Ana Sayfa Blog Sayfa 3326

Japonya da Paris İklim Anlaşmasını onayladı

Japonya meclisi 8 Kasım’da Paris İklim Anlaşması’nı onayladı.

Japonya’nın onayı ile birlikte bugün itibari ile anlaşmayı meclislerinde onaylayarak yürürlüğe sokan ülke sayısı 102’ye ulaşırken bu ülkelerin küresel sera gazı emisyonlarındaki payı ise yüzde 70’i aştı.

Japonya Başbakanı Shinzo Abe
Japonya Başbakanı Shinzo Abe

Japonya’nın 2015 yılı küresel karbondioksit salımlarındaki payı yüzde 3,6 idi ve ülke bu alandaki dünya sıralamasında beşinci sırada bulunuyordu.

5 Ekim’de yürürlülük şartı sağlanmıştı

Geçen yılın Aralık ayında 193 ülke tarafından kabul edilen anlaşmanın yürürlüğe girmesi için küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 55’inden sorumlu 55 ülke meclisi tarafından onaylanması gerekiyordu.

Bu şart 5 Ekim 2016 tarihinde anlaşmayı ulusal meclislerinde onaylayan ülke sayısının 72’ye, bu ülkelerin küresel sera gazı emisyonlarındaki payının ise yüzde 56,75’e ulaşması ile sağlanmış oldu. Böylelikle anlaşma bu tarihten 30 gün sonra, 4 Kasım 2016 tarihinde kabul edilmiş oldu.

Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti henüz anlaşmayı onaylayan ülkeler arasında bulunmuyor.

Anlaşmanın TBMM gündemine gelip gelmeyeceğine dair herhangi resmi bir açıklama da bulunmuyor.

 

(Yeşil Ekonomi)

İstanbul’da son 54 yılın sıcaklık rekoru kırıldı: 8 Kasım’da 27.3 derece

İstanbul, 8 Kasım günü 27.3 dereceyle 1962 den bu yana en sıcak kasım gününü geçirdi. Böylece son 54 yıllık sıcaklık rekoru kırılmış oldu.

33

İstanbul, 1962 yılından bu yana en sıcak Kasım ayı gününü 8 Kasım Salı günü yaşadı. Meteoroloji ölçüm istasyonlarından alınan bilgilere göre dün yapılan ölçümlerde Eyüp, Çekmeköy, Beykozve Tuzla’da sıcaklık rekorları kırıldı.

Bu ilçelerden Eyüp’te 27,3, Çekmeköy’de 26,9, Tuzla’da 26,8, Beykoz’da ise 26,7 sıcaklık değerleri ölçüldü. Bu rakamlar, 1 Kasım 1962 yılında kayıtlara geçen 26,5 dereceyi geride bıraktı. Böylelikle, Salı günü 4 ilçede 54 yıllık sıcaklık rekoru kırıldı.

 

(Hürriyet, Birgün)

ABD’de seçimi izlemek: Korkuların cisimleştiği gece – Göktuğ Taner

Bizim evin geleni gideni bitmez, sağolsunlar. Amerika’daki seçim gecesi evimizde yine küçük ama çeşitli bir arkadaş grubu vardı. Müslümanı, yahudisi, hristiyanı, gay’i, işsizi, işlisi, kadını, erkeği, sanatçısı seçimleri izlemek üzere televizyonun karşısına oturuverdik. Trump’ı destekleyen yok, pek tabii.

Üç yılı aşkın süredir Amerika’da, Philadelphia’da yaşıyorum ancak böyle bir geceye daha önce şahit olmamıştım. Evde, çoğu Amerikalı olan arkadaşlarla beraber izlediğim ilk seçim… Şen şakrak başlayan gece ilerledikçe ve eyaletler birer birer kırmızıya boyanınca yüzler değişmeye başladı. Clinton herkesin gönlünde yatan ideal aslan değildi kuşkusuz. Ancak zor olan, Trump’ın kadın düşmanı, yabancı düşmanı ve ırkçı söylemlerine oy veren ne kadar çok insanın olduğunu görmekti.

