Ana Sayfa Blog Sayfa 2778

ODTÜ’lü öğrenciler tutuklandı

ODTÜ mezuniyet töreninde taşıdıkları pankart nedeniyle gözaltına alınan öğrenciler, çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece tutuklandılar.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ) mezuniyet töreninde taşıdıkları pankart sebebiyle gözaltına alınan ve nöbetçi mahkemeye sevk edilen 4 öğrenci hakkında tutuklama kararı verildi.

Dokuz8’in paylaşımına göre, pankartın hazırlandığı baskı evi çalışanının ise serbest bırakıldığı öğrenildi.

ODTÜ’de 6 Temmuz’da gerçekleşen diploma töreninde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karikatürünü pankart olarak taşıyan 3 öğrenci, 7 Temmuz günü “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret” suçlamasıyla gözaltına alınmıştı. 8 Temmuz’da da pankartı hazırlattığı belirtilen Ö.K. ile söz konusu pankartı bastığı öne sürülen Ş.D. Ankara Emniyet Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınmıştı.

 

(Sputnik, Dokuz8 Haber)

Bugün Srebrenitsa Soykırımı’nın 23. yıl dönümü

Bugün, Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan beri görülmüş en büyük kitlesel katliam niteliği taşıyan Srebrenitsa Soykırımı’nın 23’üncü yıl dönümü.

Yugoslavya iç savaşı sırasında 11 Temmuz 1995’te Bosna Hersek’in Srebrenitsa kasabasında 8372 kişi, Bosnalı Sırp güçler tarafından öldürülmüştü.

Saldırının baş sorumlusu general Ratko Mladiç, geçtiğimiz yıl soykırım, savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemekten ömür boyu hapse mahkum edilmişti.

Srebrenitsa, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’nın tanık olduğu en büyük katliam olarak tarihe geçti.

Halen yaklaşık iki bin katliam kurbanının kayıp olduğu bu büyük trajedi sadece Bosna Hersek’in değil tüm insanlığın adalet arayışının sembolü haline geldi.

BM başlıca yargı organı olan Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın 2007 tarihli kararında Srebrenitsa’da yaşananlar “soykırım” olarak tescil edilmişti.

Bugün hayatını kaybeden 35 kişi daha Potoçari Anıt Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

‘Bosna Kasabı’ Mladiç’ten Srebrenitsa yıl dönümünde NATO’ya suçlama

Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Bosnalı Sırpların eski lideri Ratko Mladiç, katliamın 23. yıl dönümünden bir gün önce temyiz davası ön duruşmasına çıktı.

Dün Lahey’de mahkemede konuşan ‘Bosna kasabı’ Mladiç, “NATO’yu sağlığını ve halkını yok etmekle” suçladı.

Lahey’de hapishanede tutulan 75 yaşındaki Mladiç’in temyiz davasının görüleceği tarihse henüz netlik kazanmadı.

Farklı mahkemelerde görülen Srebrenitsa davalarında bugüne kadar 45 Sırp toplam 699 yıl hapis cezası aldı.

 

(NTV, Euronews)

Soma davasında karar açıklandı: Patrona 15 yıl hapis cezası

Manisa’nın Soma ilçesinde 301 madencinin hayatını kaybettiği faciayla ilgili davada karar çıktı.

Dört yıl önce meydana gelen olaydan sonra Akhisar ağır ceza mahkemesinde dava açılmıştı.

Davada beşi tutuklu 51 sanık yargılanıyordu.

Bugün görülen duruşmada Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’a 15 yıl hapis cezası verildi.

Genel müdür Ramazan Doğru’ya 22 yıl altı ay, işletme müdürü Akın Çelik’e de 18 yıl altı ay ceza verildi.

İşletme müdür yardımcısı İsmail Adalı 22 yıl altı ay, maden mühendisi Erkan Aksoy 18 yıl dokuz hapis ay hapis cezasına çarptırıldı.

Can Gürkan, Akın Çelik, Ramazan Doğru ve Erkan Aksoy’a ‘taksirle ölüme sebebiyet vermek’ten hapis cezasına hükmedildi.

