Ana Sayfa Blog Sayfa 3325

Fransa’da 58 reaktörün 20’si devre dışı, sayı artacak…

Yeşil Gazete olarak 6 Mayıs 2016 tarihli haberimizle nükleer devi Areva’nın 1965 yılından beri Flamanville Le Creusot fabrikasında üretimini yapmakta olduğu reaktörlere ilişkin raporlarda 400 uygunsuzluk olduğunu bildirmiş ve Sinop’ta Fransız Areva  ve Japon Mitsubishi konsorsiyumu kapsamında kurulmasına karar verilen nükleer santralin reaktörlerinin bu kusurlu parçaları içerme ihtimaline dikkat çekmiştik.

Bugün gelinen noktada Fransa’da üretilen reaktörlerde çok daha fazla uygunsuzluğun  tespit edilmesiyle var olan problemin daha da derinleştiğini görüyoruz. Öyle ki  Fransa’da işletilen toplam 58 reaktörden 20’si devreden çıkarılmış olarak ciddi denetim altında. 

 

Flamanville 3 projesinin tamamlanmasına en son 54 ay kalmıştı. Bu güne kadar iki kere inşa edilebileceği kadar birsüre geçti ve maliyetler orijinal bütçe olan 3 milyar Avroyu üçe katlayarak 10,5 milyar Avroya ulaştı . Santralin yeni öngörüyle 2018 yılının sonunda faaliyete başlaması ise iyimserolarak değerlendiriliyor. Kaynak: Fransız nükleer Güvenlik otoroitesi (ASN)
Fransa’daki Flamanville 3 projesinin tamamlanmasına en son 54 ay kalmıştı. Bu güne kadar iki kere inşa edilebileceği kadar birsüre geçti ve maliyetler orijinal bütçe olan 3 milyar Avroyu üçe katlayarak 10,5 milyar Avroya ulaştı . Santralin yeni öngörüyle 2018 yılının sonunda faaliyete başlaması ise iyimser olarak değerlendiriliyor. Kaynak: Fransız nükleer Güvenlik otoroitesi (ASN)

Fransa’nın Nükleer Güvenlik (ASN) başkanı konuyla ilgili olarak yeni bulguların ortaya çıkması muhtemel olduğu için  problemin büyüklüğünü henüz tespit edemediklerini ifade ediyor. Kritik önemdeki nükleer santralin çelik parçalarında tespit edilen dekarbürizasyon (genel olarak çelik yüzeyindeki karbon oranının azalması, malzemenin yüksek ısı ve basınçta kırılmaya müsait hale gelmesi) problemlerinin, Fransa’nın nükleer santral endüstrisini adeta çökerttiği belirtiliyor. Fransa toplam elektrik ihtiyacının üçte ikisini 63,2 GW’lik üretim kapasitesi bulunan nükleer santrallerle karşılamaktaydı. 

Uygunsuzlukların oluşturduğu riskin yüksekliği karşısında Fransa Nükleer Güvenlik otoritesi(ASN) nükleer santrallerin güvenliliğinden emin olmak  için bir dizi önleyici aksiyon alınmasını istedi. Bu yılın Ekim ayı sonunda çok sayıda yeni uygunsuzluk bulgularının  tespit edilmesinin ardından  20 reaktör devreden çıkarıldı ve önümüzdeki haftalarda da başka reaktörlerin devreden çıkarılması bekleniyor.

Bununla beraber  Fransız AREVA ve Japon JCFC(Japonya’da Kuzey Kyushu Casting&Forging fabrikası) ortaklığında üretilmiş olan kusurlu parçaların dünyanın pek çok ülkesinde yüksek profilli projelere imza atan  EDF (Electricité de France/Fransız Elektrik) tarafından kurulan reaktörlerde kullanılmış olması dünya çapında nükleer santallerin güvenliliğine dair endişeleri de arttırıyor.

Diğer taraftan Japan Times gazetesine göre AREVA ile birlikte JCFC’nin parçalarıyla ilgili olarak da denetimler başlayacak, kısacası yakında JCFC’de Japon Nükleer Güvenlik Otoritesinin denetimleri başlayacak.

***

Oysa 2014 yılında sorunun varlığına dair ilk endişeler belirdiğinde  ASN’nin CEO’su Olivier Gupta, Le Monde gazetesine yaptığı değerlendirmelerde “ güvenlik marjlarının geniş olduğunu ve dekarbürizasyonun  bir kaza halinde bile güvenliği engellemeyeceğini” ifade etmişti.

Etkileri Dünya çapında hissedilecek

Gelişmelerin neticesinde  analistler, Fransa nükleer enerji piyasasının  santrallerde ortaya çıkan tasarım hatalarına ve santrallerin yaşlanmasına bağlı olarak gelecekte daha uzun bakım onarım süreçlerine ihtiyaç duyulacağı konusunda uyarıyor. Fransa’daki reaktörler ortalama 30 yaşında  bir yandan parçaların eskisine göre  sıklıkla değiştirilmesi gerekirken  sıkı güvenlik şartları sebebiyle parçaların temininde gecikmeler yaşanabilir ki bu sebeple ASN ilave kontroller yapmak zorunda kalacak. EDF basına verdiği demeçte planlı elektrik kesintilerinin artacağına da işaret etti.

“Güvenlik denetimleri devreden çıkarma süreçleri uzatılarak devam ediyor”

Dünya genelinde nükleer projelere imza atan, Çin, Finlandiya, Belçika ve  İngiltere’deki büyük projeleri üstlenmiş olan  EDF, Le Crusot ve JCFC nin ortak üretimi olan parçaları kullandığı için çelik parçalardaki dekarbürizasyon probleminin Fransa dışına da yayılmış olduğu değerlendiriliyor.

∗ Sözkonusu çelik parçaların içinde buhar jenaratör kapağı da bulunuyor ki buhar jenaratöründe kapağı soğutma suyu sisteminin bir parçası. Çelik kapaktaki kabon konsantrasyonunda yoğunluk farkına bağlı olarak çeliğin sertlik özelliğini yitirmesi diyebileceğimiz problem parçanın direncini azaltarak yüksek ısıda kırılma ve çatlamalara karşı direncin azalmasına dolayısıyla kırılma ve çatlamalara sebebiyet verebilir. Bu açıdan dekarbürizasyon kritik önem arz ediyor.

Nükleer, Fransız elektrik ağının belkemiğiydi

EDF’in nükleer santralleri Fransa’nın ihtiyacı olan elektriğin %75’ini karşılıyor. Bu santraller Fransa’nın 19 ayrı noktasında. Toplam 58 reaktörün kapasite açılımı ise şöyle:  900MW’lık 34 reaktör,  300 MW’lık 20 reaktör ve 450 MW’lık 4 reaktör.

