Ana Sayfa Blog Sayfa 3943

TMMOB Şırnak’taki kaçak madenleri inceledi

Şırnak’taki kömür ocaklarında gerçekleşen iki ayrı göçükte toplam dört işçinin hayatın kaybetmesi üzerine TMMOB’a bağlı Maden Mühendisleri Odası’ndan bir heyet Şırnak’ta kaçak maden ocaklarını inceledi.

aa_picture_20140611_2539916_web

Heyet adına açıklama yapan Mehmet Torun, söz konusu sahadaki ocakların, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin yetersizliği nedeniyle altı ay önce ilgili Bakanlıklar tarafından kapatıldığını hatırlatarak “Ancak köylerin boşaltılması ve insansızlaştırılmasıyla birlikte bölgede yaşanan yoğun işsizlik ve yoksulluk nedeniyle, yöredeki gençler çok düşük ücretler karşılığında ilkel koşullarda yerin metrelerce altında çalışmak zorunda bırakılıyor” açıklamasını yaptı.

Torun, bölge insanlarını “açlıktan veya madende ölüm” ikileminden kurtaracak yapısal düzenlemeler yapılması, Şırnak asfaltitlerinin, madencilik bilim ve tekniğine uygun, havza planlaması yapılarak kamu yararı doğrultusunda işletilmesi, ucuz iş gücü kullanarak rant sağlayan feodal yapıların engellenmesi, bu yapıdan beslenen siyasi anlayışların terk edilmesi gerektiğini belirtti.

Torun’un verdiği bilgiye göre, Şırnak ilinde Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumuna (TKİ) ait olan asfaltit madenleri rodövans (kiralama) karşılığı Şırnak Valiliğine devredildi. Burada üretilen asfaltitler, sanayide ve ısınma amaçlı sosyal yardımlaşma vakfı tarafından dağıtılarak yakıt olarak kullanılıyor.

(Yeşil Gazete)

3-5 Ağaç Kervanı Meddahı Ali Sesal’a nükleer santral protestosu nedeniyle gözaltı

5 Haziran 2014’de Türkiye’deki tüm ekoloji mücadelelerine destek vermek amacı ile Mersin’den yola çıkan 3-5 Ağaç Kervanı’nının meddahı Ali Sesal, 2012’de Akkuyu Nükleer Santrali inşaatının bulunduğu Büyükeceli’de gerçekleşen nükleer karşıtı protesto sonrası hakkında devam eden dava nedeniyle Amasra’da gözaltına alındı.

45 Ali Sesal
Ali Sesal gözaltında ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı

Gözaltı Nedeni Akkuyu Nükleer Santral İnşaatının Kapısını Açmak

Yeşil Gazete’ye hem gözaltına alındığı dava hem de 3-5 Ağaç Kervanı hakkında bilgi veren Ali Sesal, “2012’de Büyükeceli’de Akkuyu Nükleer Santral İnşaatının bulunduğu bölgeyi kapatan demir kapıyı diğer nükleer karşıtı aktivistler ile açıp içeriye girmiştik. Bu nedenle hakkımızda açılan davanın son duruşması 3-5 Ağaç Kervanı yolda iken görülmüş. Mahkemede bulunmadığımdan hakkımda yakalama kararı çıkmış. Karakola gittik, ifademizi verdik ve şu anda yolumuza devam ediyoruz. Dava ise 4 Eylül 2014’e ertelenmiş.” şeklinde konuştu.

3-5 Ağaç Kervanı

2 3-5 Ağaç Kervanı

3-5 Ağaç Kervanı ile ilgili sorularımızı da yanıtlayan Merhaba Sanat Tiyatrosu oyuncusu Ali Sesal, “Yerel seçim sonrası Mayıs ayı başında ekoloji mücadelesinin içinde bulunan arkadaşlarımız ile yaptığımız bir tartışma sırasında bu fikir ortaya çıktı. Merhaba Sanat Tiyatrosu ve Praksis Müzik Grubu üyelerinden oluşan ancak giderek yeni katılımcılarla da gelişen 3-5 Ağaç Kervanı’nda tüm ülkeyi dolaşmayı hedefliyoruz. Gittiğimiz her yerde havasına, suyuna, toprağına sahip çıkma uğraşı veren arkadaşlarımıza sanatsal destek veriyoruz” diye konuştu.

Kervanın Güzergahı

1 3-5 Ağaç Kervanı

Kervan’ın Mersin’den hareket ettiğini vurgulayan Sesal, ilk etapta Antalya, İzmir, İstanbul güzergahını dolaştıklarını şu anda ise Karadeniz’de bulunduklarını söyledi. Amasra’nın ardından kervan güzergahının Samsun, Sinop, Ordu, Gerze ve Artvin’e doğru devam edeceğini belirten 3-5 Ağaç Kervan’ının meddahı Ali Sesal, Karadeniz’in ardından Dersim, Hewsel Bahçeleri ve Şırnak’ı ziyaret edeceklerini ve son durak yeri olarak Antakya’yı seçtiklerini ifade etti.

