Ana Sayfa Blog Sayfa 3946

Kumi Naidoo: Beş sivil itaatsizlik dersim

theguardian.com sitesinde Holly Young ile Kumi Naidoo imzasıyla yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Ayşe Koçak’ın çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

Greenpeace’in başı apartayd karşıtı protestolardan, petrol kulesine tırmanmaya, kendi barışçıl direniş tecrübelerini paylaşıyor.

Pasif direniş, hukukun direniş yönünden izin verdiklerinin ötesine giden siyasi muhalefeti ifade etme biçimidir. “Biz kasıtlı olarak adaletsiz olan yasayı ihlal ediyoruz” demektir. Genelde bundan bir problemmiş gibi bahsederiz. Aslinda bana gore bizim problemimiz sivil itaat. Insanlar vaatlerini tutmayan hükümetleri çok kolayca kabul edebiliyorlar.

34 Kumi Naidoo

Sivil itaatsizlikle ilk temasım ben 15 yaşındaykendi ve o yıllardan beri sivil itaatsizliğin gücü ve sınırları hakkında bir çok şey öğrendim. Öğrendigim derslerinden birkaçı şunlar:

1- Önemli hiçbir şey fedakarlık yapmadan gelmez

Guney Afrika’da ırk ayrimcılıgına dayalı eğitim eşitsizliğine karsı yapılan ulusal öğrenci protestosuna katılan binlerce öğrenciden biriydim. O yaşlarda eylemlerinizin geniş bağlamini her zaman anlamıyorsunuz. Yürüyüşün başındaki slogan “eşitlik istiyoruz”, sonundaki de “renkli televizyon istiyoruz” idi.

Buna ragmen yaptigimiz sey önemliydi: sınıflara girmeyi reddederek ve dört kişiden fazlasının sokaklarda yürüyüş yapmasına engel olan yasaya meydan okuyarak direniş gösteriyorduk.

Orda ilk kez Nelson Mandela’nın aslında gerçekten varolduğunu öğrendim ve Guney Afrika’daki apartayd sistemiyle ilgili esas sorunu anladım. Medya Mandela ilgili ne kadar bilgi verebilecegi konusunda sınırlıydi ve bu yüzden onun resmini hiç görmemiştim.

Bunu takiben kendi toplumumdan üç bin ila dört bin kişi ile polisin bize göz yaşartıcı gaz ile saldırdığı bir protestoyu yönettim. Bu tip eylemlerin tecrübesi ilk başlarda beni doğrudan etkiledi. Bana bir ders öğrettiler; önemli hiçbirşey fedakarlık, kararlılık ve cesaret olmadan gelmez.

2- Pozitif kalın: önce sizinle savaşacaklar ama sonra siz kazanacaksınız

Mahatma Gandhi

Güney Afrika’nin Gandhi ile güçlü bagları var. Gandhi Guney Afrika’da olduğu dönemde kendi siyasi görüşünü öğrendi ve Satyagraha yani pasif direniş yahut simdiki deyimiyle sivil itaatsizlik eylemini geliştirdi.

Bizim evimizde her zaman Gandhi’nin bir fotoğrafi bulunurdu ve ben büyürken benim icin etkili bir figür olusturmustu. “ Kisişel etki” inanişina buyuk bir baglılık gelistirmiştim. Benim icin bu, devletin zorbalığını elinden almaya istekli olmak demekti. Bu tutumu takınmak demek eninde sonunda bu vazifede basarılı olacaksınız demektir.

Benim favori alıntım Gandhi’den ve bugünkü sivil itaatsizlikle ilgili en iyi seçilmiş örneklerden biri: “ Önce sizi gözardi ederler, sonra size gülerler, sonra sizinle savaşırlar ve sonra siz kazanırsınız.” Eger Greenpeace’in bugün icinde oldugu duruma bakarsanız, bizimle mahkemelerde sıkı bir şekilde savaştıklarını, gizliligimizi ihlal edip, eylemlerimizi engellemeye çalıştıklarını görürsünüz. Fakat Gandhi’nin felsefesi bana bunun olumlu bir işaret olduğunu ve kampanyasını yaptıgımız değişimlerin çevresini kuşattıgımızı gösteriyor.

3- Hükümetler kuvvetle karşılık verdiklerinde hareketin büyümesine yardımcı oluyorlar.

