Ana Sayfa Blog Sayfa 3543

Almanya Yeşiller Eşbaşkanı Özdemir, “Türkiye kendi halkına karşı savaşıyor”

Almanya Yeşiller Eşbaşkanı Cem Özdemir Türkiye’de hükümetin kendi halkına karşı bir tür savaş yürüttüğünü söyledi.

Alman haber ajansı dpa’ya konuşan Cem Özdemir Türkiye’nin güneydoğusunda görevli olan özel harekat polislerinin son derece serbest davrandıklarını belirterek “Kimi isterlerse tutukluyorlar, kime isterlerse işkence yapıyorlar, kimi isterlerse öldürüyorlar. Burada insan haklarından ve hukuk devletinden bahsetmek mümkün değil” dedi.

15

Yeşiller Eşbaşkanı Cem Özdemir Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde yaz aylarından beri uygulanan sokağa çıkma yasaklarını da eleştirdi. Özdemir “Bir halka kolektif olarak verilen ceza, en temel hukuk devleti prensiplerine aykırıdır ve suçtur” diye konuştu.

Alman haber ajansı dpa’nın konuştuğu Ankara’dan yüksek düzey bir yetkili ise “Sokağa çıkma yasaklarının siviller üzerinde etkili olmasına engel olmak için gereken her şeyi yapıyoruz” dedi.

Haber Ajanslarının geçtiği bilgilere göre Şırnak, Diyarbakır ve Mardin’de 4 gündür süren operasyonlarda 102 PKK üyesi öldürüldü. Genelkurmay Başkanlığı Cizre’deki operasyonlarda yaralanan bir askerin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Fırat Haber Ajansı ise Nusaybin’de Emire Gök (39) ve Cizre’de Zeynep Yılmaz (40) adlı iki kadının polis tarafından öldürüldüğünü duyurdu.

Van’da sokağa çıkma yasağını protesto etmek için düzenlenen gösteriye polis, tazyikli su ve gaz bombasıyla müdahale etti. Göstericiler polise taşla yanıt verirken, polis plastik mermi kullandı.

İstanbul’da Emek ve Demokrasi Koordinasyonu tarafından düzenlenmek istenen gösteriye polis izin vermedi. Taksim Galatasaray Meydanı’nda toplanan 200 kişilik gruba polis tazyikli su ve biber gazıyla müdahale etti. Grup İstiklal Caddesi ve ara sokaklara dağılırken onlarca kişi gözaltına alındı.

(Deutsche Welle Türkçe)

Leningrad Nükleer Santrali’nde kaza ve radyasyon sızıntısı

Kuzeybatı Rusya’ya elektrik sağlayan Leningrad Nükleer Santralinde Cuma günü 13:50 sıralarında kaza meydana geldği bildirildi. Görgü şahitleri santralden dumanlar  çıktığını, işçilerin evlerine gönderildiğini belirtiyor. İstasyonun ikinci ünitesi ise kaza sonrası kapatıldı.

5

Qha.com’un Ekho Moskv’den aktardığı habere göre Kaza sonrası çevreye radyasyon yayıldığı, bölge halkının panik yapmaması için çaba sarfedildiği de gelen bilgiler arasında.

6

Leningrad Nükleer Santrali, St. Petersburg’a ve diğer yönden Finlandiye Körfezi’ne 80 km mesafede bulunuyor. Uzmanlar, Doğu rüzgarlarının radyasyon bulutlarını Estonya ve Finlandiya’ya doğru taşıyabileceğinden endişe ediyor.

 

(Yeşil Gazete, Ekho Moskv, qha.com.ua)

 

Bursa’da tekerlekli sandalye ile metroya binmek ve engelsizlik üzerine – Alper Şirvan

Genelde yüksek tavan özel otomobilime tekerlekli sandalyemle direkt binip seyahat ettiğim için Bursa’daki metroyu (halkın dediği şekliyle “treni”) denemek nasip olmamıştı.

Seyretmek istediğim filmin Korupark’ta bir engelli olarak ulaşabildiğim salona geldiğini öğreninceki Bursa’daki sinema salonlarının engelliler açısından içler acısı durumu başlı başına bir yazı konusu– bu vesileyle “treni” denemek istedim.

4

19 Aralık 2015 Cumartesi günü babamla beraber Kaplıkaya’daki evimizden otomobilimize binip Metro Arabayatağı istasyonu yakınlarına park ettik. İstasyona asansörle ulaştık. Asansör standartlara uygun genişlikte ve hızdaydı fakat bu asansörün yeni olduğunu, halen bazı istasyonlarda mevcut eski asansörlerin yetersiz olduğunu öğrendim.

