Ana Sayfa Blog Sayfa 3886

ABD’den Çarşı açıklaması

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Marie Harf, Gezi Parkı eylemleri sırasında ‘hükümeti yıkmaya teşebbüs’ ettikleri iddiasıyla haklarında darbe soruşturması 26 Çarşıbaşlatılan taraftar grubu Çarşı’yla ilgili açıklamalarda bulundu.

ABD’li sözcü Harf, günlük basın toplantısında, Beşiktaş’ın ünlü taraftar grubu Çarşı üyelerinin “darbe planı yaptıkları iddiasıyla yargılanmaları” hakkında ne düşündüğü yönündeki bir soruya şöyle yanıt verdi:

“Bu haberleri gördüm. barışçıl protesto hakkı dahil ifade ve toplanma özgürlüğünü Türkiye ve tüm dünyada destekliyoruz. Türkiye’nin bu temel özgürlükleri sağlamasını bekliyoruz. Bu konuda daha fazla yorum yapmayacağım.”

Güreşte 40 yıl sonra takım halinde üçüncülük

0

DÜNYA Güreş Şampiyonası’nda, Serbest Güreş Milli Takımı dünya üçüncüsü oldu. Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te organize edilen şampiyonayı 1 altın, 1 gümüş ve 2 bronz olmak üzere 4 madalyayla tamamlayan milliler, 41 puan toplayarak, 40 yıl aradan sonra takım sıralamasında üçüncülüğü elde etti. Milli takımın kazandığı üçüncülük kupasını, teknik direktör Necmi Gençalp kaldırdı.

25 güreş

 

Serbest Güreş Milli Takımı’nda, 125 kiloda Taha Akgül altın, 70 kiloda Yakup Gör gümüş, 86 kiloda Selim Yaşar ve 97 kiloda Şamil Erdoğan ise bronz madalya kazanmıştı. Dünya Güreş Şampiyonası’nda 62 puan toplayan Rusya ilk sırada yer aldı. İran ise 45 puanla ikinci sırayı aldı.

 

İklim aktivistleri Ken Ward ve Jay O’Hara’yı ABD’de Savcı Sam Sutter savundu

The Nation‘da Wen Stephenson imzası ile çıkan makaleyi Yeşil Gazete ekibinden Alidost Numan‘ın yaptığı kısaltılmış Türkçesi ile sunuyoruz

* * *

ABD’nin Massachusetts eyaletinde Pazartesi günü iklim aktivistleri Ken Ward ve Jay O’Hara‘ya karşı tüm suçlamalar duruşma esnasında geri çekildi.

Ward ve O'Hara, teknelerinde. Yazı: "Kömür Aptallıktır"
Ward ve O’Hara, teknelerinde. Yazı: “Kömür Aptallıktır”

Aktivistler,  geçtiğimiz yaz Brayton Point termik santraline kömür taşıyan bir yük gemisini ablukaya alma eylemleri üzerine yargılanıyorlardı. Ward ve O’Hara, bu eylemlerinde şiddetsizlik ve doğa felsefesinin önemli isimi Thorau’yu anarak Henry David T. adını verdikleri küçük bir istakoz teknesi kullanmışlardı.

Savunmalarında “meşru müdafaa” savını ülkede iklim değişikliğiyle alkalı bir sivil itaatsizlik eylemi için kullanan ilk eylemciler, yaptıklarının kamu sağlığı ve güvenliği adına haklı ve meşru olduğunu savundular. Dünyanın önde gelen iklim bilimcisi James Hansen ve 350.org kurucusu Bill McKibben çağırdıkları bilirkişiler arasındaydı.

Duruşma günü, il başsavcısı Sam Sutter, suçlamaları geri almakla kalmadı (ki suçlu bulunsalardı yıllarca hapis yatabilirlerdi), mahkeme binasından çıkıp dışarıda Ken ve Jay’i desteklemek için toplanmış yüzlerce kişiye ve gazetecilere şu konuşmayı yaptı:

Bölge Baş Savcısı Sam Sutter'ın açıklaması
Bölge Baş Savcısı Sam Sutter’ın açıklaması

“Başsavcı yardımcısı Robert Kidd ile benim bugün vardığımız karar, tabii ki Somerset vergi mükelleflerine yüklenen maliyeti gözönünde bulundurdu, ama bu, onların ve Bristol İlçesi ve ötesinin çocukları için olan kaygımız düşünülerek verilmiş bir karardır.

İklim değişikliği, gezegenin tarihi boyunca karşı karşıya kaldığı en ağır krizlerden biri. Benim mütavazı fikrimce, konu üzerine siyasi irade fazlasıyla eksik. İki tarafı da memnun edecek bir anlaşmaya varabildiğimiz, bunun hem polisi, hem burada toplanan sempatizanları tatmin edebilir göründüğü için sevinçliyim.

Aynı zamanda Bristol İlçesi Savcılığı olarak bu konuda öncülük etme irademizi yansıtan bir anlaşmaya varabildiğimiz için son derece mutluyum.”

