Ana Sayfa Blog Sayfa 3876

Sivil Toplum nereye doğru gidiyor ?

Guardian’da Dhananjayan Sriskandarajah imzasıyla yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Ayşe Koçak‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

Sivil toplum örgütleri artık sosyal değişimin sürücüleri değiller, birçoğu için dünyayı kurtarmak büyük bir iş haline dönüştü. Nasıl oldu da yolumuzu kaybettik?

Son 40 yılda sivil toplum örgütleri sayısında büyük bir patlamaya şahit olduk. Şu anda Hindistan’da 4 milyon, Birleşik Devletleri’nde 1.5 milyon ve yüzde 90’ı 1975’ten sonra kurulmuş olan 81,000 tane ulusları sivil toplum örgütü ve ağ var.

"Daha fazla Arap Baharı’na ve yeni Arap Baharlarının dirençli olmasına ihtiyacımız var" Foto: Zohra Bensemra/REUTERS
“Daha fazla Arap Baharı’na ve yeni Arap Baharlarının dirençli olmasına ihtiyacımız var” Foto: Zohra Bensemra/REUTERS

Bu, benim kulağıma müzik gibi gelmeli. Benim yönettiğim örgüt, sivil toplum ve toplum hareketini desteklemek için var. Öyleyse neden endişeleniyorum? Çünkü bu inanılmaz büyüme, kurumsallaşma ve profesyonelleşmenin bazı ciddi dezavantajları var.

Tabii ki yer yer kazanımlarımız oluyor, fakat fakirlik, eşitsizlik, dışlanma ve iklim değişikliği ile olan savaşımızı kaybediyoruz. Organize sivil toplum örgütlerinde çalısan birçoğumuz-kendim de dahil- sosyal değişikliği yürüten güçlerden, bize illham veren amaçlardan uzaklaştık. Bütün enerjimizi donorlere raporlar hazırlamaya vererek, bürokratik işlerde tıkanıp kaldık.

Büyük sivil toplum örgütleri artık uluslararası şirketler gibi gözüküyor ve davranıyorlar. En büyükleri dünya üzerinde yüzbinlerce isçi çalıştırıyor ve yıllık bütçeleri yüzlerce milyonu buluyor. Kurumsal şirket tarzı hiyerarşileri var ve markaları milyonlar değerinde. Dünyayı kurtarmak büyük bir iş haline dönüştü.

Büyük her zaman kötü demek değil tabii ki, tıpkı küçüğün illa ki iyi olmadığı gibi. Ama bu trendlerin global hareketler üzerindeki etkisi bizi endişelendiriyor olmalı. Neyin mümkün olabileceği konusunda algımız daraldı. Artık en az parayla en fazla işi başarmak önemli hale geldiği için, artık sadece sonuçları kolaylıkla ölçülebilir işlere yönelmeye başladık. Fona bağlı olduğumuz için markamızı yada donorlerimizi kızdırabilecek yaklaşımlardan ve sorunlardan uzak durmaya başladık.

Kendimizi sosyal, ekonomik ve politik sistemleri destekler bulduk. Çözüm yerine, problemin bir parçası haline geldik. Şirketlerimiz bizi hafif-aktivizme doğru yöneltti. Bu yaklaşım, güç sahiplerini tehdit etmedi, fakat aktivizmi büyük ölçüde bastırdı.

Siyasi değişiklik için bazı şeyleri kökten inşa etmemiz lazım. Toplumları, değişimi organize etme ve sürdürme konusunda desteklememiz lazım. Daha fazla Arap Baharı’na ve yeni Arap Baharlarının dirençli olmasına ihtiyacımız var. Organize sivil toplum aniden ortaya çıkan sosyal enerji patlamalarını onları boğmadan yararlı hale getirmeye öncelik vermeli. Sivil protestolar uzun vadeli eylemlerle birleştiği zaman, geçici güçlerin demokrasi, eşitlik ve özgürlük adına kalıcı kazanımlar elde etme şansı daha yükselir.

Sivil toplum bu durumdan başarıyla çıkmak için nasıl reformlar yapmalı? 6 Ağustosta sivil toplumun önde gelen kişileri tarafından desteklenen, bu sektörde çalışma ayrıcalığına sahip kişileri bu tartışmaya çağıran, bir açık mektup yazdık.

İnsanların seslerini ve eylemlerini işimizin merkezine koymanın daha iyi yollarını bulmamız gerektiğine inanıyoruz. Bizim esas sorumluluğumuz donorlerimize değil, sosyal adalet için savaşanlara olmalı. Kurumsallaşmayla savaşmalı, sıradan ağların gücünü fark etmeli, sokağın bilgeliğini anlamalı ve kaynaklarımızı yeniden dengelemeliyiz. Sivil alanları desteklemeli ve korumalıyız ve global bir dayanışma yaratmalıyız. Ve bu, yarattığımız sivil toplumları terk ederek değil, tam aksine hizmet etmek istediklerimize karşı daha açık ve sorumlu olarak olmalı.

Bunu yapmak kolay olmayacak, özellikle bu zamana kadar donorlerle yakından çalışmış olanlar için. Ama kesinlikle değecek. Sivil toplum yeni global prensipler organize etmeli, yeni bir alternatif model bulmalı. Ve eğer bizi bunaltan kurumsallaşma ve teknokratik yönetimi değişterebilirsek, sivil toplumu yeniden sosyal ilişkileri güçlendirici, insani bir yapı olarak keşfedeceğiz. Ve tarihin bize öğrettiği gibi, bu ilişkiler dünyayı gerçek anlamda değişterecek.

