Ana Sayfa Blog Sayfa 3555

Paris İklim Zirvesi’nin üçüncü gününde Günün Fosili, Türkiye

Fransa’nın başkenti Paris’te devam eden Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Toplantısı’nın (COP21) üçüncü gününde Türkiye günün fosili seçilen ülkeler arasında yer aldı.

38
Ödülü, Yeşil Gazete yazarı Özgecan Kara aldı

42

Günün Fosili ödülleri her yıl İklim Eylem Ağı (CAN) tarafından İklim Zirvesi süresince dağıtılıyor. Günün Fosili seçilen ülke ya da kuruluşların iklim değişikliğine karşı duyarszılığı da tescillenmiş oluyor.

41

43

İklim aktivistleri tarafından belirlenen ödülü de o gün için fosile layık görülen ülkelerden gelen iklim aktivistleri alıyor. Türkiye’nin, Günün Fosili ödülünü alan kişi ise gazetemiz yazarlarından, Açık Radyo’da yayınlanan “İklim için” programının yapımcısı ve sunucusu, aynı zamanda “İklim için” kampanyasından Özgecan Kara oldu.

39

Ödül haberi, İklim için kampanyasının twitter hesabından kinayeli bir şekilde, “Türkiye adına Günün Fosili ödülünü almaktan dolayı kıvançlıyız!” şeklinde duyuruldu.

(Yeşil Gazete)

24 Kasım’dan 1 Aralık’a “Rus uçağı” krizi günlüğü

Alper Budka, Türkiye Hava Kuvvetleri’nin Rusya’ta ait bir savaş uçağını Suriye sınırı üzerinde düşürdüğü tarih olan 24 Kasım’dan 1 Aralık tarihine kadar yaşanan 1 haftalık süreci  günbegün Yeşil Gazete için derledi

***

Başını kaçıranlar ve ortasında bırakanlar için “malum uçak” krizi… 100’den fazla haberin birer cümlelik özeti… Buradan açınız…

36

24 KASIM: 1. GÜN

  • TÜRK VE RUS MAKAMLARININ İLK AÇIKLAMALARI
  • Genelkurmay Başkanlığı, Hatay’ın Yayladağı bölgesinde Türkiye sınırını ihlal eden, milliyeti bilinmeyen bir uçağın 5 dakika içinde 10 kez uyarıldıktan sonra bölgede hava devriye görevinde bulunan iki F-16 uçağından açılan ateşle 09.24’te düşürüldüğünü bildirdi.
  • Rusya Savunma Bakanlığı, savaş uçağının kendilerine ait olduğunu ama havadan değil, karadan açılan ateşle düşürüldüğü bildirdi.
  • Türk ve Rus medyasında malum uçağın nasıl ve nerede düştüğü tartışması başladı.

PİLOTLAR YAŞIYOR MU, YAŞAMIYOR MU” TARTIŞMASI

  • Başbakanlık, pilotların muhaliflerin elinde ve sağ olduğunu, MİT’in onları kurtarmak için temasta olduğunu açıkladı.
  • Rus Genelkurmay Başkanlığı, pilotlardan birinin paraşütle havadayken, birinin ise kurtarma esnasında öldürüldüğünü açıkladı.
  • Türkmen komutan Alparslan Çelik, iki pilotun da havada vurularak öldürüldüğünü söyledi.
  • Türkmen komutan Mustafa Abdullah, pilotlardan birinin ellerinde olduğunu söyledi.
  • Twitter’da pilotların Nusra’nın elinde olduğu söylentisi çıktı.
  • BATILI DEVLETLER TÜRKİYE’NİN TARAFINI TUTTU
  • ABD Başkanı Obama: Rusya ılımlı muhalefeti değil, IŞİD’i hedef alsaydı, sorun çıkmazdı.
  • Fransa Cumhurbaşkanı Hollande: Putin’e IŞİD’e saldırması gerektiğini söyleyeceğim.
  • İngiltere Başbakanı Cameron: Türkiye’nin hava sahasını koruma hakkına saygı gösterilmeli.
  • İspanya Dışişleri Bakanı Margallo: Türk hava sahasının ihlali kabul edilemez.
  • NATO olağanüstü olarak toplandı.
  • RUSYA’NIN İLK TEPKİLERİ…
  • Rusya Devlet Başkanı Putin: Sırtımızdan bıçaklandık, çok ciddi sonuçları olacak.
  • Rusya Başbakanı Medvedev: Türkiye’yle önemli ortak projeler iptal edilebilir.
  • Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: Rus vatandaşları Türkiye’ye gitmesin, terör tehdidi var.
  • Rusya Savunma Bakanı: Rus uçağı Türk sınırından 1 km uzakta uçuyordu, bunu kanıtlayacağız.
  • Rusya Genelkurmay Sözcüsü Sergey Luskov: Türkiye’yle bütün askeri temaslara son verdik. Lazkiye’ye savaş gemisi gönderiyoruz.
  • Rusya Federasyon Konseyi Başkan Yardımcısı İlyas Umahanov: Gerekirse büyükelçimizi çağıracağız.
  • Rusya Enerji Bakan Yardımcısı Anatoli Yanovski: Gazı kesmeyeceğiz, sözleşmelere uyacağız
  • Rusya’daki turizm şirketleri, Türkiye’deki işlerini bırakma kararı aldı.
  • Rusya Türkiye’den beyaz et alımını durdurma kararı aldı.
  • Rusya’da “Türk malını kullanma” kampanyası başladı.
  • Moskova’daki Türk büyükelçiliği önünde protestolar var.
  • Moskova’daki Türk Büyükelçisi bakanlığa çağrıldı ve Türkiye’ye nota verildi.
  • Lavrov Türkiye ziyaretini iptal etti.
  • TÜRKİYE’DEN İLK TEPKİLER…
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya’yı isim vermeden eleştirdi ve bombaladığı bölge için “Orada sadece Bayırbucak Türkmenleri vardır, soydaşlarımız vardır, akrabalarımız vardır” dedi.
  • Başbakan Davutoğlu, “Bayırbucak Türkmenlerine ve Halep Araplarına ateş yağdıran kim olursa olsun mesajımız açıktır” dedi.
  • CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “Olayı kaygıyla izliyorum” dedi.
  • HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ tarafları diyaloga davet etti.
  • MHP Genel Başkan Yardımcısı Özdağ taraflara soğukkanlılık çağrısı yaptı.
  • Vatan Partisi Genel Başkanı Perinçek, Türkiye-Rusya’yla çatışmamalı, işbirliği yapmalı dedi.
  • Hatay sınırına tanklar sevkediliyor…
  • DİĞER TEPKİLER…
  • ÖSO: Rus savaş uçağı düşürülmeden önce Cisr eş-Şuğur’daki sivilleri bombaladı
  • PYD: Orada sadece Türkmenler yok, Ermeniler de var. Türkiye oraya cihatçı unsurları taşıyor ve besliyor
  • DİĞER GELİŞMELER VE BİLGİLER
  • ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, “Bölge oldukça dağlık ve sınırların nereden geçtiğini tam olarak kestirmek güç ve o yüzden olayın nerede meydana geldiğini öğrenmek için zamana ihtiyacımız var” yorumunu yaptı.
  • ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, Türk pilotların Rus uçağını 10 kez uyardığını doğruladı.
  • Hollandalı bir sivil pilot, RTL 4 televizyonuna “Türklerin Rus uçağını onlarca kez uyardığını duydum” dedi.
  • Başbakanlık, Rus uçağının sınırı ihlal ettiğine ilişkin radar kayıtlarını ortaya çıkardı.
  • Rus kurtarma helikopterleri Bayırbucak bölgesi Ağcabayır Köyü kırsalında kayıp pilotları aradı.
  • Öldürülen Rus pilotun görüntüleri internete düştü.
  • Rusya borsasında sert düşüş yaşandı, Türkiye piyasasında dolar fırladı…
  • Anadolu ajansı rus uçağı düşürdük dedi, genelkurmay milliyeti belirlenemeyen uçak dedi, anadolu ajansı rus uçağı olduğu tahmin edilen uçak vs diye değiştirdi.

25 KASIM: 2. GÜN

  • RUSYA’NIN KARŞI HAMLELERİ
  • Rusya, Türkiye-Suriye sınırındaki Azez’de altı TIR’ı bombaladı, üç kişi öldü. Tırlarda kimine göre Berat Albayrak’ın IŞİD’e götürdüğü petrol vardı, kimine göre ise insani yardım malzemesi. Yeni Şafak’a göre ise çimento vardı.
  • Ermeni soykırımı yasa tasarısı Rus parlamentosuna getirildi.
  • Türk mallarının Rusya’ya girişi durduruldu.
  • Türk vatandaşlarına Rusya’da vize serbestisi kaldırıldı.
  • Rusya, Türkiye’de bulunan vatandaşlarını almak için boş bir uçak gönderdi.
  • Rusya Savunma Bakanlığı, Rus uçağının sınırı ihlal etmediğine ilişkin radar kayıtlarını ortaya çıkardı
  • Moskova’daki Türk Büyükelçiliği’ne saldırılar sürüyor.
  • AKP’DEN İKİRCİKLİ TEPKİLER…
  • Başbakan Davutoğlu: İlişkiler, iletişim kazalarına feda edilemez. Rusya ile ipleri germek istemiyoruz.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: Orada DAİŞ yok, kimse kimseyi kandırmasın. Hadiseleri tırmandırmak istemiyoruz.
  • AKP sözcüsü Ömer Çelik: Rusya’ya husumetimiz yok. Ama bundan sonra sınırımız ihlal edilirse tereddütsüz vururuz
  • TSK: Rus uçağı olduğunu bilmiyorduk. Moskova’yla işbirliğine hazırız.
  • MUHALEFETİN TEPKİLERİ…
  • Kılıçdaroğlu Erdoğan’ı eleştirdi: “Çelişkili konuşuyorsun, sen bir dur Genelkurmay konuşsun”
  • Kılıçdaroğlu “PYD pazarlık masasına oturacak, Türkmenler o masaya oturacak mı, en büyük endişem o” dedi.
  • MHP’li Şandır; “Türkmenleri öldürüyorlardı, uçağı onun için düşürdük”, bu tez Türkiye’yi zor duruma sokar, dedi.
  • HDP’li Baluken, Meclis’te Rus uçağının düşürülmene ilişkin genel görüşme açılmasını istedi.
  • DİĞER TEPKİLER…
  • Çeçen lider Kadirov Türkiye’yi ihanetle suçladı ve “Türkiye buna pişman olacak” dedi.
  • Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye-Rusya arasında tercih yapmak zorunda kalabiliriz dedi.
  • Ukrayna’da Rus uçaklarının transit geçişi yasaklandı. “Biz de Rus uçağı vuralım” tartışması başladı.
  • Almanya Şansölyesi Merkel, hem Türkiye’yi, hem Rusya’yı uyardı: Tansiyonu düşürün. Viyana’daki Suriye görüşmeleri bundan zarar görmemeli.
  • ABD’li başkan adayı, George Bush’un kardeşi Jeb Bush, Türkiye’nin haklı olduğuna eminim dedi.
  • DİĞER GELİŞMELER VE BİLGİLER
  • Rus Genelkurmay Başkanlığı, kurtarma operasyonuna katılan bir helikopterinin vurulduğu ve bir askerinin öldüğünü bildirdi.
  • Rus savaş uçakları Norveç ve Japonya’nın hava sahasını ihlal etti.
  • Amerikan ve Rus savaş uçakları Suriye’de it dalaşına girdi.
  • Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Abdurrahman Mustafa, Ahmet Hakan’a röportaj verdi. Havadan Ruslar vuruyor, karadan Esad vuruyor, etnik temizlikle karşı karşıyayız dedi.
  • Antalya’da yaşayan Rusların dernek başkanı İrina Balcı, gerilimden rahatsızız ve tedirginiz dedi.
  • Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği Başkanı Ali Kızıldağ, “Rus turistler rezervasyonlarını iptal ediyor, tedirginiz” dedi.
  • Türkiye piyasasında altın fiyatları fırladı, 100 liranın üzerine çıktı.
  • Lavrov ve Çavuşoğlu telefonda görüştüler.
  • Hatay’ın Yayladağı’nda yaşayan Mevlüt Horoz’un ve Ahmet Taşdemir’in, uçak parçalarının üzerlerine düşmesiyle yaralandıkları öğrenildi.
  • NASIL DÜŞTÜ” TARTIŞMASI BİTMEDİ
  • Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: Rus uçağının düşürülmesi planlanmış saldırı.
  • Kurtulan Rus pilot Konstantin Murahtin, sınırı ihlal etmedik ve ikaz edilmedik dedi.
  • Rus basını, Türkiye’nin bu saldırıyı uzun zamandır planladığını yazdı.
  • BİLD’in Alman ordusunun gizli raporuna dayanarak yaptığı habere göre: “Rus uçakları Türk sınırına 10-15 kilometre mesafede paralel uçuş yaptılar. Sola doğru dönüş sonrası Türk hava sahasının içinde 2-4 kilometre kadar kısa süreli bir tehdit oluşturuldu (17 saniye).
  • Reuters’a konuşan ve ismini vermek istemeyen bir ABD’li yetkiliye göre, Rus uçağının Türk sınırını ihlal ettiğini, ancak TSK’nın Rus uçağını Suriye sınırları içinde düşürdüğünü söyledi.
  • Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ: Rus uçağı sınırı 17 saniye ihlal etti. TSK kendisine verilen görevi yaptı. Başka türlü yorumlanamaz.
  • EMRİ KİM VERDİ” TARTIŞMASI BAŞLADI
  • Başbakan Davutoğlu: Emri bizzat ben verdim, dedi.
  • Milliyet’ten Serpil Çevikcan’ın iddiasına göre uçağı vurma emrini Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Ünal verdi.
  • Gazeteci Metehan Demir’e göre, emri Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın vermiş olma ihtimali zayıf.
  • RUS UÇAĞININ DÜŞÜRÜLECEĞİ 1 AY ÖNCEDEN BİLİNİYORMUŞ
  • Rus gazetesi Komsomolskaya Pravda, Türkiye’nin Rus uçağı vuracağını bir ay önce yazdığını hatırlattı.
  • Rusya Dışişleri Sözcüsü, Fuat Avni’nin 11 Ekim’de attığı “Rus uçağı düşürülecek” tweetine dikkat çekti.
  • Karar gazetesi, KAFKASSAM Başkanı Dr. Hasan Oktay’ın Rus uçağının düşeceğini bir ay önce söylediğini hatırlattı.

