Ana Sayfa Blog Sayfa 3114

Adalet Yürüyüşü hakkında öğrendiklerim – Alper Budka

İki gün yürüdükten sonra Adalet Yürüyüşü hakkında öğrendiklerim:

– Her gün yaklaşık 20 km yürünüyor. Öğleye doğru bir kez mola veriliyor. Öğleyin bir kez daha mola veriliyor. Bu mola çok uzun (4-5 saat) sürüyor. Akşam 5’ten sonra yolun kalanı yürünüp, etap tamamlanıyor. Günün çoğu yürüyerek değil, dinlenerek geçiyor.

(Rota değişmese de, başlangıç bitiş saati, mola sayısı-süresi günden güne değişebiliyor)

– Yürümek değil, sıcak yoruyor. Asfalttan, emniyet şeridinden yürüyoruz. Şehirler arası yolda gölgelik de yok. Yol üzerinde belirli noktalarda bekletilen su araçları var. Her iki km’de bir şişe su dağıtılıyor. Yine de susuzluk kötü, bence termos getirin. Bir de pamuklu, uzun kollu giysi getirinki kollarınız yanmasın.

– Mola yerleri çayır çimen, çok hoş… Bol yemek, meyve (özellikle kavun, karpuz), tatlı ve içecek ikram ediliyor. Tuvalet ihtiyacınız için tuvalet aracı getirmişler. Telefon şarj etmek için makineler var. Adalet tişörtü, şapkası, pankartı vs. ücretsiz dağıtılıyor. Birçok şey ücretsiz… Canlı müzik yapan küçük gruplar da var.

– Kılıçdaroğlu karavanda kalıyor. Geceleyin karavanda, çadırda kalan ya da yere bir bez/karton serip uyuyanlar var. Maalesef uyumak için bir şey vermiyorlar. Veriyorlarsa da ben bilmiyorum. Bir de otobüslerle evine dönüp, ertesi gün kalan yolu yürümek için dönenler var. Ben öyle yapıyorum.

– Yürüyüşçüleri takip eden bir ambulans ve üç dört araç var. Yorulduğunu, fenalaştığını hissettiğinde, yürüyüşü bırakıp bir minibüse binebilirsin. Seni varış noktasına götürüp bırakabilirler. Ya da öğleyin otobüsle İstanbul’a dönebilirsin. Gerçi bunu yapan çok az ama dediğim gibi, 20 km yürümek zorunda değilsin.

– Yol kenarında Rabia işareti yaparak, Mehter Marşı–Dombra çalarak, RTE sloganı atarak, el hareketi çekerek, laf koyarak, küfrederek, bağırarak sinir bozmaya çalışan AKP’liler oluyor. Ama Türk bayrağı sallayan, iki parmakla selamlayan, alkışlayan, el sallayan, destek veren çok daha fazla.. Herkes fazlasıyla soğukkanlı. Ben bir AKP’liye karşılık versem, hemen ikaz ediliyorum.

– Doğrusunu söylemek gerekirse, burada HDP’lileri istemeyenlerin sayısı hiç de az değil. HDP’lilerin yürüyüşü provoke edeceğini düşünenler var. Onlar gelirse Kürtçe slogan atarlar, Apo posteri açarlar vs. bunları söyleyenleri görüyorum. Hatta adamın biri bana, “AKP’liler de gelsin, herkes gelsin ama HDP gelmesin” dedi. Fakat elbette ki yürüyüşteki herkes böyle düşünmüyor.

– Bu arada, çok olmasalar da, bireysel olarak yürüyüşe katılmış olan HDP ’liler de var. Fakat herkes sadece adalet tişörtü giydiği için kim hangi partiden, bunu anlamak mümkün değil.

– Adalet talebi-söylemi öne çıkarılmış. En çok kullanılan slogan “Hak, hukuk, adalet”. Biri yol kenarından laf attığında ya da hareket çektiğinde, ona büyük bir gürültüyle ve bu sloganla ya da alkışlarla karşılık veriliyor. Polis genellikle bu tür sözlü tacizleri engellemiyor.

– Şunu da özellikle söylemem lazım. Bu yürüyüş İstanbul – Ankara otobanından yapılmıyor. Eski yol denen, E-5 yolundan yapılıyor. Dolayısıyla şehirler arası otobüslerle İstanbul – Ankara arası gidip gelenler Adalet Yürüyüşü’nü görmüyor. Maalesef otobana izin verilmemiş. Bu yüzden yol uzamış. Ama bir yandan da iyi olmuş, böylece köylerin, beldelerin, ilçelerin içinden geçiliyor.

– Organizasyon fena değil ama küçük sorunlar da var. Mesela üzerinde görevli yazan birini bulmak zor. Çoğu zaman soru soracak adam yok. Biz şimdi neredeyiz, nereye kadar yürüyeceğiz, kaç km yolumuz kaldı, arkadaşım da İzmit’ten gelmek istiyor nasıl gelebilir vb sorulara genellikle “valla bilmiyorum ki” cevabını alıyorum. Bir örnek vermem gerekirse şarja bağladığım telefonum kayboldu, bulduğumda da bozulmuştu. Şarj makinesinin başına keyfine göre davranan, rahat, terbiyesiz bir eleman koymuşlar. Kimden hesap sorayım bilmiyorum.

– İstanbul’a yaklaştıkça kalabalık artıyor. Kortejin başından sonuna kadar 7 km’lik bir uzunluğa ulaşıldığı söyleniyor. Abartılıyor olabilir ama rahat 3-4 km var. Son etapta (Tuzla-Maltepe) 1 milyon kişiye ulaşmak planlanıyor ki, ben buna çok rahat ulaşılabileceğine eminim. Bu akşam İzmit şehir merkezine varılacak. İstanbul’a çok az kaldı.

Yukarıda iki gündür yürüdüğüm yolun haritası var. Sapanca Gölü’nün kuzeyinden kat ederek Kocaeli’ye ulaştık.

 

 

Alper Budka

Kafkasör Festivali’nde maden protestosu: Cerattepe’den vazgeçmeyeceğiz!

Artvin’de Artvin Belediyesi ve Geleneksel Boğa Güreşlerini Yaşatma ve Yayları Koruma Derneği’nin ortak organizasyonu ile Kafkasör Yaylası’nda düzenlenen 37’nci Kafkasör Kültür Turizm ve Sanat Festivali kapsamındaki boğa güreşleri sırasında bir araya gelen yaşam savunucuları, yapılmak istenen madeni protesto etti.

Festivalin son gününde, ‘Madene Hayır’ yazılı tişörtler giyen Yeşil Artvin Derneği üyeleri, ‘Cerattepe’den vazgeçmeyeceğiz’ yazılı pankart açtı. Dernek üyelerine seslenen Artvin Belediye Başkanı Mehmet Kocatepe, “Kafkasör boğa güreşleri dünya markasıdır. Festivale gölge düşürmeyin, vereceğiniz mesajı verdiniz” dedi ve pankartı kaldırmalarını istedi. Dernek üyeleri ise Belediye Başkanı Kocatepe’yi ıslıklarla ve yuhalayarak  protesto etti.

‘Cerattepe’den vazgeçmeyeceğiz’

Kafkasör Yaylası ve Cerattepe mevkiindeki madencilik faaliyetlerine karşı mücadele veren Yeşil Artvin Derneği üyeleri, boğa güreşleri, ‘Madene Hayır’ yazılı tişörtlerle izledi, ‘Cerattepe’den vazgeçmeyeceğiz’ yazılı pankart açtı. Grubun ‘Madene hayır’ sloganları attığı sırada müzik yayınının sesi yükseltildi.

