Ana Sayfa Blog Sayfa 3875

Kansere karşı uyaran doktor açığa alındı, hastalarına bakan yok!

Edirne Devlet Hastanesi’nin tek Gastroentoloji Uzmanı Dr. Dilek Tucer’in ‘izin almadan basına açıklama yaptığı’ gerekçesiyle Vali Dursun Ali Şahin tarafından açığa alınmasının ardından, başvuran hastalar doktor olmadığı gerekçesiyle geri çevriliyor.

doktor-aciga-alindi-hastalar-geri-cevriliyor79b8d7a139bd0d8c326a

Dr. Dilek Tucer, 9 Eylül tarihinde günü hastane yönetiminin izni ile halkı bilgilendirmek için düzenlediği basın toplantısında, Ergene Nehri’ndeki kirliliği ve çevresinde yarattığı kanser riskini anlatmıştı. Haberlerin basında yer almasının ardından Dr. Tucer, Edirne Valisi Dursun Ali Şahin tarafından görevden alındı.

Gelişmelerin ardından Edirne Valisi Dursun Ali Şahin, hastaların mağdur olmaması için Edirne Devlet Hastanesi’ndeki tek Gastroentoloji uzmanı olarak görev yapan Dr. Dilek Tucer’in yerine, Kırklareli Devlet Hastanesi’nden geçici görevle doktor görevlendirildiğini ve hasta kabulünün devam ettiğini açıkladı.

Ancak geçen pazartesi gününden bu yana herhangi bir doktorun göreve başlamadığı ortaya çıktı. Edirne Kamu Hastaneleri Genel Sekteri Dr. İlhan Açıkgöz, toplantılarının olduğunu gerekçe göstererek, gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtlamadı.

(DHA)

Bakanlar Kurulu’ndan 8 ‘acele kamulaştırma’ kararı

Bakanlar Kurulu, dün Resmi Gazete’de yer alan karara göre  8 acele kamulaştırma kararı aldı.

Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğüne ait “154 kV (Şanlıurfa 380-Pekmezli) Brş.N-Yardımcı Enerji İletim Hattı Projesi” kapsamında güzergâha isabet eden taşınmazlarda direk yerlerinin mülkiyet şeklinde, iletken salınım gabarisinin ise irtifak hakkı kurulmak suretiyle acele kamulaştırılması kararlaştırıldı. Aynın nedenlerle acele kamulaştırma kararı alınan diğer yerler şöyle:

Kavak OSB TM-Kavak Çimento Enerji İletim Hattı Projesi
Belkıs-Gaziantep 4 Enerji İletim Hattı Yenileme Projesi
İç Anadolu DGKÇS TM-Gölbaşı TM Enerji İletim Hattı Projesi
Koru RES TM-Çanakkale Havza 1 TM Enerji İletim Hattı Projesi
Ermenek-Daran Enerji İletim Hattı Projesi

Bunların dışında Hatay İli, Altınözü ve Antakya ilçelerinde bulunan Hatay Altınözü Enek Tarıma Dayalı İhtisas (Süt) Organize Sanayi Bölgesi sınırları içerisinde kalan taşınmazların ve Giresun ilinde tesis edilecek Yakınca Regülatörü ve Hidroelektrik Santralinin yapımı amacıyla bazı taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verildi.

(DHA)

Petrol ve madencilikte bir senede 120 yatırıma onay

Son 1 yılda ulusal ve uluslararası 120 projenin ÇED Raporu onaylandı.Bunlar arasında TANAP, Güney Akım Açık Deniz Boru Hattı Türkiye Bölümü ‘de var.

botas-dogalgaz-boru-hatti--HI-652632

“ÇED olumlu” kararı, projenin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun saptandığı ve gerçekleşmesinde sakınca görülmediği anlamına geliyor.

Petrol ve madencilik alanında 2013’ün ağustos ayından bu yılın ağustos ayına kadar geçen 1 yıllık dönemde ulusal ve uluslararası 120 proje “ÇED olumlu” kararı aldı.

Söz konusu dönemde Türkiye’nin doğusundaki enerji kaynaklarının Avrupa’daki tüketim noktalarına taşınmasına yönelik tasarlanan Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP), Güney Akım Açık Deniz Boru Hattı Türkiye Bölümü ÇED sınavından olumlu şekilde geçti.

