2016 Uluslararası Beethoven İnsan Hakları, Barış, Özgürlük, Yoksullukla Mücadele ve İçselleme Ödülü’ne Türk piyanist ve besteci Fazıl Say layık görüldü.
Beethoven Akademisi tarafından verilen Uluslararası Beethoven İnsan Hakları, Barış, Özgürlük, Yoksullukla Mücadele ve İçselleme Ödülü’ne bu yıl Türk piyanist ve besteci Fazıl Say layık görüldü.
Say, ödülünü şu an Almanya’da bulunan Cumhuriyet gazetesi eski genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın elinden alacak. Ödül töreni kapsamında ayrıca, “Türkiye’de İnsan Hakları ve Özgürlük için Konser” adı altında bir konser etkinliği de düzenlenecek. Konserden elde edilen gelir, çatışma bölgelerindeki müzik projeleri için kullanılacak.
Alman Kalkınma Bakanı da katılacak
17 Aralık’ta düzenlenecek etkinlikte, Say’a Türk piyano ikilisi Ferhan ve Ferzan Önder’in yanısıra Yunan piyanist Maria Ntokou, Suriyeli Ermeni müzisyen İbrahim Keivo, Filistinli piyanist Kerim Seyid, Alman piyanist Luisa Imorde ve ödülün 2015’teki sahibi Ayham Ahmed de eşlik edecek. Gecede, Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Gerd Müller de yer alacak.
Ödülü 2015 yılında alan Suriyeli piyanist Ayham Ahmed, Suriye’deki Yermuk mülteci kampının yıkıntıları arasında piyano çaldığı fotoğraf ile hafızalara kazınmıştı.
Alman devleti tarafından da desteklenen Beethoven Akademisi, 13 Mart 2016’da kuruldu. Kurum, insan hakları başta olmak üzere çeşitli toplumsal konular çerçevesinde kültür projeleri organize ediyor.
BM, İsviçre’de yapılan Kıbrıs müzakerelerinde anlaşmaya varılamadığını açıkladı.
Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde İsviçre’nin Montreux kentindeki Mont Pelerin kasabasında yapılan ve bölünmüş adayı birleştirmeyi amaçlayan müzakerelerden sonuç çıkmadı. Görüşmelerin pazar günü başlayan ikinci turunda Kıbrıslı Türk ve Rum liderler Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiades bir araya geldi.
BM’den yapılan açıklamada, ‘iki tarafın gösterdiği çabaya rağmen toprak kriterleri nedeniyle görüşmelerin son safhasına geçmeyi sağlayacak yakınlaşmanın sağlanamadığı’ ifade edildi. BM iki tarafın da bundan sonra nasıl ilerleme sağlanabileceği konusunda düşüneceklerini açıkladı.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon başlattığı görüşmelerde liderlerin bu yıl bir çözüme ulaşma konusunda kararlı olduğunu söylemişti.
Kıbrıs müzakerelerinin kapsamlı bir anlaşmayla sonuçlanabilmesi için, garantör devletler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının aynı anda masada olacağı 5’li konferans için tarih belirlenmesi hedefleniyordu.
Bölünmüş adada 800 bin Rum ve 220 bin civarı Türk, BM’nin koruduğu ve doğuya doğru bölünmüş bir ateşkes hattının iki tarafında yaşıyor.
Kıbrıs’ın birleşmesi için 2004’te referanduma sunulan Annan Planı, Rumlar tarafından reddedilmiş, Rum kesiminin buna rağmen 2004 yılında Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilmesi Ankara’nın tepkisine yol açmıştı. Ada’da sekteye uğrayan barış görüşmelerinde 2015’te Mustafa Akıncı’nın cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından yeniden ilerleme sağlanmıştı.
Olağanüstü hâl kapsamında yayımlanan iki yeni Kanun Hükmünde Kararname ile Emniyet Müdürlüğü’nden 7586, TSK’dan 1988 personel ihraç edildi.
TSK’daki ihraçların bin 259’u Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 391’i Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, 38’i Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda, 403’ü Jandarma Genel Komutanlığı’nda gerçekleştirildi.
