa Blog Sayfa 3969

“Mahsur kalan işçilerin hayatta kalma şansı artık yok”

Vezan Karabulut Yeşil Gazete’ye Soma’dan bildiriyor:

Şu anda maden bölgesinde olan Karabulut arama kurtarma çalışmalarının devam ettiğini belirterek artık bölgede sadece basın mensuplarının kaldığını söyledi.

fotoğraf (7)

AFAD bürosundan alınan bilgiye göre madendeki toplam işçi sayısı 787. İlk gün kurtulan işçi sayısının 363, hayatını kaybeden işçi sayısının 217 olduğu belirtiliyor.

Başbakan Erdoğan öğle saatlerinde yaptığı açıklamada hayatını kaybeden işçi sayısının 238 olduğunu duyurmuştu.

Maden Mühendisleri Odası eski başkanı Mehmet Torun’un bildirdiğine göre içeride mahsur kalan işçilerin hayatta kalma şansı neredeyse yok. “Madenin hava alan yerlerinde bir kaç saat dayanabilirler. Gaz maskeleri de yarım saat kadar dayanıyor.
AKUT görevlileri de içerdeki herkesin öldüğü görüşünde. İşçilerin hayatını kaybetme nedeni karbonmonoksit kaynaklık zehirlenme.

Karabulut’un verdiği diğer bilgiler şöyle:

“Madenin girişinde 1,5 km içeride yangın çıkmış. Maden Mühendisler Odası yangının trafo kaynaklı olmadığını düşünüyor. Madendeki kömürlerin kendi kendine yanma olayı olabileceğini belirttiler.

“Şimdiye kadar kurtulan işçiler vardiya değişimi sırasında çıkışa yakın olan işçiler. Yangının arkasında kalanlar kurtulamıyor. İlk etapta hava verildi, ama yangın nedeniyle kesildi.

“Korkunç bir doğa tahribatı var. Kömürlerin yanması kaynaklı cüruf ve duman var etrafta.”

“Hayatını kaybeden işçilerin arasında, yaşları 25 civarı olan dört maden mühendisi var.”

Erdoğan’a karşı eylem 

“Başbakan facia bölgesinden ayrılırken halkın arasında dolaşmak istedi, halk sloganlarla tepki verdi. Bir genç yumruk atmaya kalkışınca Erdoğan’ı hastaneye kaçırmışlar. Şu anda halk “Tayyip istifa”, “katil Tayyip”, “hükümet istifa” sloganları ile sehir merkezinde gösteri yapıyor

Sivil toplum örgütleri ve partiler soruyor: Soma’daki katliam kimin eseri?

Bilindiği kadarıyla 238 işçinin yaşamına mal olan Soma faciasıyla ilgili olarak sivil toplum örgütleri, partiler ve meslek örgütleri olası ihmalleler ilgili basın açıklaması yayımlıyor.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, şu soruları sordu:

yesiller-ve-sol-gelecek-manisadaki-radyasyon-skandali-icin-cagri-yapti-21551

“Soma maden ocaklarıyla ilgili önerge neden reddedildi?”

“TKİ 2005’te madeni özel sektöre devretti. Şirket sahibinin medya yansıyan anlatımından karlarının tavan yaptığı anlaşılıyor. Bu nasıl oldu? İş yeri güvenlik tedbirleri yeterli miydi? İşçilerin güvenlik teçhizatları var mıydı? İşletmenin havalandırma, elektrik sistemleri, asansör, trafo, vb bakımı zamanında yapılıyor muydu? İşçilere güvenlik eğitimi veriliyor muydu? Vardiya sistemi nasıldı? Çocuk ve kaçak işçi çalıştırılıyor muydu?”

“TBMM başkanlığına 23 Ekim 2013 tarihinde verilen Soma Maden ocaklarıyla ilgili bir önerge 29 Nisan 2014’te, yani daha on beş gün önce AKP’lilerin “müthiş” direnişleriyle reddedildi? AKP milletvekilleri niçin gözü kapalı bu araştırmanın yapılmasını engellediler?

YSGP, kömür ve fosil yakıtlara dayalı enerji politikalarının hem insan sağlığı hem de doğa için risk unsuru olduğunun altını çizerek,” ekonomik büyüme hırsı uğruna işçiyi ve doğayı koruyan her türlü düzenlemeyi ‘gayri milli’ ilan eden, ILO’nun 19 yıl önce hazırladığı Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi’ne iktidarı döneminde imza koymaktan kaçan hükümet neyin arkasına saklanacak?” dedi.

Parti adına açıklamayı yapan eş sözcüler Sevil Turan ve Naci Sönmez, katliama davetiye çıkaran Enerji ve Tabii Kaynaklar ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanları’nı istifaya çağırdı.

“Meclise gelecek yeni İş Yasası’yla taşeronlaşmanın önü daha da açılacak”

tumtis_logo_04

TÜMTİS Merkez Yönetim Kurulu adına yapılan basın açıklamasında da ihmalden sorumlu olan Çalışma Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı’nı istifaya çağırdı. Açıklamadan satır başları şöyle:

“Yaşanan bu olay ne yazık ki ilk değil. Madenlerdeki işçi ölümlerinde Avrupa birincisi olan Türkiye, dünyada da üçüncü sıradadır. Geçtiğimiz yıl Kozlu’da maden ocağında denetimsizlik sonucu meydana gelen iş cinayetinde 8 işçi hayatını kaybetti. Yine, 2010 yılında Karadon Madeninde meydana gelen grizu faciasında 30 işçi yaşamını yitirmişti.”

