Ana Sayfa Blog Sayfa 3942

KA.DER’den Trabzon’da kadınların seçmen olarak güçlendirilmesi eğitimi

0

Trabzon’da KA.DER‘in(Kadın Adayları destekleme Derneği) ‘Kadın Yurttaşların ve Aktivistlerin Seçmenler ve Aktif Yurttaşlar Olarak Güçlendirilmesi‘ eğitimi 13-14-15 Haziran’ da Yomra Kadınları Toplumsal Dayanışma ve Girişimciliği Destekleme Derneği evsahipliğinde gerçekleştirildi.

4 kader eğitim...

3 günlük eğitimde Toplumsal cinsiyet, Yurttaş olma bilincinin tarihsel gelişimi ile TCK (Türk Ceza Kanunu) ve TMK’da (Türk Medeni Kanunu) kadınları ilgilendiren maddeler üzerinde duruldu.

Eğitim sonunda şu konularda fikir birliğine varildı

1-Eğitim alanında toplumsal cinsiyet eğitiminin ilkokuldan başlatılması ve üniversiteye kadar üniversite tahsili sırasında da devam ettirilmesi

2-TCK ve TMK’da eksik ve yetersiz bırakılan maddelerin tekrar gözden geçirilerek kadın bakış açısıyla gereğinin yapılması

3-Toplumsal Cinsiyete dayalı bütçeleme yöntemininacilen hayata geçirilmesi

4-Kadın dostu belediyecilik anlayışının layıkıyla yerine getirilmesi

5-Ev kadınlarına iade-i itibar yasasının çıkarılması

6-Medya’da cinsiyet istismarının önüne geçirilmesi

7-Kadın Bakanlığının kurulması

 

Haber: Emine Gümrükçü Öğdün

(Yeşil Gazete)

Müzikle temiz enerji mümkün mü?

Küçük bir tür perküsyon temiz enerjiye çözüm olabilir mi? Kenya’da başlayan bir proje olabileceğini gösteriyor. Diana Simpson Hernandez’in tasarladığı ve ‘Faithless’ grubunun bateristi Sudha Kheterpal‘in öncülük ettiği projede, elde sallanarak kullanılan ‘shaker’ isimli enstrüman enerjiyi elektriğe dönüştürüyor. Projenin ilk durağı ise nüfusunun üzde 75’ine elektriğin ulaşmadığı Kenya.

shake

Küçük enstüman tek elle kullanılabiliyor. Aletin içine yerleştirilen magnetler ise enstrüman kullanılırken sarf edilen enerjinin elektriğe dönmesini sağlıyor. Enstürman elbette çok büyük bir enetji üretmese de fener, gece lambası ya da telefon gibi aletlerin şarj edilmesini sağlayacak bir elektriği bünyesinde tutuyor.

shake2

Müziği ve temiz enerjiyi bir araya getiren ‘Enerjini salla’ (shake your power) isimli projeyle ilgili kitle fonlama kampanyası devam ediyor. Projeyle ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki İngilizce videodan alabilirsiniz.

Dünyanın ilk entegre güneş panelli evi: Elektrik ve Isı ondan sorulur

Avusturalya’nın Sydney şehrinde elektrik ve ısı üreten dünyanın ilk güneş panelli binası inşa edildi. Çatısına film şeklinde güneş pili panelleri monte edilmiş olan bina güneşten aldığı enerjiyle evin havasını hem ısıtıp hem soğutabilecek. Sistem aynı zamanda normal bir güneş panelinde olduğu gibi elektrik de üretiyor.

integrated_solar_1-537x402

Bluescope şirketi tarafından üretilmiş olan sistem, Avustralya hükümetinin Yenilenebilir Enerji Ajansı’ndan aldığı (ARENA) 2.3 milyon dolarlık destek de dahil 5 milyon dolara mal oldu.

Binaya entegre olmuş güneş sisteminin elektrik maliyetini düşüreceği ve merkezi elektrik şebekesine karşı talebi düşüreceği öngörülüyor.

Projenin başarısına rağmen,Avustralya’nın iklim değişikliğini inkar eden Tony Abbott hükümeti, projeye finansal destek sağlayan ARENA’yı kapatmayı planlıyor.

