Ana Sayfa Blog Sayfa 2777

Tren faciasından nükleer KHK’sına

Son günlerde yaşadıklarımızın bizi tarihsel bir izlekte buluşturduğunu hemen herkes fark etmiştir. 8 Temmuz günü Tekirdağ’da meydana gelen elim tren kazasına dair haberleri duyduğumuzda anladık, biz bu acıyı tanıyorduk. Belleğimiz 14 yıl önce 22 Temmuz’da yaşanan Pamukova “hızlandırılmış tren” faciasını hemen ortaya çıkardı. Normal trenin hızlı sürülmesinden “hızlandırılmış tren” üreten ve bunu kamunun hizmetine “icraat” olarak sunan zihniyetin ‘Kara Tren’ türküsüyle açtığı tren seferleri o gün onlarca hayatı karartmıştı.

Aradan yıllar geçmiş olsa da iki kazanın sonuçları çok benzer, keza nedenleri de öyle.

Öncelikle bu kazaları hazırlayan nedenler arasındaki temel benzerliğin kamu yararını ve güvenliğini ikinci planda gören politika ve uygulamalar olduğunu görüyoruz. Zira her iki vakada da ciddi alt yapı eksiklikleri söz konusu. Altyapı yetersizliklerinin ise atlanan bakım onarım çalışmaları ve denetimlerle; uzman uyarılarının dikkate alınmamış olmasıyla faciaya davetiye çıkardığı anlaşılıyor.

Nitekim arşivlere baktığımızda Pamukova tren kazası için Prof. Aydın Erel’in şu sözlerine rastlıyoruz: “Bu olay kaza sayılmaz çünkü ben daha önce uyarmıştım. Taşıt ile yol arasındaki uyum çok önemlidir. Rayların  kulp genişliği dar, alt yapısı uygun olmayan raylarda trenler hız yapmamalıdır” .

Tekirdağ’daki tren kazasının bir farkını ise TMMOB’un da basın açıklamasında ifade edildiği gibi kamusal bir hizmet olan demiryollarının özelleştirilerek demiryolu taşımacılığının ticarileştirilmesinde görüyoruz. Basın açıklamasında nitelikli personelin azaltıldığına, teknik olarak da lokomotif bakım ve yol bakım atölyelerinin işlevsizleştirilerek küçültüldüğüne hatta bir kısmının eleman yetersizliği nedeniyle kapatıldığına da dikkat çekiliyor.

Anlaşılan o ki, Türkiye’yi “şirket” gibi yönetmeyi planlayanlar, şirketlerde ISO 9001 kalite yönetimi, ISO 14001 çevre yönetimi, ISO 18001 İşçi sağlığı ve İş güvenliği yönetimi sistemlerinin uygulandığını, hatta risk yönetiminin kurulmasına çalışıldığından bihaber. Dolayısıyla devletin yeni yönetim tarzının hedeflediği şirket yönetiminden fersah fersah uzak olduğu, bu tarz bir işleyişin daha çok bakkal dükkanınkine benzediği ortada. Bu bahisle ne şirket yönetimine bir güzelleme yapma, ne de küçük güzel şirin bakkalları yerme niyetindeyim.

Diğer taraftan iki yıldır bizi yöneten KHK’ların dün bir de Nükleer Denetleme Kurumunu (NDK) oluşturduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Üyelerini Cumhurbaşkanı’nın atayacağı beş kişilik kurulun nükleer santrallerle ilgili her tür kararı alacak olması düşündürücü. Hatta mali ve idari özerkliği olacağı iddia edilen bu ekip isterse yüzde 51’i NDK’ya ait olan Nükleer Teknik Destek (NÜTED) Anonim Şirketi de kurulacak.

Defalarca yazmışımdır, Fukuşima Nükleer Felaketi’nin nedenlerinden biri denetimlerin yeterli ve doğru yapılmaması ve siyasi iktidarla nükleer santral işletmecisi Tokyo Elektrik Şirketi’nin işbirliğidir. Nitekim tarihte ilk kez yargı bir şirket ve dönemin hükümetini Fukuşima Felaketi’nin meydana gelmesinden birlikte sorumlu tutmuştur. Kuşkusuz bu “ilk”te yargının cesaretinin de payı var.

