Ana Sayfa Blog Sayfa 2768

Yunanistan’da olağanüstü hâl: Orman yangınlarında en az 50 ölü, 150’yi aşkın yaralı

Yunanistan’ın başkenti Atina yakınlarındaki Doğu Attika bölgesinde çıkan orman yangınları dün gece binlerce hektarlık arazideki ağaçları küle çevirdi.

Ormanlık bölgede çıkan ve rüzgâr nedeniyle kısa sürede Pendeli, Mati, Rafina, Vuças gibi sayfiye yerlerini saran yangında yerleşim bölgeleri boşaltıldı.

Ancak yangının hızla büyümesi ve yayılması nedeniyle bölgeden çıkmayı başaramayan 50 kişi dumandan boğularak ve yanarak yaşamını yitirdi. 157 kişi hastaneye kaldırıldı.  Yangın, bitki örtüsünün yanı sıra pek çok yaban hayvanını da yok etti.

Ölenlerin çoğunun yangına evleri ya da araçlarının içindeyken yakalandığı belirtiliyor.

Aralarında turistlerin de bulunduğu bölgede kayıplar olduğu, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü haberleri geliyor.

Yangından kaçan yüzlerce kişi ise deniz kenarına sığındı.

Sığınanlar Yunan sahil güvenlik botları ve özel teknelerle Rafina Limanı’na taşındı.

Evsiz kalan insanların barınması için otel odaları temin edildi, askeri mekânlar da seferber edildi.

Bölgedeki rüzgârın hızı saate 80 km’ye ulaşırken yetkililer ülkedeki tüm yangın müdahale uçakları ve helikopterlerini tatilcilerin kaçması için bölgeye konuşlandırdı.

Orduya ait insansız hava araçları da alandaki 600 itfaiyeciye yardım etmeye çalışıyor.

Gece yarısından sonra açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Dimitris Canakopulos, bölgede aynı anda 15 değişik yerde yangın çıktığını, şiddetli rüzgârın ise yangının kısa sürede kontrol dışına çıkmasına neden olduğunu söyledi.

Canakopulos, Avrupa Sivil Savunma Mekanizması’ndan hava ve karadan yardım desteği talep edildiğini, Kıbrıs, Portekiz ve İspanya’nın olumlu yanıt verdiğini söyledi.

Çipras’ın sabotaj kuşkusu

Balkanlar’da barışın sağlanması konusundaki katkıları dolayısıyla Barış Ödülü ile ödüllendirilmek üzere Bosna Hersek’te bulunan Başbakan Aleksis Çipras ziyaretini yarıda bırakıp acilen Atina’ya döndü. Çipras, “Farklı yerlerde aynı anda çıkan yangınlar kuşku uyandırıyor” dedi.

Bu sabah itibariyle tüm ülkede olağanüstü hal ilan edildi.

 

(BBC, Diken, Sputnik News)

Joan Baez: Her zaman genç ve eylemci

1968 kuşağının en önemli isimlerinden, barış, özgürlük ve insan hakları mücadeleleri eylemcisi ve bu şarkıların vazgeçilmez sesi; folk ve protest müziğin “Çıplak Ayaklı Madonna”sı Joan Baez, bu yıl yayınlanan yeni albümü “Whistle Down The Wind” için çıktığı veda turnesi kapsamında Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde İstanbullu hayranlarıyla son kez buluştu. Bu konser Joan Baez’in Türkiye’de verdiği 6. konser oldu. Daha önce 1988, 1989 (Ankara), 1993, 2004 ve 2015’te Türkiye’ye gelmişti.

Joan Baes, Zeynep Oral’a verdiği söyleşide “Artık sesim sahneleri bırak demeye başladı” diyordu. 1958’dan beri sahnelerde tanrı vergisi 3 oktavlık sesiyle dinlediğimiz Joan Baes “Eskiden çıkabildiğim o çok tiz seslere, o yüksekliğe artık çıkamam” demiş ve bu nedenle “The President Sang in Amazing Grace” ve “Forever Young” şarkılarını konser repertuvarından çıkarmıştı ama dün akşam 77 yaşına rağmen sesiyle ve sahne performansıyla “Her zaman genç ve eylemci” olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Konserde Joan Baes’e vurmalı çalgılarda oğlu Gabriel (Gabe) Harris; Meksika gitarı, bas gitar, akustik gitar, banjo ve piyanosuyla Dirk Howell; akustik gitarı ve vokaliyle Grace Stumberg eşlik ettiler. Klarinet ustası Serkan Çağrı da iki şarkıda sahne aldı. John Baes şarkılarında iki ayrı gitarı dönüşümlü olarak kullandı.

Sesiyle olduğu kadar insan hakları, emek, özgürlükler ve ekoloji alanlarındaki aktivist duruşuyla ve şiddet karşıtı, muhalif görüşüyle de bilinen John Baez, yoğun kalabalık nedeniyle gecikmeli olarak başlayan konserine “Merhaba, iyi ki buradayım” diyerek başladı  ve bir Bob Dylan şarkısıyla devam etti: “Don’t Think Twice It’s All Right”. Sonra “God is God”…

Bir Bob Dylan şarkısı olan “Farewell Angelina” ile konserine devam eden Baez, Meksikalı göçmenleri anlatan Woody Guthrie şarkısı “Deportees”i seslendirmeden önce “Sıradaki şarkı mülteciler için, biliyorum ki Türkiye bu anlamda dünyadaki en insani ülkelerden. Benim ülkemde ise durum berbat. Aileleri birbirinden ayırıyorlar” dedi ve şarkıyı bütün Meksikalı arkadaşlarına armağan etti.

Konserde “Diamonds and Rust”, “House of The Rising Sun”, “Joe Hill”, “Gracias A La Vida”, “Sweet Love, Sweet Chery”, “İmagine” gibi klasik repertuvarından bildiğimiz şarkılarının yanı sıra “Whistle Down The Wind” adlı yeni albümünden de şarkılar seslendirdi.

