“Nükleer Tehdit ve Akdeniz Havzasında Ortak Mücadele” paneli 6 Kasım Perşembe günü Yeşil Düşünce Derneği, Kıbrıslılar Bilim, Eğitim Sağlık ve Dayanışma Derneği (KİBES), nükleersiz.org, Avrupa Parlamentosu Yeşiller/Özgür İttifak Grubu Eş Başkanı ve Milletvekili anti-nükleer aktivist Rebeca Harms’ın çağrıcılığında, İstanbul Innpera Otel’de gerçekleştirildi.
Panel, Mersin’in Gülnar ilçesi Büyükeceli Mahallesi Akkuyu mevkiinde yapımı planlanan nükleer santralin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından nihai olarak kabul edilerek halkın görüşü için askıya çıkarılması üzerine kamuoyunu bilgilendirmek amacı ile yapıldı.. Santralin yapımını üstlenen Akkuyu NGS A.Ş. tarafından 4 bin sayfa olarak hazırlanan ÇED Raporu’na itiraz süresi 10 gün olarak belirlenirken, 24 Ekim 2014 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan rapor konusunda itiraz etme süresi 10 Kasım Pazartesi günü sona erecek.
Moderatörlüğünü Dr. Ümit Şahin’in yaptığı “Nükleer Tehdit ve Akdeniz Havzasında Ortak Mücadele” paneline Milletvekili anti-nükleer aktivist Rebeca Harms, Yeşil Düşünce Derneği Başkanı Sevgi Mutlu, CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Mersin Dönem Sözcüsü ve Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Mersin Şube Başkanı Seyfettin Atar, Tarım Orkam-Sen Mersin Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Yılmaz Kilim ve çok sayıda davetli katıldı.
Panelin açılışında konuşan MilletvekiliRebeca Harms, otoriterleşmede, demokrasiden uzaklaşma konusunda Cumhurbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın giderek Putin’e benzediğnii söyleyerek “Bu durum nükleer santral yapımı ısrarı ile ilgili şeffaflık konusunda sorun teşkil ediyor. Oysa bugün Avrupa’da nükleer santraller enerji stratejisinde, riski ve ekonomik maliyeti nedeniyle terk ediliyor” dedi.
Toplantıda ilk panelist olarak konuşan NKP Dönem Sözcüsü Seyfettin Atar, Mersin Akkuyu’da 1970’lerde başlayan nükleer serüvenin, “Karanlıkta kalacağız” denilerek hala devam ettiğini söyledi. Akkuyu’de yapılmak istenen nükleer santralin ülkenin elektrik ihtiyacını karşılayacağına yönelik açıklamaların gerçeği yansıtmadığını savunan Atar, “Bu süreçte birlik beraberlik içinde olmak önem arz ediyor çünkü Akkuyu’nun arkasından Sinop ve milli sermaye ile yapılacağıyla söylenen üçüncü bir nükleer santralden daha bahsediliyor. Akkuyu’nun farkı tamamen Rusya’ya ait olmasıdır. Akkuyu’da ne teknoloji transferi ne de başka bir alanda Türkiye’nin çıkarına hiçbir şey yok, olayların arkasında başka düşüncelerin olduğu artık açıkça ortaya çıktı” şeklinde konuştu.
Akkuyu Nükleer Santrali’nin yapılıp, yapılmaması ile ilgili bir referandum yapılmasına karşıyız. Çünkü bu teknik bir konu ve zaten fazlasıyla siyasi malzeme yapılmış durumda diyen Atar sözlerini, “Mersin’de yerel yönetimlerden de bu anlamda önemli destekler almaktayız. Son olarak seçimlerin ardından göreve gelen yeni Büyükşehir Belediye Başkanı MHP’li Buhanettin Kocamaz da, nükleer santralin çevresel zararları ile ilgili daha detaylı çalışılması için katkı sunacağını ifade etmiştir” diyerek noktaladı.
Sinop NKP adına konuşan Metin Gürbüz de, “Kömürü seviyoruz ama madenciyi sevmiyoruz, suyu seviyoruz ama o yöredeki yurttaşları sevmiyoruz. Ama cesur olup, bu mücadeleyi bütünleşik hale nasıl taşıyabiliriz diye tartışmalıyız. Cesaretimiz var, yeterki bir araya gelebilelim. Eğer bunları sağlarsak, çok rahat kazanımlar elde edebiliriz. Öte yandan Sinop’ta henüz ÇED süreci başlamadı, bu konuda Mersin’in deneyimlerinden faydalanabiliriz” dedi.
Kıbrıs Yeşil Barış Hareketi adına konuşan Doğan Sahir de, Kıbrıs’ın, Akkuyu Nükleer Santrali’nin yaratacağı tehlikeler ile birebir muhatap olduğunu söyleyerek, “Dünyada bir kavanoz içinde yaşıyoruz bu kapsamda Fukuşima veya Çernobil bizlere uzak değil. Japonya’da teknolojide çok ileride olmasına rağmen başına neler geldiğini hep birlikte izledik. Nükleer santrallerde hala bilinmezlikler, hesaplanamayan insan hatalarına açık boyutlar vardır. Kıbrıslı insanların bu konuda aydınlanması için daha çok çalışma yapılmalıdır. KKTC olarak yenilenebilir enerjiye yönelmekte de geri kaldık ama bunu zorlamalıyız” diye konuştu.
HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü de, parti olarak nükleer enerjinin her hangi bir biçimde faydası olmayacağı görüşünde olduklarını söyleyerek, “Mersin halkı her ankette yüzde 75-80 oranında nükleer santrallere karşı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu toplantının devamı acilen Mersin’de yapılmalı çünkü Mersin halkının bu mücadelede yalnız olmadığının sezgisinin arttırılması ve yerele, köylerde kırsalda yansıması çok önemli. Mersin’deki problem, ne olduğunu bilmemekle beraber, bilinenin önlenememesi, kadercilik oluşmasıdır” şeklinde konuştu.
CHP Mersin Milletvekili Prof. Dr. Aytuğ Atıcı, Mersin’deki nükleer karşıtı mücadelenin 35 yıllık bir destan olduğunu ve halen ateşini koruduğunu vurguladı. Mersin halkının yüzde 80’i nükleer santrale hayır diyor diyen Atıcı, “Halk çok iyi biliyorki, Mersin’in de, Türkiye’nin de nükleer enerjiye ihtiyacı yok. Hedefin enerji üretmek olmadığını halk çok iyi biliyor. Enerji Bakanı Taner Yıldız, Meclis kürsüsünde, ‘Nükleer santral demek sadece enerji demek değildir’ diyor. Bu sözler gerçek hedefi ortaya koyuyor” dedi.
