Ana Sayfa Blog Sayfa 2531

Şule Çet davası: Tecavüz ve cinayetle suçlanan sanık ‘kızınıza sahip çıksaydınız’ dedi

Üniversite öğrencisi Şule Çet’in ölümüyle ilgili ikinci duruşmada, sanık Çağatay Aksu, Çet’in babasına dönerek ‘Kızınıza sahip çıksaydınız’ dedi.  Yaşanan gerginlik sırasında bir jandarma da ailenin avukatını tehdit etti

Üniversite öğrencisi Şule Çet’in ölümüyle ilgili iki sanığın ‘cinayet’, ‘nitelikli cinsel saldırı’ ve ‘hürriyeti tahdit’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 39’ar yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davanın ikinci duruşması başladı.

Duruşmada Şule Çet’e cinsel saldırıda bulunmak ve plazanın 20. katından atarak öldürmekle suçlanan sanık Çağatay Aksu’nun Şule Çet’in babasına dönerek “Kızınıza sahip çıksaydınız” demesi üzerine gerginlik yaşandı. Gerginlik sırasında bir Jandarma Çet ailesinin avukatını, “Dışarıda gösteririm” diyerek tehdit etti.

Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand ile Şule Çet’in babası İsmail Çet, aile yakınları ve taraf avukatları katıldı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının avukatı da şikayetçi olarak duruşmada hazır bulundu. Duruşmayı, aralarında milletvekilleri ve kadın örgütlerinin de bulunduğu çok sayıda kişi takip etti. Yoğun katılımdan nedeniyle yaklaşık bir saat geç başlayan duruşmaya bazı izleyiciler alınmadı.

Duruşmada Sanık Çağatay Aksu’nun annesi tanık olarak ifade verirken, sosyal medyada yazılanlara tepki gösterdi. Çet ailesinin avukatları itiraz edince gerginlik yaşandı. Çet ailesinin avukatlarından “Oğlunuza sahip çıksaydınız” sesleri gelince, sanık Çağatay Aksu da Şule Çet’in babasına dönerek “Siz de kızınıza sahip çıksaydınız” dedi. Aksu’nun bu sözleri gerginliği arttırdı. Jandarma, Çet ailesinin avukatlarını “Dışarıda gösteririm” diye tehdit etti.

Mahkemede ifade veren Çet’in arkadaşı ise “Şule bana ‘Çağatay beni rahatsız ediyordu, paramı vermiyordu’ demişti” diye konuştu.

Kadınlar vazgeçmiyor

Duruşma öncesi Ankara Adliyesi önünde açıklama yapan Kadın Meclisleri üyesi kadınlar Çet davasının takipçisi olmaya devam edeceklerini belirterek, “Şule Çet’in katilleri bulunana kadar burada olacağız. Eşitsizliklerin olmadığı bir ülke kuracağız” diye konuştu.

Yıldırım: Camdan attılar

GazeteDuvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, Çet ailesinin avukatı Umur Yıldırım savunmasında, duruşma salonuna kurulan projeksiyon aracılığıyla olay yerine ait fotoğrafları ekrana yansıttı. Yıldırım şunları söyledi:

“Olayın misafir odasında gerçekleştiğini söylüyorlar. Bize göre olay eğlendikleri büyük odada oldu. Bu odada duvar kenarında Berk Akand’ın avuç izi mevcut. Beyaz koltukların olduğu büyük salondan Şule’yi attılar. Attıkları cam videolarda karşımıza çıkıyor. Olay günü çektikleri videolarda bir karış olan cam aralığı olayın ardından çekilen fotoğraflarda aralığın açıldığı görülüyor.”

Sanık Berk Akand’ın olay sırasında uyumadığının telefon kayıtlarıyla ortaya çıktığı belirten Yıldırım, “Berk Akand bu davanın en büyük sanığı olduğu kadar en büyük tanığıdır. Sanıkların aralarında çıkar çatışması var. Biz Berk’in itiraflarını bekliyoruz. Anlattıkları hikayeye bizim karnımız tok” dedi.

Sanık avukatlarının mahkemeye sunduğu Çet’in babasının para göndermediği için intihar ettiği iddiasına ilişkin dilekçeyi hatırlatan Yıldırım, “Hangimiz babamız para göndermiyor diye kendimizi gidip plazanın 20’nci katından attık” dedi.

‘Tokalaşmadınız, tecavüz ettiniz’

Çet ailesinin avukatlarından Onur Tatar da sanıklara “Tokalaşmadınız tecavüz ettiniz” diye seslendi. Ailenin bir diğer avukatı Ferhat Gebeş ise  olay yeri fotoğraflarını gösterip “Ayakkabısı Şule’den önce düşmüş. Ayağında tek çorap var. Sanıklara soruyorum, diğer çorap nerede, ne yaptınız” diye sordu.

Davayı izlemek ve Çet ailesine destek olmak isteyen çok sayıda kişi duruşma salonuna giremedi.

Aksu: Cezaevinde yatmayı hak edecek insan değilim

Duruşmada iddiaları reddeden sanık Çağatay Aksu, “delil varsa beni asın” dedi. Çet’in avukatlarının tanık ifadelerini yönlendirdiğini söyleyen Aksu, “Pınar’ı arayarak şu sitede porno görüntüleri var demiş. Yargılayacaksanız delillerle yargılayın. Cezaevinde yatmayı hak eden insan değilim”diye konuştu.

Kaçmak isteseydi, üç ayda kaçabileceğini söyleyen diğer sanık Berk Akand ise “Ben hapis yatmak için dünyaya gelmedim” dedi. Sanıkların avukatları, Şule’nin derslerinin iyi olmadığını, babası para göndermediği için intihar ettiği iddiasını yineledi; okuldan ‘transkript belgesi’ istenmesini talep etti.