Şarkılarındaki duyguların barışın olduğu başka bir dünyayı yansıttığını ifade eden Joan Baes’in, gitarını aynı zamanda bir vurmalı çalgı gibi kullanarak seslendirdiği “I Need Another World” şarkısı, konserin akılda kalan yorumlarından bir tanesi oldu.

Klarinet sanatçısı Serkan Çağrı ve piyanist Dirk Howel’ın eşliğinde bir Zülfü Livaneli bestesi olan Nazım Hikmet’in “Kız Çocuğu” şiirini yorumlayan Joan Baes, şarkının ardından sahneye arkadaşı Genco Erkal’ı davet etti. Genco Erkal’ın yorumladığı, Nazım Hikmet’in “Vatan Haini” şiiri dakikalarca ayakta alkışlandı.

Pete Seeger ve Guy Carawan tarafından 1958’de yazılan-bestelenen ve Medeni Haklar Marşı olarak kabul edilen “We Shall Over Come”da Joan Baez’e tiyatroyu dolduran binlerce kişi de eşlik etti.

Konserin sonuna doğru klarinet ustası Serkan Çağrı bir kez daha sahneye geldi ve Joan Baes ile birlikte konserin sürprizlerinden, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şiirinden Zülfü Livaneli’nin bestelediği “Yiğidim Aslanım” şarkısını seyircilerle birlikte yorumladılar. Şarkıya oğlu Gabriel (Gabe) Harris bendir ve Dirk Howell da gitarıyla katıldılar.

Konserin bir diğer sürprizi de Serkan Çağrı’nın klarinetiyle çaldığı Tamburi Cemil Bey’in “Nikriz Sirto”su eşliğinde, Joan Baez’in sandaletlerini çıkararak, çıplak ayakla yaptığı, büyük alkış alan dans gösterisiydi.

Ömer Madra, Açık Radyo.

Zeynep Oral, Genco Erkal, Ömer Madra, Leman Sam ve Erkan Özerman gibi isimlerin yanı sıra binlerce hayranının yoğun ilgi gösterdiği ve yaklaşık 1 buçuk saat süren konserin sonunda Joan Baez ısrarlı alkışlarla 3 kez sahneye geldi ve sevenlerine son olarak “Dona Dona” ile veda etti.

Joan Baez, Zeynep Oral’a verdiği söyleşide “Sahnede olmayı seviyorum. Veda turnesi yapıyorum ama yine de ilginç davetler alırsam belki arada çıkarım sahneye” diyordu.

Umuyoruz ve bekliyoruz.

 

 

Ercüment Gürçay

 

Guardian, ‘Tehdit Altındaki Doğa Savunucuları’ yazı dizisi için Alakır’dan Tuğba ve Birhan ile görüştü

Antalya’da Alakır Vadisi’nde yaşayan ve HES’lere karşı mücadele veren Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal İngiliz The Guardian gazetesinin “Tehdit Altındaki Doğa Savunucuları” yazı dizisinde yer aldılar.

Dizi kapsamında dünya çapında doğa savunucusu dokuz aktivist ile röportajlar yapıldı.

Proje Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Global Witness kurumunun desteği ile gerçekleşti.

Yazı dizisi ve fotoğraf projesi kapsamında Guardian muhabiri John Watts doğayı korumak için mücadele edenlerin yaşadıkları bölgelere giderek röportaj yaptı, Thom Pierce da fotoğraf çekimlerini üstlendi.

Türkiye’den HES’lere karşı Alakır Vadisi’nde mücadele eden Birhan ve Tuğba ile röportaj yapan Watts, Alakır Nehri üzerinde yapılmak istenen Hidroelektrik Santrali’ne karşı mücadelede 14 yılı geride bırakan Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal’ın hayatlarına tanık oldu.

Görüşme sırasında akıllarında böyle bir şey yokken koruyucu olduklarını anlatan Erkutlu, “Artık dünyanın dört bir yanında bunu yapan ne kadar çok kişinin olduğunu görüyoruz. Bu bizim ufkumuzu genişletti. Belki Amazon ya da başka yerlerle kıyaslandığında bizim sorunlarımız daha küçük olabilir ama tehdit de aynı, dava da aynı” açıklamasında bulunuyor ve ekliyor:

“Yasaları biliyorsan mücadelede edebilirsin. Biz İstanbul’dan sadece iki kişiyiz. Eğer biz başarabilirsek, herkes başarabilir.”

Sosyal medya üzerinde Amazon ve Borneo’daki aktivist gruplarla da iletişim halinde olan Alakır savunucularından Tuğba Günal, “Doğayı korumak istiyorsanız, terörist muamelesi görüyorsunuz.  Şimdi her yerde böyle” diyor.

Dünya çapındaki proje kapsamındaki diğer ülkeler ise Güney Afrika Cumhuriyeti, Meksika, Kolombiya, Brezilya, Filipinler, Uganda ve Hindistan oldu.

21 Temmuz’da The Guardian gazetesinde yayınlanan yazının fotoğraf sergisi gelecek ay (Ağustos) Londra’da, Eylül ayında ise Rio de Janeiro’da yapılacak.

 

Alakır’dan sevindirici haber: Müjde canlar suyumuz bize geri geldi!

[Özel Haber] Alakır’da Tuğba ve Birhan’a dönük taciz ve saldırının arkasından muhtarın şikâyet dilekçesi çıktı

Alakır’da susuz 100’üncü gün

Alakır’dan güzel haber: 72.4 hektarlık bölge için de kesin korunacak hassas alan ilanı

[AlakırSahipsizDeğildir] Tuğba ve Birhan’ı kameralı tacizle yıldırmaya çalışıyorlar

[Alakır Sahipsiz Değildir] Tuğba ve Birhan’ın susuz bırakılmasına izin vermeyin!

Alakır’dan destek çağrısı: Hayrat Bir Şey!