26

Önce bir arkadaş ağlamaya başladı, diğerleri onu yatıştırmaya çalıştı. Etki edemeyeceğimiz kadar büyük olaylarda yaşadığımız dumur ve şok hali bütün enerjimizi alır ya bazen, güçsüz ve anlamsız hissederiz. Sonra birisi daha fazla dayanamaz ve çöker. O anda bütün grubun dikkati bir anda o büyük faciadan uzaklaşır, grup yeniden kuvvet bulur ve çöken arkadaşını kaldırmaya çalışır. Tam da öyle oldu. Ağlayan arkadaş o şifa anında yatıştı ve dikkatler tekrar televizyondaki rakamların ve tartışmaların üzerine yoğunlaştı.

Çok geçmeden başka bir dayanışma ve şifa anına daha tanık oldum. Beyaz arkadaşlardan biri gruptaki tek siyah arkadaşa döndü. Seçim sonuçlarından duyduğu kaygıyı paylaşmak istediği belliydi. Kelimeler kendiliğinden aktı: “Bütün bu yaşananlar çok yanlış, endişelendiğinin farkındayım, ama ben senin yanındayım, bilmem bir şey farkeder mi”, dedi. Farkeder tabii, diye mırıldandım, biraz uzaktan.

25

Ne var ki gece ilerledikçe Trump’ın başkanlığı kesinleşmeye başladı. Kısa bir süreliğine odama çekildiğim anda keskin bir şangırtıyla yerimden fırladım. Clinton’ın kazanmasına kesin gözle bakan başka bir arkadaş elindeki bardağı anlık bir sinirle televizyona fırlatmıştı. Neyse ki televizyon sağlam kaldı. Öfke çoğu zaman olduğu gibi çaresizlikle kol kola büyüyordu.

Azınlıkların bazıları neden Trump’a oy vermişti? Mesela Müslümanlar

Türklerin yoğun olarak bulunduğu bir tamirhanede çalışan bir arkadaşımız sayesinde bazı Türklerin Trump’a oy verdiğini biliyorduk. Keza Amerikalı Yahudiler arasında da Trump’a oy verenler vardı. Bir süre bunlar konuşuldu, kafalar daha da karışmıştı. Olan bitene anlam verilemiyordu.

Trump’ın zafer konuşması için kürsüye çıkmasından hemen önce ağlayanların sayısı artmıştı. Hatta bazıları televizyonun sesine tahammül edemeyip uzaklaşmış ve mutfağa sığınmıştı. Fight Club filmindeki o sahneye, kanser hastaları destek grubu toplantısındaki ağlamalı sarılmalı bir seansa dönüşmüştü gece, bir parça alkolün de etkisiyle.

29

Evdeki kalabalık için Trump, Amerika’nın ırkçı ve cinsiyetçi kanserinin cisimleşmiş haliydi.

24-goktug-taner

 

Göktuğ Taner

‘Türkiye’de işkence ve kötü muamele’ yeniden AB raporunda

Türkiye’de ‘işkence ve kötü muamele alanındaki gerileme’, bu yılın Avrupa Birliği (AB) ilerleme raporuna yeniden girdi.

AB, Türkiye’nin geçen seneki raporunda son iki yılda üç başlıkta “gerilemeye” işaret etmiş, bu başlıkları da, “ifade özgürlüğü”, “toplanma özgürlüğü”, yargı özelinde de “kamu ihale kanunlarına uyum” olarak açıklanmıştı.

22

AB Bakanı Ömer Çelik, rapora Ankara’nın tepkisini aktarırken, AB’nin bazı değerlendirmelerini ‘utanç vesikası’ olarak niteledi.

AB İlerleme Raporu’na, “işkence ve kötü muameleden korunma” da, Türkiye’nin gerilediği bir alan olarak yansıdı.

Türkiye, uzun süredir bu konuda “sıfır tolerans politikası” yürüttüğünü savunuyordu.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasını da kapsayan dönemi inceleyen 2016 İlerleme Raporu’nda, yargı bağımsızlığındaki gerilemenin bu süreçte “daha da arttığı” belirtildi.

Gerilemeye örnek teşkil eden tespitler arasında, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eşbaşkanları ve milletvekillerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar yer aldı.