Bu sırada, alkış ve neşe debdebesi arasında birisi  “Ülke çapında bir örnek olacak mısınız?” diye sordu.

Savcı şöyle cevap verdi:

“Yani, ben iki hafta sonra kesinlikle New York’ta olacağım” 21 Eylül iklim yürüyüşüne gönderme yapıyordu; “Bu iyi bir cevap mı?!” Ardından “Bill McKibben’ın Rolling Stone’daki makalesini yanımda taşıyorum” diyerek dergiyi çıkarıp makaleyi havaya kaldırdı.

Sam Sutter McKibben'in iklim değişikliği makalesini gösteriyor.
Sam Sutter McKibben’in iklim değişikliği makalesini gösteriyor.

Tamam, Belki siyasete atılacağa benziyor. Yine de, bir muhabir bunun ardından bu tür yasayı çiğneyen eylemleri tasvip edip etmediğini sorunca, “hayır, mesaj o değil…” dedi ve ekledi

“verdiğim mesaj bunun bir sivil itaatsizlik eylemi olduğu, bir anlaşmaya varmamız gerektiği. Şahıslara karşı iddianame getirilmiş olmasını sorgulamıyorum,  ama doğru tavrı benimsedik ve konu bir kabahate indirildi.”

Muhabirin insanlar sizin için tankerleri ablukaya almayı destekliyor derse ne cevap verirsiniz sorusu üzerine, Savcı Sutter, “Bu dava dava, vaka vaka bakılacak birşey” dedi. “Duruşumu çok net açıkladığıma inanıyorum. Bu, gezegenin yüzyüze kaldığı en ağır krizlerden biri. Kanıtlar son derece ağır basıyor, ve daha da kötüye gidiyor. Bunun için, bugün bir tavır aldık.”

 (Wen Stephenson‘un The Nation‘daki yazısından kısaltılarak Alidost Numan tarafından çevirilmiştir)

 

(Yeşil Gazete, The Nation)

 

Avrupa Komisyonu’nun yeni başkanı Juncker’dan genişlemeye buz kovası mı?

Avrupa Komisyonu başkanlığına seçilen Jean-Claude Juncker, Komisyon üye adaylarını belirledi, görev dağılımı teklifini bugünlerde açıklaması bekleniyor. Juncker’in ekibinin hazırladığı ve EurActiv’in ulaştığı 2 Eylül tarihli bir şema taslağında, her bir Komisyon üyesine verilecek dosyalar yer alıyor. Henüz kesinleşmemiş taslakta,  ‘genişleme’ dosyası bulunmuyor. Onun yerine Avusturya’dan Johannes Hahn’ın sorumlu olduğu bir ‘komşuluk’ dosyası getirilmiş durumda.

Ajanslara yansıyan diğer bir habere göre ise, gelen tepkileri azaltmak için Juncker’in genişleme dosyasını AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini‘ye verebileceği belirtiliyor. Ancak bu durumda, Mogherini’nin yoğun gündemi sebebiyle genişleme konusuna şahsen dahil olması beklenmiyor. Bir diğer ihtimal ise Juncker’in, baskılar karşısında iki ayrı makamı birleştirerek genişlemeden sorumlu yeni bir makam oluşturması.

1622789_10151964119667636_1950194683_n

Şu anda Türkiye, Makedonya, Sırbistan, Karadağ ve Arnavutluk’un AB’ye adaylık statüsü bulunuyor. Bunlar arasında Türkiye’nin dışında Karadağ ve Sırbistan da müzakere yürütüyor. Ayrıca, AB bu sene içinde Ukrayna ve Gürcistan’la ortaklık anlaşmaları imzalamış vaziyette, İskoçya’nın bağımsızlığı ve üyelik müzakereleri ihtimal dahilinde, AB’ye resmen adaylığı devam eden  İzlanda’da ise mevcut hükümet, üyelikten vazgeçti.

Juncker, daha önce AP’de yaptığı konuşmasında önümüzdeki beş yıl boyunca AB’ye yeni üye katılmasının beklenmediğini, ancak mevcut aday ülkelerle müzakerelerin devam edeceğini söylemişti.

Kulislerde Juncker’in gerçekten de genişlemeden sorumlu bir komiser tayin etmeyebileceği konuşulurken, ilk tepkilerden biri AB siyasetinin önde gelen isimlerinden İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt‘ten geldi. Bildt, bunun çok kötü bir mesaj olduğunu ve sorumluluktan kaçmak olacağını söyledi.