Tren (metro) geldi ve kapısı açıldığında çok şaşırdık çünkü hemen hemen her vagonda tekerlekli sandalye işaret olmasına karşın istasyonla vagon arasında yükselti farkı olduğunu gördük. Babamın yardımıyla güç bela da olsa binebildim.

2

Yaklaşık 40 dakika sonra Korupark istasyonuna varıp yine babamın yardımıyla tren-metrodan indim.

Aradaki istasyonlarda bilhassa takip ettim ve gördüm ki, vagonla istasyon platformları arasındaki yükseklik farkı sorunu ne yazık ki her istasyonda var.

3

İstasyondan Korupark’a kadar yola tam sıfır olmasa da, her şeye rağmen alçak kaldırımdan geçip hedef konuma yani Korupark’a ulaştık.

Bu arada Korupark’taki asansörler hakkında da bir çift söz söylemek gerek… Kalabalığın ötesinde onca uyarı yazısına ve her yerde normal ve yürüyen merdiven olmasına rağmen, asansörlerin, engelliler ve bebek arabalı ebeveynler dışında kullanılıp meşgul edilmesini kınadığımı söylemeliyim.

Bunları ifade etmemi gerektiren yoğun asansör trafiğini(!) aşıp sinema katına çıktık. Cinetech Korupark’ta tekerlekli sandalyemle erişebildiğim tek salon 9. salondu ve seyretmek istediğim film (Steve Jobs) o salondaydı. Seans 13:30’du. Öncesinde gidip salonda keşif yaptık. Gördük ki, tekerlekli sandalyemle en alt sırada konumlanabiliyorum. (Ne yazık ki Bursa’daki “tekerlekli sandalye ile erişilebilen” birçok sinema salonu bu durumda…) Yine de biletimizi aldık, seans saatinde salona girip filmi seyrettik.

Aynı yoldan eve dönerken, bu sefer bindiğimiz vagon (yenilerden miydi, eskilerden mi; bilemiyorum) ilkine göre, tam olmasa da biraz daha iyiydi istasyon platformuna hemzemin olma konusunda… Ayrıca bu vagonda tekerlekli sandalyenin konumlanacağı yer de vardı.

Bugünkü bu tecrübeden sonra şunları ifade etmem gerekiyor:

Engellilerle ilgili yapılan çalışmalarda göz ardı edilen en önemli konudur aslında: “Bağımsızlık”. Bu işin en ideal olanı, evinden çıkan engellinin tek başına ve yardımsız olarak şehirde dolaşabilip hedeflenen yere varabilmesidir. Bu olmuyorsa, “Engelsiz Şehir” oluşturmaya yönelik çalışmalar istenen hedefe varamaz. Galiba öncelikle şehri yönetenlerde, şehri inşa edenlerde bu bilinci oluşturmamız gerekiyor.

Bağımsız yaşamak, bağımsız olmak, “bugüne kadar bunlar var mıydı; halinize şükredin”cilerle, “ne olacak canım, bizim millet yardımseverdir, itiverirler”cilerin insafına bırakılmayacak kadar büyük bir ülkü ve toplumlar üstü bir ihtiyaçtır.

Bu yazı, yazarının da izniyle, sairalper.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

1-Alper-Sirvan

 

Alper Şirvan
19.Aralık.2015
Kaplıkaya Bursa

Vegan mahkum Osman Evcan açlık grevini sonlandırdı

Vegan yemeğe erişim hakkı kısıtlandığı için girdiği açlık greviyle yeniden gündeme gelen Kandıra F-Tipi hükümlüsü Osman Evcan‘ın Savcılık tarafından taleplerinin büyük bir kısmının karşılanacağı taahhüt edilince 10 Kasım’da başlattığı açlık grevini 39. gününde (dün) bitirdiği öğrenildi.

53

Kendisini vegan-anarşist olarak tanımlayan Osman Evcan, talepte bulunan tüm tutuklu ve hükümlülere sadece vegan yemek verilmesi, cezaevi dış kantininde mevsimlik ve taze sebze çıkarılması ve de günlük 5 TL iaşe miktarıyla karşılanamayan diğer ihtiyaçları için dışarıdan koliyle vegan yiyecek takviyesine izin verilmesi ana talepleriyle 10 Kasım’da açlık grevine başlamıştı.