Sanık avukatı: Beraat talep etmiyorum

Sanık Berk Akand’ın avukatı İskender Fatih Malkıs ise şunları söyledi: “Dosyada resmî adlı tip raporunda cinsel istismar olmadığı yazıyor. Erkek arkadaşı olan bir kızda anal bölgede ‘psa’ çıkması o gece olduğu anlamına gelmez. Yatsın içeride bir daha ki rapora kadar beraat talep etmiyorum.”

Sanıkların tutukluluk hali devam edecek

Yeniden olay yeri keşfi yapılmasına karar veren mahkeme heyeti ara kararını açıkladı. Şule Çet’in ruhsal durumuna ilişkin psikolojik tedavi sürecine dair evrakları talep eden mahkeme heyeti sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi. Üçüncü duruşma 10 Temmuz 2019 saat 10.00’da görülecek.

İşsizlikte ‘her şey güzel’ değil

Şubat ayı işsizlik oranı yüzde 14,7 oldu. Son bir yılda en çok genç işsizliği artış gösterdi.

Şubat ayında işsiz sayısı önceki yılın aynı ayına kıyasla ise 1.37 milyon kişi artarak 4.73 milyon oldu. Önceki yıla kıyasla işsizlik oranı 4,1 puanlık artışla yüzde 14,7 seviyesinde gerçekleşti.

Son bir senede en çok genç işsizliği artarken, kayıt dışı istihdam yükseldi, kamu kurumları devreye girerek işsizlik oranlarının daha da kötüye gitmesini bir ölçüde hafifletti.

TUİK’çe açıklanan rakamlara göre 15 -24 yaş arası genç nüfusta işsizlik oranı 7,1 puanlık artış ile yüzde 26,1 oldu.

Söz konusu dönemde istihdam edilenlerin sayısı 811 bin kişi azalarak 27.35 milyon kişiye düştü.

İşgücü 564 bin kişi artarak 32 milyona yükselirken kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 33,5 olarak gerçekleşti

Şubat 2019 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,3 puan artarak yüzde 33,5 olarak gerçekleşti. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,1 puan artarak yüzde 22,8 oldu.

Kamuda istihdam arttı

İşsizlik rakamlarını daha da kötüye gitmekten kamu kurumları kurtardı. Kamu istihdamı yüzde 21,6 arttı

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın derlediği verilere göre, 2019 yılı I. döneminde toplam kamu istihdamı 2018 yılının aynı dönemine göre yüzde 21,6 oranında artarak 4 milyon 517 bin kişi oldu. Bu artışta, daha önce kamu istihdamında yer almayan taşeronların kamu çalışanı statüsüne (sürekli işçi) geçmesi etkili oldu

‘İstanbul soruşturması’ üç dosyada birleştirildi

31 Mart yerel seçimlerinde usulsüzlük yapıldığı öne sürülen çok sayıda soruşturma, Kadıköy, Maltepe ve Ataşehir soruşturmaları adı altında üç dosyada birleştirildi.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, 31 Mart tarihinde yapılan yerel seçimde usulsüzlük yapıldığına ilişkin yürüttüğü çok sayıda soruşturmayı, “Kadıköy soruşturması”, “Maltepe soruşturması” ve “Ataşehir soruşturması” adı altında üç ayrı soruşturmada birleştirdi.

Bu üç ilçedeki tüm sandıklarda görevli personelin kimlik bilgilerini isteyen başsavcılık, oyların sayımı, birleştirme tutanakları ve sisteme girişinde usulsüzlük yapılıp yapılmadığının tespiti için çalışma başlattı. Bu amaçla üç ilçenin seçim kurullarından istenen bilgi ve belgeler 26 klasör halinde başsavcılığa gönderildi.

Gelecek nasıl bir turizmde? Fatma Denizci ile Ovacık Köyü’nde Bir Gün

‘Müştereklerimizi keşfederek hem yerel halkın hem de misafirlerin birbirine değer katmasını hedefliyoruz’

Şile’nin Ovacık Köyü

Türkiye’de turizm alanında güzel şeyler de oluyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Anadolu Efes ortaklığıyla ve Gelecek Turizmde finansmanıyla Şile’nin Ovacık Köyü’nde gerçekleştirilen “Ovacık Köyü’nde Bir Gün” projesinden bahsediyorum. Ovacık’ta sürdürülebilir bir turizm hareketi yaratarak, yerel halkın geçim kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla yola çıkan projeyi Slow Food hareketinden de tanıdığımız Fatma Denizci ile Açık Radyo’da Sudan Gelen programı için bir araya geldiğimizde konuştuk.

Denizci ile İlhan Açık Radyo’da bir araya geldi.

– Sevgili Fatma, Ovacık Köyü’nde Bir Gün projesini yapmak ihtiyacı nereden doğdu?

Ovacık Köyü Kadın Tohum Derneği kurucu başkanıyım. Derneğimiz 2013 yılında ata tohumlarını koruma amacı ile kuruldu. İstanbul’un ilk Tohum Takas Şenliğini Ovacık Köyü’nde 2012 yılında yaptık. Slow Food Şile Palamut Birliği, Şile Belediyesi, Şile Kültür ve Turizm Derneği işbirliği ile Şile’de eksik olan üretici pazarını hayata geçirdik. Bu pazar 2014 yılında Slow Food hareketi içinde yer alan Yeryüzü Pazarı (Earth Market) olarak tescillendi. Türkiye’de tüm köylerde olan sıkıntılar Ovacık Köyü’nde de vardı. Büyükşehir Yasası ile köylerin mahalleye çevrilmesi, istihdam sorunları, çiftçinin para kazanamaması, gençlerin iş için büyük şehre göçü ve kötü çalışma koşulları gibi sorunları bir nebze azaltabilmek için bu projeye başvurduk.