Raporda, Türkiye’nin darbe girişimi sonrasında OHAL’i üç aydan altı aya çıkarırken gözaltı süresini de 30 güne yükseltmesi, Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi ile uyumsuz bulundu.

Kanun Hükmünde Kararnameler’in (KHK) mevzuatta önemli değişiklikler getirdiği belirtilen raporda, akademi ve okullar, ordu, emniyet, kamu, yargı, basın ile iş dünyasındaki tasfiye, gözaltı ve tutuklamalar hatırlatıldı.

Rapor, yargı, ifade özgürlüğü ve diğer demokratik standartlarda “gerileme” olduğuna işaret etti.

Rapora göre, bu başlıklar Türkiye’yi AB üyeliğinden “eskisinden çok daha fazla uzaklaştırıyor”.

 

(BBC Türkçe)

Trump: Hem Amerika, hem dünya için korkunç bir Başkan! – Hasan Cemal

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

Televizyonda penisinin boyunu konuşan…
Kadın düşmanı…
Kadına bok gibi muamele edeceksin diyen..
Irkçı…
Hitler’in konuşmalarını yatağının başucu kitabı yapabilen…
Yahudi düşmanı…
Siyahlara tembel damgası vuran…  Meksikalıları ırz düşmanı ilan eden…
Göçmen düşmanı…
Müslümanları İslamcı terörist sayan…
Entelektüel deyince tüyleri diken diken olan…
Sınıf nefreti körükleyen…
Korumacılıktan yana…
Ticaret duvarlarının yükseltilmesini savunan…
Amerika’nın dünyadan elini ayağını çekip kendi evine kapanmasını isteyen…
Milliyetçilikle oynayan…
Demokrasinin dayandığı değerler sisteminin altını oyan…
Cahil…
Adı Donald Trump olan böyle bir adamı, Amerika, kendisine 45.Başkan seçmiş bulunuyor.
Akıl alır gibi değil.
Trump kâbusu gerçek oldu.
Yalnız Amerika için değil, bütün dünya için bir kabus…

30

Peki, bu kâbus nasıl gerçek oldu?
Büyüyen işsizlik…
Derinleşen sosyal adaletsizlik…
Gelir eşitsizliği…
Yoksullaşma…
Demokrasiye ve kurumlarına dönük güvensizlik…
Dünyanın karmakarışık halleri…
Ortadoğu’da savaş…
Terör ve şiddet…
Amerika ve Avrupa’da liderlik boşluğu
Kitlelerin aş ve iş sorunlarına, güvenlik meselelerine, geleceğe dair umutlarına  dönük inandırıcı çözüm projeleri geliştiremeyen çapsız liderler ve kısır siyasal partiler
Bütün bunlar, hem Amerika’da hem  Avrupa’da milliyetçi, popülist, yabancı düşmanı, ırkçı ‘Trump kafası’nı yükselişe geçirdi.
Amerika’da Trump kâbusu yaşanmaya başladı.
Ama bu kâbusun son güne kadar gerçek olacağını bekleyenler azınlıktaydı.
Genel beklenti ve seçim araştırmaları Hillary Clinton’ın üstelik tarih yazarak ABD’nin ilk kadın başkan olacağı yolundaydı.