“ Biz biliyoruz ki, hem Çalışma Bakanlığı hem de Enerji Bakanlığı bu iş cinayetinden sorumludurlar.”

TÜMTİS, hükümetin meclise sunma hazırlığında olduğu yeni iş yasasını hatırlatarak taşeronlaşmanın önünün daha da açılacağına dikkat çekti. “Doymak bilmeyen kar hırsının, özelleştirme ve taşeronlaştırma politikalarının bir sonucu olarak kaçınılmaz hale gelen iş cinayetlerinin son bulması, işçi sağlığı ve güvenliği için ciddi adımların atılması gerekmektedir.”

greenpeace

“Yatırımcılar insan faktörü ve iş güvenliğini göz ardı etti”

Greenpeace de yaptığı açıklamada elektrik piyasasının özelleştirilmesi sürecinde kömür madenlerinin özel sektöre şartsız ve yeterince denetim olmadan devredilmesinin Soma’da yaşanan trajedinin tohumlarını attığıına vurgu yaptı. “Bu; kömür kaynaklarının bir an önce kullanılması için yapılmıştı. Madenleri devralan ve kömür yatırımı yapmak isteyen yatırımcılar, şirket çıkarları adına insan faktörü ve iş güvenliğini göz ardı ettiler.”

 

yeryüzüneYeryüzüne Özgürlük Derneği, 15 gün önce AKP tarafından mecliste Soma Mdencilik hakkında araştırma yapılması önerisinin reddedldiğini hatırlatarak, “gelişmişliğin madenlerle, hidroelektrik, termik, nükleer santrallerle, köprülerle, duble otoyollarla, havalimanları ile ölçüldüğü bu ülkede ve toplumda, ne yazık ki onlarca insanın ölmesi, katledilmesi, toplumun egemen kesimlerini, patronları, sermaye grupları ile işbirliği içindeki birçok bilim insanını, politikacıları rahatsız etmemektedir. Maden tetkik ve sondaj çalışmaları ile delik deşik edilen yeryüzü, zorunlu göçe tabii tutulan ve yaşam alanları, hakları gaspedilen, katledilen hayvanlara yönelik tecavüz de cinayetlerden rahatsız olmayan bu kesimi zerre kadar ilgilendirmemektedir”dedi.

“Bir kez daha tekrarlıyoruz: Sebebi ne olursa olsun, canlı yaşamı, endüstriyel büyümeden, ekonomik gelişmeden, uygarlık tarihi ve gelişiminden çok daha önemlidir; canlıların doğuştan gelen hakları gasp edilemez ve esnetilemez.” ifadelerini kullanan dernek 19.00’da sendikaların çağrısında gerçekleşecek eyleme olacaklarını belirtti.

(Yeşil Gazete)

Soma’da facia: Özel sektörün çalışma tarzı

Kaç kişinin öldüğü belli değil, kaç kişinin yaralı olduğu belli değil, kaç kişinin yerin altında kaldığı belli değil, hatta ve hatta çalışmak için 13 Mayıs’ta madene kaç kişinin indiği bile belli değil! Madenin sahibi olan şirketin ismini de büyük bir dikkatle belli etmemeye çalıştılar ama insanlar aradı taradı buldu. Şirketin yöneticileri de yakalandıklarını anlayınca şirketin İstanbul’daki ofisini, internet sitesini kapatıp ortadan kaybolmuşlar. Bu kadar belirsizlik ve kayıp ortasında muhabirler Enerji Bakanı’na gelişmeleri soruyorlar. Enerji Bakanı, gelişmeleri şirketten alıyoruz, o yüzden bilgiler güvenli değil anlamına gelen cümleler kuruyor. Bilgisine güvenilmeyen şirkete en iyi ihtimalle 787 işçi teslim ediliyor. Kart göstermeyip madene inenler bu rakama dâhil bile değil. Sigortasız çalıştırılan, emeği daha da fazla sömürülen işçilerin de olduğu söyleniyor. 15 yaşında madende çalışan bir çocuk dahi söz konusu. Açılışına Enerji Bakanı’nın katıldığı, patronunun gazetelere söyleşi verdiği bir maden için ne şaşırtıcı değil mi?!

Yalnız bu kadar belirsizlik içinde belli olan bir şey var. Çok net bir şekilde ortada bu durum. Şöyle ki maden şirketini devletten alıp işleten patron söz konusu söyleşilerde övünüyor. Diyor ki; “Devletin 140 dolara mâl ettiği bir ton kömürü biz 23 dolara mâl ediyoruz.” Şimdi bu açıklamada bir durup düşünmek gerekiyor. Çünkü her şeyin sırrı bu cümlede saklı. Elbette devletin elinde olan bir madenin biraz da olsa pahalıya kömür çıkarması beklenebilir fakat ortada çok büyük bir tasarruf var. Şirketin sahibi bu tasarrufun nasıl yapıldığına yönelik sorulara manidar bir yanıt veriyor: “Özel sektörün çalışma tarzıyla…” İşte şimdi o çalışma tarzının bizi nereye getirebildiğini görüyoruz. Özel sektörün çalışma tarzı sayesinde kaç maden işçisinin hayatını kaybettiğini bile bilemiyoruz. Göstergeler rakamın 450-500 arasında olduğunu gösteriyor fakat sanırım orada da “Devletin çalışma tarzı” devreye girecek.