(Inhabitat/ Yeşil Gazete)

Vermont’taki GDO yasası gıda devlerinin gözünü korkuttu

ABD’nin Vermont eyaletinde geçtiğimiz Nisan ayında kabul edilen GDO yasası dev gıda şirketlerinin şimdiden gözünü korkuttu. İki yıl sonra yürürlüğe girecek yasaya göre gıda şirketler eğer GDO kullanıyorsa ürünlerin paketine yazmak zorunda kalacaktı. Kabul edilen yasa henüz uygulamaya başlanmamış olsa da ülkedeki gıda birlikleri bir araya gelerek yasaya karşı dava açtı.

tomatoes-and-gavel

Dava dilekçesinde gıda birlikleri, “Vermont eyaletinin kararını federal yasanın gıda etiketleme standartlarına uymamakla ve kendi ürünlerini istedikleri gibi tanıtma hakkını elinden almakla” suçluyor.

Dava açılmış durumda fakat eyalet bu davada yalnız olmayacak. Vermont’un organik üreticileri ve tüketici dernekleri gibi oluşumlar müdahillik talebinde bulunacak. Organik üreticiler birliği şimdiden Vermont yasasını savunmak için tutulacak davanın avukatı için bir bağış kampanyası başlattı.

(Grist/ Yeşil Gazete)

Angarya doktoru: İntörn – Caner Ercan

0

Üniversiteye ilk başladığımda duyduğum kelimenin anlamı için sözlüğe bakmıştım ve yazılanı çok net hatırlıyorum: “İntern: Diploması olmayan doktor”. Üniversite hastanesine yolunuz düşmüşse mutlaka görmüşsünüzdür ortada gezen, sizinle ilgilenen doktorlara abi/abla diye hitap eden, sizlerin çoğunlukla pansumancı, kan alıcı, hemşire sandığınız ama tüm çalışanların doktor bey/hanım diye hitap ettiğini duymuş olabileceğiniz genç insanlardır onlar. poliklinik, servis, yoğun bakım, laboratuvar, tomografi, mr her yerde varlardır. Bu gençler 6. sınıf tıp fakültesi öğrencileridir, okullarını okumuş tüm derslerini vermiş ve bunun karşılığında hastanede 52 hafta aralıksız bölüm bölüm gezdirilerek çalıştırılan; yapacakları iş, statüleri, sorumlulukları hiçbir yerde tanımlanmamış insanlardır. Bu tanımlanmamışlık o haldedir ki bir yerde intörn’ün asli görevi olan işi diğer birimde yapması yasaktır. tüm bu karmaşıklık içinde özet olarak intörn, ne iş verilirse yapan girdiği kabın şeklini alan bir insan gürûhu olarak karşımıza çıkıyor.

Bu kadar görev ve sorumlulukları üstlerinin kaderine terk edilmiş “doktor eksi 52 hafta” diyebileceğimiz gençlerin çalışma şartlarına değinirsek; En başta şu anda hastanelerin intörnlere bakış açısı çok nettir “beleş* personel”. Her türlü getir götür, evrak takip, verileri bir yerden diğerine geçirme gibi tıp ile kesinlikle alakası olmayan işlerden(yani sadece yasal zorunluluklardan yapılan dosya işlerinden) solunumu olmayan hastanın mekanik cihaz olmadığı için bir balonunun sıkılıp bırakılması yoluyla solunumunun günlerce devam ettirmesinden(genelde 30dk’lık nöbetler halinde dönüşümlü yapıyoruz bu işi) poliklinikte hasta çağırmaya(çünkü numara ekranları da hep bozuktur); röntgen filmi çekilirken çocukları tutmaktan(hiçbir intörnde radyasyon maruziyetini ölçen dozimetre cihazı yoktur ama) hasta numunelerini laboratuvara taşımaya(çünkü taşıyıcı sistem yavaş çalışır ya da numuneyi kaybeder) hastaların tanı ve tedavisinin ucundan dokunan ama yapmak için tıp eğitimi almak gerekmeyen işleri yaparlar.