Bağımsızlık ve özerklik demişken, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (IAEA) göre bu ilkelerin Nükleer Düzenleme Kurumunda izdüşümünü görmenin tek yolu siyasi karar vericilerin NDK’nın idari işlerine karışmamasından geçiyor. Zira görevler ayrılığı ilkesine uyulması, teknokrat baskısı altında kalınmadan karar verilmesi dolayısıyla nükleer güvenliğin sağlanması için elzem. Aksi halde örneğin santralde nükleer kaza veya sızıntı olduğunda, NDK siyasi iktidarın temsiliyetinin zarar görmesinden çekinerek halkı paniğe sevk etmemek için açıklama yapmayabilir, gerçekleri halktan gizleyebilir. Öyle olmasa dahi şeffaflık olmayacağı için toplum nükleer paranoyalar geliştirebilir.

Bu durum devletler için de geçerlidir… İsrail 7 Haziran 1981 yılında Irak yönetiminin nükleer silah sahibi olmayı planladığını öngörerek Irak’ın yeni kurduğu Osirak reaktörünü, Operasyon Opera adını verdiği bir füze saldırısı ile vurmuştur. Yakıt yüklemesi yapılmadığı için çevre ve sağlık açısından bir tehdit oluşmadığı açıklanmış ve zarar Irak’a milyarlarca dolara mal olan ekonomik külfetle atlatılmıştır. Irak’ın bu tecrübesinin yeni bir tarihsel izlek oluşturmaması dileğiyle.

Bu yazı yeniyasamgazetesi.com/ dan alınmıştır

 

Pınar Demircan

28. Meclis Başkanı bugün seçiliyor

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te toplanacak ve parlamentonun 28. Başkanlık seçimi gerçekleştirilecek.

AKP İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İYİ Parti İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu TBMM Başkanlığı için aday oldu.

TBMM İçtüzüğüne göre, Başkanlık için bir yasama döneminde iki seçim gerçekleştiriliyor.

İlk seçilenin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenin görev süresi üç yıl oluyor.

TBMM Başkanlığı seçimi gizli oyla yapılacak.

İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte ikisi (400 oy) ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu (301 oy) aranacak.

Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılacak; dördüncü oylamada en fazla oy alan milletvekili Başkan seçilecek.

Danışma Kurulu Cuma günü toplanacak

Yeni seçilecek TBMM Başkanının başkanlığında, 13 Temmuz Cuma günü Danışma Kurulu toplanacak.

Bu toplantıda; TBMM Başkanlık Divanı ile ihtisas komisyonlarının kaç üyeden oluşacağı ve AKP, CHP, HDP, MHP, İYİ Parti gruplarına düşen üye sayısı belirlenecek. Saat 15.00’te toplanacak Genel Kurulda da Danışma Kurulunda belirlenen bu üye sayıları milletvekillerinin bilgisine sunulacak.

15 Temmuz Pazar günü, “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü” anma etkinlikleri düzenlenecek. Etkinlikler kapsamında, “Millet Darbeye Dur Dedi” sergisi açılacak.

Komisyonların başkanları seçilecek

Beş siyasi parti grubu, gruplarına düşen sayıya göre, milletvekillerinin isimlerini TBMM Başkanlığına bildirecek.

TBMM Genel Kurulu 16 Temmuz Pazartesi günü saat 14.00’te toplanacak. Bu birleşimde, TBMM Başkanlık Divanı ile ihtisas komisyonlarının üye isimleri okunarak, milletvekillerinin oyuna sunulacak.

Daha sonra en yaşlı üye başkanlığında toplanacak komisyonlarda; Başkan, Başkanvekili, Katip Üye ve Sözcüden oluşan Başkanlık Divanı seçimi yapılacak.

 

(Cumhuriyet)

Almanya’da yenilenebilir ilk kez altı aylık bir dönemde kömürü geride bıraktı

Almanya’da yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretim miktarı ilk defa altı aylık bir dönemde kömürü geride bıraktı.

Alman Enerji ve Su Endüstrileri Birliği (BDEW) tarafından yapılan açıklamaya göre 2018’in ilk altı aylık döneminde Almanya’da 324,6 milyar kilovat-saat elektrik üretimi gerçekleşti.

Henüz kesinleşmemiş ilk verilere göre bu üretimin 118 milyar kilovat-saatlik (kWh) bölümü yenilenebilir enerji kaynaklarından, 114 milyar kilovat-saatlik bölümü ise taş kömürü ve linyitten üretildi.

2017’nin aynı döneminde ise kömüre dayalı üretim 127 milyar kWh, yenilenebilir kaynaklara dayalı üretim ise 107 milyar kWh olmuştu.

