Ana Sayfa Blog Sayfa 1753

Yunanistan’da polisi eleştiren MeRA25 vekilinin dokunulmazlığı kaldırıldı

Yunanistan‘da parlamentodaki partilerden MeRa25 milletvekili Angelika Adamopoulou,  protesto gösterilerinde sivil polisin şiddeti başlatmak için provokatör olarak hareket ettiğini iddia ettiği bir parlamento konuşmasının ardından yerel bir polis sendikası tarafından hakaretle suçlandı.

Konuşmasında, aralarında eski bir Kamu Düzeni Bakanı, polis sözcüsü, parlamento üyeleri ve gazeteciler de dahil olmak üzere bazı kişilerin kamuoyuna yaptığı açıklamalara atıfta bulunan Adamopoulou‘nun dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verildi. 

Yunanistan Meclisi’nde, milletvekilileri kovuşturmadan muaf olmasına karşın, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması basit çoğunluk yetiyor.  

Hakaretten yargılanacak

Diem25′in aktardığına göre, iktidardaki muhafazakar Yeni Demokrasi partisinin tüm milletvekilleri ve dört Sosyal Demokrat milletvekilinin oylarıyla dokunulmazlığı kaldırılan Adomopoulo, yargılanacak.

Ülkede geçmişte, ciddi suçlar ve belirli kişilere yönelik hakaret davaları nedeniyle, Yunan yasalarının öngördüğü üzere milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılmıştı. Ancak kişisel olmayanbir gruba hakaret suçlaması nedeniyle dokunulmazlığın kaldırılması bir ilk. 

Varoufakis: Parlamentarizmin yenilgisi  

Yunan ekonomist ve siyasetçi,ülkenin eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, bir milletvekilinin polisi eleştirdiği gerekçesiyle dokunulmazlığının kaldırılması ve ardından gelecek kovuşturmaya ilişkin şunları söyledi: 

“Bugün parlamentarizmin şiddetli bir yenilgisini yaşıyoruz. Sorun Adamopoulou’nun yargılanmakta olduğu ifade değil, Yunan parlamentosu üyelerinin ifade özgürlüğüdür. “

Varoufakis, “Otoriter rejimler tarafından yönlendirilen Türkiye ve Macaristan parlamentoları dışında Avrupa’da bir milletvekilinin görüşlerinden dolayı yargılandığı başka bir yer olmadığını” kaydetti.

Sabiha Gökçen’deki uçak kazasıyla ilgili bilirkişi raporu: Kaptan ve kontrolörler asli kusurlu

İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı‘nda 5 şubat tarihinde pistten çıkarak üç kişinin ölümüne, 180 kişinin de yaralanmasına neden olan kazayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında altı kişilik bilirkişi heyetinin hazırladığı rapor, soruşturma dosyasına girdi.

Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda dosya şüphelilerinden kaptan pilot Mahmut Aslan ve yardımcı pilot Ferdinant Pondaag dışında Sabiha Gökçen ve Yeşilköy kule görevlilerinden iki kişi, kazanın oluşumunda gerekli uyarıları yapmadıkları ve uçuş trafiğini durdurmadıkları için kusurlu bulundu. Ayrıca, Havaalanı İşletme ve Havacılık Endüstrileri A.Ş. (HEAŞ) da kurum olarak asli kusurlu bulundu.

Kaptan pilot asli kusurlu

Kaptan Pilot Mahmut Aslan, bilirkişi raporuna muhalefet şerhi koyan üye dahil altı kişilik heyetin oybirliğiyle aldığı kararla asli kusurlu bulundu. Raporda, pilotun uçağın pistten çıkma ihtimalini göz önünde bulundurması gerektiği belirtilerek şunlar söylendi:

Yalova dolaylarında uçağa yıldırım isabet etmesinin verdiği stres ile yolcuların mevcut meteorolojik koşullardan olumsuz etkilenmelerinin önüne geçmek amacıyla bir an önce uçağı güvenli şekilde indirmeye odaklanması sebebiyle bunu yapamadığı tespit edilmiştir.”

‘Hıza uyulmadı’

Ayrıca, raporda Aslan’ın piste stabil yaklaşma kriterlerindeki hıza da uymadığı belirtildi:

Bu nedenle Sink Rate (alçalma hızı) uyarısı aldığı, uçağı indirdikten sonra pist içinde durabilecek seviyede yavaşladığını düşünerek Autobrake (Otomatik fren) ve Speedbrak’ı (Hız freni) kapatmıştır. Uçak 6 saniye boyunca pist üzerinde yavaşlamadan ilerlemiş ve pilotlar tarafından yavaşlamak amacıyla manuel olarak maksimum frenleme yapılmıştır. Sürati düşmeye başlamış olan uçak yerde kuvvetli kuyruk rüzgarı etkisiyle yavaşlayamamış ve söz konusu kaza meydana gelmiştir.”