Kıbrıs Cumhuriyetçi Türk Partisi Milletvekili Armağan Candan, Kıbrıs’ın, Mersin’in Gülnar İlçesi Akkuyu mevkiinde yapılmak istenen Akkuyu Nükleer Santrali’ne, İstanbul’dan çok daha yakın olduğunun altını çizerek, “Elbette enerji tüm ekonomiler için olmazsa olmaz bir girdi ama bunun için dünyanın geleceğinin riske atılması kabul edilebilir değil. Bu bakımdan tüm Akdeniz’i tehdit eden bu projeye karşı yürütülen mücadeleyi selamlıyoruz. Ancak Kıbrıs’ta bu konuda bir bilinç oluşmuş değil, önümüzdeki dönemde bu konuya katkı sunmak adına Güney ve Kuzeyi içine alacak bir organizasyonu Kıbrıs’ta yapmaya açığız” dedi.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi adına konuşan Arif Ali Cangı, İzmir Gaziemir’de ortaya çıkan nükleer atıklar ile ilgili bilgi vererek, “Türkiye olarak nükleer santralimiz yok ama atığımız var. Nasıl oluyor bu? İzmir’de TSK’ya kurşun üreten bir fabrika vardı. Burada nükleer atık olduğunu devletin ilgili kurumları 2007 yılında öğrendi ve yerel yönetimlerden merkezi hükümete kadar her yere haber verildi. Ama bu durum İzmirlilerden saklandı. 2007 yılında bu gerçeğin ortaya çıkması ile yargı süreci başlattık. Ancak şuanda soruşturma kapatılmaya çalışılıyor. Öte yandan yargılama sürüyor ama buradaki atıklar ne olacak? Mahalleyi kaldıramayacağımıza göre atıkların bertaraf edilmesi gerekiyor. Düzenlenen resmi bir raporda yer altı sularında nükleer atık kirliliği yok ama yüksek dozda kurşun gibi ağır metaller tespit edildi. Öte yandan toprakta nükleer atıklar bulundu. Türkiye’de nükleer santral yokken, bu nükleer atıkların nereden geldiği ise halen açıklanamıyor. Biz Türkiye olarak daha nükleer santralimiz yokken sahip olduğumuz nükleer atığı nasıl bertaraf edeceğimizi çözemezken, bir de nükleer santral kurmaya çalışıyoruz” dedi.
Avrupa Yeşiller Partisi’nin altı ayda bir düzenlediği konsey toplantısını bu sene İstanbul’da gerçekleştiriyor. 7-9 Kasım tarihlerinde Intercontinental Otel’de yapılacak konsey, bugün sabah Ümit Şahin, Fiona Hall ve Yannick Jadot’un konuşmacı olduğu Jeopolitik, Güvenlik ve Enerji Dönüşümü oturumundan sonra yapılan basın açıklamasıyla resmen başladı.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüsü Sevil Turan, Avrupa Yeşil Parti Eşsözcüsü Monica Frassoni ve HürAvrupa/Yeşiller İttifakı Eş Grup Başkan Vekili Rebecca Harms’ın ortak basın açıklamasında bu konsey toplantısının Türkiye’de yeşil hareketin desteklenmesi için büyük bir fırsat olduğu dile getirildi.
Avrupa Yeşil Parti Eşsözcüsü Frassoni Konsey şehrinin İstanbul olarak seçilmesinin nedeninin Türkiye siyasetinde daha büyük bir yer hak eden Türkiye Yeşillerini desteklemek, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecindeki rolüne bağlılığın altını çizmek ve de Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılım sürecini desteklemek olarak açıkladı.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüsü Turan da demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi ve ekolojik bir zeminde yapılan bu ortaklıkların çok değerli olduğunu belirtti.
Hak ve hukukun hiçe sayıldığı bir ortamda toplumsal barış, huzur ve demokratik geleceğin tehdit altında olduğunu söyleyen Turan, dün gece Validebağ’da ve Yırca’ya yapılan saldırılara karşı yaşamı savunma ve dayanışma çağrısında bulunarak yapılanların demokratik siyaset veya ekolojik gelişim politika söylemlerinde yeri olmadığını söyledi.
Yaklaşık üç haftadır Validebağ Korusu’nun Çamlıca Konakları girişindeki inşaat alanı önünde devam eden direnişe polis dün gece plastik mermi kullanarak müdahalede bulundu.
Direnişçiler bu gece direniş alanına 5 metrelik bir çadır daha eklenmek istedi. Eklenecek çadırın yolu kapatacağını gerekçe göstererek polis çadır kurulumuna izin vermedi. Mahalleliyi ikna etmeye çalışan Üsküdar Emniyet Müdür Yardımcısı’na halk, çadır kurulan yolun zaten polis barikatları ile sürekli kapalı olduğunu, bu yoldan hiçbir aracın geçmesine polisin zaten izin vermediğini söyledi. Tartışmaların ardından 00.30 saatlarinde 20-25 kişinin bulunduğu çadırlara önce uyarı yapan polis, ardından biber gazı ve plastik mermi ile saldırmaya başladı. Polisler çadırları dağıtıp, içindekileri tahrip ettikten sonra geri çekildi. Polis ayrıca çay yapmak için kullanılan mutfak tüplerine de el koydu.
3 Yaralı
Yakın mesafeden plastik mermi sıkılması sonucunda 3 kişi plastik mermi ile yaralandı. Bir kişinin hem başına hem de diğer bölgelerine mermi geldiginden Numune Hastanesi’ne goturuldü. Diğerleri alanda tedavi edildi.
Direnişçiler alanda durmaya devam ediyor. Soğuktan korunmak için sokağa şimdilik tente çekildi, çay dağıtılıyor.
Bugün 13:00’de Basın Toplantısı
Yaşam savunucuları Validebağ ile dayanışmaya davet ediliyor.
Cuma günü 13:00’de Kadıköy’de İstanbul Tabip Odası’nda Validebağ Gönüllüleri, İstanbul Kent Savunması ve Yeşil Alan Sakinleri Dayanışması son durum hakkında basın toplantısı düzenliyor. Ardından 15:00’de Yeşil Alan Sakinleri Dayanışması, Bahariye’de Validebağ için “inşaat dursun, mahalledeki polis ablukası kalksın” diyerek imza toplayacaklar. Cuma 20:00’de ise korusuna, mahallesine, kentine sahip çıkanlar, Validebağ direniş alanına, hep beraber çadırları yeniden kurmaya çağırılıyor.