Sivil itaatsizliğin gücü ahlaki otoriteden gelir. Eğer yeterli sayıdaysanız, değişik görüşte olanları bulunduruyorsanız ve etkinliği barışçıl bir şekilde sürdürebilirseniz, o zaman bu inanılmaz ölçüde kuvvetli olabilir. Bu baskı altında kalanlara ve baskı kuranlara farklı şekillerde hitap edebilir. Baskı altında kalanlar için bu mücadelelerine güç katabilir. Baskı kuranlar icin olağandışı ahlaki cesaret onları dinlemeye zorlar. Yakın zamanlardaki Kuzey Kutbu 30 Kampanyasi ve bunu izleyen kendimin de dahil oldugu tutuklamalar bunun iyi bir ornegi. Bir geminin üstündeki petrol kuyusunun tepesindeyken ve tam 15 saat boyunca tazyikli su ile saldırıya uğrarken ne ben ne de Kuzey Kutbu 30 Kampanyası’ndaki diğerleri bunu bencil nedenler yada kişisel çıkarlar için yapmıyorduk. Kaç tane devlet başkanının tutuklanan aktivistlerin salıverilmesi icin çagri yaptiklari dikkate değerdi. Hükümetler sivil itaatsizliğe aktivistleri hapse atarak karsılık vererek ve bunun halkı korkutucagını düşünerek yanlış hesap yaptılar. Aslında etki her zaman tam tersidir: hareketin büyümesine yol açar. Güç sahibi olanları uymaya ve aktivistlerin demokratik niyetlerini anlayama zorlar.

4- Sabırlı olun, başarısızlık ilerlemenin önemli bir parçası

35 Kumi Naidoo1

Sivil itaatsizlik eylemlerinin çoğu başarısızlıkla sonuçlanıyor, çünkü hemen sonuç alamıyorlar diyebilirsiniz. Kuzey Kutbu 30 kampanyası da başarısızlığa uğradi, cünkü petrol eninde sonunda bölgeden çıkarıldı. Fakat aynı zamanda 10 milyon daha kisi Kuzey Kutbu’nun endüstriyel aktivitelerden uzak, global korunaklı bölge kabul edilmesi için kampanyaya katıldı. Herşeyin ölçülemeyecegini unutmamak lazım. Daha önce sivil itaatsizlik eylemlerinde bulunanların her zaman ilk eylemlerinin sonuç doğurmadıgını görüyoruz. Martin Luther King yada Rosa Parks icin uzun zaman boyunca yapılan farklı eylemlerin neticesinde sonuç alınmıştır.

5- Dijital sivil itaatsizligin potansiyelini keşfedin.

Wikileaks ve Edward Snowden’ın Amerikan Ulusal Guvenlik Dairesi ile ilgili ifşa ettikleri insanların hükümetlerin onlardan neler sakladıklarını öğrenmelerine neden oldu ve bütün dünyada gizlilik üzerine olan tartışmaların seyrini değiştirdi. Bunlar dijital sivil itaatsizlikle ilgili önemli örnekler.

39 Kumi Naidoo...

Bence sosyal medya, sivil itaatsizlik, protesto ve sivil toplum örgütlerinin güçlenmesi için birçok olanak sağladı. Arap Baharı’ndaki direnişlere baktığımızda insanların Facebook’u haber yaymak, Twitter’ı nerede, ne zaman olmalari gerektiğini ve YouTube’u yaşadıklarını ve kazandıklarını belgelemek ve paylaşmak için kullandıklarını görüyoruz. Bu alanda birşey yayınladığımızda hangi yasayı çigniyoruz acaba? Greenpeace olarak biz de bu yeni alanı anlamaya çalışıyoruz, ama gelecek umut verici gözüküyor.

Bugün 50 yıl öncesinden farklı olarak sivil toplumlarla, şirketleri ve hükümetleri biraraya getiren birçok forumlar var artık. Birleşmiş Milletler toplantılarında da sivil toplum örgütleri artık danişma süresince çağırılıyorlar. Sanırım bizler uzun süre demokrasi patlamasının peşinden koştuk ve başarının hükümetlerin bizimle konustuğu zaman kazanıldığına inandık. Fakat bence bu tip iletişimlerin onemine de bakmamız gerekiyor. Bazen hakaretten baska birşey olmayabilirler. Faydalı ilerlemeyi farklı şekillerde ölçmemiz gerekebilir.

Yeşil Gazete için çeviren: Ayşe Koçak

Metnin orjinali theguardian.com/kumi-naidoo-lessons-in-civil-disobedience

(theguardian.com, Yeşil Gazete)

 

Bisiklete çıplak binme hakkı

Dünya Çıplak Bisiklet Turu’nun (WNBR) ABD ayağı geçtiğimiz günlerde Portland şehrinde gerçekleşti. 2004 yılından beri dünyanın çeşitli şehirlerinde yapılan turda bisiklete çırılçıplak binen de, vücudunu rengarenk boyayan da, turun keyfini biraz daha giyinik çıkaran da vardı.

2004 yılında Berlin’de ortaya çıkıp dünyanın farklı şehirlerine yayılan Çıplak Bisiklet turu, isteyenin çıplak, isteyenin giyinik katılabildiği, vücut boyama, konser gibi sanat etkinlikleriyle harmanlanmış bir bisiklet aktivizmi şekli. Sadece trafikte bisiklet hakkını değil aynı zamanda kamu mekanlarında çıplak hakkını da savunan bisikletliler, geçtiğimiz günlerde Portland’da  bir araya gelip şehirde arz-ı endam ettiler.

Portland, bu etkinliğin yasal olarak yapılabildiği şehirlerden biri; fakat tüm şehirler bu kadar şanslı değil. Daha önceki senelerde Chicago ve New Hampshire gibi kentlerde bazı katılımcılar ‘teşhircilik’ gibi suçlamalarla gözaltına alınmıştı.