Rüzgar doğal gazı geride bıraktı

BDEW açıklamasına göre bu dönemki toplam elektrik üretiminde karasal rüzgar enerjisi santrallerinin payı yüzde 14,7, kıyı ötesi rüzgar enerjisi santrallerinin yüzde 2,9, güneş enerjisi santrallerinin payı ise yüzde 7,3 ve biyogaz santrallerinin payı yüzde 7,1 oldu.

Üretimin yüzde 11,3’ü nükleer enerji santrallerinde, yüzde 12,3’ü doğal gaz santrallerinde gerçekleştirildi.

Taş kömürünün üretimdeki payı yüzde 12,6, linyitin ise yüzde 22,5 oldu.

2017’nin ayını döneminde taş kömürünün payı yüzde 15,6, linyitin ise yüzde 22,9 olmuştu.

 

(Yeşil Ekonomi)

Temiz Hava Hakkı Platformu: Alpu Termik Santrali’nin sağlık etkileri neden değerlendirilmedi?

Temiz Hava Hakkı Platformu (THH), Eskişehir’e yapılması planlanan Alpu Termik Santrali’nin hava kirliliğine bağlı sağlık etkilerinin hesaba katılması için yetkilileri göreve çağırdı. Eskişehir Tabip Odası ile bugün bir basın açıklaması yapan Temiz Hava Hakkı Platformu, Eskişehir’e yapılması planlanan Alpu Termik Santrali’nin ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporuna Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından halk sağlığı ve hava kirliliği açısından değerlendirme yapılmadan olumlu görüş verildiğini vurguladı. Platform, her yıl 7,8 milyon ton linyit kömürü yakacak santral için 15 Ağustos 2018’de yapılması planlanan ihaleden acilen vazgeçilmesi çağrısında bulundu.


17 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu THH, yaptığı basın açıklamasında söz konusu ÇED raporunun içerdiği hata ve eksiklikler nedeniyle sivil toplum kuruluşlarının açtığı iptal davalarının sürdüğüne dikkat çekti.  ÇED raporuna onay verilme aşamasında, Sağlık Bakanlığı’nın ilgili birimleri tarafından verilen görüşlerin kömürlü termik santrallerin halk sağlığına etkilerini de değerlendirilmesi gerektiğinin altı çizildi. Temiz Hava Hakkı Platformu temsilcileri, Eskişehir’de hava kirliliği yükünü artıracak bir tesis planlanmasına rağmen İl Sağlık Müdürlüğü’nün görüşünde halk sağlığını ve hava kirliliğini ilgilendiren hiçbir maddenin olmamasına dikkat çekti. Eskişehir kömürlü termik santralinin devam eden dava ve ihale sürecinde göz önünde bulundurulması için projenin halk sağlığı üzerindeki etkilerini içeren uzman görüşünü de kamuoyu ve yetkililerle paylaştı.

Eskişehir ili Tepebaşı ilçesinde kurulması planlanan 1100 MW kapasiteli Alpu Kömürlü Termik Santral ve Kömür İşletmesi Projesi’nin ÇED süreci Eylül 2017’de proje sahibi Elektrik Üretim AŞ’nin (EÜAŞ) başvurusu ile başladı. Aynı ay içinde EÜAŞ’ın talebiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 1/100.000’lik Çevre Düzeni Planı’nda revizyon yaptı. Ayrıca mevzuat değişikliği ile daha önce nitelikli çoğunluk sağlanamayan Eskişehir Toprak Koruma Kurulu tekrar bu proje için toplandı ve 893 hektarlık tarım alanı salt çoğunlukla tarım dışına çıkarıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Mart 2018’de Çevre Etki Değerlendirmesi sürecini, ÇED raporunun eksik ve yanlışlarına rağmen nihailendirdi ve ÇED olumlu kararı verdi. ÇED olumlu kararının iptali için pek çok yerel ve ulusal kurum ve sivil toplum örgüt dava açtı. Projeye dair toprak koruma kurulu kararı, çevre düzeni planı ve ÇED olumlu kararı gibi kritik izinlerin hepsi dava konusu edilmiş durumda. Alım garantisiyle özel sektöre devredilecek olan projenin özelleştirilme ihalesi Ocak’tan beri 3 kez ertelendi. Özelleştirme İdaresi en son ihalenin 15 Ağustos 2018’te yapılacağını duyurdu.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) temsilcisi Doç. Dr. Çiğdem Çağlayan