Alakır Vadisi’nde HES’e karşı mücadele eden çevreci çifte silahlı taciz

 

(The Guardian, Yeşil Gazete)

26. Musa Anter Gazetecilik Ödülleri için başvurular başladı: Son gün 10 Eylül

Bu yıl 26’ncısı düzenlenecek olan Musa Anter Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri için başvurular başladı.

Yeni Yaşam gazetesi tarafından bu yıl düzenlenecek olan yarışma için son başvuru tarihi 10 Eylül 2018.

“Türkçe Haber”, “Kürtçe Haber”, “Fotoğraf (haber fotoğrafı)”, “Karikatür” ve “Kadın Haberciliği” dallarında düzenlenecek yarışmanın sonuçları ise 18 Eylül’de açıklanacak.

Yarışmanın seçici kurulu ise şöyle:

Türkçe Haber: Hüseyin Aykol, Candan Yıldız, Fatih Polat, Faruk Eren, İbrahim Varlı.

Kürtçe Haber: Reşat Sorgul, Suna Tunç, Ramazan Umar, Semiha Alankuş, Mehmet Ali Ertaş.

Kadın Haberciliği: Burcu Karakaş, Nevin Cerav, Dicle Müftüoğlu, Derya Ceylan, Ayşe Oyman.

Fotoğraf: Mustafa Seven, Abdurrahman Gök, Özcan Yaman, Ramazan Öztürk, Nazmi Belge.

Karikatür: Doğan Güzel, İmam Cici, Sefer Selvi, Rewhat Arslan.

Katılım koşulları nedir?

  • Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Yarışması’nın teknik şartnamesinde belirtilen koşullara haiz, eser sahibi herkes yarışmaya katılabilir.
  • Yarışmaya seçici kurul üyeleri (jüri olduğu yıl) ile Yeni Yaşam gazetesi çalışanları katılamazlar.
  • Yarışmaya katılan eserlerin daha önce yayımlanmamış ya da 10 Eylül 2017 tarihinden sonra yayımlanmış olması gerekmektedir.
  • Katılımcı, daha önce ya da bu yarışma ile eşzamanlı yapılan herhangi bir yarışmada ödül, mansiyon ve sergileme almamış eserleriyle katılabilir.
  • Eserin, daha önce ya da bu yarışma ile eşzamanlı yapılan herhangi bir yarışmada ödül, mansiyon ve sergileme aldığının ortaya çıkması durumunda katılımcı hakkında kural ihlali işlemi uygulanır; alınan ödül iptal edilir. Ödül alınmışsa, katılımcı tarafından iade edilmesi gerekmektedir. Bu işlem diğer katılımcılar için herhangi bir talep hakkı doğurmaz.
  • Yarışmaya gönderilen eser üzerinde, eser kendisinin olmadığı halde kendisininmiş gibi göstermeye ve jüriyi yanıltmaya yönelik her türlü müdahale ve değişikliği yapan katılımcı hakkında jüri tarafından kural ihlali işlemi uygulanır.
  •  Yarışmaya eser gönderen tüm katılımcıların, şartnamede belirtilen hususları kabul ettikleri kabul edilir. Bu koşullara uymayan katılımcılar yarışma dışı bırakılır.
  • Eser yayınlanmamış ise, eserin adı, çekildiği ya da çizildiği yer ve zaman; yayınlanmış ise yayınlandığı gazete, dergi, ajans, internet sitesi, TV ile yayın tarihi bilgileri ve yayının bir kopyasının dosyada yer alması gerekmektedir.
  • Katılımcıların; özgeçmiş, iletişim adresi ve eser hakkındaki bilgi yazısı ile bir adet fotoğrafını başvuru dosyasına eklemelidir.

Şartname, katılım koşulları hakkında detaylı bilgi ve başvuru için: [email protected]

 

(Yeni Yaşam Gazetesi)

Önlemler sayesinde son 22 yılın rekoru kırıldı: Çıralı’da caretta caretta yuvası 142’ye yükseldi

Koruma altındaki deniz kaplumbağaları caretta carettalara ev sahipliği yapan Antalya’nın Kemer ilçesine bağlı olan Çıralı bir rekora sahne oldu.

Geçtiğimiz yıl sayıları 74’e kadar düşen caretta caretta yuvalarının sayısı 142’ye yükselerek, 22 yıldır devam ettiği belirtilen koruma çalışmalarında tespit edilen rakamların üzerine çıktı.

Milli Parklar Deniz Kaplumbağaları Koruma ve Kontrol Görevlisi ve Ulupınar Çevre Koruma Kooperatifi Başkanı Bayram Kütle’nin verdiği bilgiye göre, bu yıl anaç deniz kaplumbağalarının yumurtlamak için Çıralı sahiline erken gelmeleri, yumurtlama ve yumurtadan çıkma zamanlarının çakışmasına neden oldu.

Bir yandan erken gelen anaçların yumurtalarından çıkan yavrular kumsala çıkıp denize ulaşmaya çalışırken, diğer taraftan yumurtlamak için gelen anaçlar, Çıralı sahiline çıkmaya devam ediyor.

Bu yıl yavru çıkışlarının, Eylül ayı sonuna kadar devam edeceği tahmin ediliyor.

 

(CNN Türk)

Sosyal medya kampanyası etkili oldu: Otizmli milli yüzücülerden zafer!

Otizmli bireylerin spor alanındaki başarılı mücadelesine bir örnek de Can Demirci ve Melih Onur Şırlak oldu.

Otizmli milli yüzücülerin gerekli başvuruları yapmadıkları gerekçesiyle bu yıl 30’uncusu düzenlenen Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’na 1 gün kala dâhil edilmediği iddia edilmişti.

İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği tarafından paylaşılan bu olay, sosyal medyada yankı uyandırdı.

Twitter üzerinde #canötekilestirilmesinyarışakatılsın etiketiyle kampanya başlatıldı.

https://www.youtube.com/watch?v=6oDV2S1WAFI

Kampanyanın hızla yayılması üzerine Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) de konuyla ilgili internet sitelerinden bir açıklama yaptı.