Evcan, dün (Cuma) kendisini ziyaret eden Türk Tabipler Birliği heyetine ana talepleri karşılandığı için eylemini sonlandırdığını bildirdi ve normal beslenmesine dönebilmesi için hastaneye götürüldü. Süreci yakından takip eden Evcan’ın ablası Asiye Evcan “Osman’ın sesi gayet iyi. Grevin son gününde de hastaneye yürüyerek gitmiş. Kazanılmış haklarını geri aldı, çok mutluyuz.” dedi. Evcan’a eylem sürecinde TTB’nin yanı sıra ABC Istanbul, Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Türkiye Vegan ve Vejetaryenler Derneği, CHP milletvekilleri gibi kamuoyunun pek çok farklı kesiminden insan ve hayvan hakları savunucusu destek vermişti. Osman Evcan’a destek için geçen aydan beri Tiflis, Moskova, Nantes, Selanik, Girit, Santiago ve İsviçre’de de eylemler yapılmıştı.

Evcan’ı grevi boyunca destekleyen gruplardan Yeryüzüne Özgürlük Derneği ve ABC Istanbul, kazanımdan mutlu olduklarını ancak cezaevlerindeki ihlallerin süreceğinden kaygılı olduklarını belirtti. Yeryüzüne Özgürlük’ten Umut Aykara, çıplak arama ve ayakkabı çıkarttırma gibi rencide edici uygulamalarla ilgili taleplerin karşılık bulmadığının altını çizerek “Başta hasta, transeksüel ve siyasi tutsaklara yönelik tahakkümler Türkiye cezaevlerinde sürmektedir.” dedi. ABC Istanbul ise “Tam 15 yıl önce bugün Hayata Dönüş adıyla 28’i mahkum 30 kişi katledilmişti, Osman’ın mücadelesi ve kazanımı tüm tutsaklar nezdinde ne ilk ne de son olacaktır.” yorumunda bulundu.

Evcan, 2011 yılında 43 gün süren açlık grevi eylemi sonucunda tutuku ve hükümlü tüm vegan-vejetaryenler için yemek hakkı kazanmıştı. 28 Mart 2012’de Resmi Gazete’de “Hükümlü ve Tutuklular İle Ceza İnfaz Kurumları Personelinin İaşe Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” yayınlanmış ve “vegan-vejetaryen hükümlü ve tutukluların özel beslenme talepleri iaşe miktarıyla sınırlı kalmak üzere karşılanır” maddesi eklenmişti.

1992’de müebbet hapis cezasına çarptırılan Osman Evcan’ın 2022’de cezaevinden çıkması bekleniyor.

 

(Yeşil Gazete)

Ekolojik Okuryazarlık eğitimi almak isteyenler toplansın!

Ekolojik kaygılar taşıyan, doğayla ilişkisini, ona nasıl ve ne kadar zarar verdiğini sorgulayan, iklim değişikliğinin etkilerini yaşadığı yerde, çevresinde gözlemlerken bu değişimden kutup ayılarının ya da çok uzaklardaki bir balinanın, sincabın nasıl etkilendiğini merak eden, bunu değiştirmek için kendisine düşenleri öğrenmek isteyenler… Ekosistemde yalnız olmadığını bilen, onu anlamayı, diğer canlılarla uyum içinde yaşamayı seçenler… Yapacak bir şeyler olmalı derken nereden başlayacağını kestiremeyenler… İlham bekleyenler ya da kendileriyle benzer fikirler taşıyanlarla bir araya gelme ihtiyacı hissedenler… Doğal olarak genciz diyenler!

Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ve Yuva Derneği ortaklığında yürütülen, Türkiye’nin gençlere yönelik ilk ekolojik okuryazarlık projesi olan Doğal Olarak Genciz! Ekolojik Okuryazarlık Projesi, eğitimleriyle şehir şehir dolaşmaya devam ediyor. Üstelik bu yola yeni çıkanlar, kafasındaki soru işaretlerine yanıt arayanlar, ekolojiye dair temel bilgileri almak, üzerine yenilerini katmak niyetinde olanlar için, işe Ekoloji’nin a, b, c’si ile başlıyor.

dog 4

2013 yılından bu yana gençlerin ekoloji konusundaki temel bilgilerini güçlendirerek doğanın korunmasına katkı sunmayı hedefleyen Doğal Olarak Genciz! Ekolojik Okuryazarlık Projesi, ekolojik okuryazarı olmayı, yeryüzünde yaşamı mümkün kılan doğal döngüleri, ekosistemi anlama becerisine sahip olmak, yaşamı bu döngülere uyumlu hale sokmak, sürdürülebilir yaşama ulaşmak olarak tanımlıyor. Projeye katılarak eğitimleri alan gençler, doğa dostu, sürdürülebilir bir yaşam için bilgi sahibi olurken, hem deneyimlerini ve fikirlerini birbirleriyle paylaşıyorlar, hem de o bilgilerini pratiğe dökerek değişimi başlatıyorlar.