Seçim akşamı da böyle başladı.
Clinton önde gidiyordu.
Hatta bir ara şöyle bir ses çalındı kulağıma:
“Kadının intikamı!”
Başımı kaldırdım, bunu söyleyen genç bir kadındı.
Jeton hemen düşmedi.
Öyle değil mi?” diye gülerek devam etti, “Kocasının kendisini aldattığı mekâna kaç yıl sonra Başkan olarak dönüyor, üstelik tarih yazarak…”
Clinton’a bağlanan umutlar, birkaç saat içinde, yerini büyük bir hayal kırıklığına bıraktı.
Donald Trump, yazın bir kenara, hem Amerika hem dünya için çok tehlikeli, hatta korkunç bir başkan.
Dünya, Başkan Trump’la birlikte daha tehlikeli, yaşanması çok daha güç bir dünya haline gelecek.
Başkan Trump’la birlikte Amerikan demokrasisi de, Avrupa demokrasileri de sarsılacak.
Avrupa’daki popülist, milliyetçi gelişmeler, Trump etkisi ile barış ve demokrasiyi daha beter tehdit eder hale gelecek.
Britanya’da Brexit’le, Almanya’da sağcı Alternatif Almanya Partisiile, Fransa’da Marine Le  Pen’in aşırı sağcı Milli Cephesi’yle, Avusturya’daki, Polonya ve Macaristan’daki sağcı, otoriter gelişmelerle zaten kabarmakta olan milliyetçi, popülist akımlar, Başkan Trump’ın ‘yeni Amerika’sıyla demokrasiyi çok daha fazla geriletme imkânını bulacaklardır.
Dünyada Putin’ler, Erdoğan’lar, kim bilir belki de, Başkan Trump’la aynı dalga uzunluğunda buluşmanın mutluluğunu bile tadacaklardır.
Bilemiyorum.
Almanya’nın eski dışişleri bakanlarından Joschka Fischer bu yakınlardaki bir yazısında (project-syndicate) ‘milliyetçilikvirüsü’ne işaret etmişti:
“Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand, 1995’de Avrupa Parlamentosu’ndaki veda konuşmasında demişti ki:

“Milliyetçilik savaş demektir!

Ve Avrupa’nın milliyetçilikten sakınmasını istemişti. Bütün siyasal kariyeri milliyetçilik ve savaşlarla geçmiş olan Mitterrand, yirminci yüzyılın ilk yarısındaki iki dünya savaşı, holokost ve diktatörlükler aklında olduğu içindir ki, milliyetçilikten uzak durulmasını istiyordu. Milliyetçiliğin Avrupa’da demokrasinin, güvenliğin ve barışın düşmanı olduğunun altını kalın olarak çiziyordu.”
Uzun lafın kısası:
Başkan Donald Trump, eski hortlakların, milliyetçilik hastalığının dünya sahnesinde bugünkünden çok daha beter biçimde boy göstermelerine yol açabilir.
Milliyetçilik virüsü için çok daha uygun bir zemin oluşturabilir Başkan Trump’ın varlığı…
Yazın bir kenara:
Başkan Trump’la birlikte dünya yaşanması çok daha tehlikeli bir dünya haline geliyor.
Amerika’nın bu seçimi gerçekten akıl alır gibi değil.

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

31-hasan-cemal

 

Hasan Cemal

Amedsporlu Deniz Naki, ‘terör propagandası’ iddiası ile açılan davadan beraat etti

Amedspor futbolcusu Deniz Naki, “terör propagandası” iddiasıyla hakkında açılan davanın ilk duruşmasında beraat etti. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada genç futbolcunun bir yıldan beş yıla kadar hapsi cezası isteniyordu.

BBC Türkçe’den Hatice Kamer’e konuşan Deniz Naki, “Şaşırdım, böyle bir kararı beklemiyordum. Belediye başkanlarının, HDP Eş Başkanlarının, milletvekillerinin tutuklandığı bir ortamda verilen bu karar beni şaşırttı. Ama çok mutluyum karardan” dedi.

45

Açılan dava yüzünden ailesinin de çok rahatsız edildiğini vurgulayan Naki avukatlarına, kulübüne, zor zamanında yanında olan herkese teşekkür etti.

Naki, hakkında Diyarbakır Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamenin dayanağı olan sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlarının ardında ise “barış olsun, savaş olmasın, insanlar ölmesin” yaklaşımının olduğunu söyledi.

‘Savaş olmasın, insanlar ölmesin’

“Ama maalesef yandaş medya bunları yanlış anlattı, beni hedef haline getirdiler” diyen Naki, sözlerini şöyle sürdürdü:

46

“Benim amacım, ülkede herkesin kardeşlik ve barış içinde yaşaması mesajını vermekti ama yanlış anlaşıldım. Hala en büyük dileğim savaş olmasın, insanlar ölmesin. Amedspora devam, hayata da devam.”