Davada tutuklu 5 sanığa 75 yıl hapis cezası verildi.

Soma Kömürleri A.Ş. Holding Başkanı Alp Gürkan ve 36 kişi hakkında ise beraat kararı verildi.

Soma maden faciası davasında karar yarın açıklanacak

 

(Diken)

Yeni sistemde Tarım ve Orman Bakanlığı’nın görev ve yetkileri belli oldu

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde iki bakanlığın birleştirilmesiyle oluşturulan Tarım ve Orman Bakanlığı’nın görev ve yetkileri belli oldu.

Gıda üretimi güvenliği, kırsal kalkınma, çiftçilerin örgütlenmesi, tarım piyasalarının düzenlenmesi gibi konulardan sorumlu olacak olan Tarım ve Orman Bakanlığı aynı zamanda ormanların korunarak geliştirilmesi, çölleşme ve erozyonla mücadele, mera ıslahı gibi alanlardan da sorumlu olacak.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne dair 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Buna göre, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi çerçevesinde Tarım ve Orman Bakanlığının görev ve yetkileri ile teşkilat yapısı da belirlendi.

Bakanlığın görev ve yetkileri arasında, gıda üretimi güvenliği ve güvenirliği, kırsal kalkınma, toprak, su kaynakları ve biyoçeşitliliğin korunması ile verimli kullanılmasını sağlamak yer aldı. Çiftçinin örgütlenmesi ve bilinçlenmesi, tarımsal desteklemelerin etkin şekilde yönetilmesi, tarımsal piyasaların düzenlenmesi gibi hususlar bakanlığın ana faaliyet konuları arasında sıralandı. Ayrıca, ormanların korunması, geliştirilmesi, işletilmesi, ıslahı ve bakımı, çölleşme ve erozyonla mücadele, ağaçlandırma ve ormanla ilgili mera ıslahı konularında politikalar oluşturulması amacıyla çalışmalar yapmak, tabiatın korunmasına yönelik politikalar geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yürütmek, korunan alanların tespiti, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve biyolojik çeşitlilikle av ve yaban hayatının korunması, yönetimi, geliştirilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesi bakanlığın sorumluluk sahaları olarak belirtildi.

Tarım ve Orman Bakanlığı, merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatlarından oluşacak.

Bakanlığın hizmet birimlerinde, Gıda ve Kontrol, Bitkisel Üretim, Hayvancılık, Balık ve Su Ürünleri, Tarım Reformu, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele, Doğa Koruma ve Milli Parklar, Su Yönetimi, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler ve Personel genel müdürlükleri ile Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Strateji Geliştirme Başkanlığı, Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı, Şeker Dairesi Başkanlığı, Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı, Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, Özel Kalem Müdürlüğü yer alacak.

Bakanlığa bağlı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, hayvan refahını sağlamaya yönelik çalışmalar yapacak, güvenilir gıda ve yem arzını sağlayacak. Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü de çayır, mera ve yaylaları koruyacak tedbirleri alacak.

Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü, toprağın korunması ve tabi kaynakların geliştirilmesi amacıyla havza bütünlüğü esas alınarak çölleşme ve erozyonla mücadele, çığ, heyelan ve sel kontrolüyle entegre havza ıslahı plan ve projelerini yapacak, uygulanmasını izleyecek, bu faaliyetlere proje bazında destek verecek.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürülüğü, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları ve sulak alanların tespiti, bunlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tescil edilenlerin korunması, geliştirilmesi, tanıtılması, yönetilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesiyle ilgili işleri yürütecek.

Öte yandan bakanlık, görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışmalarda bulunmak üzere diğer bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve konuyla ilgili uzmanların katılımlarıyla geçici çalışma grupları oluşturabilecek.

 

(Bloomberght)

Mağarada mahsur kalan tüm çocuklar ve antrenörleri kurtarıldı

Taylan’da 23 Haziran’da bir mağarada mahsur kalan 12 çocuk ve antrenörlerinin tamamı bugün itibarıyla çıkarıldı. Sabah saatlerinde kurtarılan çocukların sayısı 11’e ulaşmış, bugün dışarı çıkarılanların sağlık durumlarının iyi olduğu açıklanmıştı.