Mevcut ÇED süreçlerinde projelerin sağlık etkilerini değerlendiren bir mekanizmanın eksikliğinden bahseden Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) temsilcisi Doç. Dr. Çiğdem Çağlayan, “Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü de halk sağlığı etkilerini değerlendiren bir yaklaşım yerine sadece iş sağlığını değerlendiren bir görüş sunmuştur. Oysa Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere birçok sağlık kuruluşu, kansere ve ölüme yol açan olumsuz sağlık etkileri nedeniyle kömüre dayalı enerji üretiminden vazgeçilmesi için çağrıda bulunmaktadır. Her 10µg/m3’lük artış akciğer kanseri kaynaklı ölümlerde yüzde 15-27 oranında artışa yol açmaktadır. [4] Eskişehir’de 2016 yılında evlerde yakılan kömür miktarının 156 katı kadar kömür yakılmasına neden olacak Alpu Termik Santrali’nin izin sürecinin de yetkililer tarafından halk sağlığı ve hava kirliliği konusundaki bilimsel veriler ışığında acilen tekrar değerlendirilmesi ve mevcut ihale sürecinin iptal edilmesi gerekmektedir [5]’ dedi.

Eskişehir – Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Akif Aladağ ise, “Havası göreceli olarak temiz kabul edilen Eskişehir ili, Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı 2016 yılı ölüm nedenleri istatistiklerinde ülkemizde kanser ölümlerinin en yüksek olduğu beş il arasında sıralanmıştır. [6] Termik santraller hava kirliliği yaratmaktadır ve hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘Grup I’ kanserojen olarak tanımlanmaktadır. Alpu Termik Santrali’nin hayata geçmesi, önümüzdeki 35 yılda özellikle Alpu ilçesi olmak üzere Eskişehir ilinde kanser görülme sıklığını ve kanserden ölümleri artıracaktır. Eskişehir’in ve hemen komşusu olan ilçelerin nüfusu göz önüne alınırsa 1 milyondan fazla insan Alpu Termik Santrali’nin yaratacağı hava kirliliğinden etkilenecektir’ diye konuştu.

HEAL-Sağlık ve Çevre Birliği Türkiye Koordinatörü Funda Gacal ise kömürlü termik santrallerin yarattığı hava kirliliğinin insan sağlığını geri dönülemez şekilde etkilediğinden bahsederek; “Türkiye’de her yıl termik santrallerden kaynaklı hava kirliliği en az 3 bin kişinin erken ölümüne neden oluyor. [7] Bu rakam 2015 yılında elimizdeki kısıtlı verilerle oluşturulmuş bir sonuç, kömürlü termik santrallerin sağlık maliyeti ise hem hava hem çevre kirliliği sebebiyle çok daha fazla” diye konuştu.

Temiz Hava Hakkı Platformu

Temiz Hava Hakkı Platformu (THH) doğa koruma ve sağlık alanında çalışan 18 Sivil Toplum Kuruluşu’nun bir araya gelmesiyle 2015 Haziran ayında çalışmalarına başlamış ve aynı yıl Ekim ayında kuruluşunu ilan etmiştir. Öncelikle işletmede ve inşaat aşamasında olan kömürlü termik santrallerin yarattığı hava kirliliği ve çevre sorunlarına bağlı olarak halk sağlığını, temiz hava ve çevre hakkını savunmak üzere kurulan Platform’un bileşenleri; Çevre için Hekimler Derneği, Greenpeace Akdeniz, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanları Derneği (İMUD), Pratisyen Hekimlik Derneği, Türk Nöroloji Derneği, TEMA Vakfı, Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Toraks Derneği (TTD), Yeşil Barış Hukuk Derneği, Yeşil Düşünce Derneği, Yuva Derneği ve platformu destekleyen kurumlar; 350.org, Avrupa İklim Ağı (CAN Europe), WWF-Türkiye.

 

(Yeşil Gazete)

Uluslararası Enerji Ajansı temiz enerji teknolojilerinde ilerleme raporunu paylaştı

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) yayınladığı yeni Temiz Enerji Gelişim Takibi ile küresel temiz enerji dönüşümü için kritik öneme sahip tüm enerji teknolojilerini ve sektörleri kapsamlı ve titiz bir şekilde değerlendirdi.

