EnerjiHafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Rüzgar enerjisi ne işe yarar? – Alper Öktem

H20 = Su. Su molekülünü elektroliz ile parçalayabilirsiniz. Ortaya hidrojen H ve oksijen O2 çıkar. Gaz olarak atmosfere karışmadıklarında oksijen oksitleyici olarak, hidrojen de yakıt olarak kullanılmak üzere gaz tankına gönderilir. Bunlar, yakıt hücresinin çalışması için gerekenlerdir. “Yakıt  hücresi nedir, nasıl  çalışır” sorularının yanıtını ise Wikipedia’dan alalım.

“…Alışılagelmiş elektrik üretim sistemleri yakıtın içindeki enerjiyi elektriğe rüzdönüştürmek için ilk olarak yanma reaksiyonunu kullanır. Yanma reaksiyonunun verimli bir sekilde gerçekleşmesi için yakıtın ve oksitleyicinin (oksijen) tam olarak karışması gerekir. Bundan sonra elektrik enerjisi üretilene kadar bir dizi ara işlem gereklidir. Her ara işlem enerji kaybına yol açar dolayısıyla verimi düşürür.

Bir Yakıt hücresi’nde ise yakıtın enerjisinin doğrudan elektrik enerjisine dönüştürülmesi mümkündür. Yakıt ile oksitleyici farklı bölmelerde yer alırlar, alışıla gelmiş üretim sistemlerinden farklı olarak karışmazlar. Birleşmeleri ancak bu bölmeler arasındaki iyon ve elektron aktarımı ile gerçekleşir.

Yakıt hücresi, yakıtın enerjisini elektrokimyasal reaksiyon sayesinde doğrudan elektrik enerjisine dönüştürür. Dışarıdan sağlanan yakıt (anot tarafı) ve oksitleyici (katot tarafı) ile elektrik üretir. Bunlar bir elektrolit/elektrot ünitesinde reaksiyona girerler. Genellikle, reaksiyona girecek olanlar hücreye giriş yaparlarken, reaksiyon ürünleri hücreyi terk eder. Yakıt hücreleri, gerekli yakıt ve oksitleyici akışı sağlandığı sürece sonsuza dek çalışabilirler…

Yakıt hücrelerinde, reaksiyona girecek olan maddeler sürekli olarak tüketilmesine karşın, pillerde kapalı bir sistem içinde elektrik enerjisi kimyasal olarak depo edilmiş haldedir. Ayrıca, pildeki elektrotlar reaksiyona girmelerine ve pil dolup boşaldıkça değişmelerine karşın, yakıt hücrelerinin elektrotları katalitik olup nispeten kararlıdırlar.

Pek çok farklı yakıt / oksitleyici kombinasyonu mümkündür. Örneğin hidrojen hücresi, yakıt olarak hidrojen ve oksitleyici olarak oksijen kullanır.“

Kullanılmayan rüzgar enerjisini kullanmanın yolları

Ancak elektroliz çok enerji gerektiren bir işlemdir. Elektrik üretmek için kömür yaktığınızda atmosfere aşağı yukarı aynı miktarda CO2 verirsiniz ve bu nedenle de işlem anlamsızlaşır. Peki ya kullanamadığınız rüzgar enerjisi ile elektroliz yaparsanız?

Pek bilinmez, ama rüzgar türbini ile üretilen elektrik her zaman tümüyle şebekeye verilemiyor. Yenilenebilir enerji üretimi artıkça zaman zaman -kullanılmayacağı için yahut şebeke kapasitesi el vermediğinden – tirbünler durduruluyor. Yani rüzgar boşa esiyor. Ancak tirbünü çalıştırıp ürettiği  elektriği yerinde -doğrudan-  elektroliz için kullanırsanız, ürettiğiniz hidrojen gazı da yenilenebilir enerji hammaddesi oluyor.

2019 yılında Almanya’nın sera gazı  emisyonunun 50 milyon ton  azaldığı açıklandı. Bu, 1990’daki seviyenin % 35 altında. Bu sevindirici durum, ülkenin 2020 için koyduğu, sera  gazı emisyonunu % 40 oranında azaltma hedefinin hayata geçirilebileceği umudunu doğurdu. Emisyondaki bu ciddi düşüşün sebebi ise, elektrik ihtiyacının % 43 oranında yenilenebilir  enerjilerden elde  edilmiş  olması, ki bu da bir rekor.

Yeni teknolojiler

2017’de şebekeye verilemeyen yenilenebilir kaynaklı toplam elektrik miktarı 5,5 Terrawattsaat olarak açıklandı. Bunun.çoğunu da rüzgar varken çalıştırılamadığı için üretilemeyen elektrik oluşturuyor.

Japonya‘nın yakıt hücresine yoğunlaştığını biliyoruz. Almanya’nın kuzey  eyaletleri de bu sektörü geliştirmek için işbirliği kararı aldı ve hedeflerini 2030 yılına dek elektroliz kapasitesini 500 Megawatt’a çıkartmak olarak belirledi.

Rüzgardan elde edilen elektriği elektroliz için kullanıp hidrojen üretmek ve bunu doğal gaz yerine kullanmak işin sadece bir yanı. Isınmak için yenilenebilir hidrojen üretmenin ve kullanmanın öncülüğünü ise Greenpeace’in enerji şirketi yapıyor. Şirket, daha bir kaç yıl öncesinde yatırım yapmadan önce abonelerine “Yenilenebilir doğalgaza kilowatt saat başına bir kaç sent daha fazla öder misiniz?” diye sormuştu. Tüketicilerin daha pahalı gazı bu teknolojinin  gelişmesi için ödemeyi  kabul etmeleri üzerine de ilk adımlar atılmıştı.

Kategori: Enerji

Köşe Yazıları

Brecht 118 yaşında – Alper Öktem

Bakın bu ilk kez oluyor, Brecht’i doğum gününde  anıyorum. Yeşil Gazete’de Özlem Serpen, Brechtin doğum günüde, 12 Şubatta bunu belirten bir yazı yazmasaydı gene aklıma gelmezdi. Halbuki bu son aylarda sık sık hatırlar oldum Brecht’i. Niye mi?

Bertolt Brecht

“Wer Hindenburg wählt, wählt Hitler, wer Hitler wählt, wählt den Krieg.” 1932 yılında yapılan Almanya  Başkanlık seçimlerine Emekli Mareşal Hindeburg Sosyal Demokrat Parti adayı olarak  katılmıştı sağ blokun adayı Hitler idi. Alman Komünist Partisi başkanı Entst Thälmann liderliğindeki komünistlerin sloganı ise buydu: Hindenburg’u  seçen Hitler’i seçer. Hitler’i seçen  savaşı seçer.

10 Nisan 1932’de yapılan 2. tur sonuçları:  Hindenburg % 53,1 ,  Hitler 36,7 ve Thälmann % 10,1.   “Savaş mı başkandan,  Başkan mı savaştan gelir?” diye şu sıralar kafa yoran efkarlı umumiyemiz  için tarihsel bir olguyu Brecht’in bir şiiri ile anlatmayı deniyorum  bu sıralar. Genç Brecht 1. Dünya savaşının bitiminde sıradan insanlar için savaştan çıkmanın savaşa girmekten daha zor olduğunu Die Legende vom toten Soldaten adlı şiirinde anlatır.

   

Ölü Askerin Öyküsü

Savaşın dördüncü yılıydı
Siperler cesetle dolu
Soğuk bir Kasım sabahıydı
Bizim Askercik de öldü

”Olmaz” dedi generaller
Doktor papazla geldi
Biraz ilaç biraz dua
Canlandı bizim asker

Yarım kaldı hayaller
Huzur bozuldu mezarda
Sen kalk git bu havada
Dağlarda savaşa çık

”Olmaz” dedi bizim asker
Okyanusa kaçmalı
Doğan güneşle her yeni gün
İnekleri sağmalı

Haydi gene aynı merasim
Önce celp kağıdı geldi
Hatta celp filan yoktu da
Gönüllü gitti kavgaya

Kadınlar ağladı her dilden
Muhtarlar nutuk attı
Analar neler doğururmuş
Oğlan iki kere asker!

(Analar neler doğururmuş
Canlandı bizim asker!)

Bertolt Brecht 1918
Müzik: Ernst Busch

Brecht’in bu şiirinin başka  tercümeleri var mı diye Google’a sordum. 11.8.2016  tarihli Leblebitozu isimli bir internet dergisinde bir çeviri gördüm ve daha bir kaç satır okumadan ama bu benim çevirim, dedim. Çok keyiflendim. Çevirenin kim olduğu belirtilmemiş olsa da içine onca yerli ögeler aldığım bu çevirinin beğenildiğine sevindim işte. Aslına sadık bir çeviri diye sorarsanız  youtube’da arayın lütfen.

“Ölü Askerin Destanı”nı Tülay Günal ve Genco Erkal’dan dinledim,  harika bir yorum!

Benim  25 yıl kadar önce oturma  odasında teybe yaptığım kayıt     

    ve Almanca sözleriyle, Ernst Busch’un sesinden                

 

 

Alper Öktem

Köşe Yazıları

Almanya’da enerji dönüşümü – Alper Öktem

almanya güneş enerjisi..Almanya’da 1999 yılındaki seçimden sonra kurulan Sosyal Demokrat – Yeşil koalisyonun hazırladığı ve 2000 yılında kabul edilen Yenilenebilir Enerji Yasası (EEG= Erneuerbare Energien Gesetz) farklı kaynaklardan üretilen elektriğin, hangi önceliklerle, ulusal şebekeye verileceğini düzenlemektedir. Aynı zamanda üreticilere, şebekeye verilen elektrik karşılığı bu yatırım için belirlenen fiyatı belli bir süre için sabit tutmayı garanti etmektedir. Bu yasanın öncüsü 1991 yılında kabul edilen, şebekeye cereyan verme yasası (Energieeinspeisegesetz) dünyanın ilk Eko Cereyan Yasası olarak kabul edilmektedir. 90 lı yıllarda örneğin 1000 Çatı programı ve 1999-2003 arasında 100.000 çatı programı federal düzeyde uygulanmıştır, ayrıca eyalet hükümetlerinin de özgül programları olmuştur. Bu tür destekler kısmen hibe dahi içermekte iken, Yenilenebilir Enerji Yasası örneğin güneş enerjisinde yatırımcının 20 yıl önünü görmesini, yatırımın geri döneceğine kani olmasını sağlamıştır. Çatı programları ise başından itibaren GES için çatıların esas alındığını gösteriyor. (Yasa tüm yenilenebilir kaynakları ele almıştır. Bu yazıyı güneş enerjisi ile sınırlı tutuyorum)

EEG (Yenilenebilir Enerji Yasası) o zamandan beri defalarca fiyatlar ve diğer açılardan şartlara uyum sağlayacak şekilde değiştirildi. Burada tahmin edileceği gibi bir pazarlık söz konusu. Yani farklı gruplar arasında, farklı enerji üreticileri, sendikalar, siyasi partiler arasında bir çekişme, bir güce bağlı, lobilere bağlı kararlar, karar değişiklikleri söz konusu.

Almanya’da meseleyi anlamak için, partileri ve lobileri anlamak gerekiyor. Kömür lobisi Almanya’da çok güçlü. Bir yandan Sosyal Demokrat Parti(SPD)  ile çok güçlü maden işçileri sendikası ile diğer yanda Hıristiyan Demokratlar(CDU) kömürün yanında özellikle nükleer güç santrallerini işleten tekellerin çıkarlarına, beklentilerine daha ağırlık veriyorlar. Herkes bol bol üretmek, herkes bol bol satmak istiyor. Paylaşım politikanın bir alanı. Bu konudaki regülasyonlar politikanın bir alanı. Fakat bir de yenilenebilir enerjiler alanında yine çıkar çelişkileri ve bunların siyasetle ilişkisi var. Çelişki büyük yatırımcı ile küçük yatırımcı arasında. (Burada küçük yatırımcıyı güneş enerjisinde 10 kW sınırı ile ifade etmek yerine, bireysel/doğrudan olmasını ya da kooperatif biçiminde olduğu gibi küçüklerin örgütlenmesini esas alıyorum.)

Yenilenebilir Enerjilere inanmayan ve yıllarca yatırım yapmayan tekeller bariz bir şekilde pazar payı kaybettiler. Şimdi hükümet (Hristiyan Demokrat – Sosyal Demokrat koalisyonu) desteğiyle pazar payını büyütmeye çalışıyorlar. Bunun için de üretim maliyeti düşük devasa rüzgar enerji santrallerini denizde kurmak (off shore) yolunu tuttular. Çok büyük kapasiteli devasa santraller, rüzgar çiftlikleri. Bunları bir enerji kooperatifinin yapması söz konusu değil. Burada hükümetin ya da hangi hükümet başta ise onun önceliklerini görebiliyoruz. Desantralize, yerinde üretim mi? Yoksa Enerji tekelleri mi?  Bayan Merkel tekellere yakın politikayı temsil ediyor. Bu politikaya karşı ilginç bir noktada direniş var.  Bu enerjinin Güney Almanya’ya dek yüksek gerilim hattıyla nakledilmesi lazım ve insanlar çevrelerinden kasabalarından bunun geçmesini istemiyorlar.

Yani nasıl ki kömür, nükleer güç santrali ve yenilenebilir enerjiler alanında bir çekişme, politika farklılıkları varsa aynı şekilde yenilenebilir enerjilerin mülkiyeti ve bir üretim aracı olarak tekellere ya da halka ait olup olmaması da farklı politikalarla kendisini ifade ediyor.

Almanya’da bir milyonun üzerinde, küçük ölçekli tabir ettiğimiz yenilenebilir enerji santrali var. Küçük ölçekli yani evin çatısında üç beş kilowatt kurulu gücü olan bir güneş paneli olarak, veya bir iki rüzgar gülü ve bir kaç yüz kW kurulu gücü olan güneş enerji santrali sahibi bir kooperatif .  Ya da bir köylü, hayvan barınaklarını, tüm çiftlik evlerini, tüm çatılarını kullanarak belki 40- 50 kilowatt kurulu güce ulaşabiliyor. Bunları küçük ölçekli sayıyoruz. Ve bunlar ile; offshore üreten tekeller veya büyük sahra çöllerinde üretip Avrupa’ya nakletme hayalleri kuran tekeller arasında çelişki var. Bu çelişki de politik bir olay. Bazı çelişkiler kendiliğinden çözülüyor, hammaddesi yani güneş Afrika çöllerinde olduğu gibi Avrupa’da da bedavaysa, bunun nakliye masrafını düşünmek lazım.