EurActiv’in ulaştığı taslağın tam listesi şöyle:

Başkan Jean-Claude Juncker (Lüksemburg)

– Bütçe ve Mali Kontrol’den sorumlu Başkan Yardımcısı Elzbieta Bienkowska (Polonya)
– Büyüme, Ekonomik ve Parasal Birlik, Avrupa Sömestrı ve Sosyal Diyalog’dan sorumlu Başkan Yardımcısı Andrus Ansip (Estonya)
– Enerji Birliği’nden sorumlu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis (Letonya)
– Dijital ve İnovasyon’dan sorumlu Başkan Yardımcısı Alenka Bratusek (Slovenya)
– İyileştirilmiş düzenlemelerden sorumlu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans (Hollanda)
– AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini (İtalya)

– Adalet ve hileyle mücadeleden sorumlu üye Cecilia Malmström (İsveç)
– Gümrükten sorumlu üye Tibor Navracsics (Macaristan)
– Göç, haklar ve içişlerinden sorumlu üye Dimitris Avramopoulos (Yunanistan)
– Bölgesel politikalardan sorumlu üye Neven Mimica (Hırvatistan)
– Bütçe ve yolsuzlukla mücadeleden sorumlu üye Kristalina Georgieva (Bulgaristan)
– Tarımdan sorumlu üye Phil Hogan (İrlanda)
– Balıkçılıktan sorumlu üye Karmenu Vela (Malta)
– Ticaretten sorumlu üye Günther Oettinger (Almanya)
– Rekabetten sorumlu üye Pierre Moscovici (Fransa)
– Ekonomik ve parasal işlerden sorumlu üye Jyrki Katainen (Finlandiya)
– Çevreden sorumlu üye Margrethe Vestager (Danimarka)
– İstihdam ve sosyal işlerden sorumlu üye Carlos Moedas (Portekiz)
– Enerji ve iklim değişikliğinden sorumlu üye Jonathan Hill (İngiltere)
– Araştırma ve inovasyondan sorumlu üye Miguel Arias Canete (İspanya)
– Ulaştırma ve uzaydan sorumlu üye Vera Jourova (Çek Cumhuriyeti)
– İnternet ve kültürden sorumlu üye Hristos Stilianidis (Kıbrıs)
– İnsani yardımlardan sorumlu üye Corina Cretu (Romanya)
– Beceriler, gençlik ve çok dillilikten sorumlu üye Marienne Thyssen (Thyssen’nin adaylığı henüz kesinleşmedi) (Belçika)
– Kalkınmadan sorumlu üye Maros Sefcovic (Slovakya)
– Komşuluktan sorumlu üye Johannes Hahn (Avusturya)
– Sağlık ve gıda güvenliğinden sorumlu üye Vytenis Andriukaitis (Litvanya)

 

(EurActiv.com, Ajanslar, Yeşil Gazete)

Dünya Meteoroloji Örgütü: İklim değişikliğinin önüne geçmek için vakit dar

Dünya Meteoroloji Örgütü, iklim değişikliği ile mücadelede vaktimizin daraldığını açıkladı.

19 iklimYıllık raporunda atmosferdeki karbondioksit oranlarının, sanayileşme öncesi seviyenin %40 üstüne çıktığını açıklayan BM kurumu, son 30 senenin en büyük sera gazı artışınu 2012-2013 yıllarında gördüğümüzü belirterek sadece karbondioksit oranı değil, karbondioksit salma hızımızın da arttığını kaydetti.

Açıklama, dünyanın sadece ısınmakta olmadığını, ayni zamanda ısınmanın oranının gittikçe arttığını vurguladı.

Dünya Meteoroloji Örgütü, iklim değişikliğinin insan faaliyetlerinin sera gazları salmasından dolayı olduğunun bilimsel bir gerçek olduğunu, ayrıca tesirinin arasında daha güçlü hava olayları olduğunu tekrarladı. Örgüt adına konuşan genel sekreteri Michel Jarraud, bu durumun küresel bir iklim anlaşması gereğini vurgulamakta olduğunu söylüyor.

(Ajanslar, Yeşil Gazete)

Barış Gemisi İstanbul’daydı

9 Temmuz 2014 tarihinde Yokohama’dan 84.turu için yola çıkan ve 1983 yılı itibariyle “Nükleer tehditler, savaş ve şiddetten arındırılmış bir dünya için” denizaşırı yolculuklar yaparak bu sayede farklı farklı ülkelere barış mesajlarını  ileten  Japonya menşeili “Peace Boat- Barış Gemisi” son turunda İstanbul Karaköy’de demirledi.

 

 

17 peace boat

Gemide bulunan 2 aktivist, Birleşik Kıbrıs Platformundan Barış Gemisi temsilcisi Koustantinos Kalomvokidis , İstanbul Kıbrıslılar Bilim Eğitim Sağlık ve Dayanışma Derneği (KIBES) , Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu üyeleri ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi temsilcilerinden oluşan bir grup  Beyoğlu Cezayir toplantı salonunda ortak basın toplantısı düzenledi.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu tarafından okunan basın açıklamasında toplantının aslında bir barış buluşması olduğu belirtilerek  Japonya’daki barış güçleriyle dayanışma içerisinde olunduğu ifade edildi.