Can Demirci ve Melih Onur Şırlak’ın isimlerinin Türkiye Bedensel Engelliler Futbol Federasyonu (TBESF) tarafından iletilen bu listede yer almaması nedeniyle yarışa dâhil edilmedikleri söylendi.

Açıklama üzerine TMOK, bedensel engelliler ve özel sporcuların başvurularında muhatabın TBESF ve Türkiye Özürlüler Spor Federasyonu (TÖSF) olduğunu ifade ederken otizmli bir kız çocukları da olan oyuncu çift Ceyda Düvenci ve Bülent Şakrak, sosyal medya hesapları üzerinden kampanyayı sürdürdüler.

Can Demirci, Ceyda Düvenci&Bülent Şakrak çiftine şu sözlerle teşekkür etti: “Her şey için çok teşekkür ederim. Sayenizde boğaz yarışına katıldım ve boğazı geçen ilk otizmli ben oldum. Desteklerinizi her zaman beklerim iyi ki varsınız.”

TMOK’un açıklamasına istinaden Düvenci, “Yapmayın sevgili @tmok_olimpiyat yetkilileri… Can aylardır bu yarışa hazırlanıyor. Dünyada ülkesini başarıyla temsil etmiş bir yüzücüden bahsediyoruz. Süreçte eksik hiçbir şey yok.. sadece size düşen onu yarışa almanız. Hiç zor bir karar değil. Aksine bu olumlu karar hepimize ışık olur. Ötekileştirmeden onları motive etmek çok önemli. Can’a yarışa katılamıyorsun diyemiyoruz. Kıyamet kopacak içinde bunu duyunca. Sizlere rica ile sesleniyorum. Lütfen yaptığınızı fark edin!!! Başvuru yapılmış size sunulmuş…” ifadelerini içeren bir paylaşımda bulundu ve 20 Temmuz 2018 tarihli bir dilekçe görseli paylaştı.

Ceyda Düvenci de genç sporculara çektiği videoyla destek olurken, Bülent Şakrak da Instagram hesabından gerekli başvuruların yapıldığına dair bir belge yayınladı.

Kampanyanın hızla büyümesinin ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu‘nun devreye girmesinin ardından Avrupa şampiyonu ve Iron Man unvanlı Can Demirci ve Melih Onur Şırlak yarışmaya kabul edildi.

Yerli ve yabancı toplam 2 bin 400 yüzücünün katıldığı yarışta kendi kategorilerinde Can Demirci 1’inci olurken, Melih Onur Şırlak ikinci oldu.

Can Demirci yarış bitiminde Instagram hesabından yaptığı paylaşımda şu not ile teşekkürlerini iletti:

“Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve değerli kızı Sayın Sümeyye Erdoğan Bayraktar’a bugünkü Boğaziçi Kıtalararası yüzme yarışına katılmamız için bize göstermiş oldukları yakın ilgi, destek ve katkılarından dolayı yürekten teşekkür ederiz. Sayenizde İstanbul Boğazı’nı geçen ilk otizmli biz olduk. Herkese saygı ve sevgiler.”

 

(CNN Türk, Yeşil Gazete)

Seferihisar Mandalinası’na kadar giden bir başarı öyküsü – Göknur Yumuşak

İzmir’in Seferihisar ilçesinin benim hayatımda çok özel bir yeri vardır. 1987 yılında Şırnak’tan İzmir’in  Seferihisar ilçesine  atandığımda  bebeğim 8 aylıktı. Yine 1992 yılında bu kez Seferihisar’dan Zonguldak’a tayinimiz çıktığında ikinci bebeğim doğmuştu 20 günlüktü.

İlçenin girişindeki Jandarma lojmanlarında yaşıyorduk. Tarım İlçe Müdürlüğü şehrin merkezinde ki hükümet konağındaydı. İmza defteri vardı kaymakamlıkta. Çok azar işittim Kaymakamdan. İlçe o zamanlar küçücüktü. Dolmuş yok, otobüs yok her yere yürüyerek gidilirdi. Evlerin kapılarında kilit, pencerelerinde de demir parmaklık yoktu. Akşam üzeri tek katlı evlerden oluşan sokaklarda saf zeytinyağıyla yapılmış yemek kokuları sarardı her yanı. Öğlen yemek saatinde bebeğimi emzirmek için koşar adım eve gelirdim. Yine koşarak işe  giderdim ama bütün çabama rağmen  hep 5 – 10 dk. geç kalırdım ve azar işitirdim. Fakat  sonradan gelen kaymakam çok güzel bir insandı. Hiç sorun yaşamadım onunla. Köylerde çok güzel çalışmalar yaptık birlikte. Ne günlerdi…

Seferihisar’a ilk geldiğim aydı. Bebeğimi üç günlüğüne bakıcıya bırakıp Tarım Bakanlığı’nın Gümüldür’deki kampında eğitim çalışmasına katılmıştım. Bebeğimden ayrılırken  çok ağlamıştım. Yol boyunca ilk kez gördüğüm mandalina bahçeleri beni biraz rahatlatmıştı. Yeşil ve  turuncu ancak bu kadar birbirine yakışır. Muhteşemdiler. Hayran kalmıştım. Seyretmeye doyamamıştım. Seferihisar’dan Gümüldür’e varıncaya kadar yol boyu turuncu–yeşil denizinde kaybolmuştum. Doğu Anadolu bölgesindeki çatışmaların en şiddetli olduğu dönemde Şırnak’tan gelmiştik Seferihsar’a. Deniz ve mandalina bahçeleri beni bu şirin ilçeye aşık etmişti. Bu atama bana doğanın bir armağanıydı. Her taraf göz alabildiğine mandalina bahçesiydi. Bebeğimi bile bir an unutmuştum bahçelerin o eşsiz güzelliğini seyrederken. Adeta büyülenmiştim. Ürkmez’den Gümüldür’e giderken yolun sol tarafı tamamen bahçeydi. Gümüldür’de de öyleydi.