26 KASIM: 3. GÜN

  • RUSYA’DAN EKONOMİK AMBARGO
  • Rusya Federasyon Konseyi Bütçe Komitesi Başkanı Sergey Ryabuhin, “Önce gıda, turizm ve inşaat sektörleri, peşinden doğalgaz sevkiyatı konusu gelecek. Ve yakında Türkiye’yle bütün ekonomik ilişkimizi keseceğiz” dedi.
  • Rusya Başbakanı Medvedev, Türkiye’den ithalatı azaltacağız ve yeni gümrük vergileri koyacağız dedi.
  • Rusya Tarım Bakanı Aleksandr Tkaçev, Türk domatesine ve narenciyesine savaş açtı. Domatesi Azerbaycan, Özbekistan, İran ya da İsrail’den alabiliriz dedi.
  • Rusya’nın Türkiye’den ithal ettiği 16 ton narı ve 54 ton tavuk etini iade edildi.
  • Rus tahıl ihracatçıları Türkiye’ye satışları durdurdu.
  • Rusya İnşaat Bakanı Mihail Men, Türk şirketlerinin ve işçilerinin Rus piyasasından gönderileceğini söyledi.
  • Rusya’da Türk işadamları gözaltına alındı, Soçi’den sınırdışı edildi.
  • Rusya Turizm Ajansı Başkanı Oleg Safonov “Türkiye ile Rusya arasındaki turizm faaliyeti durdu” dedi.
  • Rus turizm şirketleri Türkiye’ye gönderecekleri Rus turistleri BAE’ye gönderiyor.
  • Rusya İnsan Sağlığı ve Tüketicileri Koruma Kurumu, Türkiye’de üretilen çocuk giyim, mobilya, temizlik malzemesi vb. hafif sanayi ürünlerini “yüksek risk” sınıfına alacağını duyurdu.
  • Rusya Kalkınma Bakanı Aleksey Ulyukayev, “Türk Akımı” boru hattı ve Akkuyu Nükleer Santrali projelerinin iptal edilebileceğini söyledi.
  • “Doğalgaz” üç gündür sosyal medyanın en çok konuşulan konusu oldu.
  • RUSYA’DAN SAVAŞ HAZIRLIKLARI
  • Putin Erdoğan’a “Rus uçağı olduğunu bilmemeniz mümkün değil. Eğer bu Amerikan uçağı olsaydı vurur muydunuz? Sizden özür ve uçağın parasını istiyoruz” dedi.
  • Kurtulan Rus pilot Konstantin Murahtin, “Arkadaşımın intikamını almak istiyorum” dedi.
  • Rusya, Azez’de iki fabrikayı vurdu. Bunlar kullanılmayan fabrikalardı, kimse ölmedi.
  • Rusya Suriye’deki operasyonlarını desteklemek için 10-12 avcı uçağı gönderme kararı aldı.
  • Rusya, askeri ateşini geri çağırmayı planlıyor.
  • TÜRKİYE’NİN DİYALOG ÇABALARI
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rus uçağı olduğunu bilseydik farklı davranırdık. Özür dilemeyeceğiz, yine olsa yine yaparız” dedi.
  • Erdoğan France 24’e “Putin’i aradım açmadı. 30 Kasım’da Paris’te buluşmayı talep ettim, yanıt alamadım” dedi. Ancak Lavrov, “Erdoğan’dan Putin’e telefon gelmedi” cevabını verdi.
  • Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı.
  • Davutoğlu, İngiliz The Times’a bir makale yazdı ve Rusya’ya “Davamızdan ayrılmayalım, ortak düşmana odaklanalım” dedi.
  • DİĞER TEPKİLER
  • Çin Dışişleri Sözcüsü, Rus uçağı hakkında net yorum yapmama tutumu sürdürdü.
  • NATO, Türkiye ve Rusya arasındaki gerilimin tırmanmasına karşıyız dedi.
  • Azerbaycan’dan “Rusya ve Türkiye’yi barıştırmaya hazırız” çağrısı geldi.
  • Suudi Arabistan, Rus uçağı krizinde taraf tutmadığını belli etti.
  • Kuzey Kore lideri Kim Young-un, “Suriye’yi bombalarsa Türkiye’yi atom bombasıyla yeryüzünden silerim” dedi.
  • Suriye’deki Çeçen cihatçılar Erdoğan’ın yanındayız açıklamasını yaptı.
  • Atina’daki üniversite öğrencileri Rus uçağının düşürülmesini protesto etti.
  • DİĞER GELİŞMELER VE BİLGİLER
  • TSK’nın Rus uçağını İngilizce olarak uyardığı ortaya çıktı. Halbuki Rusya “uçağımızı uyarmadan vurdular” demişti.
  • Abdülkadir Selvi, Rus uçağının vurulması emrini, Eskişehir’deki Komuta Merkezi’nin uyarısıyla, Hava Kuvvetleri Komutanının verdiğini yazdı. Halbuki Davutoğlu “Ben emir verdim” demişti.
  • Hava sahası hakları uzmanı Elmar Giemulla, “Rus uçağı, sınır ihlali yapmadı, sadece Türk hava sahasına temas etti. Bu tür olaylar sık sık yaşanıyor” dedi.
  • Bahçeli, “MHP, eleştiri hakkı saklı kalmak kaydıyla AKP’yi destekliyor” dedi.
  • Barzani’nin Rus gazına alternatif olarak Türkiye’ye gaz sevkiyatına başlayacağı söyleniyor.
  • Rusya Baş Müftüsü Talgat Tacuddin, Erdoğan’a gönderdiği mektupta “Milyonlarca müslüman Rus uçağı düşürmenizi öfkeyle karşıladı” siteminde bulundu.
  • Fars Haber Ajansı’na göre, Rus pilotu Hizbullah milisleri ve Suriyeli komandolardan oluşan bir müfreze kurtardı.
  • Rus Kommersant gazetesi, 15 Aralık’taki Putin-Erdoğan buluşmasının iptal edildiğini yazdı.
  • Rus milletvekili Sergey Gavrilov, Ayasofya’nın Ortodoks Kilisesine teslim edilmesini istedi.
  • Rusya, İstanbul’dan Moskova’ya gelen Türk yolcuları havaalaanında 5 saat alıkoydu, 40 yolcuyu geri gönderdi.
  • Rusya Savunma Bakanlığı, Azez’deki TIR’ları biz vurmadık. Uçaktan vurulsaydı krater büyüklüğünde çukur açılırdı dedi.
  • Tarım Sanayii Enstitüsü Başkanı (IKAR) Dmitriy Rılko, Türkiye’ya tahıl satışının durdurulmasını eleştirdi. Müşteri bulamayacağız dedi.
  • Türk-Rus toplumsal forumu iptal edildi.
  • Olağan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısının gündemi Rus uçağı oldu.