375 dernek ve dokuz basın kuruluşu ise kapatıldı. Çağdaş Hukukçular Derneği, Gündem Çocuk Derneği, Barış Derneği kapatılan dernekler arasında yer alıyor. Basın kuruluşlarının büyük bölümü ise yerel gazetelerden oluşuyor.
KHK’lar ile kamuda ayrıca 5434 kişi görevden uzaklaştırıldı.
İçişleri Bakanlığı ve bağlı kurumlarında 2 bin 696, Yükseköğretim Kurulunda (YÖK) bin 184, Sağlık Bakanlığında 752, Maliye Bakanlığında 526, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında 131, Milli Eğitim Bakanlığında 119, Diyanet İşleri Başkanlığında 94, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında 73, Orman ve Su İşleri Bakanlığında 52, TRT’de 45, Milli Savunma Bakanlığında 23, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda (HSYK) 15, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığında (AFAD) 14, Gençlik ve Spor Bakanlığında 13, Kültür ve Turizm Bakanlığında 11, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansında (TİKA) bir olmak üzere toplam 5 bin 749 kamu çalışanı görevlerinden ihraç edildi.
Daha önce görevden uzaklaştırılan 155 kişi ise görevlerine iade edildi.
Daha önce yayımlanan 672 ve 675 sayılı KHK’lar ile AFAD’da iki, Diyanet İşleri Başkanlığında 36, TİKA’da bir, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde bir, Sosyal Güvenlik Kurumu’nda 41, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında 10, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nda bir, Sağlık Bakanlığı’nda 18, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nda 31, yükseköğretim kurumlarında 16 kamu çalışanının görevlerine iade edilmesine karar verildi.
Başbakan Binali Yıldırım cinsel taciz yasasının komisyona geri çekildiğini açıkladı. Tasarı tekrar görüşülecek.
Tartışma yaratan cinsel taciz suçlarını kaldıran düzenleme komisyona geri çekildi. Kararı bu sabah Atatürk Havalimanı’nda yaptığı basın toplantısında Başbakan Binali Yıldırım açıkladı. Yıldırım, cinsel düzenleme için, “Toplumdaki mutabakatın tam anlamıyla sağlanması, Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine, milletvekillerinin konuyu daha detaylı olarak incelemesi için meclisteki bu tasarıyı komisyona alıyoruz” dedi.
Ortada bir mağduriyet olduğunu söyleyerek bunu gidermek için yeni bir çalışma yapılacağını belirten Yıldırım, “Sorunların çözüm yeri siyasettir. Muhalefetin de bu konudaki önerilerini iletmesini istiyoruz” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün gece yaptığı açıklamada, konunun ‘mutabakat’ ile ele alınması gerektiğini söylemişti.
‘NEYMİŞ, TECAVÜZCÜYE AF GELİYORMUŞ’
Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklaması şöyle:
“Ceza kanununda suç olarak tanımlandı ancak bu değişikliği bilemeyen gençler 17, 18 yaşından önce velilik yapıyor. Çocukları olunca nüfusa kayıt sırasında bunun suç olduğunu ancak öğrenebiliyorlar. Erkek cezaevine gidiyor, kadın çocuklarla ortada kalıyor. Gençlerin yaptığı bu evliliğin bedelini çocuklar ödüyor. Bu toplumda bilindiğinden daha derin kanayan bir yaradır. Seçim meydanlarında gerek bizler, gerek muhalefet partileri hep bu sorunla karşı karşıya kaldık. Biz bir söz verdik. Prensibimiz sorunları torunlara havale etmemek olduğundan bu sorunu halletme kararı verdik. Bu nedenle bir girişimde bulunduk ve kanun teklifinde bulunduk. Birden bire ne olduysa kıyamet koptu. Neymiş tecavüzcüye af geliyormuş. Böyle bir şey yok. Muhalafet partilerine uzlaşma çağrıları yaptık. Teklifiniz varsa getirin bu kanayan yara ortadan kalksın dedik.