Ülkenin doğalgaz depolama kapasitesinin artırılmasına önemli yatırımlardan biri olan Tuz Gölü Yeraltı Doğalgaz Depolama Tesisi’nin yanı sıra çok sayıda altın, gümüş, kömür madeni, mermer ocağı ve tuz üretim tesisi de “ÇED olumlu” kararıyla yatırım aşamasına geçti.

(Ajanslar)

Dünya Kültür mirasına aday surlar HES’ten kurtuldu

Dicle Nehri üzerinde, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından yapılması planlanan ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından onaylanan 3 HES projesinden biri, kentteki kitle örgütlerinin tepkisi ve projenin tarihi Diyarbakır surlarının UNESCO Dünya Kültür Mirası listesi adaylık sürecini etkileyeceği gerekçesiyle iptal edildi.

hes-iptal-oldu-su-altinda-kalmaktan-kurtulduf05ad4937dfd2bd615c4 (1)

İptal nedeniyle ilgili kurumlara bilgilendirme yazısı gönderen Orman ve Su İşleri Bakanlığı, DSİ Hidroelektrik Enerji Dairesi Başkanlığı, Dicle-II Regülatörü ve HES Projesine ilişkin olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı yazısının, projenin alan yönetimi sınırları içinde olduğu, bunun da UNESCO sürecini ve bu kapsamda dünya mirası olarak sunulacak olan Hevsel Bahçelerini ve Dicle Vadisi’ni olumsuz etkileyeceğinin belirtildiği ifade edildi.

Yazıda, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün de projenin adaylık dosyasının önemli bileşenlerinden olan Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanı ile Ongözlü Köprü’nün özgünlük ve bütünlüğüne zarar verebileceğinin anlaşıldığının ifade edilmesi nedeniyle projenin iptal edildiği belirtildi.

(DHA)

İklim için niye sokağa çıkıyorum?

Bu yazıyı hiç yazmak istemedim, son ana kadar da geciktirdim. Niye sokağa çıktığımın nedenleri bir yandan o kadar bariz ve içten geliyordu ki kelimelere dökmeyi abes buldum. Bir yandan da nedenlerim ve söyleyeceklerim o kadar uçsuz bucaksızdı ki toparlayamamaktan korktum. Ama son an hiç olmadığı kadar yakın ve ben konuşmak zorundayım.

23 Eylül’de dünya devletlerinin liderleri New York’ta Birleşmiş Milletler’in acil çağrısı ev sahipliğinde iklim değişikliği zirvesi için toplanıyor. Bizler de dünya halkları olarak iklim için 20-21 Eylül’de sokaklara çıkıyoruz.

Niye?

Yaktığımız fosil yakıtlar ve çevreye saldığımız karbonla gezegeni bir derece ısıttık. Bu şekilde fosil yakıt tüketmeye devam edersek iyi ihtimalle iki derece, kötü ihtimalle dört ila yedi derece dünyayı ısıtacağız. Bir derece ısıttığımızda dünyaya neler olduğunu görüyoruz; kutuplardaki buzullar eriyor, su seviyeleri yükseliyor, kuraklıklar ve sel felaketleri görülüyor, fırtınalar ve tayfunlar kıyı şeritlerini vuruyor. Eğer fosil yakıt tüketimimizi 3’te 1’e indirmezsek ve bu şekilde fosil yakıt tüketmeye devam edersek 2050’ye kadar iklim değişikliği ölümcül olacak.

Niye?

Greenpeace’in paylaştığı eriyen buzullarda kalan son buz parçasına tutunmaya çalışan kutup ayısı

Büyük Okyanus’un ortasında bir yerde adını daha önce hiç duymadığım Kiribati adasında yükselen su seviyeleri yüzünden uyurken boğulmaktan korktuğu için uyuyamayan çocuk

Filipinlerde 6,300 kişinin ölümüne, 29bin kişinin yaralanmasına, bin kişinin kaybolmasına neden olan Haiyan tayfunu

Balkanlarda 86 kişinin ölümüne ve beş yıl boyunca o topraklarda tarımın durmasına neden olan sel

Türkiye’de kuraklık nedeniyle üretilemeyen buğday; Üzümlü Köyü’nde bir salkım bile çıkmayan üzüm

İklim değişikliği demek 2050’de binalar ve paralar ve şirketler yaşamaya devam etsin diye 2050’ye kadar yaşama hakkının insan eliyle ortadan kaldırılması demek.

