Ana Sayfa Blog Sayfa 3381

CHP lideri Kılıçdaroğlu’na Artvin’de ateş edildi

kılıçcaroğlu_mArtvin’deki Ardanuç Belediyesi hizmet binasının açılışını yapmaya giden Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun içinde bulunduğu konvoya ormanlık alandan ateş açıldı.

Konvoyun önündeki aracın şoförü olan er ağır yaralandı, iki astsubay da hafif yaralandı.

Kemal Kılıçdaroğlu ve konvoyda bulunanların durumu iyi. Yaralı askerler hastaneye kaldırıldı.

Kılıçdaroğlu bugünkü açılış ve miting programlarını iptal etmedi. Ardanuç’a karayoluyla gidemediğinden helikopterle belediye binasına gidecek ve burada bir konuşma yapacak.

“İki ayrı çatışma çıktı”

Kendisi de olay yerinde olan CHP Basın Danışmanı Onur Konuralp, bölgede 10-15 dakika arayla iki ayrı çatışma çıktığını da belirtti.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Artvin Valisinden aldığı bilgilerle olayı şöyle anlattı:

“Bölge zaten kritik olduğundan en üst düzeyde önlem alınmıştı. Konvoyun önünde koruma amaçlı üç zırhlı askeri araç vardı. Konvoy arkadaydı.

“Ormanlık alanda hareketlilik oldu, en öndeki araç o tarafa yönelince aracımıza ateş açıldı, çatışma çıktı.

“Konvoya saldırı hazırlığı olduğu anlaşılıyor.”

CHP Genel Merkezinden basına verilen bilgilere göre de bir kişi roketle konvoyu vurmaya hazırlanırken, korumalardan biri bunu fark ederek ateş açtı ve roketli saldırıyı engelledi.

Gazetelerdeki haberlere göre Kılıçdaroğlu’nun bulunduğu konvoya ikinci bir saldırı daha yapıldı ve CHP Lideri zırhlı araca bindirilerek olay yerinden uzaklaştırıldı.

CHP’li milletvekilleri bu bilgi öncesinde Kılıçdaroğlu’nun konvoyuna saldırı olmadığını, güzergahı üzerinde çatışma çıktığını anlatmışlardı.

Kılıçdaroğlu da CNN Türk’e yaptığı açıklamada, sağlığının iyi olduğunu söyledi.

CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, “Saldırının arkasında FETÖ [Fethullah Gülen Terör Örgütü] olabilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Binali Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu aradı, geçmiş olsun dileklerini iletti.

Kaynak Bianet.org

 

350.org’dan #Madde75GeriÇekilsin imza kampanyası

350.org, 19 Ağustos Cuma günü  Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanan Türkiye Varlık Fonu Yasa Tasarısı kapsamında, şirketlere, doğayı istedikleri gibi kullanabilecekleri, çevreyi hiçbir denetime tabi olmadan kirletebilecekleri imtiyazları sağlayan Madde 75 ‘in geri çekilmesi için imza kampanyası başlattı.

34

“Doğamızı, havamızı, toprağımızı, suyumuzu koruyan tüm yasaları geçersiz kılacak Madde 75 iptal edilsin!” talebi ile başlatılan kampanyaya siz de act.350.org/sign/madde-75-geri-cekilsin adresi üzerinden katılabilirsiniz.

Madde 75 ile şirketlere:

  • Kurumlar Vergisi ve Stopaj muafiyeti
  • 49 yıllığına kamu arazilerini bedelsiz kiralama
  • Yasa’da belirlenen koşullar üzerinden, kamu mallarının ve arazilerinin bedelsiz devri
  • %50 indirimli elektrik
  • Nitelikli çalışanın her biri için aylık asgari ücretin 20 katına kadar ücret desteği (üstelik burada da nitelikli çalışanın kim olduğuna dair bir tanım yok!)
  • 10 yıl boyunca kredi faizlerinin devlet tarafından karşılama

imtiyazları verilebilecek.

Ayrıca, yine gerekli görülürse devlet, ilgili projeye %49 oranında ortak olabilecek.

33

Yasa Meclis’ten geçti, ama halen yürürlüğe girmedi.

İmza kampanyası sayfasında ayrıca, “Eğer yasa yürürlüğe girerse kampanyaya verilen destekler ve imzalar, yasanın iptali için başlatılacak olan süreçlerde yurttaşların talepleri olarak yetkililere sunulacaktır” bilgi notu da paylaşılıyor.

Bir kampanya da change.org’da başlatıldı

35

Madde 75’in geri çekilmesine bir diğer imza kampanyası da change.org üzerinden başlatılmış durumda. Aytaç Tolga Timur’un Anayasa Mahkemesi’ne yönelik başlattığı kampanyaya ise “Havamızı, toprağımızı, suyumuzu koruyan yasaları geçersiz kılan Madde 75 geri çekilsin!” linki üzerinden erişim mümkün.

 

(350.org, Change.org, Yeşil Gazete)

 

 

Engelli Hakları İzleme Kılavuzu yayınlandı

Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği (TOHAD), engelli haklarının izlenmesi ve raporlanmasında dikkat edilmesi gereken noktaları anlattığı “Engelli Hakları İzleme Kılavuzu”nu yayınladı.

32

TOHAD’ın kılavuzunun yayınlanmasına dair yaptığı açıklama şu şekilde:

“Türkiye’de engelli haklarının kazanımı konusunda, sağlıklı bir zeminde savunuculuk çalışmaları yapabilmek için öncelikle izleme çalışmalarına ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak bu alanda ihtiyaç duyulan izleme çalışmaları, yeterince gelişmemiş bir alan olup, çalışmalar ise oldukça yetersizdir. İzleme çalışmasının içerik ve yöntemlerinin konuya taraf olan kesimlerce bilinmemesi ve deneyim eksiklikleri bu sorunu yaratan temel faktörlerdendir.