Deniz Naki, 31 Ocak 2015’te Amedspor’un Ziraat Türkiye Kupası maçında deplasmanda Bursaspor’u 2-1 yenerek çeyrek finale yükseldiği maçtan sonra Twitter hesabına, “Bu galibiyeti topraklarımızda 50 günden fazladır süren zulümde hayatlarını kayıp eden ve yaralılarımıza adıyoruz armağan ediyoruz. Her Biji Azadi” yazmıştı.

Naki’nin avukatı Soran Hardi Mızrak da BBC Türkçe’ye yaptığı açıklamada, kararın memnuiyet verici olduğunu ama bunu genele yorumlamanın iyimser bir yaklaşım olacağını söyledi.

47

Müvekkilinin beraat etmesi için uluslararası baskı olduğunu, bugünkü duruşmayı bazı Alman milletvekillerinin de izlediğini de belirten Mızrak, “Tabii böyle bir sahiplenme karşısında mahkeme de kararını verirken hukuki çerçeveye sadık kalmak durumunda kaldı” dedi.

Mızrak, “Umarım diğer tüm davalarda benzer tutumlarla devam eder. Hukukçuyuz ve mahkemelerin hukuk çerçevesinde karar vermesini istiyoruz” diye konuştu.

Almanya’da Bayer Leverkusen kulübünün altyapısından yetişen Deniz Naki; Rot Weiss Ahlen, St Pauli ve Paderborn takımlarında da oynamış, Amedspor’a ise Gençlerbirliği’nden transfer olmuştu.

Koluna dövme şeklinde “Azadi” (Özgürlük) yazdıran Naki, Gençlerbirliği’nde forma giydiği günlerde Ankara’da bir saldırıya uğramış, daha sonra yaptığı açıklamada Kürt olmasından dolayı hedef alındığını öne sürmüştü.

Deniz Naki, “Ben Dersimli ve Aleviyim. Bundan gurur duyuyorum. Gurur duymaya da devam edeceğim” demişti.

 

(BBC Türkçe)

ABD seçimlerinde Donald Trump başkanlık yarışını kazandı

ABD seçimlerinde Cumhuriyetçi başkan adayı Donald Trump, Demokrat rakibi Hillary Clinton’ı geçerek ABD’nin 45. başkanı seçildi. Clinton, Trump’ı telefonla arayarak yenilgiyi kabul etti. Trump, zafer konuşmasını yapıyor.

44

ABD’de delege sayılarının netleşmesiyle birlikte Cumhuriyetçi aday Donald Trump, rakibi Hillary Clinton’ın açık ara önüne geçti. Trum, yeni ABD Başkanı seçildi.

CNN televizyonu Hillary Clinton’ın Donald Trump’ı telefonla arayarak, sonucu kabul ettiğini ilettiğini bildirdi.

10:35 itibarı ile Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın delege sayısı 276’ya ulaştı. Başkan olmak için 270 delegeye ulaşmak gerekiyordu.

 

(DW Türkçe, BBC Türkçe)

Yılın Gazetecisi, Suriye’den Hadi Abdullah

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, Suriyeli gazeteci Hadi Abdullah’ı “Yılın Gazetecisi” olarak seçti. Suriye’deki iç savaşta sivillerin sesini duyurmaya çalışan Abdullah bir çok kez ölümden döndü.

Hadi Abdullah
Hadi Abdullah

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, Berlin’de yaptığı açıklamada Suriye’deki iç savaşta sivillerin sesini tüm dünyaya duyurmaya çalıştığı gerekçesiyle Suriyeli gazeteci Hadi Abdullah’ın “Yılın Gazetecisi” olarak seçildiği duyurdu. Örgütten yapılan açıklamada, serbest gazeteci olarak çalışan 29 yaşındaki Hadi Abdullah’ın Suriye’deki çatışma bölgelerine girerek savaş ortamından sivillerin nasıl etkilendiğine belgelediğine işaret edildi.

Örgüt, birçok meslektaşının girmeye çekindiği bölgelerde Abdullah’ın defalarca ölümden döndüğü de kaydedildi.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Almanya Temsilcisi Christian Mihr, Hadi Abdullah’ın cesur haberleriyle dünya kamuoyuna Suriyelilerin yaşadıklarını öğrendiğini belirtti. Mihr, bağımsız gazeteciliğin hayati tehlike anlamına geldiği bir ülkede, Hadi Abdullah’ın profesyonel ve cesur olduğunu vurguladı.