Portland’ın Normandale parkında başlayan bisiklet turu da renkli görüntülere sahne oldu. Love Bomb grubunun şarkılarıyla eğlenen bisikletliler, etrafa sticker yapıştırıp dışarıdan izleyen ‘giyinik’ güruhtan bağışta bulundu.

Her yaştan ve bedenden sürücünün özgürce bisiklet kullandığı etkinlikten bazı kareler:

Photos by J. Maus:BikePortland)

bisiklet1

bisiklet3

bisiklet 4

bisiklet 6

(bikeportland.org)

Hukukçular da ‘doğanın hakları var’ diyor

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu, geçtiğimiz haftasonu düzenlenen 2. Çevre ve Kent Kurultayı’nın sonuç bildirgesini yayımlandı. Doğa hakkına vurgu yapılan metinde “hukukçular olarak, doğa varlıklarının kendi yaşamlarını devam ettirme hakkını tanımayan bir hukuk sisteminin en temel insan haklarının kullanılmasına da olanak sağlayamayacağını kabul ediyoruz” denildi.

çevre kurultayı

Geçtiğimiz haftasonu Ankara’da gerçekleşen çevre ve kent kurultayının bildirgesinde, Bergama Altın Madeni Karşıtı Hareketiyle başlayan süreçte idarelerin yargı kararlarını uygulamadığı ve bunun sonucunda Türkiye’de hukuk güvence sisteminin aşıldığı belirtildi.

Doğayı korumak artık sorumluluk değil zorunluluk

“Doğadan, insanlardan, kültürel ve biyolojik çeşitlilikten korkmayan bir toplumsal, siyasal, ekonomik sisteme ihtiyaç var. Bu sistemin kurucu unsuru olacak hukuk kurallarını oluşturmak için yol yürüyen biz hukukçular, adalet, eşitlik ve ekolojik iyileştirme kurallarına göre hareket edildiği zaman bu ülkede hepimize yetecek toplumsal zenginlik olduğunu biliyoruz” diyen hukukçular, doğanın haklarını korumanın artık sorumluluk ya da ödev değil zorunluluk olduğunun altını çizdi, doğa haklarını korumayan bir hukuk sisteminin insan haklarının da korunmasına olanak sağlayamayacağını vurguladı.

“Bu dünyada sadece zenginler yaşamıyor”

“Bu dünyada sadece sadece zenginler ve sadece hükümetler yaşamıyor. Bu dünyada tütün, pamuk, buğday, üzüm üreticileri, maden işçileri yaşıyor. Bu dünyada İkizdere’nin yamacında bir çınar yaşıyor. Duble yollarımızdan karşıya geçemeyen kör bir tilki yaşıyor. Suyu yatağından koparılmış dereler yaşıyor” denilen açıklamada doğanın hakkının korunması için atılacak adımları şöyle sıraladı:

– Yurttaşların devletin karar alma süreçlerinde etkin olmasının önü ivedi olarak açılmalıdır. Yargı yoluyla karar alma süreçlerine katılma iradesini sergileyen yurttaşların doğa ve insan hakları pratiklerinin toplumsal kamusal düzenin kuruluşu için gerekli olduğu görülmelidir.

– Adalet duygusunu inşa etmek için doğanın korunması, doğa varlıklarının haklarının tanınmasında üstün kamu yararı olduğu kabul edilmelidir. İklim değişikliği, kuraklık, sellerle perçinlenen yeni yoksulluk düzenine karşı ekolojik ilkelere bağlı olarak, toplumsal adaletsizlik ve eşitsizliklerin daha fazla derinleşmesini önleyici demokratik, sosyal yönetim politikaları geliştirilmesi gerekmektedir.

– Doğanın ve emeğin eşgüdümlü biçimde yoksullaşmasına, kültürel ve biyolojik çeşitliliği büyük ölçekli etkilenmesine yol açan ve açacak olan her türlü idari karar alma süreci öncesinde ve karar alma sürecinde yurttaşların da karar verici kılınmasının idari ilkeleri geliştirilmelidir.

– Hızlı büyümeye odaklanmış şirketlerin yatırımlarının ekolojik tahribata yol açmaması için idari, cezai ve toplumsal denetim mekanizmaları etkin hale getirilmeli, şirketlerin yatırımlarının doğa ve insan haklarını ihlal etmeyeceğinin yazılı taahhütleri alınmalıdır.

– Kirlilik ortaya çıkmadan önce, ön tedbirci yaklaşım (ihtiyatilik ilkesi) işletilmeli ve kamu yararı açısından kültür ve doğa varlıklarının kamusal yönetimi esas alınmalıdır.

