Tarihî Galata Kulesi’nin etrafı, Büyükşehir Belediyesi’ne ait Beltur tarafından çay bahçesine döndürüldü. Beyoğlu’nda yaklaşık iki senedir sokakta sandalye yasağı devam ederekn, Beltur’un plastik sandalye ve masaları Galata Kulesi’nin önünü doldumuş durumda. Cumartesi Beyoğlu esnafının çağrısıyla bir eylem gerçekleşecek.
Beyoğlu’nda uzun süredir devam eden masa sandalye yasağı ile mekânların bir çoğu kapı önlerini kullanamazken Büyükşehir Belediyesi’nin kendi işletmesinde bu yasağı uygulamaması Beyoğlu esnafı tarafından tepkiyle karşılandı.
Masa sandalye yasağı sonrasında özellikle gençler Galata ve çevresinde toplanmaya başlamıştı. Belediye ise ‘çevreye rahatsızlık verildiği’ gerekçesiyle Galata Kulesi çevresinde toplananları polis aracılığı ile uzaklaştırılıyordu.
Çifte standart
Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği (BEYDER) eski Başkanı Tarkan Konar, çay bahçesinde herhangi bir ruhsat örneği ya da vergi levhasının asılı bulunmadığını belirterek: “Belediyeye ait mekân olsa da ruhsatın asılı olması zorunludur. Ancak anlaşılan Belediye böyle bir zorunluluk hissetmemiş” diye konuştu.
Galata Kulesi’nin içindeki restoranın da Beltur’a ait olduğunu söyleyen Konar, kulenin altında bulunan çay bahçesinin de aynı ruhsat üzerinden gösteriliyor olabileceğini söyledi. Konar şöyle devam etti: “Benim de bir ruhsatım var ancak kapımın önüne masa sandalye atarak kullanamıyorum. Bunun adı çifte standarttır.”
Cumartesi günü saat 16.00’da Galata Kulesi önünde ‘halk pikniği’ gerçekleştirilerek, tarihi alanın önünü işleten belediye protesto edilecek.
Bu akşam Marmara Denizi’nde çıkan olan hortum, Pendik ve Tuzla’da hasara yol açtı. Ajanslara göre akşam 5 sularında Marmara Denizi’nin üzerinde beliren hortum kıyıya doğru ilerledi. Tuzla sahilinde bulunan bazı işyerlerinin çatısı uçtu, ağaçlar devrildi. Hortum sonucu cadde kenarındaki büyük çöp konteynerleri devrilirken, çevredeki araçlar da hasar gördü.
Sosyal medyada hortumun çok sayıda fotoğrafı ve videosu paylaşan yurttaşlar duydukları şaşkınlıkla ilgili yorumlar yaptılar. İşte hortumun yurttaşlar tarafından çekilen o görüntülerinden biri.
Bilindiği gibi iklim değişikliği bu tür alışılmadık hava olaylarının sıklığının ve şiddetinin artmasına yol açarken, hortum ve kasırgaların normalde görülmedikleri yerlerde ortaya çıkmasına da neden olabiliyor.
Rize’de, HES’lere karşı verdiği mücadelede ineğini satarak, bankadan kredi çekerek HES firmalarına dava açan ve projeleri iptal ettiren ‘Yurttaş’ lakaplı 68 yaşındaki Kazım Delal’e hukukçular tarafından onur ödülü verildi.
HES’lerle mücadele için ineğini satan Kazım Delal’a onur ödülü Derelerin Kardeşliği Platformu Sözcüsü Ömer Şan, yaptığı açıklamada, Delal’in Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından bu yıl ilki verilen, ‘Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Mücadelesi Onur Ödülü’ne layık görüldüğünü söyledi.
Kazım Delal’in HES’lerle mücadelede ahırdaki ineğini satarak, bankadan kredi çekerek HES firmalarına dava açtığı ve birçok HES projesini durdurmayı başardığını hatırlatan Şan’ın açıklamadı şöyle: “Jürinin değerlendirmesi sonucunda, kişi olarak Kazım Delal ve arkadaşlarının mücadelesi, grup olarak da Yeşil Gerze Çevre Platformu’nun mücadelesi, ödüle değer bulundu. Yaşadığı Salarha Vadisi’nde yapılmak istenen HES’lere karşı, suyu ve toprağını korumak için Küçükçayır (Andon) köylülerini ve yakınlarını örgütleyen, ancak kısa bir sürede komşuları ve akrabaları tarafından yalnız bırakılan, buna rağmen eşi Ayşe Delal ile birlikte mücadeleden yılmayan, peş peşe davalar açarak, suç duyurularında bulunarak, eylem ve protestolar yaparak, yargılama giderleri için yegane mal varlığı ineğini satarak; olmadı banka kredisi alıp bilirkişi giderlerini karşılayan, suyunu ve toprağını koruma mücadelesinde türlü türlü fedakarlıklara katlanan ve risk alan, çevresindeki insanlara bu yolda örnek olan, 68 yaşındaki Kazım Delal ve onun en yakın ortağı, eşi Ayşe Delal ile onu bu mücadelesinde yalnız bırakmayan kardeşi Nazım Delal ve komşusu Yusuf Esir ülkemizde örneği pek görülmeyen bireysel bir mücadeleyi başlatmış ve sonuçta başarıya ulaşmıştır.”
