Ana Sayfa Blog Sayfa 2657

Aquarius gemisi arama kurtarma faaliyetlerini sonlandırdı

2016’dan bu yana mülteci, göçmen ve sığınmacılar için denizde arama kurtarma faaliyetleri yürüten Aquarius gemisi, Avrupa’nın insanları denizde ölmeye mahkum eden uygulamaları nedeniyle arama kurtarma faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kaldı.

Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), Akdeniz’deki arama kurtarma operasyonlarında birlikte çalıştığı SOS Méditerranée ile birlikte, mülteci, göçmen ve sığınmacıların denizde hayatını kaybetmeye devam ettiği bir dönemde Aquarius’un faaliyetlerine son vermeye zorlandı.

Aquarius, uzun süredir İtalya’nın öncülüğünde yürütülen ve diğer Avrupa hükümetlerinden destek gören karalama kampanyasının bir sonucu olarak, geçtiğimiz iki ay boyunca limanda atıl bir şekilde beklemek durumunda kaldı ve denizdeki insani yardım faaliyetlerine devam edemedi. İnsanlar dünyanın en ölümcül göç rotalarından biri olan Akdeniz’i geçmek için hayatlarını tehlikeye atarken, hassas ve savunmasız durumdaki insanlara yardım ulaştıran kuruluşların faaliyetleri çeşitli iftiralarla lekelendi, yasadışı kılındı ve engellendi.

Avrupa hayat kurtarmaya çalışan kuruluşları sabote etti

Konuyla ilgili açıklama yapan MSF Genel Direktörü Nelke Manders şunları söyledi: “Bugün çok karanlık bir gün. Avrupa bugüne kadar arama kurtarma faaliyetlerini devreye sokma konusunda herhangi bir adım atmadığı gibi, hayat kurtarmaya çalışan diğer kuruluşları da bilfiil sabote etti. Aquarius’un faaliyetlerinin sona ermesi demek, denizde daha fazla insanın ölmesi demek. Bu durum ise, aslında engellenebilecek ölümlerin gözlerden ırak bir şekilde, geride hiçbir tanık kalmadan gerçekleşeceği anlamına geliyor.”

2016’nın Şubat ayında denizdeki arama kurtarma faaliyetlerine başlayan Aquarius bugüne kadar Libya, Malta ve İtalya arasındaki uluslararası sularda 30 bin kişiye yardım etti.

Aquarius’un son arama kurtarma faaliyeti, 58 kişinin denizden kurtarıldığı ve Marsilya Limanı’na ulaştırıldığı 4 Ekim 2018 tarihinde gerçekleşti. MSF 2015’ten bu yana, önceki arama kurtarma gemileri Bourbon Argos, Dignity, Prudence ve Phoenix ile birlikte Akdeniz’de 80 binden fazla insana destek sundu.

Diğer sivil toplum kuruluşlarının çabalarına rağmen, halihazırda Orta Akdeniz’de faaliyet yürüten başka bir arama kurtarma gemisi bulunmuyor.

‘Mare Jonio’ mülteci kurtarma gemisi Akdeniz’e açıldı

(Yeşil Gazete)

Fosil yakıt endüstrisi tam gaz: Küresel karbon emisyonları 2018’de rekora gidiyor

Fosil yakıt ve sanayiden kaynaklanan küresel karbon dioksit emisyonlarının, 2017’deki artışın ardından 2018’de de %2 artarak yeni bir rekor düzeye çıkmasının beklendiği açıklandı. 

Global Carbon Project (GCP, Küresel Karbon Projesi) tarafından Nature, Environmental Research Letters ve Earth System Science Data bilimsel dergilerinde 6 Aralık Çarşamba günü yayınlanan 2018 Küresel Karbon Bütçesi’ne göre, küresel karbon dioksit emisyonlarındaki artışın başlıca nedeni petrol ve doğal gaz kullanımının artmaya devam etmesi.

Açıklama, ülkelerin bu yılki Birleşmiş Milletler iklim müzakereleri (COP24) için bir araya geldiği Polonya’nın Katowice şehrinde yapıldı.