(Yeşil Gazete)

Dünya Kupası başlarken bir şehir stadımız daha yıkılıyor

Cumhuriyetin genç başkenti Ankara‘nın ilk resmi futbol maçı 12 Ekim 1922‘de Cebeci Stadı’nda yapıldı
Cumhuriyetin başkenti Ankara‘nın ilk resmi futbol maçı 12 Ekim 1922‘de Cebeci Stadı’nda yapıldı

Statlar, Antik çağlardan beri, kentsel dokunun ve kentin kültürel öğesi olarak kent kimliğinin önemli bir parçası oldu. Yalnızca spor etkinliklerinin yapıldığı mekanlar olmanın ötesinde sporun çok boyutlu bir olguya referans vermesi nedeniyle, statlar da farklı toplumsal değerleri içerisinde barındırıyor. Kentin fiziksel belleği olan tüm yapılar gibi statlar da, kendi kültürü ve toplumuna ilişkin izler taşıyor. Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Ankara Şubesi’nin yaptığı açıklamaya göre Ankara’nın kentsel gelişimi, toplumsal belleği içinde önemli bir yeri olan Cebeci Stadı da yıprandığı, eskidiği bahane edilerek yıkılıp yerine AVM, konut vs yapılmak isteniyor.

Cebeci Stadı, Cumhuriyet’in ve modernizmin simgesi olarak tasarlanan Başkent Ankara’nın 1928 Jansen planında spor meydanı olarak planlanmıştı. Anadolu Sanat Karan Gücü ile Talimgah Gücü arasında Ankara‘nın ilk resmi futbol maçı 12 Ekim 1922‘de Cebeci Stadı’nda yapıldı.  

Barcelona Futbol Kulubu’nun kullandığı Camp Nou (Yeni Saha) 1957’de inşa edildi, o günden bu güne defalarca yenilenen ve eklemeler yapılan stat şehrin anıtsal yapılarından
Barcelona Futbol Kulübü’nün kullandığı Camp Nou (Yeni Saha) 1957’de inşa edildi. O günden bu güne defalarca yenilenen ve eklemeler yapılan stat şehrin anıtsal yapılarından
1920’de Kanlı Pazar’a sahne olan İrlanda’nın meşhur stadı Crocker, Dublin’in merkezdeki yerinde bir ziyaret noktalarından biri
1920’de Kanlı Pazar’a sahne olan İrlanda’nın meşhur stadı Croker, Dublin’in merkezindeki yerinde önemli bir ziyaret noktası

ŞPO, kentin merkezi sayılabilecek konumundaki Cebeci Stadı’nın kamusal hizmetler doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğini, çünkü statların kent kültürüne değer katan en önemli unsurlar olduğunu savunurken sportif ve kültürel olarak gelişmiş kentlerde yaşamak için yapmamız gerekenin statları kent dışına itmek değil, sporu yaşamımızın her anına katmak ve sporla beslenen kent mekanları üretmemiz gerektiğini söylüyor. Ve Avrupa kentlerinden örnekler veriyor; “Avrupa’da birçok ünlü kulübün stadı bulundukları kentin içerisinde, merkezinde yer alıyor. Bu ülkeler hem futbolun hem de genelde spor kültürünün gelişmiş olduğu ülkeler. Bu durum esas itibari ile statların kent ve spor kültürü için ne kadar önemli ve değerli olduğunun göstergesi. Statlar kenttin çeperlerine atılacak herhangi bir fiziki unsur değil, aksine bugün sportif başarıları ile gündemde olan Barcelona, Chealsea, Milan gibi birçok kulübün statları kentin merkezinde yer alıyor.

Stat, 2011 yılında, arazisinde “ofis ve rezidans” yapılmak üzere 416,5 milyon TL’ye satılarak yıkıldı.
Stat, 2011 yılında, arazisinde “ofis ve rezidans” yapılmak üzere 416,5 milyon TL’ye satılarak yıkıldı.
Ali Sami Yen Stadı, o zaman dutluk olan Mecidiyeköy’de küçük bir açık tribün ve toprak bir zeminle 1945 yılında açılmıştı.
Ali Sami Yen Stadı, o zaman dutluk olan Mecidiyeköy’de küçük bir açık tribün ve toprak bir zeminle 1945 yılında açılmıştı.

Malatya’da bir ilk: 22 Haziran’da LGBTİ Onur Yürüyüşü

Malatya Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gençlik İnisiyatifi 22 Haziran Pazar günü saat 16.00’da “LGBTİ Onur Yürüyüşü” düzenliyor.

26 malatya...

8 Mart ve 1 Mayıs’ta gökkuşağı bayraklarıyla alana çıkan LGBTİ aktivistleri, Malatya Eğitim-Sen İl Binası önünden Soykan Parkı’na yürüyecek. Yürüyüşe Elazığ, Antep ve İstanbul’dan da katılımlar olacak.

Malatya Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gençlik İnisiyatifi’nden Emir Çoban kaosGL.org’a yürüyüş hazırlıklarını ve çağrılarını aktardı. Malatya’da yapacakları yürüyüşün tarihe geçeceğini söyleyen Çoban ekledi:

“Bir avuç da olsa yürüyüş etkisi büyük!”