Aylardır devam eden 12 Eylül Davası’nda dün ilk defa darbe mahkum edildi. 1980 darbesinin hayattaki komutanları, dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ile Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya, ‘darbe’ ve ‘muhtıra’ suçlarından ‘ağırlaştırılmış müebbet hapis’ cezasına çarptırıldı. Yılladır 12 Eylül’ün yargılanması için mücadele eden, duruşmaların çoğunda bulunan ve bir kısmı darbe mağduru olan dava müdahillerine düşündüklerini ve ne hissettiklerini sorduk. Ortak kanı, kararın darbe zihniyetinin tamamen yargılanmasına emsal teşkil edecek olması ve 1980’den kalan, Anayasaya başta olmak üzere yasaların artık değiştirilmesi gerektiği oldu.
“Zihniyet mahkum oldu”
Naci Sönmez (YSGP eş sözcüsü)
Baştan beri AKP’nin iktidar olmasının yarattığı kutuplaşma üzerinden değil, 12 eylül rejimiyle hesaplaşmak üzerinden bakıyorduk bu davaya. 12 Eylül darbesiyle ilgili çıkacak bir kararın mücadeleyi güçlendireceğini düşünüp müdahil olmuştum. Davanın bu şekilde sonuçlanmasından memnunum ama bu bir başlangıç. Daha meşru bir zeminde devam etmeli. 1980’de işkence mağduru olmuş, işinden sürülmüş insanların yakınları için tazminat açma imkanı olacak artık. 80 darbesi gibi ağır sonuçları olmuş bir durumda alınmış ilk hukuki karar bu. Siyasi sonuçları itibariyle önemli. Ceza alanların yaşına takılmadan, zihniyetin mahkum edilmesi açısından demokrasi mücadelesi için önemlidir diye düşünüyorum.
“Kırıntı da olsa adalet tecelli etti”
Alper Akyüz (Müdahil/Mağdur)
Adaletin kırıntısı da olsa adaletin tecelli ettiğini görmek iyi geliyor. Kırıntısı diyorum çünkü yönetim kademesinin yargılanması ve mahkum olması anlamında bu bir ilk. Bir de uygulayıcıları var. Emirle davranmış olmaları sorumluluklarını kaldırmıyor. Bunun takipçisi olmak gerekiyor. Şaibeli idam kararını veren hakimler vefat etti çoktan; o yüzden hukuki yaptırıma uğramadılar ama Evren ve Şahinkaya’nın ceza alması önemli. Tabii Yargıtay süreci var itiraz edilirse temyiz gidecek dava. Zaten illa hapis yatmaları gibi bir beklentim yok, bu yaştaki insanların hapis yatmalarını savunursam insan hakları açısından zulme zulumle karşılık vermmiş olurum. Ama mahkum olmaları adalet duygusu yarattı.
“Siyasiler davaya destek vermedi”
Arif Ali Cangı (Müdahil avukat)
Bu karar 34 yıldır Türkiye’de adalet arayanların aldığı sonuçtur. Sadece 2010 referandumuyla başlatmak yanılgı olur. Referandumla davaya dönüştü.Bunun ardından sayıları çok fazla olmasa da her seferinde duruşma salonunda buluşan, Berfo Ana başta olmak üzere babasını,eşini, oğlunu kaybedenlerin ve 1402’liklerin yer aldığı bir grup müdahilin ve onların avukatlarının 2 buçuk yıldır dava dosyasını ilmek ilmek örnesiyle bu aşamaya gelindi. Diğer davalar için de ciddi deliller oluşturuacak belgeler toplandı. Bu arada MİT ve Genelkurmay bazı belgeleri göndermedi. Gizlendi ve halen bu bilgiler kaçırılıyor. Bu da bir yönüyle siyasi iktidarın bu davaya yeterince destek vermediğini gösteriyor. Darbe davası olduğu için meclis başkanlığıyla başbakanlık müdahildir ama ikisi de yeterli bilgi, belge ve destek vermedi.
Mahkum edilen Evren ve Şahinkaya değil; onların şahsında darbe fiili mahkum edilmiştir. Dolayısyla 12 Eylül dönemi dün itibariyle kapanmıştır. Artık Anayasa başta olmak üzere 12 Eylül’den kalan tüm yasalar ve mevzuat tartışılır hale geldi. Meclisin artık müdahil olması gerekir. O dönemde idam edilenlern itibarlarının iade edilmesi ve maddi- manev yönden karşılanması görevi var.
Bu aşamadan sonra siyaset arenasında faaliyet yürüten siyasi partilerin hangisinin 12 Eylül rejiminden yana olduğu, hangisinin aşmak istedği ortaya çıkacaktır.
Berfo anaya söz verdik, 90 küsür yaşında mahkemeye kadar geldi ve Kenan Evren’e çocuğunu sordu. Ama içimiz sızlıyor, mezarına ulaşamdan gitti. Dün duruşmayı izleyenler biribirine sarılıp ağlıyordu. Artık bundan sonra sadece müdahillerin değil herkesin davasıdır. Herkesi davasına sahip çıkmaya bekliyoruz.
