Ana Sayfa Blog Sayfa 2766

İnferno’nun ta kendisini yaşıyoruz – Ömer Madra

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

Son 24 saat içinde 43 bin 388 yıldırım ve şimşek tespit edildi, ayrıca, ülkenin çeşitli kesimlerinde (İzmir’de, Antalya’da, Muğla’da, Denizli’de, Güneydoğu’da) orman yangınlarının ardı arkasının kesilmediği haberlerinin ardı arkası kesilmiyor.

Ömer Madra Bianet’e verdiği mülakatta şöyle diyor:

Bir yandan yangınlar ve dünyanın mesela en beklenmedik yerlerinde sıcak hava dalgalarından ölüm oranları hızla artıyor” hatırlatması yaparken “Mesela Kuzey Kutup bölgesindeki Kanada’nın Quebec eyaletinde Temmuz ayı başında 50 yaş üstü 90 kişi öldü.

Kuzey Kutup dairesinden Cezayir’e, yani en yukarıdan en aşağıya kadar her tarafta müthiş bir sıcaklık artışı var. Bunun tabii ki insan kaynaklı iklim değişikliğinden olduğuna şüphe yok.

Fakat medya bunu söylemiyor. Biz kaygılı vatandaşlara kalıyor bunu söylemek.

Medya iklim değişikliği etkisinden söz etmiyor

Bütün meteoroloji kaynakları, BBC World bile bundan bahsetmemeyi tercih ediyor. Bu konuda büyük bir suskunluk var çünkü şirketler, hayvan endüstrisi yani küresel ısınmanın başlıca sorumluları da medyayı kontrol ediyor.
Yunanistan yangına gelecek olursak, orada arkadaşlarımız var, fotoğraflara baktığımızda da anlıyoruz, İnferno’nun ta kendisinden bahsediyoruz.

“Dumanın Akropolis’ten bile göründüğü söyleniyor. Görüş açısı neredeyse 1 metreye inmiş duman nedeniyle. İnsanlara ‘Bir an önce evlerinizi terk edin’ diyorlar ama bu o kadar basit bir şey değil, bu da geçici de olsa bir “mülteci”sorunu.

İtfaiye yetkilileri “Şu an için nefes almayın,” diyor, çünkü havadaki toksikler astım başta olmak üzere bir sürü hastalığın kaynağı.

Aslında her şey birbirine bağlı, Japonya’daki seller de büyük felaket ve bu akıl durdurucu bir şey. Japonya gibi afet kontrolünde öncü bir ülke bile bunu yaşıyor.

Bu artık dünyanın her yerinde yaşanıyor ve devam de edecek maalesef.

PNAS (Proceedings of the National Academy of Sciences) gibi dünyanın en saygın dergilerinden birinde iki araştırma birden yayınlandı: Acil tedbir alınmazsa, dünyadaki gıda şoklarının iklim değişikliği yüzünden devam edeceği, mısır hasadının çok düşeceği, sebzelerin de besin çok değerinin düşeceği belirtildi. Nature Geoscience adlı bir başka saygın bilim dergisinde de 17 ülkenin araştırmacıları, iklim modellemelerinde öngörülenlerin iki katı küresel ısınma olabileceiği belirtildi! Dünya da Paris iklim anlaşmasının öngördüğü maksimum 2 derece sıcaklık tavanını tuttursa bile deniz seviyeleri 6 metre yükselebilir diyorlar! Bu da dünyanın tüm önemli şehirlerinin sonu olabilir!)

Ama Yunanistan’da ne Çipras ne de diğer insanlar bunu söylemiyor.

Halbuki asıl meselenin fosil yakıtlar yerin altında bırakmak olduğunu hepimiz biliyoruz, ama sistem o şekilde devam ediyor. Sadece hükümetleri de suçlamıyorum çünkü tüketim kültürü, her altı ayda bir yeni bir cep telefonu alma tutkusu bu hale getirmiş durumda.

Türkiye sormadan da yardım gönderebilirdi

Yunanistan’nın çağrılarına ilk cevap verenler arasında Türkiye yoktu. Sabah bu konuyu takip ettiğimizde. Daha sonra, önce Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Türkiye yardıma hazır’ demişler. Konuyu çok takip etmedim ama yardım etmek gerekir elbette. İnsanlık, vicdan, komşuluk bunu gerektirir, öyle değil im? Hatta, konunun teknik ayrıntılarını bilemeyiz ama, sormadan da yangın söndürme helikopterleri filan gönderilir belki. İnsanların kucak kucağa öldüğü, muazzam bir trajedinin yaşandığı Yunanistan’ın hayır diyecek hali yoktur herhalde.

Sınırlı bir dünyada sınırsız tüketiyoruz

Nitekim Küresel Ayak İzi Ağı’nın dün yayınladığı verilere göre Dünya Limit Aşımı Günü bu yıl iki gün öne çekilmiş durumda.

Şu anki tüketimle insanların dünyanın 1.7 katı büyüklüğünde bir gezegene ihtiyacı var. Tabii bu ortalama… ABD gibi çok zengin ve tüketimde öncü ülkelerin çok daha büyük, belki 2.5 -3 dünyaya ihtiyacı var mesela.

En basitinden plastik kirlenmesinden, naylon poşetlerden, kahve pipetlerinden bile vazgeçilemiyor. Dakikada 1 milyon PET şişe alınıyor ve atılıyor dünyada. Oysa tamamen cepten yiyoruz ve gelecekten borç alıyoruz. Bir çeşit devrimci dönüşüme ihtiyaç var.

