Ana Sayfa Blog Sayfa 3491

DiCaprio ilk Oscar’ını, “İklim değişikliği gerçek ve en büyük tehdit” diyerek aldı

88. Oscar Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Diriliş filmindeki oyunculuğuyla kazanan Leonardo Dicaprio, ödül konuşmasını gezegenin geleceğini tehdit eden iklim değişikliği gerçeğine ayırdı.

50

DiCaprio Ödül töreninde iklim değişikliği konusunda; “İklim değişikliği gerçek, şu anda yaşanıyor. Tüm türlerin karşısındaki en büyük tehdit. Birlikte çalışmalı ve büyük firmalar için değil tüm insanlık, yerliler ve bu değişiklikten en çok etkilenen milyarlarca insan için konuşan liderlere destek vermeliyiz. Çocuklarımızın çocukları için, sesi hırs politikası tarafından boğulmuş olanlar için. Bu muhteşem ödül için hepinize teşekkür ediyorum” dedi.

https://youtu.be/Dev52k5uzdc

DiCaprio’nun bu konuşması Oscar Ödüllerinin 88 yıllık tarihinde bir ilk özelliği de taşıyor. Daha önce Oscar ödülü alan hiçbir sinema sanatçısı ya da emekçisi ödül konuşması sırasında iklim değişikliğinden bahsetmemişti.

 

(Cumhuriyet, Yeşil Gazete)

Artvinli madene neden karşı? – Osman Erdem

Artvinlinin Cerattepe’deki mücadelesi 1990’lı yılların ortalarına kadar uzanır. COMİNCO Madencilik A.Ş. adlı uluslararası bir şirket 1989 yılında arama ruhsatı, 1991 yılında ön işletme ruhsatı , 1994 yılında ise işletme ruhsatı alır ve bölgede çalışmalara başlar.

Artvinliler, bölgede ne olduğunu anlamak ve maden işletmesinin etkilerini öğrenmek için Haziran 1995’de “Artvin’de Altın Madenciliği ve Çevresel Etkileri” konulu bir sempozyum düzenler. Cerattepe’de çıkarılacak madenin yıkıcı etkileri ilk kez bu sempozyumda dile getirilir. Sempozyumdan 20 gün sonra Yeşil Artvin Derneği kurulur ve mücadeleye başlar. Yeşil Artvin Derneği, Ekim 1995’de bilim insanlarının katılımı ile “Altın Madenciliğinin Çevresel Etkileri” konulu bir panel düzenler. Panel sonucunda panele katılan bilim insanlarının ortak görüşü, “Cerattepe Maden İşletmesinin faaliyete geçmesi durumunda Artvin için bir çevre felaketinin ortaya çıkması kaçınılmaz olacağıdır.”

47

Yeşil Artvin Derneği’nin öncülüğünde Artvin halkının verdiği yoğun ve kararlı mücadele sonucunda 1998 yılında Cominco A.Ş. faaliyetlerini durdurmak zorunda kalır. Ancak, uluslararası maden şirketlerinin yöredeki altını çıkarma arzuları bitmez.

Maden çıkarılması taraftarları, maden çıkarılmasına karşı çıkanlara o zaman da bugün olduğu gibi; “Bunlar ideolojik davranıyorlar, ülkenin kalkınmasını istemiyorlar, bunlar her şeye karşılar” gibi gerçekle hiç bir ilgisi olmaya ithamlarda bulunurlar. Artvinlinin onlara verdiği tek bir cevap vardır. “Uluslararası tekellerin çıkardığı madenlerle ülkeler zengin olsa idi, Afrika’da fakir ülke kalmazdı.”

Cominco Madencilik A.Ş. dünyanın birçok yerinden tecrübelidir. Durumu hemen analiz eder ve Cerattepe’deki işletme haklarını Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş‘ye satar. Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş daha az tepki çekmek için Artvin Bakır İşletmeleri A.Ş. adlı bir şirket kurar ve bu adı kullanmaya başlar.

Sıkı durun şimdi. Bu iki şirketinde aslında gerçek sahibi “İnmet Mining Corpration” adlı Kanada asıllı bir şirkettir. İnmet Mining Corpration’ın ise Cominco’nun bir yan kuruluşu olduğu iddia edilmektedir.

Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde açılan dava sonucunda 2008 yılında Cerattepe’deki maden işletme ruhsatı iptal edilir ve iptal kararı 2009 yılında Danıştay tarafından da onaylanır.

İdari mahkemenin ve Danıştay’ın “Bu eşsiz doğa alanında madencilik yapılamaz” kararına rağmen, 2012 yılında yeni bir ihale yapılır ve Cerattepe’deki işletme ruhsatı bu sefer ÖZALTIN İnşaat Ticaret ve Sanayi A.Ş. ye verilir. Kısa süre sonra, Özaltın Grubu adına alınan ihale “uydurma bir rödovans sözleşmesi” ile Cengiz Grubuna devir edilir. Firmanın hazırlattırdığı ÇED raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca hızla kabul edilir.

