Ana Sayfa Blog Sayfa 2792

Bir Alternatif Pride: İstanbul LGBTİ+ Kibir Haftası

26.İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası başlamışken alternatif kutlamalar, başka etkinlikler de gerçekleşmeye başladı İstanbul sokaklarında ve mekanlarında.

Bunlardan biri de bir çok etkinlikten oluşan İstanbul LGBTİ+ Kibir Haftası etkinlikleri.

Neden böyle bir alternatife ihtiyaç duyulduğu, oluşumu ve etkinliklerine dair Madır Öktiş‘le gerçekleştirdiğimiz söyleşiden siz de keyif alırsınız umarız. Durmak yok, parlamaya devam…

***

 Irmak Keskin: Madır Öktiş kimdir, nasıl kendi varoluşunu doğurdu?

 Madır Öktiş: Madır Öktiş nam-ı diğer Küroğlu bir parodist, her şeyin başında bir Lady Gaga parodisti, burdan doğru bir şöhret performansı sergiliyor. İsmini de Lady Gaga’nın küçük canavarlarının ona yakıştırdığı Mother Monster (Anne Canavar)’dan çorluyor.

Madır Öktiş (Fotoğraf: Hazal Özkaya)

Sahne performansları, Youtube videoları ve gündelik hayatı sabote edişleriyle herkese lazım olan ama kimsenin hak etmediği bir kuyruklu yıldız*.

Irmak Keskin: İstanbul LGBTİ+ Kibir Haftası nedir, nereden çıktı, kimler var organizasyonunda?

 Madır Öktiş:  Kibir Haftası’nın esin kaynakları Onur Haftası sırasında gerçekleştirilecek olan sınır/sız sergisi ve Boysan’ın Evi etkinlikleri oldu.

Onur Haftası Komitesi’nde sesi çok çıkan ve insanları ürküten insanların, hatta kendilerini komitenin bir parçası olarak görmeyip toplantıları domine etmeyi kendine amaç edinmiş insanların politik örtülü ama bence gayet kişisel husumetlerden, geçmişte aleyhte sonuçlanmış psikolojik şiddet vakalarına yönelik rövanş arzusundan, kibirden, gıybetten, hırstan beslenen tutarsız, manipülatif ön kesmelerinden muzdarip ve bu karadelikten bunalmış kişilere başka bir Onur Haftası’nın olabileceğini gösteren girişimlerdi benim açımdan bunlar.

Afiş fotoğrafı: Esra Özalp

Komitede queer performans kültürü üzerine yapılan tartışmaların ezberden, dayanaksız, ithal niteliklerinden yıpranmıştım. Performans etkinliklerimizde birbirimizin yaralarını sararken Onur Haftası’nda performanslarımız sebebiyle kutulara yerleştirilip yapmadığımız şeylerin hesabını vermek zorunda bırakıldığımızda ve bunun dışında birden fazla kez görmezden gelinen, bilerek isteyerek toplantı notlarına geçirilmeyen öneri ve açıklamalarım olduğunda da performansı merkezine alan bir alternatif hafta oluşturmam gerektiğine karar verdim.

Kibir olmasının sebebi de Pride’ın onur anlamına geldiği gibi 7 ölümcül günah bağlamında kibir anlamına gelmesi. Konsepti, 7 gullümcül günahı ve programı oluşturmama yardımcı olan arkadaşlarım Gloria XO, Aleyna Fox, Çiçek Çocuk, Florence Delight ve last but not least The Aşırı Family (Deniz, Soxana, Pasifica Galaxia ve yancıları Led)

Her gün gullümcül günah konulu bir etkinlik

Irmak Keskin:Haftanın oldukça yoğun da bir programı var, bahsetmek ister misin biraz etkinliklerden ve içeriklerinden?

Madır Öktiş: Tabii. Her gün bir gullümcül günah konulu bir etkinlik oluyor.

Pazartesi için KATALET’i seçtim. Aslında tanıdık olmasa bile söylendiğinde ne anlama geldiği çok açık olan bir sözcük, kahırlı atalet anlamına geliyor. Başkanlık seçimlerinin ertesi gününe bunu koymayı seçtiğimde ikinci tur beklentilerim vardı ve anlamsız geliyordu ama sonradan anlam kazandı, bu gün bir etkinlik gerçekleşmiyor.

Salı gününün teması GIYBET. Her ne kadar kaçınmak için elimizden geleni yapsak da eninde sonunda düştüğümüz bir yer gıybet. Ben gıybetin yapıcı olabileceği durumları yaratabileceğimizi düşünüyorum. Yani sırf kendini daha iyi hissetmek için değil, gıybeti yapılan kişinin de hayatına pozitif bir etki yapabileceksem gıybete dahil olmayı seçiyorum (kür). Son günlerde sevdiklerini leğenlerce kısırıyla doyuran Florence Delight bu etkinliğin yürütücüsü.

Çarşamba günü Şehvet teması yaşanıyor. Şehvet denince İstanbul queer performans komünitesinde akla hemen Aşırı ailesi geliyor. Bu yüzden anaları Deniz Aşırı’ya bu fikri götürdüğümde hafta ortasında İstanbul’u yakacak nitelikte bir etkinlik ortaya çıkaracaklarını biliyordum. Aşırı ailesinin DJ’lik hünerlerini sergileyeceği bir parti var çarşamba.

Perşembe günü Queer Aktivizm Ödül Partisi var. Günahımız bu sefer Hırs. Hormonlu Domates’te her ne kadar bizlere yöneltilen negatif şeyleri yuhalayarak, küründen ödül vererek nötrlemeye çalışsak da madiliğe, negativiteye gereğinden fazla spot ışığı verdiğimiz bir şeye dönüşebiliyor. Geçen sene ödülünü almaya gelen İKSV’ye mikrofon verilmemesi Hormonlu Domates Ödülleri’nin amacını sorgulamama sebep oldu. Bunun dışında koltuklu, salonlu törenlerden barlara kesin geçiş yapıldığı ve kim ne derse desin salonlara geri dönülmeyeceği hissi geldi. Akışı belli, gidişatı az çok belli olan ve performanslara ayrılan zamanın azaltıldığı törene, sunucusunun kendisini az çok ne giyerek ifade edeceği konusunda da söz söyleyebileceğini düşünen komiteye, alternatif bir gecede bu sınırların belirsizleştiği, kategorilerin olmadığı, pozitif/negatif ödüllerin beraber sunulduğu, her isteyenin yanında getirdiği ödülü takdim edebildiği daha ne idüğü belirsiz, başı sonu şaşkın bir ödül partisi düzenlemeyi seçtim.

Cuma gününün günahı Şaibe. Şaibe her seçim trend oluyor hayatlarımızda. Rupaul’s Drag Race şampiyonunun seçiminde de bu farklı değil. 9. Sezon’da son anda ilan edilen final dudak cenklerinin Sasha Velour’un birinciliğine gölge düşürdüğü iddiaları hala konuşulur. Bu finalde de böyle bir twist olacağından şüphem yok.

Cumartesi gecesi Üzümbar&Pub’da Gazap günahını yaşatacağız. Gloria XO ve Çiçek Çocuk ile unutulmaz Üzüm gecelerine bir yenisini ekleyeceğimizi umuyoruz.

Pazar günü ise kısmetse yürüyüşten sonra Kibir+ temalı bir Dudakların Cengi etkinliği düzenleyeceğiz. Dudakların Cengi Ocak ayından beri genelde iki haftada bir düzenlediğimiz bir lipsync gecesi. Süslenip püslenip süperstarlığımızı yaşadığımız bir yer. Gelmeyenlerin gelenlerden daha çok bilgi sahibi olduğu bir yer (gıybet kaynaklı bilgi). Haftanın tek ücretli etkinliği bu. En unutulmazının da bu olacağını düşünüyorum. Katılım için giyinme, LGBTİ+ olma gibi koşullar asla yok. Diğer tüm etkinliklerdeki gibi herkesin seyirci olabileceği, herkesin sahne alabileceği bir etkinlik.