Ağırlıklı olarak Ekim ayı sonu itibariyle santraller devreden çıkarma, denetim, ve  gözden geçirmeler nedeniyle faaliyetlerini sürdüremezken nükleer santrallerden elde edilen elektrik üretimi de azaldı. Örneğin Eylül ayında nükleer santrallerden üretilen elektrik enerjisi en düşük seviyelere indi ki bu rakam Fransız Elektrik Dağıtım Şirketi verilerine göre 26, 6 TWh. Önümüzdeki haftalarda daha fazla nükleer santralin devreden çıkarılması planlandığı üzere sözkonusu rakam daha da düşecek görünüyor.  EDF 2016 üretim hedeflerini 395-400Twh’den 380-390 Twh’ye çekerken 2017 için de elektrik üretimini 390-400Twh aralığında tutmayı hedefliyor. Oysa EDF 2005-2015 yılları için öngörülen yıllık üretim miktarını  417Twh  olarak açıklamıştı.

Fransa bugün enerji kesintilerini önlemek için enerji ithal ettiği gibi,  kömür ve fosil yakıttan elektirik üretimine de döndü. Yeni kabul edilen COP21 karbon emisyon anlaşmasına rağmen bugün Fransa’nın kömür kullanımı son 32 yılın en yüksek rakamlarını veriyor.

Soru işaretleri artıyor

Fransa’nın nükleer enerji krizinin temelinde iki önemli problem var:

İlki, kritik önemdeki çelik parçalardaki dekarbürizasyon problemi ki bu problem buhar jenaratörlerinde kullanılan AREVA tarafından üretilmiş olan parçalara ilişkin. İkincisi ise sahteciliğe uğratılmış, tahrif edilmiş ya da kalite kontrol sonucu tamamlanmamış olan önemli parçalarla bunların raporları hakkında.

Bu konuda ilk olarak problem aslında 2014 yılında Avrupa’nın basınçlı reaktörü(EPR) olan 1,65 GW’lık güç santali Flamanville 3 projesinde tespit edildi ki  EDF, bu reaktör tipini İngiltere’deki Hinkley Point C reaktöründe de kullanmayı planlıyor. İlk bulguları, tespit edilen daha başka uygunsuzluklar izledi.

1943 yılına kadar geri giderek yapılması gereken kontroller var

AREVA’nın Le Creusot işletmesinde pek çok parçaya dair yeni soruların ortaya atıldığı iç tahkikat sürecinde yeni uygunsuzluklar da  tespit edildi. 2016 Ekim Bloomberg raporuna göre ise  AREVA tahrifatın yapıldığı  1943 yılına kadar geri giderek 6000’den fazla  nükleer parçaya ait üretim kaydı dahil olmak üzere  9000 adet  dökümanı gözden geçiriyor.

pwr_12-116_nuclear_euro-creusot-forge-fig-2
(Foto2) Areva’nın Le Creusot Forge fabrikası nükleer santrallerde kullanılan temel parçaları üretmeye kalifiye olan dünyadaki sayılı tesislerden. Fakat parçalardaki malzeme uygunsuzluklarına istinaden dökümanlarda yapılan tahrifat kalite hususundaki endişeleri arttırıyor. Kaynak: ASN

2014 yılında Flamanville Nükleer santralinde  bazı uygunsuzlukların tespit edilmesini izleyen 6 ay boyunca  uygulanan haftalık bakımlar devreden çıkarmalar, üretim kısma, uzun süren elektrik kesintileri ile beraber pek çok soru doğdu. 25 Ekim’de Fransa parlamentosunda ilgili oturumların ardından 27 Ekim günü problemin sanılandan daha derin olduğu anlaşıldı.

Bu yıl Ekim ayı başında kötüleşen durum üzerine bir değerlendirme yapan ASN,  EDF’in 5 reaktör için  elektrik üretimini durdurarak tespit edilen çelik parçalarda dekarbürizasyon problemine yönelik bazı güvenlik testleri istedi.  Testlerin yapılması Kasım ayından Ocak ayına kadar sürecek ve  bu denetimler Civaux 1, Fessenheim 1, Gravelines, and Tricastin 2 ve  4 santrallerinin devreden çıkarılmasını gerektirecek.

25 Ekimde Reuters, EDF ve ASN nin Civaux 2, Dampiere 3, and Gravelines 2 nükleer santrallerinin devreye alınmasını ertelediğini duyurdu. Ardından Gravelines 5 Nükleer Santralinde daha fazla uygunsuzluğun tespit edildiği açıklandı.

EDF’in 2016 Haziran ayında yapmış olduğu erken güvenlik testi sayesinde  ASN’nin 12 nükleer santralde risk olduğunu açıklayarak  buralarda çok sıkı güvenlik önlemlerinin alınmasını şart koşmasıyla durumun son haftalarda kötüleştiği daha iyi anlaşıldı. Ekim ayında alınan önlemleri de yeterli bulmayan ASN, EDF’e testler tamamlanana, parçalar tamir edilene veya yenilenene kadar bu 12 reaktörün devreden çıkarılması talimatını verdi. ASN yetkilisi bu parçaların güvenlik açısından kritik önem taşıdığını “dizayn kalitesi, üretimi ve bakım izleme süreçlerinin de çok önemli”olduğunun altını çizdi. Üretilen buhar jenaratör kapakları 900MW-1450 MW’lık gücü olan 18 reaktörde kullanılmıştı ve 12’sinde yüksek oranda karbon içeren kapaklardan bulunduğu anlaşıldı.

Yaklaşık 10 yıl önce de bugün EDF tarafından inşa edilmekte olan nükleer santrallerde Le Creusot veya JCFC de üretilen parçaların kullanılmasına bağlı olarak tespit edilen bazı kusurların üstü, bunların değiştirilmesi son derece maliyetli  ve zaman kaybına sebep olacak türden olduğu için örtülmüştü.

Pierre-Franck Chevet Fransız Nükleer Güvenlik Başkanı
(Foto3 )Pierre-Franck Chevet Fransız Nükleer Güvenlik Başkanı (kaynak:ASN)

Chevet’in açıklamalarına göre Areva’nın kusur örtme taktiği plan aşamasında  ya da inşa sürecindeki 5 diğer EPR için uygulanıyordu.  Kusurların örtüldüğü iki reaktörün ikisi Çin’de(biri Taishan) kullanılıyor  diğer ikisi ise Hinkley Point C’de kullanılması planlanıyor. Bu parçalardan Calvert Cliffs, Maryland’e kurulması planlanan EPR reaktörü için de üretiliyor.                                                                   

(EPR) tipi reaktör, basınçlı su reaktörününün(PWR) üçüncü nesil üretimidir. Fransız tasarımı olan EPR tipi reaktörlere ilişkin de fazlasıyla sorun bulunmaktadır. Mart 2011’de Fukuşima felaketine de sebep  olan önemli bir tasarım hatası; reaktörün acil durum sistemlerine elektrik gitmemesi durumu ile baş edebilecek  donanıma sahip değildir). Daha fazla bilgi için bkz nükleersiz.org raporlar .

Nükleer enerji güvenli değil!

Fakat problemin kalbindeki Le Creusot’a dair  kalite kontrolü hakkındaki sorular büyümeye devam ediyor. Gerçekten de araştırmalar derinleştikçe daha fazla problem tespit ediliyor. Uygunsuzluklardan etkilenen parçaların sayısı Nisan ayında  33 iken Eylül ayına gelindiğinde uygunsuzluk bulgu sayısı 87’ye çıktı ki bu parçalar, bugün faaliyette olan farklı nükleer santrallerde kullanılıyor . En başta tespti edilen Flamanville 3  projesinde uygunsuzluk sayısı 2 iken bugün 20’ye çıkmış bulunuyor.