Dhananjayan Sriskandarajah, küresel çapta faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ve aktivistleri networkü Civicus’un Genel Sekreteri’dir. Networkün çalışmalarını twitter adresi @civicussg üzerinden takip edebilirsiniz

Yazının ingilizce orjinal metni

Yeşil Gazete için çeviren: Ayşe Koçak

(Guardian, Yeşil Gazete)

 

İskoçya’da bağımsızlık referandumundan çıkacak sonuç ne anlama geliyor? – Chris Stephenson

İngiliz yönetici sınıfı panik içinde. 18 Eylül Perşembe günü yapılacak İskoçya’nın bağımsızlığı referandumunun “Evet” oyuyla sonuçlanması şimdi oldukça güçlü bir olasılık. Kamuoyu yoklamaları şu anda “Evet” ve “Hayır” oylarının birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor.

Referandum İngiliz hükümeti tarafından, İskoçya için daha fazla otonomi çağrılarını geriletme amacıyla çağrıldı. Daha fazla otonomi seçeneğini oylamadan çıkararak ve çoğunluğun böylece daha uç seçenek olan bağımsızlığa karşı oy kullanacağını var sayarak kumar oynadılar. Kamuoyu yoklamaları bağımsızlık için “Hayır” oyu çıkacağını gösteriyordu. Böylece bu yol güvenli görünüyordu (ta ki referandum kampanyası başlayana kadar). Şimdi bağımsızlık için sadece “Evet” ya da “Hayır” seçenekleriyle referandum çağrısında bulunmak İngiliz yönetici sınıfı açısından olağanüstü yanlış bir hesap gibi görünmeye başladı.

Panikleyen sadece İngiliz yönetici sınıfı değil. Deutsche Bank bağımsızlığın İskoçya’da 1929 benzeri bir iflasın ve durgunluğun tetikleyicisi olabileceğine dair beyanda bulundu. Çin hükümeti de İskoçya’nın bağımsızlığına karşı. İngiltere Başbakanı David Cameron büyük ticaret ve banka patronlarını aradı ve onlara bağımsızlığın yıkıcı sonuçları olabileceğine dair açıklamalarda bulunmalarını söyledi. Bu şirketlerin pek çoğu panik havasını artırarak gereğini yaptı.

12 iskoçya ve büyük britanya

Yönetici sınıfın paniklemesinin çok fazla nedeni var:

Eğer İskoçya bağımsızlık için evet oyu kullanırsa, Birleşik Krallık topraklarının üçte birini ve nüfusunun onda birini kaybedecek.

Birleşik Krallık bir zamanlar dünyanın dörtte birini yönetmiş nükleer bir dünya gücü ve hala Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden biri.

Birleşik Krallık’ın oldukça pahalı Trident nükleer füze denizaltıları gücü İskoçya’da bulunuyor. Bunlar kolayca taşınamaz. Ama İskoç halkı bunların varlığına her zaman karşı çıkılmıştı. Dolayısıyla bağımsız bir İskoçya’nın Trident’leri dışarı çıkaracağı neredeyse kesin.

İskoçya ve denizleri Avrupa Birliği’nin bilinen tüm gaz ve petrol rezervlerinin %60’ını içeriyor. Aynı zamanda AB’nin rüzgar ve gelgit enerjisinin %25’ine ve AB’nin dalga enerjisi potansiyelinin %10’nuna sahip. İskoç hükümeti 2020’ye kadar elektrik enerjisinin %100’ünü yenilenebilir enerjiden üretmeyi planlıyor.

İskoç bağımsızlığının ekonomik önemi paniğin tek nedeni değil. İskoç bağımsızlığından ilham alabilecek etnik azınlıklar ya da bölgeler, Avrupa hükümetlerini referandumun politik sonuçları açısından da korkutuyor.

İskoç halkı arasında bağımsızlığa destekteki artış kültürel milliyetçilikten ziyade, bu oyun, Londra hükümeti tarafından İskoçya’ya zorla kabul ettiriliyormuş gibi görülen neoliberal ekonomi politikalarını reddetme şansı verecek olmasından kaynaklanıyor. Yalnızca 50 bin kişi (İskoçya’nın nüfusunun yaklaşık %1’i) İskoç dilini (Kelt dili) konuşuyor. İkna edici argümanlardan biri, İngiliz parlamento seçimlerinde İskoçya’nın hiçbir zaman Muhafazakar milletvekillerinin çoğunu seçmediği, ama yıllarca Margaret Thatcher’ınki gibi Muhafazakar hükümetlerden ya da şu an David Cameron’un liderliğindeki Muhafazakar-Liberal koalisyondan çok çektiğine dair.

Aslında İngiliz Parlamentosu’na İskoçya’dan seçilen şimdiki 59 milletvekilinden yalnızca biri Muhafazakar Parti’den. 41’i İşçi Partisi’nden, 11’i Liberal Demokrat’lardan ve yalnızca 6’sı İskoç Milliyetçileri’nden.

Bir çeşit nispi temsil biçimiyle seçilen İskoç Parlamentosu’nda İskoç Ulusal Partisi çoğunlukta. İşçi Partisi ve 5 Yeşil milletvekilinden oluşan muhalefet koltukların yarısından biraz azına sahip. 129 koltuklu İskoç Parlamentosu’nda yalnızca 15 Muhafazakar var.

“Cesur Yürek” tarihsel olarak şimdiye kadar yapılmış en hatalı film olarak gösteriliyor. Yani William Wallace kılığında Mel Gibson, İskoçya’nın geleneklerini temsil etmiyor. İskoçya’nın gerçek geleneği bir işçi sınıfı direnişi geleneği. İskoçya’nın tersaneleri ve fabrikaları 19. yüzyıldan beri direnişin merkeziydi. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, İskoç Marksist John Maclean, Glasgow’un en büyük konser salonu olan Kelvin Hall’de Marx’ın Kapital’i üzerine pazar konferansları verebiliyordu. Gelen binlerce işçi salona sığmayınca aynı konuşmayı iki defa üste üste yapardı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Maclean savaşa karşı propaganda yapmaktan hapse atıldı. Hapisten çıkınca yüz bin işçi MacLean’i kapıda karşıladı ve hep beraber Glasgow merkezine kadar yürüdüler. Savaş sonrası Glasgow’da muazzam bir işyeri temsilcileri hareketi gelişti.