Bu düşünceden hareket eden TOHAD, alanın ihtiyacına cevap vermek amacıyla Engelli Hakları İzleme Kılavuzu’nun hazırladı. Kılavuz izleme konusundaki literatür, ulusal ve uluslararası hukuk metinleri ve TOHAD’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi Ortaklığı ve Sabancı Vakfı Desteği ile 2 yıl boyunca yürüttüğü Engelli Hakları İzleme çalışmalarından elde edilen deneyimlerle hazırlamıştır.

Kılavuzda, engelliler, engelli haklarının nicelik ve niteliksel gerçekleşme oranları, engelli hakları alanında yaşanan ihlallerin tespiti vb. konulardaki izleme yöntemleri, izleme çalışmalarında karşılaşılacak sorun ve engellilerin aşılması için geliştirilebilecek yaklaşımlar vb. birçok konuya sade ama etkin bir dille anlatılıyor.

Ancak kılavuz, yukarıda anlatılan içeriği ile, her ne kadar engelli hakları konusunda yapılacak izleme ve raporlama çalışmaları için hazırlanmış olsa da, dezavantajlı tüm sosyal gruplar için yapılacak izleme-raporlamalarında yararlanılabilecek bir kaynak niteliğindedir.”

77 sayfadan oluşan kılavuzun matbaa basımı, ilgili kurum ve kuruluşlara dağıtılmış durumda. Kılavuzun PDF formatındaki metnine ulaşmak için buraya tıklayabilir ya da aşağıdaki bağlantılara gidebilirsiniz:

http://www.engellihaklariizleme.org/tr/files/belgeler/engelli_haklari_izleme_kilavuzu.pdf

http://www.tohad.org/tohad/engelli-haklari-izleme-kilavuzu-yayinlandi/

 

(TOHAD.orgSivil Düşün)

OHAL’in ilk ayında çevre politikaları – Pelin Cengiz

Pelin Cengiz’in yazısı p24blog.org sitesinden alındı

Askerî darbelere karşı gerçek mücadele hukukun üstünlüğünü tesis etmekle, temel hak ve özgürlükleri güçlendirmekle, medyanın baskı altına alınmamasıyla mümkün olabilir. Diğer türlüsü iktidarın elini güçlendirip, tüm kararların tek elden yönetilmesinin önünü açarken, demokratik uygulamaların da önünü kesen bir hâl alıyor. 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişimi ve ardından meydana gelen olaylar, Türkiye tarihinin en kanlı gecelerinden biri olarak tarihe geçti. Alınan tedbirlerle, kamuda onbinlerce insanın işsiz bırakılmasıyla, medyaya yönelik baskı ve tehditlerin artmasıyla gelişen süreçle birlikte 21 Temmuz 2016 tarihi itibariyle 90 gün süreyle OHAL ilân edildi. OHAL kapsamında insan haklarıyla, adaletle, ifade özgürlüğüyle, demokrasiyle uyuşmayan pek çok karar alındı.

Tüm bu uygulamalardan zaten sesini hak ettiği şekilde duyurma fırsatı bulamayan çevre ve yaşam alanları mücadelesi de nasibini aldı. OHAL, ekoloji mücadelesini görünmez hâle getirirken, OHAL döneminde alınan bazı kararlar bu mücadelenin gelecekte nelerle karşı karşıya kalacağını da göstermesi bakımından önemli. Zira, çevre ve yaşam alanları mücadelesinin demokrasi mücadelesinden ayrı tutulması mümkün olmadığı gibi darbe gibi girişimleri önleyecek en önemli unsurlardan biri de her zaman barıştan, demokrasiden ve adaletten yana olan ekoloji hareketleri ve yaşam savunucularıdır. Ancak, gelinen noktada OHAL bahanesinin ardına sığınılarak, darbe girişimiyle ya da güvenlik politikalarıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan yasal düzenlemelerle ekoloji hareketlerinin sesi giderek daha fazla kısılmaya, hattâ yok edilmeye ve onlara hukuk çerçevesinde mücadele alanı bırakmamaya çalışılıyor. Böylesi müdahalelerin, doğrudan yaşam hakkına müdahale olarak kabul edileceğinden, çok tehlikeli bir sürece işaret ettiğini de vurgulamak gerek.

OHAL döneminin birinci ayı yeni tamamlanmışken, alınan yeni kararlarla çevre ve yaşam alanları mücadelelerini bundan sonra bekleyecek en zorlu uygulamalar neymiş 10 maddede aktaralım:

1- ÇED süreçlerinin hızlandırılması: AKP iktidarı, OHAL’i bir anlamda zaten olağanüstü hâl durumunda olan ÇED süreçlerini hızlandırmak için kullanmaya başladı. Doğa talanında sınır tanımayanlar, OHAL sürecini de fırsata çevirdi, OHAL sonrası ÇED süreçlerine verilen jet onaylar dikkat çekti. OHAL’in ilan edildiği akşam Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin ÇED’lerle ilgili yaptığı açıklama, zaten uygulama aşamasında ciddi sorunlar yaşanan ÇED’i tamamen etkisiz ve işlevsiz hâle getirileceğinin sinyallerini verdi. OHAL’i ilk uygulamaya koyan isim olan Özhaseki, sektör temsilcileriyle bir araya geldikten sonra yaptığı açıklamada, “Yatırımcılar için en önemli unsurun zaman olduğunu biliyoruz. Bu anlamda yatırımların önünün açılması için ÇED sürecini hızlandıracağız” diyerek, çevrenin bakanı olduğunu unutup, yatırımcının bakanı olduğunu gösterdi. Nitekim, Özhaseki ilerleyen günlerde, “ÇED’de milletin canına okumuşlar. ÇED kuralları deyip zulme dönüştürmüşler. Dünyanın her yerinde çevre korunarak yatırıma izin verilir, biz put haline getirmişiz çevreyi. Bu taşkınlık da yatırımları engellemiş. Çevre yatırım dengesi lazım” diyerek, OHAL bahanesiyle çıkarılacak Kanun Hükmünde Kararnameler ile şirketlerin önünün ardına kadar açılacağını göstermiş oldu.