EDF ve AREVA bugün maliyetli bir süreç olan uygunsuz parçaların sebep olduğu hasar durumuyla uğraşırken, ASN temsilcisi şunu söylemekten geri durmuyor:

“Risk alamayız. Bu bir kuraldır. Eğer karbon ayrışımının risklerini bilmiyorsak reaktörleri durum hakkında fikir sahibi olana kadar yani tehlike teşkil etmediğinden emin olana kadar  devreden çıkarmak zorundayız” diyor.

Uygunsuzluk tespit edilen buhar jenaratör kapağı Kaynak: ASN
Uygunsuzluk tespit edilen buhar jenaratör kapağı Kaynak: ASN

“Araştırma boyunca çok daha fazla uygunsuzluk ortaya çıkacaktır”

25 Ekim tarihinde fansa parlamentosunda duruma ilişkin olarak ASN Başkanı Chevet , AREVA’nın Le Creusot işletmesindeki raporlamalarda yer alan uygunsuzlukların tespiti için 1000’den fazla sayfanın incelenmesinin gerektiğini, bunun da  iki veya daha fazla yıl tutabileceğini söyledi. “Araştırma boyunca çok daha fazla uygunsuzluk ortaya çıkacaktır” açıklamasında bulundu.

ASN AREVA’nın faaliyetteki EDF reaktörlerinde kendi üretimi olan çelik muhafaza, buhar jenaratörü ve ana pompa sistemini ilgilendiren parçalarda toplam  87  uygunsuzlukla Flamanville 3 ve Gravelines 5 reaktörü için kullanılması planlanan parçalarda 20 uygunsuzluğun olduğunu ortaya koydu. Buna ek olarak denetçiler sevkiyat proseslerinde de uygunsuzluklar buldu. ASN’den bu denetimlere dair yapılan açıklama ise uygunsuzlukların kabul edilmesinin mümkün olmadığı yönünde.

***

Ekim 2016 sonunda ASN aşağıdaki bilgileri doğrulamış oldu.

  • Uygunsuzlukların tespit edildiği 6 nükleer santral  ve bunların yakında faaliyete geçmesi kabul edilen reaktörleri: Blayais 1, Chinon 1 ile 2, Dampierre 2 ve 4, ile Saint-Laurent-des-Eaux B2.
  • Devreden çıkarılması planlanan ve dentlenmekte olan 7 nükleer santral : Bugey 4, Civaux 2, Dampierre 3, Gravelines 2, Saint-Laurent-des-Eaux B1 ile Tricastin 1 ve 3.
  • 18 Ocak 2017’den önce kontrollerin yapılması için devreden çıkarılması gereken beş nükleer santral ve  reaktörleri: Civaux 1, Fessenheim 1, Gravelines 4, ile Tricastin 2 ve 4.
  • Kış aylarında açılmaması planlanan üç nükleer santral : Bugey 5, Gravelines 5, ve Paluel 2.
  • Fessenheim 2 nükleer santralinin buhar jenartöründeki alt koruma kabındaki  uygunsuzluklara bağlı olarak  ASN tarafından kapatılması istendi:
  • 31 Mart 2016’da Paluel 2 reaktöründen 465 tonluk buhar jenaratörü sökülürken yaralanmalı iş kazası meydana geldi. İki diğer işçi de psikolojik şoka uğradı Kaynak: ASN
  • Paluel 2 mayıs 2015’ten beri bakım sürecinde dolayısıyla devre dışıydı . 31 Marttaki kazadan sonra da bugün hala bakım süreci devam ediyor.

 

Pınar Demircan

(Powermag, Nukleersiz.org, Yeşil Gazete)

 

Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay havalimanında gözaltına alındı

Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındı.

30

Türk Hava Yolları’na ait uçakla saat 11.30’da Berlin’den İstanbul’a gelen Atalay uçağın kapısına gelen polis ekipleri tarafından alınarak apronda bir araca bindirildi. Bir süre havalimanındaki polis merkezinde tutulan Akın Atalay, daha sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu dâhil dokuz yazarı ve yöneticisi “FETÖ ve PKK terör örgütlerine üye olmamakla birlikte bu örgütler adına suç işledikleri” iddiasıyla tutuklanan Cumhuriyet gazetesinin İcra Kurulu Başkanı avukat Akın Atalay, 30 Ekim’de Tarık Akan’ı anma etkinliği için gittiği Almanya’dan bugün döneceğini açıklamıştı.

 

(T24)

Hindistan çatı üstü güneş enerjisi kurulumunda 1 gw seviyesini aştı

Hindistan’ın çatı üstü güneş elektriği alanındaki kurulu gücünün 1 GW seviyesini aştığı bildirildi.

Danışmanlık ve araştırma kuruluşu Bridge to India tarafından derlenen verilere göre son 12 ayda ülkede bu alanda 513 MW’lık kurulu güç artışı görüldü ve kümülatif güç Eylül ayı sonu itibari ile 1.020 MW seviyesine yükseldi.

29

Bu gücün 377 MW’lık bölümü sanayi tesislerinin, 263 MW’lık bölümü ticari binaların, 260 MW’lık bölümü konutların ve 121 MW’lık bölümü ise kamu binalarının çatılarında yer alıyor.

Çalışmadaki verilere göre ülkedeki 19 eyaletin 17’sinde kurulu olan bu tesislerdeki elektrik üretim maliyeti şebeke fiyatlarının altında iken, Maharashtra ve Haryana eyaletlerinde kurulumlar ise şebeke fiyatının yüzde 30 daha altında elektrik üretimi gerçekleşmesini sağlayabiliyor.

Çalışmaya göre kurulum maliyetleri ise son 4 yılda ortalama olarak yıllık yüzde 12 oranında geriliyor.

Bununla birlikte Bridge to India, Hindistan hükümetinin 2022 için hedeflediği 40 GW’lık çatı üstü güneş elektriği hedefinin ulaşılamayacağını ve 2021’de 12,7 GW düzeyinde kalacağını öngörüyor.

 

(Solar.ist, Bridge to India)

Leonard Cohen yaşamını yitirdi

Şarkıcı ve besteci Leonard Cohen, 82 yaşında yaşamını yitirdi.

24

Cohen’in ölümü önce TSİ 04:30’da resmi Facebook sayfasından duyuruldu. Columbia Records’dan bir temsilci, BBC’ye Cohen’in ölümünü doğruladı.

25

Cohen’in ölüm nedeni ise henüz açıklanmadı.

Kanada’nın Montreal kentinde dünayaya gelen Leonard Cohen, geçen ay 14. albümü You Want It Darker’ı yayınlamıştı.

Cohen’in Hallelujah şarkısı, tüm zamanların en fazla tekrar yorumlanan şarkılarından biri olmuştu.

Leonard Cohen kimdir?