1971’de Upper Clyde Tersanesi işçileri tarafından, işgalin çevresindeki tüm İskoç halkını içine alan hareket hala devam ettiriliyordu. Glasgow sokaklarında yüzbinlerce kişi yürüdü. Bazı tersaneler ve pek çok fabrika kapatıldıktan sonra bile, Margaret Thatcher’ın nefret edilen kelle vergisi İskoçya’ya bir yıl önceden getirilmişti. Bu yönetici sınıfın bir hatasıydı. Milyonlarca İskoç hanesinden destek alan, verginin ödenmemesi için geniş bir kampanya vardı. Bu vergi İngiltere ve Galler’e getirildiği zaman, verginin ödenmemesi için çoktan büyük ve başarılı bir kampanyanın örneği olduğu anlamına geliyor. İngiltere ve Galler halkı öncülüğü İskoçya’dan devraldı, kampanya İngiltere’de harekete geçti, kelle vergisi yenilgiye uğratıldı ve Margaret Thatcher düşürüldü. Bu Londra hükümetini İskoç otonomisi talebine ödün vermeye zorlayan tetikleyicilerden biriydi.

İskoç halkı için mesele, bugün İskoç Parlamentosu’nun 1999’da oluşturulduğundan beri yerel politikalar konusunda elindeki otonomiyle neler yaptığına bakıldığında netlik kazanır.

İskoçya, İngiltere ve Galler’de serveti fakirden zengine yeniden dağıtan refah devletine karşı neo liberal saldırılardan bazılarına direniyor. Britanya’nın geri kalanında üniversitelerin şu an yıllık 30.000 TL öğrenci katkı payı (harç) var. İskoçya, İskoçya’daki üniversite eğitimini ücretsiz tutmak için otonomisini kullandı. Yaşlıların bakımı da hala ücretsiz yapılıyor. İngiltere ve Galler’de devlet hastaneleri şirketlere dönüştürülürken, İskoçya’da devlet hastanelerinin özelleştirilmesi engellendi. İskoçya’da doktor reçetesiyle alınan ilaçlar bedava olmaya devam ediyor.

Direniş geleneği İskoç Ulusal Partisi’nin radikalizminden gelmiyor. Direniş İskoç hükümetlerine aşağıdan dayatıldı, çünkü İskoçya’da kendilerini seçen insanlara çok daha yakınlar.

Seçimle ilgili aritmetik ilginç. İskoçya İngiliz Parlamentosu’na ağırlıklı olarak İşçi Partisi milletvekillerini seçiyor. İşçi Partisi kesintilere ve serbest piyasa neo liberalizmine karşı tüm muhalefetini terk etti. Ayrıca özellikle İşçi Partisi Başbakanı Tony Blair’in George W. Bush’un 2003 Irak işgaline fanatik desteğiyle emperyal projelere dahil oldu. İşçi Partisi aynı zamanda İskoç bağımsızlığına karşı. Tüm bunlar İşçi Partisi’ne oy veren insanlar arasında hiç de popüler olmayan politikalar.

İşin aslı İskoçya’dan İngiliz Parlamentosu’na seçilen 59 milletvekilinden 53’üyle temsil eden üç ana İngiliz siyasi partisi de, İskoç bağımsızlığına karşı. Açık ki bu milletvekilleri için oy kullanan insanların yaklaşık yarısı İskoç bağımsızlığını destekliyor.

İskoç referandumuyla halka, normal bir seçimde olmayacak bir tercih sunuluyor. İngiliz Parlamentosu’ndaki üç ana “seçilebilir” parti de neo liberal politikaları, kesintileri ve refah devletine saldırıları destekliyor. Şimdi İskoç halkı bunun az çok birbirine benzer üç partiden birini seçmekle ilgili olmadığını, ama tercihin işlerin eski yolla mı yoksa yeni bir yolla mı yürütüleceği arasında olduğunun farkına vardılar. Böylece İskoç referandumu bizim, iki adayın eski düzenin farklı versiyonlarını ve bir adayın radikal alternatifi temsil ettiği kendi Cumhurbaşkanlığı seçimimizin bir benzeri. İskoç seçmen için bağımsızlık, radikal demokrasiyi deneme şansı.

Bu seçimdeki farklılığın bir göstergesi de seçime katılımda. Britanya’da son seçimlerde katılım oranları giderek düştü. İnsanlar birbirinin aynı olan partiler arasında seçim yapmaya yüz çeviriyorlar. Ancak İskoç referandumunda katılım oranı oldukça yüksek olacak görünüyor. Geçen ay 100 binden fazla yeni insan oy kullanmak için kaydoldu.

Eğer İskoç halkı perşembe günü “Evet” oyu kullanırsa, o zaman şok dalgaları dünya elitlerini vuracak. Rubert Murdoch bile “Bu libertaryanlara ve aşırı sola kapı açacak” diye tweet attı. Bu her yerde neo liberalizme muhalif olanlara ilham olabilir. Eğer oylama kaybedilirse, çok küçük bir farkla kaybedilecek ve İngiliz hükümeti İskoç otonomisini arttırmak için hızla harekete geçmeye zorlanacak. Bu durum yalnızca hesaplaşmayı erteleyecek. Referandumla İskoç halkı kısıntılara, nükleer silahlara, savaşa hayır; refaha, ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetine evet demeyi umuyorlar. Onları hayal kırıklığına uğratacak herhangi bir politikacı, ister İngiliz ister İskoç olsun, zor zamanlar geçirecek.