Aynı günlerde İzmir’de Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, dokuz ilçede toplam dokuz proje için, “ÇED gerekli değildir” kararı verdi. Valiliğin yetkisinde gerçekleşecek projeler için sadece bir tanıtım dosyası yeterli olacağı açıklandı. Bursa kent merkezinin ortasına yapılmak istenen DOSAB Termik Santrali’nin ilk ÇED’i çevrecilerin yoğun mücadelesiyle iptal ettirilmişken, OHAL döneminde projenin ikinci ÇED dosyasına jet hızıyla “ÇED Olumlu” kararı verildi. Yine İstanbul Haliç kıyısına yapılması planlanan mega proje Haliçport’un ÇED raporu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından OHAL döneminde onaylandı.

2- Topçu Kışlası Projesi: Kanlı darbe girişiminin üzerinden henüz birkaç gün geçmişti ki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kısıklı’da meydanları dolduran kalabalığa seslenirken yaptığı konuşmada, lafı döndürüp dolaştırıp Gezi Parkı’na inşası planlanan Topçu Kışlası’n getirerek, “isteseler de istemeseler de yapılacak” ifadesini kullandı. Erdoğan’ın Topçu Kışlası ile ilgili tahrikine ilerleyen günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da katılarak, Erdoğan’ın ısrarcı olduğu Topçu Kışlası’nın inşa edileceğini, Kabataş projesinin de “demokrasi nöbeti” biter bitmez yapılacağını söyledi. Ülke olarak askerî darbe girişimi yeni atlatılmışken, bu ısrarın, toplumda fay hattı yaratan, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bu söylemin yeniden dile getirilmesinin ardındaki sebepler kafalarda soru işareti yarattı.

3-  Askerî alanların imara açılması: OHAL ilanının hemen ardından gündeme getirilen ve kamuoyunda büyük tartışmalara yol açan konulardan biri de, Milli Savunma Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışma ile askerî alanların şehir dışına taşınması ve boşalacak arazilerin imara açılması oldu. Uygulamanın hayata geçmesi halinde özellikle büyük şehirlerde “yeşilin son kalesi” olarak nitelendirilebilecek kışlalar da betonlaşma, rant ve talan tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Uzmanlar, kışla arazilerinin halkın kullanımına açılmak üzere yeşil alanlar olarak bırakılmasını savunuyor. 540 bin hektar alana sahip İstanbul’un 56 bin hektarlık alanı askerî alanlardan oluşuyor. Tapuda Hazine’ye kayıtlı olan fakat kullanım için askerlere tahsis edilmiş bu alanlar boşaltıldığında araziler Hazine’ye dönecek. Böylece, araziler bakanlıklara, belediyelere ve özel sektöre tahsis edilebilecek. İstanbul’un yüzde 10’unu oluşturan ve büyük oranda yeşil alana sahip olan askerî alanlar birer birer yok edilmiş olacak.

Askerî alanların imara açılması gündeme gelince açgözlü sermaye de boş durmadı, Ali Ağaoğlu’nun, Maslak’taki askerî alanı istediğini belirterek, “Cumhurbaşkanımız talimatı versin yarın kazmayı vuralım. Kamu yer göstersin hiçbir karşılık beklemeden 239 şehide 239 ev yaparım” demesi tepki çekti.

4- Kabataş İskelesi’ne Martı Projesi: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın, “Ustalık döneminin en önemli eserlerinden biri” olarak açıkladığı Kabataş Martı Projesi, iskeleleri halkın kullanımına kapatmanın yanı sıra, denize dolgu yapılmasını ve kıyı çizgisine martı şeklinde bir yapının inşa edilmesi öngörüyor. İçerdiği 83 bin metrekarelik dev beton dolgu alanıyla aslında mega projeler sınıfına girebilecek özellikte. İlk gündeme geliş tarihi 2005 yılına dayanan projenin, darbe tartışmalarının en yoğun olduğu günlerde tekrar masaya sürülmesi darbe fırsatçılığına işaret ediyor. İstanbul’da kamusal alanları savunanların Kabataş İskelesi mücadelesi OHAL’e rağmen devam etse de, karşımızda aklına koyduğunu ne pahasına olursa olsun hayata geçiren bir iktidar var. Uzmanlar, Kabataş iskelelerinin denizi doldurmadan, yaya trafiğiyle ilgili düzenlemeler yapılarak yenilenebileceği görüşünde. Halkın kullanımına kapatılan Kabataş’taki projenin üç yıl sürmesi bekleniyor. Hem kıyı hattında, hem tarihî dokuda, hem de deniz ekosisteminde yaratacağı geri dönüşü olmayan tahribatlar var. Ayrıca beton dolgunun deprem sırasında önemli riskler içerebileceği belirtiliyor.