“Bu karar sola birşey söylüyor”
Ferdan Ergut ( Yeşiller ve Sol Gelecek MYK üyesi )
Hissettiğim şey darbecileri müebbet hapse mahkum ettirerek Türkiye’nin çok büyük bir utançtan kurtulmuş olduğu. Ama bu karar özellikle sola dair birşey de söylüyor. Akıl almaz bir durum vardı: bir ülkenin darbecileri yargılanıyor, 30 yıldan beri darbecilerin yargılanması için sosyalistler ve demokratler 12 Eylül’lerde alanlara çıktılar. Fakat yargılama başladığı noktada solun çok büyük bir bölümü davadan çekildi. “Dava AKP’nin mühendislik projesidir” diyerek dışarıda kaldılar. Darbe yaşamış Latin Amerika’daki yoldaşımıza anlatsak şaşar kalır “solcular nasıl müdahil olmaz” diye. Referandum sonrası yargılanmayacak dediler, yargılanma başladı ceza almayacak dediler. Ceza da aldı. Artık öz eleştiriye başlasak fena olmaz.
Karar bundan sonraki dönemde öznelere ve örgütlere siyasal mücadele alanı açıyor aslında. Karar kendi başına 12 Eylül sürecini çökertemez ama hukuki olarak 12 Eylül rejimlerinin kurumları bu kararla gayri meşrudur diyebiliriz. Kenan Evren’in avukatı savunmasında “iki generali mahkum edemezsiniz, çünkü sizin de meşruiyetinizi sağlayan anayasa bu insanların yazdığı yasadır” dedi. Biz de bu yüzden iki ihtiyarın davası olmadığını söylüyorduk. DGM’lerde verilen kararlardan işkencelere kadar önümüzde siyasi bir mücadele alanı açıldı şimdi.
Bütün çocukların mutlu olduğu, kendi yaşamlarıyla doğrudan bağ kurabilecekleri şeyler öğrenip eğlendiği bir okul hayal edin…Çınardibi köy okulunda geçen hafta bu hayal gerçek oldu. Okulun son haftasında oyun, sanat ve ekoloji vardı.
Geçen hafta okulun son günleriydi… Sınavlar bitmiş, çoğu öğretmen dışarıya çıkıp oyun oynamaktan başka birşey düşünmeyen çocukları, artık oturmaktan sıkıldıkları sıralarda tutabilmekte zorlanıyordu. Bazı öğretmeler, ders tekrarı yapıyor, bazıları kitap okutuyor, çocuklarla sohbet ediyor ya da film izleniyordu. Ama hep kitap, hep film hep ders tekrarı da olmaz ki… Sonuçta; kapalı sınıflardan kurtulmak isteyen çoğu çocuk için, bu bir hafta ya “dersi kırma” ya da “bir an önce karneleri alıp tatile çıkma,” duygusuyla geçti. Okulla gerçek hayatın yolları yine birbirinden ayrıldı.
Çınardibi İlköğretim Okulunda hareket çalışması
Ama Çınardibi İlköğretim Okulu’nda bunların hiçbiri olmadı. Çocuklar okulun son bir haftasını bahçede dans ederek, şarkı söyleyerek, oyun oynayarak, top çevirerek geçirdiler. Zaman zaman sınıflara girdiler ama bu kez koşarak; çünkü sıralarda onları tuvaller, seramik hamurları, çeşit çeşit elişi malzemeleri ya da karikatür kağıtları bekliyordu. Bazen film izlediler, bazen sohbet ettiler ama hep istediklerini yaptılar. Sabah ders programının yerinde okulun neresinde hangi atölyenin olduğu yazıyordu ve arkadaşlarıyla istedikleri atölyeye katılıyorlardı… Hem yeni şeyler öğrendiler hem de neler yapabileceklerini keşfettiler…
Medine Bilgiş, okulun bahçesinde oyun oynayan çocukları izlerken, bir gün önce ateşi çıktığı için gelemeyen kızının ateşi düşer düşmez okula nasıl koştuğunu anlatıyor. Aynı okulda birinci sınıfa giden oğlu da ablasından farksız değilmiş. Medine Hanım, “Yıl boyunca okula zorla getirdiğim oğlum, bu hafta koşarak geldi,” diyor.
O sırada beden perküsyonu eğitmeni Ayşe’nin sesi duyuluyor: “Moolaaaa…” Şaşkınlıkla çocukların sakin sakin etrafa dağılışını izliyorum. Tenefüslerde bağıra çağıra, birbirini ite kaka bahçeye çıkan, gürültüyle sağa sola koşturan çocuklardan eser yok. Birkaçı bahçedeki basamakların üzerinde sohbet ediyor, bir kısmı biraz önce takla attıkları minderde serilmiş yatıyor, bazıları sınıftaki arkadaşlarının yaptıklarını görmeye gidiyor, büyüklerden birkaçı da tuvalet duvarını sarıya boyayan öğretmenlerinin yanına koşuyor: “Çok güzel olmuş öğretmenim…”
Çocuk Festivalinde okulun tuvaletinin duvarları da rengarenk boyandı
Çocuklar, karne almadan önceki dört gün boyunca karikatür yaptı, tuvalle tanışıp portre çizdi, kil hamuruyla kalemlik, bardak yaptı, taş boyadı, kendi defterlerini dikip süslediler… Zamanlarının çoğunu açıkhavada geçirdiler, hareket ekibiyle bedenlerini tanıyıp bolca hareket ettiler, bedenlerini enstrüman olarak kullanmayı öğrendiler. Çöp diye fırlatıp attığımız malzemeleri yeniden kullanarak sepetler, dürbünler, müzik aletleri ve daha bir sürü eşya yaptılar. Toprak, su gibi varlıkların sınırlı olduğunu fark edip bu konuda yapılabileceklerle ilgili bahçe uygulamaları tasarladılar. Okulun tuvaletini kendi elleriyle boyayıp renkli bir ormana dönüştürdüler. Özetle; kendilerini ifade edebildikleri farklı alanlarla tanıştılar; bir yandan yaratıcılıklarını keşfederken bir yandan da okullarına, çevrelerine, birbirlerine sahip çıkmaya başladılar.