“Başka bir drag mümkün”

Irmak Keskin: Katılmak isteyenler nereden, nasıl takip edip ulaşabilirler?

Madır ÖktişMADIR ÖKTİŞ facebook sayfasından katılım mümkün.

Ve Instagram’dan www.instagram.com/oktem linklerini takip ederek etkinlikler hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Youtube kanallarım MADIR ÖKTİŞ ve MADIR ÖKTİŞ VEV0’yu da takip edin konusu açılmışken :)

Irmak Keskin: Son olarak, makyajlara, payetlere teslim etmeden seni, söylemek, eklemek istediğin bir şey var mı?

Madır ÖktişBaşka bir Onur Haftası mümkün, başka bir aktivizm mümkün, başka bir drag mümkün, başka bir terapi mümkün, başka örgütlenmeler mümkün. Büyük kollektif çalışmalara alternatif olarak otonomluğun daha kolay sağlanabileceği daha küçük çaplı, daha punk, daha karşıkültürel etkinliklerin, toplulukların oluşturulabileceğini ve Onur Haftasının geleceğinin tam olarak da bu otonomlukta yattığını düşünüyorum. Böylece daha az yıkıcı madilik daha fazla terapötik madiliğe maruz kalacağımızı öngörüyorum.

Bunun yanında Queer performans sanatçılarını, queer sahne ve alkışseverleri destekleyiniz, hatta onlardan biri olunuz. Engelsiz, erişilebilir sahneler oluşturmak istememin başlıca sebebi de bu zaten. Kendimizi ifade edebildiğimiz, alkış ve çığlıkların bize eşlik ettiği yerlerin iyileştirici gücünü herkesle paylaşmak. İlk kez Hormonlu Domates 2014’te Applause performansımla aldığım ve bağımlısı olduğum alkışı terapisinin bir parçası yapmak isteyen herkesle yolumun kesişmesi dileğiyle. Kibirli haftalar.

*Kuyruklu yıldız, ikilik dışı cinsiyet kimlikleri için, kadın ve erkeği simgelerken kullanılan Venüs ve Mars sembollerinin yanına sistemin dışından bir öneridir.

 

Röportaj: Irmak Keskin

(Yeşil Gazete)

Mimar Sinan Üniversitesi’nin çatısında yangın!

Beyoğlu Fındıklı’da bulunan  Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi binasının çatısında yangın çıktı. Olay yerine Beşiktaş ve Fatih itfaiye ekipleri sevk edildi.

Mimar Sinan Üniversitesinin ana kampüsünde bulunan 3 katlı binanın çatı katında yangın çıktı. Henüz belirlenemeyen bir nedenle çıkan yangın paniğe neden oldu. İhbar üzerine üniversiteye çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. İtfaiye ekiplerinin söndürme çalışmaları devam ediyor.

Devlet Konservatuarı’na tahliye kararı ertelenmişti

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin (MSGSÜ) Beşiktaş iskelesi yakınında bulunan Devlet Konservatuarı’na 21 Haziran Perşembe günü Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisini genişletmek için “Binadan 5 gün içerisinde çıkın” şeklinde talimat gönderilmiş ancak daha sonra gelen tepkiler ve kamuoyu duyarlılığı dikkate alınarak tahliye talebi ertelenmişti.

Tahliye reddini TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı şu şekilde duyurmuştu:

Mimar Sinan Üniversitesi’ne geçici olarak tahsis edilen Dolmabahçe Sarayı Baltacılar Dairesi’nin bir yıldan fazladır devam eden tahliye süreci neticesinde Beşiktaş Kaymakamlığı anılan binayı 26 Haziran Salı günü tahliye edeceğini bildirmişti.

Üniversitenin; sınav dönemini tamamlamamış olması ve taşınılacak yerin tespit edilmesi amacıyla 22.06.2018 tarih ve 554 sayılı yazısı ile yapmış olduğu tahliyenin makul bir süre erteleme talebi, Başkanlığımız tarafından uygun görülmüş olup, tahliye işlemi Beşiktaş Kaymakamlığı tarafından bir süreliğine ertelenmiştir.

Daha önce de ifade ettiğimiz üzere konservatuvarın kapatılması yahut öğrencilerin mağdur edilmesi söz konusu değildir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Beyoğlu Fındıklı’da bulunan  Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi binasının çatısında çıkan yangının çıkış sebebine dair henüz resmi bir açıklama ise yapılmadı

 

Mimar Sinan’a ‘başbakanlık ofisi genişletilecek’ açıklaması ile tahliye talimatı

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin tahliyesi ertelendi

 

(Hürriyet, Yeşil Gazete)

Tarım Arazileri Yönetmeliği yürürlükten kaldırıldı

Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Arazi Toplulaştırılmasına İlişkin 2009 tarihli tüzüğün yürürlükten kaldırılmasına dair Bakanlar Kurulu Kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Buna göre, 29 Haziran 2009 tarihli ve 2009/15154 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Arazi Toplulaştırılmasına İlişkin Tüzük yürürlükten kaldırıldı.

 

(CNN Türk)

TÜRK-İŞ: Yoksulluk sınırı 5 Bin 584 lira

TÜRK-İŞ’in hazırladığı Haziran ayı “açlık ve yoksulluk sınırı” verilerine göre açlık sınırı 1.714 liraya, yoksulluk sınırı ise 5 bin 584 liraya yükseldi. Kuru soğan ve patates fiyatındaki artışa dikkat çekildi.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) 2018 Haziran ayı “açlık ve yoksulluk sınırı” verilerini açıkladı.

  • Açıklamaya göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı: 1.714,35 TL.
  • Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarının ise (yoksulluk sınırı) 5.584,20 TL.
  • Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 2.121,66 TL.

Mayıs ayında açlık sınırı 1.686,12 lira, yoksulluk sınırı ise 5.492,24 liraydı.

Hesaplama yapılırken pazarda yaygın bulunan mevsim ürünleri esas alındı. Bu ay 15 sebzenin fiyatındaki değişim kapsanırken, meyve sayısı 11 ürün oldu.Araştırmada ürünlerin tek tek ağırlığı yerine harcama sepetindeki meyve-sebze tüketiminin toplam miktarından hareket edildi.

 

(Bianet)

İtalya mülteci gemisinin limanına yanaşmasına izin verdi

İtalya açıklarında üç gündür bekleyen Danimarka bandıralı konteyner gemisi Alexander Maersk’in kurtardığı 100’den fazla mülteci ile birlikte Sicilya’nın Pozzalo limanına yanaşmasına izin verildi. Alexander Maersk, geçen haftanın sonunda Libya açıklarında batma tehlikesi ile karşı karşıya olan teknedeki 113 mülteciyi kurtarmıştı. Aralarında çocuk ve hamile bir kadının bulunduğu beş mültecinin Sicilya’dan karaya çıkmasına izin verilmişti. Gemi, İtalyan makamlarından limana yanaşma izni bekliyordu.

İtalyan haber ajansına konuşan Pozzallo Belediye Başkanı Roberto Ammatuna, İçişleri Bakanı Matteo Salvini’nin Danimarka bandıralı geminin limana yanaşmasına izin verdiğini belirtti.

Geminin limana yanaşması öncesinde Danimarka Göç Bakanı Ingar Stöjberg’in Salvini’ye mektup yazarak, mültecilerin karaya çıkmasına izin vermesini talep ettiği bildirildi.

Lifeline gemisine izin yok

Mülteci taşıyan Danimarka bandıralı konteyner gemisi Alexander Maersk’in limana yanaşmasına izin verilmesine rağmen, İtalya açıklarında 234 mülteci ile bekleyen yardım gemisi Lifeline’ın durumu belirsizliğini koruyor.