27 KASIM: 4. GÜN

  • RUSYA, KRİZİ BÜYÜTÜYOR
  • Putin Erdoğan’ın Paris’te görüşme talebini reddetti. Açıklamada “Türkiye özür dilemeye hazır değilse, görüşmeyeceğiz” denildi.
  • Rusya’nın İstanbul Boğazı’ndan geçirerek Suriye’ye gönderdiği S-300 füzeleri Lazkiye’de konuşlandı.
  • Rusya, Suriye’ye 3700 asker, 69 suvaş uçağı gönderdi.
  • Rus uçakları Türkiye’ye çok yakın olan Azez yakınında bir yerleşimi bombaladı, 7 kişi öldü.
  • Rusların Azez’i bombalayarak PYD’ye kazandırmak istediği söylendi. YPG, Rus bombardımanından faydalanarak Fırat’ın batısına doğru herekete geçti.
  • Rusya, inşaat sektöründe çalışan 10 bine yakın Türk mühendis ve işçinin vizesini iptal etti.
  • Rus kamuoyunda PKK’ya silah verelim, bizim yerimize Türkiye’yle hesaplaşsın önerisi tartışılıyor.
  • Suriye sınırında uçan Türk ve Rus uçakları arasında “kilit atma” savaşları başladı.
  • Protokol aşamasına gelen Samsun-Rusya havayolu projesi askıya alındı.
  • Domates, kabak, salatalık, üzüm ve narenciye ürünleriyle dolu yüzlerce TIR sınırda bekletiliyor.
  • Moskova’ya inen Türk yolcuları Türkiye’ye geri gönderiliyor.
  • TÜRKİYE DAVRANIŞINI AÇIKLIYOR
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir kez daha özür dilemeyeceğiz dedi.
  • Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Rus uçağı olduğunu bilseydik böyle olmazdı. Çünkü Rusya’nın bize karşı kasten düşmanca tavır içinde olmayacağını biliyoruZ” dedi.
  • DİĞER BİLGİLER VE GELİŞMELER
  • Türkiye piyasasında dolar son bir ayın en yüksek seviyesine ulaştı.
  • Rus uçağı krizi salatalık ticaretini de vurdu, Antalya Gazipaşa’da ekonomi durmak üzere…
  • Tarım Bakanı Faruk Çelik’in Rusya’nın tavrına cevabı “Rus çiftçisi daha çok etkilenir” oldu…
  • Putin’in Basın Sözcüsü Dmitry Peskov, Rus uçağının düşürülmesinden 7-8 saat sonra Türkiye’nin Putin’le bağlantıya geçmeye çalıştığını ifade etti. Halbuki Lavrov “Erdoğan Putin’i aramadı” demişti.
  • Alman Bild gazetesi, NATO ülkelerinin Rus uçaklarının ve denizaltılarının tacize nedeniyle 1 yılda 15 kez alarma geçtiğini yazdı.
  • Rus uçaklarının uçuş kodu kapalı olarak uçtuğu ve kimliklerini gizlediği iddia edildi.
  • Rusya Hava Kuvvetleri Komutanı Viktor Bondarev, Türk uçaklarının Rus uçağına pusu kurduğunu, bir Türk uçağının Suriye sınırını 40 saniye ihlal ettiğini söyledi.
  • Rusya Liberal Demokrat Parti Lideri Vladimir Jirinovski, İstanbul Boğazı’na atom bombası atalım dedi.
  • Rus tenisçi Maria Sharapova “Başkan Putin, Türklere haddini mutlaka bildirmeli” dedi.
  • Kırım’daki Rusya yanlısı yönetim, “Türkiye’den cami yardımı almayacağız” dedi.
  • Kırım’ın Simferepol şehrinde Erdoğan kuklası yakıldı.
  • Saint Petersburg Devlet Üniversitesi, Adıyaman Üniversitesi ile öğrenci değişimi anlaşmasını iptal etti.
  • Suriye Enformasyon Bakanı Zuabi, Rus uçağının, IŞİD’in Suriye’den Türkiye’ye gönderdiği petrol tankerleri imha ettiği için düşürüldüğünü savundu.
  • İranlı Tümgeneral Yahya Rahim Safevi, “Türkiye, Rus uçağını düşürerek hata yaptı ve bunun için ağır bedel ödeyecek” dedi.
  • BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, “Rus uçağının düşürülmesinden sonra barış müzakereleri karmakarışık bir hale gelmiştir” dedi.
  • Belçika Savunma Bakanı Steven Vandeput “Rus uçakları ilk kez Türk sınırını ihlal etmiyor. Ancak bu kez Türkiye’nin tepkisi aşırı oldu” dedi.
  • Rusya’ya satılamayan Türk domatesleri Kuzey Irak’a satılacak. Domatesin fiyatı yarı yarıya düşecek.
  • Ermenistan Tarım Bakanı Sergo Karapetyan, “Türk-Rus krizini fırsatı çevireceğiz, Rusya’ya mal satacağız” dedi.
  • TSK’nın Genelkurmay Karargahı’ndaki toplantıda Rus komutanlara “Uyardığımızı duydunuz, neden cevap vermediniz” dediği, Rus komutanların buna cevap veremediği iddia edildi.
  • Sözcü’den Saygı Öztürk, TSK pilotlarının Rus uçağının düşürülmesini nasıl yorumladığını yazdı: “İhlal her zaman olur, ihlalin olduğu bölge de kör noktalardan biridir”
  • Sami Kohen, Rusların boğazdan geçirdikleri S-300 füzeleriyle Türk uçağı düşüreceğini yazdı.
  • TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, “Zaten Paris katliamından sonra Fransız turistlerin Türkiye’ye gelişi bıçak gibi kesilmişti. Rusya Soçi’deki fiyatları ucuzlatırsa Türkiye’ye gelecek turist, kendi ülkesinde tatil yapar. Rus gider, Arap gelir, fakat sakin olalım” dedi.

28 KASIM: 5. GÜN

  • PUTİN’DEN KARARNAME, RUS POLİSİ TÜRK AVINA ÇIKTI…
  • Merkezi Türkiye’de bulunan bütün Türk firmalarının Rusya’daki faaliyeti yasaklandı.
  • 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren Türk vatandaşlarının, Rusya’da işe alınmasına yasak getiriliyor.
  • İki ülke arasında uçus sayısı sınırlandırılacak.
  • Rus polisleri Türk şantiyelerini basıyor.
  • Rus polisi, Türk öğrencilerin kaldığı yurdu bastı, 20 öğrenci gözaltına alındı.
  • TÜRKİYE İYİMSER MESAJLAR VERMEYE ÇALIŞIYOR…
  • Erdoğan Putin’e seslendi: Gerçekten üzgünüz, böyle olmasını istemezdik. Paris’teki İklim Zirvesi’nde görüşelim.
  • Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Kalın: Türk-Rus ilişkileri türbülansa girdi ama raydan çıkmaz.
  • Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş: Rusya’nın ilişkilerimizi gözden çıkaracağını tahmin etmiyoruz.
  • Başbakan Davutoğlu, Brüksel’deki AB Zirvesi’nde Rus uçağının sınır ihlalini anlattı.
  • Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Azerbaycan’da “Lavrov’la 3-4 Aralık’ta Belgrad’da görüşme hususunda hemfikir olduk” dedi. İlham Aliyev arabuluculuğa hazır olduğunu yineledi.
  • DİĞER TEPKİLER
  • Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Ahmed Tuma, “Rus uçağının düşürüldüğünü öğrenince sevinçten havalara uçtuk” dedi.
  • YPG, Rus bombardımanı sayesinde Malikiye kasabasını aldı.
  • Reuters’a konuşan ABD’li yetkililer Rusya’nın “Amerikalılarla bilgi paylaştık” açıklamasını yalanladı.
  • DİĞER BİLGİLER VE GELİŞMELER
  • Emekli Pilot Korgeneral Karakuş: “Genelkurmay Elektronik Sistemleri’nin (GES) 2012’de MİT’e devredilmesi sebebiyle pilotun milliyeti tespit edilemedi”
  • Dışişleri Bakanlığı: Rusya’ya bir daha sınırımızı ihlal ederseniz uçağınızı vururuz demiştik.
  • Türkiye, Rusya’dan gelen araçları ve malları ayrıntılı olarak arama kararı aldı.
  • TSK’nın devriye uçakları bundan böyle 2’li değil, 4’lü uçacak..
  • Yeni Şafak’a göre, Türkiye Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ndeki savaş gemilerini geçirmeme hakkını kullanabilir.
  • Yeni Şafak’tan Salih Tuna, Rusya-Cemaat ilişkisine dikkat çekerek, Rus uçağını Cemaat’in düşürdüğünü ima etti.
  • Takvim’den Ergun Diler’e göre; Rusya NATO uçaklarının elektronik sistemlerini kör eden bir teknoloji geliştirdi, Türkiye Rus uçağını düşürürerek Amerikalıların enkazdan numune almasını sağladı.
  • Rus devlet televizyonu Russia 1’de, Putin’e Kılıçdaroğlu’nu Moskova’ya davet etmesi önerildi.
  • Putin’in Basın Sözcüsü Dmitry Peskov: Erdoğan’ın oğlunun petrol piyasasında çıkarları var.
  • Rus Sağlık Koruma Komite Başkanı Sergey Furgal: Türk döneri yemeyin, Türk içkisi içmeyin.
  • 400 narenciye TIR’ı Rusya’ya gönderilmediği için Samsun limanında bekletiliyor.
  • CHP’li İlhan Kesici, Rus uçağının düşürülmesi doğru karardır dedi.
  • Emekli Pilot Korgeneral Karakuş, bir uçak daha düşerse Rusya’yla savaş çıkar dedi.

29 KASIM: 6. GÜN

  • RUSYA TÜRKİYE SINIRINDA BOMBARDIMANA BAŞLADI
  • Rus uçakları Azez’i bir kez daha vurdu, 15 kişi öldü.
  • Rus uçakları El-Riha’yı bombaladı, 40 kişi öldü, 60 kişi yaralandı.
  • Rus uçakları İdlib’de İHH’ya ait TIR’ları vurdu.
  • S
  • TÜRKİYE KUYRUĞUNU DİK TUTMAYA ÇALIŞIYOR
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rusya’ya defalarca söyledik, sizin orada ne işiniz var? Rusya’ya çok samimi olarak, ateşle oynamamasını tavsiye ediyoruz” dedi.
  • Başbakan Davutoğlu, “Önceliğimiz Rusya ile iletişim kanallarını açık tutmaktır ama hava sahamızı ihlal edenler kendini sorgulasın” dedi.
  • Başbakan Davutoğlu, “Rus pilotunun cenazesi Türkiye’ye teslim edildi, Hatay’da Ortodoks rahiplerce cenaze töreni yapıldı, Rusya’ya teslim edilecek” dedi.
  • Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, “Rus uçağı olduğunu bilseydik, vurmazdık” sözlerinin cımbızlandığını, çarpıtıldığını söyledi.
  • DİĞER TEPKİLER
  • Katar, Rus uçağı krizinde taraf tutmadığını belli etti.
  • Yunanistan Başbakanı Çipras Twitter’dan Türkiye’yi eleştirdi: “Hava sahamızı defalarca ihlal ettiniz. Neyse ki pilotlarımızın sizinkiler kadar tezcanlı değil”
  • Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı, Türkiye’nin Rus uçağını düşürdükten sonra Yunan hava sahasını ihlal etmediğini söyledi.
  • Ukrayna Parlamentosu’ndan iki milletvekili, Türk Büyükelçiliği önünde Rus uçağının düşürülmesini kutladı.
  • Ukrayna Tarım Bakanı Oleksiy Pavlenko, Türkiye’ye tahıl ihracatını iki katına çıkarabileceklerini açıkladı.
  • DİĞER BİLGİLER VE GELİŞMELER
  • Türkiye’nin Rus uçağını uyardığı anda, uçağın elektronik sistemine dışarıdan müdahale edildiği ve pilotun uyarıyı duymasının engellendiği iddia edildi.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye ile Rusya arasındaki gerilimin giderilmesi için Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’i aradığı söyleniyor.
  • Türkiye’nin Rusya’nın sınırını kapatması nedeniyle Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’a geçemeyen TIR’lara Azerbaycan kapıyı açtı.
  • Laleli Sanayici ve İşadamları Derneği (LASİAD) Başkanı Giyasettin Eyyüpkoca, “İki gün içinde Rusların hepsi Laleli’den çekildi, siparişler iptal ediliyor” dedi.
  • Antalya Hali’nde tonlarca mal elde kaldı. Mallar yüzde 50 ucuzladı ama iç piyasada satılamıyor.
  • Türk çiftçisinin bankalara olan 56,1 milyar liralık borcu sektörü endişelendiriyor.
  • Rus uçağı İsrail hava sahasını ihlal etti. İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon, Rus savaş uçağının yanlışlıkla İsrail hava sahasını ihlal ettiğini söyledi.
  • Lavrov’un Çavuşoğlu’yla telefon görüşmesinde, “kırmızı hat”tı (özel telefon hattı) siz icat ettiniz ama bize haber vermediniz dediği öğrenildi.
  • Putin’in sözcüsü Peskov, “Türkiye boğazları kapatırsa ne yaparsınız” sorusuna “Kıyamat senaryolarını konuşmayalım” cevabını verdi.
  • Emekli bir subay olan Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın “Türkiye-Rusya barışmazsa medeniyetler savaşı başlar. Bunun adı 3. Dünya Savaşı olur, nükleer silahlar kullanılır ve 100 yıl sürer” dedi.
  • Rus pilotun cenazesi, Türk askerlerinin omuzlarında uçağa bindirilerek Ankara’ya gönderildi.