Gruba seslenen Artvin Belediye Başkanı Mehmet Kocatepe, “Kafkasör boğa güreşleri dünya markasıdır. Festivale gölge düşürmeyin, vereceğiniz mesajı verdiniz” dedi ve pankartı kaldırmalarını istedi. Dernek üyeleri bunun üzerine Belediye Başkanı Kocatepe’yi ıslıklarla ve yuhalayarak protesto etti. Bir süre maden karşıtı slogan atan yaşam savunucuları daha sonra tribünden indi.

Nur Neşe Karahan: Haklıyız, kazanacağız!

Açıklama yapan Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, yöre halkının 25 yıldır yaşamsal bir mücadele verdiğini ve yaptıkları her eylemin yasal olduğunu savundu. Boğa güreşlerinin yapıldığı alanın 500 metre ilerisinde rezerv alanı olduğunu hatırlatan Karahan  şunları söyledi:

“Bu maden çıkarılırsa ne Artvin kalacak, ne de geleneksel boğa güreşleri. Boğa güreşlerinin amacı barıştır. Artvin halkının bütün eylemleri barıştan yanadır. Şirket çalışmalarına başladı. Biz de masumane tepkimizi dile getirdik. Henüz mahkeme kararları sona ermeden şirket devletin güvenlik güçleri eşliğinde pervasızca çalışıyor. Tepkimizde, mücadelemizde sürecek. Başka yaşam alanımız yok. Sonuna kadar haklıyız ve kazanacağız.”

 

(Evrensel)

Hamburg’da G20 zirvesi öncesi eylem: Öncelik yaşadığımız gezegen olmalı!

G20 Zirvesi 7 Temmuz’da Almanya’nın Hamburg kentinde başlayacak. Yoğun güvenlik altında düzenlenecek zirve öncesi Hamburg’da ilk protesto gösterisi düzenlendi.

4 bin kişi, Hamburg merkezinde Pazar günü gerçekleştirilen protesto eyleminde dünyanın önde gelen ülkelerinin iklim ve ticaret politikalarını protesto etti.

İklim değişikliğine karşı önem alınması odaklı gösterilerde G20 liderlerine verilen mesaj netti: Önce gezegeni kurtarın!

Sadece Hamburg sokakları değil, Alster Nehri de gösteriye sahne oldu. Kanolara binen göstericiler, nehir üzerinde eylem yaptı. Çevre örgütü Greenpeace de kömür yüklü bir gemiye Merkel’in afişini astığı bir eylem gerçekleştirdi.

Alman Sendikalar Birliği, Greenpeace ve Oxfam’ın aralarında yer aldığı 12 kuruluşun destek verdiği gösteriler barışçıl bir havada gerçekleşti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkesini küresel iklim anlaşmasından çıkarma kararından bir ay sonra düzenlenen zirveye çevreci örgütlerin eylemlerinin damga vurması bekleniyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel zirve öncesi yaptığı açıklamada, G20 Zirvesi’nde sadece ekonomik büyüme konusunun ele alınmayacağını söyledi. Merkel, kaynak kullanımı ve gelir dağılımı gibi başlıkların da masada olacağını belirtti.

Yoğun güvenlik önlemi

Alman güvenlik güçleri, G20 Zirvesi için yoğun güvenlik önlemi almış durumda. 7-8 Temmuz’daki zirve boyunca Hamburg’un bazı bölümleri, eylemcilere kapalı olacak.

G20 Zirvesi boyunca yaklaşık 30 farklı eylem düzenlenmesi bekleniyor.

Liderlerin kukla başlıklarını takarak piste çıkan aktivistlerin tuttuğu pankartta, “Zengin çoğunluğa değil salt çoğunluğa fayda sağlayacak politikalara ihtiyacımız var” yazıyor

Göstericiler G20 karşıtı gösterilere katılmak için Hamburg’da kamp kurarken, zirve boyunca düzenlenecek eylemlere 100 bin kişinin katılacağı tahmin ediliyor.

Hamburg polisi, eylemciler arasında şiddete başvurabilecek olan 4 bin kişilik anarşist ve aşırı solcu grubun yer aldığını aktarıyor.

Zirve boyunca 21 bin polis Hamburg’da güvenliği sağlamak için mesai yapacak. 3 bin 800 polis ise havalimanı ve tren istasyonlarının güvenliğinden sorumlu olacak.

Zirveye ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da aralarında olduğu dünyanın önde gelen 20 ekonomisinin lideri katılacak.

 

(DW Türkçe)

Barış Akademisyenleri Antalya grubundan Adalet Yürüyüşü açıklaması – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Adalet yürüyüşüne barış talebimizi de katmak ve açlık grevindeki Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın artık çok ciddi bir noktaya gelen sağlık durumlarına dikkat çekmek amacıyla Barış Akademisyenleri (BAK) Antalya grubu olarak 30 Haziran akşamı yola çıktık.

Sabah yürüyüş yerine vardık. Yürüyüş esnasında Kemal Kılıçdaroğlu ile bir süre birlikte yürüdük. BAK Antalya olarak yürüyüşte dile gelen adalet talebinin barış talebi ile birlikte ele alınması gerektiğini, adalet yürüyüşünün sönümlenmemesi gerektiğini, geniş bir toplumsal kabul görecek somut taleplere dönüşmesini çok önemli gördüğümüzü dile getirdik.

Barış Akademisyenleri (BAK) Antalya grubu olarak yürüyüşe katılma gerekçemiz ve yürüyüşten beklentilerimizi anlatan basın açıklamasını paylaşmak isterim.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için

“Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi geri dönüşsüz bir noktaya doğru gidiyor. Hükümet bu insanların taleplerine kulaklarını tıkamaktan vazgeçmeli, grevi sonlandırmalarını sağlayacak adımları çok geç olmadan mutlaka atmalıdır. Siyasal iktidar bu iki insanın ölümüne gözünü yummamalıdır; böyle bir tavır bir kabul edilemez. 

“Adalet ve barış bir arada düşünülmeli”

“Bu yürüyüşün ana talebi adalet. Ancak sadece adalet talebi ile sınırlı bir toplumsal hareketliliğin zamanla adaletsizliği daha da pekiştireceği kaygısını taşıyoruz. Adalet ve barış bir arada düşünülmesi, ele alınması gereken iki önemli meseledir bu topraklarda. Adalet sistemini düzeltme ve Kürt sorununu çözerek toplumsal barışı sağlama iddiası ile ortaya çıkamayan bir muhalefetin mevcut iktidarın yıkıcı politikaları karşısında durabilmesi olanaksızdır.

“Bu çerçevede mevcut siyasal durumdan rahatsız irili ufaklı pek çok bileşeni bir araya getirebilecek bazı somut hedefler koymanın çok önemli olduğuna inanıyoruz. Örneğin özgürlükçü bir yeni anayasa taslağının ortaya konması, Kürt sorununa demokratik çözüm sağlayacak bir tartışma sürecinin yeniden başlatılması, parlamenter sistemin yeniden inşa edilmesi gibi somut hedefler geniş bir toplumsal katılım sağlayacak şekilde formüle edilebilir ve edilmeli de.