İlgilenenler için İskoçya’nın direniş tarihi ile ilgili birkaç video klibi:

1. John MacLean

İskoçya’lı Marxist John MacLean, birinci dünya savaşı sırasında savaş karşıtı propaganda yaptığı gerekçesiyle 3 yıl hapse mahkum edildi.

Rusya’da Şubat devrimi olunca İngiliz hükümet MacLean’ı serbest bırakmak zorunda kaldı. Ekim devrimi olunca Bolşevikler Maclean’i İskoçya Bolşevik temsilcisi ilan ettiler.

Hapishane kapılarının önünde 100.000 işçi John MacLean’ı karşıladı. Hep beraber Glasgow merkezine kadar yürüdüler. Klipteki şarkı bu yürüyüşü kutluyor, resimler Maclean’ın hayatından. 1923’de vefat etti.

Bir fotoda savaş sonrası Glasgow’da John MacLean yanında metal işçisi ve Marksist Harry MacShane görünüyor. McShane bir kaç toplantısına katıldım, bir kaç defa beraber aynı protesolarda yürüdük ve bir defa kendisiyle oturup çay içtim. 69 yaşına kadar metal işçiliğine devam etti. 97 yaşında vefat etmeden önce yaşadığı huzurevinde çalışan personeli örgütlüyordu.

2 Upper Clyde Shipbuilders

1971 yılında, 9 ay süren direnişle ve bütün İskoçya halkının desteğiyle, İskoçya’lı işçiler Glasgow’daki tersanelerin kapatılmasını engelleyebildiler.

3 Kelle vergisi isyanı lideri bağımsızlık anlatıyor:

1990 İskoçya kelle vergisi karşıtı hareketinin lideri, Tommy Sheridan, “Taksi Şöförü”ne (ilerici bir Youtube kanalı)  bağımsızlık oyunun politikalarını anlatıyor.

http://youtu.be/dbxovwJy_10

 

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

Chris_Stephenson

 

 

Chris Stephenson

[Altın Koza Film Festivali] 4.gün’de Goddard’ın “Adieu au langage”i görücüye çıkıyor

21.Altın Koza Film Festivalinin 4.gününde Yarışma filmlerinin gala gösterimlerinin yanısıra yurt dışındaki festivallerde ödül almış ve gösterilmiş filmler de sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Festival günleri ilerledikçe, iyi yapımların seanslarının çakışması insanları zorunlu seçimler yapmaya itebiliyor. Belgesellerin akşam kuşaklarında gösteriyor olması, sinemseverleri zorunlu bir izleyici haline getiriyor.

Adieu au langage / Goodbye to Language – Jean-Luc Godard 

(Cinemaxımum 12:15 Seansı)

Jean Luc Goddard'ın "Adieu au langage"i bugün 12:15'de Cinemaximum'da
Jean Luc Goddard’ın “Adieu au langage”i bugün 12:15’de Cinemaximum’da

Sinemanın yaşlanmayan ustası, 83 yaşındaki Jean-Luc Godard, 39. uzun metrajlı filmiyle gözleri ve zihinleri daha önce hiç olmadığı gibi alt-üst edecek. Adieu au langage / Goodbye to Language, farklı video formatları, benzersiz 3D denemeleri, sağlam bir mizahi bakış, edebi alıntılar ve yine bolca kelime oyunları aracılığıyla küreselleşmeden devlet şiddetine, klasik müzikten aşka birçok konuya değinirken sinemanın sınırlarını da zorluyor. “Hayalgücü olmayanlar gerçekliğe sığınır” cümlesiyle açılan bu eşsiz film, ilk kez izleyici karşısına çıktığı Cannes Film Festivali’nde Jüri ödülü’ne layık görüldü ve Cannes’da bugüne kadar kazandığı bu ilk ödülle efsane yönetmenin hâlâ yenilikçi ve hâlâ zinde olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Stratos (Arıplex 12:15 Seansı)

Yunan sinemasının son dönemdeki başarılı çıkışını devam ettiren bir yapım olan Stratos insan ekseninde şiddetin hayatın vazgeçilmez bir olgu olduğunu gözler önüne seriyor. Staros geceleri fırında çalışan biriyken daha sonra bir kiralik katile bürnebiliyor.bunun yanısıra komsuşu ve arkadaşı 8 yaşındakı çoçukla ve komşularına karşı sorumluluk hisseden bir birey. Toplum ve şidet konusunda iyi derecede uyarlanmış bir film.

Bir İnsanı Öldürmek (Cinemaxımum 14:45 Seansı)

Zorlu bir mahallede yaşamak ve oradan dışlanmak, hor görülmek ve şiddete maruz kalmak. Sosyo-kültürel yapının dışına itilmek ve ötekileştirilenler üzerinde

şiddetin meşru gösterildiği toplum yapısını keskin bir dille eleştirin Bir İnsanı Öldürmek, hayatın içindeki şiddetin birey üzerindeki değişimini merkezine alan bir film.

Mucizeler / The Wonders  (Metropol 14:45 Seansı)

Cannes’da Altın Palmiye için yarışan tek İtalyan filmi olan, Alice Rohrwacher’in yönettiği “Le Meraviglie / The Wonders”, Filmekimi programında yer alıyor. Cannes’da Büyük Ödül’ü kazanan film, geleneksel tarımcılık ve aile yapısını korumak için mücadele veren arıcı bir ailenin hikâyesini medya eleştirisiyle iç içe anlatırken İtalya’nın değişen ve mahvolan doğasını da izliyor.
Şimdiden İyi Seyirler…

(Yeşil Gazete)

İskoçya bağımsızlık için sandıkta

İskoçya’nın Büyük Britanya’dan ayrılması yönündeki referanduma bugün düzenleniyor.