İstanbul gibi büyük bir metropole bir saat gibi mesafede olmamız en büyük avantajımız oldu. Şehir insanının özellikle de çocukların özlemini çektiği doğayla buluşmaları ve temiz gıdaya ulaşmaları için bir fırsat yarattı projemiz. Bir de toprakla uğraşan insanlar dünyanın her yerinde en büyük saygıyı görüyor. Ülkemizde köylülerimizin kaybettikleri değerlerini ve hak ettikleri saygıyı kazanmaları bizim için çok önemli. Müştereklerimizi keşfederek hem yerel halkın hem de misafirlerin birbirine değer katmasını hedefliyoruz. Bu projeyle Ovacık’a gelen misafirleri sağlıklı gıda üretimine dahil ederek tüketim davranışlarını etkileyerek türeticiye dönüştürmek; istihdam fırsatları sunarak göç etmiş olan gençleri köye geri dönmeye özendirmek; kaybolmaya yüz tutmuş tarifleri, gelenekleri, el sanatlarını ortaya çıkartmak; İstanbul gibi bir metropol için bir niş turizm ürünü sunmak ve topluluk liderliğiyle diğer köyler için örnek bir kırsal kalkınma modeli yaratmak için çaba gösteriyoruz. Bu proje coğrafi işaretli bir ürün olan Şile Bezi’nin üretiminin artması ve bilinirliliğine de yardımcı oluyor. Yani uzun lafın kısası “Ovacık Köyü’nde Bir Gün” projesi sadece Ovacık Köyü’ne ve köylülerine katkı sağlamıyor diğer civar köylerin gelişmesi için de fırsatlar yaratabiliyor.

– Peki, projeye gönüllü katkı sunanlar da oldu mu?  

Şile Belediyesi’nin maddi manevi desteği, Şile Halk Eğitim Müdürlüğü’nün ve Şile Kültür ve Turizm Derneği’nin her konuda yanımızda olması bizi cesaretlendirip hedeflerimizi büyük tutmamızı sağladı. Projemizin en güzeli yanı her bir aşamasında gönüllü olarak bizlere destek veren dostlarımızın olmasıydı. Harabe halindeki eski köy okulunu köyün dokusunu bozmadan atölyeye dönüştüren sevgili mimarımız Şenay Kahramanoğlu, logomuzun yaratıcısı ve okulumuzun duvarlarını süsleyen tasarımcı sevgili Beliz Oral, tüm atık sistemini kurmamıza yardım eden ve atölyeler yapan sevgili Mehmet Başaran, tek tek her fidanı elleriyle diken, permakültür bahçemizi düzenleyen sevgili Reyhan Yıldırım ve Nevra Akın, sosyal medya fotoğraflarını çeken sevgili Birsen Tuncer’in katkıları unutulmaz.

– Sanırım en önemli mesele projenin yerel tarafından kabul görüp görmemesi, değil mi? Ovacıklılar projeyi nasıl karşılandı? Ne gibi zorluklar ve başarı hikâyeleri çıktı ortaya?

İlk başlarda yerel halk pek hevesli değildi. “Kim bizim yaptığımız geleneksel yemekleri yemek için buraya gelir?” “Reçel, turşu, sirke, ekmek, makarna yapmayı öğrenmek isteyen çıkar mı?” “Koyunları, inekleri, tavukları ve köyümüzü niye merak etsinler?” gibi sorular vardı akıllarında. Atölyeler başlayıp misafir kabul etmeye başladığımızda herkesin fikri değişti. Köylü kadınlarımız hem para kazanıp hem bir şeyler öğrenip sosyalleşmeye başladılar. Üretmek ve ürettiğini başkalarının da takdir etmesi herkesi mutlu ediyor. Kendi parasını kazanan kadının özgüveni de arttı. Kendine güvenen kadının yetiştirdiği bilinçli çocuklar da bize umut veriyor.

Yöresel lezzeti yeniden hayata geçiren “Düdük makarna atölyesi”.

Eski lezzetleri ortaya çıkartmak ve hafızalarda kalmasını sağlamak istiyorduk. Bu proje sayesinde daha önce aile büyüklerinin yaptığı ancak şimdi unutulan yemekleri yapmaya başladı kadınlar. Mesela “düdük makarna” ortaya çıktı ve herkesin en sevdiği atölye oldu. Bu yemeğin ritüeli; ayva ya da fındık ağacının dallarını 15-20 cm kesip güzelce yontuyorsunuz. Hamurun yapışmayacağı şekilde mini oklava yapılıyor. Hamura bununla düdük şeklini verip pişiriyorsunuz. Kolay ancak işbirliği veya imece olmadan yapılamıyor. Misafirler anne, baba, çocuklar, köylüler, köy çocukları hep birlikte düdükleri yapıp afiyetle yiyorlar. Birlikte öğrenme, çalışma ve güzel bir sonuca ulaşmak herkese çok iyi geliyor.

Misafirlerimizle doğada yürüyüş yapıp yabani meyveleri, otları ve çiçekleri anlatıyoruz. İlk defa dalında böğürtlen, muşmula, koca yemiş gören ziyaretçilerimiz oluyor. Turizm şirketlerinin de ilgisini çekmeye başladık. Son 3 ay içinde Ekolojik Kültür Turizmi kapsamında yabancı misafirlerimiz oldu. Etiyopya Turizm Bakanı ve heyetini ağırladık. Ülkelerinde bulunmayan nar meyvesi ile sirke yapmayı öğrettik. Danimarkalı öğrencilere köy hayatını, köy yemeklerini ve kültürümüzü anlattık. En sevdikleri yemeğimiz “Kazyağı köftesi” ve “tarhana çorbası” oldu. Ailelerine tarhana alıp tariflerini istediler. Bunlar kültürlerin kaynaşması açısından önemli ve değerli.