Sınırlı bir dünyada sınırsız tüketimin imkânsız olduğu aşikâr fakat ‘seçici körlük’ (selective blindness) yaşıyoruz.

İnsanlar kendi işine yarayan gerçekleri görüyor, dolayısıyla zihinsel dönüşüme de ihtiyaç var.

Stanford Üniversitesi profesörlerinden birinin öncülüğünde birçok araştırmacının katıldığı önemli bir uluslarası bilimsel rapor, dünyadaki 136 ülkeyi araştırıyor. Bu araştırma, istendiği takdirde bu ülkelerin 2050’ye kadar, yani 30 sene içerisinde yüzde 100 yenilenebilir enerjiye (güneş, rüzgâr, jeotermal) geçebileceğini, bunun pekala mümkün olduğunu öngörüyor.
Ama bu yapılamıyor, yapılamama sebebi de siyasi, çünkü siyasetçiler, zengin kesimlerin ve petrolü, hayvancılık endüstrisini vb yönetenlerin kontrolünde, biz de yeterince ayaklanmıyoruz sıradan insanlar olarak.

Mücadele etmenin tek yolu baş kaldırmak

İşin en kötü tarafı da dünyada adalet yok, en az küresel ısınmaya yol açan yoksul ülkeler  zengin ülkelerin de en yoksul kesimleri okkanın altına giriyor.

Bilim insanları bunu 30 sene önce net olarak söyledi. NASA’da çalışan bilim insanı James Hansen’ın 1988’de ABD Senatosu’nda iklimle ilgili söylediklerinin hepsi gerçekleşti. Eksiği yok, fazlası var. James Hansen NASA’daki görevini bıraktı, iklimle ilgili protesto gösterileriyle ilişkili olarak, en az dört defa gözaltına alındı.

Şu an 21 yaşındaki torunu ve ABD’li 21 yaş altı gençlerle birlikte 21’ler grubu olarak ABD Federal hükümetini dava ettiler, dede Hansen de mahkemede bilimsel bilirkişi. Mahkeme de davayı kabul etti. Bakalım ne olacak? Yani, bununla, inferno ile mücadele etmenin tek yolu başkaldırmak.

NOT: Bugünkü Vakayinameyi, Vakanüvis hakirin Bağımsız İletişim Ağı web sitesi bianet’ten Pınar Tarcan’a verdiği mülakatten “apartarak” yayınlıyoruz. (Rakamlarda ve bazı bilimsel yayın verilerinde yapılan küçük değişiklerle.)

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

 

Ömer Madra

Vakanüvis ÖM

‘İklim değişikliği artık kapımızda değil evimizde!’

Yunanistan’da 70’den fazla kişinin ölümüne neden olan yangının çıkış nedeni henüz netleşmese de Greenpeace Yunanistan Genel Direktörü Nikos Charalambides, eldeki verilerle yangını doğrudan iklim değişikliğine bağlamak için çok erken olduğunun fakat orman yangınlarının etkisini artıran kuraklık, güçlü rüzgar ve aşırı sıcakların iklim değişikliğinden kaynaklandığını göz ardı etmenin mümkün olmadığının altını çizdi.

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu Duygu Kutluay, ise bilim insanlarının uzun yıllardır insanlığı iklim değişikliği ile birlikte sıcak hava dalgalarının, aşırı hava olaylarının ve kuraklığın sıklık ve şiddetinin artacağına dair uyardığını hatırlatarak, “İklim değişikliği artık kapımızda değil evimizde, gündelik hayatımızın bir parçası haline geldi. İklim değişikliğine karşı hızla harekete geçilmezse mevsimler altüst olacak, tüm bu aşırı olaylar gündelik hayatımızın değişmez bir parçası haline gelecek” dedi.

Kutluay da Charalambides gibi orman yangınlarının iklim değişikliği tartışmalarının önemli bir parçası olduğunun altını çizerek, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan “Türkiye’nin İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planı”nda yer alan şu cümleleri hatırlattı;

İklim değişikliğinin Türkiye’de ormanlar üzerinde görülen etkileri, özellikle Akdeniz Bölgesi’nde iklim kuşağında yangın mevsiminin daha erken başlaması ve daha uzun süre devam etmesi ile kendini göstermektedir. Ayrıca, kurak orman toprağının ve ağaçların böcek ve yangına karşı daha hassas hale gelmesi söz konusudur.

Kutluay, ormanların iklim değişikliğine sebep olan sera gazları arasında en büyük paya sahip karbondioksitin yutak alanı olduğunu belirterek iklim değişikliği ile mücadeledeki önemine dikkat çekti.

Kutluay, konuyla ilgili şunları dile getirdi: “Yunanistan’da yaşanan orman yangını hepimizi çok üzdü ve bazı acı gerçekleri de hatırlattı. İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olan Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye’de de sıcak ve kurak devrenin uzunluğundaki ve şiddetindeki artışa bağlı olarak, orman yangınlarının sıklığı, etki alanı ve süresi artabileceği öngörülüyor. Türkiye bu zenginliğine sahip çıkmalı, yatırım kararlarında öncelikle hayatı yani ormanları seçmelidir. İklim değişikliğine karşı orman varlığını güçlendirmeli ve de bu gibi risklere karşı korumalıdır.