Yine Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde ama bu defa çeşitli yerel ve ulusal STK’lar, bazı kuruluşlar ve kişilerden oluşan yaklaşık 283 davacı, 2014 yılında ÇED raporunun iptali için dava açar. İlgili mahkeme “Bu projenin hayata geçmesi durumunda Artvin’in yaşam alanı olmaktan çıkacağını” gerekçe göstererek 2015 yılının Ocak ayında ÇED olumlu kararının iptali için karar verir.

Ancak şirket, Cerattepe için mahkemelerin verdiği iptal kararlarına rağmen, bu defa 2009/7 sayılı genelgeye dayanarak, 3 yıl içerisinde üçüncü defa ÇED Raporu hazırlatır ve bu raporda diğerleri gibi kısa sürede Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca onaylanır.

Daha önce işletme ruhsatı verilen Cominco ve İnment Mining şirketleri çıkarılacak altın madeninin %2’sini T.C. Devletine vermekle yükümlüdür. Cengiz Holding ve yetkililer altın çıkarılmayacağını sadece bakır çıkarılacağını söylemektedirler. İnsanın aklıyla alay ediyorlar sanki! Altın cevheri, bakır cevheri ile birlikte bulunuyor. Yıllardır uluslararası şirketler bir türlü vazgeçmediğine göre altın oranı da oldukça yüksek herhalde. Cengiz Holding çıkardığı bakır filizinden altını seçip toprak altında mı bırakacak! Elbette ki böyle bir şey olmayacak. Taşıdığı yerde elbetteki (Artvin Murgul’da veya Çayeli’nde) altını ayrıştıracak. Cengiz Holding altın çıkarmayacağım safsatasıyla, hem tepkileri azaltmış olacak, hem de daha önce şirketlerin devlete verdiği %2 altını da vermekten kurtulmuş olacak.

Şirket ve arkasındaki yetkililer diyor ki “Maden çalışmalarının Artvin’e hiçbir zararı olmayacak, her türlü tedbir alınacak.” Artvinli bilime mi inansın, gözü altından ve paradan başka hiçbir şey görmeyen şirket yetkililerine mi? Artvinli söylenenlere inanmıyor ve, güvenmiyor. 20 yıldır yaşadıklarından sonra inanmamakta ve güvenmemekte haklı değil mi?

Peki, Artvinliler altın madenine karşı? Çünkü;

49

Siyasiler ve şirket yetkilileri 20 yıldır, her durumda maden işletmesinin Artvin’e hiçbir zararının olmayacağını söylüyorlar. Ancak bilim insanları tam tersini diyor!

1. Bölge Türkiye’nin en yamaç arazilerinden biri olma özelliğine sahip ve heyelan bölgesidir. Bu özelliğinden dolayı ister açık işletme olsun, isterse kapalı (galeri açarak), her durumda Artvin için yüksek heyelan riski bulunmaktadır. Bu durum kamuya ait raporlar da (Cerattepe’den Çoruh’a tüm bölgenin yoğun heyelan alanı olduğu) açıkça belirtilmektedir.

2. Maden işletmeciliğinden kaynaklanan ağır metallerin yeraltı ve yerüstü sularına karışma olasılığı mevcuttur. Özellikle Kirlenmiş sular, sadece bölgede yaşayan insanlar için değil tüm canlılar için risk oluşturacaktır.

3. Söylendiğinin aksine Artvin’e maddi olarak hiçbir getirisi bulunmamaktadır. Aksine şimdiden Artvin merkezde emlak fiyatları düşmeye başlamıştır.

4. Çevreyi göz ardı eden, sadece ekonomik kaygılarla yapılan yatırımlar, ekonomik karlılık sona erdiğinde (Hemen yakınındaki Murgul bakır işletmeleri sahasında olduğu üzere) gelecek kuşaklara bir çevresel yük ve kötü bir miras olarak kalacaktır.

5. Maden sahası, biyolojik çeşitlilik bakımından en zengin ve aynı zamanda tehlike altında bulunan yeryüzündeki en önemli 25 karasal ekolojik bölgelerinden biri içerisinde bulunmaktadır.

Sadece maden çıkarılacak alan içerisinde bile 20’si endemik, 19’u ise çok nadir bulunan bitki türü yaşamaktadır. Alanda ulusal mevzuatımızla ve uluslararası sözleşmelerle korunmakla yükümlü bulunduğumuz çok sayıda hayvanın yaşama alanıdır.

Batı Palearktik Bölgedeki en önemli kuş göçü bölge üzerinden geçmektedir.

6. Maden sahası, ülkemizin en önemli milli parklarından biri olan Hatila Milli Parkı ile Artvinlilerin ve Artvin’e gelen turistlerin uğrak yerlerinin başında gelen Kafkasör yaylasının hemen bitişiğinde bulunmaktadır. Her iki alan da işletme faaliyetlerinden zarar görecektir.