IEA’nın sunduğu Temiz Enerji Gelişim Takibi, teknolojinin bugün ulaştığı nokta ve IEA’nın Sürdürülebilir Kalkınma Senaryosu’na göre ulaşmış olması gereken nokta ile alakalı en güncel bilgileri içeriyor.

IEA’nın çalışmasına göre özellikle fotovoltaik, LED ve elektrikli araç sektörüne yönelik teknolojiler 2017’de büyük ilerleme kaydetti, ancak tablonun geneli ne yazık ki belirlenen dönüşüm için yeterli performası göstermiyor.

Temiz teknoloji alanında ilerleme kaydedemeyen birçok teknoloji alanı ve bunlara bağlı olarak birçok sektör bulunuyor, bunlardan en dikkat çekenleri ise: jeotermal, konsantre güneş enerjisi, havacılık ve bina yalıtım sektörleri.

Küresel enerji sisteminde hızlı bir dönüşüm

IEA’nın Sürdürülebilir Kalkınma Senaryosu, enerji sektörü için hızlı ancak ulaşılabilir bir dönüşüm görünümü sunuyor. Uzun vadeli sürdürülebilirlik hedeflerinin karşılanması için, daha fazla enerji verimliliğine sahip binalar, sanayi ve taşımacılık ile daha yenilenebilir ve esnek enerjinin iddialı bir kombinasyonunun gerektiği vurgulanıyor. IEA Yeni Politika Senaryosu’nda yer alan mevcut ve duyurulan politikalara göre dünya bu hedeflere ulaşmak için oldukça yavaş ilerliyor.

Enerji sektörleri karbonsuzlaştırma çabalarına nasıl katkıda bulunabilir?

Enerji sektörünün karbonsuzlaştırılması, emisyonların azaltılması için temel bir adımdır. IEA’ya göre karbonsuzlaştırma, binalarda daha önce görülmemiş verimlilik iyileştirmeleriyle, soğutma, ısıtma ve enerjili cihazlardan gelen artan talebi karşılama ile tamamlanmalıdır. Bununla birlikte, ulaştırma sektörü, temiz enerji üretiminin faydalarından yararlanmak için petrolden elektriğe geçişler de dahil olmak üzere önemli bir dönüşüm geçirmesi geriyor. Tamamen elektriki sistemlere geçmesi zorlayıcı olacak sanayi için ise verimli, atılgan inovasyon ve karbon yakalama yollarıyla emisyon azaltma çalışmaları sürdürülmeli. Değişken yenilenebilirlerin payı arttıkça enerji entegrasyonu teknolojileri de giderek önem kazanacak.

Kamu ve özel sektör alanında inovasyonun kritik önemi

IEA’nın bugüne kadarki en güncel ve kapsamlı verileri, temiz enerji teknolojilerinde kamu inovasyon yatırımlarının, 2017 yılında %13’lük kaydadeğer bir artış gerçekleştirdiğini ve geçtiğimiz birkaç yıl boyunca sergilenen düşüşlerin ve durgunluğun kırıldığını gösteriyor.

Özel sektör alanında ise temiz enerji inovasyonu, 2017 yılında sadece %4 oranında bir büyüme kaydetmiş.

IEA bu alanda, yeni İnovasyon İzleme Çerçevesi ile temiz dönüşüm hedeflerini karşılamak için ele alınması gereken 100’den fazla anahtar teknoloji açığını tanımlıyor.

Enerji sistemlerindeki dönüşüm yeterli mi?

IEA, Temiz Enerji Gelişim Takibi’nde enerji kaynaklı karbon emisyonları, enerji yoğunluğu ve enerji sistemi karbon yoğunluğuna ait yer verdiği üç grafik ve değerlendirme ile mevcut dönüşümü ele alıyor.

Ekonomik büyümeyi enerji kaynaklı karbon emisyonlarından ayırma eğilimi, 2017 yılında emisyonlardaki % 1,4’lük bir artışa rağmen devam ediyor. Bununla birlikte, zayıf verimlilik politikaları ve düşük enerji fiyatlarına bağlı olarak 2017 yılında enerji yoğunluğundaki iyileşme yavaşlamış görünüyor.

Küresel enerji arzının son birkaç yılda daha temiz olduğuna dair işaretler var, ancak çevresel koşullar dikkate alındığında daha hızlı iyileştirmelere ihtiyaç duyulduğu açık.

