Ülkelerindeki yasadışı ağaç kesme faaliyetlerine karşı çıkan Perulu dört çevre aktivisti öldürüldü.
Peru’nun Ashaninka topluluğuna mensup dört yerli aktivist Brezilya’ya giderken sınır yakınında hayatını kaybetti.
Yasadışı ormancılık faaliyetine karşı kampanya yürüten eylemciler, hayatını kaybedenlerin bir süredir illegal ormancılardan tehdit mektuplarını aldığını belirtti. Faillerin bu ormancılar olduğu sanılıyor.
Öldürülenlerin arasında, yaklaşık 6 senedir ülkenin ormansızlaşmasına karşı mücadele veren hareketin sözcüsü Edwin Chota da bulunuyor. Chota, yetkiliere yasadışı ağaç kesme faaliyetleri hakkında raporlar hazırlıyordu.
2012 Dünya Bankası raporuna göre Peru’nun ihracatının yüzde 80’i yasadışı ağaç kesiminden geliyor.
Global Witness örgütünün geçtiğimiz aylarda yayımladığı rapora göre 2002-2013 yılları arasında 908 kişi doğa mücadelesine katıldığı için öldürüldü. Maden, toprak hakkı ve ağaç katliamlarıyla ilgili mücadelelerde şiddetin dozu yükselirken Latin Amerika ve Asya Pasifik ülkelerinde ölümle sonuçlanan şiddet sayısı fazlalığı dikkat çekiyor .
Tenis dünyasının eski yıldızlarından Martina Navratilova, Amerika Açık Tenis Turnuvası’nda tek erkekler yarı final maçının oynandığı kortta canlı yayında 2006 yılından beri birlikte olduğu kız arkadaşı Julia Lemigova’ya evlenme teklifinde bulundu.
Habercilere, “Julia’ya evlenme teklifinde bulunmak için uygun zamanı bekliyordum. Şimdi doğru yer ve doğru zaman diye düşündüm ve şükürler olsun ’evet’ yanıtını aldım” diyen Navratilova birkaç gündür heyecandan gergin olduğunu da sözlerine ekledi.
Dünya çapında hem tek kadınlar kategorisinde 332 hafta, hem çiftler kategorisinde 237 hafta 1. sırada kalarak bugüne kadar kırılamayan bir rekora imza atan Navratilova 18 kez de Grand Slam şampiyonluğu kazandı.
1981 yılında 19 yaşında Rusya güzellik kraliçesi tacını giymiş olan Julia Lemigova ise Florida’da müessese yöneticiliği yapıyor.
“Haklarımızı elimizden alan çok dolaplar dönüyor”
1975 yılında Çekoslovakya vatandaşlığından çıkıp iltica yoluyla Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlığına geçen Navratilova ayrıca 2008’de Çek Cumhuriyeti vatandaşlığını tekrar aldı. Vatandaşlık değiştirmesinin nedeni olarak yaşadığı yerdeki baskıları öne süren star, CNN’de Connie Chung’un konuğu olduğu bir programda, “Çekoslovakya’daki adaletsiz sistemden kaçışımdaki en aptalca nokta bu sistemi özgür düşünceyi yasaklayan başka bir sisteme değişmem olmuştur. ABD’de Cumhuriyetçiler halkı manipule edip aleyhlerine olan münakaşaları, herşeyi halı altına süpürüyorlar. Bu çok üzücü. Amerika’da kararlar daha ziyade ’ne kadar kâr ederim’ bakışı etrafında veriliyor; ’sağlık, manevi değerler ve çevre ne kadar zarar görür’ bakışı etrafında değil.”
Bunun üzerine Chung, “size dürüstçe bir şey diyeyim mi? Okuduğumda kulağıma Amerikan ve vatansever gelmeyen bir şey bu. ’O zaman Çekoslovakya’ya geri dön’ demek istedim. Hani, eğer burayı beğenmiyorsan. Bu ülke sana çok şey verdi, yapmak istediğin şeyleri yapma özgürlüğünü verdi” dedi. Navratilova’nın yanıtı ise şu oldu: “Ben de artık bana verilenleri geri vereceğim. Hoşuma gitmeyen bir şeyleri gördüğümde açıkça söylerim, şimdi de söyleyeceğim çünkü imkânım var, evet. Tekrar ifade ediyorum, haklarımızı elimizden alan çok dolaplar dönüyor ortada”.
2010 yılının Nisan ayında meme kanseri teşhisi konulan Navratilova başarılı geçen ameliyat ve tedavi sonrası tekrar tenis alanındaki çalışmalarına, hayvan hakları ve LGBT alanındaki aktivistliğine kaldığı yerden devam etmekte.
3-7 Eylül günlerinde Küçükkuyu-Narlı Köyü üstü- -Fidanlık mevkiinde gerçekleşen 1. Kazdağı Ekoloji Festivali sona erdi.