2000 yılında çıkan yasa o zaman mevcut ve 2001 yılına dek kurulacak olan GES lere 50,6 Eurocent fiyat belirlemişti. 2015 yılındaki yasa değişikliği ile örneğin Ağustos 2015 te kurulan 10 kW ye dek kurulu gücü olan çatı tipinde (bunun için Y.E.S. tanımını tercih edelim, Yurttaşın Enerji Santrali) 12,36 Eurocent olarak belirlenmiştir. Bu fiyat satmak için ekonomik değil. Tüketilen 1 kWsaat elektriği 15 cente alıp üretileni 50 cente satmak artık yok. Ama desantralize ve çok sayıda insanın elinde bulunan, deyim yerinde ise bu demokratik ve halkçı enerji için yaratıcı çözümlerin sınırı yok. Meskenler için elektrik fiyatı çok kabaca 25 Eurocent olunca öztüketim için üretim yapmak çekici oluyor. Bunun dışında aynı trafoya bağlı bir komşunuza da elektrik satmanıza bir engel yok. Şebekeye 12,36 cente vermek yerine 19 cente komşuya satınca siz memnunsunuz, tüketici komşunuz da memnun 6 cent daha ucuza aldığı için.

Enerji dönüşümünün diğer alanı ise nükleerden çıkış. SPD ve Yeşiller hükümeti 2000 yılında uzun yıllara yayılmış bir nükleer santralleri tasfiye planını yasalaştırdılar. Daha sonra gelen Merkel hükümeti bunu iptal etti. 2011 Fukuşima faciasından sonra bayan Merkel aynı kanunu tekrar uygulamaya koydu. Arada olan sadece Fukuşima nükleer kazası değildi: Kazadan sonra Almanya’da 800 yerleşim biriminde sürekli antinükleer gösteriler sürdürüldü. İşte bu antinükleer mücadele 90’lı yıllardan başlayarak yenilenebilir enerjileri tanıtan, çatısına kuran, en azından bir kooperatife ortak olan aktivistleriyle enerji dönüşümünün motoru oldu. Termik santral karşıtı hareket, iklim hareketi, alternatif otomobil kulübünden bisiklet trafiğine öncelik isteyenlere dek hepsini saymak lazım.

Alper ÖktemAlper Öktem

 

Köşe Yazıları

Çatılara güneş enerjisi sistemleri, hemen ve şimdi! – Alper Öktem

Çatıların üstüne  küçük ölçekli güneş elektriği sistemleri neden kurulmuyor. Eksik bir şey mi var?

Türkiye’nin güneş enerjisi gücü 31 Aralık 2015 itibari ile 248,8 MW, 30 Haziran 2016 itibari ile ise 505,9 MW’a ulaştı.6 ayda  %100’ü geçtik ama, ne bu artışta ne de toplam 505 MW içinde çatıların üstüne kurulan 10 kW‘a kadar kurulu gücü olan küçük ölçekli güneş elektriği sistemlerinin payı yok gibi. (http://solar.ist/turkiye- gunes-enerjisinde-5621-mwa- ulasti/)

Avustralya’nın küçük ölçekli güneş elektriği sistemlerinin (çatı üstü güneş elektriği) kurulu gücü 5 GW sınırına yaklaşmış durumda. Bu güç 1.558.689 adet kurulumdan oluşuyor. (http://solar.ist/avustralya- cati-ustunde-5-gw-sinirinda/)

19

Ne demiştik, yurttaşlar  evlerinin çatısına  küçük ölçekli bir Güneş Enerjisi Santrali (= G.E.S) kurunca bunun adı Y.E.S.olsun, Yurttaşın Enerji Santrali. Zaman zaman yurttaşların enerji santralı kavramına denk düşen halkçı enerji sözünü de kullanıyorum. Bu kavrama tabii kooperatifler ve başka türlü birlikler de giriyor.

Bir de yazının sonuna eklemiştim: Y.E.S.! Yapabiliriz.

Ama olmuyor. Günısı‘da dünyada 2’nciyiz ama çatılarda küçük ölçekli Güneş Enerjisi Santrali kurulmasında gelişme yok gibi. Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik ve Tebliğde 23 Mart 2016 tarihinde yapılan değişiklikler ile yurttaşların çatılarda güneşten elektrik üretmesinin önü esas olarak  açıldı, şikayet konusu olan hususlarda önemli düzeltmeler yapıldı. Ama Yurttaşın Enerji Santrali Y.E.S. olarak tanımladığım bu alanda hareket başlamadı. Belki aradan geçen 5 aylık süre çok kısa  sayılır ama bu noktada bir değerlendirme yapmak gerekiyor.

Yurttaşların enerji santrali kurmasının yolları

1)      Enerji Kooperatifi kurmak

2)      Tüketim birleştirme çerçevesinde apartman, site, köy, yazlık vs (çatılara) kurmak

3)      Kendi çatınıza kurmak  (x)

Yeni bir teknoloji var, çok yararlı, ekonomik açıdan anlamlı. Ne yapmalı? Bunu insanlara duyurmalı, bilgilendirmeli, sorulara cevap vermeli, örnekler göstermeli.

Nasıl yapmalı? Güneş enerjisi savunucuları bir araya gelip imkanları ölçüsünde kendi Y.E.S. lerini kurarken, doğrudan kendilerine yararlı olmasa da sosyal sorumluluk projeleri, örneğin ‘Herkese Güneş Enerjisi Santrali’ gibi bir özyardım programı hayata geçirebilirler. Bunun dışında pozitif örnek yaratmak için bağış kampanyaları ile mesela cemevlerine, camilere, okullara kurabilirler.

Kim yapacak? Nükleer ve termik karşıtı aktivistler, iklim aktivistleri demiştik.

Ama görülüyor ki bunları kim yapacak sorusuna daha fazla ve gerçekci cevaplar bulmalıyız. İlk adımların atılmasında öncülüğü kimler başarı ile üstlenebilir?

Bu noktada 2015 yılından bir önerimi yeniden ele almak istiyorum: Belediye-halk işbirliği. Bunu  yalnızca kooperatif yahut belediye iktisadi kuruluşu vb gibi yapılarla ortak yatırımlar gerçekleştirmek amacı ile sınırlamamak gerekiyor.Bu işbirliği Y.E.S. lerin yaygınlaşması için devlet  tarafından verilecek teşvikler kadar önemli ve daha politik çünkü toplumsal dinamizmi harekete geçirmek istiyor.

Özellikle belediyelerin danışmanlık hizmeti vermesi ve bu konuda gönüllülerden yardım almasını ve bu güçbirliğinin belediyelerin ve sivil toplumun  imkanları ile tanıtım yapmalarını öneriyorum. Keza yeni bina yapacak müteahhitlerin, mimarların ve mühendislerin ikna edilmesi, projelerine güneş enerjisinden elektrik üretmeyi almaları bu yolda önemli bir adım olacak. Güçbirliğimizin tüketim birleştirme noktasında Site ve apartman yönetimlerine sunumlar yapmak, çözümler önermekle teşvik edici olabileceğini düşünüyorum.

Belediye-halk işbirliğini bir yuvarlak masa yahut çalışma grubu gibi düşünebiliriz. Hangi görevle hangi kuruluşta olduklarının ötesinde Güneş Gönüllüleri diyebileceğimiz anlayış ve motivasyonla bu çalışmaya gelen insanlar, belediyeden görevliler, ilgili odalardan güneş enerjisi taraftarları, sektör temsilcileri ve aktif yurttaşlar bir çalışma grubu, eylem grubu oluşturabilirler. Kooperatif girişimcileri burada belli olur, bir sosyal proje olarak GES kurulumlarının finansmanı (bağıs toplamak) burada görüşülür. Kimi problemler burada çözülür, örneğin firmaların en küçük panel işini en büyük işten ayrı görmemesi anlayışı geliştirilir. Kurulum için gerekli kalifiye eleman yetiştirilmesinden gönüllü kalite kontrol mekanizmalarına dek tedbirler görüşülür. Kimbilir belki  bu çalışma grubu kentin karbondioksit emisyonunu düşürmek için yapılacak çalışmalarda strateji çalışmalarında yer alır, enerji  verimliliği (tasarrufu) dahil.

Sinnvoll: Vollst䮤ige Integration von Solarmodulen in die Dachkonstruktion

Sinnvoll: Vollst䮤ige Integration von Solarmodulen in die Dachkonstruktion

Mesele acilen gündem olmak, görünür olmak. Yurttaşlar bu neymiş desinler, ilgilerini çeksin, sorularına cevap verilsin ve kurulum sürecinde yardım görsünler. Herhalde belediyeleri maddi teşvik vermeye ikna edemeyiz, ama kolaylık göstermek, yardımcı olmak, bürokrasiyi üstlenmek, ödül vermek ve imar yasasının belediyelere verdiği yetkileri kullanarak güneş enerjisine yönelimi desteklemek belediyeler için mümkündür.Belediye imar dairesinde işini gören yurttaşların ve çalışanların başlıca konuştukları konunun güneş enerjisi olacağı günler yakın sanıyorum.

Aslında kısa süre önce Solarbaba platformunda okuduğum tweet’teki öneri uygulansa hızla sonuç alınır: “’Bundan sonra yapılacak her yeni binanın ruhsat alabilmesi için çatısına min 3kw (yaklaşık 30m2, her çatıda bu kadar alan var) güneş enerjisi sistemi kurulması mecburidir‘ şeklindeki tek cümlelik bir yasa-yönetmelik-tebliğ hem enerji bağımsızlığımda hem de istihdama uzun vadede çok önemli bir katkı sağlar.“

Benzer uygulamalar yerel düzeyde, örneğin Almanya’da mevcut – ancak Almanya’da da merkezi uygulamalara giden yol kolay değildi, önce gönüllüler ve aktivistler vardı.

Güneş enerjisinden elektrik üretilmesi için toplumsal dinamizmi harekete geçirmek üzere yeni yollar aramalıyız. Güneş Gönüllüleri bu çabanın önemli bir parçası olmaya devam edecek. Enerji politikalarıyla ilgilenen sivil toplum örgütleri ve aktivistler için bu görev bekliyor: Yüzbinlerce tüketiciyi kısmen ya da tümüyle, doğrudan güneş enerjisi sistemi kurarak yahut enerji kooperatiflerine ortak olarak elektrik üreticisi olmaya yönlendirmek. Bu politik bir eylemdir. Kimi belediyelerin  yenilenebilir enerjilerin yerelde üretilmesine gösterdikleri ilgiyi de politik tavır olarak değerlendiriyorum. Belediyelerin bu alanda mevcut toplumsal potansiyel ile birlikte yollar araması, birlikte yürümesi dileğiyle….

Y.E.S! Yapabiliriz

Yurttaşın Enerji Santrali

(X) G.E.S. kurmayı düşünüyorsanız önce gerçekci bir tahmin yapın, kac lira ayırabilirsiniz?  10 bin TL?,    o zaman firmaya “10 bin liralık bir GES” deyin. İhtiyacın tamamını karşılamayacak olsa da, şebeke bağlantısı sürdüğü için elektriksiz kalmayacaksınız. Mesele evinizi bir günde yüzdeyüz güneş enerjisi kullanır hale getirmek değil, bu dönüşüme acilen katkı sağlamak. Şimdi, hemen.

21-Alper-Öktem

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüsü

 

Köşe Yazıları

Bütün yollar güneşe gidiyor: Seferihisar örneği – Alper Öktem

Enerji üretiminde, üretim araçlarnda -mesela 30 yıl içinde diyelim- hızla bir değişiklik, bir devrim gerçekleşti. Bir şeyler oluyor, daha bir kaç ay önce Konya’da en büyük GES hizmete girdi. Kurulu gücü 22,5 MW. 200 tane böyle GES kurulsa Akkuyu nükleer santrali hayallerinden fazlası yapar. Bunları okuyucu biliyor.

Güneş Gönüllüsü ismiyle yazdığım yazılarda güneş enerjisinin başka bir yönüne dikkatinizi çekmeye çalışıyorum. Tekellerin devasa santrallerinin yanına yurttaşlar evlerinin çatılarına kurdukları pek mütevazi güneş santralleri ile geliyorlar. Öyle ki kimi ülkelerde kurulu güneş enerjisi santrallerinin kurulu gücünün yarısı şahıslara ait (Bu oran bunun için konulan sınıra bağlı tabii).

96

İşte ben bunun üzerinde duruyorum ve okuyucuyu ve tek tük yaptığım sunumlarda dinleyicileri, evet konuştuğum herkesi bu adımı atmaya teşvik ediyorum, toplumsal dinamizmi harekete geçirmeye çalışıyorum. Güneş enerjisinden elektrik üretmek politik bir eylemdir, diye yazdım. Bu sizin Soma’ya, Ermenek’e cevabınızdır dedim.

Güneş enerjisi teknolojisi bireyi üretici yaparken yepyeni bir kollektiviteyi beraberinde getiriyor. Bir köy düşünün, bütün evlerde GES ve akü var ve bütün evler bir networkk oluşturuyor, bir smart grid, akıllı şebeke. Elektrik cereyanı evden eve akıyor ama GES sahibi yurttaşlar bunu birbirlerine satmıyorlar, veriyorlar. (Ama köyün toplamda üretim fazlası şebekeye satılıyor.)

İşte heyecan veren güneş enerjisinden elektrik üretmenin getirdiği sosyolojik, ekonomipolitik, siyasi ve kültürel fırsatlar ve üretim proseslerinde, kullanımda ve organizasyonundaki çeşitlilik, “diversity”. Pek çok insan bi sürü şey düşünüyor. Başka ülkelerden de öğreniyoruz, bu arada Zihni Sinir projeler de çıksa da, bütün yollar güneşe gidiyor.