Bu çağrımız gerektiği gibi destek görmediği gibi bunu bir siyasi rant olarak kullandılar. Toplumdaki mutabakatın tam anlamıyla sağlanması, Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine, milletvekillerinin konuyu daha detaylı olarak incelemesi için meclisteki bu tasarıyı komisyona alıyoruz. Komisyonda etraflıca bütün tarafların görüşleri değerlendirilip bu sorun çözüme ulaştırılacaktır. Bunu görmezden gelemeyiz. 3800 bu şekilde vaka var. Komisyonda muhalefetten de bir teklif gelirse düzenleme olgunlaştırılacak. Gelmezse sivil toplum kuruluşlarından, uzmanlardan gelen önerileri de dikkate alarak bu sorunu çözeceğiz. Sorunların çözüm yeri siyasettir. Biz hep sorunları çöze çöze geldik.”
ADALET BAKANI BOZDAĞ’DAN AÇIKLAMA
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’da Başbakan’ın ‘komisyona çekiyoruz’ açıklaması sonrasında Twitterdan açıklamada bulundu. Bozdağ’ın düzenleme ile ilgili açıklaması şöyle: Kanunun izin verdiği yaştan önce evlenenlerin mağduriyetlerini gidermek için yapılan düzenleme, Adalet Komisyonuna çekilecek. Komisyonda evlilikte yaşa takılanların mağduriyetini gideren düzenleme tasarı metninden çıkarılacak.
Japonya’nın kuzeydoğusunda, Fukushima eyaletine bağlı İwaki şehrinde22 Kasım Salı günü yerel saatle 05:59’da (Türkiye saatle gece yarısı 23:59’da) deprem meydana geldi. Ufak hasarların haberi alınırken Onahama Limanı, Soma şehri tarafında 60-90 santimetrelik dalgalar oluştu, 3 metrelik dalgalar bekleniyor. 11 Mart 2011’de meydana gelen Fukuşima depreminden sonra çok daha küçük dalgalar beklenmesine rağmen ölümcül sonuçlara yol açan dev dalgalar oluşmuştu. Halihazırda sirenler alarmda ve Fukuşima Eyaleti boyunca ve özellikle Iwaki şehrinde deniz kıyısıdan uzaklaşın, yüksek yerlere çıkın uyarıları yapılıyor.
Uyarılar : Tsunami dalgaları sürekli ve umulandan daha yüksek olarak gelebilir.
Fukuşima Nükleer Santralinin bölgeye yakın oluşu sebebiyle Tokyo Elektrik(TEPCO) yetkilisi nükleer santraldeki durum hakkında bilgi verdi. Buna göre Fukuşima nükleer santralinde kullanılmış yakıt çubuklarının soğutulmakta olduğu Dai-ni nükleer santralindeki 3 numaralı reaktörde soğutma suyu sistemini çalıştıran pompalar depremden 11 dakika sonra 06:10’da durdu bununla birlikte yetkililer yakıt çubuklarının soğuk olarak tutulabildiği açıklamasında bulundu, ani bir tehlikeli durumun beklenmediği ifade edildi. Halihazırda yakıt çubuklarının sıcaklığının 28,7 derece olduğu ve 55 derece olan tehlike seviyesine çıkmasının beklenmediği söylendi. Daini nükleer santralinin bulunduğu 4 reaktörün olduğu alanda 1 metrelik dalgalar şimdiden görüldü. 6 reaktörün bulunduğu ve Fukuşima nükleer felaketinde konu olan Daicihi nükleer santrali ile Daini nükleer santrallerinde henüz fiziksel bir hasar bulunmuyor.
Güncellemeler (Yerel saatle)
07:29 Sendai civarında boyu 1,4 metreye ulaşan dalgalar meydana gelmeye başladı.
09:12 itibariyle ise Daini nükleer santralinde duran pompalar yeniden devreye girdi, soğutma işlemine devam ediliyor.
14:00 itibariyle JP yerel saatle 14:00’da (4 saat önce) tüm tsunami uyarıları kaldırıldı.
Arjantin’de bulunan Başbakan Abe ise bir konuşma yaparak kurtarma çalışmaları için hazır olduklarını ifade etti.
Uzmanlar bir hafta içinde benzer bir deprem daha bekliyor. Deprem ve tsunamiye ilişkin gelişmeleri bildirmeye devam edeceğiz.