Aslına bakılırsa devletimizin çalışma tarzında işçilere karşı büyük hassasiyetler beslemek var. Daha geçen ay Yatağan İşçileri Ankara’ya geldi. Haklarını aramak için, özelleştirmeye karşı çıkmak için, bir şirketin maliyeti düşürmek için almadığı önlemler sonucunda Soma’da canlar verilerek çıkartılan kömürlerin, yine canlar verilerek elektriğe dönüşmemesi için eylemler yaptılar. Devlet hep tepelerindeydi. TOMA’sıyla, kimyasal gazıyla, atlı polisiyle hem tepelerindeydi. İşçi ile devlet sadece işçi haklarını aramak istediğinde karşı karşıya geliyor ve ne yazık ki onda da aynı tarafta değiller. Hep karşı taraftalar. İşçiler hep zulüm görüyorlar devletten. Taner Yıldız’ın madenden çıkartılan işçiye uzaktan bakan, beyaz gömleğine kara bulaşmasını istemeyen görüntüsünü hatırlayın. Bir de üstüne belki aynı işçinin “Sedye kirlenmesin, çizmemi çıkartayım” diyen görüntüsünü getirin. Devletin işçisine bakışı, işçinin ise kendisine uzanan yardım eline bakışı bu işte.

Türkiye bir işçi cinayetleri ülkesi. Bakmayın yandaş medyanın yaşanan faciayı bir iş kazası olarak bile değil, doğrudan işçi kazası diye vermesine. Demek istiyorlar ki, devletin suçu yok, patron zaten “ekmek” dağıtan ve vatanını milletini düşünen bir melek! Burada birileri ölmüşse olsa olsa işçi kazasıdır bu. Değil. Bu bir işçi cinayetidir. Amerika Birleşik Devletleri ya da Almanya ile kıyaslamayalım kendimizi. İşçi hakları konusunda yerlerde sürünen Çin ile kıyaslayalım. Çin’de 2008 yılında milyon ton taş kömürü başına işçi cinayetlerinde öldürülen işçi sayısı 1.27! Bu rakam Türkiye’de kaç? 7.22! Her milyon ton taş kömürü için 7 insanımızı veriyoruz toprağa! Bu organize bir suç şebekesi ve onu her türlü yazılı ve yazısız kurallarla koruyan bir sistem olmadan sürdürülemez.

Peki ne yapmalı? Öncelikle meselenin iki ayağı var. Madenler ve işçi cinayetleri. İşçi cinayetleri konusunda işçilerin yaşamları, tasarruf hanesini kabartmak isteyen patronların inisiyatiflerine bırakılamaz. Bırakılırsa sayı 235’te kalsın, 450’ye çıkmasın diye temennilerde bulunuruz. Şirketler kâr elde etmek için her şeyi gözardı ediyorlarsa, biz de halk olarak onları edebiliriz. Etmeliyiz. Meselenin ikinci ayağı ise madenler kısmında. Kömür her türlü şekilde öldüren, öldürmese bile hasta eden bir maden ve Dünya’yı yok ediyor yavaş yavaş. Soma’da bu cinayetler olmasaydı, o işçiler ve aileleri ömürlerini normal şekilde mi tamamlayacaklardı? Hava kirliliği, kömür tozları kanser demek. Kömüre dayalı bir ülke ise iklim değişikliği demek. Çare kömürsüz bir yaşam kurmakta. Hem madenciler için, hem de tüm insanlık için. Temiz enerji (rüzgar ve güneş) üretimine hemen geçmenin yollarını çizmemiz gerekir. O zaman “kredi borcum var o yüzden tekrar madene girmek zorundayım” diyen madencinin bu çaresizliğine yeni bir istihdam yolu gösterebiliriz.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/Urbarli

Levent’te Soma Holding önünde eylem

Plaza Eylem Platformu’nun çağrısıyla Levent’te Soma Holding önünde eylem yapıldı.

Plaza Eylem Platformu’nun 12.30’a yaptığı çağrı ile Levent’te toplanan eylemcilere karşı polis barikat kurdu, boş holding binasını korumak için TOMA getirildi.

somape0

 

Levent metrosunda 12.00’den itibaren Lale Sokak’taki Soma Holding’in önüne gitmek için toplanmaya başlandı

somape1

Soma Holding önündeki eylemden bir kare

somape3

somape4

Öğrenci Kollektifleri Holding’in binasına KATİLLER yazdı, “Bu plaza işçilerin kanları üzerinde yükselmektedir” pankartı açtı

soma5

Eylem bitmesine rağmen Holding binasını koruyan polis barikatının karşısında bekleyiş devam ediyor

Plaza Eylem Platformu yaptığı basın açıklamasında 2013’te 1235 işçinin tesadüfen değil taammüden öldüğünü, Türkiye’nin iş kazalarında dünyada üçüncü Avrupa’da birinci sırada olduğunu söyledi. 2002’de 350 bin işçinin taşeron firmalarda çalıştığını, günümüzde ise resmi rakamlara göre 2 milyon, gerçekte her iki işçiden birinin taşeron firmalarda çalıştığını açıklayan Plaza Eylem Platformu 1 milyon çocuk işçi olduğunu söyledi.