“Adalet yürüyüşü bir umut dalgası yaratabilir”

“Adalet yürüyüşü bittiğinde bugünden yarına hemen bir şeyler değişmeyecek ama değişim imkânlarına işaret etmek bile bazen büyük bir umut dalgası yaratabilir inancındayız. Ankara’dan İstanbul’a uzanan bir adalet yürüyüşünün İstanbul’dan Edirne’ye uzanan bir barış yürüyüşüne dönüşmesi iktidarın yıkıcı politikalarına karşı büyük bir siyasal umut doğuracaktır.

“Bu toplum şiddete ve acıya mahkûm değildir”

“Biz KHK ile işten çıkarıldık, AKP iktidarı bizleri birer medeni ölü haline getirmek için her şeyi yapıyor ama her ne olursa olsun biz barış talebimizin arkasındayız ve onu canlı tutmak için üzerimize ne düşüyorsa yapacağız. Kimsenin anası ağlamasın, hiç kimsenin anasının ölüsü sokakta kalmasın, kimse evladına yanmasın, çocukların ölüsü buzdolaplarında saklanmasın istiyoruz. Bu toplum şiddete, acı ve yıkıma mahkûm değildir, mahkûm edilmemelidir. Barışı sağlamak mümkündür. Adalet ve barış bir arada düşünülmelidir.”

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık

8. Trans Onur Yürüyüşü’nde basın açıklaması Harbiye’de yapıldı

8. Trans Onur Haftası kapsamında İstanbul’da düzenlenmesi planlanan 8. Trans Onur Yürüyüşü’nde basın açıklaması Harbiye’de  ve Beyoğlu Öğüt Sokak’taki İstanbul LGBTİ Derneği’nin önünde okundu. Yürüyüş ise polis engeli nedeniyle gerçekleştirilemedi.

Bianet’den Çiçek Tahaoğlu’nun haberine göre Aktivistler basın açıklamasının ardından 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Otel’de öldürülenleri de andı.

Harbiye’eki açıklamaya katılanlar “Dönmeyiz, biz bu yoldan dönmeyiz” sloganıyla Taksim’e doğru yürüyüşe geçti.

Harbiye’de park halinde duran bir TOMA aktivistleri görünce U dönüşü yaparak peşlerinden geldi. Aktivistler bir sokağa girerken, TOMA da sokağın girişini kapattı.

7 aktivist gözaltına alındı

Akşamüstü saatlerinde, Beyoğlu’ndaki İstanbul LGBTİ Derneği’nin önünde de bir basın açıklaması yapıldı.

Dolapdere’de 7 aktivist gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Beniz Ertürk, Özgür Durmaz, Buse Kılıçkaya, Emre Aymelek, Şevval Kılıç, Umut Avcı, Ömer Erten.

Gözaltına alınan hak savunucuları Feriköy Karakolu’na götürüldü. Yaklaşık bir saat süren gözaltının ardından hepsi serbest bırakıldı.

Transız, buradayız, alışın, gitmiyoruz!

8. Trans Onur Haftası kapsamında düzenlenen 8. Trans Onur Yürüyüşü’nde Harbiye’de okunan basın açıklamasının tam metni ise şöyle:

Basına ve kamuoyuna,

Yıllardır sorunsuz bir biçimde kutlanan ve kamu düzeni adına hiç bir sorun teşkil etmeyen Trans Onur Haftası iki yıldır valilik tarafından engelleniyor.

Valilik yaptığı açıklamada “başta katılımcılar olmak üzere vatandaşlarımızın ve gezi amacıyla bölgede bulunan turistlerin güvenliği ve kamu düzeni gözetilerek, söz konusu yuürüyüşün düzenlenmesine izin verilmeyecektir” diyor.

Valiliğe soruyoruz;

* Daha önce 8 kez düzenlenmiş olan yürüyüşte hangi yurttaşın güvenliği tehlikeye düşmüştür?

* Hangi turiste ufacık bir zarar gelmiştir?

Dönmeliğimiz kadar eminiz ki, değil İstanbul Valiliği, başbakanlık bile böyle bir gerekçeyi somutlayamaz…

İstanbul Valiliği lütfedip transların ve transfobi karşıtlarının güvenliğini de yayınladığı metine eklemiş. Valilik unutmuş olabilir; biz bir daha hatırlatalım!

Sayın vali;

İstanbul LGBTİ+ onur yürüyüşü 3 yıldır, trans onur yürüyüşü ise 2 yıldır tarafınızca yasaklanmaktadır. Bu 3 yılda 100’e yakın homofobi ve transfobi karşıtı yaralanmış, onlarcası gözaltına alınmış ve yine yüzlerce yurttaşa polis tarafından şiddet uygulanmıştır. En temel haklarını kullanmak üzere Taksim’e gelen onlarca yurttaş ise hukuksuz bir biçimde yargılanmıştır.

Ve yine pek sayın Vali, Anayasa’da güvence altına alınan haklarımız sivil-faşist unsurların; cihat, öldürme ve katletme çağrıları eşliğinde engellenmiştir. Üstelik sizlere bağlı kolluk kuvvetlerinin gözetiminde…

Soruyoruz,

Güvenlik, anayasal hakkını kullanan yurttaşları gazlayarak, döverek, gözaltına alınarak mı sağlanır? Güvenlik dediğiniz, anayasaya göre suç işlemiş sivil faşist unsurların yürüyüşe saldırmalarına göz yumarak, ses çıkarmayarak mı sağlanır?

Valinin bu sorulara cevap vermeyeceğini biliyoruz. Vali ve yürüyüşün yasaklanmasında fikir birliğine varan herkes bilsin ki, anayasal hakkımızı kullanma cüretinden asla vazgeçmeyeceğiz!

Bugün Ortadoğu, savaşlar, iç çatışmalar, iktidarların baskıcı politikaları ile kıvranmaktadır. Yanı başımızda, Suriye ve Irak’ta yaşanan savaş, en acımasız yüzünü translara göstermektedir. Muhalif olduğu gerekçesi ile hükümetin de destek verdiği ‘Fetih Ordusu ve Özgür Suriye Ordusu’ gibi bir çok örgüt, LGBTİ+’lara yönelik bir çok sistematik suça imza atmış ve bir çok arkadaşımızı en ilkel yöntemlerle katletmiştir.

Tüm bu vahşetin ortasında yeni bir hayat kurmak için yola çıkan LGBTİ+’lar, bir geçiş ülkesi olarak Türkiye’ye göçmek zorunda kalmış ve yine sistematik olarak yok sayılmaya mahkum edilmişlerdir. Kamusal alanda bin bir türlü zorluk ile ayakta kalmaya çalışan göçmen translar, destek mekanizmalarından yoksun bir sistem içinde sivil ölüme mahkum edilmişlerdir.

Kampların içler acısı durumu, kiraların yüksekliği, işsizlik, güvencesizlik göçmenler için olağan bir hal almışken, translar için durum iki katı zorlaşmaktadır.

Toplumdaki transfobi, yabancı düşmanlığı ile birleşince Türkiye’de yaşayan göçmen translar için her gün şiddet ve tehditle yüzleşmek bir zorunluluk haline gelmiştir. Her anımız ve aldığımız her soluk varolma mücadelesine dönüşmüştür.