3-5 Ağaç Kervanı’nın her durakta ne tür bir etkinlik gerçekleştirdiği yönündeki sorularımıza da yanıt veren Ali Sesal, “Kervan’da Merhaba Sanat Tiyatrosu oyuncuları olarak biz varız, Praksis’ten arkadaşlarımız var, bir pandomim sanatçısı da bize eşlik ediyor. Ayrıca çocuklara yönelik etkinlikleri hayata geçirebilmek adına bu konuda faaliyetler yürüten ablalarımız da ekipte bulunuyor. Meddah sunumu içerisinde bir program sunuyoruz. Meddah’ı da ben canlandırıyorum” diye konuştu.

3-5 Ağaç Kervanı ile ilgili bilgilere Praksis’in facebook hesabı “Praksis Praksis” üzerinden ya da twitterdann #üçbeşağaçkervanı hashtagini takip ederek ulaşabilirsiniz.

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

 

 

 

TEMA: Çölleşmeye karşı çözüm ekosistem merkezli adaptasyon

17 Haziran Dünya Çölleşme ile Mücadele Günü’nde TEMA Vakfı bir açıklama yayımlayarak,  kuraklık ve çölleşmenin gıda fiyatlarında artış gibi etkileriyle dünyada yaşayan tüm insanları etkileyeceğini vurguladı.

TEMA-Vakfı-Erozyonla-Mücadele-Haftası_İKLİM-DEĞİŞİKLİĞİ

2014 Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü’nün sloganı UNCCD (BM Çölleşmeyle Mücadele Örgütü) tarafından  “Toprak Geleceğimizin Güvencesidir. Toprağım İklime Dayanıklı” olarak belirlendi. TEMA Vakfı da yayımladığı açıklamada  toprağın önemine, toprağın iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğine, çölleşme ve kuraklık ile mücadelede acil olarak gündeme alınması gereken noktalara dikkat çekti.

Her yıl 12 milyon hektarın çölleştiğini, arazi bozunumu ve çölleşmenin ekonomiye verdiği senelik kaybın 42 milyar dolar olduğunu belirten vakfın açıklaması şöyle:

“Dünyanın en fakir kesiminin yüzde 42’si çoktan bozunmuş arazilerde yaşıyor. Tarım alanlarının yüzde 52’sinin ise orta veya ileri düzeyde bozunuma uğramış durumda olduğu belirtiliyor. Çölleşme, arazi bozunumu ve kuraklık en çok kırsal bölgelerde yaşayanları etkiliyormuş gibi gözükse de bu etkilerin artan gıda fiyatlarındaki artışa bağlı olarak dalga dalga yayılacağı, şehirleri ve burada yaşayan şehirlileri de tehdit edeceği öngörülüyor.

Dünya tarihinde ilk defa şehirlerde yaşayan insanların sayısının, kırsalda yaşayanları geçtiği belirtiliyor. Gıda üretimine katkısı olmayan ve net tüketici olan şehirlilerin; iklim değişikliğinin etkileri ve çölleşme sebebiyle artan gıda fiyatlarına karşı çok kırılgan oldukları ifade ediliyor. Bu konuya örnek olarak 2010 yılında gıda fiyatlarındaki artışa bağlı olarak büyük çoğunluğu kentlerde yaşayan 44 milyon insanın aşırı yoksulluk ve açlık sınırının altındaki koşullarda yaşamaya itildiği gösteriliyor.”

“‘Ekosistem merkezli adaptasyon’la çölleşme ve küresel ısınmaya karşı önlem alınabileceğine dikkat çeken TEMA, adaptasyonun sunduğu verimlilikle 2030 yılı itibariyle gıdada yüzde 50, enerjide yüzde 45, su varlıklarında ise yüzde 30 oranında artış sağlanabileceği belirtiliyor. Ekosistem merkezli adaptasyon stratejisinin sunduğu düşük maliyetli yöntemler, yüksek verimlilik potansiyeli taşıyor. Hayvancılığın doğru planlanması ve gözetimi, çayır ve mera verimliliğini sürdürülebilir kılıyor. Sağlıklı toprak sadece gıda üretimi sürekliliğini sağlamıyor, iklim değişikliği kaynaklı şiddetli doğa olaylarına karşı direnci de artırıyor.”