İskoç bayrağı

 

Son anketlere göre, ayrılığa “hayır” diyenler 4 puanlık bir ara ile önde iken, geçtiğimiz hafta bağımsızlık yanlıları anketlerde 1 puan önde görünüyordu. Referandumda 16 yaş üstü birçok yeni seçmen oy kullanacak, ve katılımın çok yüksek olması bekleniyor.

Birleşik Krallık’ın kuzeyinde, yaklaşık 5,5 milyon kişinin yaşadığı İskoçya’da halka, 18 Eylül 2014 referandumunda, “İskoçya bağımsız bir ülke olmalı mı?” sorusu yöneltilecek.  İskoç Ulusal Partisi ve İskoçya Yeşilleri bağımsızlık taraftarı kampanya için mücadele ederken, İşçi Partisi ile Muhafazakârlar birliği korumak taraftarı “birlikte daha iyiyiz” kampanyası için propaganda yaptılar.

İngiltere’ye göre daha ilerici ve sosyal politikalar taraftarı bir seçmen kitlesine sahip İskoçya’da bağımsızlık taraftarları, bunu ulusalcılıktan ziyade kendi kendilerini tercih edecekleri şekilde yönetebilme imkânı için istiyor. Anketlerde bağımsızlık için “evet” oyunun öne geçmesi üzerine Britanya hükümeti daha geniş siyasi ve mali özerklik vaad etse de, seçmenler bunu “çok geç ve çok az” olarak değerlendiriyor. Evet kampanyasının yapıcı mesajı özellikle gençler arasında hitap buluyor.

Ayrılık kararı alınırsa, bu 18 ay sonra uygulamaya geçecek ve İskoçya Sterlin’den ayrılmak zorunda kalabilecek. Bu ihtimal ve AB üyeliğinin garanti olmadığı gibi tehditler İskoçya halkında itici bulunurken, İskoçya’nın ayrılmasının kronik bütçe açığı ve yüksek oranda finans sektörü borçluluğu olan Britanya ekonomisini iyi etkilemeyeceği de biliniyor.

lskoçya, 1707’de ülkelerin ayrı parlamentolarınca alınan Birleşme Kararı’ndan beri İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda ile Birleşik Kırallık’ın bir parçası.

(Ajanslar, Yeşil Gazete)

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon iklim için halkla yürüyecek!

“İklim çözümü için yürüyenlerle kol kola gireceğim.” Bu sözler BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a ait.

Ban, haftasonu dünyanın her yerinde ve New York’ta düzenlenecek Halkın İklim Yürüyüşü’ne

Ban Ki Moon
Ban Ki Moon kolları sıvıyor

katılacak. “Birlikte, bu kilit meselenin doğru tarafında duruyoruz” dedi.

Kendi çağrısıyla 23 Eylül günü yapılacak BM İklim Zirvesi’nden önce bu adım, Genel Sekreter’in konuyu nasıl bir ölüm kalım meselesi olarak gördüğünü gösteriyor. Barack Obama, Tayyip Erdoğan ve birçok başka devlet ve hükümet başkanının katılması beklenen zirvede, 2015’te Paris’te bir iklim anlaşması üzerine uzlaşı çıkması şart olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması Taraflar Konferansı öncesi, sera gazı salımlarının kısıtlanması tartışılacak.

Ban, “İklim değişikliği hakkında eyleme ihtiyaç acil. Ne kadar geciktirirsek, maddi olarak ve insan hayatıyla bedeli o kadar ağar olacak. Haftaya toplayacağım iklim zirvesinin iki hedefi var: Gelecek yıl Paris’te evrensel ve anlamlı bir iklim anlaşması sağlanması için siyasi iradeyi toplamak, ve sera gazı emisyonlarını kısmak ve iklim değişikliğine karşı dirayeti artırmak için atılacak cürretkâr adımlar yaratmak. Önemli olan, anlamlı vaadler almayı ve ilerleme kaydetmeyi bekliyor olduğumuz.”

Ban’ın iklim mitingine katılımı hakkında daha fazla bilgi yok. Genel Sekreter, ayni zamanda aktör Leonardo di Caprio’yu iklim değişikliği özel sorumluğu ile BM barış elçisi tayin etmişti, ve aktör zirvenin açılış konuşmalarından birini yapacak.

Ban, 2009’da anlaşma beklenen ama çıkamayan Kopenhag’da sonuç alınamayan BM İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması Taraflar Konferansı öncesi benzer bir zirve düzenlemişti. BM, liderleri bir yüzyüze görüşmeler serisinde biraraya getirerek 2020’de mevcut hedefler sonlandıktan sonra devreye girecek anlaşmada iklim değişikliğini 2° C ile kısıtlayacak bağlayıcı hedefler belirlemek için rahat bir zemin sağlamaya çalışıyor.

 

(The Guardian, Yeşil Gazete)

Soma Yırca Köyü’nde zeytinlik katliamı!

Manisa Soma’ya bağlı Yırca köyünde dozerler zeytinliklere girdi. Termik santral için zeytinlik katliamına köylüler direndi. Bölgeden alınan haberlere göre köylüler dozerleri durdurmadan önce makineler 13 zeytin ağacını kesti.

Yırca köyünde dozerler zeytinliklere girdi
Yırca köyünde dozerler zeytinliklere girdi

Jandarma olay yerine intikal etti ve kesilen ağaçlar ile ilgili tutanak tutuldu.