30 KASIM: 7.GÜN

  • KRİZ ÇÖZÜLMEDİ AMA TEMPO DÜŞTÜ…
  • Rusya Ekonomi ve Gelişim Bakanı Aleksey Ulyukaev, “Türk akımı” hattının ve Akkuyu Nükleer Santrali’nin akıbetine ilişkin kararı şirketlere bıraktık dedi.
  • Rusya Başbakan Yardımcısı İgor Şuvalov, “Şu anda Türkiye’den sanayi ürünlerinin ithalatını yasaklamaktan kaçınıyoruz. Enflasyon baskısını hafifletmek için gıda ithalatının sınırlaması da birkaç hafta ertelenecek ama sebze meyve ithalatını tamamen yasakladık” dedi.
  • Putin: Rus uçağı Türkiye’nin yasadışı petrol sevkiyatı için vuruldu, Türkmenler bahane..
  • Erdoğan: IŞİD’den petrol aldığımızı ispat etsin istifa ederim, Putin istifa edebilir mi?
  • Putin, Erdoğan’ın görüşme isteğinİ reddettiği için Paris’teki iklim zirvesinde Putin-Erdoğan buluşması gerçekleşemedi.
  • Obama ve Putin, Paris’te Rus uçağını görüştü, Obama üzüntüsünü belirtti.
  • BAE, Rus uçağının düşürmesine “terör saldırısı” dedi ve Türkiye’yi kınadı.
  • Rus pilotun cenazesi askeri törenle Rusya’ya teslim edildi. Türk komutanlar “ihlalci” Rus pilota selam durdular.
  • Rus Hava Kuvvetleri, Suriye’deki Rus uçaklarının havadan havaya ateş edebilen füze sistemleriyle donatıldığını duyurdu.
  • Sabah’a göre, Rusya YPG’nin Afrin’deki kampına helikopterlerle ağır silahlar indirdi.
  • Rusya’dan Türkiye’ye uçan uçaklar yolcu azlığı sebebiyle seferlerini iptal ediyor.
  • THY, Putin’in seyahat kısıtlaması sebebiyle, Rusya hatlarını başka ülkelere çevirecek.
  • Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Mithat Yenigün, “Rusya’da kimlik kontrolleri sebebiyle zordayız” dedi.
  • Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND), Rusya’nın 1250 Türk TIR’ını sınırda beklettiğini, bunun araç başına 175 bin lira maliyeti olduğunu açıkladı.
  • Eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Ümit Yalım, “GES MİT’e devredilmeseydi Rus uçağı olduğu anlaşılabilirdi” dedi.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, Rus uçağının Türk hava sahasını ihlal ettiğini ilk kez net olarak doğruladı.
  • Rusya Futbol Federasyonu Başkanı Vitaly Mutko, önümüzdeki sezon Rus kulüplerinin Türkiye’den transfer yapamayacağını söyledi.
  • Edirnespor kadın basketbol takımı, Rusya’daki Avrupa Kupası maçına gitmek konusunda tedirgin…

1 ARALIK: 8. GÜN

  • TEMASLAR VE SPEKÜLASYONLAR…
  • Rusya, malum uçağın düşürülmesinden sonra Azez’i beşinci kez bombalandı.
  • Suriye’nin kuzeyinde iki Rus uçağı kayboldu.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rus uçağı olduğunu bilseydik farklı olurdu” sözünüzü “Uyarının şekli değişebilirdi, süresi uzatılabilirdi” anlamında söylediği açıkladı.
  • Erdoğan ve Obama Paris’te görüştüler.
  • Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev “Rus uçağı Türkiye’ye saldırmadı, teröristlere karşı savaşmaktaydı” dedi.
  • BAE, Türkiye’yi suçlarken kullandığı “terör eylemi” ifadesini düzeltti.
  • İHH, Rusya kendi uçağını düşürdüğünü iddia etti.
  • Duma Güvenlik Komitesi Başkanı İrina Yarovaya, NATO’nun Ankara’ya desteğine “Ortak provokasyon şüphemiz var” tepkisini gösterdi.
  • Rus milletvekili Dmitriy Gudkov, Rusya’da yaşayan Türk vatandaşlarına yönelik baskıları eleştirerek “Söyleyin bana, Türk öğrenciler mi uçağı vurdu?” dedi.
  • Rusya’nın Türk tarım ürünlerinin ithalatını tamamen yasaklamasına rağmen limonu yasaklamaması dikkat çekti.

 

Derleme Haber: Alper Budka

(Yeşil Gazete)

İklim değişikliği ve açlıkla mücadele birlikte yürütülmeli – Jose Graziano da Silva

  Bu yazı Birgün Gazetesi‘nden alımıştır

Jose Graziano da SilvaBarbarca diye tanımlayabileceğim son terörist saldırının ertesinde Paris’te düzenlenen COP 21 İklim Konferansı, uluslararası toplumun bir araya gelmesi için yepyeni bir fırsat sundu. 2030’a kadar Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri konusundaki sorumluluğumuzu göstereceğimiz bu konferans sayesinde daha adaletli, daha güvenli ve bir kişinin bile geride kalmadığı kapsayıcı bir dünya için doğru adımları teşvik edeceğiz.

Şunu biliyoruz ki; sürdürülebilir kalkınma olmadan barış tesis edilemez. İnsanlar, toplumun dış çeperlerine doğru itildikçe, aşırı yoksulluk ve açlık çekmeye devam ettikçe, sürdürülebilir kalkınma hiçbir zaman olmayacak.

Bu yüzden daha iyi bir dünya için çözüm herkesi kapsamalıdır. 2030 Gündemi’miz de tamamen bununla ilgili: Evrensellik, dayanışma ve kapsayıcılık.

Geçtiğimiz Eylül’de BM Genel Kurulu’nda kabul edilen 17 adet Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi birbiriyle yakından bağlı. 13. hedef iklim değişikliğini özel olarak ele almakla birlikte hedefler arasındaki bağlantıyı en iyi temsil eden madde olma özelliğini taşıyor. Buna göre, ülkeler iklim değişikliği ve etkileriyle mücadele etmek için acilen harekete geçmeli. Biliyoruz ki; bu yapılmadığı takdirde, diğer hedeflerin başarılması, özellikle açlıkla mücadele mümkün değil.

Açlığın olmadığı bir dünya bizim için bir zamanlar sadece hayaldi, oysa bu şimdi ulaşılabileceğimiz bir hedef. Yeteri kadar gıda üretiyoruz, gerekli teknolojilere sahibiz, hangi politika ve eylemlerin başarılı olacağını biliyoruz.

Bununla birlikte, daha sık görülmeye başlanan anormal hava şartlarını da kapsayan iklim değişikliği, bu hedefi gerçekleştirmek için önümüzde bir engel oluşturuyor.

Küresel ısınma gıda üretimini etkiliyor; temel ekinlerdeki üretim azalıyor, 2050’ye geldiğimizde ise üretimde yüzde 10-25 civarında düşüş bekleniyor. Kuraklık, seller, kasırgalar ve deniz suyu seviyelerindeki artış en muhtaç kesimlerin hayatlarını ve gelir kaynaklarını tehdit ediyor. Bu tür iklimle ilişkili felaketler, ekonomik kayıplara ve insanların yerlerinden edilmelerine neden oluyor. Tüm bunlar olurken dünya nüfusu artmaya devam ediyor. Üstelik iklim değişikliğinin etkilerine en açık olan ülkelerde artış daha da hızlı görülüyor.

İklim değişikliği; yüzde 80’i kırsal alanlarda tarıma, ormancılığa ve balıkçılığa bağlı olarak yaşayan yoksul insanların geçim kaynaklarını ve gıda güvenliklerini tehlikeye atıyor. Bu nedenle özellikle kırsal alanlarda hem doğal kaynakları korumayı, hem de kalkınmayı ve büyümeyi destekleyen küresel çerçevelere ihtiyacımız var. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri bu çerçevenin merkezinde yer alıyor. İşte bu hedefleri tamamlayıcı bir öğe olarak, ülkeler küresel sıcaklıktaki artışı 2 derecenin altında tutma hedefiyle yeni ve küresel bir iklim anlaşmasının müzakere etmek için bir araya geliyorlar.

FAO’nun başlıca hedefini iklim değişikliği tartışmalarının kalbinde yer alan gıda güvenliğini sağlamak ve herkes için yeterli gıdayı güvence altına almak oluşturuyor. Ülkeler iklim değişikliğine adapte olmak ve uyum sağlamak için atacakları adımları daha da arttırmalı ve çözümler üretmelidir. Bu yüzden Paris çerçevesi teknoloji transferini, ülkelerin kapasitelerini geliştirmelerini ve bunun için finansal kaynakların seferber edilmesini desteklemelidir.

Gıda güvenliğinin tehlikede olduğu ve iklim değişikliğinin sonuçlarından en çok etkilenen kesimler olan küçük ölçekli çiftçilerin, balıkçıların ve ormancıların geçim kaynaklarını güvence altına almalıyız. Bu kesimlerin iklim değişikliğinin getirdiği koşullara uyum sağlaması gıda güvenliğini korumakla eşdeğerdir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde büyük ve küçük ölçekli çiftçiler, balıkçılar, ormancılar sadece gıda üreticileri değildir, aynı zamanda sahip olduğumuz doğal kaynakların da koruyucularıdırlar. Bu yüzden, iklim değişikliğinin getirdiği yük, tek başına bu kesimler tarafından taşınmamalı ve bu kesimler çözümün merkezine yerleştirilmelidirler.

Gıda güvenliği başta olmak üzere önceliklerimizi doğru şekilde ortaya koymalıyız. Basitçe söylersek, değişen iklim koşullarında ve gittikçe azalan kaynaklarımızla gıda güvenliğini sağlamak ve artan nüfus için yeterli beslenmeyi başarmanın yolu; kaynakları daha az yorarak daha fazla gıda üretmekten geçiyor. Bu, harekete geçmek için bir çağrıdır.

Bu yazı Birgün Gazetesi‘nden alımıştır

 Jose Graziano da Silva – BM Gıda ve Tarım Örgütü Genel Direktörü – www.birgun.net

Rusya açıkladı, “İşte IŞİD ile Erdoğan arasındaki petrol ticareti bulguları”

Rusya Savunma Bakanlığı Suriye’deki IŞİD militanlarının finansal mali kaynaklarını açıkladı. Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoly Antonov “Erdoğan ve ailesi, Suriye’de IŞİD’in elinde olan petrol yataklarından yapılan yasadışı petrol sevkiyatlarıyla doğrudan ilişkili” dedi.

34

Cumhuriyet Gazetesi’nin Sputnik News’den alıntılayarak verdiği habere göre “Erdoğan ve ailesi, Suriye’de IŞİD’in elinde olan petrol yataklarından yapılan yasadışı petrol sevkiyatlarıyla doğrudan ilişkili” diyen Savunma Bakan Yardımcısı, Türkiye’den IŞİD’e mühimmat gittiğini belgeleyen Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Büro Şefi Erdem Gül’ün de tutuklandığını belirtti.

Son iki aydır devam eden Rusya’nın hava operasyonunda IŞİD’e ait 32 petrol üretim tesisi ve 11 petrol rafinerisi yok ettiğini, Rusya’nın Suriye’deki hava saldırıları, yasadışı petrol ticaretinden elde edilen cironun neredeyse yarı yarıya azalmasını sağladığını da aktaran Rusya Savunma Bakan Yardımcısı, Rus Hava Kuvvetleri’nin Suriye’deki operasyonları sonucu teröristlerin yasa dışı petrol ticaretinden elde ettiği günlük gelir 3 milyar dolardan 1.5 milyar dolara indiğini de öne sürdü.

35

Suriye’deki IŞİD militanlarının mali kaynakları ve petrol kamyonlarına ilişkin Rusya Savunma Bakanlığı’nın elindeki bilgilerin bakanlığın sitesinde genel erişime hazır olarak yayına sunulacağını da sözlerine ekleyen Anatoly Antonov, “Terör örgütlerini finanse etmek için yasadışı petrol ticaretinin nasıl kullanıldığını gösteren kanıtları sunduk. Rusya, Türkiye’nin komşularından yaptığı hırsızlığa ilişkin gerçekleri açıklamaya devam edecek. Gelecek hafta da Türkiye’nin IŞİD’e yardım ettiğini gösteren bilgiler yayınlayacağız” dedi.

Bakan yardımcısı ayrıca, Rusya’nın Suriye’de IŞİD’in petrol tesislerini vurmaya devam edeceğini de vurguladı.

 

(Sputnik News, Cumhuriyet)

 

Paris izlenimleri-2: Dünyayı yakma kararının sayısal özeti

Paris izlenimleri-1: Olağanüstü hal altında iklim zirvesi

Paris izlenimleri-3: Birinci hafta ilerleme olmadan kapandı ve Türkiye artık daha aktif

Paris izlenimleri-4: Yeni anlaşma yetersiz hedeflerle 10-15 yılımızı bağlayacak mı?

Paris İklim Konferansı öncesinde en çok korkulan şeylerden biri, Paris’in başarısızlığa uğrayan 2009 Kopenhag zirvesine benzemesiydi. İyi haber! Böyle bir tehlike ortada görünmüyor. Ama Paris Kyoto’ya dönüyor. Bu daha mı iyi?