Ekosistem merkezli adaptasyon kavramı, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda bölge ekosistemini de göz önünde bulundurarak çözüm üretmek anlamına geliyor. Örneğin, orman yangınlarının görüldüğü Toroslar’da, yangın sonrası bölge ekosistemine uyumlu sedir ağacı yerine çam ağacı dikmek, bölgenin iklimine uyumlu olmadığı gibi ekosistemin de değişmesine neden olabiliyor.

(Yeşil Gazete)

Çan 2’nin ÇED’ine bakanlıktan onay

Çan’a yapılması planlanan “Çan 2 Termik Santral” projesinin ÇED başvuru dosyası bakanlık tarafından incelenip uygun bulundu.

çan

Halkın ve köy muhtarlarının protestosu ile gerçekleşen ÇED toplantısının ardından Bakanlığın dosyaya onay vermesi dikkat çekti.

Çan’da kurulma çalışmaları halen devam eden “Çan-2 Termik Santrali ve Kül Depolama Sahası Projesi” ile ilgili olarak bakanlığın ÇED başvuru dosyasını kabul ettiği öğrenildi. ÇED toplantısı tartışmalı ve protestolu geçen raporun Bakanlık tarafından “Uygun” görülmesi dikkat çekti. Çanakkale Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada “Çanakkale ili Çan, ilce Yaya Köyü mevkiinde Çan Kömür ve İnşaat A.Ş. tarafından yapılması planlanan Çan-2 termik santrali ve kül depolama sahası projesi ile ilgili olarak bakanlığımıza sunulan ÇED başvuru dosyası çevresel etki değerlendirmesi yönetmeliğinin 8. maddesi doğrultusunda incelenmiş ve uygun bulunmuş olup, projeye ilişkin ÇED süreci başlamıştır. Çevresel etki değerlendirmesi süreci tamamlanana kadar süreç ile ilgili her türlü bilgiler ve projeye ilişkin görüş, soru ve öneriler Çanakkale Valiliğine (Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü) veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilebilir.İlgililere ve kamuoyuna duyurulur” denildi.

(Çanakkale olay/ Yeşl Gazete)

Sellere rağmen kuraklık baki

Türkiye ‘de, ‘meteorolojik’ olarak yaşanan kuraklık tehdidi, mayıs ayında yurdun birçok bölgesinde sel ve su baskınlarına yol açan şiddette görülen yağışlara rağmen atlatılamadı. Kurak geçen kış mevsiminin ardından Mayıs ayı sonlarında görülen şiddetli sağanak yağışların yol açtığı sel ve su baskınlarıyla mücadele eden Türkiye, meteorolojik olarak kuraklık yaşamaya devam ediyor.

2013 yılı kuraklık haritası
2013 yılı kuraklık haritası

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün havza bazlı olarak yaptığı yağış analizinden derlediği bilgiye göre, mayıs ayında 25 havzanın 17’sinde normal değerlerin üzerinde yağış alındı. Meriç, Antalya ve Doğu Akdeniz havzalarında normal yağış değerlerinin yüzde 100’den daha fazla aşıldığı bu dönemde, Marmara Havzası’nda yüzde 99, Sakarya Havzası’nda yüzde 88, Susurluk Havzasında da yüzde 78 normal değerlere göre daha fazla yağış alındı.

Aynı dönemde 8 havzada ise kuraklık devam ederek, normal değerlerin altında miktarda yağış alındı. Mayıs ayında metrekareye 23 kilogram olan normal yağış miktarına göre en fazla meteorolojik kuraklığın yaşandığı bölge, yüzde 53,6’lık azalmayla Küçük Menderes Havzası oldu. Bu dönemde yağış miktarı normal değerlere göre düşen diğer havzalar ise sırasıyla Asi, Van, Fırat-Dicle, Ceyhan, Doğu Karadeniz, Seyhan ve Yeşilırmak havzaları oldu.

Meriç hariç tüm havzalarda yağış miktarı düştü

Geçen ay görülen yağışlara rağmen yağış miktarlarında 1 Ekim 2013 ve 31 Mayıs 2014 dönemini kapsayan son 8 aylık yapılan değerlendirmede ise Meriç Havzası hariç diğer tüm havzalarda düşüş yaşandığı saptandı.

Bu dönemde, normal değerlere göre yağış miktarında en fazla düşüş yaşanan havza yüzde 57,3’lük azalmayla Asi Havzası olurken, bu havzayı yüzde 50,1’lük düşüşle Seyhan, 46,2 ile Ceyhan ve yüzde 38,3 ile Doğu Akdeniz havzaları izledi.