7. Kapalı sistemle yapılan madenciliğin Artvin’e hiçbir zararı olmayacak diyenlere, Çayeli Bakır İşletmeleri tarafından Çayeli Maden köyünde 1994 yılından bu yana kapalı sistemle işletilen Madenli köyüne gitmelerini ve köylülerle görüşmelerini tavsiye ediyoruz.

Artvin Türkiye’nin en eğitimli illerinden biridir. Artvinli vatanını sever, Artvinli toprağını sever. Artvinli Artvin’i sever. Ekmeğini taştan çıkaranların memleketidir Artvin. Ekmeğini taştan çıkarsa da Artvin’i sever. Çok bilir siyasilerimiz protesto edenler dışarıdan geldi diyorlar. Doğrudur ancak dışarıdan gelenlerin %90’ı da Artvinlidir. Çünkü Artvinli dışarıda olsa da Artvin’den vazgeçemez. Çünkü Artvin’e sevdalıdır, dağını, taşını, ağacını, kurdunu, kuşunu sever. Çünkü her Artvinli vefalıdır ve Artvin’e borçlu olduğunu bilir.

Bu mücadele birilerinin söylediği gibi ideolojik bir mücadele değildir. Bu mücadele hükümete karşı da bir mücadele değildir. Bu mücadeleye karşı çıkanların arasında MHP’lisi de, AKP’lisi de, CHP’lisi de bulunmaktadır.

Bu mücadele 20 yılı aşkın süredir doğasını, suyunu, toprağını, velhasıl yaşamını korumak için mücadele eden topyekûn Artvinlinin mücadelesidir.

*Osman Erdem: 1956 yılında Artvin’de doğdu. Artvin Öğretmen Lisesini bitirdi. Öğretmenlik yaparken öğrenimine devam etti ve 1983 yılında Ziraat Fakültesini bitirdi. 15 yıl ülkenin değişik illerinde öğretmenlik yaptı. 1989-2003 yılları arasında Çevre Bakanlığında çalıştı. 2003 yılından emekli oldu ve halen Doğa Araştırmaları Derneği bünyesinde ülkenin doğasının korunması için uğraş veriyor.

46-Osman Erdem

 

Osman ERDEM*
Ziraat Mühendisi
e-posta: [email protected]

 

Londra’da nükleer silah karşıtı gösteri

İskoçya’da bulunan nükleer silah sistemin yenilenmesini protesto eden binlerce kişi İngiltere’nin başkenti Londra’da haftasonu yürüyüş düzenledi.

40

Savaş ve nükleer silah karşıtlarının katıldığı protestoya, ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Jeremy Corbyn, İskoçya bölgesel hükümetinin başbakanı Nicola Sturgeon ile Yeşiller Partisi’nden milletvekilleri de katıldı.

İskoç bölgesel hükümetindenNicola Sturgeon, nükleer tesisin kapatılması ancak çalışanlar için de alternatif iş olanakları oluşturulması gerektiğini söyledi.

41

İngiltere Savunma Bakanlığı, İskoçya’daki Faslane Deniz Üssü’nde bulunan Trident nükleer silah sisteminin 20 yıl içerisinde yenilenebileceğini ve maliyetinin yaklaşık 31 milyar sterlin olacağını bildirmişti. Bu çerçevede üsse yeni denizaltılar alınması planlanıyor.

İngiliz hükümeti Trident nükleer silah sisteminin ulusal güvenlik için gerekli olduğunu savunurken yenilenmeye ilişkin nihai kararın parlamentoda bu yıl yapılacak oylamayla verilmesi bekleniyor.

 

(Euronews)

Kayda geçen en uzun süreli küresel mercan beyazlaması devam ediyor

Brian Kahn tarafından Climate Central‘da yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Cem Sabuncu‘nun çevirisiyle sunuyoruz.

***

Geçtiğimiz iki yıl boyunca mercan kayalıklarında verilen yaşam mücadelesi oldukça zorluydu.

Okyanus sıcaklıklarının iklim değişikliği sonucu giderek artmasına El Niño olayının da eklenmesi ile oluşan ısı artışı, dünya çapında yaşanan toplu mercan ölümlerini hızlandırdı.

max_r07d_baa_animation_30day_large
28 Şubat itibariyle son 30 günlük küresel çaplı beyazlamadaki alarm seviyeleri. Kaynak: Coral Reef Watch

El Niño olayının en şiddetli yaşandığı dönemin geride bırakılmasına rağmen bilim insanları, toplu mercan ölümlerine neden olan mercan kayalıklarının beyazlaması durumunun sona ermekten çok uzak olduğuna dikkat çektiler. 2014 yılında görülmeye başlanan küresel çaplı beyazlama sorununun, 2017’nin ilk aylarına kadar devam etmesi öngörülüyor.