Sanki ben ve benim çocuklarım ve onların çocukları ve onların torunları ve bu gezegenin çocukları ve bu gezegendeki mutlu tavuklar ve köpekler ve kutup ayıları ve onların torunları hiç olmayacakmış, hiç yaşamayacakmış gibi fütursuzca davranmak demek.

Sinirliyim. 20 Eylül İklim Adaleti Yürüyüşü’ne hazırlanıyoruz haldır haldır ve ben sinirliyim. Bu yürüyüşü yapmak zorunda olduğum için sinirliyim. Bu kadar bariz bir şey için bu kadar hırs uğruna göz göre göre bunca sefalet çekmek zorunda bırakılacağımız için sinirliyim. Benden önceki nesiller bana iklim değişikliğini miras bıraktığı için sinirliyim.

Bu yüzden sokağa çıkmak zorundayım.

Sokağa çıkıyorum çünkü benden sonraki nesillere de bir gezegen bırakabilmek istiyorum.

Sokağa çıkıyorum çünkü insan eliyle başlattığımız bu felaketi yine biz insanlar durdurabiliriz.

Sokağa çıkıyorum çünkü tekrardan sözler, çalışmalar, vaatler ve laflar duymak istemiyorum.

Sokağa çıkıyorum çünkü özel jetleriyle New York’ta zirve yapmaya giden liderlerin sırf boş laf üretmek için gezegene durduk yere tonlarca karbon salmasını istemiyorum.

Sokağa çıkıyorum çünkü bu gezegen bir tane daha böyle zirveyi kaldıramaz.

Sokağa çıkıyorum çünkü artık laf değil, eylem istiyorum. Gelecek istiyorum.

Efemçukuru’nda arsenik var

İzmir Efemçukuru’nda maden sahası kapasite artışı talebinden sonra dün bilirkişi heyeti bölgedeydi. İZSU’nun bölgedeki su analizlerine göre ise yüksek miktarda mangan, demir ve arsenik var.

7d3a6-efemcukuru

İzmir’in su toplama havzası olan, çam ağaçları ile kaplı Efemçukuru bölgesinde yıllardır altın çıkaran uluslararası altın şirketi Euro Gold TÜPRAG, kapasitesini yılda 400 binden 600 bin tona çıkarmak isteyince halk itiraz etti. İtiraz üzerine İzmir 1. İdari Mahkemesi, bilirkişi heyeti belirleyerek, madenin çevresel etkilerinin incelenmesini istedi. Üç kişilik bilirkişi heyeti dün Efemçukuru bölgesindeki maden alanına gitti. Heyet ile beraber, davayı açan EGEÇEP ile Gül-Der üyeleri de incelemeyi izlemek istedi. Mahkeme ve bilirkişi heyeti basının incelemesini reddetti. Maden sahası dışına çıkardı.

Madeni bilirkişi heyeti ile Bakanlık, EGEÇEP avukatları, İzmir Su ve Kanalizasyon İşleri (İZSU) yetkilileri inceledi. İZSU, keşfin yapılacağı gün açıkladığı raporda bölgedeki kaynaktan aldığı su örneklerinde yüksek miktarda mangan, demir ve arsenik tespit ettiklerini açıkladı. Dava avukatları İZSU’nun bu raporunun da dikkate alınmasını talep etti. Bilirkişi heyeti, maden alanındaki çeşitli yerlerde bulunan atıklardan, atık sudan, kullanma suyundan ve Efemçukuru köyündeki sulardan numuneler alarak incelemeye gönderdi.