Yardımcı pilot tali kusurlu

Hazırlanan raporda yardımcı pilot Ferdinant Pondaag’ın meydana gelen kazada tali kusurlu bulunduğu belirtildi:

400 saatlik az bir tecrübesi olduğundan yaklaşma boyunca süratinin üstüne çıkıldığı zaman ve alçalma hattının üstüne/altına hareket edilirken uyarılarıyla kaptan pilotu desteklemesi gerekirken bunları yapmamıştır. Herhangi bir düzeltme kaptan pilot tarafından yapılmıyorsa sesli ikaz, hala tepki gelmiyorsa kontrolleri alıp uçağı pas geçirmesi gerekiyordu. Ancak hem şirketteki hem de uçak tipindeki düşük tecrübesinin de etkisiyle bu görevleri tam olarak yerine getirmediği tespit edilmiştir. Bu sebeplerden dolayı yardımcı pilot Ferdinant Pondaag’ın meydana gelen kazada tali kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır.”

Kontrolörler asli kusurlu bulundu

Dosyada şüpheli olmayan Sabiha Gökçen Havalimanı Hava Trafik Kontrolörü Serhat Kara da bilirkişi raporuna göre asli kusurlu bulundu. Raporda Kara’yla ilgili “pas geçme ile ilgili uyarı, tavsiyede bulunmadığı, hatta yaklaşmakta olan adı geçen trafiğin bu meteorolojik koşullarda nasıl olsa pas geçeceği düşüncesiyle trafiğin güvenliğini sağlamak için gereken önlemleri almadığı” ifadeleri yer aldı.

Öte yandan, Atatürk Havalimanı Hava Trafik Kontrolörü Nesrin Bala da aslı kusurlu bulundu ve raporda Serhat Kara’nın Nesrin Bala’dan tüm gelişleri bekletmesini istediği fakat Bala’nın bunu yapmadığı belirtildi.

Şefi Serhat Kara’yı uçağın pistten çıkabileceği yönünde uyaran Ela Akar‘ın ise kusurlu olmadığına karar verildi.

Risk analizine uyulmamış

Raporda, havalimanının 2016 yılından önce yapıldığı için pist sonu emniyet sahasının bulunmadığı ve havalimanı yönetiminin bu konuda Hollandalı bir firmayla risk analizi yaptığı belirtildi.

Firma, kazanın meydana geldiği 06 pistinin rüzgarlı havalarda riskli olduğu yönünde rapor düzenlediği ve 06 pistinin, kuru pistte 5 knot, ıslak pistte de 0 knot kuyruk rüzgarı durumunda kullanılması gerektiği yönünde açıklamada bulunduğu vurgulandı.

Bunun üstündeki kuyruk rüzgarlarında inişlerin azaltılması yönünde tavsiye verilmesine rağmen, tavsiyeye uyulmadığı hatta daha yüksek rüzgarlarda da operasyona devam edildiği ortaya çıktı.

HEAŞ da kusurlu

Ayrıca, Devlet Hava Meydanları İşletmesi, 2017, 2018 ve 2019 yıllarında bu bölgede acil durum müdahale yollarının uygun olmadığı yönünde raporlarının bulunduğunu söyleyen bilirkişi raporunda “Bu kazada uygunsuzluk; 18:19’da gerçekleşen kazadan 24 dakika sonra acil müdahale araçlarının uçak başına ulaşabilmesine neden olmuştur.” ifadesi yer aldı.

Pistin bir bölümünde lastik izi çalışmasının yapılmaması, acil durum müdahale yolunun uygun olmaması nedeniyle HEAŞ da asli kusurlu bulundu.

Birleşik Krallık ve AB, Brexit sonrası ticaret ilişkileri için anlaşmaya vardı

Birleşik Krallık ile Avrupa Birliği (AB) arasında Brexit sonrası ticari ilişkileri belirleyecek anlaşma müzakerelerinde uzlaşı sağlandı. Anlaşma, Başbakan Boris Johnson ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen arasındaki uzun ve zorlu görüşmelerin sonunda geldi.

Uzlaşı sağlanamasaydı, Birleşik Krallık 1 Ocak 2021 itibariyle herhangi bir anlaşma olmadan AB’den ayrılacaktı.

‘Kanada tipi serbest ticaret anlaşması’

Henüz anlaşmanın çatısı ve detayları açıklanmazken Johnson düzenlediği basın toplantısında “kapsamlı Kanada tipi bir serbest ticaret anlaşması” yapıldığını aktardı.

Johnson, “Paramızın, sınırlarımızın, yasalarımızın, ticaretimizin ve balıkçılık yaptığımız suların kontrolünü geri kazandık. Bugüne dek AB ile sıfır gümrük vergisi ve sıfır kotaya dayanarak varılan ilk serbest ticaret anlaşmasını biz imzaladık” ifadesini kullandı.