Yapılan basın açıklamasında:

“Soma’daki kömür işletmesinin sahibi Alp Gürkan’ın sözleriyle “Özel sektörün çalışma tarzının devreye girmesi” sonucu 2013 yılında 5 bin iş kazası yaşandı, bu kazaların %90’ı maden kazası. Siz örgütlenmemizi istemedikçe, engelledikçe, suç gibi gördükçe biz ölüyoruz. Sendikasız taşeron işletmelerde yaşanan işçi ölümleri sendikalı işletmelerde yaşananlardan tam 28 kat daha fazla.

Soma Holding, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve Enerji Bakanı Taner Yıldız hesap verecek. Plaza Eylem Platformu işlediğiniz cinayetlerin takipçisidir. Bu ülkenin işçileri, memurları, emeklileri, öğrencileri, hepimiz takipçiyiz, unutmayacağız, unutturmayacağız ve affetmeyeceğiz. Sonunda siz de anlayacaksınız: yüzlerce işçinin madenlerinizde ölmesi kader değildir, cinayettir.”

denildi.

Kristof Kolomb’un sancak gemisi bulundu

0

kristo kolombÜnlü denizci Kristof Kolomb’un yaklaşık 500 yıl önceki Amerika kıtası seferindeki sancak gemisi Santa Maria’nın enkazının bulunduğu sanılıyor.

Haiti’nin kuzey sahili açıklarındaki gemi enkazının, dünyanın en önemli denizaltı keşiflerinden biri olabileceği belirtiliyor.

Independent gazetesinin özel haberine göre, Santa Maria’nın o bölgede deniz dibinde yattığı yaklaşık 10 yıldır tahmin ediliyordu.

Bu bilgiden hareket eden ünlü Amerikalı sualtı arkeoloğu Barry Clifford ve ekibi araştırmalarını yoğunlaştırarak gemi enkazının Santa Maria’ya ait olduğu tespitini duyurdu.
Güçlü kanıtlar

Clifford, “Bütün coğrafı, sualtı topografisi ve arkeolojik kanıtlar güçlü şekilde bu enkazın Kolomb’un ünlü bayrak gemisi Santa Maria olduğuna işaret ediyor” dedi.

ABD’li araştırmacı, çalışmalarına büyük destek veren Haiti hükümetiyle işbirliği halinde arkeolojik araştırmayı derinleştireceklerini söyledi.

Henüz Clifford ve ekibi sadece enkazı fotoğraflamış ve ölçmüş durumda.

Ekip, enkazın Santa Maria’nın olduğu bulgusuna, 10 yıl önce çekilen fotoğraflar ile bu ay başında yapılan inceleme dalışlarından elde edilen verileri birleştirerek ulaştı.

Bulgu, İtalyanca adı Cristoforo Colombo (Latince: Christophorus Columbus) olan denizcinin günlüğünde aktardığı bilgilerle uyuşuyor.

Önemli kanıtlardan biri ise Santa Maria’nın yüzdüğü dönemde kullanılan tipte bir topun kalıntısı.

Ancak fotoğrafı çekilen bu top kalıntısının eski eser kaçakçıları tarafından yağmalandığı sanılıyor.

Clifford, bölgenin korunması için Haitili yetkililerle işbirliği halinde olduklarını belirterek şöyle konuştu: “Enkazla ilgili kazı tamamlanmasının, Kolomb’un Amerika’yı keşfiyle ilgili gelmiş geçmiş en ayrıntılı deniz arkeolojisi kanıtını ortaya çıkaracağından eminim.”

Deneyimli deniz arkeoloğu, gömülü durumdaki geminin ahşap kısmının ve diğer bölümlerinin çıkarılarak Haiti’deki bir müzede sergilenmesine çalışacklarını belirtti.
Kayalıklara çarpmıştı

15. yüzyılın ikinci yarısında İspanya’nın Bask ülkesinde inşa edilen Santa Maria, 1492 yılında Kolomb tarafından kiralanmış ve Asya’ya yeni bir yol bulmak için çıkılan tarihi deniz seferine öncülük yapmıştı.

37 günlük yolculuğun ardından Bahamalar’a ulaşan Kaptan Kolomb ve filosu yaklaşık 10 hafta sonra Haiti açıklarında gece seyrederken kayalıklara çarptı.

Santa Maria batınca Kolomb yakın bir bölgede ‘yeni dünyadaki’ ilk koloni yerleşimini kurdu ve geriye kalan 2 gemiyle İspanya’ya dönerek Aragon Kralı II. Fernando ve İspanya Kraliçesi I. Isabel’i ‘keşfi’ konusunda bilgilendirdi.

Ancak Kolomb o sırada ayak bastığı toprakların Asya kıtası olduğunu sanıyordu ve gerçeği öğrenemeden öldü.

Indiana Üniversitesi Sualtı Bilimleri Bölümü Müdürü Prof. Charles Beeker, elde edilen kanıtların bu enkazın Santa Maria’ya ait olabileceğini gösterdiğini kabul ederken, “Yine de daha fazla kanıt bularak bunu doğrulamak için kazı yapılması şart” dedi.

Araştırmanın ayrıntıları Amerikan TV kanalı History tarafından belgeselle anlatılacak.

 

BBC Türkçe

Dünyadan Soma faciası için taziye mesajı

Soma’daki maden faciasının ardından Türkiye’ye dünyadan taziye mesajları geldi.