Köylülerle birlikte akşam saatlerinde zeytinlik katliamına karşı direnme kararı çıkan toplantıda bulunan CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, yeniden Soma’ya intikal etti. Özel ayrıca, Vali ve Kaymakamı bilgilendirdi.

Köylülerin direnişi karşısında duramayan Kolin gruba ait iş makinelerini çalıştıran işçiler zeytinlik alanından uzaklaştılar. Dozerleri bırakarak kaçan işçilere karşın, Yırca halkı tarafından makineler zeytinlik alanının önünden çekildi. Nöbet sürüyor, direniş ve dayanışma için çağrı yapılıyor.

Zeytinlikler için Yırca'da nöbet sürüyor, direniş ve dayanışma için çağrı yapılıyor
Zeytinlikler için Yırca’da nöbet sürüyor, direniş ve dayanışma için çağrı yapılıyor

Son alınan haberlere göre dozerler 02:00 itibari ile bölgeyi terk ettiler. Özgür Özel twitterdan yaptığı açıklamada “köylülerin direnişi, avukatların dirayeti, Jandarmanın varlığı Kaymakamın arabuluculuğu ile şimdilik gidiyorlar” dedi.

(Yeşil Gazete)

Genç Yeşiller iklim yürüyüşüne hazırlanıyor

Genç Yeşiller gençliği iklimi değil sistemi değiştirmeye, laf değil eylem üretmeye çağırıyor.
20-21 Eylül tarihlerinde yapılacak tarihin en büyük iklim Halkların İklim Eylemi’nin İstanbul İklim Adaleti Yürüşü öncesi Genç Yeşiller genç, çocuk, yaşlı herkesi yürüyüşe birlikte hazırlanmaya çağırıyor.
15 Genç Yeşiller19 Eylül Cuma günü Kuzguncuk Bostanı‘nda yapılacak etkinlikte önce 20 Eylül’de yapılacak İklim Adaleti Yürüşü için şenlikli slogan ve pankart çalışmaları yapılacak. Havanın kararmasıyla birlikte Disruption – İklim Değişikliği belgeseli izlenecek ve buluşma forumla devam edecek.
Genç Yeşiller’in çağırı metini şöyle:
23 Eylül’de dünya başkanları Birleşmiş Milletler çağırıcılığında New York’ta İklim Zirvesi’nde toplanıyor. İnsan eliyle yapılmış iklim değişikliğini durdurmak yine insanların elinde. Birleşmiş Milletler ve dünya liderleri 20 yıldır iklim değişikliğini zirvelerde konuşuyorlar ama sadece bu zirveler için dünyanın dört bir yanından toplanıp karbon harcamakla kalıyorlar. Bu sefer de lafta kalacak bir zirve değil eylem istiyoruz çünkü biz gençler ve çocuklar bu gezegende daha uzun yıllar yaşamayı planlıyoruz.
Program:
17.30 Kuzguncuk Bostan slogan, pankart çalışması
19.00 Disruption film gösterimi
20.00 Forum
(Yeşil Gazete)

‘Rainbow Warrior’ termik santral tehdidi altındaki Çanakkale’de

Kömürün zararlarına karşı dikkat çekmek için Türkiye’yi turlayan Greenpeace gemisi Rainbow Warrior, Çanakkale’nin Karabiga ilçesine vardı. Bölgeye, var olan üç kömürlü termik santralin yanında 10 kömürlü termik santral daha yapılmak isteniyor.

karabiga1

Karabiga’da Rainbow Warrior gemisini balıkçı tekneleri “Hoş geldin Rainbow Warrior, kömüre karşı yelkenler fora”, “Rüzgar bize yeter” ve “Kömürsüz ömür istiyoruz” pankartlarıyla karşıladı. Greenpeace eylemcileri de, Greenpeace botu üzerinde “Kaz Dağı kömür solumasın” yazılı pankart açtı.

CENAL A.Ş. ÇED sürecini tekrar başlatacak

Türkiye’nin en çok termik santrale sahip üçüncü şehri olan Çanakkale’de 10 termik santral daha açılmak isteniyor. Özellikle Cengiz İnşaat ve Alarko Holding ortaklığındaki CENAL Elektrik Üretim A.Ş’nin Karabiga’da kurmayı planladığı santral konumu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreciyle en çok tepki çeken projelerden biri.

Şirketin 2013 yılında Çevre Bakanlığı’na sunduğu ÇED Raporu, çevreye ve insan sağlığına vereceği zararlar nedeniyle iptal edilmişti. Şirket daha sonra bir bütün olan ÇED raporunu 4’e bölerek sunduysa da, yerel halkın ve sivil toplum kuruluşlarının verdikleri hukuk mücadelesi sonucunda, parçalanan ÇED sürecinin bir bütün olduğu gerekçesiyle proje hakkında yürütmeyi durdurma kararı alındı. Defalarca alınan yürütmeyi durdurma kararına karşın şirket yeni bir ÇED süreci başlatıyor. Bu yeni ÇED sürecine karşı da hukuk mücadelesi devam edecek.

Rainbow Warrior gemisi, Karabiga’dan sonra İzmir’e doğru yol alacak.

Greenpeace Akdeniz, Rainbow Warrior Türkiye turu kapsamında, kömürlü termik santrallerin sağlık etkileri konusunda Sağlık Bakanlığı’nı harekete geçmeye çağırıyor. Kampanyaya destek vermek isteyenler, www.birgunver.org üzerinden, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na bir çağrı metni göndererek, halk sağlığını tehdit eden enerji projelerinin planlanma, izin ve denetim süreçlerinde Sağlık Bakanlığı’nın karar verici bir kurum olmasını talep ediyor.

(Yeşil Gazete)

Senin Sokağın Senin Seçimin!