 

(Yeşil Gazete)

Mersin’de uluslararası anlaşmalarla korunan koydaki balık çiftliği projesinin ÇED toplantısı yaptırılmadı

Mersin’in Anamur ilçesinde, üç uluslararası çevre sözleşmesi ve üç çevre kanunuyla korunan Melleç Koyu’na balık çiftlikleri kurulmak isteniyor.

İlçe merkezine 10 kilometre uzaklıktaki koyun yakınlarına balık çiftlikleri kurulmasına ilişkin düzenlenmek istenen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) toplantısı, yöre halkı ve çevre örgütlerinin protestolarıyla yaptırılmadı.

Anamur Belediye Başkanı Mehmet Türe, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çevre dernekleri üyelerinden oluşan grup, “Denizimizi kirletmeyin. Balık çiftliklerine hayır” yazılı dövizler açarak, balık çiftliği projesine tepki gösterdi.

Türe, Melleç Koyu’nun bakanlıkça turizm bölgesi ilan edildiğini anımsatarak, “Amacımız bağcıcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Duble yolların yapıldığı, tünellerin açıldığı bir zamanda, bölgemiz tam da turizmden payını alacakken ortaya çıkan balık çiftliklerine karşıyız” dedi.

Bölge uluslararası sözleşmelerle koruma altında

Öte yandan, bölgedeki tabela, projenin seyrini değiştirecek bir gelişmeyi gün yüzüne çıkardı. Melleç Koyu’nun, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Akdeniz foklarının yaşam alanı olması nedeniyle Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca koruma altına alındığı ortaya çıktı.

Bunun yanında Melleç Koyu Barselona, Bern ve Citnes sözleşmeleri ve 1380 sayılı Su Ürünleri, 4915 sayılı Kara Avcılığı ve 2872 sayılı Çevre kanunlarıyla da korunuyor.

 

(Diken)

TEMA: Son bir haftada her gün ortalama 11 orman yangını çıkıyor

TEMA Vakfı yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte artan orman yangını riskine dikkat çekti. Türkiye’de 16 – 23 Temmuz 2018 tarihleri arasında 33 ilde 90’dan fazla orman yangını çıktığına vurgu yapan TEMA Vakfı, yangınların büyük bir kısmının insan kaynaklı olduğunun altını çizdi.

“Piknik ateşi yakılıyor, sigara izmariti atılıyor”

Yaz mevsiminde orman yangınlarında belirgin bir artış görülüyor. Orman yangınlarının büyük bir bölümünün piknik ateşi yakılması, sigara izmariti atılması gibi ihmal ve kusurlardan kaynaklandığını hatırlatan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, yangınların yalnızca ağaçlara değil ormanda yaşayan tüm canlılara zarar verdiğini söyledi.

“İklim değişikliğinin etkisiyle yangın riski daha da artıyor”

Orman ekosisteminin büyük zarar gördüğüne dikkat çeken Deniz Ataç, “Orman yangınlarıyla ağaçların yanı sıra orman altı bitki örtüsünü ve ormanın içinde yaşayan çok sayıda canlıyı kaybediyoruz. Her geçen yıl iklim değişikliğinin etkisiyle yangın riski daha da artıyor. Ormanlık alanlarda çok dikkatli davranmamız gerekiyor. Yapılan yanlış bir hareket binlerce hektar orman alanının ve canlının hayatını kaybetmesine neden olabilir. Ormanda ateş yakılmaması, sigara izmaritlerinin ormana atılmaması ve bir yangın görüldüğünde hemen ALO 177’nin aranması gerekiyor” dedi.

Günde ortalama 11 orman yangını çıkıyor

Orman Genel Müdürlüğü’nün web sayfasında yer alan bilgilere göre son günlerde ortalama 11 yangın çıkıyor. Antalya, Muğla, İzmir, Manisa ve Hatay illeri orman yangını sıralamasında ilk beş sırayı teşkil ediyor, 33 ildeki yangınların %50’si bu illerde gerçekleşiyor.

Yangına müdahale süresi 15 dakikaya kadar indi

Türkiye’de 2002 yılında orman yangınlarına müdahale süresi ortalama 40 dakika iken Orman Genel Müdürlüğü’nün yaptığı yatırımlarla bugün 15-16 dakikaya kadar geriledi. Erken haber alma sistemlerinin kurulması ve helikopterlerin de aralarında yer aldığı yangın müdahale araçlarının yenilenmesi sürenin azalmasında etkili oluyor. Orman yangınlarına erken müdahale edilmesinde yurttaşlara da önemli roller düşüyor. Yurttaşlar herhangi bir yangın ya da duman gördüklerinde ücretsiz ALO 177 Orman Yangın İhbar Hattı‘nı arayarak yangına erken müdahale edilmesine destek verebilirler. Bu sayede yangınlara daha kısa sürede ulaşılıyor ve büyümesine imkan verilmeden küçük alanlarda kontrol ediliyor.

