Ağrı’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetimindeki Diyadin Belediyesi Eşbaşkanı Betül Yaşar’ın evine polislerce baskın düzenlendi. Evinde uzun süre arama yapılan Yaşar, gözaltına alınarak İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.
MA‘nın aktardığına göre, Yaşar’ın yanı sıra Mesut Arslan ve Mustafa Alparslan da evlerine düzenlenen baskınla gözaltına alındı. Aynı soruşturma kapsamında Düzce‘de yapılan ev baskınında ise Zeynel Abidin Bozkurt’un gözaltına alındığı bildirildi.
HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un verdiği bilgiye göre, belediye kapısını kırarak içeri giren polisler, içeride arama yapıyor. Belediye binasını ablukaya alan polis kimseyi içeri almıyor.
46 belediyeye kayyım
31 Mart 2019’daki yerel seçimler sonrası, HDP’nin birçok belediyesine benzer ev baskınları ile polis ablukaları sonrası kayyım atandı. Parti, 31 Mart 2019’daki yerel seçimlerde üçü büyükşehir, beşi il, 45’i ilçe ve 12’si belde olmak üzere toplam 65 belediye kazanmıştı.
HDP’nin şu ana kadar 46 belediyesini atanan kayyımlar yönetiyor. Partinin altı belediyesinin seçilmiş başkanlarına da KHK’lı oldukları gerekçesiyle mazbataları verilmedi.
Ozan Güven’in Deniz Bulutsuz’u darp etmesiyle ilgili yazılan iddianame tamamlandı. “Hakaret”, “tehdit”, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “kasten yaralama” suçlarının yer aldığı iddianamede Güven’in 13.5 yıla kadar hapsi isteniyor.
Bulutsuz, Güven’in 13 Haziran’da İstanbul’un Beşiktaş ilçesindeki Levent’te bulunan evinde kendisini darp ettiğini belirterek İstanbul başsavcılığına başvurmuştu. Güven ise suçlamayı reddetmiş, Bulutsuz’un kendisine saldırdığını söylemişti.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın 8 Temmuz’da sosyal medya üzerinden yayınladığı açıklama ile engellilerin Yüksek Hızlı Tren (YHT) ve anahat tren seferlerinde ücretsiz seyahat hakkını kaldırdığını açıkladı. Açıklamada kararın gerekçesi, pandemi nedeniyle sosyal teması engellemek ve “engelli vatandaşlara salgının bulaşma riskinden korumak” olarak belirtildi. Kararın ardından engellilerin ücretli ya da ücretsiz, şehirler arası yolculuklarda YTH ve anahat tren seferlerini kullanmasına da sınırlama getirildi.
Ancak aynı kararda kent içi Marmaray ve Başkentray trenlerinde herhangi bir sınırlama bulunmadığı kaydedildi.
— Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı – Sosyal (@UABsosyal) July 8, 2020
Karara karşı sivil toplum örgütleri sosyal medyada “Seyahat Herkese Haktır” kampanyaları başlatırken, konu Meclis’in de gündemine geldi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer kararın engellilere yönelik bir ayrımcılık, eşitsizlik olduğunu söyleyerek tepki gösterdi.
Ücretini ödeyen binebilirmiş
Daha önce de engelli yurttaşların parasız ulaşım hakkının kaldırıldığını anımsatan Çakırözer, “Engelliler ve biz bu hak iade edilsin diye mücadele verirken şimdi skandal bir kararla engellilerimizin seyahat hakkı tamamen kaldırıldı. Seyahat herkes için haktır” dedi.
Çakırözer şunları söyledi: :
“Salgın öncesinde marta kadar engelli yurttaşlarımız YHT, ana hak ve bölgesel trenlere ücretsiz binebiliyordu. Pandemi döneminde tren seferleri durdu. Mayıs sonunda seferler başladığında önce milyonlarca engellimizin yüksek hızlı tren ve anahat tren seferlerindeki ücretsiz ulaşım hakkını kaldırdılar. Engellilere parasını ödedikleri takdirde bilet satılmaya başlandı. Şikâyet edenlere gönderdikleri yazılar var elimizde. Hiç utanmadan, sıkılmadan engellilere, ‘Ücretini ödeyen binebilir’ yanıtı verdiler. Bu vahim bir hata ve büyük bir insafsızlıktı. Türkiye genelinde milyonlarca engellinin sesi sivil toplum örgütleri ile ücretsiz ulaşım hakkının geri verilmesi için mücadele verirken Bakanlıktan skandal bir açıklama ile karşılaştık.”