Bilirkişi heyetinin incelemesine Karaburun Kent Konseyi de katılırken, maden girişini çok sayıda jandarma ve çevik kuvvetin girişleri kapattığı görüldü. Heyetin çıkmasını bekleyen Kavacık köylüleri ise, maden şirketine tepkiliydi. Kavacık Köyü Kooperatif Başkanı Nadir Bayar, madenin bacalarında filtre olmadan üretim yaptığını iddia etti. Bayar “Biz sadece oksijen ve temiz hava istiyoruz. Köyümüzü yok etmesinler. On yıl sonra burada köyüm kalmazsa nereye gideceğim, çocuklarımı nerede büyüteceğim?” dedi.

İzmir’in ağaçsız görüntünün aksine tamamı çam ağaçları ile kaplı Efemçukuru, İzmir’in su ihtiyacını karşılayan en büyük havza niteliği taşıyor. Tahtalı Barajı havzasında kalan bölgede maden olduğu için, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çamlı Barajı’nın yapımından vazgeçmişti. Madenin kapasitesi artarsa, başta Efemçukuru, Balçova, Güzelbahçe ilçelerinin suyu, İzmir’in yeraltı suları ve Tahtalı Barajı’nın suyu, yüksek orandaki arsenikten etkilenecek. Uzmanlar, madenin alanı genişler ise, kanser vakalarının da arsenik nedeni ile daha da artacağını öne sürüyor.

İzmir Efemçukuru’nda faaliyeti devam eden altın madeniyle ilgili ,Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) anayasa mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştu.

(Birgün/ Yeşil Gazete)

Akyaka, Azmaklarına sahip çıktı

Azmaklar, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki Akyaka’nın kendine özgü, ekolojik olarak eşi benzeri olmayan doğal oluşumları. Her sene 60.000 ziyaretçinin geldiği, bereketli Gökova Körfezi’nin balıkçılık kaynakları için önemli bir üreme-büyüme alanı, yaz-kış su sıcaklığının 14-16 derecede olduğu, kuş ve balık türleriyle önemli bir sulak alan. Ancak, kanun kapsamında olmadığı için ziyaretçi ve işletmelerin sorumsuz uygulamalarıyla karşı karşıya. Bu tahribata kayıtsız kalmayan Akyaka Yerel Yönetim Platformu’nun (AYYP) 2012’den beri yürüttüğü çalışmalar karşılığını buldu ve Azmaklar, Kıyı Kanunu kapsamına alındı.

Görsel: Derya Yıldırım Azmaklar, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki Akyaka’nın kendine özgü, ekolojik olarak eşi benzeri olmayan doğal oluşumları.
Görsel: Derya Yıldırım
Azmaklar, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki Akyaka’nın kendine özgü, ekolojik olarak eşi benzeri olmayan doğal oluşumları.

AYYP Akyaka’daki eylemlerine belediyenin orman içine çöp dökmesini protesto ederek başladı. Sonrasında Azmakları gündemine aldı çünkü 2012 yılında o zamanki Akyaka Belediyesi başlattığı Azmak Kıyı Peyzaj Projesi ile azmak çevresindeki sazlıkları kesmeye, nehir yatağını doldurmaya ve üzerinde ticari alanlar oluşturmaya başladı. Platform, konuyu gündemine aldı. Bir taraftan ilgili kurumlara dilekçe vererek olayın yasal-yönetsel kısmını takip ederken diğer taraftan da 2012 Kasım ayında ‘Azmak’ta Doğal Yaşam Yok Olmasın Sempozyumu’nu düzenleyerek tüm tarafları bir araya getirdi. Bu süreç sonunda ortaya çıktı ki Azmaklar Kıyı Kanunu kapsamının dışında olduğundan Belediyenin ve diğer işletmelerin neden olduğu tahribatlara karşı mücadele ederken yasal bir dayanak yok. Dolayısıyla AYYP mücadelesinin hedefine Azmakların Kıyı Kanunu kapsamına alınmasını koydu. Ve tüm bu çabaları sonunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı arazi incelemeleri ve aldığı karar sonucu Azmaklar Kıyı Kanunu kapsamına alındı.

AYYP sözcüsü Serdar Denktaş “Azmakların kıyı kanunu kapsamına alınması ile birlikte azmak kenarında faaliyet gösteren tüm işletmelerin (restoran, kafe, otel, otopark, vs) ve günübirlikçilerin azmaktaki canlıların doğal yaşam alanlarını işgal ve tahrip eden faaliyetleri artık yasaya aykırı durumda. Dolayısı ile yasanın gereği yerine getirilerek bu işgallere son verilmesi talep edilmeli. Bakanlık, Valilik, Kaymakamlık, Belediye;  hepsi sorumlu kurumlar. Sivil toplum örgütleri ve yurttaşlar da yasaların işletilmesi için baskı uygulamalı” dedi.