Daha önce El Niño olayının yaşandığı, 1998 ve 2010 yıllarında görülen beyazlama, kayda geçen üçüncü vaka. Tropikal Pasifik’te su sıcaklığının normalin üzerine çıkmasına sebep olan El Niño, mercanların beyazlamasında önemli bir rol oynadı. Ancak, iklim değişikliğinin sebep olduğu, okyanuslarda yaşanan sabit ısı artışı da önemli bir faktör. İklim değişikliği sonucu biriken ısının %90’dan fazlası okyanuslarda son buluyor ve etkileri artık yoğun bir şekilde hissediliyor.

NOAA’nın Mercan Resifleri izleme koordinatörü Mark Eakin: ‘Şu an, kaydedilmiş en uzun süreli küresel mercan beyazlaması yaşanıyor.’ şeklinde açıklamada bulundu.

Yüksek su sıcaklıklarına uzun süreli maruz kalan resifler oldukça kritik durumdalar. Bu mercanların üzerinde yaşayan algler (mercan kayalıklarına renklerini veren su yosunları), sıcak suyun etkisiyle serbest kalıyor ve mercan ekosistemlerini adeta çamaşır suyuyla yıkanmışçasına beyaz ve çıplak bırakıyorlar.

Büyük Okyanus, küresel ölçekte yaşanan ‘mercan beyazlaması’ meselesinin merkezinde yer alıyor ve 390 km2 büyüklüğündeki Christmas Adası, El Niño olayının ısıttığı suların tam ortasında bulunduğu için, okyanus sıcaklığının mercan topluluklarına verdiği hasarın en iyi gözlemlenebildiği yerlerden biri.

Bu bölgedeki mercan toplulukları, dünyanın başka hiçbir yerinde görülmeyen bir baskıyla karşı karşıya. Bölgedeki su sıcaklığı, El Niño etkisiyle, normal seviyenin çok üzerine olan 31oC’ye kadar yükseldi (ortalamanın 3-4 oC üstünde). Georgia Tech üniversitesinden mercan uzmanı Kim Cobb, El Niño olayının en şiddetli yaşandığı Kasım ayında, adayı ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada, mercan resiflerinin üzerinde uzun zamandır süregelen yüksek sıcaklıkların oluşturduğu baskının envaiçeşit mercanın ölmesine neden olduğunu belirtti.

El Niño’nun sona ermesi ile su sıcaklıklarında düşüş yaşansa da, önümüzdeki ay Christmas Adası’na geri dönecek olan Cobb, daha fazla hasarla karşılaşacağını tahmin ediyor. Bu tür araştırmaların çabuk sonuç vermesi ve bilim insanlarına sağlayacağı önemli bilgi kaynağı, Cobb’u seyahat masraflarını kitle fonlaması ile karşılamaya mecbur bıraktı.

Amerika Samoa'nın Airport Resifleri'nden Şubat 2015'teki beyazlama sonrası bir görüntü. Kaynak: XL Catlin Seaview Survey
Amerikan Samoa’sı Airport Resifleri’nden Şubat 2015’teki beyazlama sonrası bir görüntü. Kaynak: XL Catlin Seaview Survey

‘Bir akademik kariyer dolusu veriyi tek bir noktadan toplama imkanımız var.’ diyen Cobb, bölgedeki mercan resiflerinin, şu anda sona ermek üzere olan mega El Niño olayıyla beraber, nasıl bir evrim geçirdiğinin, ileride yaşanması öngörülen anomalilere ışık tutmak için ne kadar müthiş bir fırsat olduğunu vurguladı.

Cobb’un toplamayı planladığı veriler, mercan topluluklarının aşırı su sıcaklıklarıyla başa çıkma mekanizmasının anlaşılması bakımından da çok mühim. İklim değişikliğinin okyanus sıcaklıklarını arttırmaya devam edeceği biliniyor. Bu yüzden, bu tip araştırmaların sadece Chrismas Adası’nın bulunduğu bölge için değil, dünya çapında mercanların yaşadığı iklim sorununa karşı alınacak koruma önlemleri için de kilit nokta olacağı düşünülüyor.

Christmas Adası, yıl sonuna doğru su sıcaklığının normal seviyelere düşmesiyle beraber belki bir derece rahatlayacak, ancak diğer bölgeler yüksek su sıcaklıklarına maruz kalmaya devam edecekler. Bu yıl içinde yaşanma olasılığı giderek artan bir diğer iklim olayı ise La Niña. Büyük Okyanus’un doğu yakasında ve orta kısımlarında, tropik kuşakta, su sıcaklığını normal seviyenin altına düşüren La Niña, batıda, Endonezya ve Papua Yeni Gine dolaylarında ise yüksek su sıcaklıklarına neden oluyor.

Mercan Üçgeni adı verilen bölge, mercan, balık, kaplumbağa ve suda yaşayan diğer birçok hayvan ve bitki popülasyonları için ekolojik açıdan hayati öneme sahip. Halihazırda yaşanan mercan beyazlaması olaylarıyla tehdit altında olan deniz canlıları, La Niña olayının yaşanmasıyla birlikte daha ağır risklerle karşı karşıya kalabilir.