Etiyopya Turizm Bakanı ve heyeti Ovacık Köyü’ndeydi.

– Projenizde turizmin su ayak izini küçültmek için yağmur hasadı, atıksız mutfak ve kompost üretimi gibi önemli çalışmalar da var. Biraz da bunlardan bahsedebilir misin?

Projemizin ana faaliyetlerinden biri de doğaya saygılı olmak, kaynakları doğru kullanmak ve tüm bunları gelen misafirlerimize, çocuklara ve gençlere anlatarak farkındalık yaratmaya çalışmak. Çatıdan akan yağmur sularını depolayıp proje bostanında kullanıyoruz. Mutfaktan çıkan atıkları solucan gübresi ve Bokashi kompostu yaparak değerlendiriyoruz. Çıkan gübreyi yine bostanda kullanıyoruz. Olabildiğince atık çıkartmayacak şekilde elimizdeki malzemelerle yemek yapıyoruz. Bu konuda bize destek veren Action Kashkarikas Derneği kurucusu Sibel Pinto ile de atölye yaptık. Sıvı sabun yapma, kilden diş macunu yapma gibi Sıfır Atık atölyeleri yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.

– Projenin devam edebilmesi için gelecekte neler yapmayı planlıyorsunuz?

Daha çok yeni bir projeyiz. Diğer STK’lere, köylere, kadınlara örnek olmak istiyoruz. Şu anda ürettiğimiz ürünlerin çeşitliliğini arttırıp katma değeri yüksek ürünler için eğitimler almak istiyoruz. Yaptıklarımızı anlatmak için festivallere ve fuarlara katılmak istiyoruz. Üniversiteler ve STK’ler ile işbirliği yaparak projemizi geliştirmeyi hedefliyoruz.

– Ziyaret etmek isteyen okuyucularımız Ovacık’ta bir gün içinde neler yapıp yaşayabilir?

Misafirlerimizin tarladan sofraya yöresel lezzetleri, yöreye özgü kültür ve gelenekleri deneyimlemesini sağlayarak “Deneyim Temelli Turizm” modelini geliştirmeyi amaçlıyoruz. Doğa yürüyüşü yapabilirler, köy hayvanlarını gözlemleyebilirler, ekmek, turşu, sirke, sabun, düdük makarna, erişte ve kompost üretimi atölyelerine katılabilirler. Ovacık Köyü’nde üretilen ürünlerle kadınlarımızın yaptığı gıdaları satın alabilirler. Ekolojik bahçemizde tohum alma, ekim, dikim ve hasat yapabilirler. Atölyelerimizi Instagram’da ovaciktabirgün hesabımızdan ve “Ovacık Köyü’nde Bir Gün” adlı Facebook sayfamızdan duyuruyoruz. Kişi sayısına göre yemek ve atölye hazırlığı yaptığımız için rezervasyonla misafir kabul edebiliyoruz. Minimum 10 kişi ile gruplara istedikleri gün ve saatte Ovacık Deneyim Atölyemizi açabiliyoruz.

(Yeşil Gazete)

LGBT+ hakları konusunda Türkiye sondan ikinci

Uluslararası Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans ve Intersex Derneği’nin Avrupa’daki ülkeler arasında yaptığı bir çalışmaya göre LGBT+ hakları konusunda yaşanacak en kötü ülke yüz üzerinden 3 puan alarak Azerbaycan oldu. Malta, LGBT bireylerinin yaşayacağı en iyi ülke seçilirken, Türkiye ülkeler sıralamasında en kötü ikinci ülke oldu.

Avrupa merkezli Uluslararası Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans ve Intersex Derneği’nin (ILGA), Avrupa’daki ülkeler arasında yaptığı sıralamada LGBT+ hakları konusunda yaşanacak en kötü ülke Azerbaycan oldu. LGBT+ hakları konusunda yapılan sıralamada Azerbaycan 3 puan alarak en kötü ülke olurken, Türkiye aldığı 5 puanla en kötü ikinci ülke oldu.

LGBT+ hakları konusunda ülkeler arasında yüzdelik olarak sıfırdan yüze kadar bir sıralama yapıldı. Sıfır hak ihlalleri konusunda en kötü puan olarak belirlendiği, yüzde yüz oranın ise eşitlik alanında en yüksek dereceyi temsil ettiği bir ölçek hazırlandı.

Ülkeler arasındaki derecelendirme, 49 Avrupa ülkesinde 12 ayın üzerindeki bir çalışmanın sonucu olarak oluşturuldu. Bu süreçte LGBT+ ile ilgili yasa ve politikaları analiz edildi. Sıralama, istihdam hakları ve evlilik eşitliği gibi 69 ayrı kategoriye göre yapıldı.

TÜRKİYE 100 ÜZERİNDEN 5 PUAN ALDI

Bu sıralamada Azerbaycan 3 puan alarak LGBT+ hakları konusunda en kötü ülke oldu. Derecelendirmede Türkiye 5 puan alırken ve Ermenistan 7 puan aldı.

Azerbaycan, LGBT+ bireylere karşı yaptığı hak ihlalleri konusunda eleştiriliyordu. İnsan hakları grupları, Azerbaycan’ı LGBT+ bireylere uyguladığı kitlesel tutuklama, cinsel taciz konusunda kınamış ve bu süreçte hapse atılanların serbest bırakılmasını istemişti.

Azerbaycan İçişleri Bakanı ise, eleştirilere cevap vererek LGBT+ hareketine karşı özel bir saldırı olmadığını, ‘fuhuşu’ engellediklerini söylemişti.