Türkiye’de ormanların %60’ı yangın riski altında

Türkiye’de 1997-2017 yılları arasında çıkan yaklaşık 46 bin 200 adet orman yangını ile 185.665 hektar (166 bin hektarlık Tuz Gölü büyüklüğünün de üzerinde) orman yandı. Çıkan orman yangınlarının yaklaşık %90’ının insan kaynaklı olduğu görülüyor. Bu yangınların:

  • %49’u ihmal ve dikkatsizlik olarak nitelenen anız yakma, çöplük yangını, avcı ve çoban ateşi, sigara, piknik ateşi, enerji nakil hattı, trafik kazaları gibi sebeplerden kaynaklandı. Yalova ilinin 1,5 katı büyüklüğünde (yaklaşık 123.000 hektar) orman ihmal ve kusurlar nedeniyle yandı.
  • %10’u terör, kundaklama, orman açma ve diğer nedenlerle kasıtlı olarak çıkarıldı.
  • %31’inin nedeni saptanamadı. Uzmanlar bilinmeyen nedenlerin hemen hemen hepsinin insan kaynaklı olduğunu kabul ediyor.
  • Doğal nedenlerle çıkan orman yangınları, yanan ormanların yaklaşık %3’ünü oluşturuyor.

2017’de 2 bin 400 orman yangını kaydedildi

Sadece 2017 yılı verilerine bakıldığında yaklaşık 2 bin 400 orman yangını çıktı. Yaklaşık 12 bin hektarlık (16 bin futbol sahası büyüklüğünde) bir orman alanı yandı.

Yangın başına beş hektarlık alanın yandığı ve bu yangınların %11’inin doğal, %89’unun insan kaynaklı (%6 kasıt, %30 ihmal ve dikkatsizlik, %53 faili meçhul) çıktığı tespit edildi.

Yazları sıcak ve kurak geçen Akdeniz iklimi etkisi altındaki Türkiye’de ormanların %60’ı yangın riskiyle karşı karşıya. Kahramanmaraş’tan başlayıp Akdeniz ve Ege’yi takiben İstanbul’a kadar uzanan 1700 km’lik bandın 160 km derinliğindeki bölümü yangın açısından büyük risk taşıyor. Bu alanda yangına birinci derecede hassasiyet taşıyan 12 milyon hektar orman alanı bulunuyor.

Küçük ihmallerin felaket getirdiğini hatırlatan ve Yunanistan’daki orman yangınlarında hayatını kaybeden tüm canlılar için üzüntülerini paylaşan TEMA Vakfı, havaların ısınmasıyla birlikte artan orman yangını riskine karşı yurttaşları dikkat ve hassasiyet göstermeye çağırdı.

 

(Yeşil Gazete)

Kültürhane’den gazete ilanı: Mekân bizim, kadro bizim. Çatlasın rektörleri…

Mersin’de 2017 sonbaharında KHK ile akademik kariyerlerinden edilenlerce “bir umut adası” sloganı ile kurulan Kültürhane, yerel bir gazeteye ironik bir iş ilanı verdi.

Fotoğraf 23 Temmuz 2018 Pazartesi gününden. Kültürhane’de 3 hafta önce başlayan yazlık sinemanın izleyicileri filmin başlamasını bekliyor

Kültürhane sosyal medya hesabından, “Mekân bizim, kadro bizim. Çatlasın rektörleri...” başlığı ile paylaşılan ve Mersin’in yerel gazetelerinden Haberci’de bir günlüğüne (24 Temmuz Salı) yayınlanan ilan metni ise şöyle:

Ayraç Kafe Eğitim Organizasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Yönetim kurulu mütevelli heyetinden

İşletmemizin Mersin Kültürhane Kampüs birimlerine keyfimize göre iki profesör, bir doçent alınacaktır.

Başvurular kişinin son iltisakta bulunduğu akademik kurumun akademik yükseltilme ve atanma ölçütlerine göre değerlendirilecek ve bu koşulları haydi haydi sağlamayan adayların dilekçeleri dikkate alınmayacaktır.

Adayların Resmi Gazete’de en az bir kere atıf almış olması ve herhangi bir seyahat engeli bulunması gerekmektedir.

Başvuruda beyan, güler yüz ve umut esas olacaktır.”

Bu esprili gazete ilanının ardından Kültürhane ekibinden Ulaş Bayraktar ile mekanın Mersin’in nadir ve görece esintili yerlerinden kafe kısmında konuşma imkanı bulduk.

Alper Tolga Akkuş: Ulaş merhaba. Haberci gazetesindeki ilanı bize anlatabilir  misin?

Ulaş Bayraktar: İronik bir ilana çıkıyoruz, çıktık. Şunu gördük. Normal limonata pek satılmıyor, satamıyoruz, profesörün limonatası deyince çok satıyor. Biz de dedik ki neyimiz eksik? Profesörün çayı, profesörün limonatası, profesörün böreği, profesörün temizliği, profesörün reyhan şerbeti de olsun düşüncesi ile kendi ekibimize unvan verme yoluna gittik.

Kültürhane’deki Ayşe Gül dışındaki KHK’lı akademisyenlerin neyi eksik diye düşündük ve hepimize kadro, unvan vermeye karar verdik. Bu ilanın fikri de böyle oluştu.

*Sen “Ayşe Gül” demişken, ben de Ayşe Gül (Yılgör) hocanın barış bildirgesini imzaladığı için profesör iken Mersin Üniversitesi’nden ihraç edildiği notunu düşeyim. Ama siz önceden de “Profesörün çayı, profesörün böreği” diye satıyordunuz burada. Şimdi ne değişti ki?

Ulaş: Ayşe Gül izinde olunca limonata satışları düştü (gülüşmeler).