 

Haberin İngilizce Orijinali

Yazı: Brian Kahn

Yeşil Gazete için çeviri: Cem Sabuncu

(Yeşil Gazete, Climate Central)

 

Yeşiller milletvekili Arslan, “İsviçre sınırdışına ‘hayır’ dedi”

İsviçre’de seçmenler sağcı Halk Partisi’nin girişimiyle yapılan referandumda, suç işlemiş yabancıların sınırdışı edilmesine karşı çıktı. Yeşiller milletvekili Sibel Arslan, ‘Halk ‘ırkçılığa hayır’ mesajı verdi’ diye konuştu.

36

 

Deutsche Welle Türkçe’den Hülya Topçu’nun haberine göre İsviçre Televizyonu 26 kantonda oy sayım işlemi tamamlanmadan seçmenlerin büyük bölümünün İsviçre Halk Partisi’nin, suç işleyen yabancıların sınırdışı edilmesi önerisine karşı çıktığını açıkladı. Seçimlerde oy kullanma oranının yüzde 45 civarında olduğu belirtildi. Öneriyi destekleyenler İsviçre cezaevlerindeki suçluların büyük bölümünü yabancı kökenlilerin oluşturduğunu savundu. Hükümet ve parlamentodaki birçok siyasi parti ise İsviçre Halk Partisi’nin girişimini eleştirdi. Hükümet, Halk Partisi’nin önerisinin hayata geçirilmesi halinde, ülkedeki iki milyon yabancı kökenlinin ‘ikinci sınıf vatandaş’ muamelesi göreceği uyarısında bulundu.

Yeşiller Partili milletvekili Sibel Arslan: Öneri korkunç

İsviçre Yeşiller Partisi'nden Basel milletvekili Sibel Arslan
İsviçre Yeşiller Partisi’nden Basel milletvekili Sibel Arslan

İsviçre Yeşiller Partisi’nden Basel milletvekili Sibel Arslan, inisiyatifi sert bir dille eleştirdi. Arslan, İsviçre Halk Partisi’nin suç işleyen yabancıların sınırdışı edilmesini referanduma taşımasını, ‘korkunç’ diye nitelendirdi.

Yeşiller Partili milletvekili, “Tüm Avrupa’da yabancılara karşı ırkçı girişimler var; Almanya’da da, Avusturya’da da, başka ülkelerde de bu çok hızlı ilerliyor. Çok üzücü buluyorum. Halk Partisi gibi partiler de bu süreci kullanıp, bu yönde inisiyatifler başlatıyor ya da referandumlara gidilmesini sağlıyorlar. Hem vatandaş olarak göçmenler, hem de yerel halk referandumda ‘ırkçılığa hayır’ dedi” diye konuştu.

Sibel Arslan referandumda İsviçre Halk Partisi’nin önerisine ‘hayır’ denmesiyle, vatandaşların artık İsviçre’de ırkçılık konusunda bu kadar ileriye gidilmemesine karşı önemli bir sinyal verdiğini vurguladı.

Sibel Arslan bunun yanı sıra göçmenlerin mevcut siyasi partilerde, yerel parlamentolarda veya sivil toplum kuruluşlarında da aktif olması gerektiğini söyleyerek, “Göçmenlerin yerli halkla tamamen eş değer haklara sahip olması için çalışmaların yürütülmesi gerekiyor. Bu hem göçmen kökenli insanların, hem de yerli halkın birlikte çalışmasıyla mümkün olur. Herkes elini taşın altına koymalı, sorumluluklarını üstlenmeli. Birlikte yaşamanın en iyi çözümlerini bulmak için çaba sarfedilmeli” dedi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Kadıköy’de tulumlu horonlu Cerattepe eylemi

Artvin Dayanışması‘nın çağrısıyla Kadıköy’de toplanan grup, tulum eşliğinde horon çekerek, Artvin’in Cerattepe bölgesinde maden çıkarılması girişimine tepki olarak yapılan eylemlere destek verdi.

35

Saat 18.00 sıralarında Kadıköy İskele Meydanı’nda bir araya gelen İstanbullular, ‘Doğanın talanına, Madencinin yalanına, Artvin’in düşmanına dur de!’ yazılı pankart açtı.

Grup adına basın açıklaması yapan Cemalettin Küçük, “Temmuz ayında yine bu alanda, sizin ne kadar yeni yönteminiz varsa, Artvin’in o kadar halka, her halkın da mücadelesinin varolduğunu, yine bu alanda tulumun sesiyle söylemiştik. Yöntemlerini değiştirdiler, farklı yöntemle geldiler. Sanıyorlar ki Artvin halkını kandırarak Cerattepe’ye gireceğiz. Yıllarca süren mücadele direnişe dönüşünce, yeni ayak oyunları uydurmaya çalıştılar dedi.