400’ü beş gün boyunca kamp yapanlar olmak üzere toplam üç bine yakın doğasever, yaşam savunucusu katıldığı 1. Kazdağı Ekoloji Festivali’nde sabah yürüyüşleri, yürüyüş sonrası yoga, kuşluk vaktinde çocuk aktiviteleri ve çeşitli konularda yaratıcı drama atölyeleri gerçekleştirildi.
Festival süresince her akşam Cümbüş Cemaat, Zeybekler ve Rebetikolar, Ebruli, Ethnic Band, Teoman Kumbaracıbaşı ve Güz Kumpanyası konserleri ile müzik ziyafeti çekilirken açılan EKOPAZAR’da da başta Nusratlı Köyü olmak üzere, civar köylerden getirilen yöresel ürünler satıldı.
1. Kazdağı Ekoloji Festivali’nin Mıhlı Çayı ve bölgedeki diğer akarsular üzerinde gerçekleştirilmesi planlanan HES’e ve içme suyu barajı adı altında sularının ellerinden alınarak uluslararası tekellere peşkeş çekilmesine dikkat çekmek amacıyla hayata geçirildiğini belirten Kazdağı Doğal ve Kültürel Değerleri Koruma Derneği, “Mücadele Ekofestival”le sınırlı kalmayacak. Yöre halkını bu konuda bilgilendirmeye devam edeceğiz. DSİ’nin atığı her adımı izleyecek, Kazdağı’mızın, suyumuzun, dalları yıldızları kucaklayan, geniş yapaklarının altında söyleşiler, konserler düzenlediğimiz bin yaşındaki bilge çınarımızın, çam ağaçlarımızın, kestanelerimizin, alabalıklarımızın, insanı, hayvanı, tüm börtü böceğiyle Kazdağı’mızın yanında, onu yok etmek isteyenlerin karşısında olacağız” açıklamasında bulundu.
Paneller ve Film Gösterimleri
Ekoloji Festivalinde hergün öğleden sonraları düzenlenen panellerde “Aracısız Doğal Ürün Ağları ve Topluluk Destekli Tarım”, “Türkiye’de HES Mücadelesi Deneyimleri”, “Doğanın Rahminde İnsan”, Doğa Mücadelesinin Bir Parçası Olarak Hayvan Hakları”, “Kazdağı’nın Tarımsal Değeri, HES, Altın Madeni ve Termik Santralların Tarıma Etkileri”, “Kazdağı’nın Kültürel Değerleri-Antandros, Kazdağı ve Mitoloji”, “Kazdağı ve Madra Dağı Yöresinde Doğayı Koruma Mücadelesi”, “Kazdağı Ekosistemi, Akarsuların Ekosistem İçindeki Yeri ve Önemi”, “Zeytin/Zeytinyağı’nın Önemi, Zeytin Yasası Değişiklik Girişimleri ve Olası Sonuçları”, “Türkmen Kültürü ve Sarıkız Söylencesi”, “Kazdağı’nda Milli Park Yönetimi”, “Güneş Sobası ve Fırını”, “Dünya Evi” ile “Doğa Mücadelesinde Şirin Yeri ve Şiirdeki Doğa” , “Ekolojik Ulaşım-Bisiklet”konuları ele alındı.
Festival katılımcıları ayrıca “Bir Avuç Cesur İnsan” ve “Anadolu’nun İsyanı” belgesellerini de izleme imkanı buldu.
Buğday Derneği’nin ilçe belediyeleri ile işbirliği içinde yürüttüğü yürüttüğümüz % 100 Ekolojik Pazarlar’ın İstanbul’daki üçüncü ayağı olan Beylikdüzü % 100 Ekolojik Pazar, 20 Eylül Cumartesi gününden itibaren yeni yerinde hizmet vermeye başlayacak.
Bakırköy’den Çorlu’ya kadar İstanbul’un batısında yaşayanların ekolojik ürünlere çok daha rahat ulaşmalarını sağlayan Beylikdüzü % 100 Ekolojik Pazar, Adnan Kahveci mahallesinde, “Kapalı pazar” olarak da bilinen ve halk arasında “Çarşamba pazarı” olarak anılan alana taşınıyor. Diğer %100 Ekolojik Pazarlarda olduğu gibi Beylikdüzü’nde de ekolojik sertifikalı meyve, sebzelerin yanısıra pamuk, makarna, ekmek, bakliyat, yumurta, temizlik malzemeleri, şampuan ve süt ürünlerine ulaşmak mümkün.
Denetimleri Buğday Derneği ve Beylikdüzü Belediyesi Ziraat Mühendislerince yapılan Pazar, her cumartesi 10.00-18.00 saatleri arasında açık olacak.
23 Şubat 2010 tarihinde açılan Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar, İstanbul’daki 3.% 100 Ekolojik Pazar. İlk açıldığında salı günleri “Beylik Pazarında” kurulan pazar, ilgiyi arttırmak ve ürün tedarikini kolaylaştırmak adına cumartesi gününe alındı. Şimdi yeni üreticilerin de katılımıyla yeni, modern ve kapalı bir pazar alanına taşınıyor.