En az 15 , en fazla 30 kişilik grup oluşturup eğitim talep edebilirsiniz

Eğitim, sürdürülebilir bir yaşam için, üzerinde yaşadığımız dünyayı daha yakından tanımaya imkan sağlayan, dünyanın şu anki durumu konuşulurken bir yandan çözüm önerilerinin tartışıldığı bir akıştan oluşuyor. “Akran eğitimi” anlayışını benimseyen projede ekolojik okuryazarlık eğitimi programını yine daha önce bu eğitimi almış 17-25 yaş arasındaki gençler aktarıyor. İki gün süren eğitim, ‘Dünya Denen Gezegeni Tanıma, Yaşamda Çeşitliliğin Önemi ve Toparlanma Kapasitesi, Yok Oluş, Çözüm Arayanlar ve İyi Örnekler’ başlıklarından oluşan interaktif, katılımcı odaklı uygulamalarla geçiyor.

dog 3

Proje ile 2016 yılının sonuna kadar toplam 40 farklı ilde 2000 gence ulaşılması bekleniyor. Üniversitelerinizin Toplum Gönüllüleri Vakfı örgütlenmeleri ile bağlantı kurarak ya da kendi öğrenci kulübünüz, sivil toplum kuruluşunuz ile oluşturacağınız 15- 30 kişilik ekip adına başvuruda bulunarak siz de Ekolojik Okuryazarlık Eğitimi alabilirsiniz. Hatta bu eğitimi tamamladıktan sonra bir gün siz de eğitmen olarak bilgilerinizi akranlarınızla paylaşmak için projeyle birlikte yollara düşebilirsiniz. Ekolojik okuryazarlık eğitimi istemek için talep formunu tasarladığınız tarihten en az 15 gün önce doldurmanız yeterli.

Eğitim talep formu:  https://www.surveymonkey.com/r/G9H6KW9

Daha fazla bilgi almak için Proje Koordinatörü Buket ATLI ile iletişime geçebilirsiniz. [email protected]

Nedir bu Ekolojik Okuryazarlık noktasında bir tereddüt kaldıysa, Doğal Olarak Genciz ekibi tarafından hazırlanan video burada.

https://www.youtube.com/watch?v=hsxp45kjmCI&feature=youtu.be

Haber: Güneş DERMENCİ
(Yeşil Gazete) 

Sokağa çıkamayanları anlamak için, Azad

18 Şubat- 26 Mart 2016 tarihleri arasında 15. si gerçekleşecek olan !f istanbul Bağımsız Filmler Festivali, 15 yıllık tarihinde ilk kez, programında yer alan bir filmi festival başlamadan önce internet ortamında yayınladı. !f istanbul adına yapılan açıklamada, bu kararı alma sebeplerinin, ülkenin doğusunda sokağa çıkma yasakları uygulanırken, sokağa çıkabilenlerin, sokağa çıkamayanları anlamaya çalışmaları olduğu belirtildi. 1980 Ağrı doğumlu yönetmen Yakup Tekintangaç‘ın üçüncü kısa filmi2015 yapımı  Azad,  http://blog.ifistanbul.com/azad/ adresinde yayınlandığı ilk günden 21 bin izleyiciye ulaştı. Annesiyle birlikte İstanbul’a göç etmek zorunda kalan 9 yaşındaki Azad’ın, annesi her gün işe giderken kapıyı üzerine kilitlediği için, dört duvar arasında kalan tek kişilik dünyasını anlatan film, 20 Aralık Cuma gecesine kadar izlenebilecek.

azad

!f istanbul Bağımsız Filmler Festivali blog sayfasında, Zaferhan Yumru tarafından yayınlanan o açıklama,

9 yaşındasınız. Bir evin içine sıkıştınız.Sokağa çıkmanız yasak.

Azad from !f istanbul on Vimeo.

“Sıkıştım. Sıkıştık. Sıkıştılar. Türkiye’nin doğusundaki sokağa çıkma yasakları, her gün gelen ölüm haberleri… Söyleyecek bir şey bulamıyoruz, belki de bu yüzden daha çok film göstermek istiyoruz! Azad ile iki gün önce tanıştık, ona aşık olduk ve hemen sizinle de tanıştırmak istedik.

Her yıl festival programı için yüzlerce film izliyor ve içimize sığmayanları Şubat’ta sizinle salonlarda buluşturuyoruz. İlk defa bir filmi festivale aylar kala 3 gün süreyle internetten yayınlıyoruz. Neden mi? Çünkü bugün ülkemizde sokağa çıkması yasaklanmış vatandaşlarımız var. Ve bugün sokağa çıkabilenlerin çıkamayanları anlamaya çalışması için doğru gün.