ben bağımsız bir biçimde seyahat hakkını sadece YHT'de kullanıyorsam, kimseye muhtaç olmadan tuvaletini kullanabiliyorsam neden? @BilimKurulu_ siz nasıl olur da engellilerin seyahat hakkını elinden alırsınız? metroda serbest, YHT de yasak. Bu hukuksuzluğa son verin https://t.co/hcUfHeuqTp
Engellillerin seyahat hakkını elinden almanın TCK’ye ve Engelli Hakları Uluslararası Sözleşmesi’ne göre suç olduğunu ifade eden Çakırözer, bakanlığın bu yanlıştan dönmesi gerektiğini söyledi:
“Salgın döneminde engelli yurttaşlarımızı idari izinli sayılmıştı. Ama Haziran başı itibariyle bu sona erdi, engelli çalışanlar kamuda ve özel sektörde mesaiye başladı. Engellilerin şehirler arası seyahatlerinde de bir kısıtlama kalmadı. Buna rağmen Ulaştırma Bakanlığı’nın mevcut uygulaması sırf engelli oldukları için vatandaşlara seyahat kısıtlaması getirmekten başka bir şey değildir.”
Ankara ve İstanbul’daki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine pek çok ilden engelli çocuğun, ailesiyle birlikte geldiğini hatırlatan Çakırözer, bu kişilerin önce ücretsiz ulaşım hakkının ellerinden alınması, şimdi de YHT ve ana hat trenlerine hiç alınmamasının seyahat özgürlüğünün yanı sıra sağlığa ulaşma haklarının da ellerinden alındığına işaret etti. Çakırözer, kent içinde engellilere seyahat izni verip şehirlerler arası seyahatte vermemenin izahı olmayacağını, asıl amacın ücretsiz biniş haklarını ellerinden alarak YHT’ye kar sağlamak olduğunu söyledi.
TCK 103 Çocuk Cinsel İstismarı Affına Karşı Kadın Platformu‘nun çağrısıyla 30 farklı kentte kadınlar çocuk istismarı faillerine evlilikte af düzenlemesine ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme yönündeki açıklamalara karşı eylem düzenledi.
İstanbul’da kadınlar Pazar günü Kadıköy Eminönü İskelesi önünde bir araya geldi. Platform adına açıklamayı Cemile Baklacı ve Gamze Abay okudu.
Açıklamada “Çocuk istismarcılarına af girişimlerinin gündemde tutulması istismarcılara teşvik, tüm çocuklara tehdittir. Bu af girişimi ertelenmekle kalmamalı; bir daha asla gündeme gelmemek üzere ülkenin gündeminden tamamen çıkartılmalı” denildi.
‘Cinsel istismar suçsuz bırakılacak’
Tasarının yol açacağı istismara değinilen açıklamada “13 yaşındaki kız çocuklarına istismardan yargılanan ve hatta mahkumiyet kararı kesinleşip cezaevine konmuş kişilerin resmi nikah yapıldığı takdirde serbest kalmaları, bu evlilik 5 yıl sürdüğü takdirde cezanın tamamen ortadan kalkması, cinsel istismar gibi ciddi bir suçun cezasız bırakılması hedefleniyor” ifadeleri kullanıldı.
AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un “Gerekirse İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarız” yönündeki konuşmasına da değinilen açıklamada “Numan Kurtulmuş’un son açıklaması da, sözleşmeyi ve yasayı uygulamamak için zaten direnmekte olan tüm kamu görevlilerine en üst düzeyden bağlayıcı bir ‘talimat’ niteliği taşıyor” denildi.
Açıklamanın devamında “Bu gibi açıklamaların, şiddet uygulayan erkekleri teşvik etmek; şiddete maruz kalan birçok kadının devlet mekanizmalarına başvurma cesaretlerini kırmak; yargı ve kolluğun görevlerini yerine getirmesine engel olmak gibi olumsuz sonuçları olacak” ifadeleri kullanıldı.