Basın açıklamasıyla Ukrayna’daki savaşın  son bulması gerektiğine vurgu yapılırken Ukrayna’ya yapılan uluslararası müdahalelere de son verilmesi gerektiğinin altı çizildi. Aynı şekilde israil’in Gazze’ye yönelik saldırıları kınandı ve Filistin’in başkenti Kudüs olan bağımsız ve demokratik bir devlet  olması gerektiği söylendi.

‘Ezidi ve Kürt halkıyla dayanışma içindeyiz’

IŞİD ve Suriye devletinin terörüne karşı, Suriye ve Irak halklarıyla, Êzidî ve Kürt halkıyla dayanışma içinde olunduğu belirtildi.

‘Kıbrıs barış köprüsü olmalı’

Kıbrıs halkının kendi geleceğini kendisinin tayin etmesi , Kıbrıs’ın işgalden, üslerden, silahlardan arındırılarak, Doğu Akdeniz ile Avrupa arasında barış köprüsü olan bir ada haline gelmesi gerektiği beyan edildi.

Barış Gemisi ,toplantı sonrasında demirlemiş olduğu Karaköy -Salıpazarı’ndan  9 Eylül akşam saatlerinde ayrılarak Karadeniz’e açıldı. Geminin güzergahı sırasıyla Bulgaristan , Romanya , Sochi ve Ukrayna. . 2014 Kış olimpiyatlarının Çerkesler açısından yapılmasının  tartışma yarattığı şehir Sochi’de barış mesajını  duyurmayı planlayan Barış Gemisi  aynı şekilde günümüzde  maalesef  barışçı günler yaşamayan Ukrayna’yı da ziyaret  edecek . Barış Gemisi’nin 21 Ekim’de  Japonya/Yokohama’ya geri dönmesi planlanıyor.

(Yeşil Gazete)

İklim aktivistleri “haklı” bulundu

Mayıs 2013’de beyaz bir balıkçı teknesi ile ABD’nin Massachusetts eyaletinde bulunan Brayton Point kömür santraline 40 bin ton kömür taşıyan geminin önünü kesen ve santrale girişini engelleyen Ken Ward ve Jay O’Hara adlı iki aktivist yaptıkları bu eylem ile tutuklanmış ve yargılama süreci başlamıştı. Hafta başındaki son duruşmada Bölge Savcısı Samuel Sutter aktivistler hakkındaki tüm suçlamaları düşürdü.

coal
Ken Ward (soldaki) ve Jay O’Hara 2013’deki eylemde kullandıkları tekneleriyle. Fotoğraf: BEN THOMPSON

Kömür şirketinin sera gazı salımlarını durdurmak ve kapatılmasını sağlamak amacıyla eylemlerini gerçekleştiren; düzeni bozmak, güvenli olmayan bir eylem gerçekleştirmek, gemiler için tehlike yaratmak gibi suçlamalarla 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan aktivistler haklarındaki hiçbir suçlamadan ceza almazken sadece yerel idareye toplam 4000 Dolar vermeleri kararlaştırıldı.

Aktivistler  büyük felaketlerin önlenmesi amacıyla yapılan “haklı savunma”dan yargılanmalarını talep ettiler ve büyük bir felaket olan iklim değişikliğini önleyebilmek için bu eylemi gerçekleştirdiklerini belirttiler. Aktivistler, NASA iklim bilimcisi Jim Hansen ve 350.org kurucularından Bill McKibben’ı savunmada tanık olarak göstermeyi planlıyorlardı. Amerika tarihinde ilk defa “iklim için haklı savunma” kabul edildi ve aktivistler haklı bulundu.

Basın açıklamasını elinde Bill McKibben’ın 2 yıl önce Rolling Stones dergisinde yayınladığı iklim değişikliği manifestosu ile gerçekleştiren Savcı “Bu iki aktivistin iklim krizi noktasında olduğumuz konusunda haklı olduklarını düşünüyorum. İklim değişikliği günümüzün en ağır krizlerinden biridir. Benim mütevazi görüşüme göre politikacılar bu konuda fena halde eksik kalıyorlar“ şeklinde açıklama yaptı.

Eylül 21’de New York’da büyük bir iklim yürüyüşü düzenleyen kuruluşların başında gelen 350.org kurucularından Bill McKibben kararı “dikkate değer” olarak nitelendirirken Savcı 21 Eylül yürüyüşüne katılacağını belirtti.