Minik Azad’ın sokağa çıkması yasak. Sıkışmış. Kocaman hayal gücü küçücük evin içine sığamıyor ve sokağa taşmanın yolunu ilginç bir yöntemle buluyor…

20 Aralık Pazar gecesi 24:00’a kadar filmi !f Blog’da izleyebilirsiniz!

Yayın izni için öncelikle yönetmen Yakup Tekintangaç’a ve ayrıca filmde emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

İyi seyirler!”

Azad’ı izlemek için

http://blog.ifistanbul.com/azad/

(Yeşil Gazete)

[FotoÖykü] Her şey başladığı yerde biter – Özge Kılıçoğlu

Sanki bir el var ve sanki o el benim elim ve kendi elim beni boğuyor…

Sık sık bu rüyayı görüyorum. Bir zamanlar uzaklarda bir yerde işlediğim bir suç için cezalandırılıyorum. İradesizlikten çektiğim ıstırapların kimse farkında değil. Köln’e ucuz bilet var demişti. Gelirsen gel. Hem zaten kalamazsın. İstesende…

İstemek, akıllı insanların işi olmalı. Akıl da irade sahibi insanda bulunmalı. Bende her ikisinin de olmadığı sürekli ispatlanıyor.

Havaalanından fuar alanına servis işletirsin. Günde yirmi sefer yapsan yeterince para çıkartırsın, dedi. Sustum. Bin avro seni bakar. Şimdilik bi bekar evinde kalırsın, üç yüz avro tek göz oda kira. İçkin de yok. Yeter yeter bu kadar para sana.

Beyaz çorap giymeyi onlardan öğrendim. İşin raconu bu. Giymezsen seni aralarına almazlar. Saçımın önüne bir tutam sarı attırdım. Neyse işin yolu hepsini yaptım. Ama yine de olmadı. Ruhum ayak uyduramadı.

On gündür Aksaray’daki bu izbe otel odasındayım. Beş kuruşum yok. Saatimi ve ona aldığım nişan yüzüğünü rehine verdim. Kimliğime de el koydular çünkü artık bana inanmıyorlar. Ben de kendime inanmıyorum.

 

13.01.2013

Haftanın yedinci günü. Haftanın başını ve sonunu kim bulmuş. Niye isim vermiş. Niye bütün dünya peşinden gitmiş.

 

21.05.2013

Bugün çıkacaksın dediler. Çıkacaksın. Defolacaksın. Bir daha gözümüz seni görmeyecek. Toz olacaksın. Uçacaksın. Daha iyisi yok olacaksın. Neyin kaldıysa bizim olacak. Neyim kaldı? Burada mıyım? Orada mıyım? Nereye gitsem orada değilim. Oralı hiç değilim. İnsan niye hep istenmediği yeri ister. Bir yere ait değilim. Üzerimdeki giysilerin içinde emanetim.

 

09.06.2013

Parkın içindeki kafede bu beşinci günüm. Her gece burada yatıyorum. Sandalyenin üzerinde. Garsonlarla arkadaş olduk. Bana acıyorlar sanırım. Karşı kaldırımdaki evlerden birinde oturuyor. Ona bin bir zahmetle Belçika’dan getirdiğim pırlanta set ve annemlerin verdiği on bin dolar yanımda. Kimse çalmasın diye sürekli istim üzerindeyim. Uykusuzluk beynimi deldi. Durmadan içtiğim kahvelerden beyin İsrafil’in borusu gibi. Çağırıyor. Görünmeyen sinyaller karşı kaldırıma ulaşıyor. Kapıyı pas geçip, pencereden içeri dalıyor. Orada. İşten yeni gelmiş. Elindekileri yatağın üzerine fırlatmış, yerde külotu ve sutyeni duruyor. İçerden su sesi geliyor. Duş yapıyor. Islık çalıyor. Hep yapar. Banyonun akustiğinde iyi gidiyor. Bunlar bildiklerim. Her sabah kapısının önünde işe gitmesini bekliyorum. Lütfen diyorum ama ‘defol git’ten başka bir cevap alamıyorum. Bilmiyorum.

HER ŞEY BAŞLADIĞI YERDE BİTER - ÖZGE KILIÇOĞLU

15.06.2013

Geri döndüm. Seti ve parayı anneme geri verdim. Söyleyemedim. İzin vermedi dedim. Annem telefonundaki ona ait bütün fotoğrafları sildi. Neden dedi. Kazadan sonra hasta yatarken onunla sevişmek istedim diyemedim. Mal mıyım ben, dedi. Öküz müsün nesin, dedi. Siktir git evimden ve hayatımdan, dedi. Onca yolu onun için gelmiştim halbuki. Ben bir erkeğim. İhtiyaçlarım var. Bize bu öğretildi. Bizim kızlara da bu öğretildi. Ama o çok cahil. Sheraton’da düğün yapılacak. Balayına Maldivler’e gidilecekti. Annemlerden hiçbir şey isteyemem. Bilmiyorum.