Manisa’nın Soma İlçesi Yırca Köyü’nde termik santralin kurulacağı alanda, kesilmek istenen zeytin ağaçları için 16 gündür nöbet tutanlara yemek götürenlere, Kolin Şirketler Grubu’nun özel güvenlik görevlileri saldırdı.. Olayda bir kişi başından yaralandı. Sabah saatlerinde ise ağaçlar dozerlerle söküldü.
Zeytin ağaçlarının kesilmesini önlemek için nöbet tutanlara Yırca Mahallesi halkı yemek götürürken, termik santrali yapacak Kolin Şirketler Grubu’nun inşaat alanındaki özel güvenlik görevlileri müdahale etti. Alana girmelerine izin verilmeyen mahalleliler özel güvenlik görevlileri saldırdı. Mahalleli Emin Özkılınç, Kolin şirketinin özel güvenlik görevlileri tarafından başından yaralandı. Beşyol Devlet Hastanesi’ne götürülen Özkılınç tedavisinin ardından taburcu edildi.
Arbede sırasında inşaat alanındaki bekçi kulübesinin camları kırıldı, araçlar hasar gördü.
Ağaçları Sabah 06:00’da Kökünden Söktüler
“#Yırca ‘da zeytin ağaçları kesilsin diye Kolin güvenlkçilerinin dövdüğü, jandarmanın da izlediği insanlar bunlar işte ” Twitter by @teyyareci_fevzi
Sabah saat 06.00 sıralarında ise dozerlerle birlikte termik santralin yapılacağı alan giren Kolin Şirketler Grubu’nun görevlileri, zeytin ağaçlarını kökünden söktü. Dikenli tellerle çevrili olan alanda termik santrali inşa edecek şirketin özel güvenlik görevlileri, nöbet tutan köylülerin alana girişini engelledi.Köylüler ile özel güvenlik görevlileri arasında arbede çıktı. Ağaçlar söküldükten sonra olay yerine giden jandarma ekiplerine, köylüler tepki gösterdi.
IPS Haber ajansından Tessa Love röportajında uyarmış, biz de Radyo’da (Açık Gazete) dinleyicilere okumuştuk: “Yeni Bir Soma Faciası’na Şunun Şurasında Ne Kaldı?” (1) Yayından çıkalı 2 saat olmamıştı ki, Konya Ermenek’te 18 kömür işçisinin yerin dibindeki suların dibine “enjekte edilmiş” olduğu haberi geldi. Bülten yazıldığı sırada onlardan hiç haber yoktu.
Aynı raporda “emniyetli yeraltı suyu rezervi yıllık yaklaşık 1.8 milyar m3 iken, çekilen yıllık su miktarı 2.6 milyar m3’tür. Bu durumda sadece tarımsal sulama değil, içme suyu olardak kullanan insan ve hayvanlar için de su temini güçleşecektir,” uyarısında bulunuluyordu. Yayından da tekrarladığımız bu sıkıntı şimdilerde başgösteriyor.
Raporu yazanlar madenlerin yeraltı kaynaklarını tükettiği, su kaynaklarının delik deşik olduğu, gıda güvenliğinin ve refahın madene değil tarıma bağlı olduğunu da söylemişlerdi. Herkese eşit refah ve istihdam sağlayan tarımın yerine madencilik ve kömür yakıtlı termik santral yapılırsa yer altı suyunun tamamen tükeneceğini, yeni obruklar açılacağını, tarımın biteceğini, heyelanlarla madenleri su basacağını, termik santral kurulursa, Konya denen tahıl ambarının ateşe verilmiş olacağını da söylemişlerdi. (3,4,5) Bunlar oldu ve/ya oluyor.
Geçen yaz, Ağustos ayında bir uyarı gelmişti. California Üniversitesi uzmanları, dünyadaki mevcut kömür ve gaz yakan termik santrallerinin, ömür süreleri dolmadan önce gezegen “karbon bütçesi”nin çok büyük kısmını yakıp bitireceğini söyleyip uyarıyorlardı: asla yeni santral yapılmamalı!(6) Ama mesela sadece Türkiye 50 yeni santral yapıyor ve/ya planlıyor. Dünyada şirketler ve devletler iklim yıkımı için yapılması gereken ne varsa onu yapıyor, iklim felaketi getirmek üzere yeni teknolojilere korkunç paralar yatırıyor. Kıyamete dörtnala!
Kasım başında uyarıların şahı geliyor: Dünya Bilim Kurulu (IPCC) dünya âleme duyduk duymadık demeyin diyor: Kömürü, petrolü, gazı yakarak atmosferi kirletmeyi (çok düşük maliyetle: yani tüketim büyümesinden ortalama sadece % 0.06 kısarak!) hemen şimdi kesin, YOKSA!… diyor.
Yoksası şu: Değişikliği yavaşlatma konusunda hareketsiz kalınırsa, kuvvetle muhtemeldir ki, hararet yüzyıl sonuna kadar 4 dereceyi aşar; bunun riskleri de birçok türün yokolması, yiyecek güvensizliğinin had safhaya çıkması, sıradan insan faaliyetlerine tahditler gelmesi ve yapamaz olacağız, kimi durumlarda uyum dahi sağlanamaması.(7)
İklim yazarı Joe Romm’a göre bunun tercümesi de şu: Hiçbir şey yapmadan mabadimizin üstünde yatıp malaklar gibi yayılmaya devam edersek, uyum sağlaması imkânsız bir dünya, bir felaket sonrası “açlık oyunları” dünyası yaratır, yiyecek üretme kapasitemizi, açık havada yaşama ve çalışma şansımızı kaybederiz.(8)
IPCC adlı heyetin uyarısından tam iki gün önce, NASA yukardaki fecaati önceden haber veren büyük bir bomba patlatmıştı bile: Dünyada yeraltı suları krizi!(9) Uydular, en büyük akiferlerin (yeraltı su kaynakları) çoğunun, tazelenemeyecek hızlarda boşaltıldığını ayna gibi gösteriyordu. ABD Yaylalar Bölgesi, California Merkez Vadisi, G. Amerika’da Guarani akiferi, Kuzey Çin Ovası, Avustralya Canning havzası, K. Batı Sahra Akifer sistemi, K. Batı Hindistan akiferleri – ve EVET: ORTADOĞU yeraltı su sistemleri de elden gitmekteydi!