Okulun son haftası boyunca gerçekleştirilen Çocuk Festivali’nde yapılanlar, Derneğin ve Enstitü’nün geçen Mart ayında okulda başlattığı projenin bir parçası. Çünkü projeyi tasarlayan ekibin hayali, son bir haftadır olduğu gibi çocukların okula koşarak gitmeleri ve böylelikle okullarını ve yaşadıkları yeri sahiplenmeleri, sorumluluk almalarını sağlamak…
Proje, okulun sadece çehresini değiştirmekle kalmayacak, eğitime de katkı yapacak bir içeriğe sahip. Yürütücüleri, projeyi her ne kadar “Bahçe Yapılandırma Projesi” olarak adlandırsalar da, planladıkları tasarımda çok daha fazlası var: Çocukların doğanın işleyişi hakkında bilgilenmelerini, ekip çalışmasını deneyimlemelerini, yaşadıkları çevre hakkında fikir yürütme ve sorumluluk alma becerisini geliştirmelerini ve sorunlardan çok çözümlere odaklanmalarını sağlayacak pek çok kazanım içeriyor.
Çınardibi’ne 4 km uzaklıktaki Marmariç’te yaşayan projenin yürütücülerinden Pelin Beyazıt’ın çocukları Ezel ve Leyla da Çınardibi’ndeki okula gidiyor. Beyazıt, projeyi oluştururken, okulun fiziksel ihtiyaçlarından yola çıktıklarını söylüyor.
Permakültür ihtiyaçlarımızı, ekosistemin işleyişini örnek alarak, parçası olduğumuz doğaya zarar vererek değil, yarar sağlayarak karşılamamızı olanaklı kılan bir tasarım bilimi. Bu anlamda proje, okulun çehresini her anlamda değiştirecek uygulamaları içeriyor: Rüzgâr perdesi için ağaçlandırma, futbol sahasının düzenlenmesi, kantin ve yemekhane yapımı, basketbol sahasının düzenlenmesi, öğretmen çardağı yapımı, tiyatro alanı tasarlanması, tarım bahçeleri yapımı, su hasadı ve depolarının yapılması, kompost alanları ve solucan kompostu yapılması, bahçe uygulamalarında kullanılmak üzere atık malzemelerden sera yapımı, doğal açık derslik yapımı, anaokulu öğrencileri için çilek bahçesi yapımı, kuş evleri ve tavşan bahçesi yapımı, duvar resimleri, kum oyun alanının yenilenmesi ve işlerliğinin artırılması, enerji planlama projeleri uygulanması. Yerleşim alanına yönelik bu tür tasarımların yanı sıra projenin bir ayağı da, sonuca dayalı eğitim programlarının planlanmasını öngörüyor.
Okulda kurulacak ekolojik eğitim ve yaşam alanlarıyla öğretmen, öğrenci, veli ve çevre halkına sosyal ve ekonomik kazanımlar sağlanması da planlanıyor.
Okul Müdürü Devrim Özbarış Demirer, “Yıllardır işadamlarına, hayırseverlere, okul aile birliği olarak el açtık. Bu proje, okulu kendi imkânlarıyla kalkındırmak için bir fırsat,” diyor ve ekliyor: “Örneğin okulda yapacağımız yeşil saha hem çocuklar için sosyalleşme ve spor olanağı sağlayacak hem de okul dışı zamanlarda kiralanarak okul döner sermayesine gelir elde edilecek.”
Proje tamamlandığında, bahçesi, oyun alanları, açıkhava derslikleri, enerji ve atık yönetimiyle burası Çamdibi İlk ve Ortaokulu örnek bir okul olabilir. Müdür Demirer’e göre, Türkiye’de ilk kez hayata geçirilecek bu proje sayesinde “Okul popüler hale gelebilir ve dolayısıyla öğretmenler için çekici olabilir, bu da öğretmenlerin burada kalmaları konusunda motivasyon sağlayabilir. Hayırsever kişiler bu örnek projeyi başka köylerde de uygulamak üzere harekete geçebilir.”
Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği’nden projenin yürütücüsü Pelin Beyazıt, proje hakkında sorularımızı yanıtladı:
Proje fikri nasıl oluştu ve gelişti?