Akyaka’nın Sesi  blogundan bakanlık kararına ve platformun diğer faaliyetlerine ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Almanya’da cinsel suçlara ağır darbe

Almanya’da Bakanlar Kurulu, cinsel suçların cezalarının ağırlaştırılmasıyla ilgili hazırlanan yasa tasarısını onaylayarak Federal Meclis’e gönderdi

Ekran Resmi 2014-09-18 11.43.56

Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan yasa tasarısı uyarınca çocuk pornografisi içerikli materyal bulunduranlara daha ağır cezalar verilebilecek ve şimdiye kadar ceza kapsamına girmeyen eylemler suç sayılabilecek.

Bu bağlamda kişilerin, özellikle çocukların ve gençlerin kişilik haklarına zarar veren çıplak fotoğraf ve görüntülerin üretimi, başkalarına verilmesi veya yayılması da cezalandırılacak. Çocuk pornografisi içerikli ürün bulundurmanın ceza üst sınırı da 2 yıldan 3 yıla çıkartılacak.

Adalet Bakanı Heiko Maas, yaptığı yazılı açıklamada, çocuk pornografisinin cinsel istismar olduğunu belirterek, çocukların bu şiddete karşı kendilerini koruyamadıklarını ve travma geçirdiklerini ifade etti.

Cinsel istismardan dolayı mağdur olanların söz konusu tasarı ile kendilerini daha iyi bir şekilde koruma imkanı bulacağını belirten Maas, çocukların ve gençlerin çıplak fotoğraflarının internet veya başka yollarla yayılmamasının da engelleneceğini kaydetti.

Bundan sonra insanların itibarına zarar verecek görüntü üretimimin ve yayılmasının ceza kapsamına gireceğine işaret eden Maas, “Çocukların ve gençlerin vücutlarıyla kimse para kazanmaması gerekiyor” ifadesini kullandı.

Alman Avukatlar Derneği Başkanı Wolfgang Ewer ise hükümetin yasa tasarısını eleştirdi. “Bu yasa tasarısı orantısız” diyen Ewer, ülkenin adaletli bir toplum kalmasını istediklerini kaydetti.

(Hürriyet)

Olmak veya olmamak… – Sezin Öney

Bugün, “İskoçya, bağımsız bir ülke olmalı mı” sorusu yanıtını bulacak.

Cevap ne olursa olsun, bağımsızlığın hemen tüm altyapısı tamam gibi. Yani, ola ki, İskoçya’nın bağımsızlığına “evet” yanıtı verilirse, “peki, şimdi ne olacak” gibi bir durum yok ortada… Yeni anayasa süreci, devlet kurumlarının nasıl oluşturulacağı; hepsi planlanmış durumda. Bu da, büyük bir siyasi titizlikle yürütülen referandum sürecinin bir gereği; hem bağımsızlık yanlıları hem karşıtları, konuyu fazlasıyla ciddiye alıyor.

Bir tahayyül olan “Bağımsız İskoçya”nın, Türkiye’den daha planlı programlı bir geleceği var şu aşamada bile…

İskoçya’da “Britanyalı geleceği” savunan, “Beraber Daha iyi” kampanyasını yürüten başlıca isimlerden İşçi Partisi Edinburg Milletvekili Alistair Darling’in dediği gibi, “Evet oyundan dönüş yok”.

Ama, bağımsızlık kavramı zihinlerde ve duygularda bu denli “somutlaştığına” göre, artık klasik manada “Birlik” kavramına dönmeye de imkân yok. 300 yıllık geçmişi olan “Birleşik Krallık” kavramı, yok oluyor.

Bu süreçte de, özellikle yeni nesiller önemli rol oynuyor.