Avrupalı siyasi yetkililer Soma’da yaşanan maden faciası nedeniyle duydukları üzüntüyü ve taziye mesajlarını yazılı açıklamalar ve sosyal medya mesajları aracılığıyla iletti.

AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, AB adına yaptığı yazılı açıklamada, “Türk hükümetine ve Soma’daki trajik kazadan etkilenenlerin tümüne samimi taziyelerini ve derin sempatisini ilettiğini” belirtti. Van Rompuy, “Düşüncelerim, kurbanlar ve aileleri ile hayat kurtarmak için yoğun mücadele veren kurtarma görevlileriyle” ifadelerini kullanırken, AB’nin bu zor zamanda Türkiye ‘ye ihtiyaç duyabileceği her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu da vurguladı.

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz da, olaydan büyük üzüntü duyduğunu belirtip taziyelerini iletirken daha fazla madencinin kurtarılması umudunu dile getirdi.

AB Komisyonu’nun Genişleme ve Komşuluk Politikasından Sorumlu Üyesi Stefan Füle ise Soma’daki maden kazasından şoke olduğunu belirterek “Kurtarma çalışmalarının başarılı olmasını umuyorum. Tüm ailelere taziyelerimi sunar mağdurlara sabır dilerim” ifadelerini kullandı.

AB Komisyonu’nun İnsani Yardımdan Sorumlu Üyesi Kristalina Georgieva, maden faciası nedeniyle aileler ve sevdiklerinin acılarını içten paylaştığını belirterek her türlü yardımı yapmaya hazır olduklarını belirtti.

AB Komisyonu‘nun İçişlerinden Sorumlu Üyesi Cecilia Malmström mesajında, “Soma’daki korkunç kaza sonrasında Türkiye’ye ve hayatını kaybeden madencilerin yakınlarına taziyelerimi iletiyorum” ifadelerini kullandı.

Belçika Başbakanı Elio Di Rupo da hayatını kaybedenlerin ailelerine ve Türk halkına en içten taziyelerini sunduğunu belirtti.

İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt de kazayı korkunç olarak tanımlarken, Türkiye ve hayatını kaybedenlerin tüm yakınlarına en derin taziyelerini iletti.

İspanyol hükümeti de bir taziye mesajı yayımladı. Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yayımlanan mesajda şu ifadeler kullanıldı: ‘Manisa’nın Soma ilçesindeki kömür madeninde meydana gelen, 200’den fazla kişinin ölümüne, onlarca kişinin yaralanmasına neden olan patlamadan dolayı İspanyol hükümeti, İspanyol halkı adına, Türkiye’deki yetkililere ve Türk halkına taziyelerini iletmek ister. İspanya, halen maden altında bulunan kişilerin kurtarılması operasyonunun olumlu sonuçlanmasını ve yaraların en kısa sürede sarılmasını temenni eder.”

İran da, Soma’daki maden kazasından dolayı Türk milleti ve devletine başsağlığı diledi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Merziye Afham tarafından yapılan yazılı açıklamada, İran milleti ve devleti adına Türk milleti ve devletine başsağlığı dileğinde bulunarak yaralılar için acil şifalar temenni edildi. Açıklamada, İran’ın arama kurtarma çalışmalarına katılmaya ve her türlü yardıma hazır olduğu da vurgulandı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ‘a, Soma’da maden ocağında hayatını kaybedenler için başsağlığı diledi. Aliyev, Gül ve Erdoğan’a gönderdiği taziye mektubunda, yaşanan elim hadise nedeniyle büyük üzüntü duyduğunu ve sarsıldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: ‘Bu faciayla ilgili üzüntünüzü paylaşıyor, size, hayatını kaybeden insanların aile ve yakınlarına, Türk halkına, hem kendi adıma hem de Azerbaycan halkı adına başsağlığı diler, yaralılara acil şifalar temenni ederim.’

(Haber Merkezi)

“Hastaneye sabahtan beri sadece bir yaralı işçi getirildi”

Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın sabah karşı Soma’daki maden faciasıyla ilgili ilk resmi açıklamayı yapmasının ardından Türkiye’de üç günlük milli yas ilan edildi.
Soma Cumhuriyet Başsavcılığı faciayla ilgili soruşturma başlattı. “Maden ocağında kayıt dışı işçi çalıştırıldığı” iddialarını da araştırdığı bildirildi.

Ülkenin farklı şehirlerinde Türkiye’nin gördüğü en büyük ölçekli iş cinayeti için eylem çağrıları yapılıyor.

“Profesyonel ekipler bölgeye 24.30’da geldi”

24 yaşındaki iki çocuk babası oğlunu Hastane önünde bekleyen bir anne.
24 yaşındaki iki çocuk babası oğlunu hastane önünde bekleyen bir anne.

HDK’yla birlikte bölgeye giden Vezan Karabulut Soma’ya ulaştı, Yeşil Gazete’ye izlenimlerini aktarıyor.

“Soma Devlet Hastanesi’nin önünde vatandaşlar yakınlarından haber alma umuduyla bekleyişe devam ediyor. Sabah saatlerinden beri hastaneye sadece bir yaralı getirildi. Cenazeler soğuk depo kamyonlarıyla köylere götürülüyor.”