“Comrades/Yoldaşlar!” diye başlıyor Mandela’nın ülkesinde nükleer santrallere ve uranyum madenlerinin açılmasına karşı olanların yürüyüş çağrısı. Bu kelimeyi aslında günde üç öğün duymak mümkün. Bir yere mi gidilecek, bir bilgi mi paylaşılacak, bir aktarım mı yapılacak? Seslenişin böylesi: bir birlik, bütünlük içinde olduğumuzu anlamamıza yetiyor.
Detaylarını18 Kasım tarihli yazımızda bulabileceğiniz Nükleersiz Gelecek ödül töreninin ardından Ev sahibi yerel sivil toplum örgütü Earthlife tarafından düzenlenen bir yürüyüşe katılmak var programımızda. İlandaki detaylara göre yürüyüş 18 Kasım’da 10:00’da Johannesbourg Westgate meydanında başlıyor ve 13:00’da Braamfontein’deki Anayasa Mahkemesi önünde sona eriyor, ilanın içerisinde “Lütfen yürüyüş boyunca su içmeyi ve güneşten korunmayı ihmal etmeyin. Bugün çok sıcak olacak” ibaresi de dikkat çekiyor. Bu açıklamanın birbirine merhaba yerine hep “nasılsın” diyen ve sorunun cevabını da duymak isteyen insanlar için bir sıradışılığı olmasa gerek diye geçiriyorum içimden.
“Nükleer santralleri Güney Afrika’ya sokmayacağız! “Yürüyüşe katılanlar salt antinükleer hareketin içindekiler değil. İnsan haklarından yana, kadın hareketi içindeki gruplar, hayvan hakları için mücadele edenler, gıda üzerindeki tahakküme karşı çıkan çevreler kısacası yaşamı savunanlar. Nükleersiz Gelecek ödül töreni için Johannesbourg’da düzenlenen üç günlük organizasyonun davetlilerinin de bu yürüyüşe katılımının öngörülmesiyle biz de yürüyüşteyiz.
“Amandla /Güç bizde!” Bu yürüyüşün 13,14 Aralık tarihlerinde Cape Town Mahkemesinde görülecek olan davayla da ilgisi var. Davanın müdahilleri Earthlife Africa(ELA) ve onunla birlikte SAFCEI (Güney Afrika Halkları Çevre Örgütü) konusu ise Güney afrika hükümetinin Rusya hükümeti ile imzaladığı Nükleer Anlaşma. Anayasaya aykırı hatta hukuki bile olmayan nükleer anlaşmaya karşı halk adına açılan bu dava son on yılın en önemli mücadelesi olarak görülüyor. Güney Afrika’da nükleer anlaşmayı halka kabul ettirmek için nükleer lobinin başvurduğu yalanlar tüm dünyada başvurulan yalanlarla aynı dolayısıyla en temelde direnişin sebepleri de aynı denebilir.
“Keep Uranium under ground /Uranyumu yerin altında bırak”
En başta nükleer enerjinin temiz olduğu iddiası geliyor. daha ileri gidelim, bu yalanlardan son dönemin populer söylemi ise kuşkusuz iklim değişikliğine ilişkin: Türkiye’de “kömürü eritmek zorundayız daha fazla kömür kullanalım ki kullanacak kömürümüz kalmasın” mantığıyla tam da tersine fosil yakıtları yaktırarak sera gazı emisyonlarını arttıran kafadan hiç de farklı olamayarak Güney Afrika’da nükleer lobi iklim değişikliğine karşı alınacak aksiyonlar arasında nükleer enerjinin temiz olduğunu ve nükleer enerjiye geçişi savunuyor.
“Varlığımıza saygı duy, bizden direniş bekle!” Fakat bugün burada sokağa çıkanlar biliyor ki Nükleer enerji yatırımı halkı fakirleştirirken yaşam alanlarını da tahrip eder. Nükleer enerjnin modern hayata dair enerji ihtiyaçlarını karşılayacağı iddia edilemez. Bunu kafilenin pankart ve dövizlerinde de görüyoruz.