2011’de yapılan resmî bir araştırmaya göre, İskoçya’da nüfusun yüzde 62’si, kimliğini “sadece İskoç” olarak tanımlıyordu. Bu oran, 10 ila 14 yaş arasındaki İskoçyalılarda yüzde 71’e çıkıyordu. 2011’de bu araştırmada, “İskoçluğunu” vurgulayan çocuklardan bazıları şimdi, “gençler” olarak oy veriyor.

Türkiye’de de, Kürt çocuk ve gençler arasında, “kimliklerine” vurgunun daha yüksek olduğuna hep dikkat çekilir. KCK soruşturmaları öncesi, yani beş yıl kadar hapis yatmadan önce, 1970’li kuşaktan olan Kürt siyasetçilerden Fırat Anlı, “Biz son kuşağız. Bizden sonrakiler duygusal kopuş içinde” diyordu. 2009’da Hasan Cemal ve Cengiz Çandar’ın “Barış Süreci” ile ilgili yaptığı röportaj serisi esnasında Anlı, DTP Diyarbakır İl Başkanı idi. Aradan geçen beş yılda, DTP’den tutun sürece, her şeyin adı değişti; o zamanın çocukları “genç” oldu.

İnfakto Araştırma, Türkiye’de metodolojik donanıma sahip, en iyi çalışan kamuoyu araştırma şirketlerinden; Açık Toplum Enstitüsü ve Boğaziçi Üniversitesi’nden Hakan Yılmaz için gerçekleştirdikleri “Çözüm Süreci” algıları, “Türkler” ve “Kürtler”in soruna, kendilerine, birbirlerine bakışlarını inceledikleri bir çalışmanın sunumunu önceki gün yaptılar.

İskoçya’da bağımsızlık tartışmaları sürerken, Türkiye’de de, bir yanda “Kürt Sorunu yoktur/ terörle mücadele en iyi çözümdür” diyen bir kitle (yüzde 28,4) ve “Ayrılma en iyi çözümdür” diyen bir diğer kitle (yüzde 22) öte yanda. Arada, “en iyi çözümü”, “ekonomik kalkınma” olarak adlandıran bir de başka grup (yüzde 23,1) gözüküyor. Ancak, “Kültürel hakların tanınmasını” çözüm yolu olarak görenlerin oranı, sadece yüzde 13,3. Kürtler arasından, “ayrılığı” destekleyenlerin oranı ise, yüzde 30.

Profesör Hakan Yılmaz, şöyle diyor: “2010’dan 2014’e en büyük değişiklik, Türklük dışında bir etnik kimliğe daha sahip olduğunu belirten yüzde30’luk kitlenin Türk kimliğinden uzaklaşması ve kendi etnik kimliğinin ağırlığının artması…

Türkiye’deki bu oranlar, tıpkı dünyada olduğu gibi, “ulusal kimlik” sorunun giderek karmaşıklaşan doğasının bir işareti aslında.

Katalanlar ve Kuzey İrlandalılar da, İskoçya’daki referandum sürecini büyük ilgi ile takip ediyorlar. Oysa, “bağımsızlık” için gerçekleştirilen ilk referandum, İskoçya’nınki değil. 1957’de Gine ile başlayan, “bağımsızlık referandumları” tarihinde, son olarak 2011’de gerçekleşen Güney Sudan referandumuna kadar 30’u aşkın oylama var.

1980 ve 1995’te Quebec’te gerçekleşen bağımsızlık referandumları, belki de bu referandumlar silsilesinin en çok üzerine konuşulan örneklerinden –fakat, daha önce İskoçya’nınki kadar “ilgi çeken”, “etki yaratan” bağımsızlık oylaması olmadı diyebiliriz.

10 Eylül’de Katalonya’nın “başkenti” Barselona’daki “ulusal bayramDiada’nın kutlamaları sırasında, yüzbinlerce kişi, “V” harfi şeklinde sıralandı. Katalanca, “votar”; “seçim” demek –“V” de onun için…

Yaklaşık iki milyon kişinin katıldığı kutlamalarda, slogan da “Ara es l’hora” idi. Yani, “O zaman şimdi”.

Katalanların yüzde 80’i, bağımsızlık için referanduma gidilmesini istiyor.

Katalanlar arasında, 2004’te bağımsızlığı destekleyenlerin oranı yüzde 13,9 iken, bugün yüzde 45,2.