Yılın medya organı ise Çin’den

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü yılın medya organı olarak ise Çin bilgilendirme portalı 64Tianwang’ı seçti. Pekin siteyi ‘yıkıcı’ faaliyetlerde bulunmakla suçluyor. Ancak örgüt ise haber portalında çalışan muhabirlerin bağımsız kaynaklardan edindiği bilgileri ülkesi insanlarına aktarmak için hayatlarını riske attığına işaret etti.

Lu Yuyu ve Li Tingyu çifti ise jüri tarafından Yılın Vatandaş Gazetecileri olarak seçildi. Çift, sistematik bir şekilde belgelediği grev ve yürüyüşlerden dolayı hazirandan beri kamu düzenini bozmakla suçlandığı için cezaevinde.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü her yıl basın özgürlüğünü destekleyen, savunan gazetecileri ve medya kurumlarını ödüllendiriyor.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

ODTÜ’lü akademisyenler’den basın açıklaması: Kaygılıyız !

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğretim üyeleri cübbelerini giyerek üniversitenin Fizik Amfisi önünde bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada; rektörlük seçimlerinin kaldırılmasına, HDP’li vekillere ve Cumhuriyet gazetesine yönelik tutuklamalara da değinilerek “kaygı verici siyasi müdahaleler yapıldığına tanık oluyoruz” denildi.

40

Yaşanan sürecin kaygı verici olduğu belirtilen açıklamada “Bugün ülkemizde demokrasinin sürdürülmesi için yaşamsal öneme sahip kurumlara, parlamentoya, yargıya, siyasi partilere ve basın-yayın kuruluşlarına kaygı verici siyasi müdahaleler yapıldığına tanık oluyoruz” ifadeleri de yer aldı.

ODTÜ öğretim üyelerinin ODTÜ Öğretim Elemanları Derneği tarafından hazırlanan açıklama şöyle:

41

“Demokrasi insanlık tarihinin en önemli kazanımlarından biridir. Farklılıklarla bir arada yaşamayı mümkün kılan bu kazanım, sancılı tarihsel süreçler sonunda elde edilmiştir. Bugün ülkemizde demokrasinin sürdürülmesi için yaşamsal öneme sahip kurumlara, parlamentoya, yargıya, siyasi partilere ve basın-yayın kuruluşlarına kaygı verici siyasi müdahaleler yapıldığına tanık oluyoruz. Bu süreç, son bir haftada yaşadıklarımızla yeni ve korkutucu bir evreye girmiş bulunmaktadır.

Sürecin üniversiteye yansımalarından biri, 29 Ekim 2016 tarihinde yayımlanan 676 no’lu KHK ile, üniversite yönetimlerinin belirlenmesinde öğretim üyelerine söz hakkı tanıyan rektörlük seçimlerinin yürürlükten kaldırılması olmuştur. 2547 sayılı YÖK yasasında tanımlanmış halini dahi yeterli görmediğimiz bu uygulamanın kaldırılmasını demokrasinin toplumsallaşması ve kurumsallaşması açısından kabul edilemez buluyoruz.

Ayrıca hatırlatmak isteriz ki, üniversitelerin toplum yararına bilgi üretebilmesi ve toplumsal gelişmeye katkı sağlaması için temel ön koşul özerkliktir. Bu nedenle, üniversitelerin özerkliği çağdaş dünyada anayasal güvence altına alınmıştır. Üniversite rektörlerinin seçimle belirlenmesi, yüksek öğretim elemanlarını toplumun diğer kesimlerinden ayrıştırmak üzere talep edilen bir ayrıcalık değildir. Aksine, kamusal bir hizmet olan eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetlerinin toplum yararına ve bilimsel bir temelde yapılabilmesinin gereklerindendir.

ODTÜ’lü öğretim elemanları olarak talebimiz, demokratik, katılımcı, özerk, insan ve doğayla barışık üniversitedir.  Bunun sağlanması için mücadele etmeyi topluma karşı bir sorumluluk ve görev kabul ediyoruz.