2015 yılı başlarında yaptığım seminerden sonra arkadaşlara belediye yönetimlerine sunulabilecek bir mektup iletmiştim ve kimi belediyeleri de kendim ziyaret ettim:

“GES alanında eksikler ve fırsatlar da görünür hale geliyor. Bizim dikkatimizi çeken bu alanda yaygın yurttaş katılımını öngören uygulamalar için zemin yaratılmamış olmasıdır. Çevre dostu ve katılımcı demokrasi anlayışlarını temel alarak size bazı önerilerde bulunmak istiyoruz.

Belediye-halk işbirliği ile kentimizde güneş enerjisinden yararlanmayı yaygınlaştırabiliriz. Bunun için şu imkanları görüyoruz: Belediye halk ortaklığı ile kentimizde irili ufaklı güneş enerjisi santralleri kurabiliriz. Bunun ideal biçimi enerji kooperatiflerinin kurulmasıdır ancak mevzuat bu konuda kolaylaştırıcı değildir. Halkın ortak olacağı belediye iktisadi kuruluşu konusu ilk elde ele alınır ve kooperatif kuruluşu için ise uygulanmanın netleşmesi beklenebilir. ….”

Lisansız Elektrik Üretim Yönetmeliğinde 23 Mart 2016 tarihinde yapılan değişiklikle belediye halk ortaklı kooperatifler de mevzuat değişikliğinden yararlanıyorlar. Birkaç gün önce de Avukat Arif Ali Cangı‘nın Facebook sayfasında haberi ve bu haber nedeniyle Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ve beni kutladığını okudum:

Türkiye’nin ilk “sakin şehri” olan İzmir’in Seferihisar ilçesinde güneş enerjisinden elektrik üretimi için belediye öncülüğünde enerji üretim kooperatifi kurulması için girişim başlatıldı.

Güneş tarlası oluşturma ve binaların çatılarına yerleştirilecek panellerle enerji üretimini öngören çalışmayla ilk etapta 1 megavat elektrik üretilmesi planlanıyor.

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, yılın 300 günü güneş alan Ege’de güneş enerjisi yatırımlarının yetersiz olduğuna dikkati çekti.

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer

Yenilenebilir enerji yatırımlarına küçük sermayenin de çekilmesi halinde bu potansiyelin hızla değerlendirilebileceğini inandıklarını dile getiren Soyer, güneşli gün sayısı çok daha az olan Almanya’da uygulanan kooperatif modelinin Türkiye için uygun olduğunu gördüklerini ifade etti“.
………………

Burada Belediyelere ve Güneş enerjisinin yaygınlaşması için çaba gösteren herkesi Seferihisar örneğini, belediye-halk işbiliğine (ortaklığına)  dayanan   Enerji Kooperatif   örneğini çoğaltmaya  çağırıyorum.

Güneş enerjisinde doğru olan bunun çatılara kurulmasıdır, katılımcı demokrasi ve milyonlarca insanın üretici olmasıdır, kendisini ifade etmesidir. Belediyeler öncülük etmeli , yol göstermelidir.

Ama tek yol kooperatif değil, tek yol güneş

Gelecek yazıda yeni önerilere yer vereceğim.

Y.E.S! Yapabiliriz

 

97-Alper-Öktem-300x194

 

Alper Öktem

Köşe Yazıları

Güneş Enerjisinden elektrik üretiminde önemli gelişmeler – Alper Öktem

Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte Mart ayında önemli değisiklikler yapıldı. Mevzuat engellerle doluydu. Siyaset ilgilenmiyordu ama sektörden eleştiri geliyordu. Yapılan değişikliklerle özellikle çatılarda küçük ölçekli GES kurmanın önü açılıyor.

Çok önemli gelişmeler

1) Enerji kooperatiflerinin önü açılıyor. Kooperatif üyeleri, için aynı ikamet ve trafo şartı kalktı. Bu engel yok artık. Belediyeler de artık bu yenilenebilir enerji kooperatiflerine ortak olabilir ya da onları destekleyebilir.

2) Tüketim birleştirmek mümkün. (Ben söylemiş olayım, site yahut apartman toplantılarında insanlar enerji politikaları tartışacaklar bir yıl sonra) ve

3) 10 kW kurulu güce kadar çatılara GES kurmak sıfır bürokrasi ile olacak. (Biz Almanyada bu mücadeleyi çatılarda kazandık diyorum sık sık)

Heyecan verici gelişmeler

Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu (International Solar Energy Society – ISES) – Türkiye Bölümü (GÜNDER), Yüzbin Çatı projesi var.

Almanya 1999 demektir bu! Almanya’da günes enerjisinin önü böyle 1999-2003 arasında uygulanan 100.000 çatı programı ve bunun için kamu desteği verilmesiyle açılmıştı. Yani ucuz kredi, ehven fiyat programı. Milyonlarca kişinin elektrik üreticisi olacağını düşünmek cok heyecan veriyor.

16

…………………………………………………………………

Proje ülkemizde bulunan yaklaşık 8 milyon GES kurulumuna uygun konut, ticari ve yaklaşık 85 milyon m2 sanayi çatısını güneş enerjisi için kullanabilmeyi amaçlamakta. Çatı kurumları için yasal mevzuatın düzenlenerek finansman modellerinin yaratılması, gerekli düzenlemelerin oluşturulması için zemin oluşturulacaktır. Proje durum raporunu buradan okuyabilirsiniz. www.gunder.org.tr

………………………………………………………………………

Ekonomipolitik

Tekelci kapitalizmde yaşıyoruz ve özellikle enerji sektöründe tekelleşme çok ileri noktalara ulaşmış durumda. Enerji sektörü ekonominin can damarı. Beri yanda enerji kaynakları çok çeşitli. Örneğin bugün nakliye için araba kamyon, uçak yahut gemileri fosil yakıt olan petrol ile çalıştırabilirsiniz veya (örneğin Almanya‘da temiz kaynaklardan elde edilen) elektrik enerjisi ile çalışan demiryolu taşımacılığını kullanabilirsiniz. Tercihiniz fiyat ve sürate bağlı olur. Beri yanda yeni teknolojiler giderek daha fazla motoru çalıştırır oldular, elektrikli araba buna bir örnek.

Enerji sektöründe fiyatların oluşumunun bu şekilde sürmeyeceğini de tahmin edersiniz. Örneğin ömrünü 40 yılda tamamlayan bir nükleer güç santralinin sökülmesi masraflarını bu 40 yıl boyunca biriktirmez iseniz nükleerden elde edilen elektrik şu an daha ucuz görünür (torunlarınızın ecdad hakkında ne düşüneceğinin nasıl olsa fiyatı yok). Fakat giderek daha fazla uzman santral sökmek başlangıçta planlandığından çok daha pahalı olacak diyor.

Tabii ileri görüşlü olmak zorunda olan bankacılar ve sigortacılar iklim değişikliğinin fosil kaynaklı yakıtlardan kaynaklandığını biliyorlar ve bunun faturasının termik santrallere çıkacağını görmeye başladılar.

Ama daha önemlisi : Tuhaf bir camın altında kumdan üretilmiş bir düzenek ile güneş enerjisinden elektrik elde ediliyor. Hammaddesi bedava ama bitmiyor, tükenmiyor, kirletmiyor. Ne var bunda diyeceksiniz ama bunu her isteyen yapabiliyor. Ruhları kapitalizmin devri krizlerinin ve fiyatların sürekli inip çıkmasının açtığı yaralardan kurtaracak, korkuları azaltacak yeni üretim aracı, insanla bir düşününce üretici güc.

Bütün yollar güneşe çıkıyor ama

HERKES güneş enerjisinden elektrik üretebiliyor ve bunu yapmak için çok farklı yapılanmalar var:

Güneşe giden yollar diyelim

1) Enerji Kooperatifi kurmak

2) Tüketim birleştirme çerçevesinde apartman , site , köy  vs (çatılara) kurmak

3)  Kendi çatınıza kurmak

4)  Herkese Güneş Enerjisi Santrali gibi bir özyardım programı

5) Pozitif örnek yaratmak, ikna ile, bağış ile, kampanya ile mesela cemevlerine, cami , kilise, sinagoglara, okullara

GES

Tabii bir de büyük ölçekli üretim tesisleri var, güneş çiftlikleri gibi. Bunlar Nükleer Güç Santralleri ya da termik santrallere oranla çok daha fazla istihdam sağlıyorlar.

Ama Güneş Gönüllüsü hesabı şöyle yapıyor:

100.000 çatı x 10 kW= 1milyon kW = 1000 büyük GES x 1000 kW (1MW) = 1000 MW = 1 milyon kW
Yani, bir kaç firma 1000 büyük santral mi kursun? Yoksa 100.000 yurttaş aynı üretimi yapıp, başta enerji politikaları, toplumsal meselelerde söz sahibi mi olsun?

İnsan ve kültür

Ama heyecan verici olan insan ve kültür faktörü. Herkesi üretici yapmak otonomi ile özgürlükler ile insanların bağımlılığını görece azaltıyor. Yabancılaşmaya karşı panzehir burada.

Kısa notlar :

Düzen insanları bağımlı kılıyor, hatta modern sosyal yardım yerine sadaka düzeni geçiyor acaba tersi yol var mı? Evet, desantralize enerji, kendisi üretsin  insanlar.

Niye yaşam alanlarını savunma konusunda aktif olan insan sayısı az? 15 Mayıs’ta termik santrallere karşı Aliaga’da yapılan mitingde niye göreceli olarak az kişi idik?

Yabancılaşma, tasarruf konularına girsek? Enerji konusunu konuşabilirsem, kömüre karşı yürüyüşe cağırabilirim belki, ne dersiniz?

Öztüketim, Bengladeş’te Hindistan’da elektriksiz köylerde olabilir, ama burada? Tabii burada da olur, diye düşündüm, olur mu? Yatırım ortaklığı düşünsek (senin paran benim çatım). GES kurmak orta tabakanın dışına çıkamaz diyorlar, acaba başka yollar yok mu?

Y.E.S! Yapabiliriz
Yurttaşın Enerji Santrali

17-alper_oktem
Alper Öktem
Güneş Gönüllüsü

Köşe Yazıları

Niçin güneşten elektrik, Niçin enerji kooperatifi? – Alper Öktem

Güneş gönüllüsü sizleri ısrarla güneşten elektrik üretmeye çağrıyor. Üstelik güneş enerjisinden elektrik üretmenin politik bir eylem oldğunu söylüyor. 30 Mart 2015 tarihli yazısında sizlerin çatınıza kuracağınız küçük bir panel ile, komşularınızla kuracağınız bir kooperatifle demokrasi arasında bağlantılar kuruyor.

4 m2 güneş paneli ile politika nasıl yapılır?

Almanya’da herşey önce nükleer enerjiyi reddeden insanların yenilenebilir, alternatif enerji aramaları ile başladı. Belki biraz doğrucu davutluk diyeceksiniz ama sokakta nükleer enerjiye hayır diyen insanlar devlet bu işe zorlanıncaya dek beklemek istemediler. Evlerine nükleer güç santralinde üretilen elektriği (nükleer cereyanı!) sokmak istemediler.

12Tabii fotovoltaik ve rüzgar enerjisi teknolojileri yeni yeni gelişmeye başlamıştı ve çok anlaşılır bir argümanları vardı: Güneş ve rüzgar her zaman var ve her zaman bedava.

Üzerinde ‘Nükleer? Hayır teşekkürler‘ yazılı olan ve gülümseyen güneş resmini biliyorsunuz. Karşı görüştekiler ise aynı resme ‘Taş çağına mı dönelim? Hayır asla!’ yazmışlardı.

Sonra Çernobil’de nükleer güç santrali çatladı patladı hem pahalıya mal oldu hem de yaşam alanlarını ve yaşayanları yok ettiği görüldü. Güneş ve rüzgarın hammaddesi bedava olduğu gibi tehlikesinin olmadığı da görülüyordu. Eskilerin deyimiyle, tecrübeyle sabit oluyordu günden güne. En önemli ise güneş panellerinin sayısı hızla artıyordu ve güneşten elde edilen elektrik miktarı böylece arttıkça kirli enerjiye, atom enerjisine gerek olmadığını anlayanların sayısı hızla arttı.

Gölgede 49 derece sıcaklık rekoruna Mersin yeter dedi!

Petrol, kömür ve doğal gazın enerji üretmek için yakılması ile duman çıktığını biliyorsununz. Bu dumanda karbondioksit var.

Dünyanın havasına yüz yıldır giderek artan miktarda karbondioksit ekliyoruz. Karbondioksit ise atmosferi ısıtıyor dünyada sıcaklık artıyor.

Bir yandan kuraklık bir yandan sel. Beri yanda artan sıcaklık yüzünden insanların nefes alamaz hale geldiği deniz kıyısı kentler. Mersin’de 49 derece sıcaklık rekoru haberimiz belki gerçek belki bu yakında gerçek olacak. Bunun kömür santralleri ile ilişkisi olduğunu düşünenler, anlayanlar artıyor. Enerji politikacıları, sorumluları ise daha fazla termik daha fazla nükleer santral cevabını veriyor. Yani devlet temiz enerji üretsin diye beklemek daha fazla iklim değişikliğini razı olmak demek.

(Nükleer temizdir diyenler bir gerçegi saklıyorlar: Nükleer santral için gerekli hammadde uranyum yeraltından çıkartılırken o bölgede çok büyük capta radyoaktif kirlilik yapıyor. Nükleer güç santrallerinin çalıştırılması için bir de başka enerji kaynaklarına mesela termik santrallere ihtiyaç var. )

Özetle

Güneş enerjisinden elektrik üretmekle nükleere termik santrallere gerek olmadığına toplumu ikna edebiliriz.

Milyonlarca yurttaş güneş enerjisinden elektrik üretebilir. Milyonlarca Güneş Enerji Santrali (GES) sahibi insanın olması demokrasiyi güçlendirir. Herkesin kolaylıkla elektrik üretebileceği teknoloji budur.

İsteyen -evi ve uygun çatısı varsa şahsen- bir GES kurar. Ama küçük miktarda paraları bir araya getirip kooperatif kurmak güneş enerjisi kullanımının yaygılaşması için daha uygun görünüyor.

Bielefeld nükleer karşıtları kentin elektrik şirketinin Grohnde nükleer santralindeki ortaklığına son vermesini istiyorlar.

Bielefeld nükleer karşıtları kentin elektrik şirketinin Grohnde nükleer santralindeki ortaklığına son vermesini istiyorlar.