Dün Paris İklim Konferansı’ndaki en önemli yan etkinliklerden biri UNFCCC, yani bu zirveyi organize eden BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekreteryası tarafından düzenlendi. Toplantıda 1 Ekim 2015’e kadar iklim değişikliğiyle mücadeleye Ulusal Katkı Niyet Beyanı (INDC) sunan ülkelerin yapmayı taahhüt ettikleri emisyon azaltımlarının toplamını değerlendiren Sentez Raporu açıklandı. Bu bilgiler daha önce Bonn toplantılarında da sunulmuştu. Ama Paris’te yapılan bu resmi açıklama Paris’ten çıkacak azaltım hedefinin neye benzeyeceğini resmen ortaya koymuş oldu.

unfccc_panel

Normalde beklentimiz, ülkelerin emisyon azaltım hedeflerinin toplamının, emisyonların küresel ısınmayı 2 derecede sınırlamak için 2030’a kadar atmosfere salınabilecek toplam karbon dioksit miktarını aşmayacak düzeyde azaltılmasını sağlaması olmalı. Yani her ülke taahhüt ettiği azaltım hedefine santimi santimine uyarsa, (2020’ye kadar olan taahhütlerin de tutturulduğu varsayımıyla) 2020-2030 arasında toplamda belli bir miktar salım yapıp, 2030’da küresel salımın belli bir miktara indirilmiş olması gerekiyor.

Peki bu azaltım başarılıyor mu ve mevcut INDC’lerle önceki hedefler tutturulursa sonuç ne oluyor?

Öncelikle UNFCCC’ye INDC’sini sunan ülke sayısının 185’e çıktığını ve bu ülkelerin toplam küresel emisyonların %94’ünden sorumlu olduğunu hatırlatalım. Dolayısıyla geri kalan ülkelerin ciddi bir toplam olmadığı göz önüne alınırsa, anlaşmayla ilgili bu anlamda bir sorun kalmadığı yorumu yapılabilir. Yani aşağı yukarı bütün ülkeler şöyle ya da böyle bir hedef belirleyerek anlaşmadaki yerlerini alıyorlar. Sorun bu hedeflerin bir işe yarayıp yaramayacağı.

UNFCCC Sekreteryası’nın dün sunduğu Sentez Raporu 1 Ekim’e kadar verilen INDC’leri kapsadığı için rapor Türkiye dahil 147 ülkenin (bu ülkeler emisyonların %86’sından sorumlu) hedefleri toplanarak yapılmış.

Sonuç şu:

– Bütün INDC’ler ve önceki azaltım hedefleri tam olarak uygulanırsa, küresel emisyon toplamı 2025’de 55 GtCO2e*, 2030’da 57 GtCO2 olarak gerçekleşiyor. Bu düzey 2012’de 52 GtCO2 idi. Yani önümüzdeki 15 yıl içinde küresel emisyonlar eskisi kadar hızlı artmıyor olsa da, artmaya devam ediyor. Oysa azalması gerekiyordu.

slide5
INDC’lere göre 2025 ve 2030’da küresel emisyon düzeyleri

– Küresel emisyonların artış hızı, hem de azaltım senaryoları altında, 1990’a göre %45, 2000’e göre %39, 2010’a göre %17 daha fazla. Yani dünya ülkeleri Paris’te küresel emisyonları artırmaya devam etmek üzere anlaşmak üzereler. (Sadece kişi başı emisyon düzeyinde 1990’a kadar, %9, 2000’e göre %5 azalma var ki, bu çok ufak rakamlar, emisyonların nüfus kadar hızlı artmadığı dışında bir anlam ifade etmiyor.)

slide4
INDC’lere göre 2030’da küresel emisyonlarda beklenen değişim

– Bir başka hesaba göre 1990’dan 2010’a kadar %24 artan emisyonlar belli bir güven aralığı içinde tahminen 2010-2030 arasında %11-23 artacak. Yani artış hızı biraz düşebilir, ama hiç düşmeyebilir bile!

Küresel emisyonlarda 2010'a kadar görülen ve INDC'lere göre 2030'a kadar beklenen artış yüzdesi
Küresel emisyonlarda 2010’a kadar görülen ve INDC’lere göre 2030’a kadar beklenen artış yüzdesi

– INDC’ler sayesinde referans senaryoya göre ne kadar bir emisyon salımından kurtuluyoruz diye sorarsanız, bu düzeyler de 2025’de 3 GtCO2e, 2030’da 4 GtCO2e kadar. Aşağıdaki grafikte görülen güven aralıklarına bakarsanız her iki yıl için 0 da olabilir.

slide2
INDC’ler sayesinde 2025’te ve 2030’da beklenen kazanç yüzdeleri

– En çarpıcı hesap ise emisyon açığı rakamlarında ortaya çıkıyor. (Önümüzdeki günlerde BM Çevre Programı UNEP’in de 2015 Emisyon Açığı Raporu yayımlanır, o zaman da bu konuya geri döneriz.) Emisyon açığı demek, bu hedeflerle belli bir yılda, 2 dereceyi tutturmak için bütün dünya ülkelerinin salabileceği karbon dioksit azaltımının ne kadar altında kalacağımız demek. Yani iklim değişikliğiyle mücadelede başarısızlık ölçüsü de denebilir.

Buna göre “her şey yolunda giderse” emisyon açığımız 2025’de 9 (5-13) GtCO2e, 2030’da 15 (11-22) GtCO2e oluyor. Bir başka deyişle 2025’de en fazla 46 GtCO2e salmamız gerekirken 55 GtCO2e (%20 daha fazla), 2030’da en fazla 42 GtCO2 salmamız gerekirken 57 GtCO2 (%35 daha fazla) salıyor olacağız. Güven aralıklarına göre bu yüzdeler olması gerekenden en iyi ihtimalle 2025’de %11, 2030’da %26 fazla olabilir. En kötü ihtimalle de küresel olarak yapmamız gereken emisyondan 2025’de %28, 2030’da %52 daha fazla sera gazı salıyor olabiliriz.

INDC'lere göre 2 derece hedefine ulaşmak için gereken mikardan emisyon açığı
INDC’lere göre 2 derece hedefine ulaşmak için gereken mikardan emisyon açığı

Bu da yeni Paris iklim anlaşması sayesinde başarılmış olacak.

INDC’ler neden işe yaramadı derseniz, bu sorunun teknik cevabı, AB ve ABD gibi zengin ülkelerin yaptıkları azaltımların, Çin, Hindistan gibi hızlı büyüyen ülkelerin yaptıkları (biraz azaltılmış) artışlar tarafından sıfırlanması. Eğer bu duruma düşmek istemiyorsak, zengin ülkelerin bugün yapabileceklerini söylediklerinden çok daha yüksek, yani tarihsel sorumluluklarına uygun azaltımlar yapmaya, gelişmekte olan ülkelerin de “iklimi değiştirme haklarında” bu kadar ısrarcı olmayıp daha hızlı bir şekilde ekolojik sıçrama yapmaya hazır olmaları (tabii yine zengin ülkelerin de bunun için yoksul ülkelere finansal yardım yapmaya hazır olmaları) gerekiyor.

Sonuç olarak haftaya çıkması beklenen Paris anlaşmasının yıllardır yerden yere vurulan Kyoto Protokolü’nden bile daha feci bir “iklim değişikliğiyle mücadele” planı olacağı söylenebilir. Bütün aklı başında iklim bilimciler, ekoloji hareketleri ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler 2 derecenin de çok yüksek olduğunu, pek çok yoksul ülkeyi, milyarlarca insanı ve sayısız ekosistemi, türü ve en çok etkilenecek bölgeleri felakete sürükleyeceğini, bu nedenle aslında bütün hedeflerin şu anda 1 derece olan ısınmanın en fazla 1,5 dereceye çıkacak şekilde belirlenmesi gerektiğini çığlık çığlığa söylerken, dünya ülkeleri 2 derece hedefini bile tutturamayıp, dünyayı 3,5 dereceye kadar ısıtabilecek bir anlaşmayı başarı diye önümüze koymak üzereler.

Bu rapor dünyayı yakıp kavurmaktan kâr elde eden petrol ve kömür şirketlerinin sözünden dışarı çıkamayan Birleşmiş Milletler’le ABD ve ev sahibi Fransa başta olmak üzere aşağı yukarı bütün ülke hükümetlerinin hepimizi sürüklediği felaketin sayısal özeti.

"Bu planlar başarılı bir iklim eyleminin sadece düşük emisyonları değil, hükümetler, yurttaşlar ve iş çevreleri için bir sürü diğer ekonomik ve sosyal faydaları başarmak anlamına geldiğini gösteren kararlı bir yol oluşturuyor."
“Bu planlar başarılı bir iklim eyleminin sadece düşük emisyonları değil, hükümetler, yurttaşlar ve iş çevreleri için bir sürü diğer ekonomik ve sosyal faydaları başarmak anlamına geldiğini gösteren kararlı bir yol oluşturuyor.” Christiana Figueres – UNFCCC Sekreteri

Oysa zirvenin patronu BM İklim Değişikliği Sekreteri Christiana Figueres‘in bu sentez raporuyla ilgili yorumu şöyle: “Bu planlar başarılı bir iklim eyleminin sadece düşük emisyonları değil, hükümetler, yurttaşlar ve iş çevreleri için bir sürü diğer ekonomik ve sosyal faydaları başarmak anlamına geldiğini gösteren kararlı bir yol oluşturuyor.”

2-Pope-Africa-plane-395x255Papa Francis önceki gün Afrika ziyaretinden dönerken uçakta konuştuğu bir grup gazeteciye Paris zirvesiyle ilgili olarak “Ya şimdi bu işi çözeceğiz, ya da hiçbir zaman. Artık son sınıra kadar geldik ve eğer bunu en güçlü şekilde ifade etmemi isterseniz, intihar sınırındayız diyebilirim” demiş.

Ama söz konusu intiharsa, bence insanlığın topluca intihar etmesinden hem mantıken, hem de ahlaken daha doğru olan bir yol var. Benim önerim başta BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve UNFCCC Sekreteri Christiana Figueres olmak üzere, bu skandalı büyük başarı diye pazarlamaya çalışan herkesin topluca gidip kendilerini biraz ötedeki Seine nehrine atmaları.

Zaten başka türlü tarihe onurlu bir şekilde geçebileceklerini de sanmıyorum.

* GtCO2e – Milyar ton karbon dioksit eşdeğeri sera gazı

Paris izlenimleri-1: Olağanüstü hal altında iklim zirvesi

Paris izlenimleri-3: Birinci hafta ilerleme olmadan kapandı ve Türkiye artık daha aktif

Paris izlenimleri-4: Yeni anlaşma yetersiz hedeflerle 10-15 yılımızı bağlayacak mı?

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

“New York’tan İstanbul’a Oradan Paris’e İklim İçin” söyleşisi için Salt Galata’ya davet

Documentarist, 8 Aralık Salı günü Salt Galata’da “New York’tan İstanbul’a Oradan Paris’e İklim İçin” buluşmasına davet ediyor. Buluşma, 5 – 9 Aralık tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşecek 7. Hangi İnsan Hakları Film Festivali kapsamında düzenleniyor. Festival, İstanbul’un ardından Diyarbakır, Ankara ve Çanakkale’ye de uğrayacak.

31

İklim İçin Ben de Varım!” kampanyasından Özgecan Kara ve Murat Can Tonbil, bu buluşma kapsamında 2014’de New York’ta gerçekleşen “People Climate March” (İnsanlığın İklim Yürüyüşü) eyleminden 12 – 13 Kasım 2015’de Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen “İklim Forumu“na, ordan da en nihayet COP21 Paris İklim Zirvesi‘ne uzanan yoldaki gelişmeleri iklim hareketi ve “iklim için ben de varım!” kampanyası penceresinden paylaşacak.

Etkinliğin ücretsiz olacağı buluşmaya ilişkin Documentarist’in yaptığı açıklama şu şekilde;

32

“#iklimicin kampanyası iklim değişikliğiyle mücadele eden herkesi ve her kurumu bir araya getirecek bir yenilik arayışından doğdu. New York’taki dünyanın en büyük iklim adaleti eyleminden, İstanbul’da Türkiye’nin ilk İklim Forumu’na kadar giden yolu konuşacağız. Paris’te devam eden 21. BM İklim Zirvesi’nde yaşananları da bu söyleşide aktarmaya çalışacağız.”