 

(Solarbaba)

Almanya’da 8’i Türk 10 kişinin ölümünden sorumlu neo-nazi davası sanığına ömür boyu hapis

10 kişiyi öldürmek, banka soygunları yapmak ve bombalı saldırılar düzenlemekle suçlanan aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütüne yönelik beş yıldır devam eden davada bugün gözler Münih’teydi.

Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde görülen davada Manfred Götzl başkanlığındaki heyet, baş sanık Beate Zschäpe ve dört sanık hakkındaki kararını açıkladı.

Sanık Zschäpe temyize gidecek

Mahkeme heyeti davanın baş sanığı Beate Zschäpe’yi suçlu buldu.

Heyet Beate Zschäpe’yi “10 cinayet, terörist bir örgüte üye olmak ve kundaklama” suçlarından ömür boyu hapis cezasına çarptırdı.

Başsavcı mütalaasında Zschäpe için müebbet hapis cezasının ardından şartlı salıverilmemesi için ihtiyati tevkif talep etmişti.

Almanya’da ağırlaştırılmış müebbet cezası olmamasından ötürü, toplum için tehlike oluşturulabilecek kişiler, bu yolla güvenlik denetimi altında tutuluyor.

Ancak Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi Basın Sözcüsü Florian Gliwitzkj mahkemenin ihtiyati tevkif kararına gerek görmediğini ifade etti. Mahkeme heyeti Zschäpe’yi 10 cinayetten suçlu bulduğu ve “suçun ağır olması” kanaatine vardığı için müebbet hapis cezasını tamamlamadan önce uygulamada serbest bırakılması ihtimali düşük görülüyor. Ancak bu durum hukuki açıdan mümkün. Beate Zschäpe’nin avukatı Wolfgang Heer kararın ardından yaptığı açıklamada, temyize gideceklerini açıkladı.

Ceza ne anlama geliyor?

Almanya’da müebbet hapis cezası en yüksek ceza. Cinayet gibi ağır suçlarda sanıklara müebbet hapis cezası veriliyor. Müebbet hapis cezasına çarptırılan bir sanığın cezası 15 yıl sonra tecil edilebiliyor. Hükümlü bu talebinin reddedilmesi halinde her iki yılda bir yeniden tecil için başvuruda bulunabiliyor. Ancak mahkeme heyeti Zschäpe’nin durumunda olduğu gibi “suçun ağır olması” kanaatine varıyorsa, bu durumda sanık sadece “yaşının ilerlemiş olması” ya da “ağır hastalık” gibi istisnai durumlarda 15 yıl cezanın ardından tecil talebinde bulunabiliyor. “Suçun ağır olması” kanaatine ise genellikle sanık ya da sanıkların suçu “acımasızca, gaddarca işledikleri ya da kurbana işkence ettiği” durumlarda varılıyor.

Beate Zschäpe

Diğer sanıklara hapis cezası 

Davanın diğer sanıklarından aşırı sağcı Nasyonal Demokrat Parti’nin (NPD) eski yöneticilerinden Ralf Wohlleben örgütüne silah temin ettiği gerekçesiyle “Cinayete yardım yataklık etmek” suçundan 10 yıl hapis cezası aldı. Başsavcılık mütalaasında Wohlleben için 12 yıl hapis cezası talep etmişti.

Sanık Holger G., “terörist örgüte destek sunmaktan” suçlu bulunarak üç yıl hapis cezası aldı. G., NSU örgütüne bir kez silah ve yeraltına inen örgüt üyelerine sahte belge temin ettiğini kabul etmişti.

Bir diğer sanık Andre Eminger iki yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Başsavcılığın mütalaasında talep ettiği gibi “cinayete yardım etmek”ten suçlu bulunmadı. Mahkeme heyeti 38 yaşındaki Eminger’i “terörist örgüte destek sunmaktan” suçlu buldu. Savunma avukatları Eminger’in beraat etmesini talep etmişti.

Davanın son sanığı Carsten S. ise üç yıl hapis cezası aldı. Mahkeme heyeti S.’ye suçu işlediği tarihte 18 yaşından küçük olması sebebiyle gençlik yasaları çerçevesinde “dokuz cinayette yardım etmek” suçundan üç yıl hapis cezası verdi. S., dava sürecinde NSU örgütüne dokuz cinayette kullanılan Ceska marka tabancıyı verdiğini itiraf etmişti.