Olağanüstü kuraklık

Yağış değerleri ışığında son 1 yıllık yapılan kuraklık değerlendirmesinde ise sadece Kıyı Ege ve Trakya ile Batı Akdeniz’de Isparta ve Antalya, Batı Karadeniz’de de Kastamonu ve Karabük civarı normal değerlere sahipken, yurdun geri kalan kısımı, “hafif” şiddetten “olağanüstü” şiddete kadar kuraklık derecelerine sahip bulunuyor.

Hatay, Osmaniye, Gaziantep, Kahramanmaraş, Tokat, Sivas, Amasya, Çorum ve Samsun civarları ile İstanbul , Erzurum, Antalya, Mersin, Nevşehir, Kütahya ve Denizli illerinin bir bölümlerinde meteorolojik açıdan ‘olağanüstü kuraklığın’ yaşandığı Türkiye’de, bu bölgelerin çevresi de ‘çok şiddetli’ olarak tanımlanan kuraklık tehdidi altında yer alıyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi Başkanlığı Hidrometeoroloji Şube Müdürlüğünce hazırlanan ‘2013 Yılı Yağış Değerlendirmesi’ raporuna göre, 2013 yılında genel olarak yağışlarda normaline göre yüzde 13, bir önceki yıla göre ise yüzde 24 azalmanın yaşandığı Türkiye’de, yağış miktarı normaline göre artan tek bölge, yüzde 11 ile Ege Bölgesi oldu. İzmir, Manisa ve Uşak’ı kapsayan sorumluluk sahalarında barajlardaki su miktarının yeterli olduğunu ifade eden Çelenk, bölgede su temini açısından bir sıkıntı beklenmemesine rağmen her zaman su tasarrufuna dikkat edilmesi gerektiği uyarısında bulundu.

(Radikal/ Yeşil Gazete)

Somalı işçilere ‘işe geri dön’ ihtarnamesi

CHP’li Özgür Özel, Soma’da maden işçilerine işe başlamaları için ihtarname gönderildiğini savundu.

Manisa’nın Soma ilçesinde 301 madencinin hayatını kaybettiği Eynez ocağını işleten Soma Kömür İşletmeleri AŞ, üretimi durdurulan Işıklar ve Ata Bacası ocaklarında çalışan işçilere noterden ihtarname gönderiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Kimse madene inmeye zorlanmayacak.” sözüne rağmen çalışanlara gelen resmi tebligatta 3 gün içinde işbaşı yapmaları, aksi takdirde yasal yollara başvurulacağı belirtiliyor. Ocağa inmekten korkan madenciler, işten atılma riskiyle karşı karşıya.

olayin_sorumlusu_soma_holding_binasi_protestolarin_adresi_oldu_h132348

Zaman‘dan Tuğba Mezararkalı ve Mustafa Kuşen’in haberine göre R.Ş., ihtarnamenin kendisine ulaştığı madencilerden biri. Tebliğ edilen ihtarnamenin içeriğini görünce şaşıran ve yaşanan bu olaylardan sonra yeniden madene inmekten çekinen R.Ş, yasal yollara başvurmak istediğini ancak kimden nasıl bir yardım alacağını bilmediğini belirtiyor. İhtarnameyi alanların madene gittiğini söyleyen V.Ş. ise “Giden işçileri, zorla yerin altına sokmuyorlar. Şu an için işçilere herhangi bir yapılan yasal işlem de bulunmuyor.” diye konuştu. Soma Kaymakamı Bahattin Atçı da şirket tarafından maden işçilerine ihtarname gönderildiğini doğruladı. Atçı, şöyle konuştu: “İşçilerin, işyerlerine sahip çıkması gerekiyor. Maaş alıp işe gitmemeleri doğru değil. Zaten işe gitmeyenlerin maaşlarını da henüz yatırmamışlar. Bu ne zamana kadar devam eder bilmiyoruz.”

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, yaptığı açıklamada, bu konuda işçilerin zorlandığını ancak şu an için başlatılan kanuni bir işlem olmadığını söyledi. Özel, ihtarname gönderildiği için işçilerin madene gitmesi gerektiğini vurguladı.

 “3 gün içerisinde işyerimizde gelmenizi…”

Maden işçilerine gönderilen ihtarname ise şöyle: “Şirketimiz Soma Kömür İşletmeleri AŞ’nin Işıklar Yeraltı Kömür Ocağı Maden Sahasındaki işyerimizde çalışmaktayken; mevcut sahamızın yer altı kısmına ilişkin olarak idari tedbir-durdurma kararı muvacehesinde mezkur durdurma kararında da belirtildiği üzere gerekli eksikliklerin tamamlanması aynı zamanda da ilgili kararın sadece yeraltına ilişkin olması da dikkate alındığında; tüm bu işletmelerin ikmal edilebilmesi aynı zamanda da bir an önce giderilmesi için iş bu ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 gün içerisinde işyerimizde gelmenizi; aksi takdirde yasal yasal haklarımızı üzülerek kullanacağımızın ihtaratını havidir.”