Karabulut, ölen işçiler köylere götürülürken şehri sessiz ve şokta olduğunu, sadece hastane önünün kalabalık olduğunu belirtiyor.
Karabulut: “Bölgede bulunanların aktardığı kadarıyla dün akşam profesyonel kurtarma çalışması 21.30’a kadar başlamadı. Verilen bilgiye göre 24.30’da kömür işletmelerinin profesyonel ekipleri geldi.
“Kızılay sabah saatlerinde bölgeye yardım ve destek için geldi. Lise ve ortaokul Kızılay’a destek oluyor, etraftaki çöpleri topladıklarını görüyorum.”

Madende mahsur kalan işçilerin yakınları
Madende mahsur kalan işçilerin yakınları hastane listelerine bakıyor.

“Trafo patlamasıyla kalitesiz malzemedir”

Radikal’e konuşan, madenlere elektrik trafoları satışı ve montajı yapan yetkin bir firmanın uzmanı eğer yangın söylendiği gibi trafodan çıktıysa, yetkili firmanın kalitesiz elektrik ekipmanı almış olmasıyla ilgili olduğunu belirtti: “Maden ocaklarında kullanılan trafolarda yangın çıkması ve patlama yaşanması ihtimali yok, sıfırdır. Çünkü bu trafolar ex – proof malzemelerdir. Trafolar da panolarda tüm ekipmanları her şey dahil olmak üzere ex-proof, yani, patlamaya ve yanmaya dayanıklı malzemelerden üretilir. Ama bu maden ocaklarının sahiplerine bağlı. Bu kurallara ne kadar riayet edildi? Ne tür bir trafo satın aldıkları önemli. Piyasada normal yerlerde satılan direk tepesine konulan trafolardan alıp da oraya koydularsa bir facia. Bu trafolar bir olay yada patlama olduğunda hemen yangın çıkarmaya ve hatta yangını körüklemeye müsait. İşverenin bu kurallara ne kadar riayet ettiği konusunda bilgimiz yok. Ama kural olarak maden ocaklarında kullanılacak trafolar ve tüm elektrik ekipmanları, ez-proof yani patlamaya karşı dayanıklı malzeme olması lazım. Malzemelerin tamamının bu özellikte olması şart. “

(Yeşil Gazete)

Batı Antarktika buzullarının çöküşü artık durdurulamaz

1978 yılında Amerikalı buzul uzmanı John Mercer Antarktika’nın batısındaki buzulların iklim değişikliğinden en hızlı etkilenecek buzullar olduğunu ve iklim değişikliğinin etkisi ile bu buzulların geri dönülemez bir biçimde eriyeceğini söylemişti. Mercer 1987’de öldüğü için araştırmalarının sonucunun doğru çıktığını göremedi ama bu ay biri Science dergisinde diğeri de Geophysical Research Letters dergisinde yayınlanan iki makale Mercer’ın tahminlerinin doğruluğunu kanıtladı. Yapılan bu araştırmalara göre artık Batı Antarktika buzullarının erimesini durdurmak mümkün değil.

Kuzey Kutbu’nda kara parçası yoktur. O bölgedeki tüm buz denizin üzerinde olduğu için buzun alanı mevsimlere bağlı olarak azalıp çoğalabilir. Ancak Güney Kutbu’nda Antarktika Kıtası vardır ve bu kıtanın üzeri buzlarla kaplıdır. İklim değişikliği ile bu kıtanın üzerindeki buzların tamamı eridiğinde deniz seviyesinde 70-80 metrelik bir yükselme olacak. Her ne kadar bu olay bize bilim kurgu hikayesi gibi gelse de bilim insanları Antarktika’nın batı bölgesindeki buzulların erimesinin artık durdurulamayacağını açıkladılar. Antarktika’nın batı bölgesinin doğu bölgesinden farkı buradaki buzulların çanak türü bir yapıya sahip olmaları ve çanağın en dibinin kara değil deniz olması. İklim değişikliği ile ısınan okyanus suları alttan bu buzulları eritmeye başladığında çanağın yanlarından aşağıya kaymasını engelleyecek dağların ve tepelerin olması gerekiyor. Araştırmayı yapan bilim insanları buzulların tabanında bu kaymayı engelleyecek bir yapının olmadığını ve hızlanan erimeyle buzulların iki yüzyıl içerisinde eriyerek okyanusa karışacağını söylediler.

Batı Antarktika’daki Pine Island, Thwaites, Smith ve Kohler buzullarını inceleyen grubun üyesi olan Eric Rignot bu buzulların artık geri döndürülemez biçimde erimekte olduğunu söyledi. Bu buzulların erimesinin önümüzdeki iki yüzyılda tüm dünyada deniz seviyesini 120 cm yükseltmesi bekleniyor. Bu buzullar, destek olduklar diğer buzlulların erimesini engellemektedir. Yapılan araştırmaya göre söz konusu buzulların erimesi diğer buz kütlelerinin de erimeye başlaması anlamına geliyor. Bu durumda deniz seviyesindeki artış ise en az üç metre olacak.

Tüm bu çalışmaların temelde iyimser varsayımlara dayandığını da unutmamamız gerekiyor. Buzulları eriten deniz suyunun çok daha hızlı ısınması sonucunda felaket olarak niteleyebileceğimiz sonuçlar açıklanandan çok daha kısa sürede karşımıza çıkabilir. Bu sebeple de özellikle kıyı şeridinde yaşayan kişilerin rahat uyumaya devam etmeleri gün geçtikçe zorlaşacak gibi görünüyor.

