Ana Sayfa Blog Sayfa 3866

Her dönemin Yeşil Kitapları

Her şey ALS hastalığı ile savaşmak amacıyla başlatılan buzlu kova meydan okuma kampanyasıyla başladı (# ALSIceBucketChallenge). Motor nöron” hastalığı olarak bilinen ALS’ye dikkat çekmek 3 kişiye meydan okuyup bağış yapmalarını veya başlarından aşağı bir kova buzlu su dökmelerini isteyen bir zincir oluşturulmuştu. Bu kampanya modeli pek kaynağını anlamadığım bir şekilde kitapseverler tarafından da kullanılmaya başlandı.

Bağış toplanmıyor ama en çok beğendiğiniz kitapları sıralayarak Facebook üzerinden arkadaşlarınızı da etiketleyerek onlara meydan okuyorsunuz.

Geçtiğimiz haftalarda bir arkadaş bana meydan okuyunca 10 kitabı listeledim ve editörümüz Alper Tolga Akkuş’un da içinde olduğu 10 kişiye meydan okudum. Sağolsun Alper, tam da bir editöre yakışacak şekilde fırsatı kaçırmayıp beğendiğim 10 yeşil kitabı yazıp okurlardan da kendi listelerini eklemelerini rica edebileceğimi söyledi.

Buyrun 10 kitaplık yeşil meydan okuma. Yorum kısmından silsileyi devam ettirebilirsiniz.
1) Dünyanın Yeşil TarihiClive Ponting

12 dünyanın yeşil tarihi
2) Büyümenin SınırlarıMeadows&Meadows

13 büyümenin sınırları
3) Sessiz BaharRachel Carson

11 sessiz bahar
4) GaiaJames Lovelock

15 Gaia
5) Küçük GüzeldirE.F. Schumacher

16 e-f-schumacher+kucuk-guzeldir
6) Bahçelerin ve Parkların TarihiHans Sarkowicz

17 parkların bahçelerin tarihi

 

7) Dereler ve İsyanlarMahmut Hamsici

14 dereler ve isyanlar
8) No LogoNaomi Klein

18 No Logo...
9) SürüFrank Schatzing

19 Sürü
10) Çevre ve EkolojiMine Kışlalıoğlu&Fikret Berkes

20 Çevre ve Ekoloji

 

Her bir çilimi yerim

Yüzümü yıkadıktan sonra aynada lekelerimi inceledim. Her yaz lekelerime yeni lekeler katılıyor ve her birini, birbirinden ayırt etmeden, şirinleştirmek için çil demeye gerek duymadan çok seviyorum. Beni ben yapıyorlar ve bir gün kaybolursam annem beni lekelerimden tanıyabilir. Bu yaz sonu itibariyle burnumda, yanaklarımda, kollarımda ve artık sırtımda lekelerim var.

Sonbaharın gelişi bir savaşın bitişi, yaraların sarılışı gibi kadınlar için: Güneşin yıprattığı saçlarınızı güçlendirin, denizin kuruttuğu cildinizi parlatın, kumun kırdığı tırnaklarını yapıştırın. Kozmetik endüstrisinin mevsimselliği alışkın olduğum bir şey. Alışkın olmadığım ise bir eczanenin camında gördüğüm “Yazdan kalma güneş lekelerine son!” reklamı, yanında da yüzünün yarısı lekeli yarısı lekesiz bir kadın suratı. O anda benim yıllarca çok sevdiğim lekelerimin aslında sevilmemesi ve hatta ilaçla savaşılması gereken bir problem olduğunu öğrendim. Daha sabah dostlarım olanlar öğlen düşmanlarımdı artık.

25 çilli

Reçetesiz ve tamamen kozmetik amaçlı satılan bir ürünün eczanelerden reklamı yapılmasının cilt kanseri ve dahi bir sürü dermatolojik hastalıkla bilinçaltında özdeşleşecek olması gibi büyük bir problemi bir kenara koyarsak – nasıl ya?

Küçükken parkta oynadıktan sonra ellerimi yıkayan kuzenimin çamur sanıp kollarımı sabunla kazımaya çalışması hariç hiç lekelerimden kurtulmam gerektiğini hissetmemiştim. Şimdi ise kocaman bir şirket oturmuş ömürüm boyunca hiçbir zaman gocunmadığım, hatta sevip saydığım lekelerime son vermem gerektiğini söylüyor.