Soma’da 13 Mayıs 2014 Salı günü facianın meydana geldiği Soma Kömür İşletmeleri AŞ’ye ait Eynez Maden Ocağı’nda 301 işçi şehit olurken 486 işçi yaralı olarak kurtarılmıştı. Faciadan sonra ocak kapatıldı. Aynı şirkete ait Işıklar ve Ata Bacası ocaklarında da denetimlerden sonra iş ve çalışma güvenliği olmadığı gerekçesiyle 28 Mayıs tarihinde üretim durduruldu. Işıklar’da dört, Ata Bacası’nda bir yıldır üretim yapılıyor. Bu iki ocakta yaklaşık 3 bin maden işçisi çalışıyor.

(Zaman)

Almanya’dan 2030 için enerji çağrısı

Almanya Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel, Lüksemburg’daki AB Enerji Bakanları Konseyi’nde yaptığı konuşmada 2030 için bağlayıcılığı bulunan bir enerji verimliliği hedefi hazırlanması çağrısında bulundu.

gabriel

Fosil yakıta günde 1 milyar

Avrupalı bakanlara hitap eden Gabriel, ‘Enerji verimliliğinin önemini kavramada epeyce başarısız olduk’ dedi ve 2012 yılında AB’nin, fosil yakıt ithalatı için günde bir milyar Euro’dan fazla harcadığına işaret etti. Gabriel, Likit Doğalgaz ithalatını artırmanın bu miktarı artırmaktan başka bir işe yaramayacağını da ekledi.

Gabriel, ‘İthalata bağımlılığımızı azaltmaktan bahsediyorsak, bunun için bulunan belli başlı araçlardan birinden mahrum kalmayı göze alamayız, yani enerji tasarrufunu. Yalnızca sera gazları veya yenilenebilir enerji hedefleri üzerinde karar vermekle kalmamalıyız. Ayunı zamanda enerji verimliliğini artırmak için bağlayıcılığı bulunan bir hedef belirlemeliyiz’ dedi.

Avrupa Komisyonu Ocak ayında, 2030’a kadar sera gazlarının azaltılması için yüzde 40’lık, bağlayıcılığı bulunan bir hedef belirlemişti. Komisyon aynı zamanda enerjide yenilenebilir kaynakların payı için yüzde 27’lik bir hedef koymuştu, ancak bunun tek tek AB ülkeleri açısından bağlayıcılığı bulunmuyor.

Brüksel’deki yetkililer, AB’nin bir bütün olarak hedeften çok fazla sapması halinde Komisyon’un bağlayıcılığı bulunan önlemler alma yoluna halen gidebileceğini söylüyor.

Ancak AB’nin 2020 için bağlayıcılığı bulunmayan, üzerindeki ilerleme yavaşlayan ve bu yaz hakkında bir değerlendirme yayımlanması beklenen yüzde 20’lik enerji verimliliği hedefi, 2030 tablosundan çıkarılmıştı.

Diplomatlar, Berlin’in de İngiltere’nin pozisyonuna yakınlaştığını ve UNFCCC’deki görüşmelerde, diğer ülkelerin karbon tasarrufu için yeni sözler vermesi halinde 2030 için teklif edilen sera gazı azaltım hedefini yüzde 40’ın üstüne çekmeye sıcak baktığını söylüyor.

Ancak İngiltere ve bazı Doğu Avrupa ülkeleri, kısmen Ukrayna krizi sebebiyle konuyu yeniden gündeme alma doğrultusundaki ivmeye rağmen bağlayıcılığı bulunan enerji verimliliği hedeflerine karşı çıkıyor.

Hayvanları Koruma Kanunu’na karşı eylem

İstanbul Kadıköy’de dün bir araya gelen hayvan hakları savunucuları TBMM Çevre Komisyonu’nun Hayvanları Koruma Kanunu ile ilgili yapmak istediği değişiklikleri protesto etti.

foto5

Eylemde, Çevre Komisyonu’nun 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun ilk 5 maddesindeki tüm sokak hayvanlarının toplatılarak şehir dışındaki besleme merkezlerine götürülmelerini, sokak hayvanlarının deneylerde kullanılmasını ve evlerde bakılan hayvanlara el konulmasına varacak düzenlemeleri protesto etti.

Hak savunucuları tasarıda bulunan yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin yasaklanmasıyla ilgili değişikliklerin son anda verilen bir madde önergesi ile tasarıdan çıkartılmasına da büyük tepki gösterdi.