Bizler, bu ülkenin farklı dillerde konuşan, farklı coğrafyalardan gelen, farklı inançlara sahip olan ve dünyanın tüm renklerini yüreğinde taşıyan transları olarak, hiçbir trans arkadaşımızın ölüm tehditleri, devlet ya da sivillerin şiddeti ve hiçbir türden ayrımcılığın karşısında yalnız kalmasına izin vermeyeceğimizi deklare ediyoruz. Yanyana gelmemizi engelleyen devlet aklına ve tüm ayrımcı fikirlere inat; biz translar, dil, din, ırk, renk ayrımı gözetmeksizin birbirimize sahip çıkmaya devam edeceğiz!

Suriye’den ve diğer tüm ülkelerden Türkiye’ye göçen translar için yapacağımız yürüyüşü engelleyen Valiye birkaç sözümüz var!

Sayın Vali, Bilmiyor olabilirsiniz; hatırlatalım!

Anayasa’nın 34. maddesine göre “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

Ve 2911 sayılı yasanın 3. maddesine göre de herkes izin almaksızın gösteri ve yürüyüş yapma hakkına sahiptir.

Sayın Vali, bizler anayasal hakların korunması için mücadele eden yurttaşlar olarak, sizi anayasaya uygun davranmaya ve suç işlememeye davet ediyoruz!

Unutmayın, sizlerden önce yürüyüşü yasaklayanlar bugün tutuklu ya da makamında değil. Ve bizler hala buradayız! Yaşamlarımızı ve yaşam alanlarımızı korumaya devam edeceğiz! Yürüyüşümüzü sokak sokak engelleseniz de, bizler ev ev, sokak sokak, şehir şehir varolma mücadelemizi her gün daha da büyüteceğiz.

Susma haykır translar vardır! Sınırlar kafamızda, göçmen translar aramızda!

Yaşam alanlarımızı savunmaya devam edeceğiz! Transız, buradayız, alışın, gitmiyoruz!

 

(Bianet)

Ortadoğu’da Katar krizi derinleşiyor: Dört ülkeden Katar’a ek süre!

Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn; Katar’a yönelik ambargoyu kaldırmak için hayata geçirilmesini istedikleri talepleri yerine getirmesi için Doha’ya iki gün ek süre verdi.

Dört ülke 11 gün önce, 13 maddelik bir talepler listesi yayımlamış ve taleplerin en geç 2 Temmuz Pazar gününe kadar yerine getirilmesi istenmişti. Ülkeler süreyi uzatma kararını, krizin çözümü için aracılık yapan Kuveyt’in ek süre talebi üzerine aldı. Katarlı yetkililerise 13 maddelik  talepleri kabul etmediklerini söylemişlerdi.

Bununla birlikte Katar Dışişleri Bakanı Şey Muhammed bin Abdulrahman bin Yassim es-Sani, Doha’nın resmi cevabını Pazartesi gün içinde bir mektupla Kuveyt Emiri’ne iletecek.

Katar Dışişleri Bakanı Es-Sani’den diyalog çağrısı

Es-Sani, Cumartesi günü yaptığı açıklamada talepleri kabul etmediklerini ancak ‘uygun şartlar altında’ diyaloğa girmeye hazır olduklarını söyledi.

Es-Sani diplomatik temaslarda bulunmak üzere gittiği İtalya’da şunları söyledi:

“Talepler listesi reddedilmek üzere hazırlanmış; kabul edilmek ya da müzakere edilmek üzere hazırlanmamış. Egemenliğimizi ihlal eden ya da Katar’a empoze edilen hiçbir şeyi kabul etmeyeceğiz.”

Katarlı Bakan, “İhlal edilmemesi gereken uluslararası yasalar ve aşılmaması gereken sınırlar var” dedi.

Talepler arasında Türk askeri üssünün kapatılması da var

Dört ülkenin talepleri arasında Katar’daki Türk askeri üssünün kapatılması, medya kuruluşu El Cezire’nin yayınını durdurması, İran’la ilişkilerin zayıflatılması ve Yemen’deki isyancı Husilere desteğin sonlandırılması da bulunuyor.

Dört Arap ülkesi ‘terörizmi desteklediği’ suçlamasıyla Katar’a ekonomik ve diplomatik ambargo uyguluyor. Katar ise bu suçlamayı reddediyor.

Olay, on yıllardır Körfez’de yaşanan en büyük kriz olarak değerlendiriliyor.

 

(BBC Türkçe)

İklim değişikliği Ege ve Akdeniz’de ormanları vurdu: Yüzlerce hektar yeşil alan yandı!

İklim değişikliği nedeniyle artan küresel sıcaklıklar Türkiye’nin batısındaki pek çok bölgede orman yangınlarının çıkmasına yol açtı. Türkiye’de Kuzey Afrika sıcaklarının etkili olduğu ve nem oranının düştüğü son üç günde başta İzmir ve Antalya olmak üzere pek çok bölgede orman ve makilik alan yangını çıktı. Yangınlarda, hektarlarca yeşil alan zarar gördü.

Son üç günde Antalya’nın Alanya ve Manavgat, İzmir’in Menderes ve Karaburun, Mersin’in Anamur ve Muğla’nın Bodrum ilçeleri ile Çanakkale’nin Gelibolu Yarımadası’nda ormanlık ve makilik alanlarda yangın çıktı.

İzmir’in Menderes ilçesinde dün makilikte başladıktan ormanlık alana sıçrayan, sıcak hava ve rüzgarın da etkisiyle geniş bir alana yayılan yangında, ilk belirlemelere göre 500 hektarın üzerinde alanın zarar gördüğü bildirildi.

Karadan ve havadan 150’nin üzerinde ekiple müdahale edilen yangını söndürme çalışmaları sırasında, Balıkesir’den yangına müdahale için gelen helikopter, su aldığı sırada Tahtalı Barajı’na düştü. Helikopterdeki 5 personel kurtarıldı.

‘500 hektarın üzerinde alan yandı’

Orman Genel Müdürü İsmail Üzmez‘in katıldığı yangın söndürme çalışmaları sürüyor.

Üzmez, yangın söndürme çalışmalarının iyiye gittiğini belirterek, “Dünkü o çok kötü hava şartları yok. Sanıyorum 500 hektarın üzerinde bir alan zarar gördü. Yanan alanın etrafını kapatıp ölçüm yaptıktan sonra net rakamı söyleyebiliriz.” dedi.

Helikopterin düşüş nedeninin henüz bilinmediğini söyleyen Üzmez, “İlk etapta arkadaşlarımla görüştüğümde dönüş aksamında bir kıvılcımla ateşin çıktığını söylediler. Muhtemelen helikopterde bir güç kaybı oldu. Kesin düşme nedeni, helikopter sudan çıkarıldıktan sonra belli olacak.” açıklamasında bulundu.

İzmir’in Karaburun ilçesi Mordoğan Mahallesi Manal Koyu’ndaki bozuk orman arazisinde dün çıkan yangın söndürüldü. Yangında, 3 hektarlık alanın zarar gördüğü belirtildi.

Alanya’daki yangınlar

Antalya’nın Alanya ilçesi Sapadere Kanyonu’nda 30 Haziran’da başlayan orman yangını dün öğleden sonra kontrol altına alındı.

Sapadere Mahallesi’ndeki ormanlık alanda çıkan yangına 70 arazöz, 13 su tankı, 17 ilk müdahale aracı, 35 orman mühendisi, 8 helikopter, 4 uçak, 6 dozer ile müdahale edildi.