23.06.2013

Seni anlamıyorum. Sürekli yollardasın. Sürekli bir işler çeviriyorsun ama sürekli züğürtsün. Evet evde iki hizmetçimiz var, evde iki piyanomuz var. Annem ülkenin en büyük konservatuarının başı. Harika piyano çalar. Babam ülkenin en büyük şirketinin üst düzey yöneticisi. Ülkemiz olmadığından başka bir ülkenin pasaportu ile daha da başka bir ülkede yaşıyoruz. Mutluyuz. Tek eksikleri oğullarının mürüvveti diyorsun durmadan.

 

25.06.2013

Olmadı. İngiltere’ye gittim. Tam olarak İskoçya. Daha çok İrlanda sınırı. Adım atsam Belfast. Elizabeth var. Beni çok iyi anlıyor. Hiç itiraz yok. Huzur veriyor. Ortadoğu’da çocuklara İngilizce dersi vermiş. Mükemmel. Kendimi anlatmıyorum. Anlamıyorum da. Arada o mesaj yolluyor. Yalnızmış. Kim değil ki. Burada beş yüz sterlinle yaşıyorsun. Çocuk başına iki yüz sterlin de devlet veriyor. Güvencen var. Aşk ne ki? Hayatımın her şeyini verdim. Artık gereksiz. Ama hiç kimse ile onunla olduğu gibi sevişmedim. Hep ayrı olacak. Otuz beşimdeyim aile kurmam lazım. Mantıklı olmam lazım. Aile şart. Bilmiyorum.

 

01.09.2013 sabah

Daha yukarı daha yukarı omzuma çıkart yoksa denge bozulur ve yuvarlanırım. Gücü eşit dağıtman lazım. Köşeden topladılar. Dağda madenden kayaları alıp, aşağı kamyonlara taşımamız lazım. Sonra tekrar yukarı . Hiçbir şey kesin değil. Bunu düşünerek yaşamak delilik. Kesin değil. Kesin değil. Kesin değil. Yürü in çık. Korku ve aşk arasında seçim yap. Ah insan sanki rasyonel bir varlık. Sanki Hades’in derinliklerinde tırnakların duvarlara geçmiyor. Sanki her şey süt liman. Sanki bel bağladığımız şeyler yok. Sanki duygularımız bizi ele geçirmemiş. Sanki ihtiras ağacının meyvesini her gün başkası yemekte. Çabuk olun. Çabuk. Hızlı. Daha ağır olsun. Daha büyük kayalar. Üst üste koyun. Ceplerinizi, burun deliklerinizi, kulaklarınızı da doldurun. Kıçınızı da. Doldurulmayan boşluk kalmasın. Dürtülerinize dur deyin. Zinciri tutun. Bir ileri bir geri gidin gelin gidin gelin. Nefesiniz içinizde kalsın. Diyaframdan alın verin. Ciğerleri boşuna kullanmayın. Eğlenmenize bakın. Hayat yerin üzerinde de altında da sadece bir eğlence. Hiçbir gece ciddi bir söylemde bulunmayın. Ciddiyetsiz kalın. Ciddi ciddi gülün. Dans edin. Yazla kışı ayırın. Her günün ritmini bulup çıkarın girdiği delikten. Basit isteklerden karmaşaya düşmeyin. Dağı her gün inin ve çıkın. Bu sizin ödülünüz. Benim ödülüm. Daire çizilir. İçine girilir. Ve daire hep döner döner döner döner döner…

 

01.09.2013 akşam

Karanlık içinden çıkan ses. Yorgunum. Çok yorgunum. Yatıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Uyuyorum. Uykudayım. Ve hala çok yorgunum. O bilmem farkında mı? Her şeyin farkında mı? Değmediğinin. Hiçbir şeye.

NOT: Fotoğraflı kısa öykülerinizi (öykü yazarı ve fotoğrafı çeken farklı kişiler olabilir) ‘[email protected]’ adresine gönderebilirsiniz.