Düşük karbonlu teknolojilerdeki hızlı büyüme, küresel emisyonların inişe geçmesi için henüz yeterli olmadığı gibi, Paris Anlaşması’nın “2°C derecenin oldukça altında” hedefi doğrultusunda emisyonların sert bir biçimde aşağıya çekilmesinde de yetersiz kalıyor.

‘Yenilenebilir enerji yeterli değil, fosil yakıtlar da terkedilmeli’

Batı Anglia Üniversitesi, Tyndall İklim Değişikliği Araştırmaları Merkezi Direktörü Profesör Corinne Le Quéré şöyle konuştu;

“2018 yılında fosil yakıtlardan kaynaklanan CO2 emisyonlarındaki artış bizi şu anda 1,5°C derecenin oldukça üstünde bir ısınma patikasına sokuyor.

Yenilenebilir enerjiye destek verilmesi yeterli değil. Fosil yakıtlardan kademeli olarak çıkılması ve karbonsuzlaştırma çabalarının ekonominin tamamında yaygınlaştırılması gerekiyor,” dedi.

Türkiye’nin karbon emisyonları 2018’da arttı

Rapor Türkiye’den de sonuçlar içeriyor. Çalışma çerçevesinde üretilen aşağıdaki tabloda da görüleceği gibi, Türkiye’de de 2018 yılında emisyonlarda artış görüldü.

2000 ile 2017 arası Türkiye’nin kömür kaynaklı emisyonları yıllık ortalama yüzde 5,4 büyüme kaydetti, petrolde ise bu oran yüzde 6.2 ile gerçekleşti.

Paris hedefleri tehlike altında

Küresel CO2 emisyonlarındaki bu artış, Paris Anlaşması hedeflerini tehlikeye sokuyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli IPCC’ye göre, küresel ısınmanın 2°C derecenin oldukça altında tutulması için emisyonların 2030 itibarıyla yaklaşık olarak %20 azaltılması ve 2075 itibarıyla sıfırlanması gerekiyor. Küresel ısınmanın 1,5°C derecenin oldukça altında tutulması için ise, emisyonların 2030 itibarıyla %50 oranında azaltılması ve 2050 itibarıyla sıfırlanması gerekiyor.

2018 Küresel Karbon Bütçesi raporunun ingilizce orjinaline bu bağlantı üzerinden erişim mümkün.

(Yeşil Gazete)

Dünyanın en büyük deniz taşımacılığı şirketi de ‘sıfır emisyon’ kararı aldı

Dünyanın en büyük denizcilik şirketi Maersk, 2050 itibarıyla herhangi bir karbon offsetting yapmadan karbon dioksit emisyonlarını sıfırlayacağını açıkladı. Bu açıklama karbon nötr uluslararası ticaret için çok önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Bu sene içinde Dünya Denizcilik Örgütü de tarihi bir karar almış ve 170’den fazla ülke sektörün emisyonlarını 2050 yılına kadar 2008 yılı seviyesinin en az yüzde 50 altına indireceklerini açıklamıştı.

Dünyanın en büyük konteynır taşımacılığı şirketi Danimarkalı AP Moller Maersk yetkilileri, sıfır emisyonlu motor ve propulsiyon sistemlerini 2030 yılına ticari olarak uygulanabilir hale getirmeleri gerektiğini ve bunun bu sistemlerin gelecek 11 yılda fosil yakıtlı gemicilik motorlarından daha ucuza mal olabileceği anlamına geldiğini belirtti. 

Maersk CEO’su Soren Toft Financial Times’a yaptığı açıklamada, fosil yakıt kullanımını sonlandırılması gerektiğini belirtti ve şöyle devam etti: 

“Gemilerimiz için farklı bir tür yakıt ya da motor sistemi bulmalıyız. Bu yeni bir maliyet düşürme çalışması değil. Bunun çok ötesinde. Şirket olarak öne çıkmamız gereken varoluşsal bir çalışma.” 