Fotoğraf: Zeynep Kuray
İzmir’de iki noktada eylem
İzmir’de ise Kadın Platformu’nun çağrısıyla Konak İskele Meydanı ve Dikili Atatürk Meydanı’nda bir araya gelindi. Eylemde İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması ve çocuk istismarı faillerine evlilikle af düzenlemesinden vazgeçilmesi talep edildi.
Kuşadası: Çocuk istismarının affı olmaz
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde Kuşadası Kadın Meclisi’nin öncülüğünde, istismar affı yasa tasarısına karşı basın açıklaması gerçekleştirildi.
Güvenlik güçlerinin basın açıklamasının önceden belirlenen yerini değiştirmesine rağmen, Kuşadası Adliyesi önünde basın açıklamasını gerçekleştirdi. Açıklama metnini kadınlar adına Çiğdem Seçkin ve Serap Dalkılıç birlikte okudu.
Diyarbakır’da kadınlar baskıya rağmen sokakta
Diyarbakır’da bir araya gelen kadınlar da Türkiye’nin dört bir yanında yapılan eylemlere destek verdi. Kadınlar Birlikte Güçlü hesabından yapılan paylaşımda “Diyarbakır’da kadınlar baskılara rağmen sokaklardan sesleniyor! Kadınları değil şiddet uygulayanları, şiddet uygulayanları kollayanları, kız çocuklarını evlendirenleri, göz yumanları yargılayın!” denildi.
Bursa’dan kadınlar: Çocuk istismarını meşrulaştırmayın
Bursa‘da ise Kırkyama Kadın tarafından yapılan çağrıyla kadınlar Kent Meydanı’nda bir araya geldi. Yapılan açıklamada “Bursa’da kadınlar olarak İstanbul Sözleşmesi ve 6284’ü uygulayın, TCK 103 affından vazgeçin demek için ses çıkardık! Çocukları istismar edenleri affetmek istismarı meşrulaştırmaktır” denildi.
AKP ve MHP‘nin hazırladığı, çoklu baro sistemine geçilmesini içeren Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, baroların itirazlarına rağmen 163’e karşı 251 oyla TBMM Genel Kurulu‘nda kabul edildi. CHP’nin, oylamanın açık yapılması yönündeki teklifi reddedildi.
‘Paralel Baro yasası’
Muhalefet, baro başkanlarının ve avukatların günlerdir protesto ettiği yasa teklifine itirazlarını son dakikaya kadar sürdürdü. Oylamadan hemen önce söz alan TİP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekili Erkan Baş teklifi şu sözlerle eleştirdi:
Meclisin etrafı polis tarafından kuşatılmış, her yere bariyerler örülmüş, Meclis televizyonu bile çalışmıyor, bir yasayı geçirmeye çalışıyorsunuz. Öncelikle, bu kapkaç kanun yapma anlayışını şiddetle protesto ediyorum. Biz, bu yasaya “hayır” oyu vereceğiz çünkü on avukat bir delegeyle temsil edilirken; “5 bin avukat bir delegeyle temsil edilsin” diyorsunuz. Temsilde adalet diye pazarlıyorsunuz, saraya tam teslimiyet istiyorsunuz ama bu bir “paralel baro” yasasıdır.
Teklifin Meclis Genel Kurulu’na gelene kadar Meclis Adalet Komisyonu’nda devam eden görüşmeleri 52 saat sürdü. Baro başkanlarının Komisyon toplantısına alınmadığı ve günlerce Meclis kapısında sabahladığı kanun teklifi tüm itirazlara karşın AKP ve MHP oylarıyla hiçbir değişiklik yapılmadan kabul edilerek komisyondan geçti.
Meclis Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri üç gün süren teklifin her maddesi için muhalefet değişiklik önergesi verdi ancak önergelerin tümü reddedildi.
CHP Anayasa Mahkemesi’ne gidecek
Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte İstanbul, Ankara ve İzmir‘de birden fazla baro kurulabilmesi mümkün olacak. Ayrıca aynı ilde birden fazla baronun bulunması halinde aynı büroda birlikte çalışma ve avukatlık ortaklığı kurma için aynı baroya kayıtlı olma şartı aranmayacak.