Bu işin esprisi tabii. Akademide biliyorsun yükselme iki şekilde olur. Bir yandan belli bilimsel üretim şartlarını karşılaman sonra da üniversite yönetiminin bunlara tekabül eden kadroyu tahsisi gerekiyor. Yani bir yanı bilimseldir akademik ünvanın, bir yanı idari. Mesela doçent olursun, ünvanı alırsın ama kadro tahsisi olmadığı sürece önceki statünde kalır özlük hakların. Profesörlükte bir sınav yoktur. Bilimsel yeterliliğe referansla verilen bir kadro ünvanıdır profesörlük. Örneğin ihraç edildiğimde  benprofesörlük şartlarını karşılayabiliyordum ama öyle bir beklentim, talebim hiç olmadı. Nil’in şarkısındaki gibi tek taşımızı kendimiz alıyoruz, ünvanımızı kendimize tahsis ediyoruz

*İlan işe yeni alımlara dair değil de mevcut kadronun terfisi anlamında oldu yani. Bir de şeyi sorayım. İlanda “2 profesör, 1 doçent” demişsiniz. Kim bu kişiler? Biri sensin tamam ama.

Ulaş: Bu da başka bir ironi. Üniversitelerde bu tür kadrolar ekseriyetle isme çıkar. Yani birisi kadroyu alma durumuna gelince ona kadro çıkar. Bizde de öyle oluyor :) Profesör Metin Hoca. Doçent ise Bediz. Bediz, Kültürhane’nin kuruluşunu bile yerinde göremedi. Hala Almanya’da ama umuyoruz yakında Kültürhane’ye gelecek ve doçent olarak çalışmaya başlayacak.

*Bediz’in de KHK ile Mersin Üniversitesi’nden ihraç edildiği günden beri akademik çalışmalarını Almanya’da sürdürdüğünü, senin eşin, Umut ile Ada’nın da annesi olduğu bilgisini ben okurlarımıza iletmiş olayım. Peki nasıl işleyecek bu süreç Bediz gelinceye kadar?

Ulaş: Evet kendisi mektup arkadaşım olur bir buçuk yıldır :)

Fotoğraf 2016 yılından, Bediz ile Ulaş Mersin Üniversitesi’nde

Normalde nasıl oluyorsa öyle olacak. Akademik çalışmalarımızı içeren dosyaları hazırlayıp, alanımızdaki saygın hocalarımıza değerlendirmeleri için göndereceğiz ve onlar da yeterli bulursa biz de profesörlük, doçentlik (mutfak) önlüklerimizi törenle giyeceğiz.

Bunu şu açıdan önemli buluyorum. Bizi ihraç ettiler diye biz bunca birikimimizi bir kenara koyup, onlara ihanet etmedik. Her ne kadar her yerden kendimi esnaf diye tanıtıyorsam da hobi olarak sosyal bilim yapmaya devam ediyorum. Hobi olarak yaptığımızda bile sizin kriterlerinizi haydi haydi karşılarız merak etmeyin mesajı bu ilanın ilk ironik boyutu. Yoksa ünvan kimin umurunda? Alsınlar turşusunu kursunlar.

Kampüsümüz de burası. O nedenle de gazete ilanında “Mersin Kültürhane Kampüs birimleri” diye özellikle belirttik.

*İlanı “Ayraç Kafe Eğitim Organizasyon” adına vermişsiniz

Ulaş: Bizi Kültürhane sürecinde en çok zorlayan konu isimdi. İsmi çok güç bulduk. Sen de biliyorsun Kültürhane’nin bulunduğu muhitin adı Dikenliyol. Ben de isim için “Dikenliyol Kütüphanesi”ni öneriyordum mekanı kent hafızasına kodlamak adına ama onu çok arabesk buldu arkadaşlar, özellikle Mersin’li olmayanlar. O dönem ismi ne olsun diye bir hayli tartıştık ve “Ayraç” ismi gündeme geldi.

Ayracın esprisi de, “Akademiden ihraç ettiler bizi, tamam ama burada bırakacak değiliz. Nerede kalmıştık..?” sorusu ile kaldığımız yerden devam ettiğimizin ilanı aslında. İhraç edildiğimiz noktaya ayracı taktık, Kültürhane’nin açıldığı an itibarı ile de ayracı olduğu yerden alıp kaldığımız yerden devam ediyoruz hala.

Burada yaptığımız işin sadece çay, kahve servisinden ibaret olmadığını düşünüyoruz. Biz burada çayın, kahvenin, çok güzel sohbetin yanında derslere de akademik üretime de devam ediyoruz. Senin de katıldığın Yerel Basın Seminerleri’ni gerçekleştirdik. Her hafta sonu bir akademisyenin katılımı ile Umut Sohbetleri’nde buluştuk. Felsefe, resim atölyeleri düzenlendi. Bisikletten toplumsal cinsiyete, kent söyleşilerinden ekolojiye, müzikten masala pek çok alandan insanın buluştuğu bir mekan konumuna geldi Kültürhane 10 ayı bulan zaman diliminde.

*Peki yeni kadrolar hayata geçtiğinde ne değişecek Kültürhane’de?

Ulaş: Öncelikle umuyorum maaşım artacak (kahkahalar). Sonra yaptığımız limonata, kahve alelade bir doçentin değil de bir profesörün elinden çıkmış olacak.