48-özge-kılıçoğlu

 

Öykü ve Fotoğraf: Özge Kılıçoğlu

[Manzum Serzenişler] Pembe ve Soğuk

Yerimizi bilemiyorum… Ama kendi yerim o bilemediğim yerimizin bir yerlerinde… Sanırım…

Sanatla ve barışla kalın…

pembe

Pembe ve Soğuk

Ben sıcaktaydım
Biraz mayhoş
biraz loş
biraz şatafatlı

O karanlık kadar soğuk
ama inadına pembe
Ben hareket etmeye uyuşuk
o doğal ve devingen

Çelik donatıları adem’in
kucak açmış dansına
nadide bir çiçeğin

Habersiz, suriye’den…
Göçmen krizinden…
Ya da şiinin ortodoksla bir olup
sünni ve protestana
efelenmesinden…

Bir karbon iki oksijen
azıcık su, biraz da toprak…
Saksıdaki dert, ne siyaset
ne jeopolitik olacak…

Onbir yeşil yaprağıyla
küçümen pembe çiçek
titreşmekte
serin esintilerine kışın
Sözde, benim hayatım karmaşık
onunkisi yalın…

Ulaşılamayan aşk kadar yalnız
hevesli bir ergen kadar arsız
pembe çiçek ve ben
bakışmaktayız…

Bir sağa
bir sola
sonra bir kez daha sola
savrulur iken sen,
fırıldak vicdanını
dizginleyemiyor,
seni izleyen…

Ben mazlum
sen mazbut
ilgi görmeye aç
yaklaşana suskun
uzaktakine muhtaç

Duman grisi gölgelere direnen
pembe, hareketli ve narin
ben renksiz
ben durgun
solumanın kıymetine cahil
bir hain

Yetemedim sana
derbeder zihnimi
sadeliğine tercümane
edemedim
Anlamın aştı beni ya da
idrakımla baş edemedim…

Küçük pembe çiçek
ne güzel ki, seni görebildim.
Oysa sen oynaşırken
yelleriyle ayazın,
ben sana seyre dalınacak bir resim,
veremedim…

 

19:03 18/12/15 Kadıköy

[Yeşil Atasözleri] Spor yapan insan neredeyse sağlık ordadır – Naşide Özlü

Orhaniye İnci Narin Yerlici Ortaokulu öğrencilerinin Mayıs ayında çıkardıkları Yeşil Sözlük – Çevreci Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü‘nü tefrika halinde bölüm bölüm paylaşmaya devam ediyoruz.

Bu hafta Naşide Özlü‘nün seçtiği ve uyarlama önerisinde bulunduğu atasözü ve deyimleri paylaşıyoruz.

52

[Yeşil Atasözleri-1] Komşunun iyisi insanı sebze bahçesi sahibi yapar – Dilek Yüksel

Sözlüğün tamamına ise Yeşil Atasözleri linkinden ulaşabilirsiniz.

Atasözü ve Deyimler

50

  • Kahır çekilmeyince lütfa erişilmez
  • İki gönül bir olunca samanlık seyran olur
  • Açık yerde tepecik kendini dağ sanır
  • Baş nereye giderse ayak ordadır
  • Bal bal demekle ağız tadlanmaz
  • Dağ başından duman eksik olmaz
  • Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur

Yeşil Sözlük – Atasözü ve Deyimler 

51

  • Balık yemeyince sağlığa erişilmez
  • Meyve sebze bir olunca vitaminler bol olur
  • Meyvesiz yerde abur cubur kendini gıda sanır
  • Spor yapan insan neredeyse sağlık ordadır
  • Sağlık sağlık demekle sağlıklı olunmaz
  • Spor yapan adamdan sağlık eksik olmaz
  • Sağlık bozulduktan sonra spor yap diyen çok olur

49-Naşide Özlü

 

 

 

Naşide Özlü

‘Özyönetim devrimi’: Demokratik siyasetle mi, silahla mı? – Ahmet İnsel

Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Fırat Anlı, İMC TV’de, Türk çoğunluğu kast ederek, “Aramızdaki gönül bağının koptuğunu görüyoruz” dedi. Bunu derken, Hakkâri’den Nusaybin’e uzanan sınır hattında devletin uyguladığı bastırma, sindirme, yıldırma, ıssızlaştırma politikasına karşı Türkiye’nin geri kalanında cılız bir karşı çıkış sergilenmesini kast ediyordu. Etnik fay hattının artık bir uçuruma dönüştüğü alarmını veriyordu.

Bu ilk kez duyduğumuz bir tespit değil. KCK yöneticilerinden Duran Kalkan, aynı gün, Med Nuçe’de, “ ‘Bin yıllık kardeşlik’ söylemi de artık safsata haline gelmektedir. Ben Türkiye’de yaşayan herkese soruyorum: Nerede kaldı Türk  Kürt kardeşliği? Adam ‘bin kere başınızı ezeceğim!’ diyor. Buna kimsenin çıtı çıkmadı” diyordu. Ne var ki, bu tespit benzerliği, iki söylem ve konum arasında yatan büyük farkın görülmesine engel olmamalı.