Protesto gösterisi düzenlendi

NSU örgütüne yönelik davanın karar duruşması öncesinde Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi binası önünde gösteri düzenlendi. Gösteri öncesinde NSU kurbanları için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

“Devlet ne kadar NSU’nun içinde?”, “NSU’nun tamamen aydınlatılmasını bekliyoruz”, “Nazi terörü ve ırkçılığa karşı birlikteyiz”  yazılı dövizler taşıyan göstericiler duruşma salonuna girebilmek için uzun kuyruklar oluşturdu. Davanın karar duruşması için yoğun güvenlik önlemleri alındı. Daha sonra başlayan duruşmada mahkeme heyeti 2001-2007 yılları arasında sekizi Türk on kişinin ölümünden sorumlu tutulan aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütüne yönelik kararını açıkladı.

Ne olmuştu?

NSU örgütü 10 kişiyi öldürmek, iki bombalı saldırı ve 15 soygun düzenlemekle suçlanıyordu. Zschäpe ve diğer iki örgüt üyesi Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos 1998 – 2011 tarihlerinde yeraltına inmişti. Mundlos ve Böhnhardt başarısız bir banka soygununun ardından intihar etmişti. Bu olayın ardından Zschäpe, Mundlos ve Börnhardt ile Zwickau’da birlikte yaşadığı daireyi ateşe vermiş ve birkaç gün sonra da polise teslim olmuştu.

 

(DW Türkçe)

İlk duruşmada beraat eden Ezhel’e aynı suçtan bir dava daha açıldı

Geçtiğimiz Mayıs ayında tutuklanarak cezaevine konan, 26 gün hapis yattıktan sonra ilk duruşmada beraat eden ‘Ezhel’ lakaplı rapçi Ömer Sercan’a bir dava daha açıldı.

Bir kez daha ‘uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını özendirme’ suçundan açılan davada İpekçioğlu’nun 10 yıla kadar hapsi isteniyor.

İpekçioğlu, ‘uyuşturucu kullanımını özendirme ve kolaylaştırma’ suçlamalarıyla 24 Mayıs’ta tutuklanarak Maltepe Cezaevi’ne konulmuştu.

Müzisyen hakkında ‘uyuşturucu madde kullanılmasını özendirme’ suçundan beş yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ve bin günden 10 bin güne kadar adli para cezası istemiyle dava açılmıştı.

19 Haziran’da hakim karşısına çıkan İpekçioğlu, ilk celsede yargılandığı davadan beraat etmişti.

Anadolu Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, ülke genelinde uyuşturucu madde kullanımını özendirmeyle ilgili sosyal paylaşım sitelerinde yapılan paylaşımlardan hareketle Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nca rapor düzenlendiği belirtildi.

Ezhel’in internet üzerinden yayınlanan şarkılarında uyuşturucuyu özendirdiği tespiti yapıldığı öne sürüldü.

‘Şehrimin Tadı’, ‘Küvet’ ve ‘Alo’ isimli şarkılarında uyuşturucu maddeye özendirildiği belirtilen iddianamede, İpekçioğlu’nun evinde arama yapıldığı ve müzisyenden kan örneği alındığı aktarıldı.

İpekçioğlu’nun yargılanmasına 6 Kasım 2018 günü Anadolu 59’uncu Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.

Tutuklu yargılanan ünlü rapçı Ezhel beraat etti

‘Ezhel’in tutuklanması yaşam tarzını cezalandırma niyeti’

 

(Diken)

ABD’de hortum 1 can aldı, en az 20 yaralı var

ABD’nin Kuzey Dakota eyaletinde çıkan hortum ardında ölü ve yaralılar bıraktı.

Ulusal Meteoroloji Dairesi’ne göre rüzgâr hızının saatte en az 170 kilometre olduğu hortum bir karavanı devirerek içindeki 1 haftalık yeni doğan bebeğin ölümüne yol açtı.

Fotoğraf: Meteorolog Quincy Vagell

Hortumda Prairie View RV parkında yaşayan 28 kişinin 20’si yaralandı.

Hortum nedeniyle ağaçlar yerlerinde söküldü, elektrik hatları ve bazı yapılar zarar gördü.

İklim değişikliği bu tür alışılmadık hava olaylarının sıklığının ve şiddetinin artmasına yol açıyor.

 

(Business Standard)

Odysseia destanının en eski tableti bulundu

Yunanistan’daki Olympia Antik Kenti’nde, antik yazar Homeros’a atfedilen Odysseia destanının dizelerini içeren 1800 yıllık tablet bulundu.