Pazarda bugüne kadar var olan Çatalca’lı, Afyon’lu, Mersin’li, Ankara’lı üreticiler ve aracı esnafa; Kırşehir, İzmir, Antalya,Tokat ve Amasya’dan da üreticiler katılacak.
2014 FIBA Dünya Kupası çeyrek final maçında Türkiye, bugün Litvanya ile karşı karşıya gelecek. İspanya’nın Barcelona kentinde oynanacak mücadele TSİ 18.00’de başlayacak. 12 Dev Adam turu geçmesi halinde yarı finalde, Slovenya-ABD eşleşmesinin galibiyle karşılaşacak.
Türkiye 2. tur mücadelesinde Avustralya’yı Emir Predzic’in son saniyelerdeki 3lüğü ile geçmeyi başarmıştı
Türkiye, C Grubu’nu ABD’nin gerisinde ikinci sırada tamamlayarak ikinci tura yükselmeye hak kazandı. Gruplara 76-73’lük Yeni Zelanda galibiyetiyle başlayan Türkiye, ABD’ye 98-77, Ukrayna’ya 64-58 yenildi. Finlandiya’yı uzatma periyodu sonunda 77-73 mağlup eden “12 Dev Adam”, Dominik Cumhuriyeti’ni 77-64 yenerek grubunda 3 galibiyet, 2 mağlubiyet ile ikinci sırayı elde etti ve ikinci turda D Grubu üçüncüsü Avustralya ile eşleşti. Avustralya önünde 65-64 galip gelen milliler, çeyrek finalde Litvanya’nın rakibi oldu.
Litvanya sadece Avustralya’ya yenildi
Dört galibiyet, 1 mağlubiyet ile ilk sırada tamamladığı D Grubu’nda tek yenilgisini Avustralya’dan alan Litvanya, ikinci turda ise Yeni Zelanda’yı 76-71’lik skorla geçti.
Ataman 16. maçına çıkıyor
A Milli Takım Başantrenörü Ergin Ataman, Litvanya karşısında ay-yıldızlı ekibin başında 16. maçına çıkıyor.
Ataman döneminde milliler, 15 maçta 6 galibiyet, 9 yenilgi aldı.
A Milli Takım Başantrenörlüğü’ne 22 Mart 2014 tarihinde getirilen Ataman, 2014 FIBA Dünya Kupası öncesinde hazırlık döneminde başarılı sonuçlar alamadı. Türkiye, Ataman yönetiminde yaptığı 9 hazırlık maçında 7 kez yenildi, sadece 2 galibiyet alabildi.
A Milli Takım’ın başında ilk resmi karşılaşmasına 2014 FIBA Dünya Kupası’nda çıkan Ataman, resmi maçlara galibiyetle başladı. Ergin Ataman yönetimindeki milliler, C Grubu’nda ilk maçında Yeni Zelanda’yı 76-73 yendi.
Milli takımın başında çıktığı 6 resmi maçta 4 galibiyet, 2 yenilgi gören Ataman, Türkiye’yi, 2014 FIBA Dünya Kupası’nda çeyrek finale çıkarmayı başardı.
Kızılderili Cree kabilesinin bir kehaneti vardı. Bu kehanete göre, bir gün gelecek yerküre hastalanacak. Dünyanın bütün kaynakları tahrip olacak. Denizler kararacak, akarsular zehirlenecek. Sonra dünyaya her yerden insanların katıldığı yeni bir kavim gelecek, Beyaz Adam’a dünyaya saygı duymayı öğretecek. Yerküreyi iyileştirmek için çalışacak bu kabilenin ismi Gökkuşağı Savaşçıları (Rainbow Warrior) olacak.
Dünyanın pek çok yerinde gerçekleştirdiği sıradışı çevreci eylemlerle adından söz ettiren ve adını bu Kızılderili kehanetinden alan Greenpeace’in efsane gemisi Rainbow Warrior’ın yolu şu günlerde İstanbul’a düştü. Dünya genelinde 40 ülkede milyonlarca destekçisi bulunan Rainbow Warrior’ın, Türkiye serüveni aslında yeni başlıyor. Akdeniz turuna çıkan gemi, İspanya’da başladığı yolculuğu sırasında Fransa, İtalya, Romanya, Hırvatistan, Bulgaristan’a uğradı. İstanbul’da Paşalimanı’nda demirli bulunan gemiye üç günde 2000’den fazla ziyaretçi gelmiş. İstanbul’dan sonra Karadeniz’e oradan Çanakkale, Bursa ve İzmir’e uğrayacak olan Rainbow Warrior’ın bir sonraki durağı da Yunanistan olacak.