New York’tan İstanbul’a Oradan Paris’e İklim İçin buluşmasının facebook etkinlik sayfasından detay bilgi edinmek mümkün

 

(Yeşil Gazete)

6. Yeşil Ekonomi Konferansı, Cezayir Toplantı Salonu’nda

6. Yeşil Ekonomi Konferansı, 19 Aralık Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu‘nda gerçekleşiyor.

Avrupa Yeşilleri Vakfı (Green European Foundation), Yeşil Düşünce Derneği ve Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği‘nin ortak organizasyonu ile düzenlenen 6. Yeşil Ekonomi Konferansı’nda iki oturum gerçekleşecek.

30

Konferans saat 10.00’da Heinrich Böll’den Kristian Brakel ve Yeşil Düşünce Derneği’nden Sevgi Mutlu‘nun açılış konuşmaları ile başlıyor.

“Çare Küçülme mi?” (Can Degrowth Be A Solution?) oturumunda Menekşe Kızıldere‘nin kolaylaştırıclığında Ethemcan Turhan, Ahmet Atıl Aşıcı, Federico Demaria ve Clive Spash, “Degrowth” (Küçülme) kavramı etrafında fikirlerini masaya yatıracak.

“Büyüme-Ötesi Topluma Geçiş Stratejileri” (Transition Strategies Towards A Post-growth Society) oturumunda ise kolaylaştırıcı Asena Ulus. Oturumda yer alan konuşmacılar Orestes Kolokouris, Bengi Akbulut ve Molly Scott Cato.

6. Yeşil Ekonomi Konferansı’nın duyuru metni ise şu şekilde;

29

“2008’deki üçlü krizin su yüzüne çıkardığı zorluklar şimdi insanlığı bir yol ayrımına itmiş durumda. Bugün, doğanın bir senelik kapasitesinin sağlayabileceğinin %50 daha fazlasını bir günde tüketiyoruz. Gezegenin sınırlarına eriştik, ve onları aştık bile. Yoksulluğa, artan eşitsizliğe, doğa kaybına, her derde deva olarak ekonomik büyümeyi öne süren mevcut iş modelleri ile yola devam etmemiz mümkün mü?

Bu sene altıncısını düzenlediğimiz Yeşil Ekonomi Konferansı mevcut küresel ekonomik sistemin yetersizliklerini ortaya koyarak, insanlığın bugün karşı karşıya kaldığı krize cevap olarak küçülme önerilerini ve küçülen bir ekonomik modele doğru geçiş önerilerini tartışacak.

6. Yeşil Ekonomi Konferansı facebook etkinlik sayfasından detaylı bilgi edinebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Adalet, Dekadans ve Distopya – Ali Buğra Küçük

Böyle Buyurdu Zerdüşt’te (Also Sprach Zarathustra) Friedrich Nietzsche şöyle yazmıştır: “Böyle der erdemi arayan: Utanç, utanç, utanç – İnsanın tarihi budur!”1 Gerçek ya da kurgusal olsun, yazılı tarihe şöyle bir göz gezdirildiğinde bunun ne kadar haklı bir sitem olduğu görülebilir.

İnsanlık tarihi felaketler tarihidir. Eski çağlarda tufandan, vebadan, nefes alan her şeyi yok etmeye ant içmiş barbar kabilelerden, zalim krallardan korkardı insanlık. Bugün tufan yerine nükleer sızıntılardan korkuyoruz; vebayı yok ettik belki, ancak AIDS, domuz gribi ve obezite canımıza okuyor; savaş baltalarını savurarak üstümüze gelen barbar akıncılarına gerek yok artık, onların yerini belli periyotlarla mantar gibi türeyen dinci terör örgütleri aldı; zalim krallar çağı kapandı, ama modern “demokrat” diktatörler hayatımıza hükmetmekte…

Felaketler hususunda değişen pek bir şey yok gibi. Ancak farkına varmadığımız, yeniden türeyen başka belalar kapıda. En azından dünyanın bir kesimi için.

28
Eric Lacombe’un bir çalışması

Evrimin insanlara sunduğu belki de en önemli hediye, gelişmiş “empati” yeteneğidir. Diğer canlılarda var olduğuna dair henüz somut deliller bulunmayan “adalet” duygusu, empati ile doğrudan bağlantılıdır; dolayısıyla adalet duygusu insanı insan yapan en önemli kategoridir. Bu duygunun kaybolduğu toplumlar, diğer insanlık kalitelerini de birer birer kaybetmeye mahkûmdurlar. Bugün önümüze “gelişmiş”, “modern” veya “uygar” gibi adlarla konulan toplumlar, her ne kadar çağlar boyunca emperyal ve sömürgeci vahşeti kendileri dışındaki dünyaya yaşatmış olsalar da, kendi içlerinde, birbirlerine yönelik adalet duygusunu bir ölçeğe kadar korumayı başarmış ve bu konuda ciddi bir literatür oluşturmuş toplumlardır. Bu nedenle, adaleti birey ve toplum bazında tesis etmek için yaratılan yasalara güven, o toplumların tanımlayıcı özelliklerinden biri hâline gelmiştir. Zira uygar toplum, yasaya güvensizlik duymaya ve adalet duygusunu yitirmeye başladığı andan itibaren, bir felaketler çukuruna düşeceğinin bilincinde yaşamaktadır. Elbette adalet duygusunun her bir toplum için yok olduğu dönemler tarihte bolca mevcuttur; ancak bugün engizisyon mahkemelerinin dünyasından farklı bir dünyada yaşadığımızı da unutmamak gerek. Bilim ve teknolojinin tek geçerli “ideoloji” olduğu bu çağda sağlıklı bir adalet duygusuna sahip olamamak bir toplumun moderniteye evriminde bir şeylerin eksik olduğuna işaret eder.

Bu eksiklikler nedeniyle adalet algısı, hep uygar olmak isteyen ama uygar ülkelerle benzerliği “-mış gibi yapmak”tan öte gidemeyen ya da uygarlığın kendisinden nefret ettiği için onun tüm değerlerini kategorik olarak reddeden bazı üçüncü dünya halklarına kesinlikle çok yabancı gelmektedir. Yüzyıllar boyu krallıklarla yönetilmiş, “tebaa” olmayı içselleştirmiş ve vatandaşlık bilincinin esamesinin okunmadığı bir halkın bireylerinin kolaya kaçarak, adaletin esasında kendi gündelik, basit düşünüş biçimi ve empati duygusundan kaynaklandığını ve bunlarla sürekli beslenmesi gereken bir şey olduğunu düşünmek yerine, tepedeki bir monarkın ve o monarkın kişisel çıkarına göre dizayn edilmiş bürokrasinin halka bahşettiği bir lütuf olduğunu düşünmesi bir geri kalmışlık göstergesidir.

Bu geri kalmışlık durumu, daha büyük problemlere yol açan bir tutarlılığı ve aynı zamanda çelişkileri de beraberinde getirmekte ve sürekli kendini tekrar eden bir kısırdöngü yaratmaktadır. Sattığı ürünün fişini kesmeyen bir esnafın politikacıların yolsuzluklarını görmezden gelmesi tabandan tavana izi sürülebilecek yozlaşma hattının tutarlı izdüşümüyken, kırmızıda geçerek yasayı çiğneyen birinin, basitçe protesto hakkını kullanan gençlere terörist yakıştırması yapması ya da kendisi gibi yasayı çiğneyen, dolayısıyla kategorik olarak aynı şeyi yapan teröriste nefret kusması aynı yozlaşmışlığın getirdiği düşünsel-davranışsal çelişkilerden biridir. Sürekli ana-bacı edebiyatının yapıldığı bir ülkede kadın cinayetlerinin normalleşmesi, herkesin namus bekçisi olduğu bir toplumda tecavüz, pedofili, ensest ve hatta zoofilinin hiç de azımsanmayacak ölçüde yaygın olması yozlaşmışlığın vulgar ve açık görüntüsü iken, yine herkesin hemen her konuda sosyal duyarlılık iddiasını savunduğu bir söylem çerçevesinin bulunduğu ortamda, yediği yemeğin resmini sosyal medyada paylaşma görgüsüzlüğünün insanların günlük rutini hâlini alması ise bu yozlaşmışlığın örtülü yansımasıdır. Bu basit göstergeler toplumun tüm kültürel, etnik ve ekonomik grupları için geçerlidir ve şüphesiz, bir distopyanın çekirdeğini oluşturan böylesi bir ahlaki düaliteye işaret eden örnekler çoğaltılabilir.

Nietzsche, Tan Kızıllığı’nda (Morgenröte) şöyle yazar:

Halklar çok sık aldatılırlar, çünkü hep bir dolandırıcı ararlar, özellikle duyularına heyecan verici bir şarap. Ona sahip olabilirlerse, o zaman mutlaka kötü ekmeğe razı olurlar. Sarhoşluk onlar için beslenmeden daha önemlidir… bu onların her zaman ısıracakları oltaya takılı bir yemdir! (…) Ama, sarhoşluğu beslenmekten daha önemli bulan bu ayaktakımı beğenisi, kesinlikle avamın derinliklerinde ortaya çıkmış değil: Daha çok oraya taşındı ve oraya nakledilip dikildi ve orada öncelikle aşırı şekilde direnip, bereketle serpildi, oysa kökenini en büyük zekâlardan almış ve binlerce yıl onların içinde büyümüştü. Halk, üzerinde bu parlak yabani otun büyüyebileceği son bakir topraktır. – Nasıl! Ve tam da bu halka mı siyaseti emanet edeceksiniz? Ondan günlük sarhoşluğunu çıkarsın diye mi?”2

Tutarlı veya çelişik olsun, yoz davranış kalıplarının normalleşmesi ve kültürel dokuya nüfuz etmesi sadece tek bir anlama gelir: Dekadans. Çürümüş ve bireysel anarşizmin herkesçe içselleştirildiği bir toplumda ahlaklı politika üretmek, vatandaşı insan yerine koymak ve dürüstlük ne ölçüde seçmen davranışlarını ve o ülkenin genel politik yapısını etkilemede başarılı olabilir? Olsa bile bu etki kalıcı olabilir mi? İnsanlar, Nietzsche’nin tabiriyle, şarabın leziz tadına karşı koyabilir mi?

Onun “ayaktakımı” olarak adlandırmayı tercih ettiği bu gibi çürümüş halk tabakalarının ana problemi televizyonlarda tartışıldığı gibi sistem problemi mi yoksa sosyolojik bir problem mi? Cevap aslında gayet açık. Toplum mühendisliği denemelerinin genel olarak başarısız olduğu gerçeği ortada durduğu müddetçe politik yapıların belli bir sosyolojik taban üzerine inşa edildiğini kabul etmek durumundayız. İlişkinin yönü aşağıdan yukarıya kurulu olduğu için bozuk politik yapıların sorumlusu olarak o bozuk yapının oluşumunu kabullenen ve o yoz politikacıları kendi içinden çıkarıp onaylayarak var eden halkı görmekte bir sakınca yoktur.

Tabi Nietzsche’nin “(…) bu beğeni, kesinlikle avamın derinliklerinde ortaya çıkmış değil (…)” sözüyle ifade ettiği, gözden kaçırılmaması gereken nokta şudur: Halk dekadansın sebebi değil, bir kere kurulan çürümüş ahlakın taşıyıcısıdır. Çünkü asıl sebep sadece sosyolojik reflekslerle açıklanamayacak kadar karışıktır. Salt söylem bazında dahi olsa bir toplumda iyilik, dürüstlük ve duyarlılık gibi kavramlar oluşmuşsa, bu iyimser bir şekilde, verili sosyal yapının çürümenin merkezinde oluşmadığına dair bir işaret olarak okunabilir. Tarihin o ilk noktasında, insanda bir arada yaşama ihtiyacını ve empati yeteneğini geliştiren dışsal faktörler sosyal yapının oluşumunda da geçerlidir. Dolayısıyla yozlaşmanın sebebini halkın özgül özelliklerine bağlamak hiçbir şekilde analize yardımcı olmayacaktır. Başlangıç noktasının kolayca tespit edilememesinin nedeni problemin pek çok kaynaktan beslenmesinde yatmaktadır.