 

Soma katliamı… Katiller aramızda – Nuray Mert

“İnsancıl ile kuramcı meşrep arasındaki; kendi düşüncesine sahip olmaktan başka bir şey istemeyen insanlar ile bütün dünyayı kendi duacılığına indirgemek dışında herhangi bir şeye tahammül edemeyen bilgiçler arasındaki ezeli çelişki. Bir yanda ölçülü temiz ve berrak bir vicdan konuşmaktadır, öte yanda öfkeli bir egemenlik hırsı…” (Stefan Zweig, Vicdan Zorbalığa Karşı Ya da Castellio Calvin’e)

Kapitalizmin vahşetine dair yazılmadık şey kalmadı. O külliyatı yazanların insanlık adına isyanlarını delillendirdirmek için müracaat ettikleri akıl, ardında parlayan pırıl pırıl vicdanı gölgelemiyor.

O vahşetin akılla ve kibarca haklılaştırılması üzerine de bir o kadar geniş bir külliyat var. Onlarsa vahşetin hizmetine sundukları aklın ardından sırıtan gaddarlığı gizleyemiyor.
Önce vicdanımız isyan ediyor

Vahşetin her sureti, her zaman en önce vicdanımızı isyan ettiriyor. Öyle olmalı. Öyle olmalı ki, vahşetin müsebbibi ile kurbanı aynı tartıya konmaya kalkmasın.

Soma’da katliam boyutuna varan faciayı duyduğumda, sürekli kurban alan bir büyük vahşetin, siyasetin gündeminin bunca dışında kalmasına bir kez daha hayıflandım. Ama daha kötüsü kendime yakalandım…

İş kazaları, daha doğrusu cinayetlerine dair son olarak ne zaman yazdığımı hatırlamıyorum bile. İzliyorum, biliyorum, isyan ediyorum ama işte dönüp dolaşıp hep erteliyorum; ben de bu vahşeti siyasetin dışına süpürenlere katılıyorum. Yoksa, sessizce, içten içe, bu meseleyi, ‘modası geçmiş solculuk’ diye siyasetin dışına atanlara mı katıldım? Cinayet benim için de bu denli olağanlaştı mı? Belli ki öyle olmuş.
Adı konmayan cinayet

Aslında, birileri hep seslerini duyurmaya çalışıyor, her yıl iş cinayetlerinde ölenlerin sayısı azalmayıp artıyor. Cinayeti sahiplenen de yok, katili kovalayan da. Ama belli ki artık katillerle yaşamaya alışmışız, her cinayeti en iyi ihtimalle küçük ve sessiz sarsıntılarla geçiştirip yolumuza devam ediyoruz. Büyük sarsıntılara giden yolu döşeyen bu kayıtsızlık, cinayetin olağanlaşması, daha doğrusu adının konmaması!

Daha önce, Soma’da iş koşulları nedeniyle isyan edenlere kulak vermemişiz, daha önemli meselelerimiz varmış. Daha iki hafta önce ana muhalefet partisi, aynı konuda önerge vermiş, Meclis’te reddedilmiş. ‘Ama onlar da zaten Kemalist, o halde konu ne olursa olsun üstünde durmaya değmez’ bulmuşuz. Bilgiçliğimiz, vicdanımıza galebe çalmış. Bilgiçliğimiz sol siyasetin ‘modası geçmiş’ konularına kapalı.
Vicdanımıza susturucu takmamalıydık

Oysa sol siyasetin kör noktalarına karşı çıkmak, vicdanımıza susturucu takmak olmamalıydı. Eskiden ‘Ya sosyalizm, ya barbarlık!’ derdik. Sosyalizm rüyamızın sonu kötü geldiğinde sorunu başka yerde aramalıydık, yolun sonu ‘barbarlığa teslim olmak’ olmamalıydı.

Çok mu duygusal bir yazı? Öyle olmalı, ama bence yeterince değil!

Bırakın, kapitalizmin barbarlığınına dair büyük hikayeyi, bizimkisi bir de ‘kenarın’ kapitalizmi, post kapitalizmi, neo-libaralizmi, artık her neyse! Büyük hikayenin kıyısında kalmış olmanın aceleciliği, kör hırsı, açgözlülüğü; bizim gibi toplumlarda yaşanan fazladan vahşet tablosu bu. Özelleştirmeyle ‘talan alanı’ bulanın, insanlıktan iyice çıkmasının nedeni bu.
Yeraltı zulmünden fazlası

Madenler, bazılarının ‘riski büyük bir iş kolu’ diye geçiştirdiği, çok tanıdık bir yeraltı zulmü. Ama ondan ibaret değil, insan canının daha fazla kar adına hiçe sayıldığı onca iş kolu var.

Dahası, kayda geçmeyen cinayetler var. Mevsimlik işçilerin en ucuz yoldan istiflenerek oradan oraya savrulurken başlarına gelenler ‘trafik terörü’ diye kodlanmış durumda. Çalışma alanlarında yaşanmaz barınaklarda başlarına gelenler ‘talihsiz kazalar’ güya!

Hiç haberdar olmadığımız cinayetler zaten hiçbir tasnife girmiyor. Çoğunu ne duyuyoruz, ne duyduğumuzda duraklıyoruz. Her yıl, gündelikle inşaatlarda çalışan kaç kişinin öldüğünü ve sakatlandığını biliyor muyuz, merak eden var mı?