Türkiye ekibinden Banu Dalgıç Cangı, Pınar Demircan
Bu yürüyüşe katılmak bir başka ülkede yaşam haklarını savunmak kendimizi daha çok evimizde hissettirdiği gibi, uzun zamandır gaz, cop yemeden, polis tarafından engellenmeden, tomalarla ıslatılmadan hem de tam 3 saat boyunca slogan atarak yürümenin kısacası demokratik hak olan ifade özgürlüğünü yaşamanın tadına vardığımız da yüzümüzden okunuyor olsa gerek.
22. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı, Fas’ın Marakeş kentinde düzenlendi.
COP22’yi, zirvenin gerçekleştiği Marakeşlilere sorduk ve hem zirve hem de iklim değişikliği hakkındaki düşüncelerini öğrenmeye çalıştık.
Sivil Düşün AB Programı desteği ile Marakeş’te bulunan gönüllü muhabirimiz Elif Cansu İlhan’ın gerçekleştirdiği röportajlarıı paylaşıyoruz.
***
Sokaklardaki yansımasını izleme hevesi ile gittiğim COP22, beni umutlandıran bir kapanış yaptı. Atılan adımlarda en büyük paya, iklim değişikliğine an az etki eden ama sonuçlarından en çok etkilenen kırılgan ülkeler sahipti. Türkiye ise başlangıçtaki tavrını koruyarak görüşmelere pek katkı sağlamadı.
Bu kısımları ve olabileceklere dair yorumları ben de iklim postasından takip ettim.
Konferansın gerçekleştiği Fas da iklim değişikliğinden en çok etkilenen kırılgan ülkelerden biri. ben de sokakta Marakeş halkına ilkim değişikliği ve COP22 hakkında ne düşündüklerini sordum.
Bursa’da kadınlar “18 yaşından küçük herkes çocuktur. Rıza gösteremez. ” dedi
17 Kasım Perşembe Gecesi 5 AKP milletvekilinin verdiği 4000 tecavüz suçlusunun salınması ile ilgili önerge sonrasında ülkenin heryerinde olduğu gibi Bursa ‘da da kadınlar sokaklara çıktı. 19- 20 kasım günleri biri Kent Meydanı’nda biri Heykel’de olmak üzere Bursa Kadın Platformu çağrıcılığında gerçekleştirilen eylemlerde Bursa’lı kadınlar “tecavüzü aklayamazsınız” dedi.
“İmam nikahı olsun, olmasın 18 yaşından küçük bir bireyle cinsel ilişkiye girmek cinsel istismardır, tecavüzdür!”
Verilen önerge sonrası Türkiye’nin dört yanında tepkiler yükselirken sosyal medyada #TecavüzMeşrulaştırılamaz Kampanyası başladı. Önergeye tepki olarak 19-20 Kasım’da Bursa’da eylem gerçekleştiren Bursa Kadın Platformu adına bildirileri Platform üyesi Elvan Atay okudu. AKP Hükümeti’nin Cinsel İstismarı meşrulaştırarak yasallaştırmak istediğini belirten Atay:
“Yıllardır sürdürülen kadın ve çocuk düşmanı politikalar yüzünden kadın katliamları, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, çocuk isitsmarları her geçen gün artmıştır. Evlilik yaşı ise dinsel muhafazakarlık temeline dayandırılarak giderek küçültülmek istenmektedir. Bu rıza kavramıyla meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Buradan söylüyoruz; 18 yaşından küçük kişi çocuktur! Çocuğun rızasından bahsedilemez! İmam nikahı olsun, olmasın 18 yaşından küçük bir bireyle cinsel ilişkiye girmek cinsel istismardır, tecavüzdür!” şeklinde konuştu.
“Bu düğüne siyasiler katılmış, bu evlilikten bir çocuk doğmuş.”