“DİRENİŞİMİZ SONUNA KADAR SÜRECEK”

Artvin’de defalarca yargı kararları alındığını belirten Küçük, “Yargı kararlarının arkasından dolaşmak için yeni yönetmelikler, yeni başvurular icat ettiler. Ama Artvin’in bir bilimsel çalışması vardır. Nedir o Köy yasağıdır. Artvin halkı toplanmıştır, Artvin’in herhangi bir dağına dokunulmasına izin vermemiştir. İşte yargı kararı budur. İşte bilimsel çalışma budur. Bu karar doğrultusunda direnişimiz sonuna kadar sürecektir” diye konuştu.

Basın açıklamasının ardından, tulum eşliğinde horon çekildi.

 

(DHA, Evrensel)

Küresel değerlendirme raporuna göre tozlayıcılar tehdit altında

Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri, Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu (IPBES) 4. Genel kurul toplantısı 22-28 Şubat tarihleri arasında Malezya’da gerçekleştirildi. IPBES, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) benzeri bir örgütlenme olarak hükümetlere biyoçeşitlilik ve ekosistemler üzerine bilimsel ve bağımsız araştırma bulguları sunuyor.

IPBES bünyesinde yer alan farklı ülkelerden 77 uzmanın, iki yıllık bir sürede 3 bin bilimsel araştırma sonucunu ve 60 farklı bölgedeki yerel halkın bilgisini harmanlayarak hazırladığı “Tozlayıcılar, Tozlaşma ve Gıda Üretimi Tematik Değerlendirme” sonuçları toplantıda paylaşıldı.

Değerlendirme küresel ekosistemin kritik bileşenlerini anlama konusunda çığır açıcı bir nitelik taşıyor. Bilimsel alandaki bilgileri yerel halk ve yerel kültür ile birlikte değerlendirmesi ile de bir ilk niteliğinde.

Tozlayıcılar ekonomik, sosyal ve kültürel olarak çok önemli

Frank Bienewald/LightRocket/Getty Images
Frank Bienewald/LightRocket/Getty Images

Dünya üzerinde 20 binden fazla yabani arı türü tozlaşmayı sağlıyor. Onlarla birlikte kelebekler, sinekler, eşekarıları, böcekler, kuşlar, yarasalar da tozlaşmayı sağlayan hayvanlar arasında. Tozlaşmaya ihtiyacı olan bitkiler arasında meyve, sebze, tohum, fındık ve yağ sağlayanlar da var. Bunların çoğu vitamin ve mineraller açısından önemli besin kaynakları arasındadır. Bu ürünler aynı zamanda gelişmekte olan ülkeler için kahve ve kakao gibi önemli gelir kaynaklarındandır. Hayvanlar aracılığı ile tozlaşma, küresel tarımsal üretimin %5-8’ini sağlıyorken dünya tarımsal üretimin başında gelen ürünlerin dörtte üçünden fazlasının tozlaşmayı sağlayacak böceklere ve hayvanlara ihtiyacı var.

Tozlayıcıları etkileyen birçok faktör var

Değerlendirmeye göre omurgalı tozlayıcıların (yarasa, kuş gibi) %16’sı küresel ölçekte yok olma tehdidi altında. Bazı ada türlerinde ise bu oran artan bir eğimle %30’u buluyor.

Böcek tozlayıcıları için henüz küresel ölçekte değerlendirme yapılmamasına rağmen bölgesel ve ülkesel değerlendirmeler yok olma tehdidi seviyesinin özellikle arılar ve kelebekler için çok yüksek olduğunu gösteriyor. Bazı omurgasız türler için bu seviyenin yerel bazda %40’ı geçtiği oluyor.

IPBES başkan yardımcısı Robert Watson bu düşüşlerin sebepleri ile ilgili olarak;

Bazı bölgelerdeki yabani tozlayıcılar özellikle arılar ve kelebekler, çok çeşitli faktörler yüzünden tehdit altında. Bu faktörlerin başında tarım pratiklerindeki değişim, böcek ilacı kullanımı, istilacı türler, hastalıklar, böcekler ve iklim değişikliği geliyor

açıklamasında bulunuyor.

Değerlendirmeye göre uzun dönemli etkileri bilinmemesine rağmen neonicotinoidler de dahil böcek ilaçları arıları dünyanın her tarafında tehdit ediyor. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin ise tozlaştırıcılar üzerindeki etkisi bilinmiyor ve risk hesaplanmalarına dahil edilmiyor. Yerel halkın geleneksel yöntemlerinin tarımda uygulanmaması da tehdidi tetikliyor.

Tozlayıcıları kurtarmak için birçok seçenek var

2012 yılında kurucu başkan olarak seçilen Zakri Abdul Hamid’e göre tozlayıcıların yok olmasını azaltacak çok sayıda adım var. Ekolojik pratiklerin gıda üretiminde uygulanması, çeşitliliğin artmasına yardımcı olacak tarım alanlarının oluşturulması, sürdürülebilir tarımın desteklenmesi gibi.