Turunçgiller nazlıdır her yeri sevmezler. Ama bu bölgeyi çok sevmişti Satsuma Mandalinası. Toprağını, suyunu, havasını her şeyini çok sevmişti. Ülkemizin hiçbir yerinde bu kadar verimli ve lezzetli olmaz Satsuma Mandalinası.

Ama şimdi o bahçelerin hepsi vahşi yapılaşma uğruna  yok oldu. Nedir yazlık kültürü hiç anlamış değilim. Senede 3-4 ay kalmak için binlerce mandalina ağacı kesmeye  değer mi? Çoğu boş yazlıkların. Çünkü başka yerler de de yazlıkları var o insanların ve sıra gelmiyor hepsinde kalmaya. Bu tamamen beton üretimi yapan ve yapılaşmayla ilgili şirketlerin dayatması. Vahşi kapitalizmin yarattığı tüketim çılgınlığı. Bana göre bir insanın hem Bodrum’da hem İzmir’de hem se Marmaris’te vs. yazlığının olması doyumsuz olduğunu gösterir. Bu mutluluk getirmez bence. Oysa gerçek anlamda mutluluk doğadadır. Dolayısıyla doğayı yok ederek yazlıklar yapmakla mutlu olunmaz bence.

Seferihisar, Sığacık, Ürkmez ve Gümüldür talan edildi. Taş taş üstünde kalmadı vahşi yapılaşma yüzünden. Bu yapılaşmanın bu kadar kolay olmasının diğer sebebi de mandalinanın ekonomik getirisinin pek olmamasıydı. Mandalinalar ihracat durumuna göre bazen para etmezdi dalında çürür kalırdı. Çiftçi de çareyi bahçesini satmakta bulurdu. Alıcılarda rant peşinde hazır bekliyor tabii ki.

32 yıldır gözlerim Seferihisar’ı. Köylerini, mahallesini, çiftçisinin durumunu arazilerini ve arazi yapısını çok iyi bilirim. Beş yıl çalıştım bu şirin ilçede. Bütün köylerinde mahallelerinde çalışma yaptım. Seferihisar’da da ülkemizin her yerinde olduğu gibi tarım bitmişti, çiftçi darboğazdaydı, binlerce işsiz vardı. İlçenin yerli halkı ve göçle gelenler ülkemizin her yerinde olduğu gibi burada da büyük bir işsiz kitlesi oluşturuyordu. Kadınların ekonomik özgürlüğü yoktu. Yerel yönetim olarak vasatın altında yönetildi hep Seferihisar. Ülkemizin bir çok yerinde olduğu gibi insana dair hiçbir şey yapılmadı Seferihisar’da.

Ama bir gün ülkesini ve insanlarını seven dünyayı seven ekolojik döngüye saygı duyan değer veren birisi bu şirin ilçeye  belediye başkanı oldu. Çeşitli projelerde birlikte çalıştığım  Sevgili  Tunç Soyer. O benim de çalışma arkadaşımdır. Hiyerarşiye hiç önem vermeyen yaptığımız çalışmalarda arkadaş gibi rahat ve mutlu olduğum bir insan. Ben Yeşil Sol parti üyesiyim.  Çalışmalarım dolayısıyla aktif değilim. Ancak yerel yönetim konusunda tercihimi CHP’li belediye başkanı Tunç Soyer’den yana yapıyorum ve seçim çalışmalarında aktif görev alabilirim.

Tunç Soyer

Çünkü yerel yönetimler çok önemlidir ve merkezin aynasıdır.  Yerel yönetimlerin çalışmaları partiler üstüdür bence. Sergilenen hizmet ve sosyal belediyecilik belirleyicidir. Dolayısıyla bir sosyolog olarak partileri değil de kişilerin  ön planda olmasından ötürü böyle bir tercih yapmayı uygun buldum. Kendi partim ekoloji çalışmalarına çok önem veren bir partidir. Ben çevre aktivistiyim ve partimle zaman zaman çalışmalar yapıyorum. Örneğin partimizin yayın organı Yeşil Sol dergisinin her sayısında makalelerim yayınlanıyor.

Evet Tunç başkan ve diğer belediye çalışanlarıyla yaptığım çalışmalarda çok mutlu oluyorum.

Dolayısıyla bu yüzden çok verimliyiz. Kendi çalışma arkadaşlarıyla da ilişkileri çok güzel. Zaten başarısının sırrı burada yatıyor. Onunla çalışan herkes çok mutlu ve huzurlu.

‘Başka bir köylülük mümkün’

Başkanın eşi Neptün Soyer’le gece gündüz çalışıyorlar. Neptun hanım yüz kadın ortağı bulunan Hıdırlık kalkınma kooperatifinin başkanlığını yapıyor. Can Yücel Tohum Merkezi’nin ülkemizin bir çok yerindeki yerel tohum çalışmalarında danışmanlık vb. konurda dayanışma içerisinde çalışıyor.

Neptün Soyer (sağda)

Ve Seferihisar’da Tunç Soyer’le bir dönem bitti yeni bir dönem başladı. ”Başka bir köylülük mümkün” diyerek çalışmalara  başladılar.

Ülkemizin her yerinde olduğu Seferihisar’da da çok uluslu dev şirketlerin politikaları gereği tarım ve köylülük, küçük çiftçilik tamamen bitmek üzereydi. Pazarlama, girdilerin çok yüksel olması, vb. çok can alıcı sorunlar burada da yaşanıyordu. Ama Tunç Soyer bilim insanlarıyla işbirliği içerisinde örneğin Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi bölümü öğretim üyesi Tayfun Özkaya’nın danışmanlığında çalışmalarını yürüttüler.