Araştırmayı yapan NASA bilimcisi James Famiglietti burada metafor kullanıyor: “Bankada yatan para gibi yeraltı suları da karın ve yağmurun kıt olduğu zamanlarda toplumları ayakta tutar. Dolayısıyla, sürdürülebilir yeraltı su rezervi olmadan küresel su güvenliği halihazırda farkedilenden çok daha büyük bir risk getirir.” (10) Uzman, Suriye’yi yeryüzü cehennemine çeviren çatışma ve iç savaşın kuraklık ve kıtlıktan kaynaklandığını biliyor mu, bilinmez.
Neyse, biz, para ve finans dünyası metaforunu biraz daha sürdürelim. Bir buçuk yıl önce bir uyarı daha gelmişti uzmanlardan: Ekilebilir araziden, içilebilir sudan, yaşanabilir iklimden vb oluşan doğal “kapital”in yılda 7,3 trilyon dolar tutarındaki kısmını, hiçbir bedel ödemeden çocuklarımızın hesabından güzelce çekip aldığımız hesaplanmıştı.(11)
Yeni kuşaklar pek bilmez, Banker Kastelli’nin kulaklarını çınlatma zamanıdır: Kömür, petrol, gaz, inşaat vb. şirketleri ile onların derin cebindeki siyasetçiler başta, insanlığın mevcut kuşakları olarak hep birlikte en büyük saadet zincirini oluşturmuşuz meğerse ve, gelecek kuşakların sırtından pekâlâ geçinip gidiyoruz işte.
Yine bir buçuk yıl önce, ülkenin önde gelen sanatçı, düşünür, entelektüelleri ve hemen her kesimi ve mesleği temsil eden sivil kuruluşları da uyarmışlar, 10 bine yakın imzalı dilekçe sunmuşlardı: “İklim değişiyor ve sosyal adaletsizliği kat be kat artırıp derinleştiriyor. Gezegen sürekli uyarıyor. Ama gözler kör, kulaklar sağır kalmaya devam ederse, kibir denen şeyin ne büyük bir felaket olduğunu yakında hepimiz öğreneceğiz.” (12)
Kibir, para, finans, banka, saray. Masal masal matitas. Ermenek faciası patlak verince, küçük bir dram yaşandı: vergi veren vatandaşların cebinden (ama onlara sorulmadan örtülü ödenekten) çıkan ve masalsı boyutlarda yolsuzluk belgeleri yayınlanan, masal boyutlarında parayla yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yapılması planlanan masalsı resepsiyon yapılamadı, Anadolu’nun tüm motifleri gösterilemedi, görevliler folklorik kıyafetler giyemedi, Muhafız alayı atlı birlikleri minik gösterilerini yapamadı. Yazık oldu. (13)
Fareler ve insanlarla bitirelim o zaman. Önde gelen düşünür ve aktivist Noam Chomsky, “Işid’den Ukrayna’ya Kriz İçinde Bir Dünya” başlığı ile sunulan yeni söyleşisini, yaban sıçanlarının o dillere destan hikâyesi ile noktalıyor: “Tartıştığımız her konunun üzerine çöken karanlık ve uğursuz bulut var bir de: Yaban sıçanlarının topluca uçuruma doğru koşması gibi, tüm öteki kaygıların yerini rahatlıkla alabilecek bir çevre krizine doğru kararlı adımlarla yürüyoruz.” (14)
….
(1) IPS News, 26 Ekim 2014
(2) acikradyo.com.tr., 12 Aralık 2013 ve 29 Ekim 2014-11-05
(3) Aynı yerde; ayrıca bkz.:Pelin Cengiz, T 24, 29 Ekim 2014
(4) Aynı yerde
(5) Nilay Vardar, Bianet, 29 Ekim 2014
(6) Jeff Spross, Climate Progress, 27 Ağustos 2014
(7) Joe Romm, Climate Progress, 2 Kasım 2014.
(8) Aynı yerde
(9) Joe Romm, Climate Progress, 31 Ekim 2014
(10) Aynı yerde
(11) Jeff Spross, Climate Progress, 23 Nisan 1013
(12) Gezegen Elden Gidiyor, change.org, Mart 2013
(13) memurlar.net./haber, 21 Ekim 2014; gazeteler 29-30 Ekim 1014
Mersin ve İstanbul’da trans kadınlar saldırıya uğradı, Mersin’de saldırıya uğrayan Sinem, yaşadıklarını KaosGL.org’dan Yıldız Tar’a anlattı: “Silah tutukluk yapınca kabzasıyla vurdu. Bayılmışım, gözümü açtığımda hastanedeydim.” Mersin 7 Renk’ten Yağmur Arıcan ise, “Örgütlü ve toplu bir şiddet ile karşı karşıyayız” dedi.
Sinem (Mersin) ve Oya Sultan (İstanbul) trabsfobik nefret saldırılarına uğradılar
Transfobik nefret saldırılarına dün gece (5 Kasım) Mersin ve İstanbul’da yenileri eklendi. Mersin 7Renk LGBTİ Derneği üyesi trans aktivist Sinem bir ticari taksi şoförünün saldırısına uğrarken, İstanbul’da ise uğradığı saldırı sonucu Oya Sultan’ın kolu ve bacağı kırıldı.
Mersin
Saldırı sonucu vücudunda ciddi darp izleri ve kırıklar olan Sinem, doktorlar ve polislerin ilgisiz davrandığını söyledi. Sol gözünün üstünde, elmacık kemiğinde ve alın bölgesinde kırıklar olan trans kadının tedavisi ilerleyen günlerde de çeşitli cerrahî operasyonlarla sürecek. Sinem doktorların kendisine, “Ameliyat olduğun zaman da sol göz üstünde iz kalacak” dediğini aktardı.
Mersin 7 Renk LGBTİ saldırının gerçekleştiği bölgedeki MOBESE kayıtlarının incelenmesi ve taksinin plaka numarasının tespit edilmesini talep edecek.
Dernek’ten Yağmur Arıcan, bu saldırıların derneklerini ve örgütlenme özgürlüklerini de hedef aldığını ifade etti. Transfobik saldırıların Mersin’de veya başka bir yerde yeni olmadığını, zincir halinde günümüze kadar geldiğini hatırlattı.