Değerlendirmede geçen adımların bazıları;

  • Tarımsal alanlarda ve kentlerde tozlayıcılar için büyük çeşitlilik yaratacak habitatlar oluşturmak;
  • Bilim ve yerel bilgi arasında köprü inşa edecek olan geleneksel uygulamaların desteklenmesi; ürün rotasyonu, habitat oluşturma gibi;
  • Çiftçiler, bilim insanları, sanayi, topluluklar ve kamu arasında bilgi alışverişi ve eğitim;
  • Tarımda kullanılan böcek ilaçlarının kullanımını azaltmak için alternatifler geliştirmek, hali hazırda yerelde kullanılan uygulamaları adapte etmek ve
  • Patojen kontrolü için arı yetiştiriciliğinin geliştirilmesi, ticari üretimlerin düzenlenmesi.

 

(Yeşil Gazete)

İran’da reformistlerin seçim başarısı

iranİran’da Cuma günü yapılan seçimlerin kesin olmayan sonuçlarına göre reformistler önemli bir başarı elde ettiler.

Seçmenler 290 üyeli Parlamento ve 88 koltuklu Uzmanlar Meclisi için oy kullandılar. Yüksek bir katılım gözlenen seçimlerde oy verme süresi üç kez uzatılmak zorunda kalındı.

İlk sonuçlara göre Tahran’da Parlamentonun 30 üyesinin tamamı  mevcut Cumhurbaşkanı Ruhani  ve eski Cumhurbaşkanlarından Rafsancani’nin desteklediği reformistler tarafından kazanıldı.

Diğer bölgelerden kesin sonuçlar gelmemesine rağmen reformistler ve ılımlı bağımsızların eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın desteklediği listeye üstünlük sağlaması bekleniyor. Kesin seçim sonuçları Salı günü açıklanacak.

Merakla beklenen seçim sonuçları Ruhani yönetiminin Batı ile vardığı nükleer anlaşma için referandum özelliği taşımaktaydı. Varılan anlaşma ile ambargonun sona erecek olması sonucu ekonomini iyileşeceği beklentisi reformistlere seçim başarısını getirdi. Reformistler Batıdan izole bir hayat yaşamak istemeyen özellikle kentli genç nüfustan destek buldu.

İran’da 30 yaşın altındakilerin nüfusun yüzde 60’ını oluşturduğu ve gençler arasında işsizliğin yaygın olduğu biliniyor.

Seçimler sonucu Parlamentoya sadece 8 kadın milletvekili girebilecek.

Seçimlerde Rafsancani ve Ruhani’nin Uzmanlar Meclisi için en yüksek oyu alması Hamaney sonrası İran için değişim ümidini de artırdı. 8 senelik bir dönem için seçilen uzmanlar Meclisi üyeleri Parlamentonun yasama faaliyetlerini dine uygunluk açısından denetliyor. Daha önemlisi bu dönemde Uzmanlar Meclisinin yaşlanan ve sağlık sorunları yaşadığı bilinen mevcut dini lider Ali Hamaney’in yerine yeni bir dini lider seçmesi bekleniyor.

Seçimler için 12 000 kişi  adaylık başvurusunda bulunmuş, bunların yarısı Uzmanlar Meclisi tarafından veto edilmişti. Veto edilen adaylar arasında İran İslam Devriminin lideri Humeyni’nin reformcu olarak bilinen torunu da bulunmaktaydı.

Seçim zaferi ile Cumhurbaşkanı Ruhani’nin halktan güven oyu alarak reformlar için elini güçlendirdiği  yorumları yapılıyor. Nükleer anlaşma ile yeni bir döneme giren İran’ın seçimler sonrası Batı ile ilişkilerini daha da geliştirmesi bekleniyor.

 

Yeşil Gazete

Facebook sayfamız hacklendi!

Gazetemizin facebook sayfası kendilerine “Ayyıldız Tim” adını veren bir grup tarafından hacklenmiştir.
26
Sorunu çözmeye çalışıyoruz.
(Yeşil Gazete)

‘Ormanı kestik, dikey bahçe verelim!’: Cinayete ‘peyzaj’ süsü – Çağdaş Öztürk

Çağdaş Öztürk’ün bu yazısı politeknik.org.tr sitesinden alındı

Yıl 2013 Gezi Parkı. İş makinalarının üzerine üzerine vurduğu ağaçlar sarsılıyor ve binlerce insan ekranları başından bu “vandallığı” izliyordu. Diğer tarafında yayalaştırma adı altında tünellerden oluşan alt geçit çalışmalarıyla betonlaştırılan bir “meydan” düzenlenmesi… Gezi Parkı’nın ağaçları, rengi, kokusu tarihi bir direnişle kazanıldaysa da İBB’nin kentten ne anladığının özeti olan beton kütlesi Taksim Meydanı’nda, kentin göbeğinde yayılıyor. Ve bu meydan şimdi beton saksılarla makyajlanacak, “peyzaj” çalışmaları gerçekleştirilecek.