(Boston Globe, Yeşil Gazete)

 

Kömürün izinde (1) – Soma Holding’in yeni adresi: Yeni Çeltek

Bir şeker pancarı neleri etkileyebilir, hikayesi hangi hikayelerle birleşebilir? Bir şeker pancarı fabrikası düşünün ki, yıllar önce enerji ihtiyacı önce bir madene, ardından bir termik santrale neden olmuş, sonra etrafında koca bir ilçe kurulmuş.. Bugünlerde ise hikayede tarımın yerine artık madencilik geçmiş; bir ucu Soma maden faciasının müsebbibi Gürmin Holding’in madenine, diğer ucu yine aynı holdingin yapmak istediği koca bir termik santrale dayanan, içinde yıllarını madene vermişlerin, büyük grizu patlamalarının, 1980 darbesi nedeniyle sonu zulümle biten bir direnişin olduğu uzun bir hikaye bu. Hikayenin geçtiği yer: Amasya. Dilimiz döndüğünde teker teker anlatacağız.

unnamed
Yeni Çeltek kömür madeni

Maden bölgelerinin dinamiklerini ve madencilerin hayatını aktardığımız yazı dizisinin ikinci bölümü için, fotoğrafçı Gençer Yurttaş’la Merzifon’dayız. Geçmişi 7 bin yılı bulan Amasya’ya bağlı bu ilçe, yüzyıllar boyunca Firgler, Kimmerler, Pontuslara ev sahipliği yaptı. Soykırım öncesi Ermeni nüfusunun yoğun olduğu bu ilçe, Karadeniz ve İç Anadolu’nun bağlantı noktası olması dolayısıyla her zaman önemli bir ticaret ve kültür merkezi olmuş. Son yıllarda Anadolu’nun baştan başa TOKİ’leşme sürecinden nasibini alsa da, bir kısmı korunabilmiş geleneksel mimari örnekleri ilçenin kadim geçmişini fısıldıyor. Merzifon, aynı zamanda komşusu Suluova ilçesiyle beraber, bölgenin yeraltı kömür rezervlerinin çıkarılması görevini üstlenmesi açısından da önemli bir yer teşkil ediyor.

1930’lu yıllarda Eski Çeltek madeni açıldığında, maden bölgesinin başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktı. Soğan, şeker pancarı ve buğday açısından Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri olan bu bölgede, 1955 yılında Suluova Şeker Pancarı Fabrikası’nın kurulması yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Fabrikada üretim için gerekli olan enerjinin sağlanabilmesi için önce Yeni Çeltek kömür madeni, ardından fabrikanın içine kömürlü bir termik santral kuruldu.

68 madencinin kaybı hala taze

Yerin bin metre kadar altına inen Yeni Çeltek maden işletmesi, kurulduğu 1955 yılından bugüne bölgenin enerji ihtiyacını sağlamış sağlamasına ama onlarca işçiye de mezar olmuş. Grizu patlaması bol olan bu madende yaşanan son büyük kaza, halen akıllarda: 1990 yılındaki büyük grizu patlamasında Yeni Çeltek madeninde çalışan 68 işçi hayatını kaybetti. Şimdi isimleri, madene en fazla işçi gönderen köylerden biri olan Kayadüzü Köyü’nün tepesine inşa edilmiş ‘Maden Şehitleri Anıtını’nda yan yana duruyor.

Kayadüzü Köyü'nün tepesindeki bu anıtın önünde her sene 68 işçinin ölüm yıldönümü töreni düzenleniyor
Kayadüzü Köyü’nün tepesindeki bu anıtın önünde her sene 68 işçinin ölüm yıldönümü töreni düzenleniyor

Hal böyle olunca Kayadüzü köyünde kimle konuşsanız ya maden emeklisi, ya ailesinde madenci var; ya bir aile üyesini madende kaybetmiş, ya da ‘en hafifinden’ kolu, bacağı kırılmış. Eskiden neredeyse herkesin işçi olduğu madene şimdilerde sadece dokuz gencini gönderiyor köylüler. Gençler ya büyükşehirlere ya da Almanya’ya göçmüş; kalanlar da daha güvenceli işlerin peşine düşmüş. Merzifon’un Alevi köylerinden biri olan Kayadüzü’ne gittiğimiz saatlerde tüm işçiler madende çalışıyordu. Biz de önce köyün ‘ihtiyar heyeti’yle madenin geçmişini konuştuk.

_MG_7347

“Sendika Başkanı işçiye ne verirse o”

70’lerin sonunda girip 80’lerin ortasına kadar çalışan bu madenci emeklilerinin geçmişe dair anımsadıkları en büyük farklılık çalışma koşulları: “Bizim şartlarımız zordu. Kazmayla kürekle çalııyorduk. Şimdi hep düğmeyle, mekanize çalışılıyor. Biz hep yürüye yürüye gittik çalışmaya. Şimdi servisle gidip geliyorlar.”

Analaşıldığı kadarıyla değişmeyen şeyler de var, mesela sendikaların işçiye reva gördüğü muamele: “Milleti 5 kuruşa çalıştırıyorlardı. Sendika başkanı iyi cüret alıyordu, işçiye de ne verirse de o..”

Günde bin sekiz yüz ton kömürün çıkarıldığı Yeni Çeltek madeni kurulmadan önce geçimin nasıl sağlandığını hatırlayan var mı peki? “Çiftçilik, hayvancılıkla geçinirdi eskiler. Şimdi hiç hayvan kalmadı. Ekonomik şartlar onu da bitirdi. Burada yaşayanların çoğu Almanya’ya gitti. 200 hanemiz vardır oralarda.”