MALTA BİRİNCİ ÜLKE 

ILGA’nın sıralamasında Malta yüzde 90 puanla en iyi ülke oldu. Belçika ve Lüksemburg ise Avrupa’da ikinci ve üçüncü en iyi ülkeler oldular.

İngiltere geçen yıl 73 puan alırken bu sene 66’ya geriledi. Sıralamaya göre Finlandiya ve Fransa eşit puanla dördüncü olurken Portekiz yedinci oldu.

İmamoğlu: 8 gün oldu kardeşim, hani o soruşturma?

CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu, seçim iptal edilmesiyle ilgili soruşturma hakkında açıklama beklediklerini söyledi. İmamoğlu, “İlçe seçim müdürleri, kurul üyeleri, sandık kurulundaki o bahsi geçen üyelerle ilgili soruşturmadan bahsedildi. 8 gün oldu kardeşim, hani o soruşturma” diye konuştu.

CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu, Bahçelievler ilçesinde Şirinevler Salı Pazarı’nı ziyaret ederek esnafla sohbet etti.

Halkın sorunlarının başında pahalılık geldiğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Ekonomi, insanların ne yazık ki hâlâ canını sıkmaktadır. Böyle bir ortamda hep beraber, kol kola bir ekonomi seferberliği ilan etmek varken toplumun sıkıntılarını çözmek ve problemlerine çare olmak varken, ne yazık ki, şehrimiz ve ülkemiz seçim gündemi ile boğuşmaktadır. Bu bizi üzüyor” dedi.

‘KUŞKUYLA VE KAYGIYLA TAKİP EDİYORUZ’

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçimin iptal kararını “hukuksuz” olarak nitelendiren İmamoğlu, “123 sandıkta kurulan sandık kurulu üyelerinin memur olmadığına dair bir şaibe üretildi. İlçe seçim müdürleri, kurul üyeleri, sandık kurulundaki o bahsi geçen üyelerle ilgili soruşturmadan bahsedildi. 8 gün oldu kardeşim, hani o soruşturma, hani o yüzlerce kişi, ne karar verildi, hangi ifadeler alındı, ifadeler alındı mı, alınmadı mı?” ifadelerini kullandı.

“Tam 8 gün geçti, gerekçeli karar yok” diyen Ekrem İmamoğlu, “Gerekçeli karar olmadığı gibi ortada soruşturma da yok. Soruşturmayla ilgili herhangi bir açıklama da yok. Gerekçeli karara dönük konuşmalar var ama bu konuşmaların karşılığında gerekçeli karar için talimat gibi yapılan konuşmalar nereye varacak, milletle endişeyle ve o hukuksuzluğun devamı adına kuşkuyla ve kaygıyla takip ediyoruz” şeklinde konuştu.

‘ARTIK ALDATMA VE ALDATILMA DÖNEMİ BİTTİ’

Siyasi yorumlarla toplumun gerilmemesi gerektiğini söyleyen İmamoğlu, “Şu arkamda duran pazar bile Türkiye’nin özeti. Gerçek hayat burada. Bunun için diyorum ki, milleti aldattınız bugüne kadar ama artık aldatma ve aldatılma dönemi bitmiştir. Tavsiyem, karar vericilerin de bizlere katılması. Aldatma ve aldatılma sürecinin bittiği Türkiye’de, sakın bu tür manevralara girmesinler. Milletimiz zekidir ve akıllıdır” dedi.

‘TAAHHÜTLERİMİZİN İLK KISMI DÜN HAYATA GEÇTİ’

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin dün kabul ettiği indirim tekliflerini hatırlatan İmamoğlu, “Verdiğimiz taahhütlerden ilk bölümünü, şu anda görev alanından uzakta olsak da dün itibarıyla hayata geçirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Dediğim gibi aldatma ve aldatılma dönemi bitmiştir. Bu kadar net” ifadelerini kullandı.

‘YILDIRIM SEVİYESİ ÇOK DÜŞÜK BİR DİL KULLANIYOR’

AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın “Oyları çaldılar” iddiasını nasıl değerlendirdiği sorulan Ekrem İmamoğlu, şu yanıtı verdi:

“İnanın Sayın Binali Yıldırım’a cevap verecek dili bulamıyorum. Onun için o seviyeye inmeyeceğim, öyle bir tarifte bulunması büyük bir talihsizlik. Devletin her kademesinde bulunmuş bir insan için sözleri büyük bir talihsizlik. Akıl dışı bir siyasi manevra olarak görüyorum. Seviyesi çok düşük bir dil kullanılıyor üzülüyorum. Şu arkamda duran, caddede, koridorlarda yürürken insanların sıcaklığını görüyorum ki, şu geçtiğimiz 5 ay içerisinde, Allah esirgesin öyle bir huyumuz asla olmadı ama, çalmak kelimesini kullanacaklarsa gönülleri çaldığım doğrudur.”

‘NASREDDİN HOCA OLSA KAHKAHALARLA GÜLERDİ’

“Öğrenci kartında ve suda indirim vaatleriniz dün İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde geçti. AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım da sosyal medya üzerinden ‘O vaatler gerçekleşiyor’ şeklinde açıklama yaptı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine İmamoğlu, şunları söyledi:

“Bugün yaşanan trajikomik olaylara yüzlerce yıl önce Nasreddin Hoca olsa bize kahkahalarla gülerdi. Bu kadar net taahhüdü veren, talep eden, kurumlardan yazışmaları yaparak süreci hazırlayan, propagandasında bu olan tek kişi benim. ‘Hatta, bu kaynağı nereden bulacaksın, bunlar hesapsız kitapsız işler.’ diyen de kendileri. ‘Çıkarsaydı 3 Meclis toplantısı yaptı, 3’ünden birinde çıkarsaydı.’ diyen de kendisi. Ne acı. Çünkü Meclis’in nasıl yapılacağını ve hangi gündemle ilgili yapılacağı konusunda bilgi noksanlığı var. Belediyecilik konusunda bilgi eksikliği var galiba. Biz taahhüdümüzü yerine getirdik. Ben onun yerinde olsam halk adına teşekkür ederdim.”