Yangın nedeniyle bazı yerleşim yerleri boşaltıldı, alev ve dumandan 10’dan fazla kişinin etkilendiği bildirildi.

Alanya’nın villalar bölgesinde dün çıkan yangında ise 3 ev kullanılamaz hale geldi, muz bahçeleri ve seralar zarar gördü.

Manavgat ilçesinde ise dün tarım arazisinde çıkan yangında 351 küçükbaş hayvan telef oldu.

Anamur’daki yangın

Mersin’in Anamur ilçesinde dün çıkan orman yangınına, 5 helikopter, 2 uçak, 34 arazöz, 20 su tankı, 4 dozer, 2 greyder ve 2 kepçe ile 200 orman işçisi ve 24 teknik elemanla müdahale edildi.

Yangınının kısmen kontrol altına alındığını bildiren Mersin Orman Bölge Müdürü Mahmut Yılmaz, ilk belirlemelere göre 150 hektar alanın zarar gördüğünü söyledi.

Diğer yangınlar

Balıkesir’in Edremit ilçesinde Kazdağlarının eteklerinde 30 Haziran’da dört ayrı noktada orman yangını çıktı.

Balıkesir ve Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğünden birer helikopter ile ilçe belediyelerinin itfaiye ekipleri ve çok sayıda arazözle müdahale edilerek söndürülen yangında, 5 dönümlük alandaki kızılçam ve zeytin ağacı zarar gördü.

Çanakkale’nin Gelibolu Yarımadası’nda 30 Haziran’da çıkan yangından 100 dönüm buğday tarlası etkilendi.

Muğla’nın Bodrum ilçesinde dün katı atık depolama alanında çıkan ve ormanlık alana sıçrayan yangın söndürüldü.

Akyarlar’da makilik alanda çıkan yangın, biri motosiklet 4 araca sıçradı. Yangın güçlükle kontrol altına alındı. Kıbrıs Şehitler Caddesi’nde makilik alanda çıkan yangında 5 hektarlık arazi zarar gördü.

Adıyaman’da ise merkeze bağlı Yarmayaka köyünde önceki gün çıkan ve Adıyaman Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ile Orman İşletme Müdürlüğüne bağlı 8 ekibin müdahalesiyle söndürülen yangından, yaklaşık 15 bin dönümlük tarım arazisi etkilendi.

Yetkililer uyarıyor

Hava sıcaklıklarının bugünlerde mevsim normallerinin çok üzerinde seyretmesi nedeniyle nem oranının düştüğünü belirten yetkililer, vatandaşlardan ormanlık ve makilik alanlar ile tarım arazilerinde kesinlikle ateş yakmamalarını, bu alanlarda yangın veya yoğun duman gördüklerinde hiç vakit kaybetmeden “Alo 177 Orman İhbar Hattı“nı aramalarını istedi.

 

(TRT Haber)

Kediler ve Kentler – Akın Atauz

Kedi filmi[i] , kuşkusuz kedileri anlatıyor. Ama İstanbul’un kedilerini anlatıyor. Belki İstanbul’u anlatıyor da diyebiliriz, hatta belki kenti anlatıyor da diyebiliriz.

Bir kent, kedilerle nasıl bir kent olur?

Kedisi olmayan bir kent, nasıl bir kent olur?

Kentlere bir kişilik ya da yaygın olan deyimle söylersek “kimlik” atfetmek ne kadar mümkün? Ne kadar doğru? Bu çok uzun bir tartışma olabilir. Ancak, bir insana bile bir kimlik atfetmek bu kadar zorken, “onu severim, iyi bir insandır” demenin ne kadar nadir söylenebileceğini bilirken, kentler için nasıl böyle bir şey söyleyebiliriz?

Kentlere kimlik atfetmek benzeri bir davranışı bazı toplumlar için de yapıyoruz: Almanlar, disiplinlidir, ya da Fransızlar aşkı sever” filan gibi büyük genellemelerin ne kadar yanıltıcı olabileceğini söylemeye bile gerek yok. Fransız olan ve aşktan hiç anlamayan biri, ne kadar gerilimli bir beklentiyle karşı karşıya kalır, kim bilir?

Bütün bunlara rağmen, İstanbul için “kedici bir şehir/ kedileri seven ve esirgeyen bir şehir” diyebilirim, göğsümü gere, bu filmi seyrettikten sonra… İstanbul bir kedi şehridir…

Filmde kenti gördüm. Kedileri gördüm. Kentin insanlarını ve bu insanların kedilere davranışını gördüm. Kentin kedi kültürünü gördüm. Bir de, kedi kentini gördüm. Müthiş bir şeydi, harika bir filmdi. Zaten birçok eleştiri okumuş, ya da filmi zaten görmüş olduğunuzu düşünerek filmi değil, filmin bana düşündürdüklerini anlatmaya çalışacağım.

Bir kentin insanlarının kedilerle ilişki kurması, doğa ile ilişki kurması anlamındadır. Ancak kediler için kentlerde yaşamak, İstanbul’da yaşamak, İstanbul’un bazı mahallelerinde yaşamak ne anlama geliyor acaba?

Şöyle düşünülebilir: Kedilerin de kenti var.

Kedi kenti üzerinde düşünelim biraz. Bu kent biraz farklı bir perspektiften algılanan, farklı sınırları, sınır işaretleri olan ve farklı işlevleri bulunan bir kent. Orası, sepetleri, halatları, ağları, kutuları vb ile, kendi boyutlarında bir kedi kenti. Kediler, kendileri için bir kent yapmıyorlar elbette. Ancak insanların yaptığı kentin içinde, kendilerine göre kentsel bir yaşam çevresi kuruyorlar. Buna da bir tür “evcilleşme” diyebiliriz, ancak sokak kedilerinin, insanların yaptığı evlerle bir ilgisi yok. Onlar, kentin içindeki avcılar (ve hırsızlar) gibi yaşıyorlar.

Kediler aynı zamanda, öyle insanlar gibi kendiliklerinden sınıflı kedi toplumları yaratmıyorlar. Tamam, ev kedileri filan var, onlar ev içine alışınca, daha nazlı ve zor beğenir filan oluyorlardır, ancak o, kedilere ait bir sosyal düzen değil. İnsanlara ait bir şey. Bu film, kedileri anlatıyor, ama sadece sokaklarda, kedilere ait kamusal alanlarda yaşayan kedileri anlatıyor.

Kedilerin akıllı canlılar olduğunu biliyoruz. Anlıyorlar, değerlendirme yapıyorlar, kendilerine göre bir yer seçimi teorileri olduğu kuşkusuz; bunu belki içgüdüsel olarak yapıyorlar, belki de anneleri, küçük yaşta öğretiyor yavrulara. Kedilerin zevkleri var, haz duyma yetileri olağanüstü. Bireyciler ve kavgacı olabiliyorlar…

Tek başına yaşıyorlar, ama sadece anne kediler, yavruları gerekli kent becerilerini elde edene kadar, küçük bir aile yaşamı oluşturuyorlar. Erkekler, bütün memelilerde, hatta pek çok canlı türünde olduğu gibi, çok kavgacı ve güç/ otorite peşinde. Bunun neden gerekli olduğunu bilmeseler bile, erkek kedilerin toplumsallaşmasında, daha yaşlı erkek kedilerle ilişkilerde hemen öğreniyorlar galiba. Bu belki, kent ortamında da, doğal seleksiyonun gerçekleşebilmesi bakımından gereklidir?