Hüseyin Erzurum
Hüseyin Erzurum

Oralara giden madencilerin belki de en eskisi ise Hüseyin Erzurum. 1950’de, 17 yaşındayken Eski Çeltek’te çalışmaya başlayan Erzurum, 2 senelik askerliğin ardından 1954’te Yeni Çeltek’te devam etmiş. 1930’larda madene inmek isteyen çıkmayınca devlet politikası olarak uygulanan zorunlu madenciliği de hatırlıyor, 1944’te Nazi zulmünden kaçarak madenlere çalışmaya gelen Yahudileri de.. 50’lerin sonunda Almanya’ya göçen Erzurum, 30 yıl boyunca pek çok madende çalışmış.

Emekli maaşlarımızı sorsana sen!

Maden işçiliği, ölüm riskini sürekli sırtında taşımasının yanında uzun sürede de bedene büyük zararlar veren bir meslek. 15 yılın ardından yıpranma payıyla erken emekli olan maden işçilerinin sağlığı nasıl peki? “Akciğer sorunu var tabii” diyor biri, “12 senedir akşamları solunum cihazı takıp uyuyorum. Bu hastalığı anamdan doğarken mi aldım? Kimse de doğru düzgün bakmadı. Uyku bozukluğu var dediler. Nefesim kesilince o devreye giriyor. Ciğerin zaten hayrı kalmamış. Herkesin ayrı sağlık derdi vardır. Ben tesadüfen doktora gittim de öğrendim. Kimse doktora gitmedi ki bilsin.” Ve o sırada yoldan geçen bir maden emeklisi giriyor lafa: “Emekli maaşlarımızı sorsana sen! Ayda bin 100 lira alıyorum. 1959’da girdim, 1985 ‘de ayrıldım. Yıllarımı verdim, ne akciğer kaldı, ne karaciğer.. Aldığım maaş bu. Bir de bankadan kredi mi çektin, öldün… Çekmeyen yok ki burada. Maaşın eline geçmiyor. O maaştan alacağım anca 300 lira. Kızım hoş geldin sefa geldin de, derdimizi deştin.”

_MG_7647

Soma Holding’in ihale sürecini duyan yok

Yeni Çeltek madeni, 2013 yılının başında, Soma’da 301 madencinin ölümüne neden olan Soma Holding tarafından satın alındı. Kapasite arttırma çalışmalarının yapıldığı, mekanizeye uygun hale getirileceği söylenen maden, facianın ardından sessizliğe gömülmüş durumda. Gürmin Holding’den önce de çalışan 280 madenci çalışıp maaşlarını almaya devam etse de, madende işler ‘rölantide’. Yeni Çeltek’te çalışan Kayadüzü köylü dokuz işçiden ikisi, amcaoğulları Besim Şahin ve Yusuf Şahin, Soma’nın madene geliş sürecini şöyle anlatıyor: “Maden hisselerinin yarısı Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu’na, bir kısmı Amasya Şeker Pancarı A.Ş.’ye, bir kısmı da Amasya, Merzifon ve Suluova Belediyelerine aitti. İhale sürecini hiç duymadık, 39 yıllığına rödovansla kiraya verdiler. Bizden saklı oldu.” Dediklerine göre tek kârları, Soma Holding’in madeni, tümü sendikalı olan işçileriyle devralması olmuş; böylece sendikal hakları ellerinde kalmış.

Besim Şahin ve Yusuf Şahin
Besim Şahin ve Yusuf Şahin

Yeni Çeltek’te, Türkiye Maden İş sendikası örgütlü. Yani Soma faciasının yaşandığı madende de örgütlü olan sendika. Ve işçilerin bahsettiği sendikal hak ta maalesef sadece ‘görece’ yeni bir yüksek maaştan ve yılda dört ton kömürden ibaret. Soma Holding Yeni Çeltek’e geldiğinde, sendikalı işçilere isterlerse tazminat hakkıyla işten çıkabileceklerini, istedikleri zaman da geri dönebileceklerini söylemiş. Birkaçı da öyle yapmış, kredi borçlarını ödemek için tazminatı alıp işten çıkmış, geri döndüğünde de tüm sendikal haklarını kaybetmiş olarak, aldığı maaşın yarısından azına çalışmaya başlamış. Holding madene geldiğinde 13 işçiyi gerekçesiz işten çıkarmak istemiş; “Burada büyük grevlerden sonra başlamış bir dyaanışma var” diye anlatıyor Besim Şahin, “Biz hemen 16.00-24.00 vardiyası olarak işe gitmedik, grev yaptık. Arkadaşlarımızı da atamadılar. Bu işten çıkarmanın Sendika başkanının bilgisi dahilinde yapıldığını öğrendik. Biz grev yapalım diyince ‘yapmayalım’ dedi sendika başkanı. “

90’ların ortasında madene giren işçiler, Türkiye Maden İş Sendikasını, işçiyi temsil etmemesi nedeniyle eleştiririyor. Üç dönemdir başında bulunan Gülahmet Gül’ü “kendi payına çalışan hükümet yanlısı bir adam” olarak tanımlıyorlar. Bu iddiaların aslını Türkiye Maden iş Merzifon şube başkanı sendika başkanı Gülahmet Gül ve başkan yardımcısı Hakan Çatal’dan öğrenmek isterdik; fakat bizimle görüşmeyi kabul etmediler.