Önergeye imza atan vekillerden Ramazan Can’ın önergeyi geri çekmeyecekleri ile ilgili açıklamasında verdiği “Zamanında evlenme yaşı tutmadığı halde bir evlilik yapılmış, bu düğüne siyasiler katılmış, bu evlilikten bir çocuk doğmuş. Doktorun ihbarı ile koca hapse gönderilmiş. Kızımız kucağında bebeği ile mağdur olmuştur.” örneğini hatırlatan Atay:
” Zaten 17 yaşındaki kişi aile izni ile 16 yaşındaki kişi mahkeme kararıyla resmi şekilde evlenebiliyorken, önerge de yaş sınırı konulmamış olması 11- 15 yaş arası resmi olmayan evlilikleri meşrulaştırarak, bu kız çocuklarının en azından yasalar çerçevesinde korunuyor olması engellenmek istenmektedir. Verilen örnek bu niyetin ve bu evlilikleri ne şekilde meşrulaştırıp suça ortak ortak olduklarının kanıtıdır.” şeklinde konuştu.
“Direneceğiz!”
O yasa geri çekilene kadar tüm kadınları gece gündüz demeden ellerindeki her türlü araçla direnmeye, tepki göstermeye çağırdıklarını belirterek konuşturmasını sonlandıran Atay’ın ardından “Yaşasın Kadın Dayanışması” sloganı atan kadınlar alkışlarla eylemi sonlandırdı.
ALİKEV’in eğitim fonu için koşarak toplanan bağışlarla, maddi imkanı olmayan öğrenciler okula gidebilecek.
Ali İsmail Korkmaz hayatımıza, 2013’teki Gezi Olayları sırasında, Eskişehir’de polis ve siviller tarafından dövülerek hayatına son verilen 19 yaşındaki genç olarak girdi.
Annesi Emel Anne’yi ve davanın avukatı olan ağabeyi Gürkan’ı tanıyana kadar Ali İsmail’in düşlerini bilmiyordum.
İstanbul Maratonu’nda, Emel Anne’yi fotoğraf taleplerimizle biraz yorduk, ama o hep “Siz gençlerden güç alıyorum” dedi.
Ali İsmail 2011 yılında, daha 17 yaşındayken ‘Toplum için Gençlik” hareketini başlatmıştı.
Ali İsmail okul arkadaşlarıyla
Bu hareket kapsamında, arkadaşlarını örgütleyerek okullarının bahçesini temizlemiş, huzurevi ziyaretinde bulunmuş, imkanları kısıtlı olan köy okullarına kitap ve kıyafet desteği sağlamış, engelliler için ve ilköğretim öğrencilerine okumayı sevdirmek için etkinlikler düzenlemiş.
Bu etkinliklerin raporlarını ve notlarını da tutmuş. Notlarda, arkadaşlarını nasıl örgütlediğini, hangi etkinliklere kimlerin gideceğini, ne kararlar aldıklarını, bu etkinliklerle neyi amaçladıklarını anlatmış.
Ali İsmail’in el yazısı.
Şimdi artık ‘Ali İsmail ve düşleri’ dendiğinde zihnimde şekillenen bir şeyler var: toplum için çalışan ve daha da fazla çalışmak isteyen bir genç.
ALİKEV için koşan gönüllülerden birkaçı.
ALİKEV (Ali İsmail Korkmaz Vakfı), Ali İsmail’in yarım kalan düşlerini hayata geçirmek için kuruldu ve bu sene, Adım Adım aracılığıyla İstanbul Maratonu’na katılıp vakfın burs fonuna bağış toplamak için koştu. 2016-2017 eğitim döneminde bu bağışlarla, okuma imkanı olmayan 52 öğrencinin eğitim masrafı karşılanmış olacak (1 öğrencinin 1 yıllık burs bedeli 2.500 TL. Her öğrenci 4 senelik eğitimi boyunca destekleniyor).
Gürkan ve Emel Anne koşuya inanılmaz bir enerji kattı. Köprünün tam ortasında, elimizde “Düşlere güç ver” bayraklarını dalgalandırıp “Daha on dokuz yaşında, düşlerinde özgür dünya” diye bağırırken bir adam yanımıza yanaşıp “Helal olsun size, bu ortamda… Valla helal olsun” dedi. “Bu ortamda…” kelimelerinden çıkardığım anlamı teşekkür eşliğinde cebime koyarak devam ediyordum ki, adam oğluna açıklama yapmaya başladı:
“Sen biliyor musun Ali İsmail Korkmaz’ı? Gezi olaylarında dövülerek öldürüldü”. Ve ekledi: “Berkin Elvan falan vardı ya…”
Gezi’nin çocukları aynı cümlede geçerken boğazıma bir yumruk oturdu, burnumun direği sızladı.