‘İLK AFİŞİ GİDER BEN ASARIM’

İstanbul’da dün Soma maden faciasının yıl dönümü için yapılan eylemde, polisler tarafından “Her şey çok güzel olacak” pankartına izin verilmemesi ve yasaklandığının söylenmesini değerlendiren İmamoğlu, “Öyle bir açıklama duydum. Mümkün mü, ilk afişi gider ben asarım. Sloganın her kelimesi güzel. Biraz kopyaladıklarını da görüyorum. Kopya çekmek iyi bir şey değil. Birçok konuda kopya çekiyorlar ama bu güzel cümleyi çeksinler, razıyım. Ama fişleme, afiş astırmayız gibi geçsinler onları. İşlerine baksınlar. Türkiye’nin sorunlarıyla ilgilensinler” dedi.

Bazı seçmen kayıtlarının silindiği iddialarına da değinen İmamoğlu, “İddialar var, bize de geliyor. Arkadaşlarımıza ilettik. Takip ediliyor. Endişe duyulacak bir şey yok. Seçmen listelerini çok sıkı takip edeceğiz. Yüz binlerce insanın katkı sunacağı bir sistemli çalışma içindeyiz. Vatandaşımız kaygı duymasın” diye konuştu.

Bir gazetecinin, 23 Haziran’da yenilecek seçimlerde hedeflediği oy oranıyla ilgili sorusuna İmamoğlu, “Vatandaşımızın teveccühü. Yapılan haksızlık ve hukuksuzluk üzerine iyi bir oy oranı ile seçileceğimizi şimdiden hissediyorum” karşılığını verdi.

ODTÜ’de boykot yapan öğrencilere hocaları da destek verdi

ODTÜ’de polis saldırısına karşı dersleri boykot eden öğrencilere, akademisyenler de destek verdi: “Akademik kurumlar her türlü düşüncenin özgürce ifade edilebildiği, eğitim ve araştırma faaliyetlerinin özgürce gerçekleştirildiği ortamlardır.”

Fotoğraflar: Evrensel Gazetesi, ODTÜ Savunulmalıdır ve Kaos GL twitter hesapları. 

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden (ODTÜ) öğrenciler, okullarına yönelik müdahaleleri ve bu yıl dokuzuncusu düzenlenen 9. Onur Yürüyüşü’ne yapılan polis saldırısını dersleri boykot ederek protesto etti. ODTÜ Savunulmalı ekibi, sosyal medya hesabından öğrencilerin taleplerini şöyle sıraladı:

1-Kampüse hiçbir şartta polisin girişine izin verilmemesi.

2-Öğrenci toplulukları ve gruplarının faaliyetlerinin engellenmemesi. 3-ODTÜ’deki Devrim Yürüyüşü, Onur Yürüyüşü, mezuniyet, şenlikler gibi geleneklerin korunması

Boykot çağrısı yapan öğrenciler, sabah saatlerinde fakülte ve bölüm binalarında toplandı. Rektörlük binasına kadar sloganlarla yürüyen öğrenciler, rektörlük önünde pankartlar, şarkılar ve sloganlar eşliğinde protestolarını sürdürdü. Öğrenciler, “Verşan Kök ODTÜ’ye rektör olamaz” sloganları attı.

Cübbeli destek

Cübbeleriyle Rektörlük önüne gelen 218 ODTÜ’lü akademisyen de öğrencilere destek verdi. Akademisyenlerin açıklamasında şöyle denildi: “Öğrencilerimizin ve meslektaşlarımızın maruz kaldığı polis şiddetini kınıyoruz. Cuma günü yaşananlar kampüsümüzün güvenliği ve barışı için kolluk kuvvetlerine değil ODTÜ bileşenlerine, özellikle de öğrencilerimizin sağduyulu tavrına güvenilmesi gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Akademik kurumlar her türlü düşüncenin özgürce ifade edilebildiği, eğitim ve araştırma faaliyetlerinin özgürce gerçekleştirildiği ortamlardır. Bunu sağlamak da üniversite yöneticilerinin en temel görevleri arasındadır. Köklü bir geleneğe sahip olan ODTÜ’de, üniversitemizin yöneticilerine bu sorumluluklarını hatırlatır, özeleştiri başta olmak üzere gereken adımları derhal atmalarını kendilerinden talep ederiz”

Polis saldırısında bir üyesi darp edilerek gözaltına alınan Eğitim Sen ODTÜ İşyeri Temsilciliği de öğrencilerin yanındaydı. 10 Mayıs günü yaşanan polis şiddetini kınadıklarını belirten sendikalılar, saldırının sebebinin yöneticilerin ODTÜ bileşenlerini yok sayarak aldığı kararlar olduğu belirtti. Açıklamada, söz konusu üniversite yöneticilerinin bir an önce istifa etmeleri gerektiği vurgulandı.