Yürüyüşte  “Hayvanlara özgürlük”, “Ölüm Yasasına Hayır” “Çevre Komisyonu hayvanlardan elini çek”, “Hayvanlar mal değildir,” “Sirklere, Yunus Parklarına isyan”, “Yunuslara özgürlük”, “Hayvanlar denek değildir” sloganları atıldı.

Eylemin bitimine yakın bir petshop’un önünden geçen kitleden bazıları kafeste tutulan birkaç yavru köpeği kurtararak özgürleştirdi. Kurtarma esnasında kısa süreli bir arbede yaşandı.

Eylem bitiminde Kadıköy- Eminönü-Karaköy iskelesinin önünde toplanan grup, Çevre Komisyonu’nun kabul ettiği ilk 5 maddenin 19 Haziran’daki toplantıda tekrardan görüşülerek düzenlenmesi talebinde bulundu.

(Yeşil Gazete)

 

En uzak yer: Kürdistan

Öncelikle, nerede olduğun önemli tabii:

İstanbul’dasın, Ankara, İzmir, Eskişehir, Mersin, Kocaeli, Kayseri’de ve Türkiye’nin 41 şehrinde daha olabilirsin.

Ne yaptığın daha da önemli:

28 Mayıs 2013 ile 1 Haziran 2013 tarihleri arasında 48 şehirde gerçekleşen 90 gösteriden birine katılmış; ya da sosyal medyadan destekleyip takip etmiş olabilirsin.

Kim olduğun da biraz önemli aslında:

Şimdiye kadar, olaylara karışma,oturduğun yerden destekle, demişken geçen yıl Gezi Parkına giden çocuğuna talsidini hazırlayıp veren bir anne olabilirsin. Öğrenci, emekli, beyaz yakalı, akademisyen, işçi, sanatçı da olabilirsin. En önemlisi yaşadığın şehrin ortak alanlarını korumak isteyen herhangi biri olmandı.

Parkta gördüğümüz, şahit olduğumuz şeylerden biri de devletle yaşanan bütün sorunların, sadece o sorunu yaşayan, Cumhuriyet tarihi boyunca ötekileştirilen kesimlerden ibaret olmayan farklı öznelerinin de olduğuydu. “Biz Kürt sorununu bu medyadan mı öğrendik yani 40 yıl boyunca?” dedi mesela İzmir ve kendisini cümleye müdahil etmiş oldu: “Kürdistan vardır.”

Kürdistan’ın neresi olduğu ve Kürdistan’da olup bitemeyenlerle politikacılar uğraşsın bugün.

Biz mesafelerden bahsedelim mi biraz?
İzmir’de o pankartı yazan o kıza ne kadar uzaktır Kürdistan?

Kürdistan benim için ilk defa dağlardan indiğinde 16 yaşındaydım. Yılmaz Güney’in Duvar’ını seyrediyordum. Dağlardan inip, cezaevlerine girmişti gerçi.
Üniversite’ye gittiğimde bir sürü Kürt arkadaşım olduğunu biliyordum; çünkü bunu çok konuşuyordum. Çünkü ağzımdan çıkanla çelişmediğim bir şeyler yaşayabilmek istiyordum. “Benim Kürt arkadaşımlarım da var” lafının henüz bu derece dolaşımda olmadığı zamanlardı.
2008 yılı olmalı, yani Duvar’ı izledikten 6 yıl sonra, Baran, Heval, Sinan ve Elvan’la buluşup Avrupa’da yaşayan Kürtlerle ilgili bir ödevim için röportaj yapacaktım. Onların da Avrupa Birliği’nin tarım ve iklim politikalarıyla ilgili tez çalışmaları vardı. Sinan ve Elvan, siparişlerimizi vermek için gittiklerinde beklerken ne yapacağımı bilemez bir şekilde dışarıyı izliyordum ki yakından gelen seslere gülümsedim. Hangi dilde flört edildiğini çıkarmaya çalışıyordum ki Baran’la Heval’i fark ettim. Bu kadar akıcı bir Kürtçeyi bu kadar yakın ve canlı bir şekilde ilk defa duyuyordum. Heyecanlanmıştım. Sinan ve Elvan geldiğinde, Kürtçeyi bu kadar iyi konuştuklarına çok sevindiğimi söyledim. Güldüler. Birinci Dünya Savaşına geri döndük, dedi Sinan çünkü İngilizceye geçmiştik artık. Baran’ın anadili Kürtçe ve Fransızcaydı. İngilizceyi herkes gibi okulda öğrenmişti. Ben bunu yeni öğrenmiyordum tabii. Ama İngilizce’ye o an geçtim ve önemli olan buydu. Dersimi hala almamış bir şekilde Kürtçelerinin nasıl böyle akıcını olabildiğini sordum. Zaman ve imkanımız vardı, dedi Elvan. Hemen İstanbul’a dönüp kendi arkadaşlarıma, “Size zaman ve imkan yaratmamız gerek arkadaşlar” demek istediğimi söyledim ve hemen o an çok utandım. Gözlerim doldu. Çok gerilmiştim. Baran durumu fark etti ve kahvelerimiz, keklerimiz geldiğinde güzel bir espri kopardı. O sırada Sinan önümüze çalışmamız gereken kitapçıkları çıkardı. Planım röportajı olabildiğince uzatıp sıkıcı olduğunu düşündüğüm Avrupa Birliği’ni aceleyle geçiştirmekti. Ama tam tersi oldu. Nasıl konularsa bu tarım ve iklim; sanki biz her şeyi konuşuyorduk ve bütün sorunlarımızı çözüyorduk (bu da ayrı bir yazının konusu olsun.) Bırakamadım çocukları, İstanbul’a ne zaman geliyorsunuz, dedim. Baran şaşırdı bu sefer, İstanbul’da sen bizimle görüşür müsün, dedi. Böylece röportajıma geçmiş olmuştum. Neden görüşmeyeyim ki, dedim. Heval’le Kürtçe konuşabileceğim ve şarkı söyleyebileceğim bir yer var mı, dedi. Var, dedim. Güldü. Sanki çok komik, çok muzip bir şey söylemek istiyormuş gibi bana bakıyordu. “Parka gidelim” dedi Elvan. “Parka gidelim ve hiç tanımadığımız insanlara çay ikram edelim. Özlediğim iki şey bunlar.” diye devam etti. O zaman çok alakasız bulmuş, hemen unutmuştum Elvan’ın sözlerini.