İtalya’da yeni kurulan popülist koalisyon hükümetinin ortaklarından aşırı sağcı Lig Partisi’nin lideri ve İçişleri Bakanı Salvini, mültecileri kurtaran yardım gemilerinin İtalyan limanlarına yanaşmasına kesinlikle karşı çıkıyor. Salvini, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Libya açıklarında mültecileri kurtaran yardım organizasyonlarına ait gemilerin İtalyan limanlarına yanaşmasına artık izin verilmeyeceğinin altını çizdi. Salvini, yardım organizasyonlarını kaçakçılara destek vermekle suçluyor. Salvini, Lifeline’ın da limana yanaşmasına izin verilmeyeceğini tekrarladı.

 

(DW Türkçe)

Susuz mu kalıyoruz?

The Guardian’da Fiona Harvey imzasıyla yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Mert Gevrek’in çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Dünyanın su ihtiyacı bu şekilde artmaya devam ettikçe, kaynaklarımızı çok hızlı tükettiğimiz endişesi baş göstermektedir. Ne kadar endişelenmeliyiz?

Su, yeryüzündeki tüm kaynaklar içerisinde en fazla yenilenebilir olanı gibi gözükmektedir. Gökyüzünden yağmur olarak yağmakta, kutupları ve buzul dağlarını içermekte ve gezegenimizin yaklaşık dörtte üçünü kaplayan okyanuslarla bizi sarmaktadır. Yeryüzündeki ve muhtemelen ötesindeki hayatın da kaynağıdır – Mars’ta su izlerinin keşfi heyecanı artırdı çünkü bu orada yaşam olabileceğine dair ilk göstergeydi.

Yeryüzündeki su kaynaklarının çoğunun sanki Mars gezegeninde bulunuyorlarmış gibi ulaşılamaz ve ulaşılabilir olanların da yerkürede adil olmayan bir biçimde dağılmış olmaları sorun teşkil etmektedir. Suyu uzun mesafeler taşımak zordur ve hem gıda hem de endüstriye yönelik su ihtiyacımız artmaktadır. İçme, yıkama, gıda ürünü yetiştirme, sanayi, inşaat ve imalat dahil herşey için suya ihtiyaç duymaktayız. Gezegendeki 7.5 milyarın üzerindeki nüfusla, ki 2050’de 10 milyara ulaşması bekleniyor, vaziyet daha acil hale gelmektedir.

Şu anda 844 milyon insan – Dünya nüfusunun yaklaşık dokuzda biridir – hanelerinde yarım saatliğine temiz ve satın alınabilir suya ulaşmakta sıkıntı yaşamaktadır ve her yıl beş yaşın altındaki yaklaşık 300.000 çocuk, kirli su ve yetersiz beslenmeyle ilintili ishalden dolayı yaşamını yitirmektedir. İhtiyacı olanlara su tedarik etmek yalnızca insan sağlığı ve güvenliği için yaşamsal değildir. Bunun aynı zamanda önemli sosyal ve ekonomik faydaları da vardır. Kolayca önlenebilir rahatsızlıklardan hastalandıkları zaman çocuklar okuldan, yetişkinler de işten mahrum kalmaktadırlar. Çoğunlukla yetersiz beslenmeden dolayı ergenlik çağında okula gitmeyi bıraktıkları için, gelişmekte olan ülkelerdeki kızlar en kötü durumda olanlardır ve kızlar ile kadınlar su edinmek için kilometrelerce yol katetmektedirler ve şiddet karşısında korunmasız bir durumdadırlar. Satın alınabilir su tedariği, hayatlar kurtarmaktadır ve ekonomik kaynakları serbestleştirmesinin yanında sağlık harcamalarını da azaltmaktadır. WaterAid adlı yardım kuruluşuna göre temiz suya yatırılan her bir pound dört pound olarak ekonomiye geri kazandırılabilir.

İhtiyacı olan herkese 2030 yılına kadar su tedarik etmek ve hijyen sunmak her yıl yaklaşık 21 milyon pound ya da başka bir deyişle küresel milli gelirin % 0.1’ine mal olacaktır ve Dünya Bankası ekonomik kazancın her yıl yaklaşık 60 milyar dolar olabileceğini tahmin etmektedir.

İklim Değişikliği daha mı kötü yapıyor?

CapeTown’da Woolsworth’un bu şubesinde su satılmamaktadır.

İklim değişikliği, tufanlar ve deniz seviyesindeki yükselmelerin yanı sıra dünya çapında kuraklıklara ve sıcak dalgalarına sebebiyet vermektedir. Kaynak suları ve akiferlerde kirlilik artmaktadır. Bu akiferlerin tükenmesi ise kalan suların daha tuzlu olmasına sebep olmaktadır. Nitrat içeren suni gübreler de suları içme veya sulama için uygunsuz hale getirmektedir.

Güney Afrika’daki Cape Town kenti su tedarikinin tehlike arz etmesi durumunda neler yapılabileceğinin kesin örneklerini sunmaktadır. Şehir yıllardır sürdürülebilir bir biçimde arz edebileceğinden daha fazla suyu tüketmekteydi ve israfı önleme ile su arzını zenginler ve fakirler arasında daha eşit bir biçimde dağıtma girişimleri yapılması gereken kadar değildi. Geçen yıl itibarıyla bir kriz noktasına gelinmiştir. Şehrin yöneticileri su arzının durduğu anda, susuz bir günün eli kulağında olduğu uyarısında bulunmuştur. Musluklar kuruyabilir ve artık hiç su olmayabilir.

Kim en fazla risk altındadır?

Yoksullar en fazla etkilenenlerdir. WaterAid kuruluşunda kıdemli politika analisti olan Jonathan Farr, “Su için artan rekabet ve talepler, daha yoksul ve dışlanmış olanların su edinme hususunda zengin ve güçlü olanlardan daha fazla zorluk yaşamaları anlamına geliyor” demektedir. Birçok hükümet ve özelleştirilen su şirketleri yükümlülüklerini daha varlıklı semtlerde yerine getirmektedir ve kirletenleri görmezden gelerek tarım ve sanayiyi yoksul insanlardan daha fazla önceliklendirmektedirler. Suyu eşit bir şekilde paylaşma iyi yönetişim, sıkı düzenleme, yatırım, yaptırım ve tüm nitelikleri su açısından kıt ve yoksun bölgelerde gerekli kılmaktadır.

Su açısından fakir ve kıt bölgelerin sayısı artmaktadır. Cape Town yalnızca başlangıçtır. Nasa Grace tarafından çığır açan veri temelli bir çalışma – Gravity Recovery and Climate Experiment – 14 yıllık bir zaman dilimi boyunca uydular aracılığıyla, dünya çapında suyun hızlıca tükenmekte olduğu muhtemel bir felaketle sonuçlanacak 19 sorunlu bölge keşfetti. Onlar Kaliforniya, Kuzeybatı Çin, Kuzey ve Doğu Hindistan ve Ortadoğu’yu kapsamaktadır. Herşeyden öte iklim değişimi uzmanlarının tahmin ettiği üzere, dünyanın kuraklığa yatkın bölgeleri daha fazla kuraklaşmakta iken, sulak bölgeleri daha sulak bir hal almaktadır.

Araştırmacılar kesin şekilde “bu yüzyılın kilit çevre sorunun su olduğunu” söylemekteler.

Suyu Kim Kontrol Ediyor?