Kadın vücudu üzerinde insanların, devletlerin ve şirketlerin hâkimiyet kurma çabalarına aşinayım, yeri geldiğinde okuyoruz ve yazıyoruz ama okuryazarlıkla olmuyormuş. O reklamı görmemle vücuduma dair beğendiğim ve beğenmediğim her şey bir anda tepeme üşüştü; ergenliğimden beri beni takip eden tüm o güvensizlikler ve kilo vermeler ve kilo almalar ve kıl aldırmalar ve saç boyamalar ve makyajlar ve gecelerce ağladığım zamanlar.

Çok zor. Milyarlarca dolarlık reklam bütçeleri ve iletişim faaliyetleri benim vücudumu sevmemem için bilfiil kampanya yapıyor – ve çoğu zaman başarıyor. Bu sefer değil ama. Lekelerimi seviyorum ve silmeyeceğim.

Son iki senenin en hipster gruplarından alt-J 22 Eylül’de yani albüm çıkardı: “This Is All Yours”. Albüm singlelarından biri Every Other Freckle (Her Bir Çil). Şarkının sözleri de pek seksi. Seni ağız dolusu öperim, ciğerlerini çekerim, kedi gibi sevişirim, paketin dibi gibi yalarım diyorlar.

Sekiz kere de her bir çilini istiyorum diyor.

Şarkıya iki tane de klip çekmişler, biri kızlı;

 

Diğeri erkekli;

 

Klipler de çok seksi, koşan çıplak poplar var. Kız popolu olan erkek popolu olanın iki katı kadar izlenmiş. Biraz da bunu düşünelim.

Bir müzik yolculuğu: Faran Ensemble

İnsan bazen bir notaya aşık olur. Yüreği sıkışır. Hayatta olmanın nimetinin ne geçmiş ne gelecek sadece o anda olduğunu anlar; o notada. Sakince yerinden sıçrar sonra ayakları yere basar, yeryüzüne basar. O nota Faran Ensemble‘a ait. Faran, Necef çölünde birkaç ülkenin sınırlarında uzanan bir vadinin adı. Yağmurda canlı ve yeşil, güneşte kurak ve sakin. Bu döngüde gidip gelen bir vadi. Faran Ensemble’nin Orta Asya’dan beslenen müzikleri, sınır tanımadan dinleyenleri ruhsal bir yolculuğa çıkarıyor, birbirlerine dönen ezgileri ile. O yolculuk esnasında daha sakin, daha umutlu, daha gülümser oluyor yolcu, kapıları bu notaya açıksa, aşık olmaya hazırsa.

23 Faran Ensemble...

Grup üyeleri Roy Smila, Gad Tidhar, Refael Ben-Zichri’nin enstrümanları sırasıyla kemança, ud, vurmalı çalgılar. Bu enstrümanlar, buluştuğunda bu üç adamla coğrafyamızın aşina olduğu ezgiler çıkıyor ortaya. Bazen birlikte bazen birbirlerini bekleyerek icra ederken müziklerini, yüzlerinde oluşan gülümseme görülmeye değer. Dini bir ritüel; nota, an, birliktelik ve yalnızlık için. Bir şükran belki bu anın içinde yaşadıklarına.

Grubu Facebook sayfalarından takip edebilir, buradan albümlerini satın alabilir ve aşağıdaki video’dan bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

 

[Çocuk Kitapları] Uçan Salı

Büyükler ve gençler için yazdığı roman ve öykülerden sonra Müge İplikçi çocuklar için de keyifli bir kitaba imza atmış. İstanbul’un en önemli pazarlarından biriyken geçtiğimiz yıllarda yeri değiştirilen Kadıköy Salı Pazarı, Müge İplikçi’nin kitabının mekânını oluşturuyor. Kitabın kahramanı ise uçmayı kafasına takmış olan, tüm çocuklar gibi hayalle gerçeği bir arada yaşayan Sibel.

24 UcanSali-Isvicre...

Annesi ve ikiz kardeşleriyle birlikte bayram alışverişi için pazara giden Sibel, burada annesini kaybeder. Annesini ararken pazarcı esnafıyla karşılaşır, en sonunda yorgun düşer, bir domates sandığına kıvrılır. O sırada yanına mahallesinde gördüğü cadı sandığı ihtiyar kadın gelir. Kadın cadı değildir, sadece fakir düşmüş bir ninedir ve torunlarına bakmaktadır. Kadın, çocukların karnını doyurduktan sonra Sibel’i evine götüreceği sırada hediye ettiği kolyenin sihri sayesinde Sibel uçmaya başlar.

Sibel ailesine kavuşacak mı? Kolyenin sırrı nedir? Kolye yaşlı kadının eline nasıl geçmiştir? Tüm bu soruların cevabını merak ediyorsanız, kitabı okumanız gerekiyor.

Müge İplikçi

Sekiz dokuz yaşındaki çocuklar için ideal olan kitapta, korunması gereken değerlerimiz, farklı olanlara karşı önyargılı davranılmaması gerektiği, yardımseverlik gibi konular işleniyor. Kitabın oldukça renkli ve keyifli resimleri ise Mustafa Delioğlu tarafından yapılmış.

 

Not: Bu yazının videosunu aşağıdaki linkten Uzman Tv’den izleyebilirsiniz.

http://www.uzmantv.com/muge-iplikcinin-ucan-sali-kitabinin-konusu-nedir

Ertuğrul Kürkçü’den zeytinliklerde uçakla ilaçlama için soru önergesi

HDP Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Edremit Körfezindeki zirai ilaçlama ile ilgili Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehmet Mehdi Eker’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

Kürkçü’nün önergesinin gerekçesi şu şekilde:

10 ertuğrul kürkçü“Balıkesir ili sınırlarındaki Edremit Körfezi civarındaki zeytinliklere uçakla kimyasal zirai mücadele ilaçları atılmaktadır. Dünyanın pek çok yerinde uçakla zirai ilaçlama yöntemi sadece hedef zararlılara değil, tüm doğal yaşama tehdit oluşturduğu gerekçesiyle yasaklanmışken bu uygulama Edremit Körfezi’nde devam etmektedir.

Bu tipte ilaçlama sadece zeytin sineğini değil canlı yaşamı yok etmekte, ekolojik dengenin bozulmasına yol açmaktadır. Zararlılarla kimyasal ilaçlar vasıtasıyla mücadele etmek, hedef zararlıların yanı sıra bu canlılarla beslenen avcı böcekleri de yok etmekte, bir süre sonra zararlılar ilaca bağışıklık kazanarak her sene daha yüksek dozajda ilaca ihtiyaç oluşturmaktadırlar. Üreticiler ise kimyasallara ve onları üreten firmalara bağımlı kılınmaktadır.

Uçakla kimyasal uygulamalarının kaybedeni öncelikle zeytin üreticileridir. Bu seneki mahsulü kurtarsalar bile yıllar boyunca kimyasalcı şirketlere bedeller ödemek zorunda kalacaklardır. Ayrıca bölgedeki organik – iyi tarım uygulamaları yapan üreticiler, arıcılıkla geçinenler, evcil ve yabani hayvanlar telafisi mümkün olmayan büyük zarar göreceklerdir.
Uçakların her ilaç bombardımanında su kaynakları zehirlenmekte, hava kirlenmekte, başta astım olmak üzere solunum yolu hastalıkları artmakta, bölgenin turizmi olumsuz etkilenmekte, kısaca bölge insanların ve tüm canlıların yaşam alanları tehdit edilmektedir.”

Kürkçü önergesinde şu sorulara yanıt istiyor:

Önceki senelerde Tarım Bakanlığı tarafından yasaklanan uçakla zirai ilaçlama kararını kim vermiştir? Bu uygulama için kim, hangi gerekçeyle izin vermiştir?
Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatıldığı öğrenilen ilaçlama için hangi uzmanların görüşü alınmıştır?
Kullanılan ilaçların çevreye ve doğal hayata etkileri konusunda yapılmış bir çalışma var mıdır?
Uçakla ilaçlama için ayrılan bütçe ne kadardır? Uygulama nasıl bir ihale sonucu hangi firmaya verilmiştir? Uygulamada kullanılan ilaçlar nasıl ve kimler tarafından belirlenmiştir? İlaçlama için harcanan paranın üreticilerden geri alınması düşünülmekte midir?

 

Yeşil Gazete

Eğitim Bir Sen’den; “Karma eğitimden vazgeçilsin” talebi

Hükümete yakınlığıyla bilinen Memur-Sen’e bağlı Eğitim-Bir-Sen, 5’inci sınıftan itibaren ortaöğretimde türban yasağının kaldırılmasının ardından hükümetten ‘karma eğitimin de kaldırılmasını’ istedi.

Ortaöğretimde türban serbestisini de destekleyen Eğitim-Bir-Sen, Bakanlar Kurulu’nun ortaöğretimde türbana izin verdiği toplantısının bir gün öncesinde Eğitim-Bir-Sen de 29’uncu Başkanlar Kurulu’nu düzenliyordu.

1 eğitim bir sen

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre, bu kuruldan çıkan talep bildirisinde, karma eğitimden adeta bir ‘işkence aracı’ olarak bahsediliyor ve bu ‘dayatma‘dan vazgeçilmesi isteniyor. Bildiri metninde geçen ifadeler şöyle:

“İnsanların temel tercihlerini sınırlayan demokratik eğitim hakkının önündeki engeller kaldırılmalı; insan iradesine ve tercihine ipotek koyan eğitimdeki ‘karma’ mecburiyetine son verilmeli, devlet bu konudaki dayatmadan vazgeçmelidir.”

Bildiride sadece karma eğitimin kaldırılmasının yanı sıra müfredatın da belirli noktaların gözetilerek ‘elden geçirilmesi‘ talep ediliyor: “4+4+4 eğitim sistemiyle istenen sonuçların elde edilebilmesi, insanımızın sahip olduğu ahlaki ve toplumsal değerlerin, müfredatın yeniden belirlenmesi noktasında öncelikle göz önüne alınması elzemdir.”

Bu kuruldan çıkan talep bildirisinde kamu çalışanlarına ve üniversite öğrencilerine türban yasağının kalkmasının ardından ortaöğretimde bu yasağın devam etmesinin anlamsız olduğu da dile getiriliyordu.

Bildiride, “Kamu çalışanlarına ve üniversite öğrencilerine başörtüsü serbestisinin getirildiği bir ortamda diğer kız öğrencilere başörtüsü yasağının uygulanması anlamsızdır. Seçmeli Kur’an-ı Kerim dersinde başını örten bir öğrenciye başka bir derste bir öğretmenin başörtüsü yasağı uygulaması beklenmemelidir. Bu husustaki garabete, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yönetmelik değişikliği yapılarak son verilmeli; kamuda başörtüsü özgürlüğünden, imam hatip liseleri, imam hatip ortaokulları ve çok programlı liseler bünyesindeki imam hatip programını takip eden öğrenciler dışında kalan diğer öğrencilerin de yararlanabilmesinin yolu açılmalıdır” denildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da aynı talebi dile getirdiği öne sürülmüş, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasından sızan ‘eğitime dizayn’ konuya ilişkin bir toplantının tapesinde, Bilal Erdoğan’ın “Onları orta okul ve lise diye çevirelim. ‘Bu kız mı olacak, erkek mi olacak’” dediği iddia edilmişti.

(Cumhuriyet)

“Doğa, Karadeniz Sahil Yolundan İntikamını Alıyor”

Karadenizlilerin yıllarca yapılmasına karşı mücadele ettiği Karadeniz Sahil Yolu’nun Giresun bölümünde önceki gün fırtına ve dev dalgalar nedeniyle ciddi zararlar oluştu. Sahile vuran dev dalgalar, onlarca aracı sürükledi, park ve işyerlerine zarar verdi.

6 giresun_m

Bianet’den Nilay Vardar’ın haberine göre sahil yoluna karşı açılan nlarca davanın avukatlığını üstlenen avukat Yakup Okumuşoğlu, “Kazandığımız davalara kaynaklık eden bilirkişi ‘dünyanın hiçbir yerinde böyle bir yol yapılamaz’ demişti. İşte görüyoruz. Karadeniz intikamını alıyor” dedi.

Sinop’tan başlayıp Sarp Sınır Kapısı’nda sona eren 604 kilometrelik şeridi kapsayan Karadeniz Sahil Yolu’nun amacı yolu güvenli ve kısa hale getirerek ticareti ve turizimi artırmak olarak gösterilmişti. Karadenizliler ise denizi doldurarak ekolojik sistemi bozan ve halkın denizle olan bağlantısını kesen bu yolu hiçbir zaman istemedi ve onlarca dava açtı.

Avukat Okumuşoğlu, karadenizin güneyinden geçen alternatif yol önerilerinin de kabul edilmediğini belirterek; “Davalarda danıştaydan gelen bilirkişi raporunda dünyanın hiçbir yerinde böyle bir yol olmadığını, olamayacağını, yolun akan suların önünden bariyer oluşturacağını bunun da gelecekte ciddi sorunlar oluşturabileceği vurgulandı. Bizler de akademisyenlerin oluşturduğu raporlar ile alternatif yolları sunmuştuk. Bu raporlara göre Karadeniz için en uygun yol projesinin şehrin güneyinden tünellerle ve viyadüklerle geçecek bir yol olması gerektiği belirtilmişti. Bunları önerdik ancak en çok para nereden kazanılacaksa o şekilde oluşturuldu” şeklinde konuştu.

(Bianet)

 

YPG ile IŞİD arasındaki savaş Türkiye sınırında

IŞİD ile YPG arasındaki çatışmalar, Türkiye’deki köylerden çıplak gözle izlenebilecek kadar yakına geldi. Köylüler, akşam saatlerinde yamaçlarda toplanarak çatışmaları izliyor.

Al Jazeera Diyarbakır muhabiri Mahmut Bozarslan’ın haberine göre Suruç’un köylerinden Karaca ile Suriye sınırı arasındaki mesafe metrelerle ölçülebiliyor. Sınırın hemen karşısında ise Suriye’nin bu bölgedeki son Kürt köyü Sıftek var. Bu köy aynı zamanda IŞİD ile YPG’nin kontrol ettiği bölgeler arasındaki sınır. Köy ve çevresi bugünlerde PKK’nın Suriye’deki kolu YPG ile Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) üyeleri arasındaki çatışmalara sahne oluyor.

Suriyeli Kürtler geçen haftaya kadar yaşadıkları köylere şimdi uzaktan bakıyor. [Fotoğraf:Abdurrahim Aydın/Al Jazeera Türk]
Suriyeli Kürtler geçen haftaya kadar yaşadıkları köylere şimdi uzaktan bakıyor.
[Fotoğraf:Abdurrahim Aydın/Al Jazeera Türk]
Köyün arkasındaki tepelere mevzilenen YPG’liler, IŞİD’in saldırılarına ağır silahlarla karşılık veriyor. Köylüler, akşam saaatlerinde başlayan çatışmaları izlemek için sınıra yakın bölgede toplanıyor.

Köylüler ellerinde dürbünlerle, atışların yapıldığı noktaları izliyor. Film izler gibi çatışmayı seyredenler, YPG’liler ateş açtıkça alkışlıyor. Ses sistemi monte edilen bir araçtan da Kürtçe marşlar çalınıyor.

Çatışmalar sürerken, Türk Silahlı Kuvvetleri sınır hattına tank ve zırhlı araçlar yerleştirmeyi sürdürüyor. Tankların namluları Suriye’ye çevrilmiş durumda.

PYD kaynakları, YPG’nin Kobani’de 3 noktada IŞİD ile çatıştığını belirtiyor. Çatışmalar kentin güney kesimlerinde yoğunlaştı. Kobani’nin 5 kilometre yakınlarına kadar gelen IŞİD üyelerinin uçak saldırılarının ardından geri çekilmek zorunda kaldığı da gelen bilgiler arasında.

(Al Jazeera)

IŞİD destekçileri İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilere saldırdı

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Hergele Meydanı diye bilinen Şerefe Holü, IŞİD destekçilerinin saldırısına sahne oldu. Asılan IŞİD karşıtı bir afişi bahane eden Müslüman Gençlik üyeleri öğrencilere çivili sopalarla saldırdı.

4 istanbul ünide işid saldırısı

İstanbul Üniversitesi’nin Laleli’de bulunan Edebiyat Fakültesi’nde IŞİD saldırısı yaşandı. IŞİD karşıtı bir afişin kaldırılması yönünde tehditler savuran, aralarında Hizbullahçıların da bulunduğu Müslüman Gençlik (Müs-Genç) üyeleri, verdikleri 15 dakika süre dolunca öğrencilere çivili sopalarla saldırdı. Saldırı sırasında bir öğrenci başından aldığı darbeyle yaralanırken okula giren polis 3 Müs-Genç üyesini gözaltına aldı.

(Haber Sol)

 

Heybeliada’da başka bir kütüphane mümkün

Heybeliada’da yıllarca metruk bir halde bekleyen halk kütüphanesi, adalıların gönüllü çabalarıyla başlayan hummalı bir faaliyet neticesinde restorasyondan geçiyor. Heybeliadalılar bu Cumartesi (27 Eylül), kütüphane açıldığında nasıl kullanılacağının bir nevi ‘ön gösterimini’ yapacak. İskele meydanındaki şenlikte pek çok atölye ve söyleşi var.

Screen shot 2014-09-26 at 12.40.45

20. yüzyıl başlarında inşa edilmiş olan Triandafilidis köşkü, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca ilkokul olarak hizmet verdikten sonra 1967 yılında halk kütüphanesine dönüştü. 2001 yılına kadar kütüphane olarak kullanılan bina 2008 yılından sonra boşaltıldı ve kaderine terk edildi. Geçtiğimiz sene ‘Heybeliada Kütüphane Koruma Girişimi’ adı altında bir araya gelen gönüllülerin yoğun çabası sonrası bina İstanbul İl Özel İdaresi’nin sorumluluğu altında altında ihaleye açıldı ve şu anda kütüphane restorasyonu devam ediyor.

Önümüzdeki Şubat ayında açılması planlanan kütüphane öncesinde adalılar bir şenlik düzenleyerek kütüphanede yaşamın nasıl olacağını gösterecek.

Herşey bahçe temizliğiyle başladı

Heybeliada Kütüphane Koruma Girişimi’nden Serenad Demirhan, halk kütüphanesinin bir kültür merkezi gibi işleyeceğini aktarıyor: “Halk kütüphanesi bir kültür merkezidir aslında. Kitap okunması için sessiz bir alan olacak ama hangi yaşta olursa olsun öğrenme alanı olabilecek bu bina. Türkiye’de atölyelerin, söyleşilerin de yapılabildiği bir kütüphane örneği yok, o yüzden Türk Kütüphaneciler Derneği de bize çok destek oldu. “ Demirhan, herkesin gönüllü çabasıyla bugüne kadar geldiklerini de ekliyor: “Bina metruk bir haldeydi, bahçesi beş yıldır çöplük olarak kullanılıyordu. Geçen sene 100 kişi girip bahçeyi temizledik. Her şey böyle başladı.”

Heybeliada Kütüphane Koruma Girişimi, Türk Kütüphaneciler Derneği Genel Merkezi ve İstanbul Şubesi, Okul Kütüphanecileri Derneği ile Okuma Ajansı’nın düzenlediği ‘Kütüphane Şenliktir’ isimli etkinlikte çizgi roman, çalgıları tanıma, resim, çamur, ritm, fotoğraf ve masal gibi pek çok farklı atölyeler yapılacak; ayrıca bir kütüphane şenliğinin olmazsa olmazı kitap takası da düzenlenecek. Saat 16.00 itibariyle de halk kütüphanesinin nasıl olması gerektiği Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal Zeynioğlu, Türk Kütüphaneciler Derneği Genel Başkanı Ali Fuat Kartal, Maltepe Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Belma Akşit, Heybeliada Halk Kütüphanesini Koruma Girişimi Kolaylaştırıcısı Serenad Demirhan ve yazar Ercan Kesal’ın katılımıyla tartışılacak.

Screen shot 2014-09-26 at 12.41.13

27 Eylül 2014 Cumartesi günü Heybeliada İskele Meydanı’nda düzenlenecek şenlike ilgili ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

(Yeşil Gazete)