Üretici ve tüketici kooperatifleri kurdular. Üretici pazarları kurdular. Ekolojik döngüye zarar vermeyen bir sistemle çalışan (Jeotermal enerji kullanıyorlar ama çevreye zarar vermeyen bir sitemleri var) Mandalina kurutma tesisini kurdular. Yerel tohumların korunup geliştirilerek gelecek kuşaklara aktarılması için Can Yücel Tohum Merkezini kurdular. Yerel tohumların 2006 yılında 5555 sayılı kanunla alınıp satılması yasaklanmıştı. Dolayısıyla bu çalışmayla Seferihisar belediyesi yasaklara rağmen ülkesi için gelecek nesiller için tohumuna sahip çıktı biz varız dediler Seferihisarlılar. Şimdilerde ülkemizin her bölgesinde yerel tohum hareketini gelişmesine katkı koyuyorlar. Ülkemizde ki en büyük tohum merkezi Can Yücel Tohum Merkezi’dir. Bu arada ünlü şairimizin vasiyetini de yerine getirmiş oldular.

En son 12-13 Mayıs 2018 tarihlerinde Benim de eş sözcüsü olduğum İzmir Yerel Tohum Topluluğu, Seferihisar ve Dersim (Tunceli) Ovacık belediyeleri ortak olarak 1.Ovacık Yerel Tohum Şenliğini gerçekleştirdik. Ülkemizin her yerinden doğa dostları Ovacık’ta buluştuk birbirimize dokunduk. Yerel tohumlarımızı takas ettik. Tunç Soyer 15 kişilik ekiple katıldı etkinliğe.

Tunç Soyer ve sevgili eşi Neptün Soyer kooperatifçiliğin pazarlama konusunda üretim konusunda ve kadınların ekonomik özgürlüğünü kazanma konusunda ne kadar önemli olduğunu pratik hayatta bize gösterdiler. Kooperatifçiliğin yeniden canlandırılmasında örnek oldular. Yüz kadın üyesi bulunan  Hıdırlık  Tarımsal Kalkınma Kooperatifi işsiz insanlara özellikle kadınlara ve küçük çiftçilere umut oldu. Bu kooperatifin başkanlığını Neptün Soyer halen başarıyla yürütmektedir.

Seferihisar Hıdırlık  Tarımsal Kalkınma Kooperatifi

Üretici ve tüketici pazarlarıyla  Seferihisar’da pazarlama sorunu çözüldü. Belediye hiçbir ücret almadan üreticileri ve tüketicileri bu pazarlarda buluşturdu. Kadınlar bu pazarlarda her türlü ürünlerini satıyorlar. Hem ekonomik özgürlüklerini kazandılar hem de sosyalleştiler. İnsanların özellikle de kadınların sosyalleşmesi çok önemli. Birçok sağlık sorununun çözümü için çok önemli bu. Örneğin depresyon, alzheimer gibi. Evden dışarı çıkıyorlar,Hepsi çok mutlular. Bütün bu çalışmalarla  yaklaşık 5 bin kişinin işsizlik sorunu çözüldü.

Seferihisar Mandalinası

Şimdi de Satsuma artık resmen Seferihisar mandalinası olarak tescillendi.

Seferihisar Mandalinası coğrafi işaretini kullanan ürünler üzerinde etiket kullanımı zorunlu olacak. Tescil belgesinde açıklanan maddelere uygun olarak Seferihisar mandalinasının özellikleri ise şöyle:

*Seferihisar mandalinasının ayırt edici özellikleri; ince ve pürüzsüz kabuğa sahip olması, ince dilim zarı, satsuma mandalinine özgü basıklığı göstergesi  ve tad ile aroması nedeniyle tüketici tarafından tercih edilmektedir.

*Kuzeyi kapalı, güneyi açık nem birikimi sağlayan söz konusu bölgede satsuma mandalini türünün kabuğu daha ince olmakta ve şekli yassılaşmaktadır.

Bu iki özellik ise yörede yetişen mandalinaları ulusal ve uluslararası piyasada tercih edilir hale getirmiştir. Diğer yörelerde yetişen mandalinalardan farklı olmak üzere Seferihisar Mandalinası ağaçtayken sararmaktadır.

Seferihisar ilçesinde mandalina tanıtımına yönelik olarak her yıl hasat mevsimi başında, festival düzenlenmektedir. Belediyenin desteğiyle, okullarda mandalina suyu dağıtımı, organik köy organik Pazar ve sanal market çalışmaları yapılmaktadır.

İzmir’in Seferihisar ilçesinde Mandarin tarımı 1953 yılında 600 adet satsuma dikilerek başlamıştır. Zamanla ilçe mandalina yetiştiriciliği ve ihracat açısından ticari anlamda öne çıkmıştır. Şimdilerse ise 14 bin dekar alanda 56 bin ağaçla üretim yapılıyor Seferihisar’da. Yüksek dağ köyleri dışında bütün köylerde üretim var.  Mandarin kurusu marka oldu. Onlarca tarım ürününü ithal ederken şimdi mandarin kurusu ihraç etmek bizleri mutlu ediyor.

Seferihisar Mandalinası coğrafi işaretini kullanan ürünler üzerinde etiket kullanımı zorunlu olacak. Tescil belgesinde açıklanan özelliklere uygun olarak Seferihisar Mandalinası üretimi  yapılıp yapılmadığına dair kontroller Seferihisar Belediye Başkanlığı koordinatörlüğünde yapılacak.

Tunç başkan “çok mutluyuz” dedi ve şöyle devam etti: “Uzun zamandır beklediğimiz müjdeli haberi sonunda aldık. Dünyanın en kaliteli mandalinası olan Satsuma, Türk Patent Enstitüsü tarafından verilen coğrafi işaretle “Seferihisar Mandalinası “ adını alıyor. Coğrafi işaret Seferihisar Sığacık, Ürkmez, Doğanbey, dahil olmak üzere tüm sınırlarımızı kapsıyor.

2013 yılında başvurumuzu yapmıştık ve sonunda mandalina ismini Seferihisar’la tescil ettirmeyi başarıyoruz. Uzun yıllardır verdiğimiz emeklerimizin karşılığını aldık. Coğrafi işaret Seferihisar Mandalinası’nın markalaşması iç piyasada ve yurtdışında satış olanaklarının artırılması demek.