Tam adı Leonard Norman Cohen olan sanatçı, 21 Eylül 1934’de Kanada – Montreal’de dünyaya geldi.

Yazar, şair, söz yazarı ve müzisyen kimlikleriyle tanınan Cohen, ilk şiir kitabını 1956’da, ilk romanını ise 1963’te yayımladı.

Cohen, Avrupa pop müziğine dayanan ilk dönem çalışmalarının ardından din, yalnızlık, cinsellik ve kişiler arası karışık ilişkileri konu edindi.

Kanada’nın en büyük sivil şeref madalyası sahibi olan Cohen, 2008’de de “Rock and Roll Hall of Fame”e kadul edilerek adını en güçlü ve etkileyici şarkı yazarları arasına yazdırdı.

 

(T24, BBC)

Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’a ağırlaştırılmış müebbet hapis istemi

Özgür Gündem gazetesi yazar ve yöneticilerine yönelik başlatılan soruşturmada savcılık iddianameyi açıkladı.

İddianamede, Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın da aralarında bulunduğu 4’ü tutuklu 9 kişi hakkında, “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet cezası isteniyor.

23
Aslı Erdoğan 84 gündür, Necmiye Alpay ise 72 gündür tutuklu bulunuyor

Ağustos ayında gerçekleştirilen operasyonda tutuklanan yazar Aslı Erdoğan 83 gündür, Necmiye Alpay ise 71 gündür tutuklu bulunuyor.

Sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma”, “Terör örgütü propagandası yapmak” da yer aldı.

Anadolu Ajansı, 32 sayfalık iddianamenin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildiğini ve mahkemenin 15 gün içinde iddianemeyle ilgili kararını vereceğini bildirdi.

Özgür Gündem iddianamesinde;

– Abdullah Öcalan’ın 2012-2014 yıları arasında Ali Fırat kod ismiyle yazılarının yayınlandığı

– PKK ve KCK yöneticisi bir çok militanın görüşlerine ve yazılarına yer verildiği

– PKK’nın yönetim kadrosunda yer alan Mustafa Karasu’nun takma isimle yazılar yazdığı

– PKK’nın kurucularından Muzaffer Ayata’nın yazar kadrosunda bulunduğu

– KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese Hozat kod adlı Hülya Oran’ın beyanlarına yer verildiği

– Çok sayıda haber ile Duran Kalkan, Mustafa Karasu gibi “terör örgütü yöneticileri” ile yapılan röportaj ve söyleşiler delil olarak gösterildi.

Gazetenin “terör örgütünün güdümünde yayın yaptığı, şüphelilerin de bu amaçla gazeteyi tasarlayıp hazırladıkları” belirtilen iddianamede “halkın kin ve isyana teşvik edildiği” değerlendirmesine yer verildi.

Ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, ağustos ayında Özgür Gündem gazete binasına düzenlenen operasyonda gözaltına alınan yazar Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay, Genel Yayın Yönetmeni İnan Kızılkaya ve Yazı işleri Müdürü Bilir Kaya, “Silahlı terör örgütüne üye olma” iddiasıyla tutuklanmıştı.

Gazetenin imtiyaz sahibi Kemal Sancılı, yönetici Bilge Aykut ile Ragıp Zarakolu, Eren Keskin ve Filiz Koçali hakkında da “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet cezası isteniyor.

 

(BBC Türkçe)

Gıda satın alma kılavuzu [1]

Serinin ikinci yazısı için tıklayınız

Türkiye’de herkesi ortaklaştıran, toplumsal konumu, mesleği, gelir düzeyi, siyasi bakışı ne olursa olsun neredeyse herkesin, neredeyse her ortamda konuştuğu bir konu varsa, o da “gıda”.

Köy kahveleriyle bar masalarını, Boğaz’a nazır yalılarla gecekondu mahallelerini, solcularla sağcıları birleştiren (ne mutlu ki) bir konu var yani hala. Evet, her yerde farklı kavramlarla, farklı önceliklerle, farklı “varsayımlarla” konuşuluyor ama herkesin ortak derdi, bütçesine uygun biçimde en sağlıklı ve besleyici şekilde beslenmek.

“Nasıl?” sorusunda ise kafalar karışık. “Şunu alma, bunu al”, veya “onu yememek lazımmış, bu çok faydalıymış” muhabbetleri kimi zaman yol gösterici olabilse de meseleyi tam anlamıyla kavrayıp kendi kararlarımızı en doğru şekilde vermemize yetmiyor.

Bu yazı dizisinin amacı da bu eksikliği gidermek. Burada yazılanları kavramadan “doğru” beslenmemiz pek mümkün değil. “Doğru beslenmek”ten neyi kastettiğinizi, neyi önemsediğinizi anlamaktan başlıyor iş, zaten.

food

Somut, net, uygulanabilir bir kılavuz

Gıda meselesini ele alan bir yazıyı çok farklı açılardan yazabilirsiniz. Bu yazı dizisi ise “sonuçta nasıl gıda alayım? Üreticisine neleri sorayım? Nelere dikkat etmeliyim?” gibi son derece somut sorular soran milyonlarca insanın sorularına somut, anlaşılır ve hemen ertesi gün uygulayabileceği cevaplar sunacak.

Hayatın içinden gelip hayatın içinde yol alan bir yazı dizisi olacak, yani. Farklı gıdalarda nelere dikkat etmeniz gerektiği, “piyasadaki” yaygın kandırmacalardan nasıl kurtulabileceği, yumurta alırken neye, domates alırken neye dikkat etmesini gerektiğini, fiyatları nasıl kıyaslayabileceğini önceliklendirerek paylaşan bir “gıda satın alma kılavuzu”.

Burada önemli bir not düşelim: Üzerinde pek düşünüp sorgulamadan “doğru” gıdaya ulaşmak pek mümkün değil. Yani tüketicinin de ciddi bir ev ödevi var yapması gereken. Her şeyin bir tık uzaklığında, kafa yormadan ve zahmetsizce gerçekleşmesine alıştığımız bir dünyada kolay değil bu, biliyorum. Ama doğru gıdayla beslenmek istiyorsanız, yapmanız gereken bunları öğrenmek, sorgulamak, deşmek. Ne kadar keyifli bir iş olduğunu göreceksiniz hem, emin olun.

Son olarak şu var: Buradaki somut ve pratik yönergeleri takip etmek, deşmek, sorgulamak, “doğru” bir tarım ve gıda sistemine giden yolu da açacak; toplumsal, ekonomik, ekolojik bir dönüşümü mümkün kılacak.

Başlarken: Temel tanımlar

domates
Foto: GettyImages

“Doğru” besin dediğimiz gıdanın içinde bir çok özellik var. Bunlar birbiriyle ilintili ama (örneklerde ve sonraki yazılarda göreceğiniz gibi) bir özelliğe sahip olan bir gıda bir diğerine sahip olmayabilir.