Malatya Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gençlik İnisiyatifi’nden Emir Çoban
Malatya Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gençlik İnisiyatifi’nden Emir Çoban

“Malatya’daki arkadaşlarımızın çoğunun İstanbul’a Pride’a gitme şansı yok. Biz de burada bir Onur Yürüyüşü yapmak istedik. Öte yandan Malatya önemli bir geçiş noktası. Buradaki en ufak bir kıvılcımın diğer yerlere etkisi büyük oluyor. Yürüyüşümüze belki binlerce kişi katılmayacak, bir avuç insanın emeğiyle çok az kişi yürüyeceğiz. Ancak bu yürüyüşle Kürdistan’da da ibnelerin olduğunu, zırıl zırıl sokaklarda olduğumuzu bir kez daha haykıracağız.”

“Ne yalnız ne de yanlışız”

Çoban, gerçekleştirecekleri yürüyüşle Malatya ve bölgedeki LGBTİ’lerin cesaretleneceğini, mücadele verilebileceğini ispatlayacaklarını söylüyor. Çoban’ın yürüyüşe katılmak isteyen ancak çekinenlere ise bir çağrısı var:

“Ne yalnızız ne de yanlış. Bizler hasta, sapkın, günahkar, suçlu değiliz. Varız. Bir aradayız. Birlikte güçlüyüz!”

Haber: Yıldız Tar

(Kaos GL)

Elif’in elektronik mühendisliğinden köylü pazarında organik gıda satışına evrilen öyküsü

Yani tamamı değil de benim bir günlük köylü pazarı ziyaretimde öğrendiklerim kadarı ile hikayesi.

ÇEYO‘dan (Çukurova Ekolojik Yaşam Okulu) arkadaşım Hanife (Körünoğlu) vesilesi ile haberim oldu hem Mersin’de köylülerin aracısız olarak kendi ürünlerini tüketiciye sundukları bir Köylü Pazarı olduğundan, hem de Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) üyesi Elif’in (Taştan) bir ay kadar önce hayallerini gerçekleştirmek için işini -tamamı ile diyemesek de- bırakıp bu pazarda organik gıdaları sattığı bir tezgahı bulunduğundan.

Elif’in kendisi organik çiftçilik ile iştigal etmiyor. Bana aktardığına göre Erdemli’de organik gıda üreten bir çiftçiden temin ediyor Köylü Pazarı‘ndaki tezgahında bulunan gıdaları. Gazeteci kuşkuculuğuyla ilk sorum, “Ne bileyim ben bu gıdaların organik olduğunu? Tezgahın üzerine ‘Organik Sertifikalı’ yazınca o gıda organik mi oluyor?” ile başladım konuşmaya. Hemen tezgahın üzerinde benim gibi kuşkucu insanların kuşkularını gidermek için duran organik gıda sertifikasını tutuşturdu elime. Ekotar Kontrol ve Sertifikasyon Şirketi’nden alınan ve Erdemli’de gıdaların elde edildiği Erdemlili çiftçi Taha Yıldız adına düzenlenen bu belge gıdaların organik olduğuna dair kuşkuları yok ediyor.

Elif müşterisi ile ilgilenirken biz de Pazarı kolaçan ediyoruz
Elif müşterisi ile ilgilenirken biz de Pazarı kolaçan ediyoruz

Mersin Çiftçi-Köylü Pazarı hakkında

Sonra Pazar’ı sordum Elif’e. “Nasıl kuruldu, ne zamandır faaliyette, haftanın hangi günleri açık?” vsr.

Elif bize Ekotar Şti onaylı "Organik Gıda Sertifikası"nı gösterdi
Elif bize Ekotar Şti onaylı “Organik Gıda Sertifikası”nı gösterdi

Mersin Çiftçi-Köylü Pazarı’nın 2 yıla yakın bir mazisi var. Pazardaki Elif’in tezgahı dışındaki ürünler sertifikasyon sistemine tabi değil, ancak aracıyı ortadan kaldırmışlar. Çiftçiler ve köylüler kendi yetiştirdikleri ürünleri kendileri ilk elden sunuyorlar tüketiciye. Pazar’ın kurulmasına Çiftçi Derneği ön ayak olmuş. Belediye ile temasa geçip yaşama geçmesini sağlamışlar. Çiftçi-Köylü Pazarı fikir aşamasında iken Pazarcılar Odası’nın engelleme çabalarını ise işi mahkemeye götürerek aşmışlar. Pazar haftanın 4 günü Mersin’in 4 farklı yerinde kuruluyor. Elif, sadece bizim onu ziyaret ettiğimiz Yenişehir’de Çarşamba günleri kurulan Pazar’a iştirak ediyor 3 haftadır. Köylü Pazarı’nda alışveriş etmek isteyen Mersin’liler Çarşamba günü Yenişehir’de kurulan pazarın haricinde Pazartesi günü Mersin Çarşı’ya (Yeni Adliye binasının yanındaki otopark alanında), Perşembe günü Toroslar’a (Mersin’den çıkarken otobana girmeden hemen önce soldaki alanda) ve Cuma günleri de 2. Çevreyolu üzerine ( Anıt’ın yan tarafında) giderek Köylü Pazarı’nı ziyaret edebilirler. Mezitli’de de Köylü Pazarı’na yer ayrılması için görüşmelerin sürdüğünü iletti Elif.