Suyu kontrol eden küresel bir sistem bulunmamaktadır. Su yerel düzeyde idare edilmektedir ve sıklıkla da kötü bir biçimde yönetilmektedir. Suyu etkin ve eşit bir şekilde kullanmak için ihtiyaç duyduğumuz teknoloji vardır fakat genellikle uygulanmamaktadır. Farr, “Birçok örnekte, bilinen teknolojinin doğru kullanımı (pompalar, yağmur suyu toplayıcıları ve stoklayıcılar gibi) ve yeni teknolojik yöntemlerle kullanıcılara uygun hizmetleri sağlamak mümkündür.” diyor. “Uygarlığın başlangıcından itibaren su kaynaklarına erişim sorununu çözmeye çalışıyoruz. Ne yapacağımızı biliyoruz. İhtiyacımız olan tek şey bunu yönetmek.”

Örneğin Farr’ın belirttiğine göre, Sahra-altı Afrika’nın birçok bölgesinde “Yeteri düzeyde yeraltı suyu bulunmasına karşın su hizmetinin ulaştırılmasında yeteri kadar yatırım ve insanların suya erişimini sağlayacak su hizmetinin yönetimi bulunmamaktadır.”

“130 litre suyu nasıl tek bir bardağa doldurursun? Cevap: Kahveyle doldurun. Büyüyen kahve çekirdekleri gelişen bir sektördür tıpkı gelişen pamuk sektörü gibi – bir kot pantolonda 10,000 litre su vardır – ve ortalama bir tişörtte 2,500 litre. Avokadolar, bademler – su şişelerinin kendisi bile su ağırlıklı teşebbüslerdir. Tarım, dünyadaki temiz suyun yaklaşık % 70’ini kullanmaktadır.

Su ağırlıklı ürünler ihraç eden bölgeler “sanal” ya da “görünmez” su olarak bilinen bir ticarette etkin bir şekilde sularını ihraç etmektedirler. Tarımsal ürünler sanal su ticaretinde en belirgin ticari mallardır fakat büyük miktarlarda imal edilmiş mallar da yüksek miktarda su gerektirmektedir. Kısıtlı su imkanlarına sahip ülkeler ve bölgeler sularını ihracat için kullandıkları zaman kar sağlıyorlarmış gibi görünebilir, fakat uzun vadede yok olmakta olan su kaynaklarına güvenmeleri zararlarına olacaktır.

WaterAid kuruluşu kıdemli yöneticisi Vincent Casey “sanal su konsepti su kaynakları yönünden fakir ülkerin gıda ihtiyaçlarını çok su isteyen tarım uygulamaları olmasızın karşılamalarına yardımcı olabilir” diyor. Casey, “Suudi Arabistan gibi sınırlı su kaynaklarına sahip ülkelerin başka yerlerden ihraç etme imkanı varken, sahip oldukları sınırlı su kaynaklarını tarım amacıyla kullanmaları anlamsızdır.” diye ekliyor.”

Temiz su kaynakları nasıl daha iyi yönetilir?

Su kaynaklarını idare etmenin en etkili yollarından bazıları oldukça basittir. Borulardaki sızıntıları engellemek, iyi bir örnektir – eskiyen ve kötü bir biçimde sürdürülen altyapı büyük miktarda suyun kaybına sebep olmaktadır. Damlayan bir musluk yılda 300 litre su sızdırabilir. Birleşik Krallıktaki Çevre Ajansı, günde 3 milyar litre suyun sızıntılar sebebiyle harcanmasının devamı halinde (ki bu miktar 20 milyon insanın ihtiyacını karşılamak için yeterli), birkaç yıl içerisinde ülkenin güneydoğusunda su kıtlığı yaşanabileceği uyarısında bulunmuştur.

Gelişmiş ülkelerde yerel kullanıcılar için su ölçerlerden yararlanmak, daha fazla ihtiyacı olan geniş aileleri cezalandırabileceği gerekçesiyle ihtilaflı bir konu olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte onlar hane halkına tüketimleri hakkında daha fazla bilgi edinmeleri ve suyu israf etmemeleri için teşvik etmek için kabul edilebilir bir araç sunmaktadır.

Sulama, kurak bölgelerdeki çiftçilerin dahi çok geniş çeşitlilikteki ürünleri yetiştirmelerini olanak tanımaktadır. Bazı sulama yöntemleri epey etkisizdir – bazı sıcak ülkelerde püskürtülen su bitkinin köküne ulaşmadan buharlaşmaktadır. Diğer bir alternatif ise her bitkinin köküne doğrudan su ulaştıran ama israfa meyilli olan damlatmalı sulama sistemidir.

James Hutton Enstitüsü’nden Marc Stutter, geleneksel metotların da birçok bölgede yeniden yararlı bir biçimde uygulanabileceğini belirtiyor. Ona göre, Hindistan’daki Rajasthan’da johad diye anılan, yenilenen geleneksel ufak barajlar, dönemsel yağışların arazide yayılmadan önce toplanmasını ve tutulmasını sağlamıştır. Johad sistemi yeşil manzaranın mucizevi bir biçimde yeniden canlanmasına ve yüzey suyunun geri dönmesine olanak tanımıştır.

Sensör teknolojisindeki ilerlemeler yeni yollar önermektedir. Yıllık 2 dolar gibi küçük bir miktara kullanılan arazi sensörleri topraktaki nemli unsurları izleyebilir ve çiftçilere sulamaya ihtiyaç olup olmadığını bilme imkanı verebilir ve sulamayı öncekinden daha iyi bir biçimde ayarlamalarına imkan tanıyabilir.

Bilim ayrıca mahsullerle ilgilenmeye başlamıştır. Doğal seçilime rağmen bitki biyologları kuraklığa daha az hassas ürünler yetiştirmektedir ve bazı durumlarda genetik dönüşümden faydalanmaktadır.

Fakat bilim ve teknoloji çok uzağa gidiyorlar. Birçok su meselesinde olduğu gibi en büyük sorun hala yönetişim ve eşitliktir. Çiftçiler nelerden kar edebilirlerse onları yetiştirecek ve birçoğu kısıtlı yeraltı sularını kullanmaktan daha az alternatife sahip olacaktır. Güçlü yönetişim olmadan, tükenme bütün toplum üzerinde daha geniş çaplı etkilere sahip olduğu için bu bir felakete sebebiyet verebilir.

Sellerden ne haber?

İklim değişikliği yalnızca daha fazla kuraklığa neden olmayacak aynı zamanda daha sık sel felaketleri yaşanmasına sebep olacaktır. Bunlar tarım, şehirler ve özellikle yükselen deniz seviyesi ve güçlü dalgalar nedeniyle halihazırda tehdit altında bulunan sahil şehirleri için yıkıcı olacaktır.

Dünya Bankası, muhtemel sonuçlarıyla başa çıkmaları için şehirlerin güçlü eylemlere başvurulmadığı takdirde sel felaketinin oluşturacağı zararın 2050 yılında 1 trilyon doları bulacağını tahmin etmektedir.

Sel felaketlerine karşı dünyayı daha dirençli hale getirmek, hala kullanılıyor olmasına rağmen Londra’daki Thomas Barrier gibi engeller ve duvarlar inşa etmekten daha fazlasını kapsamaktadır. Plancılar, artan bir şekilde “su için daha çok alan” oluşturmanın yollarını bulmakta ve sonuçta doğal önlemler oluşturmaktadırlar.

Örneğin, tropikal bölgelerde mangrov bataklıklarının yer aldığı kıyı şeritlerinin beşte biri yok edilmiş, tarım ve su içinde yetiştiricilik için kesilmiştir. İyileştirilen mangrovların birçok faydası vardır: Deniz seviyesindeki yükselmelerden ve fırtına sellerinden karasal alanları korumaktadır, balıkçılığın verimini artırmaktadır. Bangladeş, Endonezya, Fildişi Sahilleri ve Surinam gibi ülkelerde Mangrov restorasyonu projeleri yürütülmeye devam edilmektedir.