Arkeofili’den Erman Ertuğrul’un haberine göre arkeologlar, Yunanistan’ın güneyindeki Olympia antik kentinde, ünlü Odysseia destanının 13 dizesinin kazındığı bir tablet ortaya çıkardı. Söz konusu dizeler, bu epik şiirin bilinen en eski kaydı olabilir.

Kil plakanın, Roma dönemine, MS 3. yüzyıla tarihlendiği düşünülüyor. Yani bu tabletin yazılmasından önce, yüzlerce yıl boyunca sözlü bir gelenek içinde nesilden nesile aktarılmıştı. Tabletin kesin tarihi hâlâ doğrulanmadı, ancak keşif “büyük bir arkeolojik, epigrafik, edebi ve tarihi keşif” olarak yorumlanıyor.

Kil tabletteki yazıt, 14 numaralı bölümden alınmış ve Ulysses’in anavatanı Ithaca adasına dönmesi anlatılıyor.

Mora Yarımadası’nın (Peloponez) batı kısmında, Olimpiyat Oyunları alanında, Zeus Tapınağı kalıntılarına yakın bir yerde bulunan tablet Yunan Arkeoloji Hizmetleri ile Alman Arkeoloji Enstitüsü işbirliği içinde, üç yıllık yüzey araştırmaları sonrasında keşfedildi.

Odysseia destanı, Batı edebiyatında ufuk açan bir çalışma olarak kabul ediliyor. 12.000 satırlık bu şiir, Truva krallığının yıkılışına katıldıktan sonra 10 yıl boyunca evine dönmeye çalışan Ithaca kralı Odysseus’un öyküsünü anlatıyor.

 

(Arkeofili, BBC, AFP)

 

Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi yasası kararname ile lağvedildi

Cumhurbaşkanlığı, Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi’ne el koydu. İki tüzel kurumun özel yasaları lağvedildi.

Devlet Tiyatroları ( DT ) ve Devlet Opera ve Balesi (DOB) gibi sanat kurumlarının özel yasaları yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uyum adı altında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile lağvedildi.

2012-2015 yıllarında da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca hazırlanan “Türkiye Sanat Kurulu Yasa Tasarısı” adlı tasarı ile her iki kurumun da lağvedilmesi istenmiş, ancak sanatçılar ve kamuoyundan gelen baskılar nedeniyle yasa tasarısı geri çekilmişti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gündeme gelir gelmez, bir kararname ile her iki kurumun da ‘özerkliği’ elinden alınmış oldu.

Yasaları değiştirildi

Çıkarılan kararname ile DT’nin kuruluş yasası olan 5441 sayılı yasanın adı “Devlet Tiyatroları Personeli Hakkında Yasa” ile DOB’un kuruluş yasası olan 1309 sayılı yasanın adı “Devlet Opera ve Balesi Personeli Hakkında Yasa” olarak değiştirildi. Kurumun kendisine ait Disiplin Kurulu, repertuvarı ve oyunları belirlemede etkin kurul olan Edebi Kurul ile Yönetim Kurulu, kurumun bakanlıktan ayrı bütçesini sağlayan ilgili maddeleri de lağvedildi.

Değişiklikler çerçevesinde artık DT’nin de DOB’un da genel müdürü ve bağlı il müdürlükleri de devre dışı kaldı.

DT ve DOB’un pek çok ilde bulunan müdürlüklere bağlı Büyük Tiyatro, Küçük Sahne gibi sahneler ve her iki kurumun taşınmaz mal varlıkları da Cumhurbaşkanlığı’nın himayesine geçti.

DT ve DOB’da görevli sanatçılar, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’na bağlı olmakla birlikte, kurumun özerkliğini sağlayan ilgili yasalar gereğince, her sanat yılı sonunda kurum içinde bir sözleşme imzalıyordu. Her iki genel müdürlük de lağvedilince sanatçıların sözleşmeleri de askıya alındı.

Kararname ile ayrıca her iki genel müdürlük Kültür ve Turizm Bakanlığı teşkilat yapısından da kaldırıldı. Bununla birlikte, “Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulları” başlığı altında “Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu” oluşturuldu.

Yeni kararnameyle birlikte Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Türkiye’nin en zengin, en büyük kütüphanesi olan ve ayrı bir başkanlık olarak düzenlenen Milli Kütüphane Başkanlığı da “bakanlığın teşkilat şemasında” yer almadı. Kütüphane, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü içinde yapılandırıldı.

 

(Cumhuriyet)