Temiz: Yediğiniz gıdanın mevcut tarım sisteminde kullanılan zehirlerden (“tarım ilacı” diye aldatıcı bir isme sahiptirler) azade olması halidir. Bu zehirler, toprağı ve ekosistemi bozan uygulamalarla ortaya çıkan ve/veya artan zararlı mantarlara (fungisit), “yabani” otlara(herbisit), zararlı böceklere karşı (insektisit) kullanılan kimyasal bileşenler. Tek yıllık bitkilerde, bitki yetiştirilmeye başlamadan önce kullanılsalar bile toprakta kalıp bitkiye ve meyvelerine geçerler. Birden fazla aşamalı üretimde (örnek, şeker pancarı küspesiyle beslenen sığırın eti) ilk aşamalarda (yani şeker pancarında) kullanılan zehirler, sonraki aşamalara (yani sığırın etine/sütüne) birikerek geçer.

Özellikle hayvancılıkta antibiyotik ve hormonların kullanılması da hayvansal gıdayı temiz olmaktan uzaklaştırır.

Temiz gıda, ürünün eriştiği toprak, su ve hava ortamlarında bu zehirlerin, hormon ve düzenli antibiyotiklerin uygulanmaması, bu sayede gıdanın da bu zehirleri bünyesinde barındırmaması durumunu tanımlar.

İşlenmiş bir gıdanın (örnek: sucuk) temiz olarak tanımlanması için ayrıca, işleme sürecinde vücut kimyasını bozan “koruyucular” başta olmak üzere kimyasalların kullanılmamış/katılmamış olması gerekir.

Besleyici: Yediğiniz gıdanın içerdiği besin maddelerinin zenginliği halidir. Bu da, gıdanın yetiştiği toprağın mikrobiyolojik döngülerinin güçlü olmasına bağlıdır. “Toprak Gıda Ağı” (Soil Food Web) dediğimiz bu son derece karmaşık döngüler bütünü, toprakta çözünmemiş olarak duran elementlerin bitkinin, oradan da etin/sütün bünyesine geçmesini sağlar.

Mikrobiyolojik döngüleri sağlıksız hale getirilmiş bir topraktan çıkan ürünle, onarıcı tarımla mikrobiyolojik aktivitesi iyileştirilen bir topraktan çıkan gıda arasında, özellikle iz elementler kapsamında besleyicilik açısından çok büyük farklar var. İz elementler, insanın hasta olmasıyla sağlıklı olması arasındaki farkı belirleyen önemli faktörlerden.

Toprağın mikrobiyolojik habitatını bozarak içinden çıkan gıdanın (ve o gıdayı yiyerek beslenen gıdanın, mesela koyunun/sığırın) besleyici olmasını engelleyen faktörlerin başında toprağı düzenli olarak pullukla/sabanla sürmek, tarımsal zehirler, kimyasal gübre ve yanlış arazi kullanımı (aşırı otlatma, monokültür, sürekli aynı ekimi yapmak, vb) kullanımı gelir.

Besleyici gıdanın insanı “hasta etmeme”nin ötesinde şifa verme, kronik ve akut hastalıkları iyileştirme özelliği de olur. Bu nedenle besleyici gıdalara “şifalı” gıda da denebilir.

Foto: GettyImages
Foto: GettyImages

Sağlıklı: Bir gıdanın temiz ve besleyici olma halidir. Sağlıklı gıdanın iki özelliği aynı anda taşıması gerekir: 1) Vücudunuza kimyasal zehir bileşenleri sokmaması, 2) Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu iz elementler dahil her türlü bileşeni sunması. Bunlardan birisinin eksik olması, sağlığınızı giderek kaybedeceğiniz anlamına gelir.

Lezzetli: Yediğiniz gıdanın damak tadınıza hitap etmesi halidir. Lezzet algımızın üç boyutu var;

  1. Biyolojik boyut: Yediğiniz gıdanın ne kadar besleyici olduğuna bağlı olarak vücudunuzun “gerçek” anlamda aldığı lezzet. Bir gıdanın ne kadar besleyici olduğunu anlamanızı sağlayan temel kriterdir çünkü lezzet dediğimiz, gıdanın besleyiciliği kriteri üzerinden evrim süreci boyunca edindiğimiz bir “seçim kriteridir”. Yani bir gıda, besleyici olduğu için bize lezzetli gelir.

    Biyolojik boyut, kültürel boyut tarafından zaman içinde bozulabilir (günümüzde çoğumuzun bozulmuştur), o nedenle “vücudunu dinleyerek” tamir edilmesi elzem olan bir boyut bu.

  2. Kültürel boyut: Yediğiniz gıdalar hakkında yapılan olumlu ya da olumsuz reklamlardan, “acı” deneyimlerinizin sizlerde bıraktığı izler ve deneyimlere, belli bir yemeği algınızda eşleştirdiğiniz sembol ve anlamlardan politik veya dini inanç/görüşlerinize kadar geniş bir çerçevede biçimlenen ve vücudunuzun ne istediğini duymanızı engelleyen boyuttur.

  3. Anlık boyut: Biyolojik boyutunuzu yeniden güçlendirip vücudunuzu dinlemeyi öğrendiğinizde, vücut o an/gün ihtiyaç duyduğunuz elementleri size bildirir; beyniniz de bu elementleri içerdiğini (önceki deneyimlerinden) bildiği yemekleri “canınızın çekmesini” sağlar. “Dengeli” beslenmenin en önemli boyutudur.

Bununla ilgili bir deney: ABD’de 1939’da yapılan bir deneyde, önlerine 33 farklı gıda konan ve hiçbir yönlendirme yapılmadan “ne isterlerse onu, istedikleri miktarda” yemeleri sağlanan sütten yeni kesilmiş bebekler 4.5 yıl boyunca izlendi. Deneyin iki ilginç sonucu oldu: 1) Bebeklerin hepsi bu 4.5 yıl boyunca sağlık sorunu yaşamadan büyüdü. 2) Her biri, her gün çok farklı şeyler yiyorlardı. Deney popüler kültürde “the wisdom of the body” olarak biliniyor.

Adil: Gıdanın, topraktan tohuma, hasattan işlemeye, nakliyeden sofraya kadar olan tüm süreçlerinde biyolojik çeşitlilik, emek, hakkaniyet gibi değerlerin korunmuş, tutarlı bir etik anlayışının gözetilmiş ve güçlendirilmiş olması halidir.

Bugünkü dar anlamının çok ötesinde, en geniş ve kapsamlı anlamıyla “adil” bir gıda, kendiliğinden temiz ve besleyici olacaktır.

adil

Bir gıdanın adil olup olmadığı konusunda soracağımız sorular, dünya görüşümüz, adalet anlayışımız, (varsa) etik değerlerimiz üzerinden de şekillenir.

Önemli not: Herhangi bir yaşama (hatta hayvan yaşamına) son vermeden ve/veya yaşam alanını ortadan kaldırmadan beslenmek mümkün değildir. Bune vejetaryen ve vegan beslenme de dahildir. Örneğin sebze üretiminde bile, hiç bir zehir kullanılmasa bile binlerce böcek ve mikrobiyolojik canlı öldürülür. Yazı dizisinin ilerleyen bölümlerinde detaylı olarak okuyabileceğiniz gibi, bazı üretim tür ve çeşitlerinde bu öldürmeler soykırım boyutlarına ulaşır.