Rainbow Warrior deyince tarihçesine de değinmek önemli. Greenpeace’in denizdeki serüveni aslında 1978’de kırık dökük bir balıkçı teknesinin onarılmasıyla başlıyor. Greenpeace’in fikir babası Bob Hunter da, ilk eylemini Rainbow Warrior gemisiyle gerçekleştirmişti. Bu tekne yıllarca nükleer denemeler, balina avcılığı gibi pek çok doğaya karşı işlenen suçları teşhir etmekte kullanıldı. Greenpeace’in ilk Rainbow Warrior gemisi 10 Temmuz 1985 tarihinde Yeni Zelanda’nın Auckland Limanı’nda Fransız gizli servisinin ajanlarınca bombalanarak batırıldı. Saldırı sonucunda Greenpeace’in fotoğrafçısı Fernando Pereira hayatını kaybetti. Ardından ilk geminin yerini Greenpeace’e 22 yıl hizmet edecek olan Rainbow Warrior II aldı. Bu süre boyunca gemi, dünya okyanuslarında yasadışı kereste ticaretini durdurmaktan, nükleer silah denemelerine, aşırı avlanmadan balina avcılığına kadar pek çok çevre suçlarına karşı mücadele etti. Rainbow Warrior II’nin son görevi ise Fukushima açıklarından radyasyon örneği toplamaktı. Gemi 16 Ağustos 2011’de emekliye ayrıldı. Bangladeş sivil toplum kuruluşu Friendship’e devredilen gemi, o tarihten bu yana hastane gemisi olarak kullanılıyor.
İstanbul’da ziyaret ettiğimiz Rainbow Warrior ailesinin üçüncü ferdi. Mümkün olan en çevreci teknolojiyle üretilmiş olan gemi, hava ve deniz şartları elverdiği sürece rüzgar gücüyle çalışıyor. Rainbow Warrior, şartlar elvermediğinde devreye girecek elektrikli bir motora sahip. Motorlardan gelen ısıyla su ve böylece kabinler de ısınıyor. Deniz üzerindeki herhangi bir atığı bertaraf edebilmek için teknede 59 metre küp atık su depolanabiliyor. Ayrıca biyolojik bir arıtma sistemi kirli suyu temizleyip geri dönüştürebiliyor. Eylem botlarının yanında artık bir de helikopter pistine sahip. 24 saat kesintisiz internete sahip gemi bu sayede tanık olduğu çevre suçlarının işlendiği bölgelerden dünya medyasına canlı yayın yapabiliyor.
Rainbow Warrior gemisinin şu anki kaptanı, 1985 yılında bombalanmış olan geminin de kaptanı olan Peter Willcox. Willcox aynı zamanda, geçtiğimiz yıl Rusya’da tüm ekibi gözaltına alınan Arctic Sunrise gemisinin de kaptanıydı.
Sağlık Bakanlığı’na çağrı var
Greenpeace’in yıllardır sürdürdüğü kömüre ve kömürlü termik santrallere karşı yürüttüğü kampanyanın bir parçası olarak, gemi halkın ziyaretine açıldı. Bu sayede hem Greenpeace’in tarihçesi hakkında bilgi sahibi olabiliyor hem de aktivistlerin gemideki hayatına tanıklık edebiliyorsunuz. Rainbow Warrior’ın amacı, kömürlü termik santrallerin yarattığı tehlikelere dikkat çekmek.
İnşa edilmesi planlanan 80 civarında kömürlü termik santralle Türkiye, Avrupa çapında en fazla yeni santral planı ülke konumunda. Projelerin hepsi hayata geçtiğinde Türkiye, küresel ölçekte Çin, Hindistan ve Rusya’nın ardından dünyadaki en ciddi dördüncü kömür tehdidini oluşturuyor. Bugüne kadar kömürün meydana getirdiği olumsuz etkileri pek çok kez kampanyalarının ana konusu haline getiren Greenpeace, bu kez kömürün birebir insan hayatı üzerindeki etkilerine odaklanıyor. Kömürlü termik santralle “sessiz bir katil” gibi.
Stuttgart Üniversitesi tarafından geliştirilen bir model, hava kirliliğinden kaynaklanan ölüm sayısını erken ölümler sebebiyle kaybolan yıl sayısına dönüştürüyor. Greenpeace’in Sessiz Katil raporunda da kullanılan bu modele göre, 2010’da çalışır halde olan 19 kömürlü termik santralden kaynaklanan hava kirliliği nedeniyle 7900 erken ölüm gerçekleşti. Santrallerden kaynaklı hava kirliliğine maruz kalan insanların hayatlarından 79 bin yıl çalınmış oldu. Eğer bu 80 termik santralin hepsi hayata geçerse, 39 bin yaşam yılı daha eksilmiş olacak.
Greenpeace, böylesine ciddi tehlikelere yol açan projelerin planlama, izin ve denetim süreçlerine bundan böyle Sağlık Bakanlığı’nın da dahil olmasını talep ediyor. Amaç, bu kez, Enerji Bakanlığı’nı değil Sağlık Bakanlığı’nı harekete geçirmek. Halk sağlığı adına aynı Çevresel Etki Değerlendirme raporları gibi Sağlık Etki Değerlendirme raporlarıyla özellikle kömürlü termik santrallerin sebep olduğu sağlık sorunlarının tespit edilmesi, sorunların önlenmesi için yaptırımların uygulanması ve bir acil eylem plan oluşturulması gerekiyor. Konuyla ilgili daha detaylı bir almak, kömürden vazgeçip yenilenebilir enerji mümkün demek isterseniz birgunver.org sitesini ziyaret etmeniz önemli.