“Yeter artık demek için bir araya geldik”

Rektörlük binası önünde ODTÜ bileşenleri adına yapılan basın açıklamasını ODTÜ öğrencisi Oğuzhan Üzel okudu:

“10 Mayıs günü, Onur Yürüyüşünde arkadaşlarımıza ve hocalarımıza karşı gerçekleşen saldırı tüm ODTÜ bileşenleri olarak bizi ‘Yeter Artık’ demek için bugün bir araya getirdi. Son saldırılar, Rektör ile kolluk kuvvetlerinin birlikte organize edilmesi nedeniyle diğerlerinden farklıydı. Güzel ve dayanışmacı olan ne varsa nefretle yok etmek üzerine kurulu anlayış, ODTÜ’de de kendisini Verşan Kök’le yönetimde cisimleştirmiştir. Verşan Kök’ün rektörlüğü döneminde topluluklar üzerindeki baskıları arttı. Sol/sosyalist içerikli etkinliklerin yasaklandı. Bahar şenliklerinin iptal edilmesi başta olmak üzere pek çok olayın yaşandı. Yaşananlar tesadüf değil.

 

Üniversitelerde muhalif hocalarımızın ihraç edilmesiyle başlayan süreçte, özgürlük ve eşitlik için mücadele edenler susturulduğu oranda; ülkücü ve İslamcıların desteklendiği, bilimsellikten uzak, baskıcı, ötekileştiren ve kendisinden olmayana tahammülü olmayan bir anlayış oturmuş durumda. Dün bir aradaydık, bugün de bir aradayız, yarın da bizden sonra bu okulda okuyacak arkadaşlarımıza, hayatının en güzel senelerini geçirebileceği özgür bir ODTÜ ve gelenek bırakacağız. Üniversitelerde eşitliği ve özgürlüğü hâkim kılmak için hala ayaktayız.”

HDP’den İstanbul için ‘demokrasi ittifakı’ çağrısı

Partisinin 23 Haziran kararını açıklayan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “31 Mart’ta dengeleri değiştirdik, 23 Haziran’da da aynı kararlılıkla, demokrasi ittifakı için mücadele edeceğiz” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. YSK’nin seçimleri yenileme kararını değerlendiren Buldan, “Şaibeli olan YSK’nin iptal kararıdır. Halk değil, ben belirlerim diyor. Bu açıkça bir sandık darbesidir. Halkın aklıyla resmen alay ediyorlar. İstanbul’da iktidar ve YSK eliyle halkın iradesi çalındı” dedi.

Buldan 23 Haziran seçimlerine ilişkin partisinin tutumunu şöyle açıkladı: El konulan belediyelerimizin de yerlerde tekmelenen annelerimizin de hesabını 23 Haziran’da bir kez daha soracağız. Cizre’ye sahip çıkmayan İstanbul’a sahip çıkamaz. 23 Haziran’da yapılacak seçim tam anlamıyla referandumdur. Hep dünya 5’ten büyüktür diyor ya. Biz de diyoruz ki İstanbul YSK’nin o 7 üyesinden büyüktür. HDP’nin durduğu yer nettir. Kimse HDP üzerinden tartışma yürütmesin. HDP demokrasiden yanadır. HDP iradesi gasp edilenlerin yanındadır. HDP 31 Mart seçimlerinde güç dengesini değiştirdi. 23 Haziran’da aynı kararlılıkla daha güçlü demokrasi ittifakı için mücadele edeceğiz. Halkın bu iktidardan hesap sorması lazım.

‘Her şey muhteşem olacak’

İstanbul için şimdi ‘her şey çok güzel olacak’, ‘daha güzel’ olacak diyorlar ya, biz de inanın her şey muhteşem olacak diyoruz.”

 

Bir Resmi Gazete kararı ve yok edilen enerji kooperatifleri – Oral Kaya

Mayıs ayının 10’u sanırım ülkemizde yeni yeni yeşermeye başlayan, emeklemekten ayağa kalkmaya çalışan ülkemizdeki 40’dan fazla Enerji Kooperatifleri için bir hüzün günü oldu. Kooperatifçilik algısının bu kadar kötü olduğu bir dönemde bile, ortaklarını ikna etmek için binbir çaba harcayan bu kooperatif girişimlerinin önüne birden, boylarının çok üstünde bir duvar dikildi.

Resmi Gazete’de yayınlanan kararı incelediğimizde, önümüze iki çok önemli karar çıkıyor.

1- Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına uygulanan alım garantisi kaldırılıyor: Bütün dünyada devletler enerji bağımsızlığının sağlanabilmesi için, yenilenebilir enerji kaynakları ile üretilen elektrik enerjisine belli teşvikler sağlıyor. Ülkemizde de aynı uygulama “Lisanssız Enerji Üretim Yönetmeliği” ile sağlandı. Güneş, rüzgar, jeotermal veya biyogaz ile üretilen elektrik için devletimiz 10 yıl boyunca, belli bir fiyattan alım garantisi verdi. Bu alım garantisi de özellikle USD üzerinden belirlendi ki, yatırım yapacaklara uzun vadede rahat hareket edebilme imkanı tanındı. Bu karar ile son iki yılda en büyük yatırım artışı, lisanssız enerji yatırımlarında oldu. Daha çok küçük (1 MW kapasitelerinde) olan bu yatırımlar, hızla arttı ve ülke geneline yayıldı. Yerelde istihdam yarattı. Yerelde ekonomik hareketliliği geliştirdi. 2020 yılının Eylül ayına kadar hayatta kalması yasal olarak gereken alım garantisi, 10 Mayıs kararı ile kaldırıldı. Bugün bir yatırıma başlamış ve iki ay sonra üretime geçeceğinizi düşündüğünüzde bile, artık bu “alım garantisi”nden yararlanamayacaksınız. Birden ortadan kalktı. Bu durumda olan yüzlerce yatırımcı biliyorum. Sadece kooperatifler değil, kendi imkanları ile yatırım yapmaya kalkan bireysel yatırımcılar da dahil.