‘668 milyar sterlin değerinde’

Anlaşmanın her iki tarafın da imza attığı bugüne kadarki en büyük ikili ticaret anlaşması olduğunu belirten Johnson “2019 itibarıyla 668 milyar sterlin değerinde ticareti kapsamaktadır” dedi.

Johnson sözlerine, “Anlaşma aynı zamanda artık AB’nin uydusu olmadığımızı, AB kurallarına bağlı olmadığımızı, Avrupa Adalet Divanı’nın rolünün olmadığını ve egemenliğe geri dönme konusundaki tüm kilit kırmızı çizgilerimizin yerine getirildiğini garanti ediyor. 1 Ocak 2021’de tam siyasi ve ekonomik bağımsızlığa sahip olacağımız anlamına geliyor” cümleleriyle devam etti.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre anlaşmanın Birleşik Krallık parlamentosunda 30 Aralık’ta oylaması bekleniyor. Milletvekilleriyle henüz paylaşılmayan anlaşma için ana muhalefetteki İşçi Partisi de destek vereceğini açıkladı.

Von der Leyen: Omuz omuza hareket edeceğiz

Von der Leyen, anlaşmanın imzalanmasının ardından düzenlediği basın toplantısında “Ticarette AB kurallarına saygı gösterileceğini” söyledi ve adil rekabet hakkı engellenirse başvurulacak etkili araçlar üzerinde de uzlaşıldığını belirtti. Von der Leyen konuşmasının devamında şunları söyledi:

İklim değişikliği, enerji, güvenlik ve ulaşım gibi iki tarafın da çıkarına olan meselelerle ilgili İngiltere ve AB işbirliği yapmaya devam edecek. Hâlâ birbirimizden ayrı yapabileceklerimizden daha fazlasını birlikte başarabiliriz. Tüm bu tartışmalar her zaman egemenlik üzerine oldu. Bugün kendimize dönüp 21. yüzyılda egemenliğin ne anlama geldiğini sormalıyız. Bugün egemenlik, gücümüzü birleştirmek ve büyük güçlerin yer aldığı dünyada birlikte konuşarak hareket etmektir. Kriz zamanı tek başımıza ayakta durmaya çalışmaktansa birbirimize destek olmaktır. AB de bunun pratikte nasıl işe yarayacağını göstermiştir. Biz, uzun zamandır müttefikiz. Birçok konuda ortak çıkarlarımız var. İngiltere ve AB omuz omuza hareket etmeye devam edecek.

Emeklilerin de artık bir sendikası var: Tüm Emekliler Sendikası’nın hukuki ve meşru olduğuna karar verildi

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi, çalışan kavramının sadece aktif çalışanları değil çalışmaya dayalı hakları kullanan kişileri de kapsadığını, emeklilerin sendikal örgütlenmeye gidememesinin hukuka aykırı olduğuna hükmetti ve böylece 13 buçuk milyon emeklinin sendikal faaliyette bulunabilmesinin de önü açıldı.

Bugünden itibaren artık tüm emekliler sendikalı olabilecek.

Ankara Valiliği engel olmak istedi

BirGün‘den Merve Atıcı‘nın haberine göre, Ankara Valiliği, Tüm Emekliler Sendikası‘nın sendika olabilmeleri için izne tabi olduklarını iddia ederek kurulmalarına izin vermemişti. Ancak, Ankara İdare Mahkemesi‘nde açılan dava sonucu mahkemenin verdiği “Herkes izin almaksızın bildirim yapmak suretiyle sendika kurabilir.” kararıyla Ankara Valiliği’nin hükmü geçersiz sayılmıştı.

Ankara Valiliği, bu sefer de sendikaya hangi işkolunda faaliyet gösterdiğini bildirmesi, iş koluna ilişkin bilgi ve belgeleri isteyen bir yazıyla sendikadan bilgi talebinde bulunmuştu.

Sendika da bunun üzerine Valiliğe kendilerinin bir çalışan iş kolu olmayıp iş kolundaki faaliyetleri tamamlandığı için yeni bir sosyal ve hukuki statüye geçtiklerini bunun da emeklilik olduğunu beyan etmişti.

Valilikten sendikaya dava

Yaşananların ardından Ankara Valiliği, Ankara 34. İş Mahkemesi‘nde dava açarak Tüm Emekliler Sendikası’nda örgütlü emeklilerin herhangi bir iş koluna dahil olmamaları sebebiyle kapatılmasını istedi.

Mahkeme ise emeklilerin örgütlenebileceği, en doğru örgütlenme biçiminin sendika olduğunu ancak yasal mevzuatın buna izin vermediğini söyleyerek sendikanın kapatılmasına karar verdi.

‘Sendika hukuki ve meşru’

Mahkemenin kararının ardından Tüm Emekliler Sendikası, İstinaf Mahkemesi‘ne başvuruda bulundu.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi, Türkiye’nin tarafı olduğu Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı gibi uluslararası sözleşmeleri ve Anayasa’nın 17. maddesindeki “Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” maddesini esas alarak tüm emeklilerin sendikalı olabileceğini kabul etti ve sendikanın hukuki aynı zamanda meşru olduğuna karar verdi.