Almanya’dan bildiğimiz, tecrübeyle sabit bir gerçek ise şudur: Enerji sektöründe en fazla işyeri güneş enerjisi alanında açılmaktadır. Nükleer santral iş verecek diyenlere yenilenebilir enerjiler daha fazla istihdam sağlayacak diyorum.

Son olarak belirtmek istiyorum, temiz enerjilerin üretiminin yaygınlaşması için bu enerjilere talep oluşması gerekiyor. Abonelere temiz enerji servis eden yeterince firma var ve fiyatlar yer yer konvensiyonel firmalara göre hatta daha ucuz.

Türkiye’de enerji piyasasında adım adım liberalizasyon gerçekleştiriliyor ancak % 100 temiz enerji (sertifikalı yeşil enerji yahut ekoceryan) henüz gündeme girmedi ama bu çok sürmeyecek. Burada gene Almanya’dan bir örnek vereyim. Bir zamanlar köylerine %100 temiz enerji sağlamak üzere kooperatif kuran Schönau (Şönauv) halkı bir başarı hikayesi yazdı. Bu kooperatif bugün tüm Almanya’da 140.000 aboneye %100 temiz enerji sağlıyor.

Bielefeld nükleer karşıtları kentin elektrik şirketinin Grohnde nükleer santralindeki ortaklığına son vermesini istiyorlar.

Bielefeld nükleer karşıtları kentin elektrik şirketinin Grohnde nükleer santralindeki ortaklığına son vermesini istiyorlar.

Bielefeld Nükleer Karşıtları facebook sayfası

EWS (Schönau Elektrik Tesisleri) adını taşıyan bu kooperatif kazandığı paranın bir kısmı ile müşterilerine kendi güneş santralini kurmaları için teşvik vermek dışında abonelerine bir de enerji verimliliği tedbirleri için destek oluyor, eski beyaz eşyanın az elektrik sarfeden cihazlar ile değiştirilmesine katkı sağlıyor. Tabii nükleere karşı, iklim değişikliğine karşı mücadeleye yaptığı destekler ayrı.

Güneş Gönüllüsü şimdilerde Türkiyelilere nükleer santral işleten elektrik şirketlerini terkedip mesela EWS abonesi olmaya (diğer alternatifler Greenpeace’e ait şirket, Lichtblick ve Naturstrom) çağırıyor.

15-alper_oktem

 

Dr. Alper Öktem

Güneş Gönüllüsü

Köşe Yazıları

Temiz enerji artarken dev enerji şirketleri zorda – Alper Öktem

Temiz enerji  üretimindeki  artış,  dev elektrik şirketlerini  zora sokuyor. Bu başlık Alman basın ajansı  DPA’nın  haberinin başlığı. Cümle hemen anlaşılmıyor. Yenilenebilir enerji = temiz enerji = yeşil enerji = eko-elektrik = ekocereyan  üretimi  artmış. Halbuki elektrik şirketleri mesela üretim /tüketim  artınca değil azalırsa zarar edebilirler.

13

Nitekim Almanya enerji devlerinden EON şirketi 2015 yılı için 7 milyar Euro zarar açıkladı. Daha önce de RWE şirketi zarar açıklamıştı. Elektrik üretiminde artış var, dev şirketler ise  krizde.

Çünkü  bu devler yeşil elektrik işine girmek yerine mesela bu satırların yazarı ile alay ettiler. 20 yıl önce  bizim çatıya 1,5 kW kurulu gücü olan foto-voltaik panel (GES  güneş enerji santrali) kurarken ,  ‘’böyle şeylerle olmaz ‘’ diyorlardı. Ama o zamanlar çok pahalı olan bu santralin parasının bir kısmını eyalet hükümeti  hibe ediyordu, teknoloji gelişsin diye. Bir süre sonra ise, madem kaynak güneş, büyük sahra çölünden getiririz  diye  projeler  üretildi . Birşey çıkmadı, sadece bir sürü masraf. Çünkü ne yapsan sonuç aynı! Yerinde üretim, yerinde tüketim yani otonomi en ucuz maliyetin garantisi. Otonomi, yurttaş eliyle yapılan üretim sayesinde gerçekleşiyor.

Evet Almanya’da temiz enerji üretimi arttı, çünkü  giderek daha fazla sayıdaki  tüketici  temiz enerji istiyor; kömür yahut doğal gaz yakarak üretilen ve yanarken karbon salımına dolayısıyla iklim değişikliğine yol açan elektrik  istemiyorl. Otomobili bile elektrikli istiyorlar. ‘Devler‘ ise fosil yakıtlardan elektrik üreten  konvansiyonel santrallerden  vazgeçmiyorlardı. Çünkü  bunlar kuruluş maliyeti ödenmiş, amorti etmiş  santraller; para basmaya devam ediyorlardı.

Yurttaşlar satın alacakları enerji temiz olsun istiyor, bunu yapan firmaların işleri büyüyor. Yetmiyor, bu  yurttaşlar bir de  ‘bilerek yahut bilmeyerek  Alman ekonomisini baltalamak’ için kendi elektriğini kısmen de olsa kendisi üretmeye başlıyor. Üstüne bir de ‘enerjinin etkin kullanımına’ kafa yoruyorlar tüketimi azaltmak için. Sonuç olarak  konvansiyonel üretici  olan dev şirketlerin karbon ayak izi taşıyan elektrik üretimini düşüyor.

EON ve RWE’den sonra gelen dev şirketler ise EnBW Energie Baden-Württemberg AG üçüncü, uluslararası faaliyet gösteren büyük İsveç firması Wattenfall  ise dördüncü. Bunlar ayrıca nükleer santral sahibi ve nükleer güç santrallerinin söküleceği günler yaklaşınca, bunların maliyetlerinin de inanılmaz çok para gerektirdiği ortaya çıktı. Dev şirketleri zorlayan bir sebep de bu.

Bu şirketler üretimi  kısıtlanan konvansiyonel  santrallerin  dışında  ayrıca şebekelerin de sahibi ve tüketiciye de dağıtıyor. Tekel olmak da zor işmiş diyebilirsiniz yani. Hareket kabiliyeti azalıyor.

Bir nokta daha var. Yenilenebilir enerji yasaları; üretilen enerjilerin şebekeye verilmesini ve fiyatlarını düzenleyen yasa , yenilenebilir enerjilerin şebekeye verilmesine öncelik tanıyor. Güneşli havada elektrik üretmek için kömür santralinde kömür yakmaya ne gerek var, kömür bekleyebilir!

1999 yılında yasal çerçeveye kavuşan  temiz enerji  çağı o noktaya geldi ki, Alman demiryolları trenlerin temiz elektrikle işlediğini gururla reklam konusu yapıyor (büyük  barajlardan su enerjisi). Almanya’da bir postaneye girince önce buranın aslında  bir banka olduğunu, pul da satılan bir banka olduğunu görürsünüz. İnanması zor, kırtasiye de satın alabiliyorsunuz bu  pul satan posta bankasında. Ve bir de temiz enerji firmalarından birinin acenteliğini yapıyor bu  pul satan posta bankası şubesi. Artık Eon’dan elektrik almak istemiyorum, aboneliğini  feshedip  bir ekocereyan firmasına geçeceğim diyorsanız, mesela  buyurun postaneye.

Ya da bir kaç gün bekleyin lütfen. Gelecek yazımda enerji kooperatiflerini anlatacağım, kooperatifler bence daha iyi bir alternatif.

12-alper_oktem

 

 

Alper  Öktem

“Güneş Gönüllüsü”

Köşe Yazıları

Karadeniz’de  Güneş Enerjisi – Alper Öktem

Karadeniz’de güneşten elektrik üretmek rantabl değil derler. Çünkü yeterince güneş yoktur yani hep yağmur yağar. Güneş enerjisi yatırımları ancak Toroslar’da ve Güneydoğu’da kendini kurtarır diye konuşulur. Bizde “bilen” çoktur bu işleri.

17

Ama Karadeniz bölgesinde güneşe yatırım yapanlar var, işte birinci ve ikinci örnek:

Karadeniz’de güneş verimliliği konusunda bir de karşılaştırma yapalım, Antep’ten bir örnek alalım

Heyecan verici fotoğrafların altındaki teknik bilgilere bakmayı sevmeyiz. Ama bir satır var ki bakmaya değer, kolay anlaşılır.

Yıllık performans  kWsaat/kW, yani 1 kW kurulu güç yılda kaç kWsaat elektrik üretiyor, buradaki rakamlar farklı.
Diyeceksiniz Antep’in güneşi daha kârlı. Yapılan yatırımın getirisi daha fazla. Doğrudur.
O zaman şöyle mi diyelim, dükkan açıp para kazanacaksan 5. caddede açacaksın, yoksa değmez.
Canım New York’tan söz ediyorum. Peki İstiklal Caddesi diyelim.
Yani yaklaşım şöyle: “Maksimum kâr yoksa  ben bu işte yokum abi”
……………………………..

Bu kaprisler hep güneş enerjisine yapılıyor. Ne kadar çok akıllı var, bu iş olmaz diye hemen ispat eden.
Güneş enerjisinden elektrik üretmek, su ısıtmak (Günısı), kısmen de olsa kalorifer kazan suyu ısıtmak (Solartermi). Bu imkanları Türkiye çok az değerlendiriyor.

Bence ham maddesi bedava olduğu için efsaneler üretiliyor.
Önümüzdeki yıl ham madde masrafı sıfır, santral ürettiği sürece 25-30 yıl sıfır kuruş bu güneş ışını.
Şimdi diyeceksiniz ki ham maddenin bedava olması güneşe yatırıma ikna eden  en önemli argüman. Bu durumu “Güneş Gönüllüsü” yatırımlara köstek diye izah ediyor, (galiba ekonomiden anlamadığım ortaya çıkıyor). Ama bence bu ve başka nedenler güneşten enerji elde etmenin küçük iş olduğunu gösteriyor.  Büyük iş yapamıyor, büyük bir kalem tutmuyor milli ekonomide.
Biraz daha izah etmek için diyorum  güneş enerjisi ile dertleriniz bi nebze azalıyor, petrol fiyatları indi çıktı, cari açık problemleri, tanker kazaları, petrol sahaları savaşları yok. Bakın ekonominin kimi dalları bayağı bi dumura uğrayacak. Tanker imalatından taşımacılığa kadar ekonomik faaliyette gerileme olacak tabii. Silah sanayii ve diğer konuları Yeşil Gazete okuyucusuna anlatmaya gerek yok. Bir tanker kazasının yol açtığı çevre felaketinin giderilmesi ne kadar tutuyor acaba?
Bence % 100 güneş enerjisi demek, dünyadaki milyarder sayısında ciddi azalma bile getirebilir.

Türkiye haritasında Karadeniz mavi, Avrupa haritasında ise yeşilden kırmızıya dek değişen renkler.  Ama rakamlar yanıltmıyor. Orta Avrupa’da yıllık toplam güneş radyasyonu kabaca  metrekare başına 1000 KWh, Türkiye haritasında mavi renk nedeniyle algı  kurbanı  olan Karadeniz bölgesinde ise 1400 KWH civarında

Türkiye haritasında Karadeniz mavi, Avrupa haritasında ise yeşilden kırmızıya dek değişen
renkler. Ama rakamlar yanıltmıyor. Orta Avrupa’da yıllık toplam güneş radyasyonu
kabaca metrekare başına 1000 KWh, Türkiye haritasında mavi renk nedeniyle algı kurbanı
olan Karadeniz bölgesinde ise 1400 KWH civarında

Saymaya devam ediyorum, büyük yatıp dev kalkmaya meraklı olanları biraz ürkütmek için:
Düşmanların gökte uçup senin yerdeki petrol tankerinin fotoğrafını çekip başını derde sokamıyor
Bir  yatırım yapıyorsunuz, o kadar. Ne kömür ithal edeceksiniz, ne doğal gaz.
Düşünsenize, nükleer santral inşaatını almış adam. Büyük para büyük güç sahibi olacak,millete  büyük küfür edebilecek. İstemez tabii, güneş küçük iş der.
Ne atık olacak, ne karbon salıp iklimi değiştireceksiniz.
Bu güneşten ürettiğiniz elektriğin isterseniz nakliye masrafı da yok. Bartın’da üret Bartın’da tüket.
……………………..

Rantabl değilmiş…
Haydi  canım siz de…
Çok para kazandıran bir iş değil bu güneş işi, bu doğru.
Ama çok faydası var.
Torunlara yaşanabilecek bir dünya bırakıyorsunuz: Bu en büyük kar değil mi?

Güneş enerjisinin başka yararları için  eski bir yazıma bakabilirsiniz.

16-Alper-Öktem

Alper Öktem

“Güneş Gönüllüsü”

 

Köşe Yazıları

Güneş Gönüllüleri için iş başa düşüyor – Alper Öktem

Rakamlar konuşuyor

2000 yılında dünyada fotovoltaik panellerin (Güneş Enerji Santrali -GES) toplam kurulu gücü 1,3
Gigawatt idi, 1999 da ise 0,8 Gigawatt. 2014 yılı sonunda bu rakam 185 Gigawatt olarak tahmin ediliyordu.

Değerli Okuyucu, dünya bir teknolojik devrim yaşadı. Güneşten elektrik üretimi 15 yılda yuvarlak rakamla 185 kat arttı. Hatta 1996 yılına göre 617 kat. O yıl dünyadaki kurulu güç 0,3 GW idi çünkü (O yıl bu rakama bizim de katkımız olmuştu. Almanya’da evimizin çatısına 2,16 kW kurulu gücü olan GES kurdurmuştuk)

0,3 GW yani 300 Megawatt (MW) yani 300.000 Kilowatt (kW). Yıl 1996 idi.

Türkiye’de toplam GES kurulu gücü bu yıl sonunda bir umut 300 MW a çıkabilir.

2014 yılında ülkelere göre kişi başına kurulu güç örneğin Almanya’da 400 Wattan fazlaydı ve Çin’de 20 Watt idi. Türkiye’de galiba 4 Watt olacak 2015 yılı sonunda.

30

Çatılar

Almanya’da 1,5 milyon GES var. Evet, sayaç bağlayınca 1 adet fotovoltaik panel de bir GES, 10 bin panel de bir GES.