Onarıcı: Gıdanın üretilme sürecinde ekolojik döngüleri, ekosistemi, toprağı ve suyu iyileştirip güçlendirici, onarıcı uygulamalar yapılmış olması halidir. Çıplak toprak oranı, toprakaltı mikrobiyolojik zenginlik ve bereket, topraküstü ve havza-çapında biyolojik çeşitlilik, topraktaki organik madde miktarı gibi kritlerle hesaplanır. Gıdanın besleyici olmasıyla onarıcı olması arasında yüksek oranda paralellik bulunur.

Bazı temel ilkeler

Her besleyici gıda, aynı zamanda temizdir. Çünkü mikrobiyolojik aktivitenin devamı için tarım zehirlerinden uzak durulması gerekir.

Her temiz gıda, besleyici olmayabilir. Örneğin, hiçbir kimyasal zehir kullanılmasa bile ağır ve sürekli sürülen topraklarda mikrobiyolojik canlılık gelişemez ve gıda besleyici özelliğini kazanamaz.

“Süper gıda” diye tanımlanan gıdalar, diğer gıdalarda az oranlarda bulunan bazı besin değerlerini bünyelerinde taşıma “potansiyeline” sahip gıdalardır. Bu potansiyeli taşıyıp taşımadıkları da nasıl üretildikleriyle doğrudan orantılı olur (bkz: besleyici gıda). Onarıcı bir tarımla üretilen besleyici gıdalar, süper gıdalar olmasa bile vücudunuzu şifalandırırken, yok edici tarımla üretilen “süper gıdalar” besin ihtiyacınızı karşılamaz. Temel kural şudur: Yaşadığınız bölgede/havzada yetişebilen tüm gıdalar, onarıcı tarımla üretildikleri ve dengeli şekilde tüketildiklerinde (dengenin nerede olduğu için, bkz: lezzet/biyolojik boyut ve anlık boyut) zaman, tüm besin ihtiyaçlarınızı karşılayabilir.

Serinin ikinci yazısı için tıklayınız

Durukan Dudu

Mardin Derik’te kaymakamlık binasına bombalı saldırı

Mardin‘in Derik ilçesi’nde kaymakamlık binasına bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda, İlçe Belediyesi’ne kayyım olarak atanan Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk ile birlikte 2 kişi yaralandı. Mardin valiliği saldırının el yapımı patlayıcılarla gerçekleştirildiğini açıkladı.

46

Saldırının ardından olay yerine çok sayıda ambulans sevk edildi. Polis ekipleri de saldırının olduğu noktada güvenlik önlemleri aldı.

Sağlık Bakanlığı yetkilileri, saldırıda yaralanan Derik Belediyesi’ne kayyum olarak atanan kaymakam Muhammet Fatih Safitürk’ ün Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesine nakledildiğini bildirdi.

47

Safitürk’ ün ilk tetkik ve tedavisinin ardından gerektiğinde hazır halde bekletilen uçak ambulansla Ankara’ya naklinin planlandığı belirtildi.

Güvenlik güçleri çevredeki tüm yolları kapatarak operasyon başlattı.

 

(T24, BBC Türkçe)

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün “2011-2015 arasında Küresel İklim” raporu yayınlandı

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO – World Meteorological Organisation), “2011-2015 Arasında Küresel İklim” (The Global Climate in 2011 – 2015) başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, çarpıcı sonuçlar içeriyor. Rapora göre bilim insanları tarafından İklim Değişikliğinin de ana sebebi olarak gösterilen insan kaynaklı sera gazı emisyonları iklim afetlerinin sıklığını ve etkisini arttıryor. Sera gazı emisyonları ayrıca ekonomik ve sosyal maliyetlerin de yükselmesine sebep oluyor.

42

Dünya Meteoroloji Örgütü -kayıtlara geçen en sıcak beş yıl olan- 2011-2015 yılları arasındaki küresel iklimin ve tehlikeli ve maliyetli etkileri olan aşırı hava ve iklim olaylarına dair bir çalışma yayınladı. Çalışmaya göre, insan kaynaklı iklim değişikliğinin sel ve kuraklık gibi aşırı hava olaylarının sıklığını ve etkisini arttırdığı ortaya konuluyor.

Rekor sıcaklıklar yükselen deniz seviyeleri, kuzey kutbunda buzulların erimesi, karasal buzulları ve kuzey yarımküredeki kar örtüsünün azalmasını da beraberinde getirdi. Bütün bu iklim değişikliği göstergeleri uzun dönemli ısınma eğiliminin sera gazlarından kaynaklı olduğunu tastikledi. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansında (Marakeş İklim Zirvesi – COP 22) sunulan WMO raporuna göre, havadaki karbon dioksit seviyesi 2015 yılında milyonda 400 parçacık eşiğini geçti.

The Global Climate 2011-2015

Küresel İklim 2011-2015 ayrıca insan kaynaklı iklim değişikliğinin aşırı hava olaylarına doğrudan bir bağı olup olmadığını da araştırıyor. 2011-2014 yılları arasında Amerikan Meteoroloji Topluluğu tarafından yayınlanan 79 çalışmanın yarısından fazlası insan kaynaklı iklim değişikliğinin araştırılan aşırı hava olaylarına katkısı olduğunu buldu. Bazı çalışmalar, aşırı sıcaklıkların olasılığının en az on kat artığını gösteriyor.

43

WMO Genel Sekreteri Petteri  Taalas “ParisAnlaşması,küresel sıcaklık artışlarını sanayi öncesi seviyelerin 2 derece santigradın oldukça altında tutmayı, hatta 1,5 santigrat derece seviyesinde tutmayı amaçlıyor. Rapor 2015 yılındaki ortalama sıcaklıkları şimdiden 1 derece eşiğine ulaştığını doğruluyor. Kayıtlardaki en sıcak son beş yıllık dönemi yaşarken,2015 yılıda en sıcak yıl olarak kayıtlara geçiyor. Bu rekor bile 2016 yılında kırılacağa benziyor” diyor ve ekliyor : “İklim değişikliğinin etkileri 1980li yıllardan beri küresel ölçekte devamlı gözlemlenebiliyor: hem karada hem de okyanuslarda artan küresel sıcaklıklar, yükselen deniz seviyeleri ve buzulların yaygın bir şekilde erimesi. Bu, sıcaklık dalgaları, kuraklık, rekor düzeyde yağışlar ve hasar veren sellerin riskini de artırdı,”

45

Rapor ayrıca önemli hasar veren iklim afetlerinin altını çiziyor. yüksek etkili bazı olayların altını çiziyor. Özellikle, 2010-2012  yılları arasında 258,000 kişinin ölümüne ve 2013-2015 yılları arasında güney afrika kuraklığına neden olan Doğu Afrika kuraklığı; 2011 yılında 800 insanın ölümüne ve 40 milyar Amerikan dolarından daha fazla hasara sebep olan Güney doğu Asya’da yaşanan sel felaketleri, 2015 yılında Hindistan ve Pakistan’da 4,100 kişinin ölümüne neden olan sıcaklık dalgaları; 2012 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde 67 milyar Amerikan doları hasara neden lan Sandy kasırgası ve 2013 yılında Filipinler’de 7,800 kişinin ölümüne neden Haiyan kasırgası gibi olaylar, insan kaynaklı iklim değişikliğinin insanların hayatını nasıl etkilediğini ortaya koyuyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün raporunun İngilizce aslına 2011-2015-arasinda-kuresel-iklim linkinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

İklim Değişikliğine inanmayan Trump seçildi, şimdi ne olacak? – Arif Cem Gündoğan

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Trump seçildiği takdirde uzun ve zahmetli bir müzakere süreci sonrasında onaylanan ve yürürlüğe giren Paris Anlaşması’nı tanımamayı vaat etmişti. Peki bu ne derece olası ve mümkün olduğu takdirde etkileri ne olacak?