Şirketin resmi sitesi üzerinden yaptığı açıklamaya bu bağlantı üzerinden erişim mümkün.

(Yeşil Gazete)

İncelenen deniz kaplumbağalarının hepsinin bağırsağından mikroplastik çıktı

Greenpeace Araştırma Laboratuvarları’nın, farklı üniversitelerden bilim insanları ile birlikte gerçekleştirdiği çalışmada, Pasifik ve Atlantik Okyanusları ile Akdeniz’de incelenen 102 deniz kaplumbağasının hepsinin bağırsağında aralarında mikroplastiklerin de bulunduğu sentetik parçalara rastlandı.

Araştırmada sahile vurmuş ya da balık ağlarına takılmış 102 deniz kamplumbağasının bağırsakları incelendi ve hepsinin bağırsağında aralarında mikroplastiklerin de bulunduğu 5 milimetreden küçük sentetik parçalar tespit edildi.

En fazla plastik Akdeniz’de

2 okyanus ile 1 denizde yaşayan deniz kaplumbağalarının incelendiği çalışmada, bağırsağında sentetik parçacık bulunan kaplumbağalara en fazla Akdeniz’de rastlandı.

Araştırmaya göre, Akdeniz’de 56, Atlantik Okyanusu’nda 30, Pasifik Okyanusu’nda 16 deniz kaplumbağasının bağırsaklarında sentetik parça bulundu.

Bu sentetik parçaların giysi, tekerlek, sigara filtresi veya halat, misina gibi balıkçılık malzemeleri kaynaklı olabileceği düşünülüyor.

“Deniz canlıları şirketlerin plastik bağımlılığı nedeniyle acı çekiyor”

Greenpeace Uluslararası Plastik Proje Lideri Graham Forbes araştırmayla ilgili şöyle konuştu:

“Dünya çapında plastik üretimini azaltmamız için bir kanıt daha ortaya çıktı. Bir yanda midesi plastik dolu kıyıya vuran balinalar, bir yanda üç farklı denizde bağırsağı mikroplastikle dolu deniz kaplumbağaları…

Deniz canlıları, büyük şirketlerin tek kullanımlık plastik bağımlılığı ve bu sorunu çözmek için yeteri kadar çaba sarf etmemeleri nedeniyle acı çekiyor.

“Şirketlerin 2050 yılında dörde katlanması öngörülen kullan-at plastik üretimine karşı harekete geçmesi için daha ne kadar bilimsel araştırma yapılması gerekiyor? Bu küresel kriz hepimizin geleceği için kaynağında çözülmeli.

Her sene yaklaşık 12 milyon ton plastik denizlere karışıyor. Bu, dakikada bir kamyon dolusu plastik demek.”

Araştırmanın ingilizce orjinaline bu bağlantı üzerinden erişim mümkün.

(Yeşil Gazete)

Gezi Parkı eylemleri: 120 kişi hakkında iddianame, 600 şüpheliye soruşturma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Gezi Parkı eylemleriyle ilgili 2013’te başlatılan soruşturma kapsamında 120 şüpheli hakkında iddianame düzenleyerek mahkemeye gönderdi.

Şüpheliler hakkında “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “kamu görevlisine görevi yaptırmamak için direnme” suçlarından iddianame düzenlendi.

Anadolu Ajansı’nın Başsavcılık kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosunca, 2013’te Ankara’da Gezi Parkı eylemleriyle ilgili yürütülen ancak bugüne kadar tamamlanamayan soruşturma dosyalarındaki eksiklerin giderilmesi için çalışma başlatıldı.

120 kişiye beş ayrı dava

Soruşturmalara bakmakla görevli Cumhuriyet Savcısı, şu ana kadar 120 şüpheli hakkında “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “kamu görevlisine görevi yaptırmamak için direnme” suçlarından 5 ayrı dava açtı.

Yaklaşık 600 şüpheli hakkındaki soruşturmanın sürdüğü ve ifadesi alınmayanların ifadeye çağrılacağı belirtiliyor.

(Bianet)

Hapis cezası onanan Sırrı Süreyya Önder cezaevine girdi

Eski HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, onanan cezasının infazı için Kocaeli’de bulunan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’ne girdi.

Dolmabahçe mutabakatı, 28 Şubat 2015

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin kararıyla cezası kesinleşen Önder, Kocaeli Adliyesi’ne giderek İnfaz Savcılığında işlemlerini yaptırdı.

“Güzel günler bütün ülke için çok yakındır”

Önder’in cezaevine girmeden önce yaptığı açıklama şöyle:

“Barış ve demokrasi uğruna emek verenler açısından sürpriz olmayan günlerden geçiyoruz. Bu savaş ve hoyratlık kuyusu sanıldığı kadar derin değildir. Yaşananlar iç karartıcı gibi gözükse de güzel günler bütün ülke için çok yakındır aslında. Bizim geleneğimiz, azdan çoğu çıkarabilmenin sayısız örneğiyle bezelidir. Ettiğimiz her laf, yürüttüğümüz bütün çabalar onurumuzdur.Bedel gerekiyorsa ödemek de öyle… Bütün dostları selam başarı ve dayanışma duygularımla selamlıyorum.”

Ne olmuştu?

İstanbul 26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi, 2013 Nevruz’undaki konuşması nedeniyle ‘terör örgütü propagandası’ yapmak suçundan Önder’e üç yıl altı ay hapis cezası vermişti.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi (istinaf), yerel mahkemenin kararını yerinde bulmuş ve ceza kesinleşmişti.

Yasal ceza indirimleriyle birlikte Önder için koşullu salıverilme tarihi 19 Temmuz 2021, hak ederek tahliye tarihi ise 3 Haziran 2022.

Önder ile birlikte aynı davada yargılanan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da dört yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

(Diken, Evrensel)

31 Mart seçimlerine geri sayım başladı: AKP, CHP ve HDP’den adaylık açıklamaları

31 Mart öncesi Ankara’da parti genel merkezlerinde yerel seçim çalışmaları hızla devam ederken, partiler bugün (6 Aralık) adaylarını açıklamaya başladı.

AKP

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda AKP’nin 14 belediye başkan adayını daha açıkladı. Buna göre; AKP’nin 31 Mart yerel seçimlerinde Ağrı, Aksaray, Bilecik, Erzincan, Edirne, Iğdır,Isparta, Kars, Kırşehir, Kütahya, Siirt, Tunceli, Van ve Zonguldak belediye başkan adayları şöyle:

Ağrı – Savcı Sayan, Aksaray – Enver Dinçer, Bilecik – Nihat Can, Erzincan -Cemalettin Başsoy, Edirne– Koray Uymaz, Iğdır – Adil Aşırımi, Isparta – Şükrü Başdeğirmen, Kars -Ensar Erdoğdu, Kırşehir– Yaşar Bahçeci, Kütahya – Ahmet Sami Kutlu, Siirt – Ali İlbaş, Tunceli -Gökhan Arslan, Van– Necdet Takva, Zonguldak – Ömer Selim Alan

Kadın aday yok

Açıklanan 14 aday arasında hiç kadın yer almıyor. Erdoğan’ın bundan önce açıkladığı 61 aday arasında da tek kadın, Antep’ten aday gösterilen mevcut Belediye Başkanı Fatma Şahin’di.

AKP’nin aday açıklamadığı yedi il kaldı: Adana, Aydın, İstanbul, Manisa, Mersin, Muğla ve Osmaniye.

İstanbul için mevcut Meclis Başkanı, eski Başbakan Binali Yıldırım’ın adı ön plana çıkarken, Yıldırım’ın adaylığının Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinin ardından 22 Aralık’ta açıklanması bekleniyor.

Haber sitelerinin aktardığı kulis iddialarına göre, AKP’nin Adana, Aydın, Manisa, Mersin, Muğla ve Osmaniye’de aday çıkarmayarak MHP adaylarını destekleyeceği ileri sürülüyor.

CHP

Ana muhalefetteki CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) bugün yerel seçim gündemiyle toplandı.

Yaklaşık 300 seçim bölgesi içinyapılan eğilim ve merkez yoklaması ile anket çalışmalarının ele alındığı toplantı sonrası belediye başkan adaylarının açıklanması bekleniyor.

CHP 11 adayını daha açıkladı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında açıklandığı 11 aday ise şu isimler:

Edirne – Recep Gürkan, Hatay –Lütfi Savaş, Sinop –Barış Ayhan, Çanakkale – Gökhan Ülger, Eskişehir – Yılmaz Büyükerşen, Karaman – Emin Ege, Kırşehir – Selahattin Ekicioğlu, Mardin – Süleyman Sarı, Muğla – Osman Gürün, Konya-Ereğli –  Bülent Ecevit Tatlıdil, Dersim – Yusuf Kenan Aydın

HDP

Halkların Demokratik Partisi (HDP), daha önce 5 Aralık olarak açıkladığı belediye başkanlığı aday adaylığı başvuru süresini 12 Aralık mesai bitimine kadar uzattı.

HDP’den “ittifaka” destek sinyali

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, yerel seçimlerde CHP ve İyi Parti’nin çıkaracağı ortak adayları destekleyip desteklemeyecekleri yönündeki soruya yanıt verdi.

Artı Gerçek’ten Derya Okatan’a konuşan Buldan, “Gerçekten İstanbul, Ankara ve İzmir gibi yerlerde halkımızın istediği, demokrasi güçlerinin ‘Tamam’ dediği, bizim adayımızdır dediği bir insan varsa destekleriz” yanıtını verdi.

 (Bianet, Artı Gerçek, Cumhuriyet, T24)

Kuzey Ormanları Savuması ve Alakır Nehri Kardeşliği’nden HES’çi şirket önünde ortak açıklama

Kuzey Ormanları Savunması’nın çağrısı ile bugün (6 Aralık Perşembe) Alakır Vadisi’ni koruyan Tuğba Günal ile Birhan Erkutlu’yu tehdit ve taciz eden Metamar Marble isimli HES’çi şirketin İstanbul ofisi önünde basın açıklaması yapıldı.

Metamar’ın Alakır Vadisi’nde mermer arama faaliyeti adı altında ağaçları kesmesi ve Alakır’da yaşamlarını sürdüren Tuğba ile Birhan’ın şirket çalışanları tarafından tacize uğradıkları belirtilen açıklamada Alakır mücadelesi ile Kuzey Ormanları mücadelesinin ortaklığına da vurgu yapıldı. 

Kuzey Ormanları Savunması’ndan Mustafa Tepret’in okuduğu basın açıklamasının tam metnini paylaşıyoruz:

“Metamar bu baskı, tehdit ve tacizlerine derhal son vermeli!

Metamar HES şirketinin Alakır’da doğaya ve yaşam savunucularına yönelik artan saldırıları, aslında yıllardır Türkiye’de doğa ve canlılara yönelik kıyımın ve hoyratlığın öne çıkan simgelerinden biri haline geldi.

Kumluca’da Beydağları’ndan doğup, Akdeniz’e dökülen yaklaşık 70 kilometrelik Alakır Nehri, uzun yıllardır üzerinde 3’ü tamamlanan, 3’ü de iptal edilen 6 HES projesi ve bunların yol açtığı yıkıma karşı verilen mücadele ile gündeme geliyor.

14 yıl önce İstanbul’daki hayatlarını sona erdirip Alakır Vadisi’ne yerleşen; kendi ürettiklerini tüketip, doğanın verdiğiyle yetinerek 14 yıldır yaşayan Birhan ve Tuğba çiftinin Alakır Nehri’ne yapılan HES’lerin benzersiz bir ekosistemi yok etmemesi için verdikleri mücadele ve bu mücadelede başlarına gelenler, Türkiye’nin her yanında yaşananların benzeri.

Birhan ve Tuğba çifti, Alakır’ı kurtarmak için 1 Mart 2009’da kurdukları Alakır Nehri Kardeşliği üzerinden hukuk mücadelesi veriyor. Ekosistemin korunması adına önemli zaferler de yaşandı bu süreçte. Alakır Nehri ve vadisi, 2017 Aralık ayında ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’, ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ ve ‘Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım alanı’ olarak 3 ayrı statüde Doğal SİT alanı ilan edildi.

Metamar şirketinin veiştiraklerinin Birhan ve Tuğba çiftine yönelik tehdit ve tacizleri bir süredirşirketin HES projesinden tamamen bağımsız olarak, çiftin yaşam alanlarınınsınırında, onları kuşatma altına aldığı arazilerden yöneliyor.

Metamar, aldıkları bu arazilerden görüntüdeki 1 nolu olanı kepçe ile kazarak doğal kaynak suyunun damarını kesmişti. Son dönemde de oraya beton döküp bir konteyner yerleştirmişti.

Görüntüdeki 2 nolu arazi ise bir ormandı; içinde anıt ağaç statüsüne giren meşeler vardı. Koruma altına alınmalarına yönelik dava devam ederken Metamar şirketi tüm ormanı kesip kepçelerle kazıp üzerinde ot bile kalmayacak hale getirdi. Haftalarca kepçe çalıştırdılar. Bu alandan silah sıkıldı. Yine bu alandan HES bekçisi çifti ayaklarını bacaklarını kırmakla tehdit etti. Bu yüzden hapis yatıp çıktı. Hala bölgede dolanıyor. Yine şirket tarafından bu arazinin ortasına kameralar konuldu. Bu kameralardan bir tanesi doğrudan Birhan ve Tuğba çiftinin yaşam alanına bakıyor.

Görüntüdeki 3 nolu arazide son iki haftadır kesim yapılıyor. Kepçe gelip gidiyor. Metamar şirketinin buradaki amacı bilinmese de, adım adım Birhan ve Tuğba çiftinin yaşam alanının çevresi yok ediliyor.

Şirketin bu baskı, tehdit ve tacizlerine derhal son vermesini talep ediyoruz!

Birbirinden bağımsız birer münferit olaymış gibi tek tek ayrı savcılar tarafından ele alınan bu taciz olaylarının tek bir dosya haline getirilerek incelenmesini talep ediyoruz!

Alakır Nehri Kardeşliği / Kuzey Ormanları Savunması”

(Yeşil Gazete)

Greta’dan Türkiyeli genç iklim aktivistlerine: “Yaşlı kuşakları iklim krizinden sorumlu tutun ve sesinizi duyurun!”

Geçen Ağustos ayından beri iklim değişikliğine karşı harekete geçilmesi için okul grevi yapan 15 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg Katowice’de yapılan COP24 iklim zirvesinde mücadelesini sürdürüyor.

Greta Thunberg ve Ümit Şahin

Greta’yla bir basın toplantısının çıkışında Açık Radyo ve Yeşil Gazete adına kısa bir mülakat yaptık. (Açık Radyo Açık Gazete programında bu sabah yer verilen röportajı ilgili bağlantının 92 ila 110. dakikaları arasında dinleyebilirsiniz.)

Kimse bir şey yapmadığı için ahlaki sorumluluğu gereği eyleme başladığını söyleyen Greta Thunberg, “Bizden yaşlı kuşakları yarattıkları ve bizim de içinde yaşamamızı bekledikleri bu keşmekeşten sorumlu tutmamız gerekiyor. Ve sesimizin duyulur olmasını sağlamamız ve değişim sağlamaya çalışmamız gerekiyor. Çünkü tehlikede olan bizim geleceğimiz,” diyor.

***

İşte Greta’yla yaptığımız mülakat:

Benim adım Ümit Şahin, Türkiye’den, İstanbul’dan. Eylemini başlangıcından bu yana Açık Radyo’da takip ediyoruz. Bu mülakatı yaptığımız için çok mutluyuz. Bize bu okul grevi eylemine neden başladığını anlatabilir misin? Ana mesajın neydi?

Evet, bu eyleme başladım, çünkü kimse hiçbir şey yapmıyordu. Hiçbir şey olmuyordu. Varoluşsal bir krizle karşı karşıyayız, ama hiçbir şey olmuyor, bu nedenle ben bir şeyler yapmak zorundayım. Yapabileceğim şey neyse onu yapmak benim ahlaki sorumluluğum. Büyüdüğüm zaman geriye bakıp harekete geçmedim demek istemiyorum.

Toplumda ve diğer insanlar arasında farkındalığın artmasını sağladığına inanıyor musun? Mesela Avustralya’da da benzer eylemler başladı.

Sanırım en azından birazcık bir etkisi oldu, yani umarım olmuştur, ama çok da bir şey değişmiş değil. Belki şimdi bu konu hakkında biraz daha fazla konuşmaya başladık ve insanlar durumun aciliyetini fark etmeye başladılar.

Burada, COP24’ta gerçekten bir şeyler yapıldığını düşünüyor musun? Sence Birleşmiş Milletler ve bütün bu politikacılar ve bilimciler tarafından yapılanlar iklim değişikliğinin çözümüne yeterince hizmet ediyor mu?

Yani, açıkçası yeterince bir şeyler yapmadıkları ortada, çünkü emisyonlar yükseliyor. Oysa bu konferans çok faydalı olabilirdi. Ama şimdi göründüğü kadarıyla bir şeyin başarıldığını düşünmüyorum. Sorunun çözümüne yaraması için büyük bir şeylerin yapılması lazım.

Sonuçta buraya gelerek bu konferanstan beklentin nedir? Bu gidişatı değiştirmek için ne yapmalıyız?

Krizi kriz olarak ele almakla başlamak ve durumun acil olduğunu fark etmek zorundayız.

Son olarak, Türkiye’deki gençlere mesajın nedir, zira Türkiye’de çok sayıda genç iklim aktivisti var. Onlara ne mesaj göndermek isterdin?

Şu anda neler olduğunu anlamaya ihtiyacımız var. Bizden yaşlı kuşakları yarattıkları ve bizim de içinde yaşamamızı bekledikleri bu keşmekeşten sorumlu tutmamız gerekiyor. Ve sesimizin duyulur olmasını sağlamamız ve değişim sağlamaya çalışmamız gerekiyor. Çünkü tehlikede olan bizim geleceğimiz.

Çok teşekkürler, Greta, teşekkür ederiz.

Röportaj: Ümit Şahin

(Yeşil Gazete)

24. Taraflar Konferansı, sarı yelekliler ve toplumsal kabul edilebilirlik

1992 yılında Rio De Janerio’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni (BMİDÇS) imzaya açmıştır. BMİDÇS gereği ortaya çıkan en önemli yapılanma, Taraflar Konferansı’dır. 1995 yılından itibaren düzenli olarak toplanan Taraflar Konferansı, bu yıl 3-14 Aralık 2018 tarihleri arasında Polonya’nın Katoviçe kentinde yapılmaktadır. Bu toplantıların amacı, bilimsel verileri temel alarak iklim değişikliğine ilişkin gelişmeleri değerlendirmek ve mümkünse iklim değişikliği sorunu ile mücadelede uluslararası mutabakatı sağlamaktır.

İklim değişikliğinin neden kaynaklandığı, önlem alınmazsa neler olabileceğine dair çok sayıda araştırma mevcuttur. Uzun bir süredir hem akademik çevrelerde, hem de uluslararası toplantılarda bu sorun ile mücadele edebilmek için ne tür önlemler alınabileceği de tartışılmaktadır. Ekonomistler tarafından en çok savunulan mali politika araçları, karbon vergisi ve emisyon ticaretidir. Her iki politika aracı da piyasa temelli olup, başta karbon olmak üzere sera gazı emisyonlarını fiyatlandırmak suretiyle, iklim değişikliği ile mücadelede etkin olabilirler. Diğer taraftan, bu politika araçlarının dünya çapındaki uygulamaları çok sınırlıdır. 2017 yılı itibariyle, emisyon ticareti ve karbon vergisinden oluşan karbon fiyatlandırma girişiminin sayısı kırk altıdır ve bunların tamamı uygulamada olmayıp, bir kısmı henüz planlama aşamasındadır (Carbon Pricing Watch, 2017).

İklim değişikliğine karşı uygulanabilecek bu politika araçlarının uygulanmasında politika yapıcıların yeterince hızlı davranamamasının nedeni, siyasi ve toplumsal kabul edilebilirliktir. Karbon vergisi, Avrupa Birliği’nde (AB) uzun süredir tartışılmakta olup, sadece bazı üye ülkelerde uygulanmaktadır. AB, 1990 yılında karbon ve enerji vergisini önermiş, ancak bazı ülkelerin itirazı üzerine öneriyi geri çekmiştir. AB genelinde yeni bir verginin uygulanması, ancak oybirliği ile mümkündür. Üye ülkelerden birinin itirazı halinde dahi, vergi önerisinin kabul edilmesi mümkün değildir. Birleşik Krallık, Portekiz ve Yunanistan’ın farklı nedenlerden ötürü itirazları sonucunda, karbon ve enerji vergisinin AB genelinde uygulanması mümkün olamamıştır.

Son günlerde Fransa’nın çeşitli yerlerinde yaşanan olaylar, bu politikaların toplumsal kabul edilebilirliğini bir kez daha gündeme getirmiştir. Fransa, iklim değişikliği ile mücadele etmek için, Ocak 2019’da geçerli olmak üzere akaryakıt vergilerini arttırmayı planlamıştır. Ancak “Sarı Yelekliler” olarak örgütlenen grup tarafından yapılan gösterilerin, kısa bir sürede şiddetini arttırarak ülke geneline yayılması, Fransa hükümetinin geri adım atmasına neden olmuş ve vergi artışı bir süreliğine ertelenmiştir.

İklim değişikliği ile mücadele etmek için karbon vergisi gibi yeni konulacak vergilere ve/veya halihazırda uygulanan vergilerin arttırılmasına karşı toplumsal direncin en büyük nedeni, bu vergilere karşı önyargıdır. Karbon vergisi de dahil olmak üzere akaryakıt vergileri, tüketim vergileridir ve vergi mükelleflerinin ödeme gücünü tam olarak yansıtmadığı için regresif, yani gerileyici bir yapıya sahiptir. Diğer bir deyişle, vergi yükü, düşük gelirliler tarafından daha fazla hissedilmektedir. Ayrıca, Türkiye ve AB ülkelerinde akaryakıt vergilerinden elde edilen gelirler, tüketim vergi gelirleri içinde önemli bir paya sahiptir. Bu vergiler, nihai tüketiciye yansıyan fiyatın da önemli bir yüzdesini oluşturur. Diğer tüketim vergileri gibi, akaryakıt vergileri de idari açıdan tahsilatı çok kolay vergilerdir. Akaryakıt vergilerine ait bütün bu özellikler, toplumda hükümetlerin daha fazla vergi toplayabilmek için iklim değişikliğini bahane ettiği kanısına yol açmaktadır. Ama aslında iklim değişikliğine karşı konulan vergiler mali vergiler olmayıp, dışsal maliyetleri fiyat mekanizması içine yansıtmayı amaçlamaktadır.

24. Taraflar Konferansı, Katoviçe’de devam ederken, dünyanın dört bir tarafından gençlerin ve çocukların iklim değişikliğine karşı isyan ve eylem haberleri gelmektedir. İklim değişikliği konusunda toplumda farkındalık arttıkça, uygulanabilecek fiyatlandırma politikalara karşı direncin azalması muhtemeldir. Birleşmiş Milletler, iklim değişikliği ile mücadelede mali mekanizmaların gerekliliği savunmak kadar, farkındalığa da önem vermeli ve hatta çok geç olmadan iklim seferberliği başlatmalıdır. Çünkü iklim değişkliği ile mücadele, zamana karşı bir yarıştır.

Ayşe Uyduranoğlu