Fırat Anlı, gazetecinin “Ne öneriyorsunuz” sorusuna, Türkiye’deki tüm demokrat kişileri, örgütleri, toplulukları, vicdanlı Müslümanları, etnik-mezhepçi politikaların ne demek olduğunu bilen Alevileri, hükümetin artık kadim güvenlik devleti politikasına dönmüş olan uygulamalarını ve hazırlamakta olduğu daha kapsamlı askeri harekâtı daha canlı biçimde potesto etmeye, bölgede yaşayanlarla daha aktif bir dayanışma içinde bulunmaya çağırıyordu. Gerçekten de bugün devletin hazırlandığı ve kısmen uygulamaya başladığı operasyon, yakın tarihimizdeki başka “askeri tedip ve tenkil harekâtları”nı akla getiriyor. Ne var ki, buna karşı Türkiye’nin Batısı’ndan güçlü bir ses ve hareket çıkmamasının yegâne nedeni, çoğunluğun Kürtlerin eşitlik talebine sıcak bakmaması değil. Ne de iktidarın aykırı her sesi hukuk terörüyle bastırması. Bunların yanında, Duran Kalkan’ın savunduğu silahlı direnişin bu göreli sessizlik ve şaşkınlık halinin ortaya çıkmasında büyük payı var.

Duran Kalkan, şehir merkezlerinde zaman zaman ağır silah kullanmaya varan şiddet yöntemlerini, “işgalci güçlere” ve “hainlere” karşı bir egemenlik hakkı olarak kullanmayı meşru gösteriyor. “Direniş kararı verilmiştir ve zafere kadar direnilecektir; bunun muğlaklaştırılması gündemden çıkmıştır” diyor. “Ne yapmalı” sorusuna, bu direniş emrinin daha çok yayılması çağrısıyla yanıtlıyor. “Kürdistan’ın bu biçimde demokratik özerklik devrimi sürecine girdiğini” ileri sürerek “sonucun da bu devrimle alınacağını” iddia ediyor. AKP’yi savunan Kürtleri de tehdit edip onların “Kürtlükle alakalarının olmadığını, onlara karşı her türlü mücadelenin yürütülebileceğini” söylüyor. Duran Kalkan’a göre, “iş bu noktaya gelmiştir ve buna seyirci kalanlar suç ortağıdır!” Taraf olmayan bertaraf olur görüşü mutlak hâkim güç olmak arzusu taşıyan her kesimde karşımıza çıkar.

Silahlı mücadele aracılığıyla yürütülecek “özyönetim devrimi” çağrısı, özünde PKK’nin, Suriye’de olduğu gibi, Türkiye’de de özerk kantonlar yaratma ve burada yönetici güç olma hedefinin yeni adı. PKK, “Batı metropollerini de direniş alanına çevirme” çağrısı yaparken Batı’da yaşayan Kürtleri de bu mücadelede karşı cephe gerisi yedek güç olarak görüyor. HDP’nin Türkiye’nin demokratikleşmesi hedefi içinde Kürt sorununun çözülmesini hedefleyen mücadelesinin de elini kolunu bağlıyor.

Bugün devletle bütünleşmiş AKP iktidarı da, siyasal mücadele yollarını kriminalize ederek, devlet terörü politikası uygulayarak, Kürt siyasal hareketinin, burada bir örnek olarak andığımız Fırat Anlı’nın veya HDP yöneticilerinin işaret ettiği yöne değil, Duran Kalkan’ın gösterdiği yöne yönelmesi için elinden gelen ne varsa yapıyor. PKK’nin HDP çizgisine doğru evrilmesini değil, Kürt siyasal hareketinin bütünüyle silahlı mücadele yörüngesine oturmasını arzuluyor. Bu etnik kamplaşma ve ondan türeyecek kanlı hesaplaşmanın AKP ve Reis’i etrafında bir kenetlenme sağlamasını bekliyor. Sınır ötesi politikalarının hepsi iflas eden AKP iktidarının, ülke içinde orduya, polise ve oluşturduğu yargı şebekesine dayanarak, kendini en güçlü olarak gördüğü alana PKK’yi çağırıyor. Suriye’deki gelişmelerle bir özgüven patlaması yaşayan PKK, buna el yükselterek cevap veriyor. Ve Fırat Anlı’nın kederli ve kırgın sesinin ima ettiği gibi, herkes devlet şiddetinin ve buna şiddet yöntemleriyle cevap vermenin işi nereye götüreceğini biliyor. En vahimi, galiba bunu arzuluyor da!

ahmet_inselAhmet İnsel – Cumhuriyet