Rainbow Warrior, 1978’de suya indirildiğinden bu yana çevresel suçlarla mücadelede her zaman ön saflarda oldu. İlk yola çıktığı günkü gibi gemi şiddetsiz, doğrudan eylemin, dünyada milyonlarca insana umut ışığı olmasına öncülük ediyor. Hala Türkiye karasularındayken dünyadaki çevre mücadelelerine en fazla ilham veren gemiye çıkıp Gökkuşağı Savaşçıları ile mutlaka tanışın…
Henüz yeni AB Komisyonu açıklanmamışsa da, sızan döküman ve söylentiler arasında, AB Komisyonu Başkan adayı Jean-Claude Juncker’ın İklim ve Enerji portföylerini tek komiserin elinde birleştirmeye karar verdiği söylentisi de dolaşıyor. Bu haber üzerine Yeşiller, Sosyalistler, Liberaller, ve Muhafazakârlar’dan, Parlamento’nun enerji komisyonunda görev alan 25 AP üyesi, kararın hatalı bir adım olduğunu îkâz eden bir mektup kaleme alıp gönderdiler.
Avrupa Parlemento’sunun enerji komisyonunda görev alan 25 AP üyesi tarafından kararın hatalı bir adım olduğunu îkâz eden mektubun ilk sayfası
İklim genel direktörlüğünün çalışmalarının şimdiye kadar Avrupa’nın iklim değişikliği ile mücadelede başarılı tedbirlerinde çok büyük katkı sağladığını söyleyen AP üyeleri, Avrupa’nın 2015 iklim müzakerelerine doğru elini güçlendirmesi gerektiğinin, ve iklim pörtföyünü kendi başına bir komisere emanet etmemenin ciddiyetsizlik belirtisi olacağının altını çizdiler. İki portföyün birbiriyle alakasına dikkat çeken parlementerler, bu alakanın aynı zamanda çatışma şeklinde de tezahür edebileceğini, bu durumda doğru olanın, tek bir genel direktörlükte kapalı kapılar ardında kararlaştırılması değil, iki farklı komiser arasında müzakere olduğunu ifade ettiler.
Yeşiller de iki komisyonunun birleştirilmemesi konusunda Juncker’a görüş bildiren insiyatife katıldı
AP Yeşiller gurubu, bir ‘tweet’le Juncker’e ağır bir mesaj gönderip iklim ve enerji politikalarında Spice Girls pop gurubundan ilham almaması gerektiğini, gurubun 2 Become 1 şarkısının iddiasının aksine, her iki portföyün de kendi komiserine ihtiyacı olduğunu yazdılar, ve ortayaşlı muhafazakar beyefendi ile şarkıyı paylaştılar.
(Yeşil Gazete, EurActiv.com)
Beşiktaş taraftar grubu ‘Çarşı’nın liderlerinin de aralarında bulunduğu 35 kişi hakkında Gezi olaylarında “hükümeti yıkmaya teşebbüs” ettikleri iddiasıyla dava açıldı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen sanıklar, “silahlı örgüt kurarak Türkiye’de Arap Baharı imajı oluşturarak hükümeti devirmeye çalışmak”la suçlandı.
“Ne Çarşı’ymış be! Hee, böldük ülkeyi”
İddianamenin açıklanmasının ardından Beşiktaş taraftarları ve Fenerbahçe’nin ‘Sol Açık’ grubundan ‘Çarşı’ya destek mesajları geldi.
Hürriyet’teki habere göre, paylaşılan ilk mesajda “Eğer Çarşı bir örgütse ve Cem Yakışkan bu örgütün lideriyse, biz de bu örgütün militanlarıyız” denildi.
Yakışkan’ın paylaştığı Onur Encür’ün mesajında ise Çarşı’nın öncü olduğu sosyal sorumluluk projeleri hatırlatılarak şöyle denildi:
“Cem Yakışkan’ı silahlı örgüte sokmaya çalışan, Deve Erol’u sırf pankart yapıyor diye kitleyi eylemlere sürüklemekle suçlayan, Koray telefonda kız arkadaşıyla TOMA geyiği yaptı diye ‘TOMA’yı ele geçirdiler, hükümeti yıkacaklar’a durumu bağlayan adalet timsali bir savcı… Biz sadece takımımızı ve insanlarımızı sevdik, bu ülkede yaşayan tüm insanları, hepsi buydu… ‘Nükleersiz Türkiye’ dedik, ‘kan bağışı hayat kurtarır’ dedik, Van’da deprem oldu yardıma koşup gittik, LÖSEV yeni binalara başladı, başı biz çektik. Köy okulları dedik, evlatlarımız dedik, en önde yine biz vardık. Soma faciasında otobüsler dolusu arkadaşımız gitti belki bir işe yararız diye. Çocuk işçiler için, çekin pis ellerinizi çocuklarımızın üzerinden dedik. Takipçisi olduk. Bedensel engelli vatandaşlarımız için hâlâ kampanyalarımız, diğer birçok kampanyamız gibi devam etmekte. Hayvan barınakları için yaptıklarımız ortada. Biz bunları Uganda’da yaptık, Türkiye’de silahlı örgütüz… Bi gidin arkadaş ya… Ne Çarşı’ymış be! Hee, böldük ülkeyi, rahat edin hadi şimdi.”