İstanbul
İstanbul’da ise dün gece Oya Sultan saldırıya uğradı. Kolu ve bacağında kırıklar olan Sultan’ın sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi. Saldırgan şahıs hakkında adlî sürecin başladığı ifade edildi. Kaos GL Derneği’nden Ali Erol ise, “Devletin her şiddeti için her dönem göreve hazır makbul vatandaş bulunur” diyerek saldırıları değerlendirdi.
Akkuyu Nükleer Santrali için hazırlanan ÇED raporuna mevzuata aykırı olarak 3 ay zaman kazandırıldığı ortaya çıktı.
Akkuyu Nükleer Santrali için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu’nun en geç Temmuz sonunda teslim edilip görüşe açılması gerekirken, mevzuata aykırı olarak üç ay süre kazandırıldığı belirlendi. Bu nedenle Akkuyu Nükleer Santrali ÇED Raporu’nun geçersiz sayılması gerektiği, buna rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın raporu iptal etmediği gibi, görüşe açarak usulsüz işlem yaptığı iddia edildi.
Orta Sayfa.com’dan Yelda Ataç’ın özel haberine göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na yapılan 5 Kasım 2014 tarihli iptal başvurusu ile resmiyet kazanan durum, Mersin Nükleer Karşıtı Platform gönüllüleri tarafından saptandı. Buna göre resmi adıyla “Akkuyu Nükleer Güç Santralı, Radyoaktif Atık Depolama Tesisi, Rıhtım, Deniz Dolgu Alanı ve Yaşam Merkezi” projesi ile ilgili süreç şöyle gelişti:
Akkuyu Nükleer Santrali ÇED Raporu için 1. İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu Toplantısı 1-2 Ekim 2013 tarihinde, 2. İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu Toplantısı da 24 Temmuz 2014 tarihinde yapıldı. ÇED Yönetmeliği’ne göre 2’nci toplantının ardından süreç eksikliklerin giderilmesi için resmi olarak durdurulmaz ve yeni bir toplantı kararı verilmezse ÇED raporunun 5 işgünü içinde teslim edilmesi, ardından da kamuoyu görüşüne açılması gerekiyordu.
Akkuyu için ise süreç mevzuattaki gibi işletilmedi. 2’nci toplantının ardından resmi bir durdurma ve yeni toplantı kararı olmamasına rağmen, ÇED raporu Temmuz sonunda değil, 2’nci toplantının yapılmasından 3 ay sonra 24 Ekim’de kamuoyuna açıklandı. Böylece şirkete, mevzuata aykırı olarak, üç aylık bir süre kazandırılmış oldu. Yönetmelikte ise süre aşımı durumunda raporun geçersiz sayılacağı hükme bağlanıyor. Bakanlık raporu iptal etmediği gibi, 24 Ekim’de yaptığı duyuruda raporun komisyonca yeterli bulunduğunu, 10 günlük görüş süresinin başladığını duyurdu. Böylece raporun kesinleşmesi için son 10 iş gününe girilmiş oldu.
Bir müzik grubunun Türkçe’de küfür anlamına gelen İngilizce şarkısının, “Fuck your religion” sözlerini duvara yazan üniversiteli D.D. ‘tüm dini değerleri aşağıladığı’ gerekçesiyle beş ay hapis cezası aldı. D. D.’nin avukatlarıysa, şarkının dini protesto ettiğine ve din eleştirisinin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığına dikkat çekerek, AİHM’in Müslüm Gündüz kararını dayanak gösterdi.
radikal.com.tr’den İsmail Saymaz’ın haberine göre bu yıl Eskişehir’deki 1 Mayıs kutlamasına katılan 24 yaşındaki üniversiteli D.D., yol üzerindeki bir duvara siyah sprey boyayla ‘The Exploiet’ adlı grubun ‘Fuck your religion‘ sözlerini yazdı. D.D. MOBESE kayıtlarından tespit edilince, hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi gereğince ‘halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlerini alenen aşağıladığı ve kamu barışını bozduğu’ iddiasıyla dava açıldı.
İddianamede, ”İnanan halkın benimsediği tüm dini değerleri aşağıladığı, eylemin yapıldığı zaman ve yer göz önüne alındığında dini inancı olan kişiler tarafından tepki vermelerinin muhtemel ve olağan olduğu, bu nedenle eylemin kamu barışını bozmaya elverişli olduğu” savunuldu.
Avukatlar Alper Can Aykaç ve Ayşegül Kumaş da mahkemede, cezaya dayanak gösterilen yasada belirli bir dini inancın kastedildiğini ancak ‘duvara yazılan ifadede somut bir inanca işaret edilmediğine‘ dikkat çekti. Avukatlar dini değerleri eleştirenlerin de ifade özgürlüğünden yararlanması gerektiğini vurgulayıp, Müslüm Gündüz’ün Türkiye’yi AİHM’de mahkum ettirdiği kararı dayanak gösterdi.
Son duruşması dün görülen davada mahkeme D.D.’ye beş ay hapis cezası verdi. Hükmün açıklanması ertelendi.
Devrimci Yol’un kurucusu ve liderlerinden Nasuh Mitap için ilk uğurlama töreni İstanbul’da düzenlendi.
Memleketi ve bir süredir yaşamakta olduğu Kırklareli’nde toprağa verilecek olan Nasuh Mitap için ilk tören Gaziosmanpaşa’da yapıldı. Mitap’ın cenazesi hayatını kaybettiği Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi’nden alınarak Gaziosmanpaşa Meydanı’na götürüldü ve burada binlerce kişinin katıldığı bir tören düzenlendi.
Fotoğraf Sendika.org’dan alınmıştır
Kırklareli Belediyesi’ne ait cenaze arabasına konulan Mitap’ın tabutu Devrimci Yol örgütünün bayrağına sarılırken, yürüyüş kortejinin başında Nasuh Mitap’ın oğlu ve kızı yer aldı. Törene, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, HDP Milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü ve ÖDP Genel Başkanı Alper Taş’ın yanı sıra pek çok siyasi isimler katıldı.
12 Eylül Askeri Darbesinin ardından Nasuh Mitap’la Mamak Cezaevi’nde birlikte yattıklarını söyleyen HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “Nasuh Abi 12 Eylül zulmünü, onun faşist uygulamalarını başına çalan bir devrimci ağabeyimizdi” dedi. Mitap ile bir anısını da anlatan Önder, “Cezaevinde hiç unutmadığım bir anımı anlatmak istiyorum. 12 Eylül Cuntası, Emin Çölaşan’ı cezaevinde işkence olmadığı yalanını haberleştirmek için Mamak’a göndermişti. Nasuh Abi, Emin Çölaşan’ın karşısına çıkıp, Burada işkence yok yalanını yüzüne vurmuştu” diye konuştu.