‘Sendikal hareket yepyeni bir ivme kazandı’

Sendikanın avukatı Cemalettin Gürler konuyla ilgili yaptığı açıklamada emekli hareketinin bugün itibariyle yasal ve meşru hale geldiğini belirterek şunları söyledi:

1995 yılında Türkiye’deki emeklilerin sendikalaşma mücadelesi başladığında hukuki tanımından yoksun iken emekli hareketi bugün itibari ile yasal ve meşru hale gelmiştir. 2017 yılı başlarında kurulan Tüm Emekliler Sendikası geçmişten gelen bilgi, birikim, mücadele ve deneyimlerini harmanlayarak başlattıkları sendikal mücadelede tüm hukuki ve fiili engelleri aşarak başarıya ulaşmıştır. Bugün itibari ile Türkiye’de sendikal hareket yepyeni bir ivme kazandı.”

Sırbistan’da mahsur kalan işçiler eylemde

Haber: Gençağa KARAFAZLI/Mehmet Rebii Özdemir

Türkiye‘den Sırbistan’a çalışmaya götürülen onlarca işçi ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle inşaat şantiyesinde 10 gündür eylem yapıyor. 

Boşnak ASFA GRUPENKA ortaklığı, Kraljevo ilindeki askeriye lojmanları inşaatına çalıştırmak için onlarca işçi götürmüştü. Şirketin turist vizesiyle götürdüğü işçilerin çalışma izni olmadığı için şu anda kaçak duruma düştükleri ve Türkiye’ye dönmek istedikleri belirtiliyor.  

İki şirket yetkililerinin kendilerini Sırbistan’da mağdur ettiklerini ve dayanacak güçlerinin kalmadığını belirten işçiler,  ‘Türkiye medyasına’ başlığıyla yayınladıkları bir mektupla yaşadıklarını anlattı.  

Samsun’un Asarcık ilçesinden gönderilen işçilerden Musa Bengi’nin gönderdiği mektupta şu ifadeler kullanıldı:

“Samsunlu 12 işçi arkadaşımla ASFA ve ENKA aracılığıyla Sırbistan Kraljevo iline 22.09.2020 tarihinde Askeri lojman inşaatına çalışmak için geldik. Bize çalışma izni, oturum ve gerekli evrakların, oraya varınca 10 gün içinde alınacağını, imza ve resmi işlerin Sırbistan’da halledileceğini söylediler ve Türkiye’de Halk Bankası’nda Euro hesabı açmamızı istediler. İstediklerini yapık ve 12 işçi  23.09.2020 tarihinde Kraljeva askeriye lojmanlarında Asfa firmasında iş başı yaptık. 

‘Sözlerini tutmadılar, üç ay turist vizesiyle çalıştırdılar’  

Sırbistanlı Kej firmasının ana firma olarak işi takip ettiğini anlatan Bengi,  söz verilen 10 günlük süre dolmasına rağmen, oturum ve çalışma izinlerinin alınmadığını, üç ay boyunca oyalandıklarını kaydetti.   Bengi, bu süre içinde Türkiye’den yeni işçilerin de getirilmeye devam  ettiğini belirterek şunları söyledi:

“Mağdur olanların sayısı 25 kişiye ulaştı. Yemekleri yenmiyor. Botlarımız delik, ayaklarımız su içinde yağmur çamur demeden bizi işe çıkarttılar. Çıkmak istemediğimizde ise bizi önce psikolojik baskıyla ve sürekli çalışma iznimiz olmadığı için bir kuruş vermeden kapı dışarı atmakla tehdit ettiler. Bizi “bilet dahi almadan, valizlerinizi sürüye sürüye yaklaşık 300 kilometre yolu yürüyerek göndeririz” diye tehdit ettiler.Biz de yabancı bir ülkede olduğumuz için sesimizi çıkaramadık ve çalışmak zorunda kaldık. 

Çalıştıkları üç aylık süre içinde ücretlerini de tam alamadıklarını söyleyen Bengi, “Ailelerimiz Türkiye’de korku ve endişe içinde. Biz de burada korku ve endişe içerisindeyiz. Turist vizemiz doldu. Her an sınır dışı edilmek üzereyiz. Haklarımızı vermeden bizi sınır dışı edecekler” dedi.  