İşin esprisi bir yana şu da var bu ilanın ortaya çıkışında. Neden benim hala bilimsel olarak devam ettirdiğim çalışmaların değerlendirmesi için hala bizi işimizden atan kurumların değerlendirmesine muhtaç olalım ki? . Bilin ki biz, sizin ölçütlerinize göre bile hala aktif, üretken biliminsanlarıyız. Yoksa dediğim gibi unvan kimin umrunda?İlan yayınlanınca şu tarz eleştiriler de geldi bize, “Siz hala, sizi atan sistemin terminolojisini kullanıyorsunuz” dediler. Türkiye’de ironi zor zanaat miğrim. Biz onların dilini tersine çevirerek, dalgamızı geçiyoruz. Bizim esasen bu ünvanlar umurumuzda değil, işin esprisi de orada yatıyor. Şunu diyoruz aslında sisteme bu ilan ile, “Biz sizin bize çeşitli şartlar, zaman aralığı ve rektörün teveccühü sonucu verdiğiniz ünvanı kendi kendimize de rahatlıkla verebiliriz.”

Biz, onlar bizi ihraç etmiş olsalar bile hala okumaya, yazmaya, üretmeye devam ediyoruz. Biz akademisyen olarak bildiğimiz işi halen farklı biçimlerde de olsa yapmayı sürdürüyoruz. Sadece format değiştirdi bu eyleyiş tarzımız. Onların kriterlerine göre de üretimimiz eskiden olduğu gibi devam ediyor. Bunu tamamen sembolik olarak ve ironik şekilde vurgulamaya çalıştığımız bir ilan oldu bu.

*Öyleyse bu bir iş ilanı olmasından ziyade akademiye karşı bir ilan

Ulaş: Aynen öyle. Sen de içinde olduğun için gayet iyi biliyorsun. Yerel basın seminerlerine de katıldın. Önümüzdeki sene için de çok güzel planlarımız var. Bu ilan ile biz ve bize destek veren, Kültürhane’deki akademik üretime bir şekilde dahil olan bütün insanlar karar vericilere, bizleri ihraç edenlere, “Bu insanların işlerini, ofislerini, maaşlarını kaybetmiş olmaları kendi yaptıkları işlerini, birikimlerini, üretimlerini hiçbir şekilde sıfırlamadığı” mesajını ihtiva ediyor. Biz, hiçbirimiz yaptığımız işleri, yayınları önceden de “aman biz unvan alalım, mevkii kazanalım, daha fazla maaş alalım” diye yapmıyorduk.” demiş oluyoruz aslında.

Ben atıldığımdan beri hala yazıp çiziyorum. Bunun bana, tırnak içinde “akademik” hiçbir getirisi yok. Ne teşvik alıyorum, ne maaşım artıyor ne de ünvanımın yükselme şansı var. Ama devam ediyorum. Ve özellikle belirtmek isterim ki. Nasıl olsa döneceğim bir gün lazım olur diye yapmıyorum bunu. Çünkü öyle bir beklentim, hayalim yok. Bunu göstermek yani benim buradaki meramım şu: Bak arkadaş ben Nisan 2017’den beri de yayınlamaya, yazmaya, çizmeye, üretmeye devam ediyorum. Engel olamadınız ve engel de olamayacaksınız.

Diğer bir ironi özel şartlarda gizli. Yani resmi gazete atıfı ve seyahat engeli. Malum KHK listeleri Resmi Gazete’de yayınlanıyor ve pasaportlarımızda tahdit var. Yurtdışına çıkamıyoruz. Ceza diye verdiklerinizi biz alır başımızın üzerine koyar, dalgamızı geçeriz diyoruz aslında.

Son bölümde de bizim için asli ilkeler: güven, umut ve güler yüz. Biz böyle bakıyoruz hayata. Başımıza ne gelirse gelsin, böyle böyle mukabele etmeye çalışıyoruz, belki de safça, çocukça ama inan samimiyetle…

*Benim penceremden de bu ihraç kararları ve Kültürhane’nin kurulması akademiyi bize, bizi de akademisyenlerin üzerine boca etti aslında. Şu 10 aylık süreçte kaç tane akademisyen geldi ben hesabını şaşırdım.

Ulaş: Daha dur Alper, daha bu başlangıç. Gelecek sene, eğer hayal ettiklerimizin bir kısmını olsun yapabilir isek çok daha güzel şeyler olacak

*Ulaş, çok teşekkür ederim Yeşil Gazete’ye zaman ayırdığın için

Ulaş: Ben teşekkür ederim, bir limonata daha alır mısın? (gülüşmeler)

 

Röportaj: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Yeni Zelanda’da yeni bir kuş türü bulundu: Whenua Hou Dalıcı Fırtınakuşu

Yeni Zelanda’nın güney sahilinde yer alan Codfish adasında yeni bir kuş türü bulundu.

Geçtiğimiz ay, uzun yıllardır deniz kuşları üzerine çalışan Graeme Taylor ve öğrencisi Johannes Fischer tarafından yapılan genetik araştırmalar sonucu Plos One dergisinde yayınlanan makalede Whenua Hou Dalıcı Fırtınakuşu (Pelecanoides whenuahouensis) adında yeni bir kuş türünün varlığı kanıtlanmış oldu.

Adada yaklaşık olarak 250 birey Whenua Hou Dalıcı Fırtınakuşu yaşadığı tahmin edilmekte. Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan bu kuşların karşılaştığı en büyük tehdit ise iklim değişikliği sebebiyle çıkan fırtınalar sonucunda kum tepelerine yaptıkları yuvalarının yok olması ve deniz seviyesinde yaşanan artış.