Fotoğraf Sendika.org’dan alınmıştır
Anma töreninin ardından kalabalık bir süre yürüyüp cenazeyi Kırklareli’ne uğurladı. Nasuh Mitap’ın cenazesi Memleketi Kırklareli’nde ikindi namazının ardından aile mezarlığında toprağa verilecek.
Kırsala Dönüş devam ediyor. Hayallerini gerçekleştirmek için samimi bir çabanın parçasıysa bu yazıları okumak, dönüp dönüp sözlüğe müracaat etmen gerekecek.
***
“Kırsala Dönüş” dizisinin ilk yazısı “Başlıyor”uşu adresten okuyabilirsiniz.
Dizinin 2. yazısı “Algoritma”yışurada okuyabilirsiniz.
“Kırsala Dönüş” dizisinin 3. yazısı “Sözlük”ü şu adresten okuyabilirsiniz.
“Kırsala Dönüş” dizisinin 4. yazısı “Kapkara”yı şu adresten okuyabilirsiniz.
Kırsala dönüş yazı dizisinin 5. yazısı “Balonlar ve konfetiler”i şu adresten okuyabilirsiniz.
***
“Kırsala Dönüş”e karar vermiş kişinin önünde 4 temel yol var. Diğer bir deyişle, herhangi bir kırsala dönüş bu 4 çerçeveden birinin içinde veya türevi olarak gerçekleşiyor.
Foto: Anadolu Meraları – Sebat, cefa, farkındalık
1 – Kırsal alanda profesyonel işletme kurmak
Özellikle son 6-7 yıldır, IPARD (Avrupa Birliği Katılım Öncesi Araçları – Kırsal Kalkınma) ve TKDK’nın (Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu) sunduğu ve iş-insanlarına/girişimcilere cazip gelen hibeler, sıfır faizli krediler, ekipman desteği gibi mekanizmalar nedeniyle yoğun olarak yaşanan durum. Bu kategorinin belirleyicisi kırsala dönüş eyleminin ekonomik bir boyutu olması değildir (“ekonomik boyutu olmayan kırsala dönüş” diye bir şey yoktur çünkü); eylemin-niyetin odak noktasının söz konusu işletme/işkolu olmasıdır.
Asgari gereksinimler: Ticari girişimcilik yetenek ve/veya deneyimi, öz-sermaye (100.000 – 5 milyon TL arası), yapılacak iş hakkında gelişmiş kitabi bilgi, yapılacak iş hakkında sahada/uygulamaya yönelik ortalama düzeyde bilgi, proje döngüsü ve işletme yönetimi bilgi/deneyimi, yerel halkla asgari düzeyde bağlantı, yerelde bürokratlar ve karar alıcılarla ortalama-üstü bağlantı
Avantajları: Şehir yaşamından kırsala geçiş şoklarının, özellikle 3. ve 4. seçeneğe görece hafif olması, sosyal çevreyi iknanın diğer tüm seçeneklere görece çok daha kolay ve mümkün olması (“bizim kız/oğlan yeni iş kuruyor, iyi para varmış hem mis gibi temiz hava – patron/girişimci ama hala”).
Zorlukları: Şehir yaşamından kısmen de olsa kırsal yaşama geçişin getirdiği fiziksel ve manevi şoklar, işin doğası gereği uzun vadeli bir girişim olmasının yaratacağı sabırsızlık, aile-içi (eş, partner, çocuklar) olası sosyal sıkıntı, tatminsizlik ve mutsuzluk, iş ortaklarıyla anlaşmazlık, işin her ihtimalde, az ya da çok doğal döngülere doğrudan bağlı olmasıyla beraber mevsimsel belirsizliklerin yaratacağı stres, üretimde zorluklar ve aksamalar, konvansiyonel üretimin giderek daha pahalı gelmesi ve ekonomik sürdürülebilirliğin hiç bir zaman “planlandığı gibi gitmemesi”, pazar fiyatlarındaki belirsizlikler ve büyük dalgalanmalar, uzun-vadeli ve “sağlam” çalışan bulmada yaşanan devasa zorluklar, “işi bilen/uzman” yöneticiyle “paradigma farkı” nedeniyle yaşanan sorunlar ve ama işletme sahibinin “yönetici(ler)/ye” bağımlı hale gelmesi riski
Temel “patlama” sebepleri: En azından kısa vadede sürekli zararı telafi edecek finansal beslenme havuz ve kaynakları olmadan işe girilmiş olması, işin zannedilenden çok daha zor ve karmaşık olduğunu farketmek, konvansiyonel ve dışa bağımlı üretimde herhangi bir gelecek olmadığının ve kısır döngüye girdiğinin ayırdına varılmasının yarattığı motivasyon kaybı, aile-içi huzursuzluk, iş-partnerleri arasında yaşanan sorunlar, pazar fiyatlarındaki dalgalanmaların, konvansiyonel üretimde zaten küçük olan kar marjlarını yok edip büyük zararlar yaratması
Şu anda ne oluyor?: Özellikle büyükbaş hayvancılıkta, süt, et ve hayvan fiyatlarındaki belirsizlik ve yüksek dalgalanma, sermaye/işletme sahiplerinin “işi bilmeden” ve büyük ölçekte girmiş olması etmeniyle ve iklim değişikliği kaynaklı mevsimsel/üretimsel anomaliler olgusuyla birleşince, bir çok yeni-işletmeci ya iflas ederek bıraktı, ya da bırakmanın eşiğine geldi. Politikalar, bu yeni ve büyük işletmelerin devam edebilmesi için finansal enstrümanların yaratılması ve yeni destek mekanizmalarının oluşturulması yoluyla bir takım yamalar yapmak üzerine kurulu. Sorun, dış girdilere tamamen bağımlı ve temel sermayeyi (yani üretimin yapıldığı ekosistem alanını) sürekli zayıflatan işletme modellerinin ekonomik anlamda da dipsiz birer kuyu olmaları – dolayısıyla yama işlevli enstrümanlar kaçınılmaz sonu (“onarıcı tarıma geç ya da iflas et”) geciktirerek geçiş olanağını daraltıyor, iflas durumunda yaşanacak çakılmanın potansiyel şiddetini/enerjisini arttırıyor. Aynı, mevcut ekonomik sistemdeki “köpükler” (emlak, emtia, vb.) gibi.