Sel ovaları ve su çayırları, suyu sünger gibi emerek ve daha sonra aşamalı olarak suyu salarak doğal su deposu görevi görmektedir. Bu, mahsul yetiştirmek isteyen çiftçiler için popüler olmayabilir ama devlet hazinesinden yapılacak ödemeler onların maliyetlerini karşılayabilir. Örneğin Birleşik Krallık’ta, Historic England ve National Trust gibi projeler yürütülmeye devam etmektedir.

Hollanda’dan Güneydoğu Asya’ya kadar yüzen evler diğer bir fikirdir. Evler temel yerine yüzen platformlar üzerine inşa edilmektedir fakat denize ya da nehir yatağına demirlenmektedir ve geniş bir modern tasarım çeşitliliğine sahiptirler. Lagos ve Londra’daki Docklands gibi alanlarda projeler sürmektedir.

Su her yerde

Gezegenin en büyük su kaynağı olan deniz suyu tükenme tehditi altında değildir ve yeryüzündeki suyun % 97’sini oluşturmaktadır. Niçin bunlar, içmek için kullanılmıyor?

Hemen hemen ateş kadar eski bir zamandan beri kullanımda olan en basit teknoloji : Damıtma, suyu kaynatma, buharlaştırma ve sıvıya yoğunlaştırma sürecidir. Bu küçük miktarlarda kolayca yapılabilir ve bu suyu tuzun yanı sıra diğer pisliklerden arındırmaktadır. Fakat bir şehrin içme suyu ihtiyacını karşılamak gibi geniş kapsamlı çalışmalar yakıt yoğunluklu süreçlerdir.

Alternatif teknolojiler suyun, tuzu ve alternatif mineralleri ayırabildiği ve ters osmoz ile suyun tuz ve kirli mineralleri attığı zarlar aracılığıyla yüksek basınçtan geçtiği elektrik akımlarını kullanmakradır. Her iki yöntem de onları masraflı kılan ve küresel sera gazı emisyonuna katkıda bulunan yüksek enerji gerekliliklerine sahiptir. Deniz suyunu emmek ayrıca balıkları da emebilir ve kıyı ekosistemine zarar verebilir. Bitki atıkları diğer bir konudur: Tuzlu tortu genellikle denize geri salınmaktadır fakat bu dikkatli bir biçimde yönetilmelidir çünkü üretilen yığıntılar deniz yaşamı için zehirlidir.

Enerji masrafları birçok ülke için karşılanamaz seviyelerdedir ve dolayısıyla günümüze değin tuzdan arındırmanın başlıca yararlanıcıları yakıt bakımından zengin ve kurak olan Ortadoğu ülkeleridir. Bununla birlikte su krizi dünyanın bazı bölgelerini oldukça sıkıştırmaktadır ve bazı şehirlerin çok az alternatifi vardır. Cape Town kentinin ilk tuzdan arındırma tesisi bazı ağır bütçe sıkıntılarından sonra henüz faaliyete geçmiştir. Çin, Pakistan ve Hindistan yeni tuzdan arındırma tesisleri araştırmaktadır. Eğer yenilenebilir enerji bu tesisleri güçlendirebilirse, iklim değişikliği üzerindeki etki de azaltılabilir.

Sıradaki nedir?

Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma hedeflerine göre su konusu endişe vermektedir. Temiz su ve sıhhi tesisat 2030 yılı itibarıyla herkese ulaştırılmalıdır. Fakat WaterAid kuruluşundan Farr, şuanki oranlarla bazı ülkelerin son tarihi yüzyıllar boyunca yakalayamayacağını iddia etmektedir. Bununla birlikte dünya devletleri Birleşmiş Milletler’de bu yaz toplanıp, kaydedilen ilerlemeyi görüşeceklerdir.

Nasa Grace araştırmasının ortağı olan James Famiglietti’ye göre, en kırılgan alanlardan bazıları “önemli akiferler hızlıca tükendiği gibi, Arap Yarımadası, Kuzey Çin Ovası, Birleşik Devletler’in geniş ovaları altındaki Ogallala akiferi, Güney Amerika’daki Guarani akiferi, Kuzeybatı Sahra akifer sistemi ve diğerleri gibi geçmişteki sürdürülebilir devrilme noktalarıdır. Bu akiferler bundan böyle su tedarik edememektedir – bazıları, Ogallala’nın güney yarısı gibi 2050 yılında kuruyabilir – yiyeceklerimizi nerede üreteceğiz ve su nereden gelecek” dedi.

 

Haberin İngilizce orijinali

Haber: Fiona Harvey

Yeşil Gazete için çeviren: Mert Gevrek

 

(Yeşil Gazete, The Guardian)

Rotterdam Limanı’nda petrol sızıntısı: Yüzlerce canlı zarar gördü

Avrupa’nın en büyük limanı olan Hollanda’daki Rotterdam Limanı’nda Norveç bandıralı bir tankerin iskeleye çarpması sonucu meydana gelen akaryakıt sızıntısı çevre felaketine yol açtı.

Sızıntı nedeniyle çok sayıda kuş petrole bulandı.

Haberlere göre 10 kilometrekarede en az 800 kuş zarar gördü.

Çevreci aktivist Claude Velter “Petrol bulaşmamış bir kuğu görmedim” diyor ve durumu “gerçek bir felaket” olarak tanımladı.

Kuğu, karabatak, kaz ve martıların da aralarında bulunduğu kuşların temizlenmesi için hükümet öncülüğünde ulusal çapta temizleme kampanyası başlatıldı.

Birçok kuşun bağırsaklarına giden akaryakıt nedeniyle zehirlenerek öldüğü belirtildi.

Hollanda Deniz Hayvanlarını Kurtarma Ekibi, hayvan ambulansı, itfaiye, polis ve çevre örgütleri, liman ve çevresindeki kuşları yakalıyor.

Kuşlar, Rotterdam’daki kuş toplama merkezine götürülerek, yıkanıp, temizleniyor.

Bir kuşun temizlenmesi yaklaşık bir saati buluyor.

Kuşların tüyleri 38-40 derece sıcaklıktaki su ve deterjanla temizleniyor.

Akaryakıt kalıntısı çıkmayan tüyler ise kesiliyor.

Kaza, Cumartesi günü Norveç merkezli Odfjell adlı şirkete ait Bow Jubail adlı tankerin, Botlek bölgesindeki üçüncü petrol limanına gitmek isterken iskeleye çarpması sonucu meydana gelmişti.

Tankerden yaklaşık 200 ton akaryakıt denize sızdı.

 

(BBC, Habertürk)

Armağan Ekonomisinin mobil uygulaması: Bitkermes

Teknolojik imkanların artması ile son yıllarda teknolojiye farklı perspektiflerden yaklaşan projelerin doğuşu, teknoloji girişimlerini oldukça çeşitlendirmiş ve tüm dünyada alternatif fikirlerin de önünü açmış durumda. Özellikle ekoloji, sürdürülebilirlik ile sivil toplum gibi topluma ve insana dair konularda teknolojiyi araç haline getirerek amacına ulaşmaya çalışan bu projelere “sosyal girişim” adı veriliyor.

Ülkemizde faaliyete başlayan “bitkermes – yardımsever bit pazarı” adlı sosyal girişim hakkında, kurucusu Uğur Pelister ile görüştük.

***

Çisel Cengiz: Merhaba Uğur Bey. Öncelikle sizi kısacık tanıyalım mı?

Uğur Pelister: Merhaba, adım Uğur Pelister, bitkermes projesinin kurucusuyum. Teknoloji alanında kariyer yapan pek çok kişi gibi bugüne dek çeşitli özel şirketlerde çalıştım. Gerek yazılım geliştirme, gerekse proje yönetimi/planlama gibi farklı pozisyonlarda tecrübelerim mevcut.

Birkaç yıl önce, ekoloji ve sürdürülebilir ekonomi gibi konularda profesyonel olarak çalışan bir arkadaşım aracılığıyla armağan ekonomisi kavramıyla tanıştım. Uzunca bir süre kendim de bu kavramı hem inceleyip hem de içinde yer aldıktan sonra teknolojiyi bir vasıta olarak kullanıp bunun çok daha yaygınlaştırılabileceğini düşündüm. Böylelikle bitkermes projesi doğdu.