Katalonya nüfusunun, yüzde 20’si federal devleti ve yüzde 23’ü de “bölgesel özerkliği” destekliyor.

Karmaşık sorunların da, “basit çözümleri” yok.

 Bu yazı taraf.com.tr/ de yayınlanmıştır

Sezin Öney

 

 

Sezin Öney

[email protected]

Pembe Metrobüs talebi hak mı, ayrımcılığa davet mi?

Saadet Partisi kadın kollarının yaptığı eylemlerle gündeme gelen ‘pembe metrobüs’ talebi kadınlar arasında yeni bir tartışma başlattı. Yalnızca kadınların kullanacağı toplu taşıma araçlarına ‘evet’ diyen de var, bu uygulamanın ‘negatif’ sonuçları olacağını düşünen de.

İki yıl önce, yalnızca kadınlara hizmet verecek metrobüs seferleri başlatılması için 60 bin imza topladıklarını söyleyen SP Kadın Kolları 17 Eylül 2014 Çarşamba günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde bu taleplerini yenileyen eylem yaptılar.

SP İstanbul Kadın Kolları Başkanı Nagehan Gül Asiltürk ‘Pembe metrobüslerin bir lüks veya lütûf değil, görmezden gelinemeyecek derecede mühim ve acil bir ihtiyaç’ olduğunu savundu.

Saadet Partisi Kadın Kolları 17 Eylül 2014 Çarşamba günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde Pembe Metrobüs talebi için eylem gerçekleştirdi
Saadet Partisi Kadın Kolları 17 Eylül 2014 Çarşamba günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde Pembe Metrobüs talebi için eylem gerçekleştirdi

Yüzden fazla kadın örgütünün, kadınların toplumsal ve siyasal hayata katılımını arttırmak için bir araya gelerek kurduğu ve yerel siyasete de özel önem veren Kadın Koalisyonu’nun koordinatörü İlknur Üstün kadınların toplu taşımı rahat kullanabilmesinin önemli olduğuna dikkat çekiyor. Üstün, kenti kullanabilmenin o kente yaşayan herkes için bir hak olduğunu da vurguluyor ancak yine de bu sorunun yalnızca kadınlara özgü metrobüslerle değil, bütüncül politikalarla ele alınması gerektiğini söylüyor.

Kadın adayları destekleme Derneği (Kader) eski başkanı Avukat Hülya Gülbahar ise, kadınlara ayrı metrobüs hizmetine ‘negatif ayrımcılık’ olacağı gerekçesiyle karşı. Tacizden hırsızlıktan korunmak için istenilen bu uygulama aslında kamusal alanın kadın ve erkekler için ayrı ayrı düzenlemesidir ve restoranlarda ayrıma kadar bile gidebilir diyen Gülbahar, buradaki ana fikrin kamusal alanda erkeklerden kadınları korumak olduğunu vurguluyor. Gülbahar’a göre çözüm, erkeklerin ve kadınların ayrılması değil, ulaşımın insan onuruna yakışır bir hale getirilmesi ve devletin vatandaşlarını birlikte yaşama ve cinsiyetlerin birbirine karşı davranışlarında eğitmesi.

İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nden ve Kentleşme sorunları üzerine çalışmalar yapan Dr. Ayten Alkan, kadınlara özgü toplu taşıma araçlarının yalnızca belli bir dönem için geçerli olabilecek bir uygulama olarak görülmesi gerektiğini söylüyor. Alkan, dünyada da kadınlara mahsus toplu taşıma araçları olduğunu hatırlatıyor ama meselenin Türkiye’ye gelince netameli bir boyut kazandığını söylüyor ve ekliyor, “İngiltere’de pembe taksiler var. Sürücüleri de yolcuları da kadın. Meksika’da kadınların kullandığı toplu taşım araçları var. Ama mesele Türkiye olunca kadınların talepleri ve sorunları erkek siyaseti için araçsallaştırılmış bir bağlama oturtuluyor ve kadınların ihtiyacı olmaktan çıkıp, kutuplaşmış erkek siyasetinin yeni bir tartışma alanına dönüşüyor. Bunun içinden nasıl çıkılır ben de bilmiyorum.”

(Al Jazeera)