Belgrad’daki Türkiye Konsolosluğu’nun da çalışma izni olmadıkları ve İŞKUR üzerinden gelmedikleri için kendilerine yardımcı olmadığını ifade eden Bengi, söz konusu şirketlerin daha önce başka işçileri aynı şekilde mağdur ettiğini, kendilerinden önce Sırbistan’a gelen 45 işinin bu şekilde Türkiye’ye geri dönmek zorunda kaldığını anlattı:”Bizim grubumuz da yaklaşık 45 kişiydi. Bazı arkadaşlar eylemde direnemedi,  çünkü aç, susuz kaldık ve haklarını alamadan sınır dışı edildiler. Buraya getirilen işçileri köle gibi kullanıp sokağa atıyorlar. “

‘Türkiye her şeyi  biliyor’

Sırbistan’da sahipsiz kaldıklarını söyleyen Bengi, “Bu kadar mı sahipsiziz, bizi buradankurtarıp ailelerimize sağ sağlim teslim edin” diye seslendi.

Sırbistan’da hakları gasp edilen ve rehin kalan işçilerle ilgili, ‘emekçiler sahipsiz değildir’ diyen Emeğin Gücü Derneği Başkanı Mustafa Adnan Akyol da şunları söyledi:

 “Türkiye makamları, turist vizesi ile yurt dışına işçi götürüldüğünü, oralarda perişan olduklarını yıllardır biliyor ama hiçbir şey yapılmıyor. Sırbistan’da ki arkadaşlarımızın da en büyük sorunu bu. Pasaportlarına el konuluyor, sigortasız kayıt dışı çalıştırılıyorlar. Sizlere oturma izni alacağız diyerek kandırılıyorlar. İş bitmesine yakın sıra maaş almaya geldiğinde pasaportlarınız bizde hiçbir şey yapamazsınız diyerek mobbing uygulanıyor. Psikolojik baskılar cabası. “

‘Toplam 10 bin işçi mağdur’ 

Sırbistan’da bu şekilde mağdur edilen 10-12 bin işçi çalıştırıldığını söyleyen Akyol, “Türkiye’de Afganlılar, Suriyeliler ne sıkıntı çekiyorlar ise bizim yurttaşlarımız da yurt dışında aynı sıkıntılara maruz kalıyorlar. Bunun en büyük sorumlusu da Çalışma ve Dışişleri bakanlıklarıdır. Bu konuda herkesin desteğine şiddetle ihtiyacımız var”dedi.

Akyol, Çalışma Bakanı’nın istifa etmesini ve yerine gelecek kişinin işçilerden oluşacak bir kurulla denetim ve yönetim mekanizmasını birlikte yürütmesini istedi.

HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni de Sırbistan’da mağdur edilen işçilerin sorunları ile ilgili TBMM ilgili bakanlığın cevaplaması isteğiyle soru önergesi verdi. 

 

Maraş’ta santraller zehir saçıyor: Kirlilik sınır değerlerin 10 kat üstünde

Greenpeace tarafından Maraş’ta yer alan Afşin A ve Afşin B kömürlü termik santrallerinin tesis etki sahası içerisinde gerçekleştirilen ölçüm sonuçları, santrallerin bölgeye nasıl zehir saçtığını net şekilde gözler önüne serdi. 

5 Ekim – 11 Kasım tarihleri arasında dört noktada gerçekleştirilen hava kalitesi ölçüm sonuçları, bölgenin insan sağlığı için nasıl yaşanmaz hale geldiğini ve kömürlü termik santrallerin havamızı nasıl kirlettiğinin bir kanıtı oldu. Çalışmada, insan kaynaklı hava kirliliğinin en büyük nedenlerinden olan partikül madde 10 (PM10), partikül madde 2,5 (PM2,5) ile SO2 ve NO2 yoğunlukları ölçüldü.

Sınır değerlerin çok üzerinde

  • Bölgede ölçülen en yüksek 24 saatlik PM10 değeri Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği yıllık limit değeri olan 20 µg/m3’ın 16 katı, Avrupa Birliği’nin (AB) mevzuatında belirlenen yıllık ortalama limit değer olan 40 µg/m3‘ın ise 8 katı
  • Bölgede ölçülen en yüksek 24 saatlik PM2,5 değerinin ise DSÖ’nün önerdiği yıllık limit değeri olan 10 µg/m3‘ın 10 katından, AB’nin mevzuatında belirlenen yıllık ortalama limit değer olan 25 µg/m3‘ın ise 4 katından yüksek,
  • Türkiye’de havada ölçülen en yüksek 24 saatlik PM10 limit değeri 50µg/m3 olması gerekirken, ölçüm noktalarından birinde bu değer 320’nin üzerinde,  

  • Türkiye’nin limit değer uygulaması bulunmayan, DSÖ ve AB tarafından yıllık ortalama değer olarak sırasıyla 10 µg/m3 ve 25 µg/m3 sınırları belirlenen havadaki PM2,5 miktarı bir noktada 105’i aştı,
  • Ölçülen PM10 değerlerinin, her iki noktada da, ölçüm yapılan 30 günün tamamında; Türkiye, DSÖ ve AB’nin belirlediği günlük ve yıllık değerleri aştı, 
  • Ölçülen PM2,5 değerlerinin de yine her iki noktada da, ölçüm yapılan 30 günün tamamında DSÖ ve AB yıllık limit değerlerinin üzerindeydi. 