CHP yasanın Resmi Gazete’de yayınlanmasının ardından yasanın yürürlüğünü durdurmak için Anayasa Mahkemesi’ne başvuracak.
Yasa, CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğan’ın onaylamasının ardından Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra yürürlüğe girecek.
Kazdağları’nda yapılmak istenen maden faaliyetlerine karşı başlatılan Su ve Vicdan Nöbeti 26 Temmuz tarihinde birinci yılına giriyor. Birinci yıl dönümünde Türkiye’nin dört bir yanında eş zamanlı olarak saat 15.00’da ortak basın açıklaması gerçekleştirilecek.
Su ve Vicdan Nöbeti yaptığı çağrıda bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Çağrıda “26 Temmuz 2019’da başladığımız Su ve Vicdan Nöbeti ile tüm kamuoyuna ve yetkili kurumlara haklı sesimizi duyurmayı başardık. 13 Ekim 2019’da da Kirazlı Balaban’da faaliyet gösteren şirketin işletme ruhsat süresi dolmuş ve yenilenmemiştir” denildi.
Dört talep
Nöbetin başlangıcındaki Kazdağları’na ilişkin taleplerin hatırlatıldığı açıklamada talepler şu şekilde sıralandı:
Kirazlı’da bir an önce ağaç kesiminin durması
Kirazlı’daki çalışmaların sonlandırılması
Hukuki süreç bitmeden 2017 yılında sahada çalışma yapılmasına, ağaç kesimine müsaade edilmesine, GSMH’nın onaylanmasına izin veren tüm yetkililerin yargılanması
Kirazlı başta olmak üzere Kazdağları ekosistemi içinde yer alan tüm metalik madencilik ruhsat ve projelerinin iptal edilmesi
Her yer Kazdağları olsun
Mücadelenin birinci yılını geride bıraktıklarını belirten Su ve Vicdan Nöbeti “Tüm Türkiye’nin gözü kulağı Kazdağları’nda. Talep ettiğimiz her an herkesin yanımızda olduğunu biliyoruz. Bizlerde aynı şekilde her an ‘talana karşı’ desteğe hazırız” dedi.
Koronavirüs salgını sebebiyle kitlesel bir miting yerine herkesin bulunduğu yerde basın açıklaması okuyarak bu mücadeleye desteklerini sunmasının istendiği açıklamada “Tüm Türkiye’yi 26 Temmuz 2020’de saat:15.00’de Kazdağları Hepimizin sloganıyla ortak basın açıklamamızı okumaya davet ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Su ve Vicdan Nöbeti de 81 ili temsilen 26 Temmuz günü katliamın yaşandığı kirazlı şantiyesi önünde basın açıklaması gerçekleştirecek.
Çadırlı nöbet 352’nci gününde
Öte yandan, Kirazlı mevkiinde çadırlı nöbet tutan eylemciler ise hafta sonu yine her hafta Çanakkale merkezde gerçekleştirdikleri el ele eylemlerini gerçekleştirdi.
Sosyal mesafe kurallarına uygun bir şekilde insan zinciri oluşturan göstericiler “Alamos’u tahliye et” yazılı pankart açtı. Yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
Canımız Kazdağları’nı altın rantına kurban vermeyeceğiz! Önce Alamos Gold tahliye edilecek, sonra da alan rehabilite edilecek. Onlar ormandan gidene kadar, biz burayı terk etmiyoruz.
Polonya‘da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda, sandık çıkışı anketlerine göre mevcut Cumhurbaşkanı Andrej Duda yeniden seçildi. Polonya Haber Ajansı PAP‘ın aktardığına göre, iktidardaki muhafazakar Hukuk ve Adalet Partisi’nin (PİS) desteklediği Duda, oyların yüzde 50,4’ünü aldı.
Duda’nın rakibi Sol Liberal ve Yeşiller’in oluşturduğu Civic Platformu’nun (PO) desteklediği Varşova Belediye Başkanı Rafal Trzaskowski ise oyların 49,6’sını elde etti.