Armağan Ekonomisi / Freecycling

Çisel Cengiz: Bize hem projeniz bitkermes’in içeriğinden hem de bu tarz bir sosyal girişim projesini tercih etmenizin sebebinden bahsedebilir misiniz?

Uğur Pelister: Projenin amacı ekonomistlerin serbest dönüşüm/armağan ekonomisi gibi isimlerle adlandırdığı, müdavimlerinin ise freecycling olarak tanıdığı ve benim de günlük hayatıma yerleşmiş olan kavramı geniş kitlelere tanıtmak.

Uğur Pelister

Başlattığımız sosyal girişimde yaptığımız şey ise bu kavramı bir mobil uygulama olarak sunarak armağan ekonomisine dikkat çekmek ve sevdirmek. Yeşil Gazete’nin pek çok okuru bu kavrama halihazırda aşinadır, biz bu aşinalığı herkese yaymak istiyoruz. Bunun için zevkli ve kolay bir şekle soktuk.

Çisel Cengiz: O zaman projenin detaylarına inmeden önce biraz armağan ekonomisinden bahsedelim. Hatta size soralım. Projenizi ikinci el e-ticaret platformlarından ayıran nedir?

Uğur Pelister: Daha önceden yayınlamış olduğum blog makalemde de belirttiğim üzere, ihtiyaç duymadığımız şeyleri anlamsız şekilde tüketmeye bizi durmadan teşvik eden bir ortamda yaşıyoruz. Moda, basın, sinema, müzik, televizyon, vs. tüketimi artırmak için çabalarken amaç sadece kârlılık oluyor. Sonuç ise gardıroplarımızda 1-2 sefer kullandığımız, hatta bazen etiketiyle unutulmuş bir ton eşya.

E-ticaret platformlarının bu döngünün dışında durduğunu iddia etmek imkânsız. Bir e-ticaret şirketinin kendi kârlılığı için komisyon almaya ihtiyacı var, dolayısıyla sizi hep bir şey almaya veya satmaya teşvik ediyor. Kullanmadığımız şeyi satıyoruz, ancak cebimize giren parayla yine kullanmayacağımız başka bir eşyayı satın alacağız. Döngü sabit kalacak.

Tam da bahsettiğimiz anlamsız tüketime karşı kendiliğinden doğmuş bir kavramdır armağan ekonomisi. İnternetin doğuşuyla beraber mail grupları ve forumlarda yaygınlaşmış, şimdi de Facebook gruplarında devam etmekte.

Kullanmadığımız eşyayı teklif olarak paylaşıyoruz, ihtiyaç sahipleri teklifimize talip oluyor, taliplerden birine karşılıksız şekilde ürünümüzü veriyoruz. Dolayısıyla hedef, kâr yerine dayanışma, yardımlaşma ve tabi özellikle üzerinde durduğumuz tüketimin azaltılması. Bu son hedef ikinci el kullanımı ile de ortak bir payda içeriyor çünkü bahsettiğim ihtiyaç sahipleri malî güçleri yetmediği için o ürünü satın alamayanlar değil, o ürüne ihtiyacı olup da ihtiyacını piyasadaki yeni ürün ile değil, ikinci el ürün ile karşılamaya razı olanlar.

Çisel Cengiz: Peki o zaman uygulamanızın detaylarına geçelim şimdi.

Uğur Pelister: Uygulama mağazalarında göreceğiniz üzere uygulamanın adı “bitkermes – yardımsever bit pazarı”. Yardımsever diyoruz, çünkü bu uygulama Twitter/Instagram gibi bir sosyal ağ kategorisinde. Uygulamada kendi kermesimizi açıyoruz ve eşyalarımızı diğer üyelerle paylaşıyoruz. İstersek diğer üyelerin kermeslerindeki tekliflere de talip olabiliriz.

Çisel Cengiz: Burada bir parantez açalım ve konuya yabancı olanlar için daha net bir resim çizelim; benim de deneyimlediğim freecycling yani armağan ekonomisi bitkermeste şu şekilde gerçekleşiyor: Dediğiniz gibi, elimde zamanında almış olduğum ama hiç giymediğim dolap bekleyen bir ceketim var örneğin. Bu ceketin güzel ve anlaşılır bir fotoğrafını çekip uygulamaya yüklüyorum, dilersem açıklamasını yazıyorum; beden kumaş vs. teslim şeklimi belirtiyorum yani elden ya da kargo olarak ve bu ürünün taliplerini beklemeye başlıyorum. Bu basamaklar tamamlaninca kendime göre uygun bir talip bulursam da ona mesaj atıp haberleşmeyi başlatıyorum ve ürünü teslim ediyorum. Oldukça kullanışlı ve basit buluyorum ben de. Şayet bir ihtiyacım varsa istediğim ürünü açıklayacak tarzda bir resim yükleyip aynı basamakları gerçekleştiriyorum ayrıca bitkermesin temiz arayüzü bu basamakları çok rahat keşfetmenizi sağlıyor ve yukarıda değindiklerim gibi, uygulamayı kullandıkça ihtiyacınız olacak birçok ekstra özellik içeriyor.

Uğur Pelister: Uygulamayı eski online gruplardan ayıran en önemli özelliği, jenerik bir grup/forum ortamında ilan paylaşmaktan ziyade tam olarak freecycling sürecini oluşturan aktiviteler düşünülerek hazırlanmış bir kullanıcı deneyimi sunması. Ürünlerin kategorilendirilmesi, filtrelenmesi, talip olunması, teklifimize gelen taliplerde telefona bildirim gönderilmesi, taliple mesajlaşmak gibi pek çok işlev sunduk.

Repütasyon puanlama sistemi

Çisel Cengiz: Uygulamanızın bir özelliğinin de bu işleyişi zevkli hale getirmesi olduğuna değinmiştiniz, biraz detaylandırabilir misiniz?

Uğur Pelister: Önceden belirttiğimiz gibi freecycling taraftarları bu projeyi zaten kısa sürede benimseyecektir. Ancak bir sosyal girişim olarak bu ekonomik konsepti yaygınlaştırmak gibi bir amacımız var. Kullanıcılara para sunmak gibi bir teşvik olmayacaksa, bu kavramı tanıtmak istediğimiz kitlelere, işi cazip hale getirerek alternatif bir teşvik sunmamız lazım. İşte oyunlaştırma bu noktada devreye giriyor.

Örneğin birkaç yıl önce ALS hastalarına yardım ve duyarlılık yaratma amaçlı “Ice Bucket Challenge” hareketi başlatılmıştı. Bazı dernekler bir araya gelip ünlüleri organize ederek sosyal ağlarda bu hareketin fitilini yaktılar. Sizi davet eden kişi sizden ya ALS derneklerine bağış yapmanızı ya da başınızdan bir kova buzlu su dökmenizi istiyordu. Her davet edilen kişi de başka kişileri davet ediyordu.

Böylelikle tüm ALS derneklerine küresel çapta yapılan bağış yüz milyonlarca dolara ulaştı, dünya kamuoyunda yaratılan farkındalık ise rakamlarla ölçülemez büyüklükte. Şayet klasik kampanyalarla bağış toplansaydı, tahminimce 1 milyon dolara bile ulaşılamazdı – işte oyunlaştırmanın etkisi!

Dolayısıyla bitkermeste üyeleri yardımlaşmaya teşvik etmek için repütasyon adlı bir puanlama koyduk. Daha çok paylaşım yapmak, talip toplamak, ürün fotoğrafını net ve aydınlık çekmek, ilanı sosyal medyada da paylaşmak gibi aktivitelerle puanımızı artırabiliyoruz. Bu puanla Foursquare/Swarm gibi uygulamalardan aşina olduğumuz gibi bir tür skor ekranında kermesimiz trend oluyor :-) Ayrıca beğendiğiniz hesapları her sosyal ağda olduğu gibi takip edebiliyorsunuz.