Bugün ülkenin birçok yerinde ağaçlarımız, ormanlarımız, parklarımız yok ediliyor. Yerlerini kent içinde saksılar, refüjlerdeki çiçekler, duvarlar boyunca uzanan duvar bahçeler (dikey bahçeler), beton istinatları yırtınarak örtmeye çalışan platformlar alıyor.

İstanbul’un Kuzey Ormanları’nda 3. Havalimanı ve Kuzey Marmara Otoyolu için şimdiye kadar 3,5 milyon ağaç kesildi. Validebağ Korusu’nda cami yapılması için korunun girişindeki ağaçlar kesildi. Ankara’da kentin doğal ekosistemi olarak görev yapan Atatürk Orman Çiftliği’nde Kaçak Saray için 3 bin ağaç kesildi, 9 bininin ise “taşındığı” iddia ediliyor. Bugün Artvin Cerattepe’de tüm halkın karşı çıktığı, “giremezsiniz” dediği ormanın içinde Cengiz Holding maden arayabilsin diye ağaçlar kesiliyor. Antalya’da EXPO 2016 için yüzlerce ağaç kesildi.

Yetmedi sıra parklara geliyor. Beşiktaş Karaköy arasında kalmış son ortak kamusal yeşil alan Fındıklı Parkı metro şaftı yapılmak isteniyor. Yedikule Bostanlarında tarımsal alanlar yıkılıyor. Emirgan Korusu, lale festivalleri bahanesiyle ağaçları yok edecek budamalara maruz kalıyor.

dikey bahce

Kentleri kilometrelerce uzayan beton yığınlarına çevirenlerin bulduğu, bir çözüm; yok edilen ormanlar yerine uydurulan “dikey bahçeler”, birer peyzaj örneği değil: Makyaj

Katliamın boyutu o kadar büyük ki bu örneklerle tüm yazıyı doldurabiliriz. Buna karşılık ülkenin dört bir yanında yapılan bu katliamlar, içinde otoyolların geçirildiği beton yığınına dönen kent içinde “peyzaj” adıyla yapılan makyaj çalışmalarıyla örtülmeye girişiliyor. Ormanımızın yerine yol kenarlarındaki halı, kilim desenlerindeki istinat “süsleri” koyuluyor.

Peyzaj nedir?

Peyzaj karakteri tabii veya insanî unsurların eyleminin ve etkileşiminin sonucu oluşan alan anlamına gelir. Bu, Avrupa Peyzaj Sözleşmesi’ne göre tanımıdır. Peyzaj insanın ayak bastığı her alandır. Peyzaj kamusaldır. Peyzaj din, dil, ırk, cinsiyet farkı gözetmeksizin insanların bir arada yaşayacağı temiz hava hakkı sunan ortak yaşam alanlarını planlayan tasarlayan bilim dalıdır. Çiçekli refüjlerle, çim alanlarla, duvar bahçelerle, “ıvır zıvır” olarak simgeleştirilen meslek dalı haline getirilmeye çalışılsa da kent ve doğanın faydalarını gözeterek planlamalar yapan meslek ve bilim dalıdır.

Yıkımdan ranta AKP’nin düzeni

Ormanı, parkı, doğal yaşam alanlarını yok edip yerine kent içinde “muadili” saksılar koyup, yol kenarlarına diktiği ve yeşil alandan saydığı süs ağaçlarıyla, çimlerle göz boyadığı ve adına “peyzaj” dediği uygulamalarının bir de bütçesi var. Bütçe milyonları buluyor. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin “peyzaj” yapan biriminin 2015 yılı bütçesi 695,559 milyon TL idi. İstanbul’da sadece lalelere harcanan bütçe 10 milyon TL. 2014 yılında dikey bahçelere harcanan para 7 milyon 681 bin 833 TL. Son altı yılda elektrik direklerine dikilen saksıların maliyetleri ise 19 milyon 356 bin 297 lira. AKP iktidarı elbette yıkımı aynı zamanda ranta da çeviriyor. Neredeyse tamamını yandaşlarına dağıttığı bu bütçe “ormanı kestik ama refüje diktik, laleler var” demenin bedeli oluyor.

Yaşam alanlarımızı savunmaya devam

Şu an bize dayatılan ‘peyzaj’ anlayışı kentin kilometrelerce uzanan betonlarını gizlemekten başka bir amaca hizmet etmemektedir. Peyzajı şehrin makyajına, peyzaj mimarlarını da şehre makyaj yapan makyözlere benzetmektedirler. Mesleki sorumluluğumuz doğal yaşam alanlarının yok edilişine, uydurma “peyzaj” projelerine, kent merkezlerinin talan edilerek kimliksizleştirilmesine karşı ağacı, ormanı, parkı savunmaktır.

Çağdaş Öztürk – politeknik.org.tr