Yürünemeyecek darlıkta kaldırımlar, bir de üstüne park etmiş arabalar, yaya yolunu taşıt yolu olarak kullanılması, istediğiniz kadar ağaç, bisiklet yolu olmaması… Bu sorunlar tanıdık mı? Peki sokağınızı nasıl isterdiniz? Cevabı 21 Eylül Pazar günü Caddebostan’da!

Her yıl 16-22 Eylül tarihleri arasında kutlanan Avrupa Hareketlilik Haftası’nın 2014 yılı teması “Senin Sokağın, Senin Seçimin” olarak belirlendi. Sokak Bizim Derneği, Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında kutlanan Otomobilsiz Gün’de herkesi Caddebostan’da gerçekleştirilecek “Senin Sokağın“ etkinliğine davet ediyor.

poster_wcd_14

 

Avrupa Birliği, Çevre ve Ulaşım Komisyonu tarafından düzenlenen Avrupa Hareketlilik Haftası (European Mobility Week), her yıl 16-22 Eylül tarihleri arasında kutlanıyor. Hareketlilik Haftasının kapanış etkinliği olan Otomobilsiz Gün (Carfree Day),  sürdürülebilir ulaşımı teşvik etmek amacıyla tüm Avrupa ülkelerinde çeşitli organizasyon ve etkinliklerle kutlanıyor. Bu sene teması “Senin Sokağın, Senin Seçimin” olarak belirlenen Avrupa Hareketlilik Haftası, insanları istedikleri yaşam alanlarını yaratmaları konusunda teşvik etmeyi amaçlıyor.

Geçtiğimiz sene Otomobilsiz Günü YAYABA ile Caddebostan sahilde kutlayan Sokak Bizim; bu sene de Otomobilsiz Günü, geniş çaplı katılım sağlamak amacıyla 21 Eylül 2014 Pazar günü “Senin Sokağın” etkinliği ile kutluyor. “Senin Sokağın“ etkinliği, sokağı oluşturan ve farklı birimleri temsil eden maket parçalarını farklı kombinasyonlarla bir araya getirerek insanların hayalindeki sokakları yaratmasına imkan tanıyor.

“Senin Sokağın“ etkinliği 14:00-18:00 saatleri arasında Caddebostan plajı arkası, Dr. Vasıf Sokak’ın sahil ile buluştuğu noktada gerçekleştirilecek. Sokak Bizim, hayalindeki yaşanabilir sokağı yaratmayı isteyen herkesi bekliyor!

Sokak Bizim Hakkında

İnsan odaklı şehirler ve sokaklar için çalışan Sokak Bizim Derneği; belediyeler, yerel halk ve diğer STK’lar ile işbirliği içerisinde çalışarak özellikle sokaklar, kamusal alanlar ve sürdürülebilir ulaşım konularında farkındalık çalışmaları, projeler, etkinlikler ve gerçekleştiriyor. Derneğin en bilenen projesi ise, ‘Ayda Bir Gün Sokak Bizim’ etkinlikleri ve ‘Kaldırım Nerede?’ kampanyasıdır.

 

Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz bir ayını doldurdu; Sinop’ta basın açıklaması

13 Ağustos’tan 16 Eylül’e bir ayı aşkın süredir Hüseyin Ürkmez denizde, nihayet Karadeniz’deki yaranın üstüne tuz basma zamanı. 11 Eylül günü Hüseyin, en son basın açıklamasını yaptığı bizim de bu vesileyle termik hikayesini paylaştığımız, hikayesinden kendimize nükleer çuvaldızlar batırdığımız  Gerze’den Sinop’a uğurlandı. Öğleden sonra  Hüseyin’in nezdinde Nükleersiz.org &Yeşil Düşünce Derneği (YDD)’ nin projesini Sinop karşılamış oldu. Alanda Sinop Merkez  Belediye Başkanı  Baki Ergül, Sinop Nükleer Karşıtı Platform üyeleri, temsilcileriyle, Sinop’taki diğer sivil toplum hareketlerinin temsilcileri vardı. Nereden hangi temsiliyetten olurlarsa olsunlar bu hayatın değerini bilen, topraklarını, soludukları, havayı, denizi göze görünmez düşman radyasyona teslim etmek istemeyen ve etmeme kararlılığında  olan, gelecek nesillerin bile yarınlarını düşünen  insanlar onlar. Bugün  aynı kararlılığı Mersin gösterdi. “ Akkuyu Nükleer Güç Santrali ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) Bilgilendirme Toplantısı” nükleer karşıtlarının protestoları sebebiyle yapılamadı. Toplantı alanında Mersin Nükleer Karşıtı Platform üyeleri ve çevreciler, “Akkuyu olmayacak, nükleer santral istemiyoruz” dövizleriyle sloganlar atarak protestolara başladı. Nükleer karşıtları, protestolar neticesinde yapılamayan ÇED Bilgilendirme toplantısının”yapılmıştır” şeklinde tutanaklara geçirildiğini de ortaya çıkardı. Mersin’deki direnişi yürekten kutluyoruz!

sinop2

 

Sinop’taki basın açıklaması için toplanıldığında bir konuşma yapan Belediye Başkanı Baki Ergül’ün  “Termik belasından nasıl kurtulduysak nükleer belasından da öyle kurtulacağız sözleri” akıllarda, dileği yüreklerde kaldı . Ne mutlu ki Gerze Festivali vesilesiyle Sinop’ta olduğumuz süreçte Gerze, Erfelek, Dikmen  Belediye başkanları da  ziyaretlerimizde aynı temennilerde bulunmuştu. Boşuna Türkiye’nin en mutlu kenti  seçilmemişti Sinop, farkındalığı yüksek insanların  memleketiydi ve Hüseyin’i bu  duruşlarıyla bağırlarına bastılar. Akşam vakti geldiğinde izleyen 2 gün daha hava muhalefeti devam edeceğinden evinde konaklayacağı Sami Bey’de misafir oldu Hüseyin .