Çok Efendili Köle

Özetlemek gerekirse intörnlük üniversite hastanesinin “Ben seni 5 sene eğittim doktor yaptım sen de 1 yıl bana hizmet edeceksin” demesidir. Aklıma sağlık bakanlığının doktorlara dayattığı “Ben seni doktor ettim sen de 3-4 yıl bende çalışmazsan sana diplomanı vermem” deme şekli olan mecburi hizmeti getirmektedir. İşte işin en komik yanı intörnleri bu şekilde tıpla alakası olmayan işlerde çalıştıranlar(ki kendileri bizzat o kişileri eğitmiş kişilerdir) her gün doktorların itibarsızlaştırılmasından, tıbbi uygulama şikayet hatları ve davaları ile taciz edilmesinden dert yanan; sevk sistemi çalışmadığından sağlık hizmetlerinin çöktüğünü söyleyip yönetenlerden şikayet edenlerle aynı kişilerdir. Mecburi hizmetin insan haklarına aykırı olduğunu savunup intörn’ü 52 hafta bedava iş gücü olarak kullanmaktadır.

Bir de işin hoca kısmından daha vahim asistan kısmı vardır. Asistanlar hastanede uzmanlık eğitimi alan, intörnlüklerinin üzerinden kısa bir süre geçmiş kişilerdir. Aslında kendileri hastanelerin esas sömürülenleridir. Ünvanlarında araştırma görevlisi yazar, işin bilimsel yönünü bir alanda daha derinlemesine öğrenmek için oradadır ama “Hastane AŞ.”nin para kazanması gerekmektedir. Poliklinikte günde 80 hasta bakarlar, serviste onlarca hastadan birincil olarak sorumludurlar. Yapılması gereken tonla işi mesai sınırlaması olmadan yapıp bir de hocaların kaprislerini çekip rutin olarak azar işiten kişilerdir. Biraz dokunsanız sizi ağlatacak kadar dert yanabilirler ama angaryadan şikayet ettikten sonra girişte saydığım onca işini yapmasını intörne söyleyen, üstüne onları gereksiz yere gecenin bir yarısı uyandırmaktan çekinmeyen, kendisi ayak işi yapmaktan şikayet ederken intörne kantinden simit aldırabilen, sırf kendisi çıkamıyor diye işi biten intörnün akşam 5’te çıkmasına izin vermeyebilen, hocanın araştırması için bilgisayara veri girişi yaparken küfreden ama yatan hastalara çıkış özet raporu yazmayı (%100 asistan görevi olmasına rağmen) intörne mütemadiyen yaptırabilen şahıslardır. Önceden tanıdığım bir insanın asistan olduktan sonra intörnlere çok kötü davrandığını duyduğumda şaşırmıştım ve sonradan “Benim intörnlüğüm çok zor geçti onlar çekecekler” dediğini ikinci ağızdan duyduktan sonra şok olmuştum.

Burada anlattıklarımdan yapılabilecek; insanların ne kadar kolayca zalim olabildiği, bir başkasını sindirilip otoriteye başkaldıramaz hale getirebildiği gibi psikolojik çıkarımların, toplumsal tahlillerin birçoğu Amerika’yı yeniden keşfetmenin ötesine geçmeyecektir ki zaten benim de haddime değildir. Benim daha çok kafamı kurcalayan nokta o bahsettiğim sağlıkbakanlığı-hoca; hoca-asistan ilişkilerindeki haksızlıklara uğrayanların haksızlıklara tepki gösterirken ilk fırsatta ve rahatça çok benzer davranışları gösterebilmesidir. Benim bunu anlamlandırabilmem ya da naifliğimi üstümden atıp artık şaşırmamam belki biraz vakit alacaktır ancak her halükarda daha uzun yıllar Türkiye’deki** genç doktorlar meslek hayatlarına sindirilmişliklerle başlayıp kabullenmişliklerle yol almaya devam edeceklerdir. Herkesin kendi içindeki zalimi zapt edebildiği bir dünya dileğiyle.

*: 2 yıldır intörnlerin aylık yaklaşık 350 lira maaş almasına ve yemekhaneden ücretsiz öğle yemeği yiyebilmelerine rağmen bu insanların hastanede tam zamanlı çalışıp üstüne ayda 6-7 nöbet tutabildiklerini düşündükçe “beleş” kelimesinden vazgeçmeye içim elvermedi.

canerercan **: Bildiğim kadarıyla tüm tıp eğitimlerinde intörnlük sistemi var ancak bu birçok ülkede genç hekimlerin pratik kazanılması amacından sapmadan uygulanabiliyor.