2012 yılında Almanya’da GES kurulu güç kategorileri ve toplamdaki payları:

31
Demek ki damlaya damlaya göl heryerde olabiliyor.

Rivayete göre bu rakamları duyan Süleyman Demirel, „ Demek ki böyyük Türkiye’ye giden yol güçcük tesislerden geçiyor“ demiş.

Bizde ne oluyor peki? Bizde öyle bir yasa ve çok gecikerek çıkmış bir yönetmelik var ki, insanın aklına “Ankara galiba çatılara güneş enerji santralleri kurulmasını istemedi “ düşüncesi geliyor. Ne bileyim milyonlarca insanın çatılarında yahut kooperatiflerde enerji üretmesini fazla demokratik bulmuş olabilirler, Yerelde üret yerelde tüket yolunun açılmasını istememişlerdir belki.

Bütün GES’leri sınıflandırıyorum:

A)Şebeke bağlantısı yok “off grid” , dolayisisiyle kayit izin vs gerekmez

1)öztüketim,  aküsüz

2) akülü, Öztüketim

B) Kullanmadığını yani ihtiyaç fazlasını şebekeye veriyor “on grid”: Buna lisanssız üretici deniyor. Serbest elektrik alım satımı için gereken lisans yok ama devlet işte nasıl ürettiğinizi regule etmiş: 20 kalem civarı iş halletmeniz lazım

i) 50 kW’a dek “küçük” GES ler icin , bürokratik işlemler azaltılacak haberi vardı. Solarbaba 21.3.2015 te şöyle yazmıştı: “Birçok güneş enerjisi dostunun takip ettiği ve bildiği gibi 2014 sonunda evsel uygulamalar için 30kW şartnamesi/tebliği çıkacaktı ama bu mevzuat hala resmi olarak onaylanmadı. Bu uygulamanın temel amacı 30kW’a kadar olan küçük güneş elektriği kurulumlarının uzun ve pahalı bürokratik süreçlerden geçmeden kolayca kurulmasını sağlamaktı.

26.10.2015’te ise gene Solarbaba resmi açıklamayı aktardı: “Elektrik piyasasındaki gelişmeler çerçevesinde Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik)’te ve Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliği (Bağlantı Yönetmeliği)’nde değişiklik yapılması ihtiyacı hasıl olmuştur. Bu amaçla söz konusu Yönetmelikte ve Bağlantı Yönetmeliğinde değişiklik yapılmasına ilişkin taslak hazırlanmıştır.”

Evet, çatılar boş hala daha. Onaylanmayan mevzuat değişikliğinin değiştirilmesini öngören taslaktayız.Atıl bekleyişi bir tekerleme ile ifade ediyorum:
Henüz ortada sadece var bir taslak/
Ne olur çatıya paneli şimdi kursak/
Ne zararı var peki az daha beklesek?

Muğlak durum devam ediyor. Bunu değiştirmek, halkı bilgilendirerek Ankara’yı duyarlı kılmak, belediyeleri harekete geçirmek gerektiğini düşünüyorum.

ii) Lisansız üretimde üst sınır  1 MW olarak belirlenmiş

C) Lisanslı üretimde, üretici elektriği serbest piyasaya, dağıtımcıya doğrudan satabilir. Lisans almak icin asgari 1 MW kurulu gücte bir GES şart.

G 20 üyesiyiz, ama güneşten elektrik üretmede sonuncuyuz

Bi şey yapmalı.

İdeal olan ihtiyaç fazlasını şebekeye vermek ama bunun için mevzuatın değişmesini beklemeye devam etmek Sizce doğru olur mu?

Yoksa akü masrafına katlanıp otonom olmayı mı tercih edersiniz?

Değerli okuyucular ne düşündüğünüzü mail adresim “[email protected]” üzerinden bana yazar mısınız?

32-Alper-Öktem

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüsü

 

EnerjiManşet

“Güneş Gönüllüsü” Alper Öktem, “Almanya’da enerji mücadelesini çatılarda kazandık”

Çevre için Medya ve İletişim Çalıştayı‘ının Almanya ayağındaki programı, Türkiye’de Karadeniz bölgesindeki çalıştaylarda ve sunum yapmış olan bölgelerindeki sorunlara çözüm bulma çabası içindeki sivil toplumun temsilcileriyle gazetecilerden oluşan 17 kişilik heyetin Almanya’daki enerji dönüşümü sürecini uzmanlarından dinlediği programın ikinci gününde ağırlıklı olarak rüzgar ve güneş enerji santrallerinin kurulum ve işletim süreçleri hakkındaki istişareleriyle devam ediyor.

Bugün itibariyle Almanya’da yaşayan ve Türkiye’deki enerji politikalarıyla ilgilenen bir taraftan nükleer santrallerin gerçeklerini anlatırken diğer taraftan yenilenebilir enerjilerden özellikle rüzgar ve güneş enerjilerinin yaygınlaştırılması için gönüllü emek veren , zaman zaman Yeşil Gazete’de de “Güneş Gönüllüsü”adıyla yazan Dr Alper Öktem‘in gerek çeviri gerekse bilgilerini paylaşmasıyla devam ediyor. Dr Alper Öktem’in buradaki görüşmelerin ayarlanmasında emeği büyük. Çalıştayın Almanya ayağının katılımcılarını sizlere Almanya programı tamamlandığında kendilerinin program hakkındaki fikirlerini de almış olarak sizlerle paylaşacağımız son gün tanıtmayı umuyoruz, önce

Almanya’daki enerji dönüşümünün özellikleri:

29

Westfalen Wind şirketinin Lackmann Halkla İlişkiler Sorumlusu Kerstin Haarmann ve “Güneş Gönüllüsü” Dr. Alper Öktem

Almanya’da kömür ve çeliğin başkenti sayılan Westfalya eyaletinde nasıl olmuş da rüzgar ve güneşle tanışılmış? Bu konuyu Westfalen Wind şirketinin Lackmann Halkla İlişkiler Sorumlusu Kerstin Haarmann şirketin Paderborn’daki işletme sahasında açıklıyor. Sadece Paderborn’da şirketin sahip olduğu 400 rüzgar gülü var.

Paderborn yıllık enerji tüketiminin yarısını yenilenebilir enerjilerle karşılayan bir şehir hatta gelecek 3-4 yıl içerisinde tüm enerjisinin yenilenebilir enerjilerden karşılanması planlanıyor. Bu kapsama burada hidroelektrik baraj ve biogaz enerji üretimleri dahil değil, esas odaklanılan enerji tipi rüzgar.

Haarmann rüzgar güllerinin tarlaların içerisine kurulmuş olduğu dikkat çekiyor ancak tarıma bir zararı yok çünkü çok az bir alan köylüden kiralanarak betonlaştırılmış . Bu, köylü için de ekonomik getirisi olan bir faaliyet. Zemin özelliğine bağlı olarak örneğin temeli 3 metre derinliğe kadar uzanan rüzgar gülünün temelinin çapı 18 metre olarak açıklanıyor. Haarmann, eski rüzgar güllerinin kısa olduğunu ancak yenilerin teknolojik geliştirmeler neticesinde 138 metre yüksekliğine getirildiğini söylüyor, bu son teknoloji rüzgar gülünün kanat uzunluğu da 82 metre . Bu şekilde bir rüzgar gülü yılda 5 milyon kilovat saat üretim yapıyor.

“Yurttaş Rüzgarı” kavramı

Köylere uzaklığının 600-1.000 metre olması öngörülen rüzgar güllerinin birbirlerine mesafesi ise 400 metre. Almanya’da rüzgar yatırımları rüzgar yatırımcılarının girişimlerinden ayrı bir de küçük sermayelerin katılımıyla oluşturuluyor.öÖneğin 800-1.000 ortaklı yatırımlar “Yurttaş Rüzgarı” kavramı baz alınarak gerçekleştirilmiş ki 1970’ler itibariyle 4 büyük tekel şirketinin gücünün azalıp kooperatiflerle enerjiye otonomi kazandırılması bir demokrasi başarısı sayılıyor.

Rüzgar santralinin kurulumunda yurttaşlık kavramından başka ekoloji kavramı da dikkate alınıyor. Örneğin Res’slerin (Rüzgar Enerjisi Santralleri) kurulması hakkında kuşların zarar görmemesi için yönetmelik var . Resler hakkındaki en büyük eleştirilerden biri gürültü ve kuşlar olduğu üzere bu ikisi için de gerekli ölçümler, hesaplamalar yapılarak bilimsel ve hukuki süreçler dikkate alınarak yatırımlar yapılıyor. Enerji kaybının yaşanmaması için kuzey denizine kurulan (offshore tip) reslere göre yine de tercih edilen yerleşim yerlerine daha yakın olan mikro resler ancak ihtilaf halinde örneğin çevre örgütlerinin itirazı halinde projeler mahkemeye taşınabiliyor.

Hangar 21

28

Çalıştayın ikinci gününden Biolog ve Avrupa Güneş enerjisi teknik uzmanı Sigrid Quisbrok sunum yapıyor, Hangar 21.

Program kapsamında öğleden sonra da heyet bir gün önce yenilenebilir enerji uzmanı Segler’in bilgilerini paylaştığı 2. Dünya savaşında uçak hangarı olan sonradan kültür merkezine çevrilen Hangar 21′de Almanya’nın güneş enerjisi yatırımları hakkında bilgi alıyor .

Buradaki sunumu yapan Biolog ve Avrupa Güneş enerjisi teknik uzmanı Sigrid Quisbrok. Almanya’da güneş enerjisi yatırımlarından 2020’de beklenen balarısını 2014’te yakalamış olması sektörün gelişime açık olduğunun göstergesi ki 2100 yılında güneş enerjisi yatırımlarının %100’e ulaşması bekleniyor.

“Biz Almanya’da enerji mücadelesini çatılarda kazandık”

Almanya’nın toplam %6lık enerjisini 1,5 milyon güneş paneli karşılıyor ki bu güneş yatırımı Türkiye’deki en az güneş alan yerlerin yatırımı kadar olabilir.  Dün aktardığımız haberde de belirtildiği gibi Türkiye yılda 1.700 saat güneş alan bir ülke olarak güneşten fazlasıyla faydalanabilir.

Güneş ve rüzgar enerjilerinin birlikte birbirlerini dengeleyebilecegi yatırımlar ise yenilenebilir enerjilerin daha da olumlu sonuçlarına işaret ediyor. Bu bağlamda idealin 1 güneş paneline karşılık bir rüzgar gülü olduğu düşünülebilir. Fakat Almanya’da güneş enerjisinin yükselişe geçmesinde en büyük pay nihai tüketicilerin üretici durumuna geçmesinde ki Dr Öktem süreci “Biz Almanya’da enerji mücadelesini çatılarda kazandık”diyerek çok güzel özetliyor.

Quisbrok’un hesaplarına göre 1 kişinin elektrik tüketimi 2.500 kilowatsaat , 15 cente bir başka üreticiden satın alıp 50 sente kendi ürettiğini dağıtım kanallarına sattığında bu işten ayrıca kazançlı çıkıyor. Öte yandan gelecekte elekriğin metan gazıyla birlikte kullanılmasıyla güneş enerjisinin ısınmada bile tercih edilebilir boyuta gelebileceği öngörülüyor.

 

Özel Haber: Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

Köşe Yazıları

Güneş Enerjisi kullanımının yaygınlaşması için “Güneş Gönüllüsü” olun – Alper Öktem

Yenilenebilir enerjilerin yerinde üretimi ve tüketimi, tekellerden bağımsız olma. Ülkelerin enerji ihtiyacını karşılamak için tekellere teslim olmasının önüne geçmek.  İşte birkaç kelimeyle enerji otonomisi.

Güneş enerjisinden elektrik üretmeyi ele alalım: Bunun için milyonlarca küçük üreticiye ihtiyaç var. “Küçük çapta üretim yapmakla koskoca ülkenin…” diye hemen itiraz etmeyin. Güneş enerjisinden elektrik elde eden her tesis bir GES (Güneş Enerjisi Santrali).

Almanya’da 1,5 milyon güneş enerji  santrali olduğunu biliyor muydunuz? Bunların büyük çoğunluğu çatılarda, küçük ölçekli paneller. Damlaya damlaya göl olur, deriz Türkçe’de. Çatısı ve parası/kredisi olan çatısına kuruyor, çatısı olmayan veya çatısına kurmuş olsa da katkı yapmak isteyenler enerji kooperatiflerine üye oluyor.

55

Demek ki milyonlarca çatı ve bir o kadar da insan lazım güneş santrallerinin kurulması için. Zaman zaman şöyle ifade ediyorum: “Almanya’da bu mücadeleyi biraz da çatılarda kazandık.

Bu kadar insan da var, çatı da… Peki  gereken toplumsal dinamizmi nasıl harekete geçireceğiz? Bunun cevabını ararken Türkiye’deki mevzuata ve gerçekliğe bakalım. Öncelikle bir mevzuat değişikliğini haber verelim: Uzun süredir bekleneni 50 kW gücündeki ufak güneş enerjisi santralleri (GES) ile ilgili yönetmelik yayımlandı. Haberi geçtiğimiz Salı günü Solarbaba verdi.

Küçük paneller için yönetmelik değişikliği

1 MW’a dek kurulu gücü olan GES’ler ister 2 kw, isterse 999 kW’lık olsun, hepsi aynı prosedürü yerine getirmek zorundaydılar. Evinin çatısına 5 kw kurulu gücü olan panel koymak isteyen kişi (bu çok kaba bir hesapla 30 metrekare panel gerektirir), 1 MW’lık tesis gibi aynı işlemleri yerine getirmek zorundaydı. İnsanların şevkini kıran bu uygulama çatılarda ufak GES’lerin yaygınlaşmasının önündeki engeldi. Yeni yönetmeliğe  göre bürokratik işlemler azalıyor. Yönetmeliği Okumak İçin Tıklayın.

GES kurabilecek kadar parası ve sağlam çatısı olan insan pek de fazla değil. Kooperatif kurmak ve yürütmek gönüllü insanlar gerektiriyor. Ama Türkiye’de belediyeler  böylesi amaçlar için örneğin şahıslarla ortak şirket kurabiliyorlar. Aynı şekilde vakıflar da ortak alıp şirket kurabiliyorlar. Belediyelerde ise çatı çok.