Dokuz yıldır mandalina üreticilerinin sorunlarına çare olmak, emeklerini büyütmek ürünü çeşitlendirmek, pazarlama olanaklarını artırmak ve markalaştırmak için çalışmalar yaptık. Artık elimiz daha güçlü. Emek veren tüm çalışma arkadaşlarımı bütün kalbimle kutluyorum. İlçemize hayırlı uğurlu olsun, “ dedi Tunç başkan.

Ben İzmir’in Urla ilçesinden emekli oldum. Oradaki tarım arazilerinin istatistiklerini yapıyordum her yıl. Nerede ne var bilirim. Şimdi orada da zeytin kalmadı vahşi yapılaşma yüzünden. Hepsi bir bir katledildi. Seferihsar’da mandalin varlığının azalması, Urla’da zeytinciliğin bitme noktasına gelmesi hep köylülüğü bitirme politikaların sonuçlarıdır.

Bütün bunlara rağmen Seferihisar belediyesimMandalina üreticilerini yüzünü güldürdü ve zoru başardı. Mandalina kurusu marka oldu. Çiftçilerin mandalinleri atık ellerinde kalmıyor. Küçük çiftçiliği ve tarımsal üretimi yeniden canlandırarak güzel bir  yerel yönetim başarısı sergiledi. Bunlar örnek olmalıdır ülkemizde ki diğer yerel yönetimlere. Eğer bütün belediyeler böyle çalışsaydı köylülüğü bitirme politikaları karşılığını bulamazdı.

Seferihisar’ın da Urla gibi vahşi yapılaşmaya kurban edilmemesi için bu güzel ilçenin üzerindeki baskının yok edilmesi gerekir. İstanbul’dan 1999 depreminden  itibaren hızla artan  yoğun göç dalgası Urla’yı talan etti. Ama Seferihisar direniyor.

Bütün doğa ve insan dostları belediyeyle dayanışma içerisinde güç birliği yaparak rant sahiplerinin Seferihisar üzerindeki baskısını durdurmalıyız. Seferihisar’da mandalina varlığını artıracak çalışmalara hepimiz destek olmalıyız. Bu kadar değerli özel bir ağacın Seferihisar’ı seçmesi ve burada verimli olması çok güzel  bir şeydir. Bunun kıymetini bilmeliyiz.

“Başka bir köylülük mümkün” diyerek yola çıkan Seferihisar belediyesi ülkemizdeki diğer yerel yönetimlere örnek olmalıdır. Demek ki her şeye rağmen  bu kadar başarı kazanılabiliyor. Çok uluslu şirketlerin politikalarına “dur “ denebiliyor.

Yerel yönetimler merkezi yönetimlerin aynasıdır. Bu nedenle Seferihisar deneyimi mutlaka İzmir Büyükşehir belediyesine aktarılmalıdır. Tunç Başkan’ın İzmir’de yapacağı çok iş var. Açlık sınırında yaşayan milyonlarca insan var İzmir’de. Kıyafet özgürlüğü gelişmişlik göstergesi değildir karın doyurmaz. Bu kentte Seferihisar örneğinin ölçeği büyütüldüğünde sosyal belediyecilik anlamında ülkemize örnek olacak bir yerel yönetim sergilenebilir. Yeter ki insana dair çalışmalar yapılsın. Ulusal ve uluslararası şirketlere dur desin yönetimler.

Örneğin doğal ekolojik döngüyü bozan ve ulaşım açısından sadece İstanbul- Yarımada (Urla, Seferihisar, Çeşme, Karaburun) arasındaki yolu kısaltan körfez geçiş projesi hayata geçmemelidir. Dünyada başka bir örneği olmayan metropol içerisindeki kuş cenneti yok olmamalıdır. Aksine bu önemli güzellik tüm dünyayla paylaşılmalıdır. Kent betona zaten teslim olmuş durumda artık buna dur diyecek bir yerel yönetim gelmelidir İzmir’e.

Sevgili Tunç Soyer’in İzmir’de bence yapacağı çok iş vardır

Yerel yönetimlerin yöneticileri artık yandaşlarını ihya etme ve koltuk sevdasından vazgeçmelidir. Fırsat verilmelidir yeni yüzlere.

Örneğin Bir üretici pazarı, bir köylü pazarı bile açmayan daha çok gereksiz yere kaldırım yenileyen (insana dair hiçbir şey yapmayan vb.) Narlıdere belediye başkanı Abdül Batur 19 yıldır Narlıdere’de belediye başkanlığı yapıyor. O zaman Abdül Batur’a kadro verilsin. Seçime ne gerek var ki.

Bütün mesele bizde bitiyor. Bizler kötü yönetimleri seçiyoruz. Oysa insana dair çalışmalar yapan sosyal belediyecilik örneği sergileyen  başka belediyelerde yaşama geçebilir ülkemizde bu çok zor bir şey değil. Seferihisar bunun işte bunun  en güzel örneği. Bu model mutlaka İzmir’e de uygulanmalıdır.

Çünkü Tunç Soyer öncelikle çok güzel bir insandır. Sonra da başarılı bir belediye başkanıdır.  İnsana çalışana çok değer verir. Ben kendisiyle toplumsal çalışmalar yaptığım için çok iyi tanıyorum ve değer. Seferihisar belediyesinde çalışanların mutlu olduğu gibi bende onlarla toplumsal çalışma yapmaktan çok mutluyum. İyi ki varlar iyi ki birlikte ülkemiz için güzel çalışmalar yapma olanağı buluyorum. Bu anlamda çok mutluyum umutluyum.

Seferihisar belediyesi çalışanlarını, özellikle tarımsal hizmetler sorumlusu, Doğanbey Tarımsal Kalkınma Kooperatifi başkan yardımcısı ve Can Yücel Tohum Merkezi sorumlusu Sosyolog Şevket Meriç arkadaşımı, Sevgili Tunç Başkanı ve Hıdırlık Kalkınma Kooperatifi başkanı- İzmir köy-koop başkanı ve Köy Koop Birliği Türkiye genel başkanının eşi matematik öğretmeni sevgili Neptün Soyer’i başarılarından dolayı kutluyor Seferihisar Mandalinasının üretiminin daha da artmasını temenni ediyorum.