Caner Ercan 

Askerin hakkı yok

Asker Hakları Platformu, 2014 raporunu açıkladı. 2012 Nisan-2013 Nisan döneminde yapılan 653 zorunlu askerin başvurusu üzerinden oluşturulan verilere  göre, asker intiharları sivillerden 2,5 kat fazla. Siteye başvuru gönderen her 12 askerden biri ise intihar etmeyi düşünüyor.

askerhakları

www.askerhaklari.com sitesine yapılan başvurular temel alınarak hazırlanan raporda,TSK bünyesinde gerçekleşen insan hakları ihlâllerine ilişkin iddialar incelenerek, somut çözüm önerileri sunuldu. Raporda TSK’nın sivil denetime açılması önerisi yapılırken, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun böyle bir denetimi yapabilecek idari altyapıya sahip olduğu aktarıldı. Yapılan başvurulara göre en çok başvuru sırasıyla Ankara, İstanbul ve İzmir şehirlerinden geldi. Disiplin koğuşlarının kaldırılması ise insan hakları açısından önemli bir reform olduğu vurgulandı.

Asker intiharlarıyla ilgili TBMM’de sunulan tüm soru önergelerinin “geçiştirildiği” iddia edilen raporda, aynı dönemde sunulan 18 araştırma önergesinin tamamının reddedildiği bilgisi paylaşıldı. Acılı ailelerin sorularının tatmin edici şekilde cevaplanması ve intiharlara ilişkin verilerin kamuoyuyla paylaşılması çağrısında bulunuldu.

 İntiharlar

Başvuru yapan 653 askerin 54’ünün, yani her 12 askerden birinin intihar etmeyi düşündüğü belirtilirken, asker intiharlarının, TÜİK verilerinde yer alan sivil intiharlara göre 2,5 kat yüksek olduğu aktarıldı. TSK’nın ve Milli Savunma Bakanlığı’nın “sivilde de aynı oranda intihar oluyor, 20-24 yaş grubu ise intihar açısından zaten risk grubu” açıklamalarının bilimsel verilere dayanmadığı ifade edilirken, TÜİK verilerine göre intiharların 20-24 yaş grubunun en düşük risk grubu olduğu kaydedildi.

Ruhsal desteğin kısa dönem askerler yerine, asker psikolojisi konusunda uzman sivil personel tarafından sunulması önerirken platform, intiharların daha etkin şekilde takip edilip sorunlara çözüm bulunabilmesi için, Milli Savunma Bakanlığı’na, “intihar dışı ölümler” (ecel vb) şeklinde kayda geçen ölümlerin verilerini kamuoyuyla paylaşma çağrısı yaptı.

Orantısız cezalar

İlk raporda “orantısız ve çok ağır cezalar” sebebiyle %9 oranında şikâyet alınırken, ikinci raporda 182 başvuru ile bu oran üçe katlanarak %28 oldu. Yer yer ağır şiddete dönüşen ve ölüme sebebiyet verebilen orantısız cezaların önüne geçilmesi yolunda, disiplin koğuşlarının kaldırılması “en önemli ve olumlu reform” olarak nitelendirilen toplantıda buna karşın rütbeli personelin yetkileri muğlak olduğu için, rütbelilerin keyfi olarak insan hakkı ihlâli derecesinde ağır disiplin cezaları verebildiği aktarıldı.

Sağlık hakkına kısıtlı erişim

Sağlık hakkına erişimle ilgili şikâyetler büyük bir artış göstererek, toplam başvuruların yüzde 24’ünü oluşturdu. Komutanlar ve hekimlerin, sağlık mazeretiyle gelen askerlere genellikle şüpheyle yaklaştığı ve asker başvuruları incelendiğinde hızlı ve yeterli sağlık hizmetine kavuşma konusunda sorunlar olduğu dile getirildiği toplantıda, bu konuda 781 numaralı başvuru örnek gösterildi: “Vatani görevimi yapmakta iken görev esnasında geçirmiş olduğum kaza nedeniyle sol gözümü %95 oranında kaybettim. Bakım esnasında araçtan sıçrayan demir çapağı sol gözüme saplandı. (…Tedavi görmeye başladığımda) Takriben kazadan bu yana 15 gün geçmişti.”