‘Kamuoyu yanıltılıyor’

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Onur Akgül, söz konusu ölçümlerin kömürlü termik santrallerin sağlıklı yaşam şartlarını ortadan kaldırdığını bir kez daha gözler önüne serdiğini vurguladı. Akgül konuyla ilgili şunları söyledi:

Ölçüm sonuçlarına baktığımızda; PM10 değerinin, Türkiye’de yasaca aşılamayacağı belirtilen limit değerin 8 katına çıktığını; bölgedeki yüksek kanser vakalarının en önemli nedeni olan PM2,5’un DSÖ’nün önerdiği değerlerin 10 katından daha yüksek değerlere ulaştığını; en tehlikeli gazlardan kükürt dioksitin, Türkiye’de yasanın müsaade ettiği değerlerin yer yer 3 katına kadar çıktığını görüyoruz.

Afşin A santralinin işletmecisi Çelikler Holding’in 6 Kasım’da kamuoyuna, bu santral için ‘çevre limitlerine uygunlukta uluslararası standartlara sahip oluyor’ şeklinde yaptığı bilgilendirme ile bu ölçüm sonuçları yan yana konulduğunda, açıklamada kamuoyunun yanıltıldığı ortadadır.

‘Altı yeni santral açılması felaket olacak’

Afşin Elbistan bölgesinin dünyada en yüksek kükürt dioksit emisyonuna sahip beşinci kömürlü termik santral bölgesi olduğunu ve buna rağmen bölgede altı yeni santral açılması planlandığını belirten Akgül, “Bölgede 1984 yılından bugüne kanser vakaları 8 kart artmış. Hal böyleyken, bu santrallerin işletilmeye devam etmesi ve 6 yeni santral daha açılması bölge için insan eliyle üretilmiş bir felaket olacaktır. Bir an önce Kahramanmaraş’taki mevcut santraller plan dahilinde kapatılmalı ve yeni santral planları da iptal edilmelidir” ifadelerini kullandı. 

‘Mevzuat dışı santralleri kapatın’

Bölgede yaşayan “Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu” gönüllüsü İbrahim Yalçın ise bölgede artan hastalıklara dikkat çekerek “Erken ölümler, koah, astım, akciğer kanseri, kalp damar hastalıkları yayıldı gitti. Biz bölge insanları, santralin kirliliğini çıplak gözle görüyor; hayatımızı nasıl zehirlediğini yaşayarak anlıyoruz” ifadelerini kullandı. 

Yalçın açıklamasının devamında “Lakin yetkililer bu durumu anlamak istemiyor. Durum bütün vehameti ile ortada iken, bölgeye 6 yeni santral daha yapmanın ne kadar sağlıksız bir ortam yaratacağı ortadadır Yetkililere sesleniyoruz; kanunları uygulayın, mevzuat dışında kalmış santralleri kapatın” çağrısında bulundu. 

Köylüler asırlık zeytin ağaçlarını korumak için dava açtı

İzmir’in oksijen kaynağı olan Ege ormanlarını tehlike altına sokan jeotermal santral projesine karşı çıkan Seferihisar’ın Orhanlı köylüleri ve Orhanlı Köyü Kültür Doğa Gençlik ve Spor Kulübü Derneği, jeotermal sondajların durdurulması için dava açtılar.

Bölgedeki sondaj faaliyetlerinin proje sahası ile alakası olmayan 2016 tarihli Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) “gerekli değildir” kararı gerekçe gösterilerek ÇED süreci dışında bırakıldığını öğrenen bölge halkı verilen bu kararın iptalini istiyor.

Dava açan doksan dokuz köylü, asırlık zeytin ağaçlarıyla dolu olan yaşam alanlarını korumak için sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını belirtti.

35 milyon ağaç kuruyacak

İzmir’in Seferihisar ve Menderes ilçelerini içine alan 180 milyon metrekare büyüklüğünde bir alanda jeotermal kaynak arama ve işletme ruhsatı verilmiş durumda. Bu rakam 25 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alana karşılık geliyor.

Doğanbey, Payamlı, Ürkmez, Kavaklıdere, Orhanlı, Deliömer, Kuyucak, Yeniköy ve Bahçecik mevkiilerini kapsayan bu bölgede yaklaşık 7 bin insan yaşıyor.

İzmir’e nefes veren Ege ormanlarının yer aldığı alanda yapılacak olan jeotermal arama çalışmaları İzmir şehrinin temiz içme su kaynaklarını da tehlike altına sokuyor. Bu bölgede jeotermal enerji santralleri yapılırsa, jeotermal ruhsat alanı içerisinde kalan 35 milyon ağaç kuruyacak ya da meyve veremeyecek duruma gelecek.

Kadim Üretim Havzası

Başta İzmir Yarımadası’na özgü erkence türü zeytin ağaçları olmak üzere pek çok tarım ürününün üretildiği bir alan olma özelliği taşıyan bölgede, binlerce yıldır kesintisiz olarak kadim üretim yöntemleri uygulanıyor.