Çocukları Tham Luang Mağarası’ndan çıkarma operasyonu Pazar günü başlamış, ilk gün 4 çocuk dışarı çıkarılmıştı. Pazartesi günü ise erken saatlerde dalgıçlar 4 çocuğu daha su basmış olan mağaradan çıkarmayı başardı. İlerleyen saatlerde 3 kişi daha kurtarıldı.

Mağaradan çıkarılan çocuklar hastaneye götürülerek sağlık taramasından geçiriliyorlar. 2 çocuğun ciğerlerinde enfeksiyon saptandı. Bunun dışında çocukların fiziksel ve ruhsal sağlık durumlarının iyi olduğu belirtiliyor.

Çıkarılan ilk grup çocuğun ailelerini görmelerine izin verildi. Çocuklar bir hafta boyunca hastanede gözetim altında tutulacaklar.

Dalgıçlar çocukları oksijen tüpleri yardımıyla su altındaki dar geçitlerden geçirerek yeniden gün ışığına çıkarıyor.

Çocuklar nasıl çıkartıldı?

Mağarada 40’ı Taylandlı, 50’si ülke dışından 90 uzman dalgıç çalıştı.

Dalgıçlar, çocukları Tham Luang mağarasındaki karanlık ve su altındaki geçitlerden, mağaranın ağzına doğru yönlendirdi.

Çocukların bulunduğu yere gidip gelmek, deneyimli dalgıçlar için bile zorlu bir yolculuk.

Yolculuğun ne kadar tehlikeli olduğu deneyimli Taylandlı bir dalgıcın Cuma günü hayatını kaybetmesiyle gözler önüne serilmişti. Saman Gunan, çocuklara malzeme götürmekten dönerken, oksijeninin tükenmesi üzerine ölmüştü.

Çocuklar mağarada nasıl mahsur kaldı?

Çocuklar, İngiliz uzman dalgıçlar tarafından mağaranın girişinin 4 kilometre uzağında bulundu.

Yaşları 11 ila 17 arasında değişen çocuklar yerel bir futbol takımının oyucuları ve antrenörleriyle birlikte geziye çıkmışlardı.

Çocukları ve antrenörleri mağaranın derinliklerinde bulmak 9 gün sürdü.

 

(BBC Türkçe)

Soma maden faciası davasında karar yarın açıklanacak

Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde üç yıldır süren, 5’i tutuklu 51 sanığın yargılandığı davanın kararı yarın (11 Temmuz) açıklanıyor.

Haziran ayındaki 22. duruşmada, sanıklardan son sözleri istenmiş, karar 9 Temmuz’a ertelenmişti.

Hakimin dünkü duruşma sırasında rahatsızlanması nedeniyle karar 11 Temmuz’a ertelendi.

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri ile Manisa Barosu Başkanı Av. Ali Arslan ve Yönetim Kurulu üyeleri de Akhisar’da olacak.

Karar duruşması öncesinde bir açıklama yapan TBB Başkanı Metin Feyzioğlu şunları söyledi:

“Aileler adalet bekliyor. Kararın ne olacağını bilmiyoruz. Ancak birinci dereceden sorumlu olan yöneticiler için doğru olanı muhtemel kastla adam öldürmeden mahkûmiyet hükmü kurulmasıdır. Savcının esas hakkında mütalaasında ise çok sayıda yönetici hakkında bilinçli taksirden ceza verilmesi talep edilmiştir. Mahkeme, 301 kişinin gerekli tedbirler alınsaydı bugün hayatta olacağını dikkate alarak ve çok ağır kusuru gözeterek en üst hadden ceza vermelidir. Dosyanın içeriğine, hukuka ve vicdana uygun olan budur.