Sivil denetim

TBMM’nin, asker intiharları konusunda yeterli bir sivil denetim gerçekleştirmediği kaydeden platform, bu konuda verilen soru önergelerinin keyfi ve yetersiz cevaplarla sonuçlandığını, 18 adet araştırma önergesinin ise reddedildiği ifade etti.

İhlâller etkin soruşturulmuyor

Raporda, TSK bünyesinde yaşanan insan hakları ihlâlleriyle ilgili etkili bir yargılama yapılmadığı ifade edildi. Şikâyetlerin neredeyse tamamında asker ailelerinin “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı ile karşılaştığı, intihar vakalarında ise rutin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin itirazları reddettiği ve acılı ailelerin etkili bir soruşturma yapılmamasından yakındığı vurgulandı.

Asker haklarının çözüm önerilerinde bazıları ise şöyle:

Yapısı gereği etkin bir soruşturma ve yargılama yapamayan, AİHM içtihatlarına da aykırı olan askeri yargı sistemi bir an evvel kaldırılmalı, tüm faaliyetler sivil yargı yoluyla denetim altına alınmalıdır.

TSK’nın insan hakları ihlâlleri ve intiharlar konusunda şeffaflaşması gerekmektedir. Acılı ailelerin tüm soruları resmi makamlarca cevaplanmalı, kamuoyunun aydınlatılması açısından TSK verilerini düzenli olarak paylaşmalıdır.

Profesyonel askerliğin yaygın hâle getirilerek zorunlu askerlik uygulamasına son verilmesi gerekmektedir.

Çıkarılan Yeni Disiplin Kanunu, rütbelilere geniş bir tahakküm yetkisi sağlamaya devam etmektedir. Hakaret, dayak, tehdit gibi keyfi muamelelere son verecek; disiplini mutlak hiyerarşi yerine hukukun üstünlüğü yoluyla sağlayacak bir düzenleme yapılmalıdır.

(T24 / Yeşil Gazete)

Sen misin Berkin ve Ali İsmail’i anan!

Kocaeli Gazi Lisesi’nin mezuniyet töreninde okul birincisi olarak konuşma yapan Işıtan Önder hakkında, Berkin Elvan ve Ali İsmaili’i andığı için soruşturma açıldı. Okulu birincilikle bitiren Işıtan’ın birinciliği elinden alındı.

okul-birincisi-isitan-onder-17062014

Kocaeli Gazi Lisesi’nin 12 Haziran’daki mezuniyet töreninde söz alan okul birincisi Işıtan Önder, konuşmasında Gezi direnişinde yaşamını yitirenler hakkında, “Ali İsmail Korkmaz ve Berkin Elvan her zaman aramızda olacak” dedi. Okul yönetiminin ‘öğrenci törende amacı dışındı konuştu’ gerekçesiyle açtığı soruşturmada Önder’in birinciliği düşürüldü.

Işıtan Önder yüzlerce öğrencinin ve velinin katıldığı mezuniyet töreninde okul birincisi olarak kürsüye çıktı. Önder konuşmasında Gezi eylemlerine vurgu yaparak, yaşamını yitiren Ali İsmail Korkmaz ve Berkin Elvan’ı unutmadıklarını söyledi: “Onların yaşama hakkını ellerinden aldılar. Kimsenin aklına Berkin Elvan ya da Ali İsmail Korkmaz’ın gelmemesi mümkün değil. Biliniz ki Ali İsmail Korkmaz’lar, Berkin Elvan’lar bu sıralarda hep oturuyor olacaktır”

“Amacının dışında konuşma yapmıştır”

Bu konuşmanın ardından Önder hakkında kısa bir süre sonra soruşturma açıldı. Okul Müdürü Ahmet Kemal Saral disiplin soruşturmasını doğruladı.
“Okullar henüz kapanmadı. Eğitim dönemi devam ediyor. Öğrenci törende amacın dışında konuşma yapmıştır. Hakkında da disiplin soruşturması açıldı. Soruşturma devam ediyor. Disiplin cezası alması halinde, böyle bir disiplinsizlik cezası da öğrencinin okul birinciliğini etkiler.”

Önder’in ailesi okul yönetimine itiraz dilekçesi verdi. Eğitim-Sen Kocaeli Şubesi yöneticileri ve Önder’in ailesi, disiplin kurulunun kararına itiraz edecek.