Enerji kooperatifi kurucularının ve üyelerinin ise aynı trafodan elektrik alan şahıslar olması lazım. Bu bir engel gibi görünüyor, bir kentin çeşitli mahallelerinden öncü insanlar bir kooperatif kuramıyor. Ama Türkiye’de yaygın bir yapı kooperatifçiliği var. Yapı kooperatifleri kurulurken koooperatif evlerinin enerji gereksinimi konusunu ana sözleşmelerine alabilirler, ya da yapı bittikten sonra kooperatifi tasfiye etmeyip enerji kooperatifi haline getirebilirler.

Önerdiğim bu modellerin anlaşılması için burada lisanssız üretim kavramına değinmeliyim. Eğer ürettiğiniz elektriğin kullanmadığınız fazlasını şebekeye verip, gerektiğinde de dağıtım şirketinden alacaksanız (güneş yokken, geceleri mesela) o zaman lisanssız üreticisiniz ve 1 MW’a dek kurulu gücü olan santral kurabilirsiniz. Ama elektriği mesela komşunuza satamazsınız. Elektrik ticareti için lisanslı üretici olmalısınız ve 1 MW’dan büyük GES kurarsınız. Bir de OSB’lerin (Organize Sanayi Bölgesi) hakkı var ticaret yapmaya.

Önerdiğim modeller için toplumsal dinamizm harekete geçirilmeli gibi pasif bir  cümle kurmayacağım. Toplumsal dinamizmi kim harekete geçirecek sorusuna cevap vereceğim: Bu işi “Güneş Gönüllüleri” yapacak.

Adımı yazarken artık yanına “Güneş Gönüllüsü” diye ekliyorum.

Ne yapar bir “Güneş Gönüllüsü”?

Bilgi edinmek, bilgi vermek, bilgi dağıtmak, mahallede, semtte, ilçede, ilde, okulda diğer Güneş Gönüllüleri ile bir araya gelmek.

Belediyeleri ve yurttaşları güneş panelleri kurarak enerji üretmeye teşvik etmek, bunun için kamuoyunu aydınlatmak ve kamuoyu oluşturmak. İmkanımız varsa bizzat kendimiz çatımıza GES kurarız. Organize Sanayi Bölgeleri’ni ya da irili ufaklı firmaları çatılarına GES kurmaya da ikna edebiliriz.

Önemli bir alan ise yapı/enerji kooperatiflerinin yaygınlaşmasıdır. Yapı kooperatiflerinin enerji kooperatifleri şeklinde faaliyetini sürdürmesine varındaya kadar çok şey yapabiliriz.

Yeşil Enerji kullanabiliriz. Böylece yenilenebilir enerji yatırımları için talep oluşturabiliriz. Türkiye’de bu gelişme başlamak üzere. Hem üretmek hem de bu alanda yatırıma teşvik etmek.

Enerji verimliliği konusunu öğreniriz, öğretiriz. Daha az tüketmek demek kirli enerji üretimine köstek olmak demektir.

Güneş Gönüllüleri beşeri sermayeyi, toplumsal duyarlılığı harekete geçirerek en etkin reklamdan daha etkin, en çalışkan firmadan daha başarılı olabilir. Elektrik kesintisi mi? Soma’da, Ermenek’te ölen maden köylüleri mi? Nükleer macera mı? Başka türlü mü düşünüyorsunuz?

Mahallede, belki işyerinde, odalarda, sendikalarda, üniversitelerde biraz sesli konuşursanız, hemen 3 kişi olursunuz. Bunun icin çaba göstermek sizin demokratik tavrınızdır, cevabınızdır, iklim değişikliğine karşı  mücadelenizdir, yaşam alanlarının yokedilmesine karşı politik eyleminizdir.

Almanya’da güneş enerjisi hakkında bir not

Biliyorsunuz 21 Haziran güneşin en uzun süre aydınlattığı gün. Dolayısiyle GES’lerin (Güneş Enerji Santralleri) en verimli olduğu gün. Tabii hava şartları kötüyse verim düşüyor. O gün Almanya’da kimi yerlerde güneşin doğuşundan batışına 17 saat geçti. Hava ise günlük güneşlik değildi.

Saat 10-16 arasında güneşten elde edilen elektrik miktarı 10 Gigawatt oldu. Daha sabah saat 6’da üretim 1 Gigawatt’ı  bulmuştu. Bu miktar elektrik bir nükleer santralin yahut termik santralin üretimine eşdeğer. Kuşluk vaktinden ikindiye dek Almanya’da üretilen elektriğin % 45’i yenilenebilir enerjilerden elde edilmişti. Rakamlar o gün o saatler arasındaki üretimdir, tesislerin kurulu gücü ya da bütün  yıl için enerji kaynaklarının toplamdaki paylarını ifade etmez.

54 Alper Öktem

 

Alper Öktem

“Güneş Gönüllüsü”

ManşetYazarlar

Mülteciler için ve yabancı düşmanlığını önlemek için – Dr.Angelika Claussen / Dr.Alper Öktem

Nisan ayı ortalarında Antep ve Hatay’da Suriyeli mültecilere hizmet veren ve farklı kuruluşların idaresinde bulunan toplum merkezlerini ziyaret ettik. Kimi merkezler Türkiye merkezli derneklere bağlı iken, ki bunların finansmanı gene uluslar arası kaynaklarla mümkün, kimi merkezler ise doğrudan uluslararası kuruluşların Türkiye şubesi gibi.

Merkezlerin ortak özellikleri Suriyeli mültecilere sundukları kurslar, ki bunlara yerli halk da katılabiliyor, ve çocuklar için boş zaman programları. Ayrıca zor durumda olan mültecilerin izlenmesi ve yardım edilmesi, buna hastane / sağlık alanında yardım dahil. Kimi merkezlerde psikolojik / psikiyatrik yardım da veriliyor. Bu arada savaşın ruh sağlığı açısından esas kurbanlarının çocuklar olduğunu öğrendik.

Basına yansıyan çeşitli ürkütücü haberleri bu gezimizde biz de duyduk. Genç kızların ve çocuk yaştaki kızların yerli halktan erkeklere satılması, mülteci konumundaki insanların savaşçı grupların asker devşirme alanı olması gibi.

Fikri Sağlar’ın verdiği bilgilere göre* “Sığınmacılar, Türkiye’nin sınır bölgesindeki 9 kente öncelikle göç etmiştir.” Toplam rakam 1 Milyon 700 bin olarak tahmin edilmekte. “Yoğunluk Mersin, Adana, Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa ve Kilis illerine dağılmıştır. Bu kentlerde müthiş bir kaos yaşanıyor.” Mersin ve Gaziantep’te 250’şer bin sığınmacı olduğu söyleniyor. “Barınma merkezlerinde 270 bin kişi yaşamaktadır.

Buraları ziyaret etmek imkansız gibi. Toplum merkezleri ise o şehir ve kasabalarda ev tutabilen Suriyelilere hitap ediyor.

Sığınmacılara yardım edenler: Türkiye’nin çağdaş, hümanist yüzü.

Toplum merkezlerinde hemen tamamı büyük şehirlerden gelen genç insanlar canla başla çalışıyorlar. Aynı zamanda toplum merkezleri Suriyeli personel çalıştırmakta, örneğin kurs öğretmenleri (bilgisayar, Arapça, Türkçe, İngilizce, meslek kursları).

Çalışanlar yaptıkları işi yalnızca bir iş olarak görmüyorlar, aynı zamanda dünya görüşlerinin bir parçası olarak mülteciler için bir angajman olarak değerlendiriyorlar. Kimisi büyük şehirlerde daha önce bu alanda gönüllü çalışmış, kimisi bölgeye gelmesini bir tercih olarak ifade ediyor. Toplum merkezleri arasındaki, örneğin süpervizyon benzeri toplantılar, tecrübe alış verişleri ve kimi zaman iş paylaşımları gibi yaklaşımlar çalışmalarının verimini arttıracağı gibi bu idealist insanları güçlendirecektir diye düşünüyoruz.

Mültecilere yönelik çalışma insan hakları mücadelesinin bir parçası.

Mültecilerin kimi işkence görmüş, kimi en yakın akrabalarının öldürüldüğünü görmüş. Bu insanların barınma, sağlık, eğitim, yeme içme gibi temel ihtiyaçlarının ve temel haklarının karşılanması insan hakları çalışması demek. Travma tedavileri sığınmacılar sorunsalının ana öğelerinden biri. Yukarıda belirttiğimiz büyük rakamlara ulaşan mülteci sayısı göz önüne alındığında bu alanda verilebilen hizmetin çok küçük olduğu görülüyor. Beri yanda Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın Ezidi mülteciler için daha doğuda toplum merkezi ve tedavi merkezleri kuracağı bilgisi aynı günlerde ulaştı. Dışardan bir gözlemci olarak mevcut toplum merkezleri ve yardım çalışmalarının TİHV’nin gerek insan hakları (çocuk haklarının özellikle altı çizilmeli) gerekse travma tedavisi konusundaki 25 yılı bulan tecrübesi ile kooperasyonunun faydalı olacağını düşünüyoruz. Böyle bir işbirliğinde tabii ki diğer insan hakları kuruluşları, IHD. Mazlum Der ve Tabip odası da yer almalı.

Büyük gerginlik

Fikri Sağlar ‘Mersin sokaklarında dolaştığınızda size en çok şikâyet edilen konunun “Suriyeliler” olduğunu görürsünüz’ diyor. Biz de Antep ve Hatay’da benzeri gözlemler yaptık. Fikri Sağlar Mersin için ‘Orta kesimde ekonomik, alt kesimde güvenlik krizi yaşanıyor’ uyarısında bulunuyor.

Bizce yabancı düşmanlığı hele hele şiddete başvurabilecek yabancı düşmanlığına (Antep’te yaşadığımız gibi) karşı çok daha güçlü önleyici toplumsal çalışma gerekiyor. Gezdiğimiz alanda   Toplum Merkezleri ile yerel sivil   toplum kuruluşları arasında hatırı sayılır bağlar görmedik. Sivil toplum kuruluşlarının kentlerınde faaliyet gösteren ve Suriye’li mültecilerle dolup taşan Toplum Merkezlerinin çalışmaları hakkında genellikle bilgi sahibi olmadıklarını görmek şaşırtıcı idi.

Prevensiyon

Bir kaç günlük bir gezi mülteci sorununu kapsamlı bir şekilde ele almak için elbette yeterli değil.       2 milyona yaklaşan bu mülteci kitlesinin kendi içinde asla homojen olmadığını bilmek gerekiyor. Ama biz genellikle “Suriyeliler” diye kestirip atıldığını gördük. Aynı tecrübeyi Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde de edinmiştik, Türkler yahut Ruslar vb kestirip atılır, hepsi aynı kefeye konur. Kollektif suçlamaların ilk basmağı galiba bu yüzeysel   tanımlama ile başlıyor ve önyargının kaynağını oluşturuyor.

Gerek bu büyük mülteci akınının ev sahibi ülke Türkiye’de yol açtığı problemler ve gerekse de                 mültecilerin problemleri hakkında   tüm ülkenin bilgilenmesi gerekiyor. Mültecilere yardım eden çevrelerin bir yandan kendi içinde, beri yandan   yerel     demokratik güçlerle işbirlliğine girmesi önemli. (Buna farklı bir alandan da olsa şu örnek verilebilir: TİHV Diyarbakır şubesi 25 yıldan beri yerel insan hakları savunucuları ve hekimlerle çalışıyor) Ev sahibi halkın mültecileri tanıması başlıbaşına bir prevensiyon çalışması ve bu konuda geniş bir koalisyona ihtiyaç var bu görevi üstlenecek, köprüler kuracak   bir koalisyon. En büyük yanlışlık herhalde kafayı kuma gömmemiz ve   sanki problemi çözecek mucizeyi beklememiz.

Mülteciler arasında muhakkak demokrat, aydın, toplumsal duyarlılık taşıyanlar vardır. Bunlar da prevensiyon çabalarına katılabilirler. Yani evsahibi halkın şiddete dek uzanabilecek gerginliğini azaltmaya, ırkçılığı engellemeye , tanımaya tanıştırmaya özetle prevensiyon çalışmasına ihtiyaç var.

Toplum merkezlerinde çalışan başı açık ve ufku kadın erkek eşitliğine ulaşan ve anadillleri yanında Arapça, İngilizce, Türkçe bilen Kürt kızları. Başı örtülü   bilgisayar   yahut kuaför kursu öğretmenleri, vatandaşları Araplara Türkçe kursu veren Suriyeli Türkmenler. Bu arada kısa bir süreden beri türkçe öğrenme eğiliminin güçlendiğini öğrendik.   İltica bazen göçün ilk adımı oluyor işte. Bize göre sosyal konut yapımı politikası Türkiye’nin atması gereken en acil adım, çılgın rakamlara ulaşan kiralar ve sokaklarda uyuyan yoksullukla, evsizlikle mücadeleyi seçim kampanyasına sokmalı.

Dr.Angelika Claussen / Dr.Alper Öktem

*    ( BirGün 30 Nisan 2015)

Kategori: Manşet

Köşe Yazıları

Politik bir eylem: Güneş enerjisi üreticiliği – Alper Öktem

Biz Almanya’da nükleer enerjiye karşı mücadeleyi evlerin, işyerlerinin çatılarında kazandık. Tamam, bunun ulusal politikaya dair bir boyutu da vardı tabii, ama tabandan değişim gözümüzden kaçmamalı. 10 yılda 1 milyonun üzerinde çatıya irili ufaklı güneş enerjisi santralleri (GES) kuruldu. GESlerin başarısının altında yurttaşların kitle hâlinde angajmanı yatıyor. Bunlar ayni zamanda enerji politikaları konusunda bilinçli insanlar, enerji aktivisti diyebiliriz. Çatılara kurulan GESler ve bunun enerji üretimine artan katkısı, nükleerin gereksizliğine dair önemli bir argüman oldu. Beri yanda, evinin çatısına GES, ya da mütevazi tabiriyle fotovoltaik panel, kuran insanlar sektörün sıçramasına ve hızla yaygınlaşmasına, tabana yaygın istihdam ve refah sağlamasına hizmet ettiler. Türkiye’de ise çatıları devre dışı tutmak istiyorlar; güneş enerji sektörü başarılı olamasın, tekelci, iklim düşmanı büyük enerjiler hakim kalsın istiyorlar. İzin vermeyeceğiz.