5- Haydarpaşa Garı’nın özelleştirmeye açılması: OHAL ortamı içinde yağma politikalarından nasibini alan en önemli yapılardan biri hiç kuşkusuz Haydarpaşa Garı. 2004 yılında Haydarpaşa Gar ve Liman Dönüşüm Projesi ile, garın ve tarihî yapıların da içinde bulunduğu çevresindeki alanın ranta ve talana açılmasına karar verilmişti. Kamuoyunun tepkisiyle karşılaşan proje, açılan iptal davaları nedeniyle uygulamaya konamamıştı. OHAL’in ilânıyla birlikte bu proje de yine aynı günlerde gündeme getirilerek, bir an önce uygulamaya sokulmaya çalışılıyor. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, önceden satamadığı Haydarpaşa Garı, liman ve geri sahasını özelleştirme kapsamına alarak OHAL’den yararlanarak satmaya çalışıyor.
 
6- Akkuyu Nükleer Santrali: OHAL döneminin ilk bir ayında Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili de son derece kritik bir karara imza atıldı. Uçak krizinin ardından St. Petersburg’da bir araya gelen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iki ülke arasında ilişkilerin eskiye dönmesi konusunda kararlılık vurgusu yaparken, altı çizilen önemli konulardan birisi Akkuyu Nükleer Santrali’ne “stratejik yatırım” statüsü verilecek olmasıydı. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerde iki tarafın da koz olarak kullandığı Akkuyu finansmanından, yönetimindeki değişikliklerden, uçak krizi sırasında Rusların Akkuyu NGS’deki yüzde 49’luk paylarını satmak istemelerinden, projenin bitiş tarihinin sürekli ileriye atılmasına kadar pek çok sorun barındırırken, stratejik yatırım statüsüyle vergi muafiyetlerinden ve teşviklerden faydalanabilecek.

İktidarın OHAL döneminde nükleer alanında tek girişimi Akkuyu ile ilgili değildi. Üçüncü nükleer santral için adım adım Çin’le işbirliğine giden Türkiye adına Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın haziran sonunda Çin’de imzaladığı anlaşma yine OHAL günlerinde TBMM’de kabul edildi.

7- Madde 75: OHAL dönemi uygulamalarının doğa ve yaşam alanları açısından en büyük tahribat yaratacak olanı şüphesiz Madde 75’in kabul edilmesi oldu. Ağustos başından 19 Ağustos cuma gecesine kadar TBMM bu kanun tasarısıyla meşguldü. Tasarı TBMM’ye, “Türkiye Varlık Fonu Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” başlığıyla sunuldu, Plan ve Bütçe Komisyonu adını “Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi, İki İl Merkezinin Değiştirilmesi ve Bazı  Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”na dönüştürdü. Ekoloji hareketlerinin aleyhinde kampanya başlattığı tasarının ilk halindeki 70. madde, Komisyon’un kabul ettiği metinde 75. madde olarak yer aldı. Bu madde hükümetin stratejik proje bazlı yatırımları hızlandırarak, tabiat varlıkları ve SİT alanlarına yapılacak yatırımları tüm denetim mekanizmalarının dışında tutmayı hedefliyor. Nükleer santraller, HES’ler, altyapı yatırımları, termik santraller, mega projeler, bu yasayla tek bir Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası Danıştay’ın defalarca verdiği iptal kararlarına rağmen onaydan geçmiş olacak. Yine aynı yasayla bu yatırımlara; Kurumlar Vergisi ve Gümrük Vergisi muafiyeti, gelir vergisi stopajı teşviki tanınacak. Hazine arazilerinin 49 yıllığına bedelsiz tahsisi sağlanacak, sabit yatırım tutarının finansmanında kullanılacak krediler için 10 yıla kadar faiz veya kâr payı desteği ya da hibe desteği sağlanacak. Bu yatırımlar akla hayale gelmeyen dokunulmazlıklara ve teşviklere sahip olacak.
 
8- Çevre eylemlerinin engellenmesi: OHAL dönemi uygulamalarının kendini önemli şekilde hissettirdiği diğer bir alan ise protesto hakkının engellenmesi yönünde oldu. AKP’nin gerçekleştirdiği “demokrasi nöbetleri” haftalarca sürerken, halkın AKP’li olmayan kesimine protesto yasağı getirildi. Örneğin, Aydın Valiliği 12 jeotermal saha ihalesinin yapılmasını protesto etmek isteyen çevrecilere OHAL gerekçesiyle izin vermedi. OHAL Kanunu ile hükümetin, “Kapalı ve açık yerlerde yapılacak toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklamak, ertelemek, izne bağlamak. İzne bağladığı her türlü toplantıyı izletmek, gözetim altında tutmak veya gerekiyorsa dağıtmak” yetkilerine sahip olması aynı zamanda yine kanunda, kolluk kuvvetlerinin silah kullanma yetkilerinin genişletilmesi çevre mücadelelerine aktivistlerin ve yerel halkların katılımını mümkün kılmıyor, çevre hareketlerinin üzerinde baskı var. OHAL ile birlikte çevre meseleleri ve çevre hareketleri görünmez kılınmış oldu, OHAL fırsatçılığıyla toprağın, ağacın, suyun hakkının savunanlar sindirildi.