Bizler Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği ve Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü olarak ekolojik tasarımlar yapmak üzere çeşitli faaliyetlerde bulunuyoruz. Ama itiraf etmeliyim ki iki çocuğu da bu köy okuluna giden bir ebeveyn olarak, bu projeyi hayata geçirmekte geç kaldığımızı bile düşünüyorum. Çünkü okul sadece 4 km uzağımızda ve eğer bir alanı permakültür esaslarına göre düzenleyeceksek bir okuldan başlamak en doğrusu. Bu bize inandığımız ilkeleri gerçekleştirirken en küçüklerden başlama fırsatı sunuyor. Bütün bunların ışığında Marmariç’te yaşayan arkadaşlarım Yağmur Kutlar, Mustafa Bakır ve ben, önce okul müdürümüzle konuşup ona derdimizi, kim olduğumuzu ve neler yapabileceğimizi anlattık. Müdürümüz Devrim Demirer’in de yardımıyla Çınardibi Okulu’nda ve bahçesinde permakültür esaslarına dayalı bir yapılandırma projesi tasarlanması ile birlikte yaratılan ekolojik eğitim ve yaşam ortamlarının; öğretmen, öğrenci ve çevre halkına sosyal, ekonomik kazanımlar sağlaması konusunda ilk adımlarımızı attık.
Öğretmenler ve velilerden gelen tepkiler nasıldı? Onlar bu projeyi nasıl karşıladı?
Çocuklar kendi müzik enstrümanlarını da “ileri dönüşüm” ile kendileri üretti
Öğretmenler ilk andan itibaren projeye destek olmak için ellerinden geleni yaptılar, yoksa bu noktalara gelemezdik. Festival boyunca da bize katılarak yoğun gayret gösterdiler. Veliler için okulda projenin bir sunumunu yaptık. Onlar, birşeyler ortaya çıktıkça projeyi anlamaya başladılar. Projenin ilk adımı olan rüzgâr perdesi için ağaç dikimini Bayındır Orman Müdürlüğü’nün yardımıyla veliler, öğretmenler ve öğrencilerle birlikte gerçekleştirdik. Bazıları belki sadece ağaç dikeceğiz sanıyordu ama gerçekleştirdiğimiz festivalin de projenin bir parçası olduğunu gördüklerinde, yaptıklarımızın eğitimin bir parçası olduğunu fark ettiler. Bugüne kadar olan veli desteğinin proje ilerledikçe artacağını düşünüyorum.
Çocukların projeye ilgisi nasıl?
Çocuklar tabii projenin en önemli parçası. Yapmak istediğimiz şey, öğrenciler için farklı/sınıf dışı öğrenim alanları sağlamakla birlikte; doğayı doğal ortamlarda tanımalarına, doğanın sunduklarını eğitimlerinin konusu, malzemesi ve aracı olarak değerlendirmelerine, doğayla bütünleşme ve onun bir parçası olduklarını kavrayabilmelerine olanak vermek. “Kendilerini evlerinde hissedebilecekleri ve bu nedenle sahip çıkacakları bir okulları olsa” fikrini dillendirdiğimiz an, çocuklar projeyi merak etmeye ve sahip çıkmaya başladı.
Festival düşüncesi nasıl gelişti? Projeyle nasıl bir ilişkisi var?
Çınardibi öğrencileri tarafından okulun içinde meydana getirilen “Permakültür Bahçesi”
Köy okullarında okuyan çocukların, hayata yaşıtlarına göre daha önde başladıklarını düşünüyoruz. İçlerindeki potansiyelin ortaya çıkarılması için fırsat sunulduğunda neyle karşılaşacağımızı öğrenme merakı, festival düşüncesini doğurdu. Üstelik bu sayede çocuklar da, öğretmenler de, veliler de birlikte neler yapabildiğimizi görecek ve daha büyük projelerin altından kalkabilmek için gereken motivasyonu oluşturabilecektik. Sanırım öyle de oldu; ben artık daha çok inanıyorum.
Etkinliklerde çocukların tepkileri nasıldı?
Neredeyse hiç konuşmayan bir çocuğun festival sırasında resim eğitmenleriyle konuştuğuna; dans eğitmenlerimizden bir arkadaşımıza (Büşra) “Eğer annemi tanısaydınız bizim evde kalırdınız” dediğine tanık oldum. Festival sırasında erozyonla ilgili izledikleri bir animasyondan sonra ‘’Kimin size yardım edeceğine inanıyorsanız ona mektup yazın’’ diyerek onlara kağıtlar dağıttım. Allah’a ,Atatürk’e, Gülben Ergen’e, Drogba’ya, toprağa ve daha nicelerine mektup yazdılar. Köylerinin 4 km uzağında yaşamamıza rağmen günün sonunda dört çocuğun yaşadığımız mahalleyi merak ederek bisikletle ya da yürüyerek arkamızdan geldiğine şahit oldum.
Çocuklarla çalışan gönüllü eğitmenler kimler? Onların izlenimlerinden soz edebilir misin?