Gürkan Korkmaz ve Emel Korkmaz.
Barbaros Bulvarı’ndan inerken yolun kenarında bize alkışlarla eşlik eden kadınlardan biri “Emel Anne, seni çok seviyoruz” derken gözleri parlıyordu. Ben evladını kaybetmiş bir anneye nasıl yaklaşacağımı pek bilemediğimden, koşu boyunca hemen ardından izledim Emel Anne’yi. Fırsatını bulunca da elini tutup, öptüm.
Kampanya hala devam ediyor. Pırıl pırıl bir gencin hayalini devam ettirmeye vesile olmak bana gurur veriyor. Siz de katkınız olsun isterseniz lütfen aşağıdaki linki ziyaret edin:
HDP, “CNN Türk sizin adınızı kullanarak evrensel basın ilkelerine aykırı davranıyor” diyerek CNN Int.’e şikayet mektubu yazdı.
HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Sayın Saruhan Oluç, CNN Int. yetkililerine bir mektup göndererek, “Evrensel basın etiği, özgürlüğü ve ilkeleri ile bağdaşmayan yayın çizgisi”nde yayın yapıldığı gerekçesiyle eleştiriler yöneltti. Mektupta, “Sizin bu olanlardan haberiniz var mı?” diye soruldu.
“Bu mektubu size kurumsal olarak CNN’i yakından ilgilendirdiğini düşündüğümüz kimi gelişmeler hakkında Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu’nda grubu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) adına yazıyoruz” denilerek başlanan mektupta, hükümetin ‘demokratik muhalefeti susturmayı amaçladığı’ savunuldu. KHK’lerle kapatılan yayın organlarının hatırlatıldığı mektupta, “Üzülerek belirtmek isteriz ki, CNN Türk TV Kanalı da bu baskılara taviz vermemek, evrensel basın etiğine ve yayıncılık ilkelerine bağlı kalmak, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmak, muhalefetin söz hakkını korumak yerine Erdoğan’ın istediği çizgide yayıncılık yapmaktadır. En temel evrensel basın etik kurallarından biri olan ‘cevap hakkı’ bile CNN Türk yetkililerince sistematik olarak görmezden gelinmektedir. Haberlerde ve tartışma programlarında en temel etik ilkeler bir yana bırakılmakta ve Erdoğan-AKP iktidarının partimize ve tüm demokratik muhalefete karşı açtığı yok edici kampanyaya yayın yoluyla destek olunmaktadır” denildi.
Oluç’un mektubunda örnek olay olarak 7 Kasım 2016 tarihinde partinin tartışıldığı bir programa, parti sözcüsü Ayhan Bilgen’in bağlanarak cevap hakkını kullanmak istemesine, “telefon bağlantısı almıyoruz” yanıtı alması gösterildi. Mektupta, “Ancak aynı programın ilerleyen dakikalarında, bir AKP milletvekili telefon ile canlı yayına bağlanarak cevap hakkını kullanmıştır. Bu tür sayısız örnek vardır” denildi.
‘SİZİN HABERİNİZ VAR MI?’
Mektubun devamında şöyle denildi: “CNN Türk TV Kanalı’nda yaşanan evrensel basın ilkelerine aykırı tüm bu uygulamalar, sizin de kurumsal kimliğiniz altında, yani CNN markasıyla yapılmaktadır. Habercilik alanında dünya çapında haklı bir isme sahip kurumunuzun yetkililerine sormak istiyoruz: Evrensel basın etik ilkelerinin açıkça çiğnendiğinden haberdar mısınız? Haberdar iseniz, bu uygulamaları onaylıyor musunuz? Bu tür bir anlayışı siz yayın yaptığınız uluslararası veya ulusal diğer yayınlarınızda uyguluyor musunuz? Sizlerden ricamız, sizin adınızla yayıncılık yapan CNN Türk’ün evrensel basın etiği, özgürlüğü ve ilkeleri ile bağdaşmayan bu çizgisi hakkında düşündüklerinizi bizlere ve kamuoyuna açıklamanızdır.”