9- Varlık Fonu: Türkiye Varlık Fonu Kurulması ile Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek, yasalaştı. Varlık Fonu adı altında denetimden muaf adeta ikinci bir Hazine oluşturuluyor. Ekonomiyi canlandırmak, bu fonla sermaye yaratmak isteyen AKP iktidarı, aynı zamanda beton, asfalt ve kirli enerjilere dayalı ekonominin can damarı konumundaki mega projelere de kaynak aktarmak için yeni bir yöntem yaratmış oldu. Tamamen Bakanlar Kurulu’nun kontrolünde olacağı belirtilen Kurulacak Türkiye Varlık Yönetimi A.Ş. ile Türkiye Varlık Fonu, buna göre kurulacak şirket ve alt fonlar Gelir ve Kurumlar Vergisi’nden muaf olacak. Bu muafiyet, Türkiye Varlık Fonu ve şirket kazanç ve iratları üzerinden Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yapılacak vergi kesintilerini de kapsayacak. Fonun kaynakları arasında Bakanlar Kurulu’nca fona aktarılmasına veya şirket tarafından yönetilmesine karar verilen kamu kurum ve kuruluşlarının tasarrufu altında bulunan ihtiyaç fazlası gelir, kaynak ve varlıklar ile fon tarafından yurt içi ve yurt dışı sermaye ve para piyasalarından ilgili mevzuat kapsamında yer alan izin ve onaylar aranmaksızın sağlanan finansman ve kaynaklar da yer alacak. AKP’nin son yıllarda en önem verdiği 3. köprü, 3. havalimanı, Kanal İstanbul, otoyollar, nükleer santraller gibi büyük projelere kaynak yaratmakta ve kredi bulmakta zorlandığı herkesin malûmu. Bu sayede kamu kesiminin borcu arttırılmadan sermaye yaratılması, yaratılan kaynağın da Varlık Fonu çatısı altında toplanarak bu mega projelere aktarılması planlanıyor. OHAL ile ilgilisi olmayan ama yine çevre ve yaşam alanlarına müdahalesi ve etkileri büyük olacak bir yasal düzenleme daha.

10- Tarımsal kuruluşların özelleştirilmesi: Özel bütçeli kurumların her türlü varlıklarının ve ticari kuruluşlardaki hisselerinin özelleştirme kapsamına olanak sağlayan yasa tasarısı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi. TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmelerin seyrinin ne yönde olacağı merak konusu. Torba Yasa’nın 35. maddesiyle 113 özel bütçeli kuruluşun Özelleştirme İdaresi Başkanlığı eliyle satılmasının önü açılmış oldu. Hangisi satılır hangisi satılmaz o şimdiden bilinmez ancak kafalardaki soru OHAL dönemiyle bu kuruluşların özelleştirme kapsamına alınması arasında nasıl bir ilişki olduğu yönünde. Listede Atatürk Orman Çiftliği gibi son derece tartışmalı kurumların bulunmasının yanı sıra 17 kuruluşun tamamının tarım ve gıdayla ilişkili olması dikkat çekici. Et ve Süt Kurumu, Toprak Mahsülleri Ofisi, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, ÇAY-KUR, Orman Genel Müdürlüğü, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü gibi kritik önemdeki piyasa düzenini sağlayan kuruluşlar var. Bu kuruluşlar hem ülkenin tarım politikalarının oluşturulup uygulanmasında hem de piyasada oluşabilecek spekülatif hareketlerinin önüne geçilmesinde önemli rol oynuyor. Aynı şekilde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Sulama Birlikleri ve Türkiye Su Enstitüsü’nün özelleştirilmesi halinde çevre ve enerji alanlarında belirsizliklerin hüküm süreceği görülüyor.

 

Pelin Cengiz – p24blog.org53-pelin-cengiz

Sosyal medya üzerinden #Madde75GeriÇekilsin kampanyası

20 Ağustos Cumartesi günü sabaha karşı Türkiye Varlık Fonu yasası mecliste onaylandı. Bu torba yasa ile beraber, doğayı şirketlere teslim eden, kömür ve nükleer gibi enerji konusunu da yakından ilgilendiren Madde 75 de meclisten geçmiş oldu.

Bakanlar Kurulu’nun hiçbir denetimden geçmeden, projelerin hiçbir değerlendirilmesi yapılmadan verebileceği bu imtiyazlara olanak sağlayan #Madde75GeriÇekilsin  diye daha çok ses çıkarmaya ve kamuoyunu bilgilendirmeye ihtiyaç olduğunu düşünen doğa savunucuları, birçok sivil toplum kuruluşu, yerel hareket ve aktivist 25 Ağustos Perşembe günü sabah 9:30’dan itibaren yoğun bir biçimde açıklamalar yapacak ve twitter /facebook kampanyaları yürütecek. Kampanya kapsamında #Madde75GeriÇekilsin hashtagi ile Perşembe sabahından itibaren paylaşımlar yapılacak

30

 

Madde 75’in torba yasadan çıkarılması için 19 Ağustos ve 20 Ağustos’ta sivil toplum temsilcileri ve aktivistler hem mecliste hem de sosyal medyada #Madde75GeriÇekilsin diye kampanyalar yürütmüş. Onlarca kişinin meclisi aramasına, aktivistlerin milletvekillerine bu yasaya dair bilgi vermesine ve sosyal medyadan tepki verilmesine rağmen yasa onaylandı. Ancak halen geç değil, yasa halen Cumhurbaşkanlığında, son onay sürecinde. Doğa savunucusu hukuk insanları ayrıca, Cumhurbaşkanı onaylasa dahi devamında hukuki yolların deneneceğini belirtiyor.

28

Madde 75 şirketlere büyük imtiyazlar sağlıyor. Kamu kaynaklarının, hiçbir denetime sunulmadan şirketlere verilmesini olanaklı hale getiriyor.  İzinsiz ve lisanssız yatırımı onaylama konusunda, Bakanlar Kurulu tek yetkili olabilecek. Bakanlar Kurulu’nun kriteri belli olmayan bir biçimde belirleyeceği projeler hiçbir denetimden ( Orman, Mera, Çevre, Kıyı Koruma  vb. Kanun maddeleri hiçe sayılarak ) geçmeden faaliyete başlayabilecek.

 

(Yeşil Gazete)

KOS’tan basın açıklamasına davet: 3. Köprü; Gerdanlık Değil BARBARLIK!

Kuzey Ormanları Savunması (KOS), 3. Köprü’nün açılışının gerçekleştirileceği 26 Ağustos Cuma gününden bir gün önce bugün (25 Ağustos 2016 Perşembe) 12:30’da Galatasaray meydanında yapacağı basın açıklamasına tüm doğa savunucularını davet ediyor.