Ayşe Akarsu Gürçay ve Gökçe Gürçay beden müziği; Duygu Güngör, Melih Kıraç ve BüşraFiridin dans-hareket; Gökhan Nasıf top çevirme; Ozan Özbozbıyık seramik; Nalan Yırtmaç karikatür; Sılacan Köseler ve Elif Ara resim; Şeyda Ünal ve Timuçin Öncül defter yapımı; Banu Uğural, Alican Okan ve Demet Çizenel ileri dönüşüm atölyelerini gerçekleştirdiler. Projenin uygulanması ve festival organizasyonunu birlikte üstlendiğim arkadaşım Yağmur Kutlar ve ben de permakültür atölyesi yaptık. Ayrıca bütün etkinlikler boyunca Mustafa Ateş tarafından video kaydı alındı. Bütün eğitmenler bu organizasyonun geleneksel olması ve tekrarlanması gerektiğine inanıyoruz. Festival boyunca beraber ortaya çıkardıklarımız, bizlere de çok iyi geldi. Ayrıca festival ve çocuklar için buraya gelerek gönüllü destek veren bütün eğitmen arkadaşlarıma teşekkür ederim. Onların arkadaşlığına sahip olmak her şeyden öte bir duygu.
Projenin gerçekleşmesi için önünüzde hangi aşamalar var?
Seramik Atölyesi
Bundan sonra mümkün olduğunca fazla insana ulaşarak projemize destek almaya çalışacağız. Halihazırda bugüne kadar verdikleri ve bundan sonra da verecekleri destekler için Bayındır Kaymakamlığı, Bayındır Belediyesi, Bayındır Orman Müdürlüğü, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Bayındır İlçesi ve Çınardibi Köyü sakinlerine de çok teşekkürler.
Bu tür proje ve etkinliklerin okullarda yaygınlaşması için neler yapılabilir?
Bu tür projelerin oluşmasına neden olan tek bir cümle var: “Demek ki yapılabiliyormuş.” Sizlerin aracılığıyla bu ve benzer cümleleri düşündürebiliriz. Umuyorum, örnek bir okul tasarlayabilir ve bizim gibi bu projeye inanan birilerine bu cümleyi söyletebiliriz. Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği ve Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü olarak konu ile ilgili her türlü yardıma hazırız.
Flipper’ın eski eğitmeni Oscar’lı aktivist Richard O’Barry yunus parklarının kapatılması için Meclis’e mektup gönderdi.
Hayatını yunusların özgürlüğüne adayan ve 2010 yılında Koy (The Cove) isimli belgeselle Oscar kazanan aktivist Richard O’Barry, TBMM Çevre Komisyonu gündeminde bulunan Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesine dair kanun tasarısı metninden yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanmasına dair maddenin son anda çıkarılması üzerine, komisyon üyelerine bir mektup gönderdi.
Uzun yıllardır Amerika’dan Filipinler’e kadar sayısız ülkede devlet başkanları, bakanlık temsilcileri ve STK’lar ile kişisel bilgi ve tecrübelerini paylaşan O’Barry, TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Sayın Erol Kaya başta olmak üzere 26 üyenin tamamına gönderdiği mektupta, 19 Haziran’daki 5199 sayılı kanun tasarısı ile ilgili toplantıya ve sonraki süreçte gerçekleşecek Genel Kurul görüşmelerine atıfta bulunarak, “Tüm samimiyetimle inanıyorum ki, Çevre Komisyonu ve TBMM üyeleri ellerindeki bu fırsatı yunus parkları ve hayvanlı sirkleri yasaklamak için kullanacak ve tüm dünyaya bu konuda olumlu bir örnek teşkil edecekler” dedi.
“Esaret iyi bir fikir değil”
Yunus parkları ve hayvanlı sirklerin kapatılmasının hayvan hakları açısından Türkiye için bir dönüm noktası olacağını belirten O’Barry ” Amerika Birleşik Devletleri’nde yunusr parkı esaret endüstrisi için çalıştım ve geçmişte çok popüler olan Flipper dizisi için yunus eğitmenliği bile yaptım. Yunuslarla birlikte yüzme sırasında neler yaşandığını ilk elden tecrübe ettiğim için biliyorum: Size gönül rahatlığıyla söylebilirim ki esaret iyi bir fikir değil. Ne yunuslar, ne denizaslanları, beyaz balinalar, foklar vb. için…”
Edebiyat ve sanat dünyası da TBMM’ye ulaştı
Yazar Buket Uzuner ve oyuncu Özge Özder de, geçtiğimiz günlerde kanun tasarısıyla ilgili vicdani ve bilimsel taleplerini TBMM’ye iletmişti.
Bana Göz Kulak Ol Duyarlı Yaşam Derneği (BGKO) kurucularından Özge Özder ise, www.change.org/hayvanhaklari adresi üzerinden ulaşılabilen 500.000 imzayı, Hayvanları Koruma Kanunu’da yapılacak değişikliklerde yer alan tartışmalı maddelerin çözümü talebiyle, BGKO sanatçıları Ayça Varlıer, Asıl Tandoğan ve Bennu Yıldırımlar ile birlikte Çevre Komisyonu üyesi Melda Onur‘a ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı İstanbul Bölge Müdür Yardımcısı Osman Demirel‘e iletmişti.
Bu yıl 22. Düzenlenen LGBTİ Onur Haftası 23-29 Haziran tarihleri arasında yine İstanbul’da yapılacak.