Sol Açık’tan: Faşizme karşı kardeşimsin çArşı
Gezi’ye katıldığı için darbe girişimiyle yargılanacak çArşı’ya bir destek te Fenerbahçe’nin taraftar grubu Sol Açık’tan “Faşizme karşı kardeşimsin çArşı” başlığıyla geldi. Sol Açık grubu “Akıl tutulması yaşamak dedikleri bu olsa gerek. İleri demokrasi şimdi de buradan saldırıyor” dedi.
Cumhuriyet’ten Erk Acarer’in haberine göre, “Akıl tutulması” meselesi için Çarşı’nın abileri “Türkiye isyan etti ihale bize kaldı” sözleriyle açıkladı:
“Bu kitlesel bir hareketti. Çarşı vicdan sahibi bir gruptur. Biz büyük iş yapmadık aslında. Toplum ‘mute’ tuşunda olduğu zamanlarda da biz ‘titreşimdeydik’. Üşüyen çocuklara atkı gönderdiğimiz, haksıza karşı haklının yanında olduğumuz ağaçlara dokunma dediğimiz için zaten yıllarca çıban başı olarak görüldük. Söylemlerimiz sistemi rahatsız etti. Hiçbir demokratik ülkede protestocular darbe girişimiye yargılanmazlar. Kasti yapıyorlar. Esma’ya ağlayıp Berkin’e ağlamayanlardan değiliz. Çifte standarta karşıyız.”
“Savcılık polis fezlekesini alıp iddianame olarak kopyalamış. Ne kamu araçlarına zarar verildi ne de taş atıldı. Sosyal medyayı sıkça kullandıkları söylenenler bu mecraların yanından bile geçmedi. Resimler var, diyorlar. Kayseri’de 2009 yılında çekilen bir fotoğrafı iddianameye koymuşlar. Dosya bizim lehimize çünkü somut delillerimiz var. Türkiye’de savcılık lehte soruşturma yürütmez zaten. Bu olağanüstü bir durum değil. Süreci bekliyoruz.”
İddianameden
Gezi Parkı eylemleri sonrasında yapılan operasyonla gözaltına alınan Çarşı Grubu liderleri Numan Bülent Ergenç, Cem Yakışkan ve Halil İbrahim Erol’un da aralarında bulunduğu isimler tutuklanmış ancak daha sonra yapılan itirazlarla serbest bırakılmıştı. Milliyet gazetesinden Damla Gür’ün haberine göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yaklaşık 1 yıldır devam eden soruşturma geçtiğimiz günlerde tamamlandı ve gönderildiği mahkeme tarafından kabul edildi.
‘Marjinal gruplar’
35 şüphelinin yer aldığı iddianamede 9 polis de müşteki sıfatıyla yer aldı. Şüpheliler arasında taraftarın yakından tanıdığı isimler de var. Çarşı grubunun kurucularından olan “Sarı Cem” lakaplı Cem Yakışkan ile Çarşı’nın pankartlarını hazırlayan “Deve Erol” lakaplı Erol Özdil ile Halil İbrahim Erol da iddianamede şüpheli olarak yer alan isimlerden.
Savcılık hazırlanan 38 sayfalık iddianamede Gezi Parkı eylemlerinin ilk başlarda demokratik tavır koymaya yönelik iyi niyetli gösteriler olduğu ancak kısa süre sonra eylemlerinin amacından saptığı ve “marjinal” grupların eylemlere karıştığı iddia edildi. Eylemlere sonradan katılan bu “marjinal grupların” Taksim’de toplanan insanları hükümete karşı kışkırttığına vurgu yapılan iddianamede, demokratik olmayan yöntemlerle hükümeti düşürmenin amaçlandığı öne sürüldü.
Tribün lideri olan Cem Yakışan ve Numan Bülent Ergeç’in eylemlere katılan Çarşı grubu kitlesini örgütlediği iddia edilen iddianamede eylemleri sırasında Beşiktaş’ta bulunan Başbakanlık Çalışma Ofisi’nin de işgal edilmeye çalışıldığı öne sürüldü.
Arap Baharı atıfı
İddianamede Çarşı grubu üyelerinin yabancı basın mensuplarını olay yerlerine almaları ise savcı tarafından şöyle yorumlandı: “Yabancı basın mensupları tarafından olay yerlerinde elde edilecek görüntüleri dünya medya kuruluşlarına servis yaparak kamuyonda ‘Arap Baharı’ diye adlandırılan bir kısım Ortadoğu ülkelerindeki yönetim değişikliklerini çağrıştırır şekilde imaj oluşturup Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal olarak kurulan hükümetini yasal olmayan yöntemlerle ortadan kaldırmayı amaçladıkları belirlenmiştir.”