Madencilikten başka seçenek yok

Marzifon ve Suluova civarında toplam beş maden bulunuyor. Eski Çeltek ve Yeni Çeltek dışında, Polat, Beşler ve Atakol madenleri de üretime devam ediyor. Yusuf Şahin’in aktardığı kadarıyla kendi çalıştıkları maden diğerlerine göre daha donanımlı ve daha modern. Yine de denetimde sorunlar var: “Emniyeti hafife alıyorlar bizce. İlk geldikleri dönem gibi değil. Soma faciasında da hafife almalarının bedelini gördük.”

İki işçi de, baba mesleği olan madencilikten başka seçimleri olmadığını söylüyor. Yer üstünde çalışan Yusuf Şahin, “maddiyat yüzünden ya da kapasite meselesi, başka birşey olamadık” diyor; “Bizim jenerasyon böyle. Bizimkiler çalışmak için dışarıya göndermemiş. Tarım yapacak arazi yok, hayvancılık zaten bitti.”

unnamed (2)
Kayadüzü Köyü’nün emekli madencileri köy kahvesinde

Besim Şahin ise iki sene İstanbul’da çalıştıktan sonra köyde yaşamak istediğine karar vermiş. Aklında maden çalışmak hiç olmamasına rağmen kendini madende bulanlarda. İşini seviyor, sevmeden işinden zevk alamayacağını söylüyor. Peki oğlu madenci olsun ister mi? “İstemem. Çünkü orada her an ölüm riski var. Büyük bir kazadan kurtulma şansın çok nadir.” Kendisi iş kazası geçirmiş, yanında göçük altında kalanı da kurtarmış: “Bir gün arkadaşımla çalışıyoruz. Hafif dar bir yer vardı. zinciri takıp geri gelecekti. Gidince üstüne göçtü. Sesi geliyor, “kurtar beni!” diye bağırıyor. İster istemez etkileniyorsun. Kurtardık ama o çığlık çığlığa sesini unutamadım.”

Haber: Gözde Kazaz
Fotoğraf: Gençer Yurttaş 

Yarın: 1980 darbesinin zulmüne uğrayan Yeniçeltek direnişini, o direnişin içindeki madencilerden Mehmet Şahin anlatıyor.

Çarşı darbe yapacakmış – Hayko Bağdat

Gezi olaylarının tavan yaptığı günlerdi.

AKP ilk kez böylesi bir toplumsal olayla sınanıyordu ve ne yapacağını tam kestiremez haldeydi.

Erdoğan Afrika gezisine çıkmıştı. Partinin üst düzey yetkililerinden bazıları eyleme katılan kesimler ile dialog kurmanın yollarını arıyordu.

Başbakan yurda dönmeden önce iki önemli toplantı yapıldı. Bunlardan biri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile gerçekleştirildi.

Diğeri ise dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile İstanbul’da, Hakimler Evi’nde organize edildi.
Sadullah Bey ile yapılan toplantıya ben de katıldım.

Başta polis şiddeti olmak üzere meseleyi bu boyuta taşıyan tüm detaylar Bakan’a anlatıldı.

Abdullah Gül ve Bülent Arınç aynı dönemlerde dialog çağrısında bulunan demeçler verdiler.

Parti içinde sağduyu sahibi kesimler Erdoğan’ın dönüşünde sulh ve dialog ile meselenin çözülmesi için büyük bir çaba sarfediyordu.

Başbakanın gezisine katılan bir meslektaşımız uçakta Erdoğan ile konuyu görüşerek dönüşünde Gezi olaylarına katılan kesimler ile bir toplantı yapılması gerektiğini kendisine aktardı.

Başbakan uygun buldu.

O esnada İstanbul’da Vali’nin, MİT’in, Jandarma Komutanı’nın, Emniyet Müdürü’nün katılımıyla bir güvenlik toplantısı gerçekleştirildi.

Eylemcilerle dialog kurulması, barikatların kaldırılmasının gönüllü olarak sağlanması, eylemin Gezi parkı içine çekilmesi kararlaştırıldı.

Başbakan ile yapılacak toplantıya katılacak isimlerin belirlenmesi icin arayışlar da başlamıs oldu.

Toplantının yapılacağı haberini ilk Bülent Arınç verdi.

O konuşmasında Çarşı’ya olan sempatisinden de bahsederek kendileriyle ayrıca görüşmek istediğini belirtti.

İlgili arkadaşlar Başbakan ile yapılacak toplantıya Çarşı’nın da katılması gerektiğini düşündüler.