Kedilerin kentsel kamusal alanları, yiyecek bulmak, avlanmak, çiftleşmek, dinlenmek ve güvenlik içinde uyumak ve dinlenmekle ilgili alanlar. Kedi parkları ve doğal alanları da var elbette. Ama bunların, köpeklerde olduğu gibi insanlar tarafından tasarlanması, kabul edilemez bir şey. Kediler toprağı, otu-çimeni, ağacı nerede bulacaklarına ve bunları nasıl kullanacaklarına, kendileri karar veriyorlar.

Aynı bizim gibi, kentin içinde doğanın kendini gösterebileceği toprak yüzeylere ihtiyaçları var. Doğaya ihtiyaçları var. Hatta İstanbul’u kediler için çekici yapan, bir de denizi olması denilebilir. Deniz ve sular da, bir av/ beslenme ortamı, kediler için.

Kentli kedilerin av ve beslenme/ yiyecek elde etme stratejileri biraz farklı. Sahici avcılık, pek kalmamış denilebilecek kadar az. Fareler var elbette, bazı kuşlar da olabilir. Büyük bir olasılıkla, kedilerin evcilleşmesinde (buna şimdilik “kentleşmesinde” demeyelim), farelerin tayin edici bir rolü olmuştur. Bu inkar edilemez. Ancak, fare avcılığı, konutların, altyapıların vb değişmesiyle, artık kediler için ilginç bir alan olmaktan çıktı. Daha çok, hobi gibi bir alan artık.

Beslenme stratejilerinde, filmden gördüğümüz kadarıyla, İstanbul kedileri için, bir-kaç yol söz konusu:

Kedilerin kendi çabalarıyla yiyecek bulmaları. Bu da, ya çöpleri karıştırarak (ki filmde, bu yaklaşımı olan İstanbul kedileri yok gibi), ya da bir şeyler yemekte olan insanlarda paylaşma arzusu oluşturarak, sağlanıyor (burada, insanın kim olacağı bakımından, bir süreklilik yok).

Kalıcı komşuluklar ise, diğer bir yol.

Kedi kentinde, normal koşullarda kedi komşuluğu diye bir şey yok. Daha doğrusu, kediler diğer kedilerle komşuluk etmiyorlar, ama insanların bazıları ile komşuluk ilişkileri kurabilirler. İnsanlarla iyi bir komşuluk ilişkisi geliştirerek, komşularla karşılıklı bir alış-veriş biçiminde, bazı yiyecekler sağlayabilirler.

Filmin yönetmeni Ceyda Torun

Aslında film, daha çok bu ikincisi üzerine kurulu. Tam da bu noktada, kediler kenti ile, nesneler ve insanlar kenti kesişiyor ve “İstanbullular”, kentin kimliği gibi tartışma konuları, devreye giriyor. Kedilerin İstanbul’u neden var? Çünkü kedilerle dost olmak isteyen, onlarla komşuluk yapmak isteyen ve dayanışma göstermek isteyen çok sayıda İstanbullu var. İstanbullular genellikle bu dayanışmayı, kedilerden hiçbir karşılık beklemeden yapıyorlar. Ama yine de aldıkları bir karşılık var: Bu da, kedileri yaşatan bir kette yaşıyor olmanın verdiği huzur ve ruh sağlığı, her yerde bir tespih tanesi gibi dolaşan kedileri okşama ayrıcalığı, düzgün ve paylaşımcı/ insaflı ve ferasetli, doğayla ve diğer canlılarla ilişki kurabilen müşfik insanlar/ kentliler olmanın hazzı…

Hayvanların davranışları arasında bir karşılaştırma yapmak ve karar vermek istemem. Ancak, biliyoruz ki, köpekler insanlarla daha yakın bir ilişki geliştiriyor. Yakın ama bağımlı. Bağımlı ve insanlardan aldıklarına karşılık, itaat (ve kendilerini ikincilleştirerek, insanlara bir tür üstünlük ve bir şeyin “efendisi olma” duygusu) veriyorlar. Oysa kediler bunu asla yapmazlar. Hatta bağımsızlıklarını ve teşekkürsüzlüklerini  “nankörlük” olarak adlandıranlar da olabilir. Ama İstanbullular, hem de az-buz insan değil, bütün şehrin bir “kedi kenti” olduğunu düşündürecek kadar çok sayıda İstanbullu, bu “nankör” kedilerle arkadaş oluyor ve onlarla komşuluk ediyor.

Daha da ötesinde onlar, kedi komşularını izliyorlar, huyu-suyu nedir, nelerden hoşlanır, hangi saatlerde gelir, kafasının üstünü mü, başka bir yerini mi okşatır vb gibi konularda bilgi biriktiriyorlar, düşünce geliştiriyorlar.  Birçok kedinin arasından, “bu kedinin mizacı böyledir, bu kedinin yapmaktan hoşlandıkları budur veya şöyle işler yapar bu kedi” filan gibi, öyküler geliştiriyorlar, komşuları olan kediler hakkında…

“Bunu herkes yapar” diyebilirsiniz. Ama “her kentin herkesi” böyle şeyler yapmaz. (İsteyen Çin kentlerindeki “köpek yeme” festivallerinin yasaklanması için imza verebilir.) Zaten bu filmi yapan da bir İstanbullu, böyle bir film yapma fikrini geliştirenler de İstanbullu. Ya da sevdikleri kediler için bir film yapmak için, kendi kentlerinde çalışamıyorlar da, gelip İstanbul’da çalışıyorlar. Öyle bir kent ki, adım başında bir, hayvanların sokakta yaşayanları su içsin diye, üstü kesik pet kaplar konulmuş ve içinde genellikle taze su bulunuyor.

Evlerinde kedi besleyenlerden, hurdacılar, balıkçılar, lokantacılar, pastaneciler/ kafeler/ börekçilere kadar her yerdeki insanlar, buraların çalışanları, komşuları olan kedileri gözetiyorlar. Onların karakter özelliklerini tanıyıp, onun huyuna göre davranıyorlar, ihtiyaçlarının ne olabileceğini kestiriyorlar ve biraz ortalıkta görünmese, onun için endişeleniyorlar. Bunun karşılığında kediler de, İstanbul’u kediler kenti, İstanbulluları da, kedilerle komşuluk yapan insanlar olarak, dünya sahnesine oturtuyorlar.  Tamam, kurtlarla dans etmek de kolay değil, ama bir kent dolusu insanın, kedilerle komşuluk/ dostluk yapması, kolay bir şey mi?

Üstelik bunu neredeyse, bütün İstanbullular, bütün kediler için yapıyorlar. Yüzyıllardır, belki bin yıllardır, bu kentte, böyle bir “kedilerle komşuluk” kültürü geliştirmişler işte. Var mı başka bir kent, bunu yapabilen? Bu da, öyleyse, İstanbul’u şefkatli bir kent yapmaz mı? İstanbul’a, bir kedi kenti kimliği kazandırmaz mı?

[i] Producers:

Ceyda Torun, Charlie Wuppermann. Executive producer: Thomas Podstawsk, Gregor Kewel. Co-producers: Ilan Arboleda, John Keith Wasson, Zeynep Boyner.

Crew

Director: Ceyda Torun. Camera (color): Charlie Wuppermann, Alp Korfali. Editor: Mo Stoebe.