5 yıl sonra, Gezi’de hatırladım. Gözlerim parkta Elvan’ı aradı.

İnsan kendi yaşadıklarına başkalarının hikayeleriyle bir anlam daha yüklüyor.

Adı HiçBirYer olarak da çevrilebilecek bir ülkenin başkentinde o gün benim yaşadığım şeyin bir çeşit Kürdistan olduğunu düşünüyorum şimdi. Ve o masanın bugün İstanbul’da, Kayseri’de Trabzon’da, Amed’de, Dersim’de de olabilmesini istiyorum. Böyle bir Kürdistan istiyorum. Böyle bir Türkiye istiyorum. (Son iki cümle aynı cümledir!)
Artık Kürtçeyi daha sık duyuyorum tabii. Sevinsem de, konuşanlar yeterince akıcı olmadığını söylüyor. Babaanneleri ne güzel konuşurdu, diye anlatıyorlar. Yine de iyi hissediyorum ben kendimi, sanki güzel bir şeylere yakınlaşıyormuş gibi.

Bir de yaşayamadığım, sadece bildiğim bir Kürdistan var. Roboski deyince aklıma bir yer değil; bir katliam geliyor öncelikle. Lice, nasıl bir şehirdir mesela, diyorum. Dumanlar içinde ellerini havaya kaldıran bir annenin görüntüsü…
Taksim’de AVM, Lice’de kalekol olması bizi yakınlaştırabilir mi? Bilmiyorum aslında.

Bütün bunlar olurken, biz her gün ölürken, Türk Bayrağını konuşarak ne yapabileceğimizi bir daha düşünmek lazım. Mesela Musul’da neler oluyor; ve bayrakları böyle konu ettikçe, biz nasıl konu oluyoruz.
Zamandan ve imkanlarımızdan mı bahsedelim şimdi?

Kürdistan vardır, cümlesine müdahil olmak yetmiyor yani. Nasıl bir Kürdistan’la devam ediyor hayat. Çünkü mesafeni bu soruya verdiğin cevapla belirleyeceksin sevgili çapulcu, gezici, her kimsen. Aynı masaya oturduklarınla adı HiçBirYer olan bir ülkeyi ayaklarına getirebilirsin. Her yer Kürdistan, her yer direniş olabilir. O pankantlardan benim anladığım, böyle bir olasılığın var olduğunu senin de bildiğindi…

Bu yüzden, bütün zamanlara yayılan o sahneye geliyoruz:
Bu olasılığın bir parçası olmak ya da olmamak; işte bütün mesele bu.

Bahar Topçu Bahar-Topçu-150x150

Gaziemir’de radyoaktif temizlik başladı

Gaziemir’deki radyoaktif istif alanında temizlik başladı. Temizlik işlemini yapacak şirketten detaylı açıklama geldi. Arazi yıl sonuna kadar temizlenmiş olacak.