Hâlihazırdaki çağ, zaten başlı başına değerlerin ufalandığı ve karıştığı, her şeyin bir başka şeyin kopyasından oluştuğu, kaotik bir döneme denk gelmekte. Bu çağda artık iyi-kötü, doğru-yanlış gibi kategoriler yok, hem iyi hem de kötü, hem doğru hem de yanlış var. Bu değer karışmasına doğrudan etki eden kitle iletişim araçlarının miktar ve hızlarının ölçülemeyecek dereceye ulaşması, içinden çıkılamazmış gibi bir illüzyon yaratan vahşi kapitalizm ve insan yaşayışının günden güne zorlaşması ama buna rağmen hayatın ucuzlaması… Tüm bunlar ve daha birçok şey, eşzamanlı olarak çalışmakta ve sosyal çürümenin, kültürel bozulmanın kolektif nedenlerini oluşturmaktadırlar. Ve bu faktörler artık adalet duygusunu ve yasaya bağlılığını yitirmemekle övünen uygar dünyayı da bozmaktadır. Zira “dünyanın büyüsü” bir kere bozuldu ve kimse artık şövalyeler çağında yaşamıyor.

O hâlde çözüm nedir? Tüm insanlığı yok edecek bir Armageddon mu beklemeliyiz, yoksa hepimizi kurtaracak bir Mesih’in göklerden inmesini mi? Dünya hayatından el çekip maneviyatın sübjektif aldatıcılığına mı kaptırmalıyız kendimizi, yoksa tamamen dünyaya odaklanıp her şeyi değiştirecek devrimler peşinde mi koşmalıyız? Bir şeylerin değişmesi için hayatımızın mahvolması riskini göze alarak mücadele mi etmeliyiz, yoksa her şeyi bildiğine inanılan bir adama oy vererek belli bir kesiminin devamlı yaptığı gibi kaderimize razı gelip sanki sorun yokmuşçasına yaşamımıza devam mı etmeliyiz? Her ne kadar acıtsa da gerçekleri haykırmalı mıyız, yoksa 1984vari bir biçimde, olmayan güzellikler sanki varmış gibi, gönüllü bir beyin yıkamanın kurbanı mı olmalıyız? Her seçenek, adeta ayrı bir distopya.

Hangi yol seçilirse seçilsin bir şey açık: Eğer yıkılmış olan adalet duygusu bir an önce tesis edilmezse, ne sosyal barış için bir umut ne de gelecek nesillerin mutluluğuna dair bir ihtimal kalacak. Adalet duygusunun restore edilmesi ise sadece bir takım politikacıların çıkaracağı yasalarla, hukuki kural ve uygulamalarla veya bir devrimcinin ekonomi-politik sistemi yeniden yaratmasıyla gerçekleştirilemeyecek kadar zor bir iş. Eğitim politikalarının değişmesi veya refah seviyesinin yükselmesi bile bir anlam ifade etmiyor. Tüm bunlar değişimin tabanda başlamadığı her durumda kaybetmeye mahkum, palyatif çabalar olabilir ancak. Bu nedenle içinde bulunulan krizden çıkmanın yolu yine bu krizin öznesi olan halkta ve o halkı oluşturan bireylerde yatmaktadır. Ne zaman ki insanlar çocuklarına adil olmayı öğretir, kendi zararına dahi olsa adalet duygusundan kopmayacak şekilde yetiştirmeye başlarsa, işte o zaman bir umut ışığı parlayabilir, çürüme tersine döndürülebilir ve bu distopyadan bir kaçış şansı doğabilir. Tabi yozlaşmış bir halkın bu bilince ulaşması ilk aşamada beklenen bir durum olamaz, öyle olsa yozlaşmayı başlatan faktörlerden daha en başında uzak durulabilirdi. Bu bilinç düzeyine ulaşılması için belki de halkanın tamamlanıp, daha kötüye gidilemeyecek bir eşiğin aşılması gerekiyor – ki bu eşiğe giden yolun pek çok insanın yaşamına maddi ve manevi anlamda mâl olacağı da bir gerçek. Yine de, her şeyin kötüye gittiğini görürken bile “güneşli, güzel günler görmek” hayali ve en kötüden sonra o günlerin geleceğini bilmenin yarattığı buruk beklenti, yaşamak, mücadele etmek ve çabalamak için sığınılacak bir liman olabilir.

Not 1: Bu yazıda bahsedilen ülke ve toplum tamamen kurgusal bir evrene aittir. Gerçek bir ülke ve toplumla ilgisi yoktur. Tüm benzerlikler tesadüftür.
Not 2: Yazar, birinci notu düşme zorunluluğu hissettiği bir distopyada yaşamaktan üzüntü duymaktadır.

 

1 Nietzsche, F. (2006) Thus Spoke Zarathustra (Çev. A. Del Caro) Cambridge University Press: Cambridge. Sf: 67.

2 Nietzsche, F. (2007) Tan Kızıllığı – Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler (Çev. H. Salihoğlu & Ü. Özdağ) İmge Kitabevi: Ankara. Sf: 145-146.

27-Ali-Buğra-Küçük

 

Ali Buğra Küçük

Kırıkkale Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü
Araştırma Görevlisi

“Türkiye’nin kömüre dayalı gelecek hedefi toplum sağlığı ve refahı açısından yanlıştır”

Peter Wooders tarafından International Institute for Sustainable Development‘da (IISD) yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Deniz Demirel‘in  çevirisiyle sunuyoruz.

***

Antalya’daki G-20 Liderler Zirvesi ve Paris’teki UNFCC’nin COP21’den birkaç gün önce, 12-13 Kasım tarihlerinde, pek çok Türk uzman, akademisyen ve aktivistin katılımıyla İstanbul’da ‘Ben de Varım!’ sloganıyla İklim Forumu gerçekleştirildi.

Kolombiya Üniversitesi Dünya Enstitüsü Direktörü Jeffrey Sachs, endüstriyelleşme öncesi döneme oranla Dünya’nın 1°C daha sıcak olduğunu ve bu sıcaklığın en azından 0,5°C daha artacağının kesin olduğunu belirtmişti. Türkiye’nin INDC değerleri (Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkı Niyetleri) sunulmuştur ve değerler emisyon oranlarındaki büyük yükselişe işaret etmektedir. Yani şu anki koşullar değişmezse 2030 yılındaki emisyon değerleri 2012 emisyon değerlerinin üç katına çıkacaktır (Bkz Tb 1). Türkiye, INDC’de beyan ettiği sera gazı salımlarını azaltma yönündeki politikasını uygulamada başarılı olsa bile 2030 yılındaki emisyon değerleri şimdikinin yine de iki katından fazla olacaktır.

Tablo1. Toplam Sera Gazı Emisyonu ( milyon ton CO2eşdeğer) Mavi: Şartların Değişmediği Senaryo Yeşil: Sera gazı salımları azaltım senaryosu - Alınan Önlemler Uygulanırsa Kaynak: Türkiye INDC, 2015
Tablo1. Toplam Sera Gazı Emisyonu ( milyon ton CO2eşdeğer)
Mavi: Şartların Değişmediği Senaryo
Yeşil: Sera gazı salımları azaltım senaryosu – Alınan Önlemler Uygulanırsa
Kaynak: Türkiye INDC, 2015

Forum boyunca, pek çok farklı oturumda bu resmi tahminlerden kaynaklanan hayalkırıklığı dile getirildi. Emisyonlardaki artışın en büyük nedeni ise Türkiye’nin kömüre dayalı elektrik üretimi planları [1]: Türkiye, 2030’a kadar kömür ve linyit santrallerinin kapasitesini 35 GW’a yani şimdiki rakamın 3 katına çıkarmayı hedefliyor ama asıl rakamın bu tahminlerden de fazla olacağı belirtiliyor. Çünkü şimdiye kadar yapılmış ve yapılması tasarlanan kömür ve linyit santrallerinin toplam kapasitesi 65 GW.

Forum süresince yenilebilir enerji (2GW’lık rüzgar enerjisinine ek olarak yapılacak santraller ve yeni güneş enerjisi sistemleri) olası kömüre dayalı geleceğe güçlü bir alternatif olarak sunulmuştur. Bir dizi çevresel, toplumsal, ekonomik, politik ve hukuki tartışma yapılmış ve analizler sunulmuştur. Ancak Forum temsilcileri çok temel bir soruya cevap verememiştir: neden tüm olumsuz ve bariz etkilerinin yanı sıra hiç bir mali avantajı olmayan kömür tercih sebebi olmaktadır?

Küresel Teşvikler Girişimi (GSI) ve CAN (Climate Action Network – İklim Eylemleri Ağı) Avrupa, ‘Değişen Bir İklimde Fosil Yakıt Teşviklerini Anlamak’ adı altında, kömüre ve yenilenebilir enerji alternatiflerine odaklanan ilgili teşviklere dair bir oturum düzenlemiştir. Bu kapsamda GSI’dan Peter Wooders ve Kemerburgaz Üniversitesi’nden Doçent Doktor Sevil Acar, Türkiye’nin kömüre ve yenilebilir enerjiye verdiği en güncel teşvikleri açıklamışlardır. Bu teşvikler, Küresel Teşvikler Girişimi Mayıs 2015’de yayınlanmış ve G-20 ülkeleri arasında fosil yakıt üreticilerine hükümet desteğini inceleyen OCI (Oil Change International)’nın yeni raporundaki Türkiye bölümünde ve ayrıca GSI tarafından güncellenmiştir.

Bu rapordaki bulgular aşağıdaki gibidir:

Kömür madenciliğine ve kömüre dayalı elektrik üretimine verilen bilinen ve nicel teşvik 2013 yılında 627-730 milyon ABD Doları olarak tahmin edilmektedir. Bu teşvik büyük oranda Türkiye’deki küçük ve rekabetsiz taşkömürü endüstrisine (bir tekel olan TTK aracılığılıyla ) ve bir kamu kurumu olan TPAO’nun petrol aramacılığına verilen destek sayesinde sağlanmaktadır.

Türkiye bankaları aracılığıyla fosil yakıt üretimine verilen belirlenmiş destek 2013-2014 yılları arasında yaklaşık 1 milyar ABD Doları’na ulaşmıştır. Bu miktarın 300 milyon ABD Doları, ulusal teşviktir.

Pek çok teşviğin miktarı, kolaylıkla saptanamayıp, tam olarak da belirlenememektedir. Bu sebeple, teşvik miktarlarına ilişkin tahmin rakamlarının düşük olabileceği belirtilmektedir. Yeni Yatırım Teşviki Projesi, 2012 yılında Türkiye pazarına girişinden itibaren, kömür madenciliğine ve enerji üretimi oluşumlarına, vergi (gümrük vergisi dahil) indirimleri, işverenlere sosyal sigorta primi ve başka avantajlar gibi pek çok teşvik sunmaktadır. Bu paket dahilinde sunulan destek göz önüne alınarak, yapılan tahminlere göre bu teşvik miktarı ilerleyen zamanlarda artabilir. Yani yazarlara göre, eğer 2014-2030 yılları boyunca 14,5 GW’lık linyit santrali kurulursa bu teşvik, 11,6 milyar ABD Doları’na ulaşabilir.