26

3. Köprü; Gerdanlık Değil BARBARLIK! başlıklı davet metninde, “İstanbul’un nefesinin kesilmemesini, ülke geleceğinin ipotek altına alınmamasını isteyen halkımızı bilgilendirmek için Perşembe 12.30’da Galatasaray meydanında yapacağımız basın açıklamasına çağırıyoruz” diyen KOS’un basın açıklaması çağrısı şu şekilde:

24

3. Köprü; Gerdanlık Değil BARBARLIK!

İstanbul’un nefesinin kesilmemesini, ülke geleceğinin ipotek altına alınmamasını isteyen halkımızı bilgilendirmek için Perşembe 12.30’da Galatasaray meydanında yapacağımız basın açıklamasına çağırıyoruz:

25

Cuma günü Kuzey Ormanları’nın bağrına hançer gibi saplanan 3. Köprünün açılışı yapılacak. Kuzey Marmara Otoyolu ile birlikte, çok büyük bir kısmı bir zamanlar el değmemiş sık ormanın içerisinden geçen 115 km’lik yol boyunca bir doğa katliamı yaşandı. Bu yüzden ‘3. Köprü Cinayettir’ diyorduk, hala diyoruz!

İstanbul şu an bile zor nefes alan bir şehir. 3. Köprü ve ardından 3. Havalimanı çevresine yapılacak bağlantı yollarının etrafına yeni bir şehir kurmayı, İstanbul’a kimbilir kaç milyon ilave nüfus eklemeyi, bunun için Kuzey Ormanları’nda hala ayakta olan yüz milyonlarca ağacı katletmeyi planlayanlar var. Ama bu planlar gerçekleşirse, İstanbul tamamen nefessiz kalacak. Artık yaşamaya başladığımız ve etkileri giderek sertleşecek küresel ısınma ile birlikte yaşanmaz bir şehir haline gelecek. Bu yüzden 3. Köprü aynı zamanda İstanbul’a yönelik bir cinayettir! Bu nedenle ‘Kuzey Ormanları’ndan Elinizi Çekin, İstanbulu Nefessiz Bırakmayın’ diyoruz!

Kuzey Ormanları Savunması

 

(KOS Medya, Yeşil Gazete)

CHP, hükümeti Türkiye’de de IŞİD’le mücadeleye davet etti

 

CHP Suriye sınırındaki Cerablus kentinin IŞİD’den temizlenmesi için başlatılan operasyon üzerine hükümeti ‘kendi topraklarımız içerisinde de IŞİD ile samimi bir mücadele’ye davet etti.

selin-sayek-bokeGenel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, gelişmeleri endişeyle izlediklerini belirterek ‘Suriye’deki yangına iktidarın benzin döktüğünü, o ateşin de Türkiye’ye sıçradığını’ söyledi.

“IŞİD, bölge ve Türkiye için en önemli tehdit unsurlarından biri olmaya devam diyor. Bu örgüt Türkiye’nin başucunda örgütlenmiş. Doğrudan halkımıza, akrabalarına kast etmektedir” diyen Böke, kendilerinin iktidara IŞİD ile mücadele konusunda somut öneriler sunduğunu ancak bunları dikkate alınmadığını aktardı.

‘Kendi topraklarımızda da mücadele edilmeli’

Böke, IŞİD ile topyekun bir mücadeleye dair bir irade ortaya konulmadığını ifade ederek şunları söyledi: “Canlı bomba eylemcileri bilinmelerine rağmen Türkiye’de at koşturuyorlar. Sonra biz kendi evlatlarımızı, askerlerimizi Suriye’ye ve Suriye girdabına IŞİD ile mücadele girdabına sokmak durumunda kalıyoruz. Kendi insanlarımızı kendi sınırlarımızda koruyamıyoruz. Hükümet, IŞİD ile topyekun mücadeleye dair bir açık iradeyi hala ortaya koymuş değil. Hükümete bir kez daha açık çağrıda bulunuyoruz. Sadece Cerablus’ta değil kendi topraklarımız içerisinde de IŞİD ile samimi bir mücadeleye davet ediyoruz.”

‘Aldatılanların halkı aldatmasına izin vermeyeceğiz’

Bugün gelinen durumunun ‘mezhepçi’ dış politikanın bir sonucu olduğunu savunan Böke, “Aşırıcı örgütlere verilen desteğin Türkiye’ye çıkarmış olduğu maliyet hükümet tarafından da bizzat kabul edilmiş durumda. Türkiye bir yol ayrımında. Aldatıldık diye diye halkı aldatmaya devam edilmesine izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

(Diken)

Çatılara güneş enerjisi sistemleri, hemen ve şimdi! – Alper Öktem

Çatıların üstüne  küçük ölçekli güneş elektriği sistemleri neden kurulmuyor. Eksik bir şey mi var?

Türkiye’nin güneş enerjisi gücü 31 Aralık 2015 itibari ile 248,8 MW, 30 Haziran 2016 itibari ile ise 505,9 MW’a ulaştı.6 ayda  %100’ü geçtik ama, ne bu artışta ne de toplam 505 MW içinde çatıların üstüne kurulan 10 kW‘a kadar kurulu gücü olan küçük ölçekli güneş elektriği sistemlerinin payı yok gibi. (http://solar.ist/turkiye- gunes-enerjisinde-5621-mwa- ulasti/)

Avustralya’nın küçük ölçekli güneş elektriği sistemlerinin (çatı üstü güneş elektriği) kurulu gücü 5 GW sınırına yaklaşmış durumda. Bu güç 1.558.689 adet kurulumdan oluşuyor. (http://solar.ist/avustralya- cati-ustunde-5-gw-sinirinda/)

19

Ne demiştik, yurttaşlar  evlerinin çatısına  küçük ölçekli bir Güneş Enerjisi Santrali (= G.E.S) kurunca bunun adı Y.E.S.olsun, Yurttaşın Enerji Santrali. Zaman zaman yurttaşların enerji santralı kavramına denk düşen halkçı enerji sözünü de kullanıyorum. Bu kavrama tabii kooperatifler ve başka türlü birlikler de giriyor.

Bir de yazının sonuna eklemiştim: Y.E.S.! Yapabiliriz.

Ama olmuyor. Günısı‘da dünyada 2’nciyiz ama çatılarda küçük ölçekli Güneş Enerjisi Santrali kurulmasında gelişme yok gibi. Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik ve Tebliğde 23 Mart 2016 tarihinde yapılan değişiklikler ile yurttaşların çatılarda güneşten elektrik üretmesinin önü esas olarak  açıldı, şikayet konusu olan hususlarda önemli düzeltmeler yapıldı. Ama Yurttaşın Enerji Santrali Y.E.S. olarak tanımladığım bu alanda hareket başlamadı. Belki aradan geçen 5 aylık süre çok kısa  sayılır ama bu noktada bir değerlendirme yapmak gerekiyor.

Yurttaşların enerji santrali kurmasının yolları

1)      Enerji Kooperatifi kurmak

2)      Tüketim birleştirme çerçevesinde apartman, site, köy, yazlık vs (çatılara) kurmak

3)      Kendi çatınıza kurmak  (x)

Yeni bir teknoloji var, çok yararlı, ekonomik açıdan anlamlı. Ne yapmalı? Bunu insanlara duyurmalı, bilgilendirmeli, sorulara cevap vermeli, örnekler göstermeli.

Nasıl yapmalı? Güneş enerjisi savunucuları bir araya gelip imkanları ölçüsünde kendi Y.E.S. lerini kurarken, doğrudan kendilerine yararlı olmasa da sosyal sorumluluk projeleri, örneğin ‘Herkese Güneş Enerjisi Santrali’ gibi bir özyardım programı hayata geçirebilirler. Bunun dışında pozitif örnek yaratmak için bağış kampanyaları ile mesela cemevlerine, camilere, okullara kurabilirler.

Kim yapacak? Nükleer ve termik karşıtı aktivistler, iklim aktivistleri demiştik.

Ama görülüyor ki bunları kim yapacak sorusuna daha fazla ve gerçekci cevaplar bulmalıyız. İlk adımların atılmasında öncülüğü kimler başarı ile üstlenebilir?

Bu noktada 2015 yılından bir önerimi yeniden ele almak istiyorum: Belediye-halk işbirliği. Bunu  yalnızca kooperatif yahut belediye iktisadi kuruluşu vb gibi yapılarla ortak yatırımlar gerçekleştirmek amacı ile sınırlamamak gerekiyor.Bu işbirliği Y.E.S. lerin yaygınlaşması için devlet  tarafından verilecek teşvikler kadar önemli ve daha politik çünkü toplumsal dinamizmi harekete geçirmek istiyor.

Özellikle belediyelerin danışmanlık hizmeti vermesi ve bu konuda gönüllülerden yardım almasını ve bu güçbirliğinin belediyelerin ve sivil toplumun  imkanları ile tanıtım yapmalarını öneriyorum. Keza yeni bina yapacak müteahhitlerin, mimarların ve mühendislerin ikna edilmesi, projelerine güneş enerjisinden elektrik üretmeyi almaları bu yolda önemli bir adım olacak. Güçbirliğimizin tüketim birleştirme noktasında Site ve apartman yönetimlerine sunumlar yapmak, çözümler önermekle teşvik edici olabileceğini düşünüyorum.

Belediye-halk işbirliğini bir yuvarlak masa yahut çalışma grubu gibi düşünebiliriz. Hangi görevle hangi kuruluşta olduklarının ötesinde Güneş Gönüllüleri diyebileceğimiz anlayış ve motivasyonla bu çalışmaya gelen insanlar, belediyeden görevliler, ilgili odalardan güneş enerjisi taraftarları, sektör temsilcileri ve aktif yurttaşlar bir çalışma grubu, eylem grubu oluşturabilirler. Kooperatif girişimcileri burada belli olur, bir sosyal proje olarak GES kurulumlarının finansmanı (bağıs toplamak) burada görüşülür. Kimi problemler burada çözülür, örneğin firmaların en küçük panel işini en büyük işten ayrı görmemesi anlayışı geliştirilir. Kurulum için gerekli kalifiye eleman yetiştirilmesinden gönüllü kalite kontrol mekanizmalarına dek tedbirler görüşülür. Kimbilir belki  bu çalışma grubu kentin karbondioksit emisyonunu düşürmek için yapılacak çalışmalarda strateji çalışmalarında yer alır, enerji  verimliliği (tasarrufu) dahil.

Sinnvoll: Vollst䮤ige Integration von Solarmodulen in die Dachkonstruktion
Sinnvoll: Vollst䮤ige Integration von Solarmodulen in die Dachkonstruktion

Mesele acilen gündem olmak, görünür olmak. Yurttaşlar bu neymiş desinler, ilgilerini çeksin, sorularına cevap verilsin ve kurulum sürecinde yardım görsünler. Herhalde belediyeleri maddi teşvik vermeye ikna edemeyiz, ama kolaylık göstermek, yardımcı olmak, bürokrasiyi üstlenmek, ödül vermek ve imar yasasının belediyelere verdiği yetkileri kullanarak güneş enerjisine yönelimi desteklemek belediyeler için mümkündür.Belediye imar dairesinde işini gören yurttaşların ve çalışanların başlıca konuştukları konunun güneş enerjisi olacağı günler yakın sanıyorum.

Aslında kısa süre önce Solarbaba platformunda okuduğum tweet’teki öneri uygulansa hızla sonuç alınır: “’Bundan sonra yapılacak her yeni binanın ruhsat alabilmesi için çatısına min 3kw (yaklaşık 30m2, her çatıda bu kadar alan var) güneş enerjisi sistemi kurulması mecburidir‘ şeklindeki tek cümlelik bir yasa-yönetmelik-tebliğ hem enerji bağımsızlığımda hem de istihdama uzun vadede çok önemli bir katkı sağlar.“

Benzer uygulamalar yerel düzeyde, örneğin Almanya’da mevcut – ancak Almanya’da da merkezi uygulamalara giden yol kolay değildi, önce gönüllüler ve aktivistler vardı.

Güneş enerjisinden elektrik üretilmesi için toplumsal dinamizmi harekete geçirmek üzere yeni yollar aramalıyız. Güneş Gönüllüleri bu çabanın önemli bir parçası olmaya devam edecek. Enerji politikalarıyla ilgilenen sivil toplum örgütleri ve aktivistler için bu görev bekliyor: Yüzbinlerce tüketiciyi kısmen ya da tümüyle, doğrudan güneş enerjisi sistemi kurarak yahut enerji kooperatiflerine ortak olarak elektrik üreticisi olmaya yönlendirmek. Bu politik bir eylemdir. Kimi belediyelerin  yenilenebilir enerjilerin yerelde üretilmesine gösterdikleri ilgiyi de politik tavır olarak değerlendiriyorum. Belediyelerin bu alanda mevcut toplumsal potansiyel ile birlikte yollar araması, birlikte yürümesi dileğiyle….

Y.E.S! Yapabiliriz

Yurttaşın Enerji Santrali

(X) G.E.S. kurmayı düşünüyorsanız önce gerçekci bir tahmin yapın, kac lira ayırabilirsiniz?  10 bin TL?,    o zaman firmaya “10 bin liralık bir GES” deyin. İhtiyacın tamamını karşılamayacak olsa da, şebeke bağlantısı sürdüğü için elektriksiz kalmayacaksınız. Mesele evinizi bir günde yüzdeyüz güneş enerjisi kullanır hale getirmek değil, bu dönüşüme acilen katkı sağlamak. Şimdi, hemen.

21-Alper-Öktem

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüsü

 

Şam’dan operasyona kınama

0,,19394342_303,00Türkiye’nin Cerablus’ta başlattığı operasyona Şam yönetiminden tepki geldi. Şam, operasyonun egemenlik haklarının ihlali olduğunu kaydetti.

Suriye hükümeti, IŞİD’i temizleme amacıyla Türkiye’nin başlattığı sınırötesi operasyonu kınadı. Operasyonun amacının terörle mücadele olmadığını savunan Suriye Dışişleri Bakanlığı, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin hava desteği ile zırhlı araçlar ve tanklarla Suriye sınırını geçmesinin egemenlik haklarının ihlali olduğunu savundu.

Bakanlık, terörle mücadelenin sadece Suriye hükümetinin ve ordusunun onayı ile başarıya ulaşabileceğini kaydetti.

Suriye’ye dün “Fırat Kalkanı” adıyla askeri bir operasyon başlatan Ankara, amaçlarının IŞİD’i temizlemek olduğunu belirtmişti.

Kabil’de üniversiteye silahlı baskın: En az 12 ölü

0

_90914798_hi034938003Afganistan’ın başkenti Kabil’deki Amerikan Üniversitesi dün akşam saatlerinde silahlı kişilerce basıldı.

Görgü tanıkları önce bir patlama sesi duyduklarını, ardından saldırganların çevreye ateş açtığını belirtti.

Yaklaşık 10 saat süren baskında 7 öğrenci, 3 polis ve 2 özel güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.

Polis, çıkan çatışmada iki saldırganın da öldürüldüğünü duyurdu.

Saldırıda 35’i öğrenci 44 kişi de yaralandı. Afganistan Sağlık Bakanlığı yaralılar arasında yabancı ülke vatandaşının bulunmadığını belirtti.

Saldırıyı üstlenen bir örgüt olmadı.

Afgan polisi olayın sona erdiğini, saldırı sırasında üniversite içinde tutsak kalan yaklaşık 750 öğrenci ve öğretmenin de kurtarıldığını açıkladı.

Saldırı sırasında üniversitede bulunan Pulitzer ödüllü foto muhabir Massoud Hossaini, saldırının başladığı anlarda Twitter’dan yazdığı mesajda “Yardım edin, üniversitenin içinde sıkıştık. Silah ve patlama sesleri geliyor, bunlar son tweetlerim olabilir…” dedi.

Hossaini daha sonra 9 öğrencisiyle birlikte bir acil durum kapısından kaçmayı başardı.

“Sınıfta ders anlatırken bir patlama sesi duydum” diyen Hossaini, ses üzerine cama çıktığında normal giyimli birini gördüğünü ve adamın kendisine doğru ateş ederek camı kırdığını belirtti.

Öğrenciler saldırganların sınıflara girmesini engellemek için barikatlar oluşturdu.

Görgü tanıkları saldırganların sınıf içlerine el bombası fırlattığını da söyledi.

İki hafta önce üniversitenin biri Amerikalı biri Avustralyalı iki öğretim görevlisi silahlı kişilerce kaçırılmıştı. Öğretim görevililerin nerede oldukları bilinmiyor.

2005’te açılan Amerikan Üniversitesi’nin yaklaşık 1.700 öğrencisi bulunuyor.

(BBC)