Peki Elif, Köylü Pazar’ında organik gıda ürünleri satmaya nasıl başladı?

Hayatı boyunca organik tarımla bir şekilde ilgili olduğunu aktarıyor Elif, ama işin tam içinde değil de aktivizm boyutunda. İstanbul’da yazılım firmasında çalışırken sonra kendisi bir firma kurarken hep aklının bir köşesinde doğanın içinde organik tarım yaparak yaşamak olduğunu belirtiyor. 2000’de İstanbul’dan Fethiye’ye taşınması ile başlıyor yolculuk. 6 yıl önce de istikamet Mersin’e dönüyor.

İsmail abinin tezgahının köşesinde, Çiftçi Derneği'nin armağanı tartı ile Köylü Pazarı'ndan bir görüntü
İsmail abinin tezgahının köşesinde, Çiftçi Derneği’nin armağanı tartı ile Köylü Pazarı’ndan bir görüntü

Bir ay kadar önce bir “deli” cesareti ile Çiftçi Derneği Başkanı’nın kapısını çalıyor Köylü Pazarı’nda bir tezgah edinebilmek için. Organik gıda ürünleri satmak istediğini, ürünleri ilk elden alıp Pazar’a getireceğini söylüyor. Beklediğinin aksine olumlu karşılanıyor bu talep. Tezgah için herhangi bir ücret de istemiyorlar Elif’den, “Bu tartı da bizden olsun” diyerek teşvik bile alıyor üstüne üstlük.

“Peki senin yer aldığın bu tezgah daha önce başka birine mi ait idi, onun yerini mi aldın sen?” diyorum. Yan tarafta çayını yudumlayan İsmail abiye sesleniyor. İsmail abi Köylü Pazarı’nın eskilerinden, “Benim tezgahım zaten geniş, sen de şurada durabilirsin” demiş Elif’e, bununla da yetinmemiş Elif’in Erdemli’deki çiftlikten Pazar’a getirdiği ürünlerin nakliyesini de gönüllü olarak üstlenmiş. “Daha Pazar’da yeni o” diyor gülerek. “Hele bir kendi müşterisi artsın, işgaliye parasını daha sonra düşünürüz.”

Bizim Pazar’a vardığımız 11:30 sıralarında ürünlerin çoğunu satılmış olduğunu görüyoruz. “Hangi ürünler var?” diyorum sayıyor, “Kabak, Patlıcan, Domates, Salatalık, Biber türleri, Barbunya ve Fasulye”. Başka bir çiftçiden de Muz getirteceğini belirtiyor.

Hedef Mersin’de “Organik Ürünler Pazarı”

Asıl niyetinin Mersin’de bir Organik Ürünler Pazarı açılması olduğunu belirtiyor Elif, kendi yaptığının bu hedefe ulaşma çabası olduğunu ekleyerek. Köylü Pazarı da ilk kurulduğunda ismi “Organik Ürünler Pazarı” imiş. Bu konuda detaylı bilgisi olmayan üreticiler köyde kendi ürettiklerini sattıkları için bu ismi uygun görmüşler, fakat organik gıda tüketicilerinin şikayetleri sonrası ismi değiştirilmiş. Mersin’de organik ürünleri talep eden geniş bir kesim olduğunu ve kendisinin bu yönde ilk adımı attığını vurguluyor Elif. Hatta 3 haftalık Pazar deneyiminde bile kendi müşterileri oluşmaya başlamış. Şimdiki hedefi kendi müşterilerinin talepleri doğrultusunda Pazar’a ürün getirmek.

Asıl hedef Mersin'de "Organik Ürünler Pazar"ı açabilmek
Asıl hedef Mersin’de “Organik Ürünler Pazar”ı açabilmek

Şimdi ben senin bu hikayeni Yeşil Gazete’ye yazarım, ama bununla kalmasın, sen kendin yaz bu macerayı diyorum. Her hafta yaz mesela o hafta Köylü Pazarı’nda olanları. Müşterilerin tepkilerini, komşuların ile diyaloğunu, organik gıda ürünlerine olan arz-talep dengesini vsr. Bu konuda Elif ile anlaşmaya varıyoruz. Tabi Yeşil Gazete’de yazıların yayınlanmasının Yayın Ekibi mutabakatına bağlı olduğunu eklemeyi de ihmal etmiyorum.

Elif’in ve Köylü Pazarı’ndaki diğer esnafın ürünlerinden heybelerimizi doldurmuş olarak çıkıyoruz Pazar yerinden. Bundan sonrasını artık Elif’in kaleminden okuyacaksınız.

#anavarrza

Fotoğraflar: Hanife Körünoğlu, Ruhi Özsüslü, Alper Tolga Akkuş

anavarrza

 

 

Alper Tolga Akkuş 

twitter.com/anavarrza

 

“Enerji üssü” Konya Karapınar çöküyor

Son dönemde açılması planlanan kömür ocağı, termik ve güneş santrali projeleri ile gündeme gelen Konya’nın Karapınar İlçesi obruklarla çökmeye devam ediyor. Obruk, özellikle kireçtaşı formasyonlarında, su erozyonunun neden olduğu çökmeyle oluşan çukurlara deniyor. Yapılan araştırmalara göre Konya Havzası’nda tarımsal sulama için kullanılan yeraltı sularının her yıl yaklaşık 70 santimetre aşağı çekilmesi, bu bahsedilen obruk oluşumlarını tetikliyor. Nitekim tam da araştırmalarda öngörülen alanlardan biri olan Karapınar’ın Küpbasan mevkiinde geçtiğimiz günlerde yeni bir obruk oluştu.