ODTÜ Öğretim Elemanları”

 

(İleri Haber)

Cumhurbaşkanı’ndan Cumhuriyet Halk Partisi Başkanı ve PM üyelerine suç duyurusu

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP Parti Meclisi üyeleri hakkında 5 Kasım’da yayımlanan bildiriye ilişkin olarak suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda, “Cumhurbaşkanına hakaret edildiği” iddiası yer alıyor.

39

Kılıçdaroğlu, suç duyurularına ilişkin ilk olarak “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da vatana ihanet edenlerin, terör estirenlerin yargılanmasını tıpkı bizim gibi istediğini görmekten memnuniyet duyuyorum” dedi.

Suç duyurusuna dayanak olarak gösterilen ise CHP Parti Meclisi (PM)’nin Cumhuriyet gazetesi yöneticileri ve yazarları ile 9 HDP milletvekilinin tutuklanmasının değerlendirildiği 7 Kasım tarihli toplantı sonrası yayınlanan bir bildiriyle yaptığı açıklama. İlgili açıklamada “CHP Parti Meclisi’nden yurttaşlarımıza” başlığıyla yayımlanan bildiride “AKP, bugün de Meclis’teki milletvekillerini tutuklatarak teröre hizmet etmektedir. Hukuki süreçler tamamlanıp hüküm kesinleşmeden milletvekillerinin tutuklanması anayasaya ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırıdır. Bu hukuk dışı uygulamaya son verilmelidir”, “Türkiye’yi uçuruma sürükleyenler mutlaka yargıya hesap verecektir” ifadeleri yer alıyordu.

“Bedelini ödeyecekler”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Keçiören’de Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, Cumhuriyet gazetesinin yazar ve yöneticileri ile HDP milletvekillerinin tutuklanmasıyla ilgili olarak CHP’nin dün yayınladığı bildiriyi eleştirmişti. Erdoğan “Bu ülkede vatana ihanet edenlerin, bu ülkede terör estirenlerin avukatlığına soyunanlar bunun bedelini ödemek durumundadır, hesabını vermek zorundadır, vereceklerdir. Milleti karşısına alanlar bedbahttır” ifadesini de kullandı.

CHP Parti Meclisi’nden yurttaşlarımıza bildirisinde ne yazıyordu?

Cumhuriyet gazetesi yöneticileri ve yazarları ile 9 HDP milletvekilinin tutuklanmasının ardından toplanan CHP PM’nin “CHP Parti Meclisi’nden yurttaşlarımıza” başlığıyla yayımlanan (7 Kasım 2016) bildirisi şöyle:

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi, 6 Kasım 2016 tarihinde olağanüstü gündemli olarak toplanmış ve ülkemizde son dönemde yaşanan gelişmeleri üzüntü ve kaygıyla izleyen tüm yurttaşlarımıza aşağıdaki çağrıyı yapma kararı almıştır:

Türkiye iyi yönetilmemektedir. Ülkemizi 14 yıldır yöneten AKP iktidarı, devlet yönetiminin her kademesine yerleştirdiği FETÖ elemanlarıyla Türkiye’yi bilinçli ve planlı bir şekilde darbe ortamına sürüklemiştir. Halkımız, Gazi Meclis’imiz ve darbeye karşı duran medyanın aldığı ortak tavır sonucunda darbe girişimi başarısız kılınmıştır. Parlamenter rejimimiz Türkiye’nin demokrasi güçleri tarafından başarıyla korunmuştur. Ancak AKP iktidarı 15 Temmuz’da yaşananlardan hiçbir ders almamıştır. Toplumsal uzlaşıyı dışlamış, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkeleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine dönük saldırılarını arttırarak sürdürmüştür. Yargı siyasetin güdümü altına alınmıştır. Gelinen noktada Türkiye, FETÖ ile mücadele bahanesiyle ortaya konan karanlık ve otoriter Saray darbesini yaşamaktadır. Mevcut siyasi durum halkımızın özgürlüğüne ve ülkemizin bekasına yönelik büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Bu kapsamda,