Yaklaşık 30 milyon seçmenin bulunduğu ülkede seçime katılım oranının yüzde 68,9 olduğu belirtildi. Kesin olmayan sonuçlara göre ikinci kez cumhurbaşkanı seçilen Duda, beş yıl daha bu görevi sürdürecek.
Ülkede 28 Haziran’da düzenlenen ve 11 adayın yarıştığı cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda, Duda yüzde 43, Trzaskowski ise yüzde 30 oy almıştı. Seçimde hiçbir aday yüzde 50 oya ulaşamadığı için cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalmıştı.
PİS hükümeti şubat ayında kabul ettiği kanunla, yargı sistemini eleştirmesi durumunda ülkedeki hakim ve savcıların ceza almasına izin veren ve iktidarı güçlendiren bir düzenlemeyi kabul etmiş; Avrupa Birliği Komisyonu da ülkedeki ‘yargı sisteminin bağımsızlığını korumak’ amacıyla ihlal süreci başlatmıştı.
Kamuoyunun büyük bir çoğunluğunun henüz haberi yok ama bir torba yasa daha yolda… Üstelik bu torba yasa ülkemizin yıllardan bu yana kanayan yaraları olan gıda güvenliği, tarım alanları ve ormanların korunması üzerine. İktidar partisi tarafından tam bu pandemi günlerinin ortasında; dikkatler salgın üzerindeyken hiçbir meslek örgütüne danışılmadan ve bilgi verilmeden gündeme taşınan torba yasa geçtiğimiz günlerde TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’ndan değişikliğe uğramadan geçti. ‘Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun’ adıyla TBMM’ne sunulan bu son torba yasa teklifi ile daha önce büyük bölümü yine bu iktidarın çeşitli hükümetlerince çıkarılan çok sayıda yasada değişiklikler yapılmasını öngörülüyor.
Komisyondan geçen ve 11 farklı kanunda değişiklik ön gören 34 maddelik torba yasanın içinde neler yok ki? Teklif gıda ve şeker piyasası denetimlerinden, tarım alanlarının korunmasına, ormancılığa kadar çok sayıda yasada değişiklikler getiren maddeler barındırıyor. Ormancılık alanında orman sahalarının genişletilmesi için tedbirler getiren ve özel ormancılığı ‘teşvik’ eden maddeler içeriyor; torba yasa teklifi.
Orman varlığını korumak için torba yasa mı gerekiyor?
Ama hatırlanacağı gibi Kazdağları’ndaki altın madeni girişimi için yaklaşık bir yıl önce 200 000 ağacın kesilmesine de bu iktidarın Tarım ve Orman Bakanlığı izin vermişti… Yine 3. Boğaz Köprüsü ve bağlı otobanlar yüzünden İstanbul’da Kuzey Ormanları’nın başına gelenler; Doğu Karadeniz’de yeşil yol projeleriyle bölge ormanlarının yok edilmesi, Artvin Cerrattepe maden alanı için binlerce ağacın kesilmesi henüz unutulmadı. Oysa bu doğal orman varlığımızı korumak için torba yasa da gerekmiyordu.