Aileleri güvensizliğe sevk eden durum şu oldu: Geçtiğimiz yıl aslında dosya tekemmül etmiş idi. Duruşma savcısı uzun süre esas hakkında mütalaa vermeyi geciktirdi. Tam karar aşamasına gelinmişken de Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), kanaatimizce hiçbir haklı gerekçe olmaksızın, mahkeme başkanını başka yere tayin etti, yeni bir heyet kurdu. Biz o tarihte HSK’ya yazılı olarak başvurarak bunun yanlışlığını ve HSK’nın zaten toplumda güvenilirlik algısı fevkalade azalmış olan yargıya kendi eliyle darbe vurduğunu açıklamıştık. Maalesef tayinler geri alınmadı. Bu, mahkemeye ön yargılı yaklaştığımız anlamına gelmiyor, adalet beklentimizi sürdürüyoruz. Ancak maalesef HSK eliyle yargıya güvenin bu somut olayda zayıflatıldığını söylemek zorundayız. Dileriz mahkeme herkesi tatmin eden bir gerekçeli karar vererek güvenilirliğini ispatlar.”

Ne olmuştu?

Manisa’nın Soma İlçesi’nde 13 Mayıs 2014’teki maden kazasında, 301 madenci hayatını kaybetti.

Faciadan sonra başlatılan adli süreçte, Soma Kömür İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan, Genel Müdür Ramazan Doğru ile İşletme Müdürü Akın Çelik‘in de aralarında bulunduğu sekiz kişi tutuklandı.

İddianamede, tutuklu sekiz sanık için için, “olası kastla öldürme” suçundan 301 kez 20-25 yıl arasında hapis cezası isteniyor.

Geçtiğimiz Aralık ayında görülen duruşmada üç sanık, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.

Soma davasında karar 9 Temmuz’da açıklanacak

 

(Yeşil Gazete)

Japonya’daki şiddetli sel ve toprak kaymalarında ölü sayısı 155’e yükseldi

Japonya’nın batısı ile orta kesimi şiddetli yağışların yol açtığı sel ve toprak kaymalarının etkisi altında.

Ülkede geçtiğimiz Perşembe günü başlayan ve Cumartesi günü şiddetlenen yoğun yağışların yol açtığı sel ve toprak kaymalarında ölenlerin sayısı 155’e yükseldi.

Sel ve toprak kaymalarındaki can kayıpları Hiroşima, Ehime, Okayama, Yamaguçi, Kyoto, Gifu, Şiga, Hyogo, Koçi ve Fukuoka bölgelerinde yaşandı.

51 bin eve giden elektrik hatları zarar görmüşken, 250 bini aşkın eve su verilemiyor.

Japonya Hükümet Sözcüsü Yoşihide Suga, ülkedeki sel ve toprak kaymalarında en az 50 kişinin kaybolduğunu, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü açıkladı.

Afet bölgelerinde arama kurtarma çalışmalarına 75 bin sivil savunma, sahil güvenlik, polis ve itfaiye personeli katıldı.

Afetzedeler için 80 helikopter tahsis edildi.

Ülkede selle mücadele kapsamında özel görev komitesi oluşturuldu.

Komiteye 18 milyon dolarlık bütçe ayrıldı.

19 vilayette 5,9 milyon kişi için tahliye emri çıkarılmıştı.

Japonya 1982 yılından bu yana en büyük sel felaketiyle karşı karşıya.

İklim değişikliği deniz sularının aşırı ısınması ve buharlaşmanın artması gibi nedenlerle tayfunların ve aşırı yağışlara bağlı sel ve toprak kaymalarının sıklığını ve şiddetini artırıyor.

Bu tür meteorolojik afetlere bu nedenle iklim değişikliğiyle olan bağlantısını hatırlatan iklim felaketi adı veriliyor.

Japonya’da iklim felaketi: Aşırı yağış, sel, 100’ü aşkın ölü

 

(Japan Times, Yeşil Gazete)

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan akıllı telefon kullanıcıları için hava kalitesi uygulaması

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı bünyesindeki 300 hava kalitesi ölçüm istasyonu üzerinden elde edilen sonuçların öğrenilebileceği yeni bir Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı uygulaması geliştirildi.