çernobil(1)

Fabrika sahibi olan Aslan Avcı Döküm Sanayi Şirketi’nin yaklaşık 1 milyon liraya mal olacak “Fabrika Sahasındaki Radyoaktivite Bulaşmış Atıklar ile Tehlikeli Atıkların Fiziksel Yöntemlerle Ayıklanması Projesi”nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığından onay almasının ardından yüklenici Turanlar Çevre A.Ş. çalışmalara başladı.

Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nce (ÇNAEM) yapılan arazi temizliği çalışmaları tamamlanırken Turanlar Çevre A.Ş.’nin Genel Müdürü Serhat Emanet, bu özel temizleme projesi için kendi personellerinin TAEK ve Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi (ÇNAEM) bünyesinde sahada radyoaktiviteye bulaşmış atıkların ayıklanması, paketlenmesi, zırhlanması ve bertaraf tesislerine nakledilmesi ile ilgili özel eğitim gördüğünü; gerekli kişisel korunma kıyafetleri ve unsurları, mekanik teçhizat ve diğer ekipmanları da yine TAEK/ ÇNAEM‘den satın alarak sahada çalışma yaptıklarını söyledi.

Durum tespitiyle, temizleme projesini TAEK gözetiminde yürüttüklerine dikkat çeken Emanet, “Öncelikle 55 noktada TAEK / ÇNAEM Nükleer Atık Bölümü Başkanı Doç. Dr. Bektaş Karakelle ve ekibi tarafından saha taranarak ölçümler yapıldı. Sahada yapılan ölçümler sonucunda 3 noktada toplam 200 metrekarelik bir alanda Europium 152 – 154 maddesine rastlandı. Daha sonra yapılan çalışmalar sonucunda risk seviyesinin yüksek olmadığı anlaşıldı. Bu 3 noktanın da 2’si temizlendi; geri kalan bir noktası Temmuz ayı sonuna kadar; diğer kimyasal kirlilik de yıl sonuna kadar temizlenecek” diye konuştu.

Aslan Avcı firmasının yaşanan kirliliğin ardından, bugüne dek birçok atık bertaraf firmasıyla görüştüğünü, fakat hiçbir firmanın bu konuda yeterliliği bulunmadığı için sürecin uzadığı bilgisini de veren Serhat Emanet sözlerine şöyle devam etti: “Biz bu yeterliliklere sahip tek firma olarak, TAEK tarafından yetkilendirildik. Gaziemir’deki arazinin büyüklüğü 70 dönüm; fabrika da 20 dönüm arazi üzerine kurulu. Arazinin 10 dönümlük bölümünde kirlenme tespit edildi. Bu tarihe kadar gerek fabrikada çalışan personel gerekse fabrika civarında bulunan insanların bu kirlilikten dolayı bir rahatsızlık ve sağlıkla ilgili bir şikayetinin gündeme gelmediği tespit edilmiştir. Dolayısıyla bizim o bölgede tespit ettiğimiz radyoaktivite değeri, insan sağlığını tehdit edecek boyutta değildir”

Yıl sonuna kadar temizlenecek 

Tespit edilen kirli materyallerin muhafaza altına alınması için fabrika arazisi içinde özel bir sistem kurarak çalışmalara başladıkları kaydeden Serhat Emanet şu bilgileri verdi: “Yıl sonuna kadar araziyi tamamen temizlemiş olacağız. Arazide bantlı taşıma sistemleri, farklı noktalarda radyasyon algılayıcı dedektörler kurduk. Sahanın etrafında koruma bariyerleri var. Bölgeyi kontrol altına aldık. Araziye yetkiyi kişiler dışında giriş çıkış yasaklandı. Personelimiz özel ekipmanlar ve kıyafetlerle bölgede temizlik çalışmalarını yürütüyor. Kirliliğin yüksek olduğu bölgeleri büyük oranda temizledik. Elde edilen atıkların, TAEK yetkililerinin refakatinde zırhlı konteyner ve özel araçlarla taşınarak yine TAEK tarafından bertaraf edilmesine başlandı. Aynı bölgede bulunan kimyasal atıkları da, benzer prosedürle, İzmit Atıkları ve Artıkları Arıtma Yakma ve Değerlendirme A.Ş.’ye (İZAYDAŞ) göndererek, temizlenmesini sağlıyoruz”

Sahada birkaç noktada radyasyon alan algılayıcı dedektörler mevcut olup, anlık olarak ölçümleme yapıldığını, bu verilerin TAEK’e aktarıldığını ve her personelin üzerinde bulunan dozimetre adında ölçüm cihazları bulunduğunu kaydeden Turanlar Çevre A.Ş. Genel Müdürü Serhat Emanet, bu verilerin TAEK ve ilgili kurumlar tarafından günlük olarak takip edildiğini ve herhangi bir hata oluşmasını engellemek için son derece titiz bir çalışma yapıldığını sözlerine ekledi.