Torbanın içinde tarım alanlarıyla ilgili de düzenlemeler de var. Teklife bakacak olursak tarım arazileri korunması amaçlanıyormuş gibi bir yaklaşım görülüyor. Tarım arazilerinin bölünmesi ve amaç dışı kullanımına izin verilmesinin bu torba yasa ile engelleneceği iddia ediliyor. Ancak şu ana kadar yaşananlar tam tersi… Türkiye’de son on yıl içinde tarım alanlarında görülen azalma %9’a yakın… Üstelik bu TUİK’in resmi rakamlarına göre…
Bilim Kurulu’na RTÜK yetkisi
Torba yasanın belki de en dikkat çekici maddeleri gıda güvenliği alanında… Bu alanda getirilen ilginç maddeler var. Gıdada taklit ve tağşişin; yani kısaca sahteciliğin önüne geçmek için hapis ve para cezalarının ağırlaştırılması önemli bir yer tutuyor yasa teklifinde. Ancak şu anda yetersiz görülen cezaların bile gerçek yaşamda tam olarak uygulanmadığı biliniyor. Teklif ile getirilen en ilginç madde ise bir Bilim Kurulu önerisi. Öneri ile gıda ve beslenme alanında yanıltıcı bilginin önüne geçilmeye çalışıldığı iddia ediliyor. İlk anda olumlu izlenim bırakıyor bu madde, özellikle de televizyonlarda Covid-19’dan korunmak için bazı akademik ünvanlı kişiler tarafından bol sarımsaklı kelle-paça çorbasının tüketilmesinin önerildiği bir ülkede yaşıyorsanız…
Fakat bu noktada bazı sorular aklınıza geliyor. Bilim kurulu kimlerden oluşturulacak, kararları kim tarafından denetlenecek ve yetkilerinin sınırı nerelere kadar uzayacak? Bu noktada RTÜK yasasına da bir ekleme yapılacağı ve bu Bilim Kurulu’nun kararına göre ekranların karartılabileceği gerçeği de ortaya çıkıyor. Bu durum da açıkça sansür şüphelerinin uyanmasına yol açıyor. Teklife göre, akademisyenlerin normal televizyon kanallarında gıda güvenliği ve güvencesi ile ilgili yapacağı bilimsel açıklamalar bu kurulun hoşuna gitmediği anda 50.000 TL’ye kadar para cezası ve televizyonlar için idari işlemlerle cezalandırılabiliyor.
Yasa teklifinde şeker piyasasının denetimiyle ilgili maddeler de var. Aslında bu maddeler şeker piyasanın gerektiği gibi denetlenmediğinin bir itirafı gibi…
Sonuç olarak gündemde gıda, tarım ve ormancılık alanında büyük yasal değişiklikler kapıda. Ancak bu değişiklikler planlanırken bu alanda çalışan uzmanların üyesi olduğu başta Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve ona bağlı odalar olmak üzere hiçbir meslek örgütüne danışılmadı. Özellikle yasa teklifinin içeriği nedeniyle TTB ve TMMOB’ne bağlı Orman Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Gıda Mühendisleri Odası ve Çevre Mühendisleri Odası’nın görüşleri çok ama çok önemli… Ayrıca teklif hazırlanırken yıllardır bu alanda çalışan sivil toplum örgütlerinin, tüketici derneklerinin de görüşleri alınmalıydı.
Yapılmadı ve iktidarca hazırlanan torba yasa teklifi TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonundan geçti ama henüz Genel Kurul‘a gelmedi. O nedenle vakit henüz geçmiş değil. Eğer gerçekten tarım ve orman alanları korunmak isteniyorsa, gıda güvenliği sağlanmaya ve sahteciliğin önüne geçilmeye çalışılıyorsa bir an önce özellikle meslek örgütleri ve tüketici kuruluşlarıyla bir masa etrafında toplanarak torba yasa üzerinde tartışılabilmelidir. Yoksa bu torba yasa teklifi ile ne orman ve tarım alanlarımız kurtulur ne de gıda güvenliği gerçek anlamda sağlanabilir…
Artvin’in Arhavi ilçesinde çıktığı avda yavru ayıyı tüfekle vuran ve can çekişirken üzerine köpekleri salan Tanju Çolak dün jandarma ekiplerince gözaltına alındı. İlçeye bağlı Boncuk Köyünde yaklaşık iki ay önce önce öldürülen ayı yavrusuyla ilgili olayın görüntülerinin sosyal medyada yayımlanması üzerine harekete geçen Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP), suç duyurusunda bulundu.
Cumhuriyet savcısının talimatıyla Artvin Jandarma Komutanlığı ekipleri, Çolak’ı gözaltına alarak Kavak Köyü‘ndeki evinde arama yaptı. Aramada, şüphelinin kardeşi üzerine ruhsatlı yarı otomatik 1 av tüfeği, ruhsatsız 1 av tüfeği ile faturası ibraz edilen 1 kuru sıkı tabanca ele geçirildi.
Şüpheli hakkında Kara Avcılığı Kanunu’na muhalefetten işlem yapılırken, Artvin Milli Parklar ve Doğa Koruma Müdürlüğü tarafından da 27 bin 777 lira idari para cezası kesildi.
Tanju Çolak, çıkarıldığı sulh ceza hakimliğince yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.