Uygulama ile kullanıcılar yaşadıkları bölgenin hava kalitesi değerlerine anlık olarak erişim sağlayabilecek.

www.havaizleme.gov.tr adresi üzerinden erişilebilen Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı ölçüm sonuçlarına artık akıllı telefonlar için geliştirilen mobil uygulamalar üzerinden ulaşılabiliyor.

Uygulamayı kullananlar bulunduğu bölgenin hava kalitesi değeri ile ilgili merak ettiklerini uygulama üzerinden Bakanlığa da iletebilecek.

Uygulamanın başlıca özellikleri şu şekilde:

– Türkiye genelinde hava kalitesi verilerinin görüntülenmesi,
– Konumunuza en yakın olan ölçüm istasyonunun ölçüm değerlerinin öğrenilmesi,
– Güncel hava kalitesine göre aktivite önerilerinin görüntülenmesi,
– Ölçüm istasyonu ile ilgili hem fotoğraf hem de konum bazlı bildirim gönderebilmesi

Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı’nda, sıcaklık, nem, rüzgar şiddeti ve yönü hakkında bilgilendirme yapılıyor.

Ayrıca bulunduğunuz şehrin saat saat hava kalite durumu, havadaki oksijen, karbondioksit, azotdioksit ve sülfürdioksit oranı gibi daha detaylı bilgiler de veriliyor.

Android için Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı uygulamasını Google Play üzerinden indirmek için buraya tıklayabilirsiniz.

IOS işletim sistemi için çalışmaları biten uygulama kısa bir süre sonra kullanıma hazır olacak.

 

(Yeşil Gazete)

Bir kuşa, bir kurda, bir bana – Metin Münir

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

Eskiden çiftçiler tarlaya elleriyle tohum serperken “Bir kuşa, bir kurda, bir de bana,” derlermiş.

Eskiden dediğim, o kadar da eski değil.

Karpaz’da rençper olan dedemle ilgili az sayıdaki anılarımdan biri, yavaşça yürürken boynuna astığı eski bir çarşafın içine elini daldırıp aldığı tohumları soldan sağa bir el hareketiyle toprağa saçmasıydı. Bir kuşa, bir kurda, bir de ona olmak üzere, herhâlde.

O zamanlar ve o zamanlardan ta ilk tarımın başladığı 12,000 yıl öncesine kadar, insanlar toprağın ürünlerinin yalnız kendileri için olmadığını anlıyorlardı sanırım.

On Dokuzuncu Yüzyıl’da yoğun tarım dönemi başladı ve yoğunlaşa yoğunlaşa günümüze kadar geldi.

Artan gıda arzı, nüfusun çoğalmasını körükledi. Nüfus arttıkça onu beslemek için daha çok doğa parçası diğer canlılardan temizlenerek ekilir biçilir hâle getirildi. Tarım daha da entansif şekle büründü.

Yoğun tarım; motorlu araç, genetiği değiştirilmiş tohum, yapay gübre ve böcek ilacı kullanarak topraktan metreküp başına alınan verimi maksimize etmek demektir. Bu tarımda toprağı nadasa bırakmak gibi bir olgu yoktur.

Artık bir buğday tarlasına bakarsanız genellikle buğday dışında bir bitki göremezsiniz. Orada, buğdaydan başka bir nebatın yaşama şansı yoktur.

Yoğun tarım uygulanan yerlerde, Almanya’da görmüştüm, ekinler o kadar sıktır ki aralarından yürüyüp geçemezsiniz bile.

Bunlar tek ürüne ayrılmış topraklardır.

Yapay gübreye boğularak, tarım ilacı ile zehirlendirilerek başka bitkilere ve yaban hayatına kapatılmışlardır.

Dünyada bütün modern yöntem uygulayan tarım alanları, aşağı yukarı hep böyledir.

Bu yöntemin arkasındaki felsefe;  “hep bana, hep bana, hep bana”dır.

Amerika’da tek ürüne, örneğin kiraz ve bademe, tahsis edilmiş milyonlarca dönümlük plantasyonlar var.

Dünya bademinin yüzde seksenini üreten Kaliforniya’da, uçsuz bucaksız alanlarda gözün alabildiğine sadece badem ağacı vardır.