With

Bülent Üstün, Mine Söğüt, Elif Nursad Atalay. (Turkish dialogue)

 

Akın Atauz

İllerin ve havalimanlarının gürültü haritaları hazırlanıyor

Marmara Araştırma Merkezi (MAM), Çevre ve Temiz Üretim Enstitüsü (ÇTÜE), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı koordinatörlüğünde 17 ilin stratejik gürültü haritalarını çıkardı.

Gürültü haritalaması, bir bölgede yaşayan nüfusun gürültüden dolayı ne kadar rahatsız olduğunun belirlenmesi ve bu nüfusun maruz kaldığı çevresel gürültünün değerlendirilmesinden oluşur. Araba trafiği, raylı trafik, havaalanları, sanayi gibi gürültü kaynaklarından doğan gürültü ortaya çıkarılır.

TÜBİTAK bünyesinde “Stratejik Gürültü Haritalarının Oluşturulması ve Gürültü Azaltım Senaryolarının Geliştirilmesi” konusunda yürütülen çalışmalar hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ergin, “MAM Çevre ve Temiz Üretim Enstitüsü, Türkiye’de ilk kez Çevre ve Şehircilik Bakanlığı koordinatörlüğünde ve ilgili belediyelerin desteğiyle Adana, Adıyaman, Antalya, Balıkesir, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kayseri, Malatya, Manisa, Mersin, Sakarya, Samsun, Sivas ve Trabzon gibi 17 ilin stratejik gürültü haritalarını hazırladı. Bu kapsamda söz konusu illerin yerleşim alanlarında yer alan karayolu, demiryolu, endüstri ve eğlence tesislerini kapsayan stratejik gürültü haritaları tamamlandı” diye konuştu.

Prof. Dr. Ergin, “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğüyle yürütülen projeler kapsamında, 39 havalimanının 27’si için stratejik gürültü haritaları hazırlandı. 12’si için çalışmalar devam ediyor. Bunun yanında Mersin Büyükşehir, Bolu ve Sivas belediyeleri ile yapılan protokoller çerçevesinde de ülkemizde ilk kez illerdeki sıcak noktalar için ‘Gürültü Azaltım Senaryolarının Geliştirilmesi ve Gürültü Eylem Planlarının Hazırlanması’ çalışmalarına başlandı” dedi.

 

Haber: Barış Gençer Baykan

(Yeşil Gazete)

Trakya Platformu’nun 3. Genel Kurulu Ergene’de yapıldı

Trakya Platformu TMMOB Mak. Müh. Odası Edirne Şubesi tarafından 1993 yılında başlatılan “Trakya’da Sanayileşme ve Çevre Sempozyum”ları sürecinin bir sonucu olarak; 4. Sempozyumun sonuç bildirgesinde de dile getirilen …bir koordinasyon, bilgilenme, bilgilendirme, talep ve uyarılarda bulunma ve benzeri işlevleri üstlenen; kısaca sürece müdahalede bulunmayı hedefleyen tüm kuruluşların katılabileceği sivil bir platform oluşturma hedefinin pratikte yaşam bulan bir karşılığı olarak kurulmuştu.

Bugün de çeşitli kurumların katılımıyla yola devam eden Trakya Platformu 3. Genel Kurulu Ergene Belediyesi ev sahipliği ile Ulaş Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi.

Açılışı Trakya Platformu adına Cemal Polat yaptı. Ardından Divan Kurulu ve Sonuç Bildirgesi ve Redaksiyon ekibi oy birliği ile oluşturuldu.

Divan Başkanlığına Bülent Kaçar, üyeliklere Erol Özkan, Nihat Çolak ve Hülya Çakar; Sonuç Bildirgesi ve Redaksiyon Kuruluna da; Muzaffer Eskiocak, Ziya Gökerküçük, Göksal Çidem, Mehmet Akbal, Osman Candeğer ve Nur Seza Eren görevlendirildi.

1 dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşı sonrasında Ergene Belediyesi Başkan Yardımcısı Yüksel Baydarlı ev sahibi olarak başarılarını diledi.

Kırklareli Milletvekili Turabi Kayan ile gazeteci Yalçın Bayer’in de katıldığı toplantı gündemi okunup oy birliği ile kabul edildi.

İl Yürütme Kurulları, Bilim Kurulu ve Hukuk Kurulu temsilcileri ile katılımcılar süreç içerisinde yapılan çalışmaları sundu.

Ergene Nehri

Ergene Nehri’ndeki kirlilik konsantrasyonunun artış göstermeye devam ettiği ve planlanan projelerin ilerlemediği, alıcı ortama deşarj yapan sanayii kuruluşlarının ön işlem süreçlerini düzenli uygulamadığı gözlendi ve çıkış suyunun Marmara Denizi’ne derin deniz deşarjı ile verilmesinin alıcı ortamı kirleteceği ve mevcut ekolojik yıkımı arttıracağı gibi soruna da çare olmayacağı belirtildi.

Meriç Nehri

Meriç Nehri’ni kanala dönüştüren sedde ve taş tahkimatı yapımı ile Kanal Edirne Projeleri’nin bölgenin ekolojik yapı, tarım, turizm ve yaşamı etkileyeceği, taşkın ovasının nitelik değiştireceği vurgulandı.

Söğütlük ile Tavuk Ormanı

Söğütlük Ormanının nehir ile bağlantısının koparılması ve Tavuk Ormanı’ndaki yapılaşmaların ekolojik dengeleri bozacağı ve kentin geleceğine olumsuz etki yaratacağı vurgulandı.

Mecidiye’deki Taş Ocakları

Saroz Körfezi Kıyısında bulunan Mecidiye’deki taş ocaklarının, yerleşim yerlerine yakınlığı, tarım ve orman alanlarına yapılması nedeniyle yasalın çiğnendiği ve yöre halkı tarafından dava açılması sağlandı.

Uzunköprü Saçlımüsellim Köyü’ne yapılmak istenen patlayıcı madde depolama sahası ile ilgili yöre halkının açtığı davaya müdahil olundu.

Doğal alanların kentsel yerleşim alanlarında da korunması gerektiği, şehir planlamasında yeşil alanların mevzuata uygun kamudan yana kullanımı olması vurgulandı.

İyileştirme adına yapılan imar planı revizyonlarının çarpık kentleşmeyi kalıcı kılıp meşru hale getirdiği, mahkeme olmadan yapılan imarların hak arttırımı veya hak aktarımı adı altında meşrulaştırılmasına itiraz edildi.

Uygulama aşamasına gelen Hızlı Tren ve Çanakkale Otoyolu bölgenin doğal kaynaklarını ve demografik yapısını önlem alınmadığı takdirde tahrip edeceği belirtildi. Alternatif olarak deniz ulaşımı önerildi.

ÇSB veri tabanı üzerinden PTD ve ÇED Rapor süreçlerinin düzenli takip edilerek bilgilendirme ve gerekli yaptırımların uygulanması önerildi.

Dupnisa Mağarası’na Mermer Ocağı Projesi

Dupnisa Mağarası’nda uygulanılacak Mermer Ocağı projesi için mermer ruhsatı alınmasına engel olundu.

Köylerde bilgilendirme toplantılarının tüm illerde yapılmasının gereği vurgulanarak devamlılığını koruması önerildi.