 

(Doğa Derneği)

Vandana Shiva ve Maria Mies’in ‘Ekofeminizm’ kitabı Sinek Sekiz’den yayımlandı

Vandana Shiva ve Maria Mies’in ortaklaşa yazdığı “Ekofeminizm”, İlknur Urkun Kelso çevirisi ile Sinek Sekiz Yayınevi’nin 18. kitabı olarak çıktı.

Yayınevinin sosyal medya hesabından, “Son yıllarda kadınlar, çocuklar ve genel olarak insanlığın yanı sıra, gezegendeki bitki ve hayvan çeşitliliğinin korunması, hayatta kalması ile ilgili konularla gittikçe daha fazla karşılaşır olduk. Dünya üzerindeki yaşamı tehdit eden yıkıcı eğilimlerin altında yatan sebepleri incelerken, her ikimiz de birbirimizden bağımsız olarak aynı şeyin bilincine vardık. Bunun adı kapitalist, ataerkil, küresel dünya sistemidir.” açıklaması ile yayınını duyurduğu Ekofeminizm kitabının İnternet satışı yalnızca sineksekiz.com üzerinden mümkün olabilecek.

Kitabı İstanbullular Akararetler’deki Minoa ya da Fenerbahçe’deki Eppek’ten; İzmir’de yaşayanlar Konak’taki Kabuk Kitabevi’nden, Karaburun’da bulunanlar ise Ahurlu Dükkan’dan edinebilir.

Sinek Sekiz Yayınevi’nin kurucusu İrem Çağıl ise “Ekofenizm”in yayımlanmasını şu şekilde duyurdu:

Veee sonunda ç ı k t ı gönlümün efendisi!

Vandana Shiva ve Maria Mies’in birlikte yazdıkları, 2 yazarlı, çoksesli, meselenin en damar eseri; EKOFEMİNİZM.

Biz yayına hazırlarken okumalara doyamadık, siz de başucu kitabı yaparsınız inş  :)

Sinek Sekiz’in 18. kitabı ve yayınlanma süreci de bir kadın emeği toplamı. Tek tek anmak isterim:

– Harika çeviri İlknur’un . İlknur’un Sinek Sekiz’deki 3.çevirisi oluyor (Bana Ait Bir Yer ve Belirsizlik ve Değişimle Birlikte Güzel Bir Hayat ile birlikte)

-Son okuma ve düzeltiyi Hazal’la birlikte yaptık.

-Sayfa tasarımı bütün kitaplarımızda olduğu gibi Gökçen’in. 

-Baskısı Sena Ofset’te, Sena’ya emanetti.

Elimize sağlık kızlar!

 

(Yeşil Gazete)

79 ölü, 180 yaralı: Yunanistan’da itfaiyecilerden Çipras’a ihmal suçlaması

Yunanistan Pazartesi günü başlayan orman yangınlarının sebebini araştırırken bir yandan da yaralarını sarmaya çalışıyor.

Şu ana kadar en az 79 kişinin hayatını kaybettiği, 187 kişinin de yaralandığı yangınlarda söndürme ve kurtarma çalışmaları sürüyor.

Yangın sebebiyle denize kaçan bazı kişilerin boğularak hayatına kaybettiği ifade edilirken, ölenlerin kimliklerinin tespiti için DNA testi yapılacağı bildirildi.

Yangında binlerce dönüm arazi, ev ve yüzlerce araç yandı. Yangın, bitki örtüsünün yanı sıra birçok hayvanın da ölümüne yol açtı.

Orman yangınından kurtulanlar, kâbusa dönen geceyi anlattı. Bir görgü tanığı, kuzeninin tekerlekli sandalyedeki eşini geride bırakmak zorunda kaldıklarını, arabaların infilak ettiğini, ayakkabıların eridiğini, saatlerce denizin içinde bekleyen insanlar olduğunu söyledi.

İlk yangınlar Atina ile Korinth arasındaki bölgede ve Rafina’da başlamış, kentin Mati mahallesi alevler nedeniyle kısa sürede neredeyse tamamen yok olmuştu. Başkent Atina ve çevresini kapsayan Attiki bölgesinde OHAL ilan edilmişti.

3 günlük ulusal yas

Bosna-Hersek’teki resmi ziyaretini yarıda keserek ülkesine dönen Başbakan Aleksis Çipras, 3 günlük ulusal yas ilan edildiğini açıkladı.

Konu hakkında kamuoyuna seslenen Çipras “asimetrik tehlike”den söz etti ve faciaya, hükümetin elindeki tüm imkânların seferber edilmesi suretiyle müdahale etmeye çalıştığını vurguladı. Yunan toplumuna ‘birlik’ çağrısında da bulunan Çipras, bugün saat 14.00’da olağanüstü bakanlar kurulunu toplayacak.

Yunan medyası yaşananlar için “ulusal trajedi” tanımlamasını yaptı.

Avrupa Birliği, Yunanistan’ın talebi üzerine Sivil Savunma Mekanizması’nı devreye sokarken, birçok üye devletin yanı sıra NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de Atina’ya yardım gönderme teklifinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Çipras ile telefonda görüştü. Türkiye dışında Almanya, İsrail, Kıbrıs, İspanya, İtalya, Hırvatistan ve Makedonya da Yunanistan’a yardım teklif etti.