İklim krizine uyumlu geleneksel yağmur hasadı tekniklerinden, yerli tohumlarla yetiştirilen pek çok tarım ürününün üretildiği bir Kadim Üretim Havzası olan bu bölgede, binlerce üretici geçimini sağlıyor. İzmir’in Menderes ve Seferihisar ilçeleri sınırlarındaki birçok köyü etkileyerek binlerce insanın yaşamını ve nadir canlı türlerine ev sahipliği yapan bölge doğasını tehdit eden projeye yönelik olarak uzmanlar iki büyük tehlikeye dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor: Havada oluşacak yüksek ısıdaki nem ile hava ve su kaynaklarına karışacak olan zehirli maddeler.

Hukuksuz işlemlere karşı suç duyurusu

Hukuka aykırı işlemlere karşı dava açan yöre halkı, şirketin bundan önce köyün düğün ve piknik alanlarını hiçbir yasal izin olmadan şantiye alanı yaparak işgal etmesine tepki göstermiş, tepkiler sonucunda şantiye alanı Seferihisar Belediyesi yetkililerince kaldırılmıştı.

Daha sonra aynı şirketin köylülerin tapulu arazilerinden ve orman içinden yine hukuk dışı yollarla ve izinsiz olarak yol açmaya çalışması üzerine, arazilerini tellerle çevirmek zorunda kalan köylüler, şirket yetkilileri hakkında Seferihisar Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuşlardı.

‘Hakkımızı sonuna kadar arayacağız’

Davacılar arasında yer alan Orhanlı Köyü Kültür Doğa Gençlik ve Spor Kulübü Derneği başkanı Yaşar Buyruk şu ifadeleri kullandı:

Köyümüz, temiz havasıyla, ürettiği sağlıklı gıdayla, asırlık zeytin ağaçlarıyla yaşayan bir köy. Yüzlerce yıldır burada üreterek yaşıyoruz. Bu bölge İzmir’in sağlıklı gıda ve zeytinyağı ihtiyacını karşılayan, doğasıyla binlerce canlıya ev sahipliği yapan bir yer. Bu bölgeye yapılması planlanan jeotermal arama çalışmalarına yönelik olarak ÇED kapsam dışı kararı verilmesi yasalara uygun değil.

Şu anda sondaj çalışmaları süren bölge zeytin ağaçlarıyla iç içe, köyümüzün yerleşim alanınınsa yanı başında. Doksan dokuz köylümüzün vekaleti ve derneğimizin tüzel kişiliği olarak hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Köyümüz zeytin ağaçlarıyla, doğal güzellikleriyle, temiz havasıyla yaşamaya devam edecek.

Yeşiller Partisi: Çevre Ajansı kirletici şirketlerin sorumluluklarını azaltacak

Yeşiller Partisi geçtiğimiz gün TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na bağlı Türkiye Çevre Ajansı‘nın kurulmasını öngören torba yasa hakkında açıklama yayınladı.

Ajansın çevre düzenlemelerindeki denetimi azaltacağı gerekçesiyle eleştirildiği açıklamada “Hükümeti artık Türkiye’yi bir ekokırıma sürükleyen bu politikalardan vazgeçmeye çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

‘Depozito sistemi şirketlerin kontrolünde olacak’

Yapılan açıklamada “Türkiye Çevre Ajansı’nın sorumluluk alanına bırakılan depozito iade sisteminin yönetilmesi, AB ülkelerinden farklı olarak ranta uygun, denetime kapalı ve doğrudan tek kişinin yönlendirmesine açık olacak şekilde tasarlanmıştır” denildi.

Avrupa Birliği ülkelerindeki depozito sisteminin genellikle STK’larla birlikte yönetildiği ve kâr amacı gütmeyecek şekilde kurgulandığı hatırlatılan açıklamada ” Türkiye’de Çevre Ajansı’yla birlikte STK’ların etki alanından çıkacak; şirketlerin kontrolünde, içeriği belirsiz bir yapıya bürünecektir” ifadeleri yer aldı.

‘Bu politikalardan vazgeçin’

Açıklamanın devamında “Kamu-özel sektör işbirliği denilen ve şirketlere ayrıcalıktan, halka da ek vergi yükü getirmekten başka bir işlevi olmayacağı anlaşılan bu sistemde, asıl sorumlu olan kirletici şirketlerin sorumlulukları ortadan kaldırılacaktır” denildi.

Plastik ve lastik gibi atıkları biyokütle gibi tanımlayıp yakılmasına izin veren torba yasa ile Türkiye Çevre Ajansı’nın yakın aralıklarla gündeme gelmesinin tesadüf olmadığını düşünüyor; hükümeti artık Türkiye’yi bir ekokırıma sürükleyen bu politikalardan vazgeçmeye çağırıyoruz!