1- FETÖ üyesi olmak suçlamasıyla yargılanan bir savcı tarafından başlatılan Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik hukuksuz ve akıl dışı dava bir an önce sona ermelidir. Bu dava, hükümetin yönlendirmesi ve desteğiyle açılan siyasi bir davadır. Siyasi iktidar yalnızca gazetecilik faaliyetleri nedeniyle Cumhuriyet’le yaşıt ve basınımızın simgesi olan Cumhuriyet Gazetesi’nden adeta öç almaktadır. Basına yönelik her türlü baskıya son verilmelidir. Düşünce, ifade ve haber alma özgürlüğünün kullanılmasını engelleyen tüm baskılar ortadan kaldırılmalıdır. Tutuklu gazetecilerin tamamı serbest bırakılmalıdır.
2- Darbe girişiminde yer alan, destek veren askeri, siyasi ve bürokratik tüm unsurlar en kısa sürede ortaya çıkartılmalı ve hukuk çerçevesinde yargılanmalıdır. Öte yandan, OHAL kapsamında tutuklanan, görevden uzaklaştırılan ve ihraç edilen tüm yurttaşlarımıza adil yargılanma hakkı tanınmalıdır. İnsan haklarına aykırı muamelede bulunan ve buna meşruiyet katan tüm sorumlular yargı önünde hesap vermelidir.
3- AKP, TBMM zemininde ve seçimle gelen temsilciler ile yürütülmesi gereken çözüm sürecini, TBMM’yi hiçe sayarak doğrudan PKK ile pazarlığa girerek yürütmüştür. Ülkemizin karşı karşıya getirildiği terör ve şiddet ortamı, parlamentoyu yok sayan bu yöntemin ne kadar yanlış olduğunu kanıtlamıştır. Aynı hatayı tekrarlayan AKP, bugün de Meclis’teki milletvekillerini tutuklatarak teröre hizmet etmektedir. Hukuki süreçler tamamlanıp hüküm kesinleşmeden milletvekillerinin tutuklanması anayasaya ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırıdır. Bu hukuk dışı uygulamaya son verilmelidir.
4- Otoriter rejim; yurttaşların ifade, toplantı, örgütlenme ve girişim özgürlüklerini kısıtlamakta, tüm toplum kesimlerini yoğun bir baskı altına almaktadır. Okullara, üniversitelere, emekçilere, kadınlara, sivil toplum kuruluşlarına, iş dünyasına ve yurttaşlarımızın can güvenliğine yönelik tehditler, saldırılar, baskılar derhal son bulmalıdır.

FETÖ, PKK ve IŞİD terör örgütlerine yardım ve yataklık eden Saray ve AKP yöneticileri, demokrasimize ve ülkemizin bekasına yönelik en büyük tehdittir. Bu tehdit yurttaşlarımıza demokratik direnme hakkını da vermektedir. Demokrasimize, birliğimize, huzur ve barış ortamına karşı yapılan bu tehdidi önlemek için yapılması gerekenler bellidir. Vatanını seven, demokrasiye inanan, temel ve hak ve özgürlükleri savunan her yurttaşımız Cumhuriyetimize yönelen bu büyük tehdidi bertaraf etmek için bir araya gelmelidir. CHP bu yaşamsal özgürlük, demokrasi, birlik ve bağımsızlık hareketinin öncülüğünü yapmaya hazırdır. Hiçbir yurttaşımızın kuşkusu olmasın ki CHP bu mücadelenin bütün gereklerini yerine getirecektir.

Diktatörlük kurma çabaları, çok geçmeden özgürlük, hukuk ve demokrasi sevdalısı halkımızın iradesi tarafından yenilgiye uğratılacaktır. Türkiye’yi uçuruma sürükleyenler mutlaka yargıya hesap verecektir.

Ne darbe, ne dikta, yaşasın tam demokrasi…

Güven ve umut, karanlık ve korkuyu yenecektir.

Türkiye Cumhuriyeti, daima ileriye gidecektir.

Türkiye’yi böldürmeyeceğiz, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacağız.

Vatansever halkımıza saygıyla duyurulur…

 

(T24)