Öte yandan Eğitim-Sen ve öğrenciler tarafından basın açıklaması yapılarak karar protesto edilecek.

(imv tv / Yeşil Gazete)

BP’den Çin ile 20 milyar dolarlık LNG anlaşması

BP Yöneticisi Bob Dudley, BP’nin, Çin Ulusal Açıkdeniz Petrol Şirketi (CNOOC) ile 20 milyar dolar değerinde uzun dönemli LNG (Sıvı Doğal Gaz) tedarik anlaşması imzalayacağını açıkladı.

lng

Dudley, Rusya’nın başkenti Moskova’daki 21. Dünya Petrol Kongresi’nde basın toplantısında, “BP, bugün CNOOC şirketi ile 20 milyar dolarlık uzun dönemli LNG tedarik anlaşması imzalayacak ve imza töreni Çin Başbakanı Li Kıçiang ve İngiltere Başbakanı David Cameron’ın gözetiminde gerçekleştirilecek” dedi.

Yapılacak anlaşmanın çok yüksek tutarlı bir anlaşma olduğunu belirten Dudley, 20 yıllık anlaşma kapsamında sağlanacak LNG fiyatının hem Çin hem de İngiliz tarafı için çok avantajlı olduğunu söyledi.

(Yeşil Gazete)

Yeniceşıhlar oturma eyleminde 35 gözaltı

Bolu Mudurnu’nun Yeniceşıhlar Köyü’nde yapımı devam eden taş ocağına karşı çıkan köylülerin tuttuğu nöbet 62. gnününe girerken, oturma eylemi sırasında jandarma müdahale etti, 35 kişi gözaltına alındı.

İki aydır taş ocağına karşı mücadele eden ve son günlerde oturma eylemi yaparak seslerini duyuran Yeniceşıhlar köylülerine jandarma ekipleri müdahale etti. 17’si kadın 35 köylü gözaltına alındı. İfadeleri alındıktan sonra serbest bırakılan köylüler oturma eylemine devam ediyor.

bolu

Yeniceşıhlar Köyüne 500 metre uzaklıkta bulunan taş ocağının faaliyetini durdurması için yaklaşık 2 aydır eylem yapan köylüler, iş makinelerinin ocağa gitmesine izin vermiyordu.

Yeşil Gazete’ye konuşan Yeniceşıhlar köyü muhtarı Mehmet Efe, şu an oturma eylemine 50-60 kişinin katıldığını, iki gündür ocağa yol yapım çalışmaları nedeniyle mücadelenin dozunun arttığı aktardı.

Kadınların sürüklenerek ve kelepçelenerek gözaltına alınmasına tepki gösteren Efe, “siyasilerden, milletvekillerinden ve cumhurbaşkanından konuyla ilgilenmesini” istediklerini söyledi.

Köyün yakınına kurulması planlanan, 2012’de ruhsatı alınmış olan fakat henüz inşaat faaliyetine başlamamış taş ocağını köylüler bölgede istemiyor.  Mart ayında hukuki süreci başlatan köylüler ruhsat iptali davası ve yürütmeyi durdurma davası açmıştı. Hukuki sürece rağmen ocağa inşaat faaliyetleri başlayınca köylüler oturma eylemine başlamıştı.

(Yeşil Gazete)

EMEP, BDP eleştirisiyle HDP’den ayrıldı

Emek Partisi (EMEP) Genel Yönetim Kurulu, Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) çekildiğini açıkladı.

emep-ve-hdp-rojava-katliamini-kinadi83787a5815276caf28f7

Parti, yaptığı yazılı açıklamada “böyle bir kitle partisinde her şeyden önce ‘program sorunu’ öne çıkacak ve doğası gereği ideolojik, siyasi farklılıklar birleşmenin önünde başlıca engel oluşturacaktır” diyerek HDK çatısı altında olmaya devam edeceklerini, fakat HDP’den ayrıldıklarını açıkladı.

“Farklılıkları öne çıkararak birlik sağlamak zor”

Metinden satır başları şöyle:

“Herkes birliğin önemini vurgulamakla birlikte bu birlik ve ortak mücadelenin hangi zeminde ve hangi biçimle sağlanacağı noktasında görüş farklılıklarının olduğu bir gerçekliktir. Bir araya gelecek güçlerin ideolojik, siyasal referans ve öncelikleri dikkate alındığında bu normal karşılanması gereken bir durumdur. Bununla birlikte; farklılıkları öne çıkararak birlik sağlamanın çok zor olacağı da bir başka gerçektir.”