Fotoğraf: IB Times Guatemala Kenti'nin ortasında 2007'de oluşmuş dev bir obruk
Fotoğraf: IB Times
Guatemala Kenti’nin ortasında 2007’de oluşmuş dev bir obruk

Obruk konusuna Karapınar’da kurulması planlanan kömür işletmesi açısından bakıldığında, yeraltı su seviyesinin altında kalan kömürün çıkarılması, bu suyun tasfiyesini gerektirdiğinden obrukların oluşumunun artacağı öngörülüyor. Ayrıca, yakın zamanda yaşadığımız Soma’daki iş cinayetini hatırlayacak olursak, Karapınar gibi jeolojik açıdan hareketli bu bölge, TEMA’nın Termik Santral Etkileri Uzman Raporu’nda belirttiği gibi son dönemde artan obruk oluşumlarıyla maden güvenliği açısından da tehlikeli. TEMA’nın Karapınar’da yürüttüğü projelerden biri olan CROP-MAL’ın 2012 yılında yayınlanan sonuç raporuna göre, son yıllarda yeraltı su seviyesinin önceki yıllara göre daha fazla düşmesi ovaya yakın kesimlerdeki obruk oluşumu için uygun koşulları hazırladı. Önümüzdeki yıllarda da aşırı su kullanımı devam edecek olursa su tablasındaki alçalma sürecek, bunun sonucu olarak Karapınar Mikrohavzası içerisindeki Karapınar ve Hotamış Ovalarının kuzeyi (Seyithacı, Küpbasan, Akkuyu Yaylaları başta olmak üzere) ve İnoba Yaylası ve çevresi obruk oluşumu açısından riskli alanlar haline gelecek.

Fotoğraf: NTVMSNBC Karapınar'da 2008 yılında oluşmuş 33 metre derinlikte bir obruk, hassas alanlardan biri olan İnoba Yaylası'nda
Fotoğraf: NTVMSNBC
Karapınar’da 2008 yılında oluşmuş 33 metre derinlikte bir obruk, hassas alanlardan biri olan İnoba Yaylası’nda

Projenin tamamlandığı 2012 yılı yazından beri Karapınar’da 4 obruk daha oluştu, 2012’de oluşan iki obruktan biri 4 metre derinliğinde, 12 metre çapında, ikincisi 1 metre derinlikte, 20 metre çapında; 2013’te oluşan obruk 10 metre çapında, 20 santimetre derinliğe sahip. Son obruk geçtiğimiz günlerde raporda belirtilen riskli alanlardan biri olan Küpbasan’da tarımsal arazinin ortasında meydana geldi. Yaklaşık 20 metre çapında, 5 metre derinliğinde. Yöre halkı, bu ani çökmelerin evlerin, okulların bulunduğu alanlarda gerçekleşebilecek olmasından endişeli. TEMA’nın CROP-MAL Projesi danışmanı, Adıyaman Üniversitesi’nden Doç.Dr.Erhan Akça, bu sene yaşanan kuraklıkla yeraltı sularının son dönemdeki en yüksek kullanıma maruz kaldığını dolayısıyla obruk oluşumlarını önümüzdeki günlerde daha fazla göreceğimizi söylüyor.   (Yeşil Gazete)

Güle güle HidroAysén! – Emily Jovalis

hydroaysenBu kadar önemli ve bu kadar zor kazanılmış bir zaferi kutlamak her gün nasip olmuyor. Şili Patagonyasını HidroAysén barajının yıkıcı etkilerinden kurtarmak üzere sekiz yıldır yürüttüğümüz kamanya bugün başarıya ulaştı.

Bu sabah Şili’nin en yüksek idari organı –Bakanlar Komitesi– Baker ve Pascua nehirleri üzerinde planlanan, ihtilaflara neden olan beş barajlık mega proje için verilmiş izinleri oy birliğiyle iptal etti. Benzeri pek görülmemiş devrim niteliğindeki bu karar, projenin 2011 yılında onaylanmasına temel oluşturan etki değerlendirmesinin yetersiz olduğuna hükmediyor ve projeyi iptal ediyor.

Çevre, Sağlık, Ekonomi, Enerji-Madencilik, Tarım ve Turizm bakanlarının oluşturduğu bu komite, Patagonya Savunma Konseyi ve yerel yurttaşların projenin 2011 yılında onaylanan Çevresel Etki Değerlendirmesi raporuna karşı yaptığı otuz beş başvuruyu inceledi. Sürekli geciken toplanlantılar ve kararlarla üç yıldan uzun süren ve en nihayetinde yeni yönetime devredilen bu süreç sonunda alınan karar, HidroAysén’le ilgili teknik kusurları, usül hatalarını ve ayrıca projenin yapılması halinde Şili’nin en güzide bölgelerinden birinde ortaya çıkacak önemli etkileri tescil etmiş oldu.