22 Mart 2009’da, İzmit’te evlere temizliğe giden Sevim Ülgen cam silerken düşüp öldü. Haberi yapan gazetede (Habertürk) ‘Cam silerken 5′inci kattan düşen eşine böyle ağladı’ başlığı altında, aynı evde boyacılık yapan eşin fotoğrafı vardı. Binlerce sayfa yazsanız, cesaret edip bu resme dipnot olamaz.
Cinayete ortaklığımız katliamın yolunu açıyor

Bir katliamın ardından, konuyu dağıttık mı? Hiç değil, konu hep aynı! Kurbanların sayısı artınca, artık duymazdan gelmeyi beceremiyoruz, fark orada. Belki sayıyı artıran, o eşiğe varana kadar sürdürdüğümüz sessizliğimiz, cinayete ortaklığımız katliamın yolunu açıyor.

Ama, her trajik olayla bu denli sert bir sorgulamaya girişirsek yaşamaya devam edemeyiz, değil mi? Değil!

Zaten her trajediyle daima yüz yüze gelmiyoruz ama, bu bahane ile pekala vurdumduymazlaşıyor, arsızlaşıyoruz, insanlığımız eksiliyor. Kurbanlardan bucak bucak kaçıp gittiğimiz yer, katillerin yanıbaşı, sonuçta cinayeti sıradanlaştıran suç ortaklığı.
İçinize siniyorsa yaşamaya devam edin

Bir pahalı araba masrafına denk bir masraftan kaçmak adına can güvenliğine boşveren birine ve sonuçlarından onu sorumlu tutmayan bir diğerine ‘katil’, açgözlülüğün cana mal olan sonucuna ‘cinayet’ demek çok mu abartılı?

İnsana, insanlığa yüklediğiniz anlama bağlı tabii. İçinize siniyorsa, aldırmadan cinayetlere, yaşamaya devam edin aranızdaki katillerle.

Not: İnanılmaz bir ‘tevafuk’ (‘isabetli raslantı’ diyelim); Soma’daki facianın haberini aldığım sırada postamdan üç kitap çıktı.

‘İş Cinayetleri Almanağı 2013’, Adalete Destek Grubu, Umut Yayınları

‘İktidarın Şiddeti/ AKP’li Yıllar, Neoliberalizm ve İslamcı Politikalar’, Simten Coşar, Gamze Yücesan-Özdemir, Metis Yayınları

‘Vicdan Zorbalığa Karşı’, Stefan Zweig, Can Yayınları

İster inanın ister inanmayın, ama mutlaka her üçüne de göz gezdirin.

Nuray Mert – www.diken.com.tr

Soma’da maden faciası: 232 ölü

14.41 Güncelleme: Ölü sayısı 232

Soma’ya ulaşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ölü sayısının 232 olduğunu açıkladı.

Soma’da meydana gelen faciada tablo giderek ağırlaşıyor.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, 201 işçinin hayatını kaybettiğini açıkladı. 200’ün üzerinde işçinin halen göçük altında olduğu belirtiliyor.

Son resmi açıklamayı, sabah saat 05.00 sıralarında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız yaptı. Yıldız, daha önce 166 olarak açıkladığı ölü sayısının 201’e yükseldiğini söyledi. Ölümlerin karbonmonoksit zehirlenmesinden kaynaklandığı ifade edildi. Zamanın kurtarma çalışmalarının aleyhine işlediğini belirten Bakan Yıldız, ölü sayısının daha da artabileceğine işaret etti.

200’ün üstünde işçi mahsur

Yıldız kaza sırasında madende 787 işçi olduğunu belirterek, tahliye edilen 363 kişiden, 4’ü ağır olmak üzere 80’inin de yaralı olduğunu söyledi. Rakamlar, 200’ün üzerinde işçinin halem mahsur durumda olduğunu ortaya koyuyor.

Sendikalardan eylem çağrısı
Soma’daki maden felaketi üzerine işçi konfederasyonları ve sendikalar da harekete geçti. DİSK(Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu)’ten bir heyet dün gece Soma’ya gitti.

DİSK, KESK(Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), TMMOB(Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği), TTB(Türk Tabipleri Birliği) ve Türk-İş Şubeler Platformu bu akşam saat 19′da yaşanan facianın sorumlularının bulunması için İstanbul Tünel Meydanı’nda toplanma çağrısı yaptı.
Sendikalar Türkiye’nin diğer bir çok ilinde de eylem çağrıları yapıyor.

Maden denetimi

Kazanın ardından Çalışma Bakanlığı yazılı basın açıklaması yaparak söz konusu madenin 2012 ve 2013’te ikişer kez, Mart 2014’te ise bir kez denetlendiğini belirtti. Bakanlığın açıklamasında “Yapılan denetimler sonucunda mevzuata aykırı bir duruma rastlanmamıştır” denildi.

DİSK’e bağlı Dev Maden Sen’in 2013 yılı raporuna göre madenlerde 95 işçi öldü, 191 işçi yaralandı. Rapora göre, sadece Soma’da 2013’te sekiz işçi öldü.

Türkiye’de, 1941’den bu yana maden ocağı kazalarında 3 bini aşkın kişi hayatını kaybetti. Yaşanan en büyük facia 1992’de 263 kişinin öldüğü Zonguldak’taki grizu patlamasıydı.