Peki devlet ürettiğiniz elektriği almayacak mı? Alacak, o konuda bir dert yok. Ama teşviksiz alacak. Yani “artık sizi desteklemiyorum, isterseniz üretin ve bana benim normal tüketicilere verdiğim fiyattan (perakende tek zamanlı aktif enerji bedeli) satın, karar sizin” denmiş oluyor.

2- Bağlantı anlaşması çağrı mektubu almaya hak kazanmış olmak: Lisanssız enerji yönetmeliğine göre yenilenebilir kaynaklardan elektrik enerjisi üretmek için, ülkemizde tüm elektrik şebekesinin kontrolünü sağlayan TEDAŞ ve bölgesel dağıtım firmalarından, şebekeye bağlanabilmek için bağlantı anlaşması yapmanız gerekir. Bu şebekenin kalitesini korumak ve olası olumsuzlukları (iki sene önec bir bütün gün tüm Türkiye’de yaşadığımız elektrik kesintisi gibi) önlemek için bir taahhüt metni. Bu çok önemli bir metin ve sadece üretime standart getirmekle kalmıyor, aynı zamanda tüketici memnuniyetini de olası olumsuzluklara karşı koruyor. 10 Mayıs Kararnamesi, bugüne kadar bağlantı anlaşması çağrı mektubuna hak kazananlar, üretime devam edebilirler, fakat yeni anlaşmalar artık eski hakları taşımayacak. Bağlantı anlaşması için başvurmuş olanlar ve halen inceleme süreçleri devam edenler bile bu haktan yararlanamayacak. Bu kısım, çok büyük bir hak kaybına neden oluyor. Kurulmuş olan ve devletine güvenerek yola çıkmış olan 2000 insan birden açıkta bırakılmıştır.

Ülkemizde Enerji Kooperatiflerinin tarihi 2013 yılına dayanıyor. Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışmalar bu tarihte başlıyor. Aynı tarihlerde bazı sivil girişimler de enerji bağımsızlığı için çalışmalar yapmaya başlıyor. İlk enerji kooperatifleri ise 2014 yılında kuruluyor. Fakat lisanssız enerji üretim yönetmeliğinde kooperatifler ancak 2016 tarihinde yer alabiliyor. Aynı yıl birden 14 tane enerji kooperatifi hayata geçiyor ve her geçen yıl biraz daha sayıları artarak, deneyimleri fazlalaşarak ve de en önemlisi kendi aralarında kurdukları bağ gelişerek büyüyor. Bugün sayısı 45 olan enerji kooperatifleri, yaklaşık 2000 ortakları ile birden sektörün dışına itilmiş oldular.

Ülkemizin ekonomik kalkınması ve gelişimi için, dışa bağımlı enerji politikalarına yerelden bir önlem olarak düşünülen ve tüm dünyada hızla gelişen yenilenebilir enerji kooperatifçiliğinin daha çok teşvik edilmesi gerekirken, kömür, nükleer ve büyük HES’lere verilen teşvikler aslında ülkemizde enerji üretimi için genel kararı gözler önüne sermektedir. Enerji kooperatiflerinin ve de hatta bireysel çatı uygulamalarının geliştirilmesi ve desteklenmesi için bu kararlardan bir an önce dönülmesi gerektiğini belirtmek gerekiyor.

Resmi Gazete kararı: https://www.solar.ist/wp-content/uploads/2019/05/YEKA-5MW-karar-2019.pdf

(Yeşil Gazete)

Saadet Partisi İstanbul seçimlerinde ‘Gökçınar’la devam’ dedi

Karamollaoğlu twitter’den yazdı: Geniş istişareler, kamuoyu eğilimleri ve ülke gerçeklerini gözönünde bulundurarak, 23 Haziran seçimlerine Gökçınar ile devam edeceğiz

Saadet Partisi (SP) 23 Haziran’da tekrarlanacak İstanbul seçimine kendi adayıyla katılmaya karar verdi. Genel Başkan Temel Karamollaoğlu Twitter adresinden şöyle yazdı“İlgili kurullarımızla yaptığımız geniş istişareler, kamuoyu eğilimleri ve ülke gerçeklerini göz önünde bulundurarak 23 Haziran 2019 seçimlerine Saadet Partisi olarak Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Sayın Necdet Gökçınar ile devam etmeye karar vermiş bulunmaktayız.”

“Artık bu seçimde İstanbul 16 milyon değil 82 milyondur. İstanbul Türkiye’nin kalbidir ve İstanbul’un yorulması Türkiye’nin yorulması demektir” diyen SP lideri, alınan bu kararın Türkiye’nin önünü açmaya yönelik olduğunu belirtti. Karamollaoğlu, yürütülecek seçim kampanyalarında başta adaylar ve siyasi partiler olmak üzere bütün vatandaşları üslup ve davranış olarak her zamankinden daha fazla hassas olmaya davet etti.

SP, kararın ‘geniş bir istişare’den sonra verileceğini duyurmuştu. Partinin İstanbul adayı Necdet Gökçınar 31 Mart yerel seçimlerinde 103 bin 300 oy aldı.

‘Çekilmeye hazırım’ demişti

  YSK’nin İstanbul seçimlerini iptali ve Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasına geri alması üzerine, geçtiğimiz haftalarda bir açıklama yapan Gökçınar, 23 Haziran’da yenilecek seçimlere girmeyebileceğine söylemiş; “Ben hazırım, partimin kararını bekliyorum’ demişti.

Geçtiğimiz hafta da Gökçınar’ın Borsa İstanbul’da çalışan oğlu işten çıkarıldı. Saadet Partisi’nden yapılan açıklamada, Gökçınar’ın oğlunun 24 Nisan’da askerlik görevinden döndükten sonra Borsa İstanbul’daki işine son verildiği belirtilirken “kararın siyasi olduğu aşikardır” denildi.