Tüm doğa ve insan dostlarına sevgiler…

 

Göknur Yumuşak

Anıtkabir’de Atatürk’e hakaretten tutuklanan Safiye İnci: Özür dilerim, cahilliğime geldi

Anıtkabir’de Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik hakaret içeren sözlerinin yer aldığı videosunu sosyal medyada paylaşan Safiye İnci, Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Burhan Tezcan koordinesinde sürdürülen soruşturmada ifadesi alındıktan sonra “5186 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanuna Muhalefet” suçundan tutuklanma talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk edildi.

Hâkimlik sorgusunun ardından İnci dün tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Mesut Hasan Benli’nin Hürriyet’te çıkan haberine göre, İnci ifadesinde videoyu kendi isteğiyle çektiğini, kimsenin kendisine yardım etmediğini, herhangi bir amacının da olmadığını dile getirdi.

İnci ifadesinde şunları söyledi:

“Videoyu kendi isteğimle çektim. Bana kimse yardım etmedi. Herhangi bir amacım yoktu. Bir anlık boşluğuma, cahilliğime geldi. 8 yaşından beri kapalıyım. Yaklaşık 6 yıldır da çarşaf giyiyorum. Bu olayı da herhangi bir provoke amaçlı yapmadım. 20 Temmuz 2018 tarihinde Instagram’daki hesabıma çekip attım ve yaklaşık 5 dakika sonra da bu görüntüleri hesabımdan sildim. Halam ve kuzenlerim çektiğim videoyu gördükleri zaman videoyu kaldırmam için beni uyardılar, ben de videoyu 5 dakika içinde kaldırdım. Ardından ailem tarafından özür videosu çekmem yönünden uyarıldım. Ben çekmeyince kuzenim E. A. benim adıma bu özür videosunu çekip kendi Instagram hesabından büyük sayfalara attı. Video içeriğinden kullandığım ifadelerden dolayı çok pişmanım, bunun suç olduğunu bilmiyordum. Herkesten çok özür diliyorum.”

Sosyal medya hesabından çektiği videoyu paylaşan Safiye İnci, Anıtkabir’e zorla gittiğini ve aslında Atatürk’ü sevmediğini belirtirken “Anıtkabir’e geldiğim için utanıyorum. Keşke gelmeseydim. Türkiye’yi Atatürk kurtarmadı. Hani Tayyip’i sevmeyen Atatürkçüler var ya… Atatürk, Tayyip’in b.ku bile olamaz” demişti.

İnci, videonun sosyal medyada viral olmasının ardından 21 Temmuz’da gözaltına alınmıştı.

 

(Hürriyet)

Komünizm kavramı Küba anayasasından çıkarıldı

Küba’nın piyasa ekonomisine daha fazla açılmasını ve medeni hakların iyileştirilmesini öngören yeni anayasası parlamentoda onaylandı.

224 maddeden oluşan sosyalist Küba’nın yeni anayasası oy birliği ile kabul edildi.

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel oylamadan sonra yaptığı açıklamada “anayasa reformunun Küba’nın birliğine ve devrime güç katacağını” söyledi.

Yeni Küba Anayasası 2016 yılında ölen devrim lideri Fidel Castro’nun doğum günü olan 13 Ağustos ile 15 Kasım arasında kamuoyunda tartışıldıktan sonra referanduma sunulacak.

Diaz-Canel Kübalıları “aktif ve bilinçli” bir şekilde tartışmaya katılmaya çağırdı. Devlet başkanı “her Kübalının hür bir şekilde fikrini açıklayabileceğini ve ülkenin geleceğini yansıtacak bir anaya metninin ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceğini” belirtti.

Yeni Küba Anayasası Komünist Parti tarafından da onaylandı. Meclisteki anayasa reformuyla ilgili görüşmeler Cumartesi günü başlamıştı ve hafta başında sona ermesi öngörülmekteydi.

Yasada neler var?

Özel mülkiyeti yasalaştıran yeni anayasa eşcinsel evliliklerin de önünü açıyor. Reformlar arasında, iktidarın devlet başkanıyla başbakan arasında paylaştırılması ve başbakanlık makamının yeniden ihdası da bulunuyor. “Komünist toplum yaratma” hedefi yeni anayasada yer almıyor. Son Küba Anayasası 1976 yılında yürürlüğe girmişti.

 

(DW Türkçe)

Antalya’da orman yangını: 60 futbol sahası büyüklüğündeki alan küle döndü

Antalya’nın Aksu ilçesindeki Yurtpınar Mahallesi’ne bağlı Kurşunlu mevkiinde dün öğle saatlerinde yangın çıktı.

Çevrede oturanların ihbarı üzerine yangın noktasına itfaiye ekipleri sevk edildi.

Alevlere iki uçak ve yedi helikopterle havadan, 40 arazöz ve dört dozerle karadan müdahale edildi.

Yangın vatandaşların seralarına da sıçradı.

Zaman zaman kontrol altına alınan ancak rüzgâr nedeniyle yeniden başlayan yangına vatandaşlar da kovalarla su taşıyarak müdahale etti.

Bazı noktalarda ise evler yandı.

Yaklaşık dokuz saat süren yangında seralar ve bazı evlerle birlikte 50 hektar (60 futbol sahası) büyüklüğündeki alan küle döndü.

Orman Bölge Müdürlüğü yetkilileri, 22 Temmuz’u 23 Temmuz’a bağlayan gece yangının tamamen kontrole alındığını bildirdi.

Yangının yeniden başlama ihtimaline karşı ekipler sabaha kadar soğutma çalışmalarını sürdürdü.

Yangının çıkış nedeni henüz bilinmiyor.

 

(Diken)