Peki, nasıl yaparız? Nasıl güneşi yükseltiriz?

1. Adım: “Güneş Rüzgar Bize Yeter” diyenlerden misiniz? Yerelde, ilçenizde yenilenebilirleden elektrik üretilsin istiyor musunuz? Güneşten elektrik üretmek nasıl oluyor gibi konulara meraklı mısınız?

Cevabınız “evet” ise,

"Evet!" diyen mahalleli

“Evet!”

2. Adım: Sizin gibi düşünenler, lise öğrencisinden emekli insanlara dek, tanıdıklarınız var mı? Ulaşabilecekleriniz?

Evet mi? O zaman:

3. Adım: Bir sohbet toplantısı düzenleyin, kendi aranızda, rahat.

Misal, Güneşli Kadıköy

Önce gruba bir isim lazım, şimdilik mesela Güneşli Kadıköy ya da Güneş Ana Kulübü Kadıköy diyelim.

Bu grup ne istiyor, ne yapacak?

Ne yapacak:

  1. a) Bilgilenecek, bilgilendirecek!

Kendisi bilgilenecek,

Belediye sakinlerini, stantlarla, toplantılarla, ayrıca kısa broşürlerle, youtube videolarıyla vs. ile bilgilendirecek. , Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Doğa Derneği, Yuva Derneği, Buğday Derneği, Greenpeace, Yeşil Gazete gönüllüleri eminim herkes size yardımcı olacaktır. Zaten tonla materyal de var internette, başka ülkelerdeki kooperatif deneyimlerinden, uyarlayabileceğiniz. İlk toplantınıza dışarıdan bir sohbet erbabı, bir “uzman” çağırılabilir.

  1. b) Baskı grubu olacaksınız. Lobi sözü bazılarımızca beğenilmez, ama onu kast ediyorum. Ayrıca, belediye sınırları dahilinde belediyenin vd. çatısı uygun olan binaları, kapalı otoparkları, belki açıklarını da,  ve pazar yerlerini tespit edecek. Önce 1-2 bina seçeceksiniz sadece. Size yardımcı olmaya hazır yeterince arkadaşımız hazır, Yeşiller-Sol’da, emin olun.

Bina çatısı güneye bakmalı, çevresinde güneşi engelleyen gökdelen, yüksek bina, kendisi alçaksa, sık yüksek ağaç dokusu olmamalı. Kapalı-açık pazar yerleri ideal.

park yeri üstü

Artık, ne kadar bütçe bulduysak.

Belediyelere Dilekçe

Uygun bir yer için bir dilekçe yazılacak ve 50 olsun,1.000 olsun, toplayabildiğiniz imzalar ile belediyeye verilecek. Şöyle bir dilekçe:

“Sevgili Belediye , uyuma! Bornova’dan Seferihisar’dan Diyarbakır’a belediyeler yapıyor. Yarısını kalkınma ajansları hibe ediyor.” Yada dili uyarlayın artık.

  1. c) Grubunuz halkımıza, çatılara, sitelere nasıl güneş paneli takarsınız diye bilgi verecek, teşvik edecek. Bunun için bir arkadaşımız dağıtılmak üzere bir kılavuz hazırlıyor bile.

Amacımız: Elektrik tüketicisini üretici yapmak, yani türetici yapmak, elektrik üreten yurttaşı bilinçli tüketici yapmak, elektrik üreticilerini ve bilinçli tüketicileri enerji aktivisti yapmak.

Tekelci kapitalizmin can damarına müdahaledir bu!

Yabancılaşmaya karsı bir çabadır

Demokrasiyi, katılımı geliştirmektir

İklim değişikliğine karşı mücadeleye güç katmaktır

Nükleere karşı mücadeleye güç katmaktır

Yeşil-sol kültürü yaymaktır.

8-Alper-Oktem-yesil-gazete

 

Alper Öktem

Köşe Yazıları

Otonom enerji- Nasıl yapmalı? – Alper Öktem

Bir yıl kadar önce Enerji sektörü  konusunda şunları yazmıştım: “Bugünkü dünyada enerji kullanımı aynı zamanda enerji bağımlılığı demek. Ülkeler, kıtalar arasında ve bir ülke içinde enerji kaynakları ve elektik olarak bizzat enerji taşınıyor, alınıp satılıyor. Enerji kaynakları-nın kontrolü ve paylaşımı için diplomasi yapılıyor, savaşlar çıkıyor. Enerji  tekelleri muazzam ekonomik güçleriyle ülkelerin siyasetini belirliyor. Ülkelerin kalkınma politikaları gene enerji tekellerinin çıkarlarına bağımlı. Fosil kaynaklara dayanması ve iklim değişikliğine yol açması nedeniyle bu enerji düzeni yanlış. Tekelleri güçlendirdiği, ülkeler arasında sorunlar çıkardığı ve savaşlara yol açtığı için yanlış. Bu enerji düzeni demokrasi ile bağdaşmıyor. Geniş tüketici ve üretici kitleler merkeze ve  tekellere tümüyle bağımlı durumdalar.”

Ne yapmalı sorusuna yeşil-sol bir cevap olarak Otonom Enerji’yi önermiştim: “Çevreye dost, yenilenebilir enerjiyi yerinde üreten teknolojiler. Enerjinin gerek duyulan yerde yerinde üretimi aynı zamanda enerji naklınde ortaya çıkan kayıpların ortadan kalkması demek. Fosil enerji kaynaklarının arama, üretim ve taşınmasında ortaya çıkan ve çevreye muazzam zarar veren kazaların olmaması demek. Tüketicilerin enerji  tekellerinin fiyat sultasından kurtulması demek. Tüketicilerin enerji üretmesi demek, insanlar arasında işbirliği, kollektivite demek, daha fazla demokrasi demek.”

Nasıl yapmalı konusunda (Dünya) Demokratik Enerji Hareketinin (DEH) Almanya’daki tecrübelerinden hareketle: “Otonom enerji üreticisi olma zamanı geldi geçiyor. Kooperatifler, dernekler  hatta apartman komşularının birlikler oluşturması zamanı”, diye yazmıştım.

Aradan geçen süre içinde bir grup arkadaş Türkiye’de bu konuda adımlar atmaya çalışırken ülkedeki  somut durumu daha iyi anladık. Siyasi iktidar yasalar ve yönetmelikler yoluyla    yenilenebilir enerjiler konusunda bir çerçeve çizmiş. Eleştirilecek pek çok yönü olan bu çerçeveyi “bu memlekete yenilenebilir enerji lazımsa onu da bizimkiler yapar” anlayışının tezahürü olarak tarif edebilirim.Bu çerçeve tekelci ve merkezi üretimi yenilenebilir enerjiler alanında da garanti altına alıyor. 

Konuyu bilenlerin tasdik ettikleri bir başka eleştiri konusu ise mevzuatın çatılarda fotovoltaik paneller kurulmasının önüne olmadık zorluklar çıkartması.

Tedarik ve Üretim Lisansı (1 MW üzeri kurulu güç için lisans zorunlu) ile otonom olmayan, büyük ölçekli yenilenebilir enerji faaliyeti mümkün.

Lisanssız üretim santrallerinde (1 MW’a kadar) üretilip satılacak tüketim fazlası enerjiyi de TEİAŞ nezdinde Elektrik Dağıtım şirketlerine satabiliyorsunuz.  Tabii dağıtım şirketi trafom yeterli değil derse ortada kalıyorsunuz.  Kurulu güç 1 KW da olsa, bunun 1000 katı yani 1 MW da olsa yerine getirmeniz gereken bürokratik işlemler aynı. On Grid adı verilen düzenlemede üretim fazlanızı dağıtım şirketine satarken ihtiyaç halinde satın alıyorsunuz.      Burada mahsubi sayaç takılıyor, şebekeye sattığınız ile aldığınız  miktarları birbirne mahsup ederek neticeyi tesbit eden  sayaç. Bu düzenlemenin yerine getirilecek şartları  fotovoltaik (PV) sistem meraklısı küçüklerin gözünü korkutuyor. Ama ihale dünyasına girmek istemeyen şirketler için uygun.

Off Grid için bürokratik işlem yok, kendi ürettiğinizi (fazla olunca depolayıp) kullanıyorsunuz, yahut boşa gidiyor. Fakat bu yeterli olmayınca şebekeden elektrik almak gerekiyor. Bu durumda şebekenin sayacını devreye sokuyorsunuz.

Yani siz şimdi illa otonom olmak istiyorsanız evinizin mesela çatısında üretin ve tüketin, satış filan düşünmeyin diyorlar.

Ama tüketemediğimi satamazsam rentabıl değil mi diyorsunuz, depolayın o zaman diyor mevzuat. Kocaman kocaman piller lazım, hiç kurtarmıyor derseniz …

Yenilenebilir Enerjiler Genel Müdürlüğü ve EPDK’dan edinilen bilgiler bu yönde. Sonuç olarak enerji kooperatifleri Türkiye’de ancak kısıtlı bir alanda faaliyet gösterebilirler. Sadece tek bir trafodan elektrik alanlar kooperatif kurabilirler… Yapı kooperatifleri (başlamadan önce veya inşaat bittikten sonra) amaçları arasına enerji üetimini de alabilirler, PV’nin nereye kurulacagı karar verilecek ilk nokta. Maalesef kurulacak PV bir tek alanda, yani tek sayaçla olmalı, zira dağıtım şirketi mahsubi sayaç kullanıyor. Yani ürettiğin sayaç üzerinden şebekeye verirken aynı sayaç üzerinden alıyorsun. Ama fiyat aynı değil… 13,3 dolar-cent üretime verilen fiyat. Peki Türkiye’de elektrik fiyatı halen nedir yanı alırken kaç sent ödeyeceğiz?  Peki Akkuyu NGS   şebekeye kaça satacak?

Belirttiğim gib mevzuat bir üreticinin bir çok çatıda üretim yapmasına engel. Ama örneğin Organize sanayi bölgeleri (OSB) dernekleri tek trafoya bağlı oldukları için onların işi kolay, çatı yahut alandaki güvenlik bölgeleri paneller için uygun.

Yurttaşların üretim faaliyetine girmesi ve üretim ve tüketimde söz sahibi olabilmeleri için  (kooperatiflerin kısıtlı imkanları dışında) ülkemizde iki imkan daha var oldugu ifade ediliyor. Bunlar belediyelerin ticari faaliyet yapma imkanları çerçevesinde üretime girişmeleri, ki bunun ilk örnekleri yolda. Ve aynı şekilde vakıfların bu alanda şirket kurması. Belediye ve vakıf şirketlerine yurttaşların küçük paylarla yaygın katılması halinde demokrasi ayağının daha sağlam olacağını düşünüyorum.

Otonom enerji/yenilenebilir enerji alanında aktif olmak isteyen yurttaşlar işe galiba bir sivil toplum hareketi oluşturmakla başlayacaklar. Bir belediye sınırları içinde ilgilenen yurttaşların  belediyelere yönelik ve yurttaşlara yönelik bilgilendirme ve özendirme çalışması yapan ve yenilenebilir enerji üretimi yapılabilecek alanları tesbit ederek belediyelere (ve vakıflara) öneri yapan girişimler kurması gerekiyor.

Gene en iyi bildiğimiz yerden başlayacağız: Meraklıları girişim kuracak, bu alanda bilgili ve  hevesli insanları birlikte çalışmaya ikna edecek, stantlar, bilgilendirme toplantıları, belediyeye dilekçeler vermek ….  Ülkenin ve dünyanın geleceğine rentabiliteden daha fazla önem veren yurttaşları ise çatılarında vs güneş enerjisi kurmak için bilgilendirmek. Adına mesela  Gü-Lo diyelim, örneğin Kadıköy GüLo, Güneş Lobisi…

Güneş lobilerinin bir başka çalışma alanı ise, güneş enerjisi ile su ısıtmak için yurttaşları aydınlatmak. Antalya’da çatıda su ısınır da İstanbul’da ısınmaz mı? Doğal gaz yazın su ısıtmak için şart mı? Yahut hidrofor nedir- elektrik ile çalışan su ısıtıcısı! Elektrik nereden gelir? Mesela Soma’da termik santralden. Başka? Soma’dan Ermenek’ten madencinin ölüm haberi gelir, zeytinlikler kesilir, Yatagan’da veya Afşin’de tabiat ölür. Peki balıklar nerede ölür? HES’lerde.

İş başa düşüyor, emekleriyle yürekleriyle katılacak insanlarımıza  sesleniyorum, somut adım atmaya çağırıyorum.

Alper Öktem

 

 

Alper Öktem

Röportaj

Dr. Angelika Claussen ve Dr. Alper Öktem: “Radyasyon en çok gelecek kuşakları etkileyecek”

Dr. Alper Öktem ve Dr. Angelika Claussen

Dr. Angelika Claussen

1986’da yaşanan Çernobil faciası, 3 gün sonra, 26 Nisan’da, 27. yılını geride bırakacak; patlayan nükleer santralden kaynaklanan radyoaktif  serpintiyle yayılan radyasyonun zararlı etkileri ise yaşamı etkilemeye devam ediyor. Kanserin oluşma süreci olan 20-30 yılın geçtiği bugünlerde, Çernobil’den yayılan radyasyondan etkilenen kişilerde hem çeşitli kanser tiplerinde, hem de başta kalp damar hastalıkları olmak üzere kanser dışı hastalıklarda belirgin artışlar görüldüğü dikkati çekiyor. Tüm bu hastalıklara ilave olarak son yıllarda erken yaşlanmanın da radyasyonla ilişkili olduğu tespit edilmiş durumda.

Radyoaktivite, toprakla, havayla ve besin zinciri yoluyla  çevrime girerek radyoaktif etkinin canlılarda yeniden ve yeniden ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu etkinin somut olarak görülmesi için de uzun süre geçmesi gerekiyor. Radyasyonun genetik materyal üzerine olan etkisi de bütün canlı türlerinde en çok gelecek kuşakların etkileneceği anlamına geliyor.

Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Birliği IPPNW (International Physicians for the Prevention of Nuclear War) Almanya bölümünün uzun süre başkanlığını yapan, Çernobil faciasının insan sağlığına yönelik zararlı etkileri konusunda uzman olan [1] Dr. Angelika Claussen Yeşil Gazete için Çernobil faciasını değerlendirdi. IPPNW Üyesi Dr. Alper Öktem’in de katıldığı söyleşide, patlamadan sonraki 27 yılın uzun ve kısa vadede ortaya çıkan görülebilir zararlarını ele aldık.

Yeşil Düşünce Derneği ve nukleersiz.org’un düzenlediği Çernobil Tanıkları Türkiye’de etkinliği için Türkiye’de olan Dr. Angelika Claussen, Çernobil’in düşük radyasyonun da önemli etkilerinin olduğunun görülmesi açısından öğretici olduğunu vurguladı. Türkiye’nin atom enerjisiyle ilgili girişimlerine de değindiğimiz söyleşide Dr. Alper Öktem, esprili bir dille “atom enerjisi isteyenlerin son Türk devletinin bekası konusunda kötü niyet taşıdığını düşündüğünü” de sözlerine ekledi.

 

“Çernobil, düşük radyasyonun da zararlı olduğunu öğretti”


Çernobil’in somut etkileriyle ilgili ilk araştırmalar nasıl yapıldı? Rakamlardaki farklılıklar nereden kaynaklanıyor?

Dr. Angelika Claussen:

Dr. Alper Öktem ve Dr. Angelika Claussen

Çernobil  Doktorları ortak adıyla bir araya gelen bir grup hekim Ukrayna, Beyaz Rusya, Rusya başta olmak üzere eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki tıbbi enstitülerde konuya ilişkin araştırmalar yapıyorladı. Ama maalesef kazadan sonraki en kritik 5 yıl içinde orada toplanan bilgi,  o zamanki Sovyetler Birliği merkezi hükümetinin “tüm bilgileri saklayacaksınız ya da yok edeceksiniz emri” nedeniyle ya tahrif, ya da yok edildi. Bu yüzden de konuya ilişkin sağlıklı değerlendirmeler yapmada zorluk çekiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1957 yılından kalma bir anlaşmaya göre Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın izni ve onayı olmadan konuya ilişkin araştırma yapamıyor oluşu da sağlıklı bilgilere ulaşmakta en önemli açmazlardan birini oluşturuyor. Çernobil Doktorları [2] ile (Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya’dan hekimler) ve Moskova’da, Minsk’te görev yapan konuya ilişkin çalışmaları olan öğretim üyeleri ile hem kongrelerde, hem de özel görüşmelerde bir araya geldik, konuştuk, tartıştık. Üç uzman arkadaş ile birlikte Çernobil Doktorları’nın da yaptıkları çalışmaları ve yayınları da dikkate alarak ortak bir kitap hazırladık. Bu kitabın ismi ise “Çernobil’in İnsan Sağlığına Etkileri” olarak belirlendi.

Çernobil’de neler oldu?

Nükleer patlama yaşandı, Çernobil’de nükleer serpinti oluştu ve tüm çevre ülkelere yayıldı. Rusya, Beyaz Rusya ve Ukrayna’ya indi. % 53’ü diğer Avrupa ülkelerine ulaştı. % 8’i başta Anadolu olmak üzere Asya’ya ulaştı.

Çernobil’de nükleer santralden farklı yarılanma ömrü olan çeşitli radyoaktif izotoplar radyoaktif serpintiyle tüm çevreye yayıldı. Bunlar şöyle sıralanabilir: İyot 131, yarılanma ömrü 8 gün; Sezyum 137, yarılanma ömrü 30 yıl; Stronsiyum 90, yarılanma ömrü 28 yıl. İyot 131’in yarılanma ömrü kısa olsa da, etkisi özellikle yakın çevrede büyük oldu. Çünkü patlama 26 Nisan’daydı, 1 Mayıs’a çok yakın bir tarihte gerçekleşti. 1 Mayıs kutlamalarının görkemi bozulmasın diye facia resmi makamlarca saklandı.

1 Mayıs’ta sokaklara çıkan insanlar radyoaktif ışımaya, erken dönem olduğu için de iyot 131’e maruz kaldılar. Kutlamalarda şehirleri gezen çocuklar iyot 131’den daha çok etkilendiler. Çocuklarda normalde 1 milyonda bir olan tiroid kanseri görülme oranı, iyot 131’in etkisine maruz kalan çocuklar için oldukça yüksek çıktı. Çernobil’in ardından 10 yıl kadar sonra yapılan araştırmalara göre sayılar farklı olmakla birlikte Beyaz Rusya- Gomel’de çocuklarda tiroid kanseri 58 kat arttı. Yetişkinlerde ise 6-7 kat arttı.

Çernobil’den sonra 27 yıl geçti, şu an gözlemlenen etkiler neler?

Yetişkin insanlarda kanser sayısı artmaya başladı. Radyasyona bağlı kanserlerin ortaya çıkması için 20-30 yıllık bir latent süre gereklidir. Meme kanserinde 10-20 yıldan sonra ciddi artış görüyoruz.

“Genetik bozukluklar 10. kuşaktan sonra patlama gösterecek”

 

Bunca yılın ardından Çernobil’den yayılan radyasyona ne oldu?

Dr. Angelika Claussen:

Radyoaktif serpinti, toprağa bitkiye çevreye yayılıyor, orada kalıyor, o çevrede yaşayanlar bunu alıyor.  Canlılara giren radyoaktif maddeler ise dokularda birikiyor. Toprakta olduğu gibi insanda da radyasyonun yarılanma ömrü var. Bazıları vücuttan atılırken, bazıları vücutta ışımaya devam ediyor. Çevreden besin zincirine geçiyor, tekrar canlılara ve insana geçiyor ve canlılarda birikiyor. Radyoaktiviteye bağlı bazı kanser türlerinin oluşma süresi 20-30 yıl, biz buna latent süre diyoruz. Son yıllarda yapılan çalışmalara bakıldığında, Beyaz Rusya’da radyoaktivitenin yüksek olduğu yerlerde bütün kanser çeşitlerinde %40-50 civarında artış var.

Fare ve sıçan gibi memeliler üzerinde yapılan araştırmalarda radyasyona maruz kalmış hayvanlarda genetik bozuklukların 10. kuşaktan sonra patlama gösterdiği belirlendi. Her kuşakta artış gösteriyor. Radyasyon konusunda şimdilik buz dağının üstündeki kısmını görüyoruz, asıl tehlike bizden sonraki kuşaklarda görülecek.

Kanser dışı hastalıklar yaygınlaşıyor, daha erken yaşta ortaya çıkıyor, yaşlanma hızlanıyor. Çernobil’de görev yapan 830 bin tasfiye memurunun 125 bini çeşitli nedenlerde öldü, yaşayanların ise çoğu radyasyona bağlı hastalıklarla boğuşmaya devam ediyor. Radyasyonun geç görülen etkilerinden bir diğeri ise kalp damar hastalıklarında gözlenen artıştır. Bu konudaki veriler tasfiye memurları üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda tespit edilmiş olup, bu tür sorunlar tasfiye memurlarında toplum ortalamasının çok üstünde görülmektedir. Çeşitli ensefalitler de dahil olmak üzere biyolojik hastalıkların yanı sıra tasfiye memurlarında intihara oldukça yüksek oranda rastlanmaktadır.

Radyasyonun devam eden etkileri açısından Avrupa’da ne tür tedbirler alınıyor?

Topraktaki radyoaktivite devam ettiği için besin zinciriyle taşınan radyasyon nedeniyle Bavyera’da İskoçya ve İskandinavya ülkelerinde yabani domuzlar avlanıyor, ancak yenmiyor. Yabani böğürtlenlerin yenilmesi tavsiye edilmiyor.

 

Doktor Claussen Karadenizlilere inanıyor


Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlar özellikle kanser vakalarında artış olduğunu söylüyorlar, siz ne düşünüyorsunuz?

Dr. Angelika Claussen:

Kanser vakaları artmaya devam edecek. Bilimsel çalışma, epidemiyolojik çalışmalar yapılmadığı için ancak öngörülere bağlı olarak konuşabilirim. Başta Karadeniz olmak üzere Türkiye’ye ciddiye alınması gereken ölçüde radyoaktif serpinti ulaştı. Beyaz Rusya’da, Ukrayna’da etki gösteren radyoaktivite Türkiye’de niye etki göstermesin ki? İlgilileri ve hükümeti bu alanda bilimsel çalışmaları başlatmaya çağırıyorum.

Radyasyonun etkilerinin doza bağlı olduğunu söyleyenler var, hatta güvenli dozdan söz eden resmi kurumlar var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Radyasyon için güvenli doz diye bir şey yoktur. Sadece etkiler doza bağımlı olarak artış gösterir. Bazı dozlarda bu  etkilerin artışı lineer iken bazı dozlarda konveks eğrilerle ilişkilendirilir. İlan edilen bu güvenli doz rakamları keyfidir. 1949 yılında resmi kurum ICRP (Uluslararası Radyasyondan Korunma Komisyonu) güvenli dozu yılda 44 mSv olarak ilan etmişti. Yıllarca güvenli doz sınırını indire indire 1990larda 1 mSv’e indirdiler.

Doğal radyasyon nedir?

Doğada bulunan radyoaktif izotoplardır, tabii bunlar da radyoaktif ışın yayıyorlar. Canlılar üzerinde tabii ki etkisi var.

Radyasyon dozlarını hesaplarken endüstriyel radyasyona doğal radyasyonu da eklemek gerekir.Tabi radyasyon her insanı ya da canlıyı aynı şekilde etkilemez, canlıların radyasyona karşı genetik olarak önceden oluşmuş farklı savunma mekanizmaları vardır.Bu nedenlede her canlı birey radyasyondan birbirinden farklı şekilde etkilenir.

Dr. Alper Öktem:

Dr. Alper Öktem

Güvenli radyasyon diye bir şey yok, bilim insanları artık bunu söylüyor. Düşük dozda tehlike yoktur deniyordu, 90’larda tehlikelidir dendi; ancak bu tehlikenin tesadüfî olduğu söylendi. Yani her doz tehlikeli olabilir, doz arttıkça tehlike de artıyor. Düşük doza maruz kalındığı halde Berlin’de, Çernobil’den sonra çocuklarda Down  sendromu görülme olasılığı arttı. Ne yazık ki Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization-WHO)  bu sonuçları kabul etmiyor. İnek sütünde bile sezyum ve stronsiyum görüldü. Dünya Sağlık Örgütü ile Uluslararası Atom Enerji Ajansı arasındaki protokole göre, Dünya Sağlık Örgütü yapacağı bütün çalışmalar için izin almak durumundadır. Bu nedenle de Dünya Sağlık Örgütü’ne güvenmek mümkün değildir. 1991 yılında Çernobil faciasından etkilenen bölgelerde çocuklarda tiroid kanseri patlaması oldu. Dünya Sağlık Örgütü bırakın araştırma yapmayı mevcut çalışma sonuçlarını bile yayınlamadı.

 

“Japonya’da insanların gerçekler konusunda şüpheleri var”

 

Dr. Alper Öktem ve Dr. Angelika Claussen, inceleme yapmak üzere Fukuşima’da  bulundular. Çalışmaları sırasında edindikleri gözlemleri paylaştılar. İlk olarak Japonya’da resmi makamların yanıltıcılığı nedeniyle halkın yaşadığı güvensizlik üzerinde durduk.

Yakın zamanda Fukuşimaya gittiğinizi söylediniz, orada neler oldu son durum hakkında bilgi verebilir misiniz?

Dr. Alper Öktem:

Fukuşima’da çocuklarda ilk tiroid kanserleri görülmeye başladı. Geçen yılın başında on binlerce çocuğa yapılan yaygın ultrason  taramalarında, tiroid tetkiklerinde her 100 çocuktan 35’inde kist ve nodül çıktı.

Fukuşima şu an 20 km çevresine kadar kapalı, nükleer bulut kimi yere çok yayıldı, kimi yere yayılmadı. Daha uzakta olmakla birlikte radyoaktivitenin yüksek olduğu yerler de boşaltıldı. Ancak bazı kuruluşlar, örneğin Amerikan Nükleer Düzenleme Komisyonu NRC’ye göre 80 km çapındaki alan yüksek radyoaktivite bölgesiydi ve tümünün boşaltılması gerekirdi.

Fukuşima’nın yeniden patlama riski var, hala ışın yayıyor, kontrol altında değil. Fukuşima vilayet merkezinde kabul edilemeyecek oranda radyasyon var. Uzmanları hükümet atıyor, bu nedenle açıklamalar güven verici değil.

İnsanlar sahipsiz kaldıkları hissini taşıyor ve yoğun şekilde gerçekler konusunda şüpheleri var. Mesela hükümet çeşitli yerlerde ölçüm yapıyor. Ancak ölçüm cihazlarını kurdukları alanı temizliyorlar, doğal olarak ölçtüklerinde radyasyon oranı düşük çıkıyor.  Sivil kuruluşlar ise bunun 100 metre uzağında çok daha fazla radyasyon tespit ediyorlar. IPPNW desteğiyle bölgede yurttaşlar için bağımsız ölçüm istasyonları kuruldu. Tam vücut radyasyonu ölçülmesini isteyen, resmi ölçümlere güvenmeyen vatandaşlar bu istasyonlara geliyor.

Dr. Angelika Claussen:

IPPW olarak bağımsız radyasyon ölçüm istasyonu kurduk. Aynı zamanda “Çernobil Faciasının İnsan Sağlığında Yarattığı Etkiler” kitapçığını Japonca’ya çevirdik. Japonya’da bu konuda eğitimler yaptık. Japonya’da şu anda 200 bağımsız radyasyon ölçüm istasyonu var. Devletin kurduğu istasyonlar yanlış ölçüm yapıyor. Her Cuma günü çeşitli şehirlerde gösteriler devam ediyor, halk nükleer enerjiye karşı çıkıyor.

 

Söyleşi: Büşra Akman

Editör: Savaş Çömlek

(Yeşil Gazete)


[1] IPPNW’nin 2011’de çıkardığı Healt Effects of Chernobly (Çernobil Faciasının İnsan Sağlığında Yarattığı Etkiler) yayınının yazarlarından, ilgili yayın için TIKLAYIN

[2] Doctors of Chernobly

Kategori: Röportaj