Her yıl Haziran ayının son haftasında kutlanan Onur Haftası aslında bir yıldönümü. 6 Haziran 1969’da New York’ta Stonewall Inn adlı barda baskıya, şiddete ve süregelen haksızlıklara dayanamayan eşcinsel, biseksüel, trans bireyler 4 gün boyunca eylemler yapmış, polis şiddetine karşı durmuştu. Bir dönüm noktası kabul edilen bu gün dünyanın her yerinde Onur Haftası kapsamında kutlanıyor.
Türkiye’de Onur Haftası ilk defa İstanbul’da 1993 yılında bir grup LGBTİ birey tarafından “Cinsel Özgürlük Etkinlikleri” adı altında kutlanmak istenmiş fakat valilik tarafından izin verilmemiş ve etkinliğin konukları sınır dışı edilmişti. Bu olaydan sonucunda Lambdaistanbul ve KAOS GL’nin temelleri atılmıştı.
LGBTİ onuru nedir?
Etkinliğin internet sitesinde açıklandığı gibi “Onur, LGBTİ’lerin, yani lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks bireylerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinden onur duymaları anlamına gelir. Tarih boyunca LGBTİ bireyler üzerinde tahakküm oluşturma amacıyla kullanılan “utanç” kavramının zıddıdır. “Kimliklerimizden utanç değil, aksine onur duyuyoruz” demenin bir yolu, bir olumlamadır.”
Fotoğraf: www.kaosgl.com
“Sen yoksan çok eksiğiz”
Geçtiğimiz yıl “Direniş” temasıyla gerçekleşen Onur Haftasının bu yıl ki teması “Temas”. Gezi Direnişi ile güçlendirilen bağlar bu yılın temaslarıyla hatırlanacak ve sen yoksan bir eksiğiz denecek.
Haftanın son günü ve etkinliği 29 Haziran’da yapılacak Onur Yürüyüşü ile taçlanacak. Geçtiğimiz yıl 50.000 kişi üzerinde katılım gerçekleşen Onur Yürüyüşüne bu yıl daha fazla katılım olması bekleniyor.
Paneller, film gösterileri, forum ve tabii ki partilere şenlenecek haftanın etkinlik programını buradan inceleyebilirsiniz.
Hormonlu Domates Ödülleri
Fotoğraf: www.kaosgl.com
Medya, siyasetçi, kurum, kuruluş ya da bireylerin yaptığı homofobik,transfobik ve ayrımcı tutumlara dikkat çeken ve biraz da tiye alan Hormonlu Domates Ödülleri 2005 yılından beri veriiliyor ve bu yıl 10. Yaşını kutluyor. “Hormonlu tavuk yemeyin, eşcinsel olursunuz” açıklamasıyla ödülün isim babası olan Erman Toroğlu ilk ödülün de sahibi olmuştu.
Her yıl meraklanan beklenen ödüllerin bu yıl adaylarını buradan inceleyebilir ve oy verebilirsiniz.
Ve 12 Eylül darbecilerinin yargıladığı davada karar açıklandı.
12 Eylül darbesini yapan generallerden hayatta kalan son iki kişi olan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, TCK’nın “Devlet kuvvetleri aleyhine cürümler” başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı
Savcı mütalaasında, sanıklar Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istedi. Mahkeme, kararını vererek Evren ve Şahinkaya’yı 765 sayılı TCK’nın “Devlet kuvvetleri aleyhine cürümler” başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Evren ve Şahinkaya’nın rütbeleri de sökülecek ve orgenerallikten erliğe düşürülecekler.
12 Eylül Davası’nda Cumhuriyet Savcısı Erdinç Hakan Özdabakoğlu, esas hakkında görüşünü açıkladı.
Savı Özdabakoğlu, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın, 765 sayılı TCK’nın “Devlet kuvvetleri aleyhine cürümler” başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapsini istedi.
Müdahil avukatların mahkeme salonunda bulunan Çevik Kuvvet ekiplerine tepki göstermesi üzerine, mahkeme başkanı, polisleri salondan çıkardı.
Mütalaasını okuyan savcı, Maraş, Fatsa olayları ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 12 Eylül Davası’na zemin hazırladığını savundu.
Savcı mütalaasında, toplumsal kaos yaratılarak, ülkenin yönetilemez hale getirildiğini, derin bir yapının olayları kurguladığı ve sanıklar Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya’nın darbe yapmaya 1 yıl önceden karar verdikleri savunuldu.
Savcı, darbenin halka meşru gösterilmesi için de, terör olaylarının bilerek üzerine gidilmediğini mütalaasında belirtti.
YSGP üyeleri duruşma salonunun önünde
Mahkeme, 12 Eylül Davası’nda Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’yı, 765 sayılı TCK’nın “Devlet kuvvetleri aleyhine cürümler” başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 12 Eylül Davası’nda sanıklar hakkında takdiri indirim uygulayarak ağırlaştırılmış müebbet cezasını, müebbet cezasına çevirdi.
Davayı ilk duruşmadan beri yakından izleyen Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi üyeleri karar duruşmasında da hazır bulundular ve duruşma öncesi bir yürüyüş yaptılar.