“Partimiz bu gerçeklerden hareketle emek ve demokrasi güçlerinin mücadele birliğinin ideolojik bir kitle partisi formunda bir araya gelinerek sağlanamayacağını savunmuştur. Böyle bir kitle partisinde her şeyden önce “program sorunu” öne çıkacak ve doğası gereği ideolojik, siyasi farklılıklar birleşmenin önünde başlıca engel oluşturacaktır.”

“ysa bu ortamda demokrasi talepleri etrafında oluşacak güç birliği ve ittifaklar emek ve demokrasi güçlerinin ortak mücadele yürütmelerinin en uygun zemini olarak karşımıza çıkmaktadır. Partimiz 2002 yılında gerçekleşen Emek, Barış, Demokrasi Bloğu’ndan HDK- HDP örgütlenmesine bu anlayışla var gücüyle katılmıştır. HDK-HDP farklı siyasi çevrelerin, etnisitelerin, inanç, kültür gruplarının, çevre, kadın örgütlenmelerinin, emek güçlerinin talepleri etrafında bir araya gelerek ortak demokrasi mücadelesi verdikleri ittifak zemini olarak biçimlenmiş, örgütsel işleyiş ve hukuku bu çerçevede oluşmuştur.”

BDP’nin HDP’yi yeni baştan biçimlendiren tutumunu doğru bulmuyoruz”

“Fakat HDK- HDP bileşenlerinden BDP tarafından yerel seçimler öncesinden başlayarak HDP’nin, “BDP’nin ideolojik, siyasi hedeflerine bağlı olarak toplumun radikal demokrasi temelinde dönüşümü için politika yapan bir kitle partisi olarak kendisini yeniden örgütlemesi” gündeme getirilmiştir.
“Partimiz BDP tarafından gündeme getirilen ve HDP’yi örgütsel norm ve siyasi program açısından yeni baştan biçimlendirmeyi hedefleyen bu tutumunu doğru bulmamış; bu konuda yaptığı değerlendirmeleri 11 başlık altında HDK- HDP bileşenleriyle paylaşmıştır.”

“Burada temel bir gerçeğin altını bir kez daha çiziyoruz: Partimizin, HDP’nin bir ittifak ve seçim partisi olarak; emek, barış ve demokrasi güçlerinin ortak mücadele zemini olmasına hiçbir itirazı yoktur. Başta BDP olmak üzere HDK-HDP bileşenleri ile yaptığımız değerlendirmelerde bütün çabamız ve ısrarımız, HDP’nin, kuruluş ilkeleri temelinde yoluna devam etmesi yönünde olmuştur.”

“Bu konudaki tutumumuza bileşenlerin büyük çoğunluğu, aydın, sanatçı ve bilim insanı dostlarımız hak vermişlerdir. Ancak başta BDP olmak üzere kimi HDP bileşenleri, HDP’yi kendi politik değerlendirmeleri ve hedefleri açısından yeniden biçimlendirmekte ısrarcı olmuşlardır.”

“Gelinen aşamada BDP tarafından gündeme getirilen ve partimizin de temel itiraz noktası olan, “HDP’nin belirli bir ideolojik yaklaşıma sahip bir kitle partisi olarak kendisini yeniden örgütlemesi” konusunda net bir karar alma ihtiyacı doğmuştur.”

“Partimiz, değerlendirmeleri sonucunda, bu anlayış ve tutumla örgütlenecek olan yeni HDP’ye katılmama kararı almıştır.”

EMEP, HDK’nın ittifak platformu olarak daha da güçlenmesi, iller ve merkezi düzeydeki kurullarının ittifak ve ortak mücadeleyi koordine edecek şekilde işlevli hale getirilmesi için çalışmalara devam edeceklerini kaydetti.

Haziran 2011 seçimlerinde emek, barış ve demokrasi güçlerinin ortak adaylarından birisi olan İstanbul 3. Bölge’ den milletvekili seçilen eski genel başkan Levent Tüzel’in HDP grubu içerisinde kalarak Meclis çalışmalarını sürdürmeye devam edeceği aktarıldı.

(Yeşil Gazete)