Koronavirüs aşısı Türkiye’ye gelmek üzere pazar günü yola çıkıyor

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Bilim Kurulu ile düzenlediği basın toplantısında koronavirüs aşısı hakkında açıklamalarda bulundu.

Koca yaptığı açıklamada Çin menşeli Sinovac şirketinin geliştirdiği koronavirüs aşısı Coronavac‘ın pazar gecesi Türkiye’ye gelmek üzere yola çıkacağını söyledi.

Veriler aşı hakkında ne diyor?

Bilim Kurulu, aşının ikinci dozunu olup iki hafta geçiren bin 322 kişinin verilerini inceledi. 752 kişide üç koronavirüs vakasına rastlanırken, plasebo verilen 570 kişide 26 koronavirüs vakası görüldü.

Plasebo verilen vakaların altısının hastaneye yatacak kadar ciddi tedaviye ihtiyacı oldu.

Aşı olduktan sonra koronavirüse yakalanan üç kişiden ikisinde semptom görülmedi. Sadece bir kişi de burun akıntısı oldu.

Yüzde 91,25 oranında etkili

Bilim Kurulu bu verilerin ışığında aşının etkinlik oranının yüzde 91,25 olduğunu açıkladı. Aşı, henüz az kişide denendiği için daha fazla kişiye yapıldığında hangi miktarda koruma sağlayacağını gösteren güven aralığı (CI95) ise yüzde 71-97 olarak belirtildi.

Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Sedat Ünal aşının yüzde 71 ve yüzde 97 aralığında koruma sağlayacağını “Yüzde 91 önümüzdeki günlerde artacaktır, ondan neredeyse eminiz. Çünkü başta plasebo verdiğimiz kişilerin sayısı aşı yaptığımız kişilerinkinden azdı. O gruptaki hasta sayısı arttıkça yüzde 91 olan etkinlik artacak” sözleriyle ifade etti.

Fotoğraf: AP

Bilim Kurulu’nun açıkladığı bu veriler Coronavac’a dair dünya çapında açıklanan ilk veri olduğu kaydedildi. Bakan Koca, Çin’in de bu verileri kullanacağını söyledi.

 Yan etkileri var mı?

İlk doz aşı yapıldıktan sonra yüzde 4,7 oranında yorgunluk, yüzde 3,9 oranında baş ağrısı ve yüzde 1,9 oranında ise aşı bölgesinde ağrı görüldü. Bu yan etkilerin ikinci dozdan sonra ise azaldığı belirtildi.

Prof. Ünal, sadece bir kişide alerjik reaksiyon meydana geldiğini ve tedavi edildiğini, onun dışında hiçbir yan etkinin görülmediğini söyledi.

Aşılar kime yapılacak?

Aşılar dört ayrı grup şeklinde yapılacak. İlk grupta sağlık çalışanları, 65 yaş üstü kişiler, kronik rahatsızlığı olanlar, huzurevi ve bakımevinde kalanlar ve engelliler yer alıyor.

İkinci aşamada polis, asker, öğretmen, adliye çalışanı ve cezaevi çalışanlarına aşı yapılması planlanıyor.

Üçüncü grupta ise hizmet sektörü çalışanları yer alırken, dördüncü grupta diğer insanlar yer alıyor.

Ayrıca, Bakan Fahrettin Koca en geç nisan ayında üçüncü aşamadaki kişilerin aşılanmasının hedeflendiğini söyledi.

Bakan Koca, ilk aşamada önce 9 milyon kişiye aşı yapmayı planladıklarını, şubat sonuna kadar da 50 milyon aşının ülkeye ulaşmasını beklediklerini söyledi ve günde iki milyona kadar aşı yapma imkanının da olduğunu belirtti.

Fotoğraf: AP

Öte yandan, Pfizer BionNTech‘in aşısından mart sonuna kadar 4,5 milyon, sonrasında ihtiyaç duyulması halinde 30 milyon doz aşı alınacağı açıklandı.

Koca, aşıların pek çok ülkeye satılan fiyattan daha düşük fiyata alındığını da ekledi.

OHAL İnceleme Komisyonu’nun görev süresi bir yıl uzatıldı

Olağanüstü hâl (OHAL) uygulaması kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile ihraç edilen veya açığa alınan kişilerin şikâyetlerinin incelenmesi için kurulan OHAL İnceleme Komisyonu‘nun süresi bir yıl daha uzatıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayınlanan kararın, 1 Şubat 2018 tarihli 7075 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesi gereğince verildiği belirtildi.

110 bin 250 başvuru karara bağlandı

Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra görevden ihraç edilen, yurt dışı öğrencilikle ilişiği kesilen, emekli personelin rütbelerinin alınması ve kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin başvuruları değerlendirip karara bağlıyor.

Komisyon, şu ana kadar 126 bin 300 başvurudan 110 bin 250 başvuruyu karara bağladı, 16 bin 50 başvurunun incelemesi ise sürüyor.