Donald Trump
Donald Trump

Dünya Fas’ın Marakeş şehrindeki iklim zirvesinde yeni yürülüğe giren Paris Anlaşması’nın nasıl uygulanacağına dair kuralları müzakere etmek için toplanmışken bu yazıldığı dakikalarda kesinleşmek üzere olan ABD başkanlık seçim sonuçlarına göre Donald Trump ABD’nin yeni başkanı olacak gibi gözüküyor. Cumhuriyetçilerin üstünlüğü bununla da sınırlı değil. Senatoda ve Temsilciler Meclisinde Cumhuriyetçilerin hâkimiyeti var. Bu, kritik bir durum… Güçler ayrılığı ilkesi görece iyi işleyen bir ülke olan ABD’de başkan tek başına istediği yasaları çıkartabilmek için yeterli etki gücüne sahip değil. Ancak, başkan Senato ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğa sahip olan partidense yürütme yetkisine sahip başkanın yasama ve onama yetkisine sahip kurumlarda bir ağırlığının olacağı açık.

Trump galibiyetinin artçı şokları dünyayı sallamaya şimdiden başladı. İnsanların, medyanın ve piyasaların tepkilerinden bir adım öteye geçip bu galibiyetin iklim değişikliği ile küresel mücadeleye olabilecek etkilerine odaklanalım. Trump seçildiği takdirde uzun ve zahmetli bir müzakere süreci sonrasında onaylanan ve 4 Kasım 2016’da resmen yürürlüğe giren Paris Anlaşması’nı tanımamayı vaat etmişti. ABD’yi anlaşmaya taraf olmaktan çekeceğini ifade eden Trump’ın insan kaynaklı iklim değişikliğine “inanmadığını” seçim sürecinde defalarca dillendirdiğini biliyoruz. Peki bu ne derece olası ve mümkün olduğu takdirde etkileri ne olacak?

Aslına bakılırsa bu soruların yanıtını Paris Anlaşması müzakere eden tüm taraflar uzun zamandır düşünüyordu ve olabildiğince “Trump geçirmez” bir anlaşma metni ortaya koymaya çalıştılar. Anlaşmadan resmen ayrılmak herhangi bir taraf devlet için en azından 3-4 yıllık bir süreç olacak. Anlaşmanın seçimlerin bitimine günler kala resmen yürürlüğe girmesinin tesadüf olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Paris Anlaşması metni ve dili hukuken ABD’nin başkan onayı ile anlaşmaya taraf olabilmesine olanak verecek şekilde tasarlandı. Yani başkan Kongre ve Senato onaylarına ihtiyaç duymadan doğrudan Paris Anlaşması’nı kabul edebilecek şekilde…

NitekimABD Başkanı Barack Obama, eylül ayında anlaşmayı onayladı. Ancak şunu belirtmek gerekir ki ABD başkanının bir anlaşmayı doğrudan onaylama yetkisi anlaşma konusunun ve içeriğinin dış politika ile sınırlı kaldığı çerçevede işlevsel. Yani pratikte başkan onaylasa da ABD’nin anlaşma kapsamındaki azaltım hedefi içeride hukuken bağlayıcı olamıyor. Bütün bunlar Trump ABD’sinin Paris Anlaşması’dan çekilmek için harekete geç(e)meyeceği anlamı taşımıyor.

Paris Anlaşması metninde taraf olmayan ülkelerle ilgili bir atıf yok. Bilim insanları ve hukukçular tam da bu noktaya parmak basıyor. Anlaşmanın “aşil tendonunun” burası olduğu belirtiliyor. Fas’ta devam eden iklim zirvesinden gelecek ilk reaksiyonları göreceğiz ancak ilk iş bu zafiyeti giderebilmek için Paris Anlaşması metninde taraf olmayan (non-party) devletlerle ilgili bir kısım eklemek olabilir. Bu da ABD’ye taraf olmaktan çekilse bile büyük bir manevra şansı tanıyacaktır. Tabii böyle bir gelişmenin problematik etkileri de olacaktır: küresel seragazı salımlarındaki payı en büyük ülkelerden birisi olan ABD gibi bir ülke çekilirse “ben de çekilirim” diyebilecek taraf devletlerin söz konusu olabileceğini düşünmemiz gerekir. Veya, bir diğer açıdan, şu ana dek anlaşmayı onaylamayan devletlerin (belki de Türkiye gibi özel şartları ve istekleri kabul görene dek) taraf olmayan statüde kalmak istemesi sürpriz olmaz.

Umut verici gelişmeler yaşanmadı değil. Derinlemesine incelendiği takdirde ABD’nin şimdiye dek sürdürdüğü görece ilerici iklim politikasını yalnızca başkan Obama’nın ve demokrat partinin hâkimiyetindeki kurumların konuya dair ilgilerine değil ABD içindeki federal politika çemberi dışında kalan pek çok aktörün (eyalet yönetimleri, şirketler, düşünce kuruluşları vb.) sahipliğine de borçluyuz. Örnek vermek gerekirse, Kaliforniya eyaletinin 2050 yılında seragazı salımlarını 1990 seviyesine göre %80 azaltım yönünde hukuken bağlayıcı bir azaltım hedefi mevcut ve yeni seçilecek başkanın buna bir etkisi söz konusu olamaz.

Paris Anlaşması içerisindeki mekanizma ve tedbirlerin kurallarının henüz müzakere aşamasında olduğunun altını çizmekte yarar var. Bu durum Paris Anlaşması’na potansiyel bir Trump müdahalesini çekici olmaktan uzaklaştırabilecek seçeneklerin hala mevcut olmasına olanak tanıyor. Örneğin piyasa mekanizmaları… Kendi iç piyasa ve kamuoyu dinamikleri iklim tedbirlerinin sıkılaştırılmasını talep eden bir ABD’de özellikle lobi gücü yüksek özel sektörün ABD’nin (başarılabilirse) uluslararası karbon piyasalarına tam katılım seçeneğinden mahrum kalmak istemeyebileceğini ve Trump’a baskı yapacağını düşünmek zor değil. Bu bağlamda Paris Ankaşması’nın ilgili alt kuralları doğru kurgulanırsa ABD’nin anlaşmaya taraf olmaktan vazgeçtiği takdirde onlar için ekonomik olarak çekici olmayacak bir durum yaratılabilir. Öte yandan pek çok kesim tarafından vurgulandığı üzere Paris Anlaşması’nın 6. Maddesinde yapılabilecek bir değişiklikle anlaşmaya devlet-dışı aktörlerin de bir şekilde (resmen taraf olmadan) taraf olmasını sağlayabilecek bir değişiklik getirmek ABD’nin pek çok kilit eyaletinin anlaşmaya taraf olmasını sağlayabilir.