Güncelleme (10.09.14): bu yazı hazırlandığından beri, Komisyon’un önerilen terkibi, başkan adayı Jean Claude Juncker’ce açıklandı. İklim ve Enerji portföyleri birleştirilirken, beklendiğinin aksine bu komiserlik İspanya’dan Miguel Arias Cañete‘ye verildi. 1986-1999 yılları arasında AP üyesi olan hukukçu Cañete, 2011-2014 yılları arasında Partido Popular hükümetinde Tarım, Gıda ve Çevre bakanlığı yapmıştı. Slovenya eski başbakanı Alenka Bratusek Enerji Birliğinden Sorumlu Komiser olarak önerildi, ve Cañete Bratusek’in koordinasyonunda çalışacak. Hill, yeni oluşturulan Mâlî İstikrâr, Mâlî Hizmetler, ve Sermaye Pazarları Birliği portföyüyle görevlendirildi, ve bu Britanya’da sıcak karşılandı.
Son şeklini alıp Parlemento’nun sorgulama ve onay sürecine sunulacak Avrupa Komisyonu’nda, İklim ve Enerji komiserlikleri büyük bir ihtimalle birleştirilecek ve bu portföylerin Britanya’dan Jonathan Hill‘e verilmesi bekleniyor.
Britanya Başbakanı Cameron, Lord Jonathan Hill’i Avrupa Komisyonu üyesi olarak teklif ederken, kendisinin iş ve hükümet dünyasını eşit derecede iyi bilen bir isim olduğu, herkesçe saygı gördüğü için seçildiğini, ve Avrupa’da büyüme ve iş sağlayacağını umduğunu söylemişti. Brüksel’deki sanayi çevreleri de, bu sırada, Hill’in adaylığını müspet karşılamıştı.
Lord Jonathan Hill
1985’te, Margaret Tatcher döneminde, politik kariyerine Muhafazakâr Parti’nin araştırma kuruluşu Conservative Research Department’ta başlayan Hill, bundan önce özel bir erkek okulunun ardından Cambridge Üniversitesi’nde tarih okumuş, Rus tarihi üzerine bir doktoraya başlayıp bırakmış, kısa süre barmen olarak ve finans sektöründe çalışmıştı. 1990lar ve 2000ler boyu kariyeri özel sektör ile bazısı hayli etkili danışmanlık ve müsteşarlık görevleri arasında geçen Hill, kariyerinin görünür tek Avrupa portföyü olarak Maastricht Antlaşması müzakerelerinde John Major’ın danışmanları arasında görev almış, bu dönemde parti içindeki Avrupa karşıtlarını ikna etmekte de etkili olmuş, ardından hizmetlerinden dolayı kendisine şövalye ünvanı verilmişti.
Özel sektörde iken, lobi ve iletişim şirketleri, siyasete geri dönüşünden kısa süre önce de kendisi ayrıldıktan bir yıl sonra insan hakları ihlâlleriyle alâkalı haberlere konu olan lobi şirketi Bell Potinger Private’ta görev almıştı. Bell Potinger’in, Sri Lanka ve Özbekistan hükümetleri hesabına Wikipedia sayfalarını yanıltıcı şekilde değiştirmek, arama motoru sonuçlarını optimize etmek, hatta askeri harekatları insani yardım olarak yansıtan konuşmalar hazırlamak dahil şaibeli çalışmalar yaptığı ifşa olmuştu. Hill, hâlâ müşterileri arasında HSBC bankası, Birleşik Arap Emirlikleri, ve hatta büyük bir menfaat çatışması teşkil edecek Avrupa Komisyonu olan Huntsworth lobi şirketinin hissedarlarından. Bu hisselerini göreve başlamadan elinden çıkaracağını açıklıyor.
2010’da ömrü müddetince lord îlân edilen Hill, Lordlar Kamarası’na ve hükümete girdi; Britanya’da bir kabine mensubu olan eğitim bakan yardımcılığı yaptı. Bu görevinden 2012 yılında birkaç sefer istifa etmeye çalıştığı, ama David Cameron istifasını cevapsız bıraktığı için ayrılamadığına dair bir söylenti kimse tarafından doğrulanmıyor. 2013 ve 2014’te, yine kabine mensubu Lancaster Şansölyeliği pozisyonu yanı sıra Lordlar Kamarası Başkanlığı ve muhafazakâr gurubun Lordlar Kamarası’ndaki grup başkanlığını yaptı.