‘Amacımız ihtiyaç  fazlası eşyalarımıza dair farkındalık yaratmak’

Çisel Cengiz: Uygulamanın geleceğine dair planlarınızdan da bahsedebilir misiniz?

Uğur Pelister: Elbette kısa vadedeki hedef bilinirlik. Zira freecycling taraftarları bile bitkermesin varlığını bilmedikçe indirip kullanamazlar. Maalesef kâr amaçlı e-ticaret girişimlerden farklı olarak dört bir yanda marketing için harcayabileceğimiz bir bütçemiz yok. Dolayısıyla bitkermesi sevenlerden başlıca beklentimiz uygulamayı çevrelerine yaymaları. Ayrıca tüm dünyada ünlüler, benimsedikleri sosyal girişimlerin tanıtımını kendi sosyal medya hesaplarından gönüllü şekilde yapıyorlar. Sosyal girişimlere sıcak bakan ünlü bir tanıdığı olanlar, kendileriyle irtibat sağlamamız için yardımcı olabilirlerse bu da büyük bir katkı sağlayacaktır.

Bilinirlikten sonra gelen adım ise kademe kademe dünyaya açılmak. Bu proje kendi sınıfında bir ilk sayılır ve gerçekten yoğun bir emek harcandı, dolayısıyla ülkemizle sınırlı kalmasını istemeyiz. Dünya çapında bir trafiği karşılayabilmek için ise çok güçlü bir sunucu/hosting altyapısı kullanıyor olmak lazım, bu da ciddi bir maliyet demek. Kâr amaçlı girişimlerin yaptığı gibi özel sermayeli yatırımcılarla çalışmak bizim konseptimizle yan yana hoş durmuyor. İlk etapta mümkün mertebe bağış üzerinden ilerlemek niyetimiz. Bunun için sitemizdeki Bitcoin hesabına herkes havale yapabilir. Eğer bu yeterli olmazsa muhtemelen yatırımcı arayacağız.

Çisel Cengiz: Size projenizde başarılar dileriz, okuyucularımıza iletmek istediğiniz başka bir şey var mı?

Uğur Pelister: Adım attığımız bu sosyal girişimde amaç ihtiyaç duymadığımız ne kadar çok eşya aldığımıza dair farkındalık yaratmak, yaptığımız tüketimin ne kadarının anlamsız olduğuna dikkat çekmek.

Bitkermeste paylaşım yapmaya başlayınca ihtiyaç duymadığımız ne kadar çok şey olduğunu fark ediyoruz. Paralelde ise ihtiyaç sahibi olan birinin karşılıksız şekilde almasına yol veren, faydasına inandığımız bir etkileşimi insanlar arasında yaymaya çalışıyoruz. Bu yolculukta tüm fikirdaşlarımızın projeden en hoş şekilde yararlanması dileğiyle…

 

Röportaj: Çisel Cengiz

(Yeşil Gazete)

BM’ye Türkiye’deki hak ihlallerine karşı sorumluluklarınızı yerine getirin çağrısı

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi 38. İnsan Hakları Oturumları ikinci haftasında devam ediyor. Özel raportörlerin ülke raporlarını okuduğu oturumlarda dün sabah saatlerinde Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) söz alarak yaşanan hak ihlallerine karşı İnsan Hakları Konseyi’nin daha etkin bir tavır takınması gerektiğini belirterek, konsey üyesi devletlerin sorumluluklarını yerine getirmesi çağrısında bulundu.

Mezopotamya Ajansı’ndan Rüştü Demirkaya’nın haberine göre, Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini gündeme getiren Etnik, Din, Dil ve Diğer Azınlıkların Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Federasyon (IFPRERLOM), Türkiye’nin ülkenin doğusunda Kürt halkına karşı “insanlık suçu” işlediğini savundu.

“Türkiye cezasızlık politikası uyguluyor”

IFPRERLOM adına konuşan Deniz Arbet Nejbir, sadece BM raporlarına yansıdığı kadarıyla 2015 yılında 320, 2016 yılında ise 594 Kürdün yargısız infaza kurban gittiğine dikkat çekti.

Yaşanan ölümlere ilişkin şu ana kadar hiçbir soruşturmanın yürütülmediğine vurgu yapan Nejbir, Türkiye’nin ölümler karşısında cezasızlık politikası uyguladığını dile getirdi.

Eren Keskin hakkındaki davalar

Türkiye’de hukukçulara yönelik sistematik bir baskının söz konusu olduğuna da dikkat çeken Nejbir, “Eren Keskin insan hakları savunucuları ve hukukçulara yönelik baskılara sadece bir örnektir. Keskin hakkında şu ana kadar 120 dava açılmış durumda. Keskin hakkında ayrıca şu ana kadar kesinleşmiş 14 bin 500 Euro para cezası var. Bunu ödemediği takdirde 8,5 yıl hapis yatacak. Uluslararası insan hakları kuruluşlarının ve BM İnsan Hakları Konseyi’nin, Türkiye’de insan hakları savunucularının korunması için acilen harekete geçmesi gerekiyor” dedi.

6 Temmuz’a kadar devam edecek olan oturumların bugünkü bölümünde Suriye Bağımsız Soruşturma Komisyonu’nun raporu okunacak.

 

(Mezopotamya Ajansı)

24 Haziran seçimlerinin galibi HDP – Tarık Ziya Ekinci

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

HDP, ana ekseni Kürt özgürlük hareketi, varlık nedeni de demokrasi ve eşit haklı vatandaşlık olan özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, insan haklarına saygılı, güçler ayrılığını benimseyen, hukukun üstünlüğüne bağlı, radikal demokrasi amaçlı bir Türkiye partisidir. Özgürlükçü ve barışçı iç ve dış politikasıyla iktidar karşıtı, adil bir gelir dağılımı ve bölgelerarası dengeli ekonomik kalkınma programı ile de düzen karşıtıdır. HDP, Türkiye’yi ekonomik yıkıma ve kaosa sürükleyen AKP iktidarının yakın gelecekteki tek alternatifidir.

2015 milletvekili genel seçimlerinde, AKP’nin tek başına hükümet kuramaz duruma düşmesini sağlayan da HDP idi. Sayın Erdoğan, HDP’nin etkin bir siyasal parti olarak varlığını koruduğu sürece AKP’nin tek başına iktidar olamayacağının bilincindedir. Keza, Sayın Erdoğan, AKP’nin yağma ekonomisi ve saldırgan dış politikası ile HDP’nin özgürlükçü, barışçı, adil ve dengeli ekonomik kalkınma politikası karşısında uzun süre varlığını koruyamayacağını bilmektedir.

Bu nedenle 2015 genel seçimlerinden sonra hasmı bîamanı olan MHP ile uzlaşarak HDP’yi tamamen tasfiye etmeye ve siyasal yaşamdan söküp atmaya karar verdi. Nitekim 1 Kasım yenileme seçimi kampanyası, HDP’nin dışlanması üzerine kuruldu. HDP, ötekileştirme, şeytanlaştırma ve gayrı milli suçlamalarının hedef tahtası yapıldı.

Sayın Erdoğan’ın grupta, aylık muhtar toplantılarında ve seçimlerde yaptığı konuşmalarının ana teması HDP düşmanlığıydı. HDP’nin bir terör örgütü olduğu, üyelerinin terörist ve gayrı milli oldukları, inanç bakımından da Zerdüşt dininden oldukları suçlamalarını aylarca ve aralıksız biçimde sürdürdü.