Istrancalar

Avrupa’nın korunması gereken en önemli doğal alanlardan biri olan Istrancalar’da 2008-2009 yılları arasında AB, Çevre Orman Bakanlığı DKMP tarafından 130,000 ha yürütülen   biyosfer rezerv alan çalışması sonucunda hazırlanan raporların UNESCO’ya Sunulmak için hazırlanmış, ancak bugüne kadar sunulmamıştır. Proje yürütülen 130,000 Her alanda birçok RES, Doğal Gaz Çevrim Santralı, Baraj, Nükleer ve Termik Santral, Boru hattı, Enerji üretim ve depolama alanı projeleri plan aşamasındadır.

Biyosfer alan olarak kabul edilmesine yönelik, Biyosfer Alan Adaylık Dosyası hazırlanmış ancak UNESCO MAB Komisyonuna sunulmamıştır. UNESCO ya sunulmama gerekçesinin   takibinin yapılması kararı alındı.

Istrancalar’da kurulması planlanan rüzgâr enerji santralinin Afrika-Asya ve Avrupa arasındaki en önemli kuş göç yolları üzerinde bulunduğu bilimsel rapor ve mahkeme kararlarına aykırılık teşkil etmesine rağmen birçok RES projesi için ÇED Gerekli değildir kararı verilmiştir.  Bilime ve hukuka aykırılık teşkil eden projelerin doğal ve sosyal yaşama verdiği telafisi mümkün olmayan zararlar hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi. Verilen mücadelenin RES lere değil, yanlış yerlere inşa edilmesine karşıdır.

İğneada Longozları

27 Aralık 2012’de yaptığı ikinci toplantısında ise İğneada Longozları ile ilgili bir karar çıkmamıştır.

Yapılan Müracaata verilen cevapta, “İğneada İlçe Merkezinin, Sulak Alan Koruma Bölgeleri içinde kalmasına rağmen özel hüküm bölgesi olarak belirlenmemesi sebebiyle, söz konusu arazi çalışmalarının gözden geçirilmesi gerektiğine karar verilmiştir. İğneada Longoz Ormanı arazi çalışmaları, 2013 yılı içinde, Ulusal Sulak Alan Komisyonu teknik çalışma grubunca tekrar yapılacak olup; çalışmanın ardından, Ulusal Sulak Alan Komisyonuna sunulacaktır”  Denilmektedir.

24 Temmuz 2012’de İğneada Longozunun RAMSAR Kapsamına alınacağı ve 1/25000 ÇDP lere işlendiği duyurulmuş, 27 Aralık 2012’de yapılan duyuruda İğneada longozu için bir karar çıkmamıştır.  Bu arada çıkan Beğendik Entegre Termik santral olmuştur. Yıllar geçmesine rağmen Dünyanın en önemli Longoz Ormanlarından biri olan İğneada longozu ile ilgili bir karar çıkmamıştır. RAMSAR konusunda birden fazla kritere sahip olan, Asya ve Avrupa kıtasının en büyüğü longoz ormanlarının uluslararası koruma statüsüne kavuşturulmaması bölgenin tanıtımı ve korunması için aciliyet ve önem arz etmektedir. Bileşenlerin bu konuda girişimde bulunulması ve sürecin hem yerel de hem de genelde takibinin yapılması kararı alınmıştır.

Kıyıköy- İğneada bölgesi

Karadeniz’in en önemli balık üreme sahalarından olan Kıyıköy- İğneada bölgesindeki deniz ekosistemini yok edebilecek her türlü projeye karşı mücadele edildi.

Kömüre dayalı termik santrallere karşı idari mahkeme ve Danıştay nezdinde davalar açıldı.

2004 Çevre Düzeni Planı ana kaynak olmak şartıyla sonrasında yapılan tüm çalışmaların izlenerek gerekli itirazlar yapıldı. İMP tarafından yapılan revize planın 26 maddesinin iptali sağlandı.

Edirne ve Kırklareli’nin var olan biyolojik çeşitlilik raporları incelendi, Tekirdağ’ın da bu eksiği giderilmesi önerildi.

Bilim insanlarınca yapılan termik santrallerin çevresel etkileri çalışmaları ışığında toz ve su kirliliği ana tehdit olmakla emisyon konsantrasyonun bitkisel habitata ölümcül etkileri olduğu belirtildi.

Sağlıkta ihtiyatlılık ilkesi gereğince zarar verme potansiyeli olan tehlikeli eylemler ancak zarar vermediği takdirde uygulamaya geçilmesi belirtildi.

Hava sahasında ki bütün hava kirliliği verileri ve emisyonlar sürekli izlenip rapor edildi ve panel, basın açıklaması, konferans gibi değişik araçlarla kamuoyu ile paylaşıldı.

04.07.207 günü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda tartışılacak olan Türk Akımı Doğalgaz Projesi’nin ÇED raporunun yöre vekillerince izlenmesi istendi. Bu projenin depo ve terfi istasyonlarının orman içerisinde oluşu, bütün hattın tarım alanı üzerinden geçmesi, dip tarama gemisi ile çıkarılan materyalin planlanan deponi yöntemi sonucu sucul hayata geri dönüşü olmayan zararlar vereceği, balık göç hattında olduğu için balık ölümleri ve bozulan ekosistem sonucu büyük çevre felaketine yol açacağı söylendi.

Marmara Ereğlisi

Marmara Ereğlisi’nde açılması planlanan cam fabrikasının proses ve diğer süreçleri araştırılıp söz konusu tesisin kendi bünyesinde bertarafı imkânsız, yüksek kimyasal içerikli atık ve emisyona sebep olacağı için dava açılacağı belirtildi.

Deniz yoluyla taşınacak ürünlerin sanayi bölgelerine tren yolu ile Marmara Ereğlisi ve Çorlu içerisinden geçecek demiryolu hattı projesi olduğu ve buna yapılan itirazların Anıtlar Kurulu tarafından acilen olumlu görüş belirtildiği ve bu nedenle Anıtlar Kuruluna dava açıldığı ancak bakanlığın izin vermediği belirtildi.

Acele Kamulaştırma kararlarına itiraz edilmesi ile Bakanlar Kurulu kararlarına itiraz yolu açıldığı belirtildi.

Yakın zamanda gündeme gelmesi planlanan Kaya Gazının tehlikeleri belirtilerek; 640’tan fazla kimyasal gaz kullanılacağı ve bölgeye zarar vereceği bu nedenle farkındalık etkinlikleri yapılması gereği belirtildi.

Istrancalar üzerinde Bulgaristan tarafından sınıra yapılan tel örgülerin canlı hareketini engellediği ve doğal zararlara neden olduğu vurgulandı.

Sanayi faaliyetleri sonucu atıkların yönetmeliğe uyun şekilde beyan edilmeyip atık sahası dışında yaşam alanlarına bırakıldığının birçok kez tespit edildiği ve atığa sebep olan fabrikanın ve lisanslı atık bertaraf firmalarının yetkililerce takip etmediği için sadece yüksek cezai yaptırıma tabii tutulduğu ancak bunun zararları önlemediği belirtildi.

Doğa korunmasında görülen adaletsizlik tüm yaşamımızda olduğundan gündemde olan Adalet Yürüyüşünün desteklenmesi gereği belirtildi.

Bir sonra ki genel kurul toplantısının 29 Eylül 2018 tarihinde Pınarhisar – Kaynarca Beldesi’nde yapılması kararlaştırıldı.

Toplantının ikinci bölümünde ise Trakya Platformunun işleyişine dair değerlendirmeler yapıldı ve yeni il yürütme kurulları belirlendi.

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)