Yangınların nedeni şu ana kadar tespit edilemezken, alevlerin kasıtlı ve eş zamanlı başlatılmış olma ihtimali üzerinde duruluyor.

Yüksek Mahkeme yangınların nedenini bulmak için soruşturma başlattı.

Yunan itfaiyeciler: 7 yıldır tek bir yeni ekipman verilmedi

79 kişinin ölümüne neden olan orman yangınları ülkede yıllardır itfaiye hizmetlerine ayrılan bütçedeki kesintileri gündeme getirdi.

Yunanistan Komünist Partisi (KKE) tarafından Mayıs ayında düzenlenen “Yangın Güvenliği ve Ormanların Korunması” başlıklı konferansta konuşan İtfaiye Teşkilatları Çalışanları Birliği Federasyonu üyesi itfaiye müdürü Dimitris Vlahos, “Son yedi yıldır bize yeni tek bir ekipman verilmedi. Yeni kask, bot dahil alamadık” açıklamasında bulundu.

Vlahos, 2010’dan beri kemer sıkma tedbirleri uyarınca her sene itfaiye hizmetlerine ayrılan payda kesinti yapıldığını, bu yıl bu miktarın 297 milyon Euroya düştüğünü, itfaiye çalışanlarının büyük bir yangın durumunda 40-50 saat çalışmak zorunda bırakıldığını, Sağlık Bakanlığı tarafından itfaiyecilerin görev başında yaşayacağı sağlık sorunları için tahsis edilmiş dokuz ambulansın da tasarruf tedbirleri doğrultusunda geri çekildiğini anlattı.

“Devlet mekanizması hazırlıksız yakalandı”

Ülkenin saygın gazetelerinden Kathimerini de, Başbakan Aleksis Çipras’ın ‘kundaklama’ iddiasına karşı çıkarak, devlet mekanizmasının hazırlıksız yakalandığını ve acil durum planı olmadığını yazdı.

Kathimerini’ye konuşan itfaiyeciler, Yunan hükümetinin ülkeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan bir kundaklama yaşandığı yönündeki tezine karşı çıktı. İtfaiyeciler, Pendeli Dağı’nın doğu yamacında çıkan yangını bir ‘mega yangın’ olarak niteledi; alevlerin özellikle yanıcı olan çam ağaçlarını sardığını ve güçlü rüzgar nedeniyle hızla yayılarak sahil bölgesine ulaştığını söyledi.

Gazeteye isim vermeden konuşan itfaiyeciler, bu sırada itfaiye ekiplerinin ve helikopterlerin Kineta bölgesinde bir başka yangına müdahale etmesi nedeniyle esas yangın için geç kalındığını belirtti.

Yunanistan Hükümet Sözcüsü Dimitris Tzanakopoulos dün yaptığı açıklamada hükümetin yangından etkilenen kasabalar ve orada yaşayanların acil ihtiyaçlarının karşılanması için 20 milyon Euro harcanmasını onayladığını açıkladı.

Yunan futbol takımı Olympiacos ve sahibi Evamgelos Marinakis yangından etkilenenlere destek için 1 milyon Euro bağışta bulundu.

 

(CNN International, DW Türkçe, Duvar, SOL)

Çözüm süreci yasasının 9 Temmuz’da lağvedildiği ortaya çıktı

2014 yılında çıkarılan 6 maddelik çözüm süreci yasası yetki kararnamesiyle yürürlükten kaldırıldı.

2557 sayılı çözüm süreci yasası 16 Temmuz 2014’te Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmişti.

Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve İdris Baluken, çözüm sürecinde aktif rol oynamıştı.

Bu düzenleme 9 Temmuz’da yayınlanan yetki kararnamesiyle kaldırıldı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uyumu öngören yetki kararnamesiyle bakanlıklar bağlı kurumların teşkilat yapılarını düzenleyen pek çok yasa yürürlükten kaldırılmıştı. Çözüm süreci yasası da bunların arasında yer aldı.

Yeni sistemin hayata geçmesinin ardından yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yeni düzenlemeler yapıldı. Çözüm süreci yasası da bunlar arasında yer almadı.

Yasanın yürürlükten kaldırılması AKP’nin Cumhur İttifakı’ndaki ortağı MHP’ye bir jesti olarak yorumlanıyor.

 

(Habertürk)

Cumhurbaşkanlığı başdanışmanları belli oldu

Cumhurbaşkanı başdanışmanlık ve bakan yardımcılıklarına yapılan atamalar Resmi Gazete’de yayımlandı.

Cumhurbaşkanı başdanışmanlıklarına Zafer Çubukcu ve Fecir Alptekin’in ataması yapıldı. İki bakanlığa 4 bakan yardımcısı atandı. Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulan Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile İletişim Başkanlığı’nın başına gelecek isimler belli oldu.

Atanan isimler şöyle:

Cumhurbaşkanı başdanışmanlıklarına Zafer Çubukçu ve Fecir Alptekin’in ataması yapıldığı belirtildi.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na eski Bakan Naci Ağbal atandı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na Prof. Dr. Fahrettin Altun atandı.

Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı’nın yardımcıları Ahmet Erdem ve Ayşe Ergezen oldu.

Milli Eğitim Bakanlığı Bakan Yardımcılığına, İbrahim Er ve Reha Denemec atandı.

 

(T24)