Kampanya boyunca HDP’nin il ve ilçe binalarına, güvenlik güçlerinin ilgisiz kaldığı, kimisi cinayet amaçlı, 125 fiziki saldırı yapıldı. Devletin bütün imkânları kullanılarak yürütülen HDP karşıtı kampanyaya karşın HDP 1 Kasım seçimlerinde de barajı geçti ve TBMM’deki üçüncü büyük grup statüsünü korudu. Sayın Erdoğan bu sonuçtan memnun değildi. Güçlükle de olsa hükümeti tek başına kurmayı başarmış olmaktan mutlu olmadı. Çünkü HDP’yi barajın altına düşürememişti.

Seçimlerden sonra da HDP karşıtı karalama kampanyasını ve tasfiye politikasını sürdürmekte kararlıydı. Nitekim HDP karşıtlığı dur durak bilmeden devam etti ve ayni hınçla devam ediyor.

Sayın Erdoğan HDP karşıtlığını, bizzat kendisinin yönettiği ‘barış görüşmelerini’ 2015’te aniden terk ederek yeniden güvenlik politikasına dönme kararıyla birlikte başlattı. Barış komitelerinin gezi raporları, hükümet adına görev yapan HDP yöneticileri ile AKP, hükümet ve devlet temsilcilerinin hazırladıkları ortak barış bildirgesi yok sayıldı.  İlgili kanun rafa kaldırıldı. Oysa toplumda barış umudu yükselmiş ve halkın barış talebi yüzde 80’lere çıkmıştı. HDP karşıtı kampanya ile bu oran tersine döndü. Artık barış talebi terörle eşdeğer görülmekte ve suç sayılmaktadır.

  • Barış görüşmeleri bitince hükümet HDP’yi siyasal ve toplumsal alanlarda soyutlamaya girişti.  Artık ne yazılı ne de görsel basında HDP’den ve HDP yöneticilerinden söz edilmeyecekti. Daha önce HDP sözcülerinin arkasından koşan TV kanallarında partinin adını anmak bile yasaklandı.  Ulusal basın organlarının başköşesinde yeri olan HDP birden buharlaşmış, yok olmuştu. HDP üyesi ya da HDP’ye yakın kimselerin çıkardıkları onlarca yazılı basın organı ve TV kanalı ile haber ajansı toptan kapatıldı. Kürtçe tiyatro oyunları yasaklandı ve sahnelere kilit vuruldu.
  • HDP karşıtı saldırıların en önemlisi, halkın seçtiği 81 belediye başkan ve meclis üyeleri ile İl Genel Meclisi üyelerinin KHK’larla görevden alınarak ya da tutuklanarak yerlerine AKP’ye yakın memurlardan kayyum atanması oldu.
  • Ülkedeki savcıların tümü, HDP sözcülerini izleyerek suçlayıcı fezlekeler hazırlamakla görevlendirildi. Kısa zamanda TBMM’de HDP’li vekillerin her biri için yüzlerce dosya birikti. Anılan dosyaların savcılıklara süratle intikalini sağlamak ve sanık milletvekillerini bir an önce tutuklatmak için, Anayasanın 83/2 ve 15/2 maddeleri yok sayılarak, makabline şamil anayasa değişikliği yapıldı. Kanundan önceki suçlamalar için dokunulmazlıklar kaldırıldı. Hemen ardından, meclis kararı olmadan, başta HDP eş genel başkanları olmak üzere 15 HDP milletvekili tutuklandı. Parti felç oldu, fiilen çalışamaz durumu getirildi.  Yargılama sürecinde tutuklananların bir bölümü bırakılırken, yenileri tutuklandı. Halen eş genel başkanlarla birlikte dokuz HDP milletvekili tutukludur.
  • Tutuklu ya da tutuksuz HDP’li vekillerin bir bölümü, geriye bırakılması mümkün, küçük cezalarla mahkûm edilerek vekillikleri düşürüldü. Bir bölümünün de, meclisteki teamüle aykırı olarak, devamsızlık nedeniyle vekilliklerine son verildi. Böylece toplam 11 HDP’linin milletvekilliği düşürüldü. Partinin il ve ilçe başkanları başta olmak üzere 15 bin civarında aktif üyesi terörle bağlantılı oldukları iddiasıyla tutuklandı. Parti mefluç hale getirildi. Rejim değişikliğini öngören anayasa oylamasında ve 24 Haziran seçimlerinde nerdeyse çalışacak kimse kalmamıştı. Nitekim parti açısından her iki kampanya da son derece sönük geçti.
  • Partinin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın tahliye talebi reddedildiği için seçim kampanyasını cezaevinde avukatları aracılığıyla sosyal medyadan üzerinden yürütmek zorunda kaldı. Bu, dünya tarihinde bir ilkti. Diğer partiler görkemli meydan toplantılarında halka doğrudan hitap ederek seçim kampanyası yürütürken, HDP adayları tehdit altında sessizce çalışmak zorunda bırakılmışlardı.
  • Sayın Erdoğan seçim kanununda değişiklik yaparak yandaşları MHP ve BBP ile Cumhur ittifakı kurmuş ve onlar için baraj sorununu çözmüştü. CHP de aynı yoldan giderek İYİ Parti, SP ve DP ile Millet İttifakı oluşturdu ve her birinin ancak yüzde 2-3 civarında oyları olan müttefiklerini baraj tehdidinden kurtardığı halde, Erdoğan’ın suçlamalarından HDP’yi dışarıda bırakmayı yeğledi. Bu, HDP’yi barajın altına düşürmek için büyük bir fırsattı. Nitekim Erdoğan hemen harekete geçti. İl başkanları toplantısında ‘aralarında kalmak koşuluyla’ onlara şu direktifi veriyordu: “Bütün imkânlarınızı kullanarak HDP’yi mutlaka baraj altına düşürmenizi istiyorum.” Bu hem HDP’yi bozguna uğratacak, hem de AKP’ye hak etmediği 60-70 milletvekili sağlayacaktı. Kısa bir süre sonra provokasyonlar başladı. İlk olarak Suruç’ta silahlı saldırıda dört kişi öldü ve onlarcası yaralandı. Seçime kadar yer yer provokasyonlar devam etti.

İşte HDP bu derece ağır ve her türlü tehdidin baskısı altında 24 Haziran seçimlerine parti olarak katıldı. Barajın altında kalması ihtimali çok yüksekti. Başta Erdoğan olmak üzere HDP düşmanları bunu bekliyorlardı. Televizyon programlarında bu temennilerini açıkça dile getiriyor ve daha da ileri giderek HDP’nin seçimden sonra kapatılmasını istiyorlardı. Artık HDP’nin barajı aşarak meclise girmesi sorunu Türkiye’nin demokrasi mücadelesini kazanmak ya da kaybetmek davası haline gelmişti. Nihayet seçimler bitti ve HDP barajı aşarak 67 milletvekili ile TBMM’nin üçüncü büyük partisi oldu.

Türkiye’nin demokratik geleceği için büyük bir kazanç olan bu mutlu sonu Kürt halkının oylarına sahip çıkarak gösterdikleri demokratik dirence ve Türkiye’nin aydınlık yüzünü oluşturan kimi sosyalist ve liberal demokrat vatandaşlara borçluyuz. HDP’nin barajı aşmasına katkı yaparak halkın demokrasi umudunun canlı kalmasını sağlayan Türk, Kürt bütün vatandaşlarımızı candan kutluyorum.

Hiç kimse yüzeysel kazanımlara aldanmasın. Konjonktürel olarak kazanılan büyük seçim zaferleri demokrasi tarihi açısından bir kazanç değil. Asıl büyük zafer, halkın barış, özgürlük,   demokrasi ve mutlu bir gelecek için beslediği umudu canlı tutan gösterişsiz küçük zaferdir. HDP’nin şahsında tecelli eden bu önemli zafer Türk ve Kürt halkına armağan olsun.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

 

Tarık Ziya Ekinci