Yunanistan AB Dönem Başkanlığı liderliğinde Çevre Konseyi Toplantısı 28 üye ülkenin çevre bakanlarının katılımıyla gerçekleştirildi. 12 Haziran’da yapılan toplantıda, GDO’lu ürünler, 2030 iklim değişikliği ve enerji paketi, Avrupa için Temiz Hava Programı ile biyolojik çeşitlilik konuları tartışıldı.
Toplantının gündem maddelerinden GDO’lu ürünlere yönelik mevcut AB Yönergesi’nin (2011/18/EC) revize edilmesi AB üye ülkelerin çevre bakanları tarafından siyasi karar çerçevesinde onaylandı. Yeni kurallar ile, bu tür ürünlerin AB pazarına sürülmesi engellenecek. Avrupa Komisyonu’nun 2010 yılında sunduğu öneride, AB üye ülkelerin ilgili otoriteleri tarafından sosyo-ekonomik nedenler, ulusal tarım politikalarının öncelikleri ve kamuoyu görüşü gibi gerekçelerle GDO’lu ürünlerin üretiminin yapılmasına kontrol dahilinde izin verilecek.
22 Ocak 2014 tarihinde sunulan AB’nin 2030 iklim değişikliği ve enerji paketi üzerinden yapılan tartışmaların not edileceği ve Yunanistan AB Dönem Başkanlığı nezdinde hazırlanacak bir rapor, 26-27 Haziran 2014 tarihinde gerçekleştirilecek AB Liderler Zirvesi’ne sunulacak.
Henüz yasallaşmayan paketin son halinin ve pakete ilişkin son onayların İtalya AB Dönem Başkanlığı sırasında Ekim 2014 tarihinde verilmesi bekleniyor.
İlk kez detaylı tartışma imkanı sağlanan AB’nin hava kalitesini iyileştirmeye yönelik hazırlanan Temiz Hava Programı çerçevesinde çevre bakanlarının kararı, özellikle tarım, ulaştırma ve enerji sektörlerinde geliştirilen faaliyetlerin yol açtığı emisyon değerlerinin azaltılmasıyla, insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerinin hafifletilmesi gerektiği yönünde ele alındı. Aynı şekilde denizcilik sektörü üzerinden emisyonların azaltılması gündemde tutulacak.
Toplantıdaki ayrıca Biyolojik Çeşitlilik Konvansiyonu üzerinden Eylül ve Ekim 2014 tarihleri arasında Güney Kore’de uluslararası toplantıların yapılmasına karar verildi.
Ataköy 7-8 kısımda Orman Yolu’nun ‘külliye’ yapılma gerekçesiyle imara açılması üzerine mahallelilerin iki aydır verdiği mücadele devam ediyor. Eğer arazi imara açılırsa Ataköylülerin deprem sonrası toplanma alanı da yok olmuş olacak.
1999 Marmara Depremi sonrasında deprem toplanma alanı ilan edilen ve bölgedeki en büyük yeşil alan olan Ataköy 7-8. kısımdaki Orman Yolu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2013 yılında 1/5000 Nazım İmar Planı’nda yaptığı plan tadilatı ile imara açıldı. Daha sonra bölgede külliye yapılması için bir imar projesi hazırlandı. Projeye göre 257 ada, 51. Parsel üzerindeki Orman Yolu’nda bulunan 100 ağaç kesildikten sonra alanda cami ve Kuran kursundan oluşan bir külliye yapılacak.
İmar sonrasında 4 bin 80 metrekarelik Orman Yolu’nun çok az bir kısmı yeşil alan olarak kalacak. Tamamı imara açılacak olan alanın 2 bin 925 metrekaresi yatakhane, 311 metrekaresi ise lojman ve oturma alanı olacak. Projeye göre külliyenin içinde 28 adet yatakhane, bir lojman ve 28 araçlık otopark da yer alacak. Projeye tepkili olan Bakırköy Halk Meclisi üyeleri Orman Yolu’nun botanik park olmasını istiyor.
Cami projesi adı altında bölgede yurt yapıldığını söyleyen Mimarlar Odası İstanbul Büyükken Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Ali Hacıalioğlu inşaat ruhsatının plan tadilatlarına aykırı olduğunu belirtti:
‘’Bakırköy Belediyesi’nin verdiği inşaat ruhsatına göre Orman Yolu’nda cami ve külliye yapılmaktadır. Ancak nazım imar planları ile uygulama planlarını incelediğimizde Orman Yolu’nda sadece cami olduğunu görüyoruz. Yani projede külliye yok, ama inşaat ruhsatında var. Mimari projede cami binanın bir eklentisi gibi duruyor. Bu durum inşaat ruhsatının yapılan plan tadilatına hukuken aykırı olduğunu gösteriyor. Ayrıca iskanı tamamlanmış bir bölgede plan tadilatı yapılacaksa bölge halkına danışılmalı. Ancak kimseye danışılmadı. Bu durum planlama ilke ve esaslarına aykırıdır. Sonuç olarak park, yeşil alan ve toplanma yerleri gibi alanların her ne sebeple olursa olsun imara açılması doğru değildir.’’
Yeşil Gazete, yaklaşık iki ay önce Bakırköy Halk Meclisi’nin başlattığı kamusal alan mücadelesini şöyle aktarmıştı.