İletişim kurmak için benden yardımcı olmamı istediler.

Daha önce Sadullah Bey’in toplantısına da katılan Emrah Serbes ile konuştum.

Beraberce Besiktaş’ın yolunu tutup Cem Yakışkan ve arkadaşlarının yanına gittik.

Toplantı talebini kendilerine aktardık.

Cem Abi “biz bu olayların merkezinde ve temsiliyetinde degiliz ki. Bizler semtimizi ve gençlerin can güvenliğini korumaya çalışıyoruz. Ayrıca eylemlerde bankaların, mağazaların zarar görmemesi için elimizden geleni yapıyoruz. Gençler hakarete uğradıkları için çok öfkeli ve kimse zarar görmesin diye sorumluluk almak gerekiyor. Toplantıya konunun muhatapları katılmalı. Taksim Dayanışma katılmalı. Umarım sağlıklı sonuçlar alınır. Biz de üzerimize ne düşerse yaparız” diyerek nezaketle bu talebi reddetti.

Toplantıdan bir gün önce, AKP kurmaylarının tüm çabalarına ve güvenlik toplantısının kararlarına rağmen Erdoğan müdahale emrini verdi.

Masada eylemlerin bitmesi için müzakere eden bir pozisyona düşmemek için tüm öfkesiyle ve müdahaleyi bizzat yöneterek polisi gençlerin üzerine saldırttı.

O müdahalede bir gencin gözüne plastik mermi isabet etti ve gözünü kaybetti.

Başbakan ile yapılacak toplantıya ben bu sebeple katılmadım. Sonrası malum.

Göstermelik davetler, Hülya Avşarlar, Necati Şaşmazlar falan filan.

Ardından AKP içinden sükünet çağrısı yapan herkese hain muamelesi yapıldı ve susturuldular.

Başbakan gençlerden resmen intikam almak istedi.

Zaten “emri ben verdim” diyerek gururla bunu ilan etti.

Şimdi başta Cem Abi olmak üzere Çarşı gönüllüleri için darbeye teşebbüsten müebet hapis isteniyor.
Erdoğan hala emri kendisi veriyor.

Aklı başında kimsenin bir taraftar topluluğuna “darbe teşebbüsü” suçlamasını yapamayacağını biliyoruz elbet.

Fakat anlaşılan o ki Erdoğan’ın öfkesi geçmemiş ve intikam almaya devam etmek istiyor.

Gençlerin hayatını korumaya çalışanlara müebbet hapis istenilen, o gençlerin öldürülmesine, sakat kalmalarına yol açanların insafına bırakıldığımız, adaletin siyasete tutsak edildiği hallerdeyiz.

Zamanı geldi, anlatmış olayım…

Hayko Bağdat -http://www.haykobagdat.com

Yeşiller / Sol Antep’te barışı savunmaktan yargılanıyor

celal denizYeşiller ve Sol Gelecek Partisi kurucularından ve Gaziantep İl örgütü eşsözcüsü Celal  Deniz yerel seç,mler sırasında yaptığu bir konuşmadan dolayı yargılanıyor.

Dün Gaziantep’te yapılan duruşmada Celal Deniz ilk savunmasını vererek ilke olarak şiddetsizliği savunan bir parti eşsözcüsünün yargılanmasındaki garabete dikkat çekti.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Gaziantep il eşsözcüsü Celal Deniz savunmasında ” Partimiz şiddetin her türlüsüne karşıdır. dolayısıyla ”Terör ve terör örgütü ” propagandası yapmam mümkün değildir.Partimize ruhsatlı dahi olsa silah bulunduran ve eşini döven üye olamamaktadır.Biz ekolojik mücadele ile adalet mücadelesi vermekteyiz.Ben de 30 yılı aşkın siyaset yaşamımda şiddeti dışlayan bir siyasi çizgi izledim.” diye konuştu.

Duruşma 13/11/2014 e ertelenirken Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi bir açıklama yayınlayarak bir seçim çalışmasında yapılan konuşmaların  demokratik siyasete vurgu yapmış da olsa, geleneksel devlet refleksi muhalif olan her kişi yada örgütü ”terör” ile ilişkilendirmesine dikkat çekildi.

YSGP açıklamasında “Partimiz Kürt halkının haklı davasında haklı taleplerini her zaman sahiplenmiştir, sahiplenmeye devam da edecektir.

Her türlü şiddeti reddeden siyasal hareketimiz, şiddet ile bağ kurularak mahkeme önüne çıkarılmak istenmekte geleneksel devlet refleksi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Müzakere sürecini  yürüten devlet görevlilerini yargıdan bağışık tutan düzenlemelerin miramı hükümetin,diğer yandan barışı savunan ve devlet görevlisi olmayan siyasetçilerin üzerinde yargılanma ve cezalandırılma sopasını her daim diri tutması da bir başka tuhaflıktır.” ifadeleri yer alıyor.

 

Yeşil Gazete