İstemediği ve önce “ben İngiltere’de yaşamayı seviyorum” deyip reddettiği hâlde sonunda Britanya’nın komiser adayı olarak önerilen Lord Hill, hobileri olarak bildirdiği okumak, bahçecilik, ve yürüyüşü bırakıp Ada’dan ayrılmak zorunda kalacağa benziyor. Hill, aslında komiserlik için üçüncü sıradaki aday idi, ama diğer iki isim görevi reddetmişti. Juncker, Britanya’dan kuvvetli bir kadın aday istemiş olsa da Cameron, Juncker’in demokratik bir şekilde seçilmesi ve ardından kendisinin son dakikaya kadar itirazlarına rağmen atanması sürecine garezi olduğu için, Avrupa’da çok tanınmamış biri de olsa, J. Hill’i göndermeyi, ve böylece Avam Meclisi’nden de sandalye kaybedip ara seçime gitmek zorunda kalmamayı tercih etmişe benziyor.
Hill, komiserlik önerisini kabul ederken, Avrupa’yı “daha iyiye doğru, Britanya dahil her yerde Avrupalıların kaygılarına cevap verilmiş bir noktaya getirmek” istediğini söyleyerek, Avrupa entegrasyonuna soğuk yaklaşan iyi bir İngiliz muhafazakârı, ama ayni zamanda bir Avrupalı olduğunu îmâ etmeye çalıştı. AP Başkanı Martin Schultz dahil Brüksel’den gelen birçok ses ilk esnada, Hill’in fazla Avrupa karşıtı olması hasbiyle AP tarafından onaylanmama ihtimâli bile olduğunu söylüyordu. Schultz, daha sonra Hill’i bir Avrupa dostu olarak tanımladı. Yeşiller eş gurup başkanı Philipe Lambert de Yeşiller’in Avrupa’da lobiciliğin tesirini azaltmaya çalıştığı şu günlerde menfaat çatışmaları yaşayabilecek bir ismin ifadesini bir kat daha zorlayarak alacaklarını, sürüyü kurda emanet etmek istemediklerini söyledi. Britanya hükümeti ise bu ihtimâl sorulduğunda, komisyonun ya toptan kabul edilmesi ya da toptan reddedilmesi gerektiği için böyle bir tehlike olmadığını söyleyerek cevap veriyor.
Britanya’da Hill’in kuvvetli bir ekonomi pörtföyüne değil, Enerji ve İklim komiserliğine, üstelik de Avrupa Enerji Birliği planlarından sorumlu komiserliğin astı olarak, tayin edilme ihtimali rahatsızlık yaratıyor. Cameron’un kumarı ve bu olası sonuç, özellikle Avrupa karşıtı UKIP’e (Birleşik Krallıklar Bağımsızlık Partisi) malzeme sağladı.
Avrupa entegrasyonuna sıcak bakan Juncker’in kuvvetli bir Avrupa entegrasyonuna desteği şüphe konusu olan Hill’e önemsediği ekonomi komiserliklerinden birini teslim etmemesi anlaşılabilir. 2015 hayati Paris İklim zirvesi yaklaşırken, İklim ve Enerji portföylerini, bu endüstri dostu, havayolları, bankalar, ve şaibeli hükümetlere lobicilik yapmış isme teslim etme olasılığı ise, kendi içinde manidar.
İklim değişikliğinden sorumlu olacak bu komiser adayı, Şubat ayında Politics Home dergisiyle yaptığı bir mülakatta “uzun vadeli düşünmekte çok başarılı değilim, ne de geriye bakmakta” demişti.
Hindistan ve Pakistan, son 50 yılın en acı sel felaketlerinden birini yaşıyor. Ölü sayısı 375’e yükselirken, selde mahsur kalmış yüzbinlerce insanı kurtarma çalışmaları devam ediyor.
Sel sularının binlerce evi araziyi sular altında bıraktığı Pakistan’da kayıp sayısı 200’e ulaşırken, Hindistan yönetimindeki Keşmir bölgesinde 175 kişi sel sularına kapılarak hayatını kaybetti.
Yollara ve elektrik hattına zarar veren sel suları nedeniyle Keşmir bölgesinde yaşayanlar elektrik ve su sıkıntısı çekiyor. Pencap bölgesi ise selden en çok etkilenen bölge oldu.
BBC muhabiri Andrew North’un aktardığı kadarıyla şu anda yaşanılan en büyük en büyük endişe sel sularının artarak Hindistan sınırını aşması.
Bölgede su altında kalan Srinagar şehri gibi büyük alanlara halen ulaşılamıyor.
İki ülkenin liderinden birbirine destek mesajı
Sınır nedeniyle yıllardır çatışmalı olan Hindistan ve Pakistan’ın cumhurbaşkanları birbirlerine destek mesajları gönderdi. Geçtiğimiz haftasonu Pakistanlı mevkidaşı Nawaz Şerif’e bir mektup yana Hindistan Cumhurbaşkanı Narendra Modi, kendi ülkesinin de mağdur olduğu sel felaketinde, sınırın öte yanı için yardıma hazır olduklarını belirtti. Şerif bu mektuba kendilerinin de desteğe hazır oldukları cevabını verdi. Bölgeden haber aktaran muhabirler, dünyanın en militerleşmiş bu bölgesinde yardım teklifinin iki cumhurbaşkanı tarafından da kabul edilmeyeceğini ifade ediyor.