Ertesi gün, Sinop’un populer radyosu Barış FM ’e konuk oldu, projeyi, kendisinden beklenenleri, İstanbul’a varışı hakkında ufak bir bilgilendirme yapıp basın açıklamasından da kısa bir kesit sundu. Teşekkürler Barış FM. Takip edenlerin hatırlayacağı üzere Hüseyin, daha henüz Trabzon Yomra ’dayken Açık Radyo/Ümit Şahin’in programında kendisine teklif edilen projenin detaylarını anlatmıştı.

İnceburun inceldiği yerden kopmasın

13 Eylül günü, İnceburun’u geçme planları vardı. Sinop Merkez’den 16 km olduğunu bildiğimiz nükleer santral için tahsis edilen  alandı İnceburun, on yıllar sonrasını düşünerek korkuyla hassasiyetle çekmiş olsa gerekti  kürekleri, İnceburun inceldiği yerden kopmamalıydı. Kaba kabaydı dalgalar Hüseyin’in tabiriyle , hatta onu tanıyıp selamlamak için yamacına yaklaşan bir balıkçı teknesi ile Hacivat’la Karagöz gibi bir inip bir çıktılar, bazen Hüseyin devleşti küçücük sandalıyla  bazen balıkçı teknesi. Gece saat 9 sularında İnceburun Feneri’nin onu uzaktan gözeten şefkatli kristal bakışları altında yol aldı, denizinden çıkmıştı ama havasından çıkamamamıştı, dalgalar beşikteymiş gibi sallamaya devam etti onu .

İnceburun’u arkada bırakıp istanbula’a doğru yaklaşık 30 mil( yaklaşık 44 km) daha kürek çekince Ayancık’a geldi. Artık o karaya ayak basmadan, hatta bir önceki kaldığı yerden sandalına bindiği anda bir sonraki duraktan haberini alıyorlardı, kısacası Hüseyin’den önce adı  ulaşıyordu karaya; sağolsun bekleyenler, karşılayanlar tüm ilgilenenler . Ayancık’ta kalışı uzayınca dostlar ziyaretlerini eksik etmediler. Daha önce Sinop NKP’nin bu dönem ise KESK  Sözcüsü Metin Gürbüz de farkındalığı yüksek, nükleer müsibetinin  izleyip bilenlerden ve başından beri projeyi destekliyor. Bu sebepledir ki nükleer karşıtı sivil toplum projesini, Hüseyin’i Türkeli ilçesine götürme fırsatını kaçırmıyor, böylece Türkeli Belediye Başkanı da temas edilen belediye başkanları arasına girmiş oluyor.

ayancık

 

Ayancık’ın, geçmiş 5-6 yılına baktığımızda mücadeleye yabancı olmadığı anlaşılıyor, Çaylıoğlu (Stefan) Köyü, 1991 yılında SİT alanı ilan edilmiş olmasına rağmen 2008 yılından bu yana termik santrale karşı direniyor. Ayancık yerel basınından dün aldığımız bir habere göre ise Ayancık’ta Büyük Kızıl kum Köyü’nde 1300 MW gücünde termik santral kurmak üzere ÇED raporu  alabilmek için başka bir firma  çalışmalara başlıyor. Ayancık  geçen sene de Temmuz aylarında ÇED raporu olmayan sözleşme içeriğinde türü hatalar barındıran HES projesine Ayancık geçit vermemişti .Mamafih, olan 17 986 adet  ağaca olmuş, bu ağaçlar ÇED raporu  henüz alınmamışken aynı  Sinop-Abalı Köyü ‘nde nükleer santral bölgesi olarak Enerji Bakanlığı’na  devredilen  60 km2 lik bölgedeki 225 bin ağaçla aynı akıbete uğratılarak kesilmişti. Lakin bilmelisiniz ki bu HES projesi de gerçekleşmeyerek iptal edilmiştir.  Nükleer projesi de bir gün  mutlaka iptal edilecektir.

20 Eylül’de 17:00’de Taksim Tünel’de!

Japon Yönetmen Hayao Miyazaki ’nin bencillik ve açgözlülüğü anlattığı Türkçe adıyla  Ruhların Kaçışı adlı çizgifilmi geliyor aklıma. Kapitalizmin palazlandırdığı şirketlerin bir termik biter HES başlar, HES biter termik başlar anlayışıyla gözünü diktiği bu doğal ortamlar, yaşam alanları evcilleştirilemeyen bir at gibi üstünden atmasını bilecektir kendisini sömürenleri. Bugün gelinen nokta, susuzluğun kuraklığın geleceğin, geleceğimizin artık sömürülecek tarafının kalmadığının da izahıdır aslında .

Hüseyin’in  Ayancık’ta kestane karası fırtınasından muzdarip denizi beklemek zorunda olduğu günlerdeyiz ama, bizim için İstanbul’da dışarı çıkma haykırma zamanı, HES’lere, nükleere, hükümetin kirli enerji politikalarına karşı “Güneş, rüzgar bize yeter!”deme zamanı ! Gelin biz 20-21 Eylül İklim Zirvesi için buluşalım! Dünyadaki milyonlarla birlikte harekete geçmek için tam gün toplantılara katılamasak da en azından 20 Eylül Cumartesi günü  17.00’de Taksim Tünel’den başlayacak yürüyüşte olalım!

 

  • Hüseyin’i bu bağlantı dan takip edebilir; Projeye bu adres üzerinden katkıda bulunarak yerinizden kalkmadan  nükleersiz bir Türkiye için bir kürek de siz atabilirsiniz.

 

 

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)