Buralarda o kadar çok kimyevi gübre ve tarım ilacı kullanılır, toprak o kadar sık sürülür  ki, ağaçların arasında bir tek kır çiçeğine veya doğal habitatta bulunan başka bir bitkiye rastlayamazsınız.

Arı, kelebek, böcek de barınamaz buralarda.

Her ilkbaharda ağaçların çiçeklerini döllemek için binlerce kilometre öteden dev araçlarla kovanlar içinde arı taşınır.

Kahve, kakao, kauçuk, muz gibi ürünler de tek cins ağaç bulunan, aynı ekolojik özelliklere sahip plantasyonlarda yetiştirilir.

Bu olgunun dünya çapındaki sonuçlarından biri, yaşam alanlarının kaybolması nedeniyle arı, kelebek, sinek, kuş sayılarının felaket bir biçimde azalmasıdır.

Canları cehenneme, azalırsa azalsın diyebilirsiniz, ki böyle diyenler çok.

Ama bu umursamazlık, sonu gözyaşı olan bir cehaletin sonucudur.

Yeryüzünde her şey birbirine bağlıdır ve her ne kadar insan, engin akılsızlığı ve dipsiz açgözlülüğü ile kendini varlığın efendisi saysa da sayısız canlı ve cansızdan sadece biridir.

Yeryüzü, yaratılmış tüm canlı ve cansız varlıkların toplamıdır.

Bunlar birlikte yaşarlar ve birbirlerini yaşatırlar.

Birbirlerinden ayrılamazlar.

İnsan kendini bu birliğin dışına atamaz ve bu denklemin dışında var olamaz.

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

 

Metin Münir

Türkiye’de hayvancılıkta kullanılan antibiyotik miktarı nedir? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Yenebilir bitkiler içinde yer alan 15 bitki bütün dünyada insanların gıdalardan aldığı enerjinin yüzde 90’ını; sadece pirinç, mısır ve buğday ise alınan enerjinin yüzde 54’ünü sağlıyor.

Dünya tarımsal üretiminin üçte ikisini bitkisel, üçte birini ise hayvansal ürünler oluşturuyor. Türkiye‘de 2016 yılı itibariyle tarımsal üretiminde hayvancılığın payı yüzde 35 civarında.

Dünya genelinde hayvansal ürünlere yönelik talep hızla artıyor ancak bu artışın ağır bir bedeli var. Geniş tarımsal arazilerin yem bitkileri üretimi için ayrılması ve neredeyse tamamen hayvancılık için yapılır hale gelen genetiği değiştirilmiş mısır ve soya tarımı, pestisitler başta olmak üzere zehirli etkili çeşitli tarım kimyasallarının yüksek miktarda kullanılması, dünya genelinde üretilen ilaç ve ecza ürünlerinin yarısının hayvancılıkta kullanılması çok büyük sorunlara neden oluyor. Bu sorunların başında atmosferdeki sera gazlarının miktarının artışı, ormansızlaşma, biyolojik çeşitlilik kaybı, su varlıklarının kimyasal maddelerle kirlenmesi, önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelen antibiyotik direnci sorunu geliyor.

Ülkemiz hayvancılığında ne düzeyde antibiyotik kullanıldığına dair sağlıklı veriler yok. Bu yazıda bir tahmin yapmaya çalışacağım. Ama önce antibiyotik direnci nedir, neden oluşur kısaca değinmek gerekiyor.

Hayvancılıkta dönüşüm

Dünya genelinde 1970’li yıllara kadar beslenme amacıyla yetiştirilen hayvanların çoğu küçük ve orta ölçekli sürüler halinde otlaklarda besleniyor; yakındaki mezbahalarda kesiliyor ve sonra aynı bölge içinde tüketiliyordu. Oysa günümüzde hayvancılık sektörü çok sayıda hayvanın suni yemlerle beslenerek yetiştirildiği ve yem sanayi, kesimhaneler, et işleme, soğutma, dondurma, ambalajlama ve nakliye gibi çok sayıda sektörün işin içinde olduğu endüstriyel bir sektör niteliğini kazandı.