El değmemiş Baker ve Pascua nehirlerini, Patagonya kültürünü ve topluluklarını korumak üzere başlayan taban hareketi tam donanımlı uluslararası bir kampanyaya dönüşmüş ve ulusal bir çevre hareketini ateşlemişti. Son dört yıl boyunca Şilililer sokaklara dökülerek HidroAysén’in durdurulmasını talep etmişlerdi. Bu çağrı dünyanın çeşitli yerlerinde da yankılanmıştı. Bugünkü zafer, Patagonya için yeni parlak bir geleceğin yollarını döşeyen, Şili için gerçek bir sürdürülebilir enerji geleceği umutlarını yeşerten bu kalabalıklara ait.

Patagonya Savunma Konseyi idari sekreteri Patricio Rodrigo’nun sözlerine kulak verelim: “Hükümetin HidroAysén projesinin reddiyle ilgili kesin kararı Şili çevre hareketinin en büyük zaferi olmasının ötesinde, güçlü bir toplumun taleplerini duyurması ve kendi çevresini etkileyen kararlara katılması bakımından da bir dönüm noktasıdır.”

Hükümetin Şilililerin çoğunluğuyla ve HidroAysén’e hayır diyen dünyadaki on binlerle yanyana durmasının heyecanını yaşıyoruz! Başkan Bachelet’i seçim kampanyasında verdiği sözlerin arkasında durduğu için takdir ediyoruz. Ve geleceğe bakıyor, bu biricik bölgeyi gelecekteki tehtidlerden koruyacak önlemlerin alınmasını ümit ediyoruz. (Aslında, Başkan Bachelet ve Çevre Bakanı geçenlerde, tüm Şili’de kritik ekosistemleri korumak üzere Biyoçeşitlilik ve Koruma Alanları Dairesi’nin kurulması için bir yasa teklifi hazırladılar.)

Kulak verecek olursanız, HidroAysén’e veda partisi için Santiago’daki Plaza Italia’da bir araya gelen yüzlerce insanın sesini duyabilirsiniz. Kutlamalara siz de Facebook ve Twitter üzerinden #chaohidroaysen ve #patagoniasinrepresas hashtagiyle mesaj göndererek katılabilirsiniz.

Bu yıkım projesini durduran kararda, geçtiğimiz ay internet üzerinde yürüttüğümüz eylemlere katılan, veya International Rivers 2007’de, Patagonia Sin Represas için kampanya yürütmeye başladığı günden beri bizimle yanyana duran herkesin desteği çok etkili oldu. Sürekli desteğiniz ve Patagonya’nın özgür nehirlerini korumak hususundaki kararlılığınız için çok teşekkür ederiz. Barajsız bir Patagonya için!.

http://www.bgst.org  (Çeviren: Ali K. Saysel – Kaynak: International Rivers )

Şırnak’ta madende göçük: üç işçi hayatını kaybetti

Şırnak’ta, Merkez Toptepe köyü kırsalında kaçak olarak açık sistemle işletilen kömür tünelinde saat 15.20 sıralarında meydana gelen göçükte mahsur kalan Emin Baysal, Ahmet Baysal ve Selahattin Uçar adlı işçiler hayatını kaybetti.

maden

Göçük, Cudi Dağı eteklerinde özel sektöre ait bir kömür işletmesinde dün öğlen saat 14.00’te meydana geldi.

Göçük altında kalan işçileri kurtarmak için bölgeye arama kurtarma ekipleri yönlendirildi ancak ocakta gaz sızıntısı olduğu belirtilerek uzun süre madene inilmedi.

Üç işçinin cesetlerine akşam saatlerinde ulaşıldı. İşçilerin ocaktaki gazdan zehirlndikleri tahmin ediliyor.

 

Hambach Ormanı direnişçileri İstanbul’da

Bu haftasonu Yeldeğirmeni Don Kişot işgal evinde Almanya’dan bir konuk var: 2012’den beri  Hambach ormanının kömür madeni olmaması için mücadele eden yaşam savunucuları, Kuzey Ormanları Savunması’nın davetlisi olarak toplantıya geliyor.

hambach

Nisan 2012′den bu yana, Alamanya’da eylemciler Avrupa’nın en büyük açık kömür madeni ocağının genişlemesini önlemek için Hambach ormanını işgal ediyordu. Maden genişleme projesi ormanın traşlanması ve bölgede yaşayan binlerce insanın yerlerinden edilmesi anlamına geliyor.

27 Mart 2014′te orman işgali polis tarafından tahliye edilmişti ve 26 Nisan 2014′te yeniden işgal gerçekleşti.

Hambach eylemcileri ve Kuzey Ormanı Savunması’nın deneyimlerini paylaşacağı toplantı 12 Haziran Perşembe saat 19.00’da Don Kişot İşgal Evi’nde gerçekleşecek.

(Yeşil Gazete)