Rüzgar ve güneş enerjisi de büyük oranda tarife garantisi planı aracılığıyla teşvik almaktadır. Ancak yenilenebilir enerji için tarife garantisi düzeyi [2] ve buna ulaşmak için çekilen idari zahmetler sebebiyle, rüzgar enerjisi oluşumlarının büyük kısmı; tarife garantisini tercih etmek yerine rekabetçi bir şekilde elektrik piyasasında satış yapmaktadır. Sağlık ve Çevre Paktı’nın bir araştırması baz alınarak çıkarılan sağlık etkilerinin maliyeti, farklı tip enerji üretimi seçenekleri arasında bir seçim yapmamıza imkan sağlamaktadır. Kömür kullanımının sebebiyet verdiği sağlık sorunları masrafları dahil edildiğinde, rüzgar enerjisi, üretilen birim elektrik anlamında çok daha ucuzdur. 2030 yılı masrafları tahminleri yapılırken rüzgarın kömürden daha az maliyeti olduğunu ve sağlık sorunları masrafı göz önüne alındığında güneş enerjisinin daha da az maliyetli olduğu anlaşılmıştır (bkz Tb 2 ). Oturum sırasındaki bir tartışmada – ve Forum kapsamındaki diğer tartışmalarda- kömüre kıyasla yenilebilir enerjinin karşı karşıya kaldığı fazladan idari ve bürokratik engel olduğu belirtilmiştir.

Tablo 2. 2030 yılına kadar Kömür ve Yenilebilir Enerjinin Bilinen Masraflar Bazında Karşılaştırılması (€ kWh başı) Kaynak: GSI-IISD
Tablo 2. 2030 yılına kadar Kömür ve Yenilebilir Enerjinin Bilinen Masraflar Bazında Karşılaştırılması (€ kWh başı)
Rüzgar enerjisi için rekabet koşullarındaki adil olmayan uygulamaların göz önünde bulundurulması önemlidir. Kaynak: GSI-IISD

Türkiye’nin kömüre dayalı bir geleceğin peşinde koşmasının hiç bir belirgin ekonomik, toplumsal ve çevresel gerekçesi bulunmamaktadır. Türkiye politikacılarını, geniş ölçekli yenilebilir enerji sistemlerinin, güvenilir bir şekilde ve makul fiyata elektrik üretebileceğine ikna etmek için daha fazla tartışma ve kanıt gerekmektedir. Ayrıca bu konuyla ilgili etraflıca bilgilenmek adına daha fazla veri ve analiz ihtiyacı bulunmaktadır. Örneğin; Yeni Yatırım Teşviki Projesi’nin çıkardığı maliyetlerin daha iyi anlaşılmasıyla beraber, popülasyon ve ekonominin ana unsurları üzerinde, bu teşviklerin yol açacağı reformların kavranması gerekmektedir.

Küresel bazda, başarılı kömür teşviki reformlarının ve enerji üretimi yöntemi olarak kömürün yürürlükten kaldırılması örneklerinin sayısı artmaktadır. Bu başarının sırrı; sosyal olarak savunmasız grupların korunması ve yeterli düzeyde yenilenebilir enerji oluşum stratejileri gibi, iyi düzenlenmiş tamamlayıcı politikalardır. Türkiye’nin temiz enerji lideri olabilmek için büyük bir fırsatı bulunmaktadır. Ayrıca toplumsal sağlık ve refah da bu fırsatın iyi değerlendirmesine bağlı olabilir.

İKLİM Formu tanıtım materyali – Solda GSI’dan Peter Wooder
İKLİM Formu tanıtım materyali – Solda GSI’dan Peter Wooder

[1] Greenpeace ve CEE Bankwatch Network’üne ait bir araştırma, şu anki sera gazı miktarının %28,7’nin enerji üretimi kaynaklı olduğuna dikkati çekiyor. Eğer hükümetlerin artan kömür kullanımı hususundaki tahminleri gerçekleşirse, 2023’e kadar inşa edilecek kömür santrallerinden kaynaklanacak gaz emisyonu 300 MtCO2e’ye ulaşacak ki bu da şu an sektörün ürettiği CO2 emisyonunun 2,5 katına eşit bir miktadır.

[2] Rüzgar ya da su ile üretilmiş olan elektriğin kWh başı fiyatı 0,073 ABD Doları, güneş enerjisiyle üretilmiş olanınki ise 0,133 ABD Doları’dır. Bu rakamlar, kullanılan ekipmana bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Peter Wooders

Yeşil Gazete için Çeviri: Deniz Demirel

(Yeşil Gazete, IISD)

AB- Türkiye: Sanal dünyalarda yalancı poker – Cengiz Aktar

Bu yazı taraf.com.tr/ den alınmıştır

Sorumsuz ve gayriciddî medya sayesinde hem içeride hem dışarıda AB ile Türkiye arasında yeni bir dönem başladığı, Ekim 2016’da pasaportu cebine koyanın kapağı Avrupa’ya atacağı, Türkiye’nin üç zamanda üye olacağı haberleri uçuşuyor. Pazar akşamüstü Brüksel’de ne oldu ve esas ne olmadı, açalım.

25

  • Davutoğlu’nun “tarihî anlaşma” lâflarının aksine Belçika ve Hollanda başbakanları at pazarlığının sadece mülteciler için yapıldığını açıkladı. Zira vize muafiyeti ve üyelik müzakeresi, baş düzenbaz Komisyon başkanı Juncker’in daima çaktırmadan ima ettiği gibi Türkiye’nin asla yerine getirmeyeceği veya getiremeyeceği koşullara bağlı olacak.
  • Vize muafiyetinin 72 koşulu olan kendi yol haritası var. Bağımsız think tank ESİ yol haritasının çetelesini tutuyor. Şu bağlantıdaki çetele (http://www.esiweb.org/index.php?lang=en&id=555) geçen yıl bu zaman Türkiye’nin koşulları karşılamaktan ışık yılı kadar uzak olduğunu gösteriyordu. Misâlen, iktidarın hiç işine gelmeyen kişisel veriler sözleşmelerini imzalamak, Türkiye’ye vizesiz seyahat hakkı olan bazı ülke vatandaşlarını engellemek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4 ve 7. Protokollerinin onaylanmak gibi. Geçen bir yıl zarfında son derece az yol alındı. Ama muafiyetin, medyanın muştuladığı gibi Ekim 2016’da gerçekleşebilmesinin önündeki en büyük engel Türkiyeli IŞİD’ciler. MİT’in ilân ettiği 3000 Türkiyeli IŞİD’ci dahî vizenin kalkmaması için yeter de artar. Bu psikoza kronik İnsan Hakları ihlalleri sonucunda artan Türkiyeli mültecileri eklemek lâzım. Sonuç olarak Ekim 2016 da bugüne kadar verilmiş bütün uyduruk tarihler gibi gelip geçebilir, haberiniz ola!
  • Üyelik müzakeresine gelince, 14 Aralık’ta açılacak olan ortak para euroyu kapsayan Ekonomik ve Parasal Politika faslının açılması sembolik bir anlam taşısa da faslın olmazsa olmaz koşulu ve müzakerenin bitmesi için gereken “Merkez Bankası bağımsızlığı” hükümet programında bile yok. Ama en önemlisi Türkiye yapısal ekonomik nedenlerden ötürü öngörülebilir bir zaman zarfında euroya asla dâhil olmayacak.
  • Zirve sonuç bildirgesinde açılabileceğinden bahsedilen diğer fasılların hangileri olduğu belli değil. Açılmasının önünde siyasî engel olmayan üç fasıl Kamu Alımları, Rekabet Politikası ile Sosyal Politika Ankara’nın açılış kriterlerini karşılamamasından açılamıyor. Öte yandan toplantının bire bir konusu olan mülteci politikası epeyidir adı edilen ama Kıbrıs’ın tek taraflı olarak bloke ettiği Adalet Özgürlük Güvenlik faslında ele alınır. Suriyelilerin Avrupa’da istikbal aramalarının nedeni Türkiye’nin 1951 BM Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ne koyduğu çekince dolayısıyla kurumsallaştıramadığı mülteci politikasıdır. Çekincenin kaldırılması bu faslın gereğidir. Oysa AB Türkiye ile mülteci pazarlığı yaparken bu temel konuyu olması gerektiği gibi üyelik müzakereleri kapsamında ele almıyor, mülteci zaptiyeliği kapsamında ele alıyor. Her hâl ve kârda Zirve sonuç bildirgesinde diğer başlıklar üye ülkelerin pozisyonlarına halel getirmemek kaydıyla açılabilir ibaresi Kıbrıs vetosunun devam edeceği anlamına gelir. Müzakeresi süren 13 fasılda Komisyon’un yakında açıkladığı İlerleme Raporu’na göre pek bir ilerleme olmadığını düşünecek olursak üyelik müzakereleri her iki tarafın da önceliği değildir.
  • Gelelim verilecek 3 milyar euroya. Bu meblağın 500 milyonu AB bütçesinden geri kalanı üye ülkeler tarafından verilecek. Üye ülkelerden şimdiye kadar sadece İngiltere bir rakam telaffuz etti. Komisyon’dan gelecek 500 milyon Türkiye’nin zaten alacağı Katılım Öncesi Araç’tan mı yoksa yeni bir kaynaktan mı belli değil. Her hâl ve kârda AB tarafı bu kaynakları uzman BM kuruluşları üzerinden aktarır ve sürekli denetler. Bu kuruluşların Türkiye’de çalışmalar çok sınırlı. Türkiye gibi malî denetimi olmayan bir ülkeye bu kaynaklar nasıl ve hangi vasıtayla verilecek bu da belli değil.
  • Bu çerçevede AB’nin yükün paylaşımı adı altında öngördüğü 3 milyar euro, Türkiye’nin harcadığı rivayet olunan ama hiçbir resmî kaydı bulunmayan 8 milyar dolara karşılık geliyormuş. AKP’lilerin meydanlarda salladığı bu rakamın kaydı olmamasına rağmen AB bunu veri olarak kabul ediyor. Normal değil.
  • Mutabakat uyarınca AB tarafı mültecileri düzenli bir şekilde Avrupa ülkelerine transfer edecek (resettlement). Ancak bu, üyelerin paşa gönlüne kalmış bir uygulama. Yani uygulanmayabilir, uygulandığında ise en vasıflıları seçilecektir. Kaldı ki AB’nin diğer ülkeleri taahhütte bulundukları transferleri İtalya ve Yunanistan’dan aylardır yapmıyor.
  • Gelelim AB’nin Türkiye’den beklentilerine. İlkin Kuzey Kore gibi sınırları askerî olarak sımsıkı kapalı bir ülke olmadıkça insan göçünü engellemek mümkün değildir. Mülteciler maalesef Türkiye’nin göstermelik bir iki sert uygulamasına maruz kalacaklar ama akım devam edecek.
  • 2 milyon Suriyeli mülteciyi burada kalmaya teşvik etmek üzere AB’nin sunduğu havuç Arapça eğitim, sosyal güvenlik ve sigortalı çalışma olanakları öngörüyor. Abesle iştigal diyip geçelim.
  • İltica talepleri reddedilenlerin geri kabulü ise kâğıt üzerinde pek fiyakalı duran ama dünyada uygulanabilirliği/ infazı yüzde 5’in altında olan bir anlaşmadır.

Kotarılan anlaşmanın Türkiye’nin AB üyelik sürecini canlandırmak üzere yapılmadığı açıktır. Aksine bu anlaşma üyelik sürecinin sonunun ya da en hafifinden, üstelik her iki taraf için hiçbir öncelik arz etmediğinin kanıtıdır. AB yaz aylarından beri “müstakbel üyesi” Türkiye’deki hukuk, demokrasi, insan hakları ihlâllerini alenen görmezden gelmeye başladı. Kendi ilke ve değerlerini Türkiye bağlamında hiçe sayarken Türkiye ilişkisini yeniden tanımladı ve memleketi herhangi bir üçüncü ülke konumuna indirdi. Buna rağmen bu beyhude anlaşmanın kısmen gelecek para dışında hiçbir ciddî sonucu olmayacaktır. Olan, eziyet çekecek mültecilere ve elbet Türkiye’de yalnız başlarına demokrasi mücadelesi vermeye çabalayan insanlara olacaktır.

Bu yazı 1 Haziran 2012’den bu yana yazdığım Taraf’taki son yazım. Memleketin içinde bulunduğu toplu cinnet ve derin çürüme hâline tanıklık etmeye haberdar.com sitesinde devam edeceğim. Gazetedeki dostlara ve okurlara bakî selamlarımı iletiyorum.

Bu yazı taraf.com.tr/ den alınmıştır

24-Cengiz-Aktar

 

Cengiz Aktar

[email protected]

Twitter@AktarCengiz