Bu ve ilgili çözüm önerileri bugünden itibaren eminim Fas’taki müzakerelerin gayri resmi de olsa ana gündem maddelerinden birisi haline gelecek. Trump ve Cumhuriyetçilerin anlaşmaya taraf olmaktan çekilme kararlarını bir kez daha düşünmek isteyebilecekleri bir kurallar bütünü oluşturmak şimdi her şeyden daha önemli… Özellikle de hâlihazırdaki durumuyla Paris Anlaşması’nın bile iklim krizi ile mücadelede yeterli olmayacağı bilim insanları tarafından en üst perdeden dillendirildiği şu günlerde…

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

40

 

Arif Cem Gündoğan

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yer Sistem Bilimi doktora öğrencisi

Kışlık fideleri yataklarına dikmek için 12 Kasım Cumartesi Roma Bostanı’ndayız

Roma Bostanı İnsanları’ndan çağrı var.

Roma Bostanı’nda kış hazırlıkları için 12 Kasım Cumartesi günü saat 14:00’de Bostanda biraraya gelme çağrısı yapan Roma Bostanı İnsanları’nın çağrı metnini aynen paylaşıyoruz.

ROMA BOSTANI İNSANLARI BOSTANI KIŞA HAZIRLAMAK İÇİN BİR ARAYA GELİYOR:

BİRLİKTE VE FARKINDA OLALIM,TOPRAĞA DEĞELİM.
 
Kış geliyor, gelin Bostan’da birlikte olalım.
 
Herkesleri 12 Kasım Cumartesi günü saat 14:00’te Bostan’da buluşup, kışlık fideleri bostanın sebze yataklarına dikmek için bir araya gelmeye davet ediyoruz.
36
Son bir buçuk yıldır, Roma Bostanı’nda toprağın şifasına ve birlikte üretmenin keyfine inanan birçok insan; çocuklarımızla, komşularımızla ve toprağa değmek isteyen pek çok yeni arkadaşımızla birlikte, İstanbul’un göbeğindeki bu alanı önce temizledik, sonra toprağı hazırladık, fitilli yatak sistemleri ve kompost kutuları yaptık, ektik, biçtik, suladık.
Hepsini birlikte yaptık.
Şu anda Roma Bostanı’nda elma, zeytin, erik, ayva, Trabzon hurması, iğde, nar, ve incir  ağaçları var.  Ayrıca destek türlerden defne, hatmi, gül ibrişim, erguvan, sinameki, bögürtlen, ardıç, mazı, fil bahri, hanımeli, katır tırnağı, biberiye, lavanta, kekik, kurtbağrı, kartopu, ateş dikeni, kokar ağaç, şimşir ve tabii mevsimlik sebzelerden domates, biber, patlıcan, salatalık, fesleğen, marul var. Hepsini ayrı seviyoruz.
Ve Roma Bostanı’nda çıkan bütün ürünler yolu bostandan geçen herkesle paylaşılıyor.
İsteyen herkes  bostan ürünlerini hiçbir ücret ödemeden alabiliyor.
Şimdi kış geldi. Yine kış fidelerimizi ve fidanlarımızı dikme zamanı.
Siz de gelin.

Peki, son günlerde Roma Bahçesi’nde bir şeyler oldu. Ne oldu?

37

20 Ekim Perşembe günü bostanın yakınındaki otopark olarak kullanılan alanda bir inşaat başladı. Arkeolojik ve jeolojik etüt gerektiren alan olduğu halde müze denetimi dışında, tabelasız, ruhsatsız. Mahallelilerin tepkileri üzerine inşaat durdu.
25 Ekim Salı günü Çevik Kuvvet koruması altında iş makineleri tekrar çalışmaya başladı. Henüz Arkeoloji müzesinden kimse gelmemişti. Yine mahalleliler oradaydı; kepçe durduruldu.
27 Ekim 2016 tarihinde, çalışmaların İstanbul Arkeoloji Müzeleri denetiminde yapılması gereği kararı alındı. Bu karara rağmen 1 Kasım Salı günü iş makineleri Özel Tim eşliğinde tekrar çalışmaya başladı. Gerekli karar tanınıp iş makinalarının durdurulmasına kadar geçen zamanda, arkeolojik bulguları içeren dolguların önemli bir kısmı yok edilmiş oldu. Yani inşaat durdu, ama miktarı bilemediğimiz arkeolojik bulgu hafriyat kamyonlarıyla gitti.
Şu anda buradaki  kazılar müze   tarafından görevlendirilen uzmanların denetiminde yapılıyor. Cihangir Güzelleştirme Derneği ve Arkeologlar Derneği hukuki işlem başlatacaklarını açıkladılar.
Beyoğlu Koruma Amaçlı İmar Planları kapsamında buraya dört tane üç katlı ‘sosyal tesis’ adı altında bina yapılmak isteniyor. Biri şu anda inşaatın başladığı yer, biri bostanın olduğu yer diğer ikisi Roma Parkı’nın içinde olmak üzere.
Detaylı bilgi için buradan bilgi alabilirsiniz.
Tehlikenin geçtiğini düşünmek istiyoruz, ancak kaygılıyız.

Oysa biz ne istiyoruz?

38

Roma Bostanı’nı, sürdürülebilir, dört mevsim ürün alınabilen bir “Gıda Ormanı”na ya da “Orman Bahçesi”ne dönüştürmek istiyoruz. Yani, bir bahçede farklı boylardaki erik, elma, akasya, erguvan gibi ağaçların arasında çalıların, onların yanlarında çeşitli otların olduğu, toprağın yer örtücülerle kaplandığı, ağaç dal ve köklerinin sarmaşıklar ile sarıldığı bir yer.
Gıda ormanı ilk yıllarda bizim bakımımıza ihtiyaç duysa da belli bir zaman sonra doğal bir orman gibi, kendi kendine yeten bir sisteme dönüşüyor.
Doğrudur, geleceği hayal ediyoruz.
Hem de, mahallemize, meydanlarımıza, ağaçlarımıza, suyumuza, parklarımıza ve toprağımıza dokunmasınlar, biz dokunalım istiyoruz.
Bu vesileyle, “Roma Bahçesi imara açılmamalı, katılımcı yöntemlerle İstanbullulara açılmalı” diyoruz. Bunun için change.org üzerinden başlattığımız kampanyamıza imza verebilirsiniz.
Toprak iyileştirir.  Birlikte olmak da.
Gelin, kışlık ürünlerimizi ekelim, daha çok ağaç dikelim, nefes alanımızı güle oynaya, üreterek koruyalım. Toprağa değelim, birlikte ve farkında olalım, göğe bakalım.
Kabul edelim, ihtiyacımız var buna.
Roma Bostanı İnsanları
(Yeşil Gazete)