Endüstriyel hayvancılık iklim krizinin olumsuz etkilerini şiddetlendiriyor; açığa çıkardığı kimyasal atıklarla toprak ve su varlıklarının kirlenmesine, biyoçeşitlilik kaybı ve orman varlıklarının küçülmesine neden oluyor. Hayvancılık sektörünün sera gazı emisyonları içindeki payı yüzde 18 olarak belirlenmiş ama gerçek rakamın bunun daha üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

Antibiyotik kalıntıları önemli bir sorun

Olumsuz etkiler sadece iklim krizinin şiddetlenmesi ile de sınırlı değil. Hayvancılıkta kullanılan farmakolojik maddelerin gıdalarda bıraktığı kalıntılar ve özellikle de antibiyotik kalıntıları önemli bir halk sağlığı sorunu olarak niteleniyor. Sadece insanlar için değil hayvanlar için de bir sorun olarak görülmeli bu durum. Hayvanlar yaşadıkları hiçbir dönemde yedikleri gıdalarla bu kadar çok kimyasal maddeye maruz kalmadı.

Dünya genelinde hayvancılıkta kullanılan antibiyotik miktarına ilişkin tahminler 63000 ton ile 240000 ton arasında değişiyor. Amerika’da bir yıl içerisinde kullanılan antibiyotiklerin yüzde 70’inin hayvancılıkta kullanıldığı ve Dünya genelinde pek çok ülkede bu oranın yüzde 50 civarında olduğu belirtiliyor. Hayvancılıkta antibiyotik kullanımı yıldan yıla artış göstereceği ve 2010 ile 2030 yılları arasında hayvancılıkta kullanılacak antibiyotik miktarının yüzde 67 oranında artacağı tahmin ediliyor.

Türkiye’de hayvancılıkta kullanılan antibiyotik miktarı

Türkiye’de 2017 yılında 1 milyon 173 bin ton kırmızı et ve 2,4 milyon ton kanatlı eti üretimi yapıldı. Toplam et üretimi 3 milyon 573 bin ton olarak tahmin ediliyor. Ne kadar antibiyotik kullanıldığını tahmin etmek zor. Ancak bir istatistik bilgisi tahmini bir rakam elde etmek için yeterli olabilir. Antibiyotik direnci sorunu ile mücadele etmek için hayvancılıkta kullanılan antibiyotik miktarının nasıl azaltılacağının tartışıldığı bir yazıda  ülkemizde 1 kilo et için 65,1 mg antibiyotik kullanıldığı bilgisi yer alıyor. Bu veriyi baz alarak ve antibiyotik kullanımının artmadığını varsayarak 2017 yılında üretilen toplam et miktarı üzerinden 232 602 300 000 miligram antibiyotik kullanıldığını ve bu rakamın da 232 milyon 602 bin 300 grama karşılık geldiği hesaplanabilir. Bu miktar kutusunda 1 gramlık 10 adet antibiyotik içeren yaklaşık 23 milyon 260 bin kutu antibiyotiğe denk geliyor.

2017’de reçete edilen 2 milyar kutu ilaçtan sadece yüzde 8,5’inin antibiyotik olduğu belirtiliyor. Bu durumda ülkemizde insan hastalıklarının tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin yaklaşık olarak 170 milyon kutu olduğu hesaplanabilir. Kesin olmamakla birlikte hayvancılıkta kullanılan antibiyotik miktarının ülkemizde kullanılan toplam antibiyotik miktarının yaklaşık yüzde 13-14’ü düzeyinde olduğu söylenebilir.