Ekoturizm ve eğitim alanında çalışan bu tür işletmelerde ise durum görece iyi – Bu işletmelerin ekonomik zorlukların yanısıra temel sıkıntısı pazarlama, sunulan ürün/hizmet skalasında tıkanma, işletme-içi uzun vadeli sağlam, sorumluluk sahibi çalışanların/yöneticilerin bulunamaması ve tüketici pazarının Türkiye’de ve dünyadaki ekonomik duruma doğrudan bağlı olması.
Foto: Ormanevi Kolektifi – “Bir köye yerleşip tam 1 yıl=4 mevsim boyunca seni hayattan soğutacak olduğu kadar fazla çeşit üretim ve üretim aletleri üretimi yap, sonunda hala ayakta kalabilirsen soru işaretin kalmamıştır zaten”
2 – Kırsal alanda izole yaşam kurmak
En uzun zamandır ve en kesintisiz biçimde devam eden kırsala dönüş şekli. Halk dilinde “emekli olup bir köye yerleşmek” deyimi ile “Ağbi aslında gitmek lazım…” cümlelerinin hayata geçmiş halleri. Bu kategorinin belirleyicisi, niyetin kişinin (veya çiftin) bireysel yaşam alan ve biçimiyle sınırlı olmasıdır. Farkındalığın görece düşük olduğu örneklerde ise, niyet “izole bir yaşam” olarak kurgulanmaz ama emel ve/veya amel izolasyona yöneliktir aslında.
Belirli bir sabit geliri olan veya dış-sektörlere yönelik evden/bilgisayardan iş yapabilen genç bireylerden emekli veya yeterli birikimi olan orta-yaşlılara kadar geniş bir kesim tarafından gerçekleştirilebilen bir kırsala dönüş biçemidir. Karakteristik özellikleri arasında kısmen-kendine yeterli (ve satışı yapılmayan) boston ve bahçe ürünleri (hane/girişim başı 50-200 metrekare, genelde), sosyal medyada ve “camia”da birey olarak bilinmek (örgütlenmeme hali), yarı-zamanlı kırsal ikamete geçiş veya “şehre dönüş” ihtimalinin yüksekliği, kırsalda kurulan bahis konusu yaşamın toplumsal/topluluksal boyutu hakkında radikal bir vizyonun olmamasıdır.
Asgari gereksinimler: Kırsala dönüş konusunda eksiksiz bir emel, niyet ve amel, 1-2 kişilik çok yakın arkadaş grubu veya “partneri olma” durumu
Avantajları: Fiziksel ve zihinsel iş yükünün diğer “kırsala dönüş yollarına” göre oldukça düşük olması, kısa ve orta vadeli hareket kabiliyeti (misal, evi 2-3 bırakıp Türkiye turuna çıkmanın görece kolay olması), dışarıya yapılan 1-2 basit işin de yardımıyla geçimin rahatlıkla sağlanabilmesi, bireysel ilgi alanlarına (yazmak, okumak, el işi, vs.) zaman ayırabilmek, sorumluluk alanının görece dar olması.
Zorlukları: Sosyal ilişkilerin azlığından kaynaklanabilecek psikolojik tıkanma, kendine yeterliliği arttırma sürecinin kişi azlığı nedeniyle sekteye uğraması ve belli bir eşiği aşamaması
Temel “patlama” sebepleri: Bireylerin birbirinden sıkılması, bireyler arası kibarlık, sosyal tatminsizlik, karar alma süreçlerinde anlaşmazlık, bireylerin “geleceğe” yönelik kaygılarının baş göstermesi, yerelde/yerel halkla yaşanan sorun, anlaşmazlık ve tıkanıkların yarattığı motivasyon kaybı, mekansal limitlerin yarattığı kaygılar, sıkışmışlık hissi, temel motivasyonun “şehirden kaçmak” olması
Şu anda ne oluyor?: Yükselişte. Bu durumun bir çok sebebi vardır mutlaka, başlıcaları da şunlar olabilir: Gezi’nin getirdiği heyecan, toplumda “kırsala gidiş” konusuna bakışın olumlu yönde değişiyor olması, “başarlı” modellerin sayılarının ve görünürlüklerinin artması, uzaktan/internetten çalışma imkanlarının artması ve yaygınlaşması. Kırsala gidişin bu biçeminde tanık olduğumuz yükseliş, bir çok olanağı (sayısal artışın “kıyıda bekleyenler”de yarattığı motivasyon ve güven duygusu, gibi) ve aynı zamanda riski (yapılanın iyi tanımlanmamış ve/veya planlanmamış olma ihtimalinden kaynaklanan “patlama”, ve bunun yaratacağı ikinci bir hayal kırıklığı dalgası, gibi) beraberinde getiriyor. Sözün özü: İzole kırsal yaşamları da niyetleri ve istekleri ölçüsünde kapsayacak bir kırsal ekosistem ağı yapılanması şart.
Foto: Ormanevi Kolektifi – Ella’da 1 iş gününden römorkta gitar çala çala dönmek
3 – Mevcut bir kolektif/ekoköy girişimi/kırsal topluluğa katılmak
Gidişata “bütünü” ve dünyayı önceleyen bir açıdan bakarsak, an itibariyle en hayırlı seçim.
Asgari gereksinimler: Çok güçlü bir niyet, pohpohlanma ihtiyacından feragat, tam teslimiyet, Ahilik’teki gibi bir çıraklığa psikolojik ve fiziksel olarak hazır olmak, tam güven duygusu, gruba/kolektife/kişilere ve fikre güven duymaya karar verdikten sonra, yapılan işleri ve iç-mekanizmalarını, bunların tam bir parçası olarak deneyimleyene/yapana/ifa edene kadar sorgulamama, sırt çantası
Avantajları: Mevcut bir yapıya entegre olmanın getirdiği kafa rahatlığı, anlamlı bir bütünün anlamlı bir parçası olmanın verdiği devasa tatmin duygusu, öğrenme sürecinin çok hızlı olması, sebat etme sürecinin sonunda ulaşılan hissiyatın şahane anlamlılığı
Zorlukları: Mevcut bir yapıya entegre olmaya çalışmanın getirdiği duygusal zorluklar, “sen özelsin” cümleleriyle ve sürekli ilgi görerek yetiştirilen kuşakların (bizim kuşaklar yani) bu durumdan çıktığında yaşadığı iç-barışsızlık krizleri, korkuların güven duygusundan ağır basması, sosyal baskılar (“çiftçi olacaksan arazi alalım da yap, ne öyle başkalarına yama oluyorsun?”).
Diğer bir deyişle, başı zorlu, devamı ise anlamlı ve keyifli bir süreçtir.
Temel patlama sebepleri: Sebat etmeyi bilmemek, yaşanan duygusal ve fiziksel şoklar nedeniyle girilen varoluşsal krizler, doğuştan beri içinde bulunulan “güvenli alanın” dışına çıkmanın getirdiği iç-barış eksikliği, demokrasi kavramının çok yanlış anlaşılmış olması, egolardan sıyrılamamak, ne istediğini bilmeme hali.
Şu anda neler oluyor?: Bu niyette olduğunu düşünen bireylerin sayısı gerçekten yüksek. Bunun gerçekleşmesi ise (sayının yüksekliğine nazaran) oldukça düşük. Bu durumun temel sebepleri şöyle sıralanabilir: Niyetli olduğunu düşünen kişinin “dur şunu da bir halledeyim, ondan sonra” halet-i ruhiyesinden çıkamaması (ve kırsala dönmediği her bir günün, kırsala tam anlamıyla dönüşünü daha da zor kılacağını düşünmemesi – “kırsal yaşam statik bir durum ya da hayatın herhangi bir anında rahatlıkla gerçekleştirilebilir” gibi bir algı var çoğu zaman farkında olunmadan sahip olunan, ve bu çok ama çok yanlış bir algı. Tren kalktı gidiyor, istasyonda geçirdiğiniz her gün bi’ şeyler -misal para, kariyer- kazandığınız ve karşılığında kırsal deneyiminden kaybettiğiniz bir gün, ve girmek isteyebileceğiniz bir oluşumun size olan ihtiyacının daha da azaldığı bir gün. Hesabı çok iyi yapmak lazım yanieee…), mevcut bir oluşuma dahil olmak için gereken kendini vakfetme, çıraklık, kendini teslim etme, “kendini öldürüp yeniden doğma” gibi gereksinimleri gerçekleştirmemek (ya da egonun buna izin vermemesi, ya da “kestirme yollar” arama hali ve bu kestirme yolların son derece öngörülebilir başarısızlıkları neticesinde yaşanan hayalkırıklıkları), Türkiye’de yeni üyeleri bünyesine katmaya sistem yapısı bazında hazır yerleşkelerin sayısının azlığı da bir başka önemli konu, ki buna da ilerleyen yazılarda geleceğim.
Foto: Ormanevi Kolektifi – Teslimiyet.
4 – Yeni bir kolektif/ekoköy girişimi/kırsal topluluk kurmak:
En zor, başarı ihtimali en düşük, en fazla sorumluluk ve sebat isteyen, başarıya ulaşması halinde yarattığı kişisel tatmini en yüksek olan biçem.
Asgari gereksinimler: Muhabbet birliği etrafında buluşmuş, birbirini “birbirine hangi konuda güvenemeyeceğini bilecek kadar” iyi tanıyan ve beraber zorluklar yaşamış en az 3, en fazla 5 kişilik bir yoldaş grubunun (henüz yoksa, oluşması ve demlenmesi ve yıkılması ve yeniden doğması – yani olgunlaşma için gerekli yaşam döngüsü en az 3-4 sene sürer) en az 3-4 sene sürecek (toplam 6-8 yıl yani en az, baştan sona) bireysel ve grup bazında çok iyi hazırlık, analitik düşünme, planlama ve cefa çekme süreci – Bireylerin bu süreçte çektiği cefa, verdiği ödün, sınırlarını zorlaması ne kadar azsa, süreç o kadar uzun sürer.
Avantajları: Medeniyeti yeniden ve sıfırdan kurmanın verdiği anlatılmaz derecede yüksek tatmin duygusu, yoldaşlık kavramının gerçek anlamını iliklerine kadar hissetmek
Zorlukları: Sıfır bilinenli bir sosyal, ekolojik ve ekonomik denklemden yeni bir topluluk kurma çabasının getirdiği sürekli sebat, çok iyi planlama ve yeniden planlama gereksinimi, kendini bilinmeyene vafketmenin tahayyül edilemez sıkıntıları, 1000 parçaya bölünüp, her bir parçacığı da 1000’e parçalayıp hala tek bir bütün olarak kalabilmek.
Temel patlama sebepleri: Kusursuz bir planın mümkün olmadığını hatırdan çıkarmadan kusursuz planlar yapma çabasını devam ettirme gereksinimi kulak ardı etmek, kibarlık – tartışmaktan kaçınmak, bütünleri iyi tanımlamamaktan kaynaklanan karmaşıklık, yeteri kadar çalışmamak, yetersiz vakfetme hali. Köylülerin “2 haftaya bıkar gidersin” gülmelerinin nedenleri, yani.
Şu anda neler oluyor?: İnsanlar “kırsala dönmeye karar verdim, nereden arazi alayım?” diye soruyor. “Araziyi unut, çekirdek grubun varsa (bkz: “asgari gereksinimler”deki tanım, ayrıca sözlükte “çekirdek grup”), bir köye yerleşip tam 1 yıl=4 mevsim boyunca seni hayattan soğutacak kadar fazla çeşit üretim ve üretim aletleri üretimi yap, sonunda hala ayakta kalabilirsen soru işaretin kalmamıştır zaten” cevabını beğenmeyen ve/veya “çok zor” bulan insanlar kısayollar peşinde ömür ve hayal tüketiyor. Sonuç, sürekli bir arayış hali. Kıyıda bekleyen ve “Du’ bakalım, bunlar becerirse ben de yapı’cam” diyenler de, arkadaşlarının/tanıdıklarının çırpınışlarına tanık olup “Yok abi, olmadı işte” diye vazgeçiyor.
Devam edecek.
***
“Kırsala Dönüş” dizisinin ilk yazısı “Başlıyor”uşu adresten okuyabilirsiniz.
Dizinin 2. yazısı “Algoritma”yışurada okuyabilirsiniz.
“Kırsala Dönüş” dizisinin 3. yazısı “Sözlük”ü şu adresten okuyabilirsiniz.
“Kırsala Dönüş” dizisinin 4. yazısı “Kapkara”yı şu adresten okuyabilirsiniz.
Kırsala dönüş yazı dizisinin 5. yazısı “Balonlar ve konfetiler”i şu adresten okuyabilirsiniz.