Hayvanlarda büyümeyi hızlandırıyor

Hayvancılıkta gereksiz yere antibiyotik kullanılmasının en önemli nedenlerinden biri çok sayıda hayvanı küçük bir mekânda yetiştirme esasına dayanan endüstriyel hayvancılık uygulamalarının hastalıkların yayılması için çok uygun bir ortam oluşturması. Dolayısıyla salgınları önlemek için herhangi bir hastalık ortada yokken “koruma” amaçlı antibiyotik kullanımı çok yaygın. Önemli bir diğer neden hayvanların “büyümelerini hızlandırmak” yani yedikleri yemi hızla ete dönüştürmelerini sağlamak için antibiyotiklerin kullanılmasıdır. Bir domuzun pazarda satılabilir ağırlığa gelmesi için yemesi gereken yem miktarını, yemin içine antibiyotik katarak yüzde 10-15 oranında azaltmak mümkün. Bu oranların sığır için yüzde 17, koyun için yüzde 10 ve etlik piliçler içinse yüzde 15 olduğu belirtiliyor.

Gıdalarda ve sularda kalıntı sorunu

Hayvancılıkta kullanılan antibiyotikler hayvanların et, süt, yumurta gibi yenilebilir ürünlerinde kalıntı bırakıyor. Bu ürünler yenildiğinde antibiyotikler de bünyeye alınıyor. Gıdalardaki antibiyotik kalıntıları son yıllarda en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olarak gösteriliyor. Dünya Sağlık Örgütü aşırı ve gereksiz antibiyotik kullanımının hastalık yapıcı bazı bakterileri antibiyotiklere dirençli kıldığını ve tedavisi imkânsız bir enfeksiyon etkeni haline gelen bu bakterilerle mücadele etmek için elimizde etkili bir ilaç kalmadığını dile getiriyor.

Kullanılan antibiyotik esaslı maddeler sadece antibiyotiklere direnç gelişimi sorununa neden olmuyor. Antibiyotikler hayvancılıkta açığa çıkan atıklar vasıtasıyla sulara da bulaşabiliyor. Endüstriyel hayvancılık işletmelerinde kullanılan antibiyotiklerin yüzde 75’inin atıklarla hiç bozulmadan tekrar doğaya karışıyor. Atıklarla doğaya karışan kimyasal maddelerin nihai durağı ise sular ve sularda ilaç ve ecza ürünlerinde kaynaklanan kirlenme son yılların öne çıkan sorunlarından biri.

Bazıları çok zararlı

Gıdalardaki antibiyotik kalıntılarının insan sağlığına zararlı başka etkileri de var. Örneğin 1950’li yıllarda piyasaya sürülen Nitrofuranlar’ın kullanılması hormonal sistem bozukluklarına ve kansere yol açtığı belirlendiği için yasaklandı. Avrupa Birliği büyümeyi hızlandıran bu tip antibiyotiklerin kullanımını 2006 itibariyle bütünüyle yasakladı. Bu yasaklama kararı daha sonra ülkemizde de alındı. Ancak Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yapılan saha çalışmaları yasaklama kararının bu ilaçların kullanılması üzerinde bir etkisi olmadığını gösteriyor.

Ülkemizde hayvansal ürünlerde ve sularda ilaç kalıntılarını bulunup bulunmadığını belirlemek için kapsamlı ve zamana yayılan saha çalışmaları yapılmıyor.

Bitkisel beslenmeye ağırlık verilmeli

Beslenme en önemli fizyolojik ihtiyaç ve et ürünleri de en önemli protein kaynaklarından biri olarak görülse de bu anlayışın geçerliliğini dikkatle sorgulamak gerekiyor. Et yeme ihtiyacının hayvan refahı gözetilerek, daha az zararlı atık çıkarılarak, insan ile çevre sağlığını tehlikeye atmadan karşılanmasını sağlayacak kamu politikalarının nasıl oluşturulabileceği üzerinde durmak da bir gereklilik olarak görülmelidir. Dolayısıyla her şeyden önce bitkisel temelli ürünlerin daha fazla tüketilmesini dikkate alan bir gıda ve beslenme programlarına ihtiyacımız var.

İnsan sağlığı yeryüzünün sağlığından ayrışık olarak ele alınamaz. Yeryüzünü tahrip eden, hayatın geleceğini tehlikeye atan bir üretim sistemi savunulamaz; yaşanılabilir olma niteliğini giderek yitiren bir gezegende hala hayvansal ürünleri tüketmenin sağlığa yararlarından söz etmek en azından absürt kaçıyor.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık