Ana Sayfa Blog Sayfa 1754

Gergerlioğlu: Yarın Soylu ya da AKP mağdur olsa onların da hakkını savunurum

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘nun kendisini cezaevlerindeki ve polis merkezlerindeki çıplak arama iddialarını gündeme getirdiği için hedef göstermesine karşı videolu bir açıklama yayınladı.

Soylu bir açıklama yaparak “Gergerlioğlu denilen fersude FETÖ’cü bir teröristtir bunu herkes biliyor. Ben buradan yargıya da çağrıda bulunuyorum. Hakikaten bu adam teröristtir, bununla ilgili defalarca suç duyurusunda bulunduk, gereği yerine getirilsin” ifadelerini kullanmıştı.

‘Mağdurun kimliğine bakmam’

Gergerlioğlu, Soylu’ya cevap olarak çektiği videoda “İnsan hakları savunucusuyum mağdurun kimliğine bakmam. Ben sadece mağduriyetlere odaklandım. Yarın Süleyman soylu mağdur olsa onun da hakkını sorarım, yarın Ak Parti muhalefete düşse onların da hakkını sorarım” ifadelerini kullandı. Açıklamanın tamamı ise şu şekilde:

‘Kral çıplak dediğim için bana saldırıyorlar’

Çekilen videoda Gergerlioğlu kendisine gelen tepkilere yönelik olarak “Süleyman Soylu bana iftira atarak ‘FETÖ’cü terörist’ demiş. Aslında onun seviyesine inmek istemem ama bir insan hakları savunucusu olarak hakkı üstün tutarım ve söyleyeceğimi burada beyan edeyim” dedi. Açıklamanın devamında ise şu ifadeler yer aldı:

Neden bana saldırıyorlar? Kral çıplak dediğim için. ‘Çıplak arama var’ dediğim için. Kadınlara, erkeklere, çocuklara yapılan cinsel tacize karşı çıktığım ve tüm kamuoyu yanımda olduğu için, arkamda millet olduğu için bana saldırıyorlar.

Ben herhangi bir grubun üyesi olsam kimseye bırakmam kendim söylerim. Ben bir insan hakları savunucusuyum. Mağdurun kimliğine bakmam, zalime karşı mazlumun yanındayım. Yıllardır insan hakları savunucusu olarak hiçbir kimsenin kimliğine bakmadım. Ben sadece ve sadece mağduriyetlere odaklandım.

Yarın Süleyman Soylu da mağdur olsa onun da hakkını sorarım. Yarın AK Parti muhalefete düşse, mağdur olsa onun da hakkını sorarım. Biz insan hakları savunucularını anlamayanlar yalanlar, hakaretler, iftiralarla saldırabilir; ama biz biliyoruz ki millet arkamızdadır, kamuoyu arkamızdadır, hak arkamızdadır.

600 STK’den yeni yasa teklifine karşı ortak bildiri

Türkiye’deki 600 sivil toplum kuruluşu (STK), STK’lere kayyım atanmasının önünü açan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi’ne ilişkin ortak bir açıklama yayınladı.

TBMM Genel Kurulu‘nda dün görüşülmeye başlanan yasa teklifinin iki tur yapılan oylama sonucunda yeter sayı alamadığı için görüşülmesi bugün de devam edecek.

Aralarında Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Uluslararası Af Örgütü, KaosGL gibi hak örgütlerinin yanı sıra çok sayıda hemşeri derneği ve spor kulüplerinin de bulunduğu imzacılar, söz konusu kanun teklifindeki dernekler, vakıflar ve yardım toplama ile ilgili maddelerin geri çekilmesini talep etti.

‘Tek imza ile kapatılma riski’

Bildiriye imza atan STK’lar, teklifin aynen yasalaşması durumunda başta insan hakları, kadın, LGBTİ+ ve mülteci hakları alanındaki dernekler olmak çok sayıda dernek ve vakıfın “tek imza ile kapatılma riskiyle karşılacağı” uyarısını yaptı.

Yapılan açıklamada kurumların ortak talebinin 23 Aralık günü Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Demokratik Partisi grup başkan vekilleri ile Deva Partisi Milletvekiline iletildiği belirtildi.

Teklifte ne var?

AKP’nin hazırladığı kanun teklifi, temelde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kitle imha silahlarının yayılmasının ve finansmanının engellenmesine ilişkin yaptırım kararlarının uygulanmasını içeriyor. Ayrıca gerektiğinde cumhurbaşkanınına ilgili kişilerin mal varlarını dondurulması yetkisini veriyor.

Ancak kanun teklifinin içine konulan ve vakıfların, derneklerin para toplama usullerinde ve denetimlerinde öngörülen yeni düzenlemeler hem STK’lar hem hukukçular, hem de muhalefet partilerinin tepkisini çekiyor.

‘Faaliyetleri durdurulabilecek’

Söz konusu kanun teklifinin yasalaşması halinde, terör suçları, uyuşturucu suçları ve mal varlığı aklama suçlarında haklarında soruşturma başlatılan kişiler ve görev yaptığı kurullar içişleri bakanı tarafından görevden alınabilecek. Söz konusu derneklerin yönetimlerine kayyım atanabilecek. Bu da yeterli görülmezse İçişleri Bakanı bir derneği geçici olarak faaliyetten alıkoyabilecek.

TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilen kanun teklifine üç siyasi parti muhalefet şerhi koymuştu. Teklifin ilgili maddelerini, CHP “anayasaya aykırı”, HDP “baskıcı rejimin bir göstergesi”, İYİ Parti ise “samimiyetsiz” bulduğunu açıklamıştı.

 

Sigara vergilerine yeni düzenleme

Resmi Gazete‘de yayımlanan karara göre, sigaradaki yüzde 67’lik Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) yüzde 63’e düşürüldü. Ancak, yükümlülerden genellikle eşit miktarlarda alınan bir vergi olan maktu vergi ve asgari maktu vergileri ise yükseltildi. Böylece maktu vergi 0.4851 TL ve asgari maktu vergi ise 0.4883 TL olarak açıklandı.

Sigarada daha önce asgari maktu vergi 0,4569 TL, maktu vergi ise 0.4539 TL’ydi.

Açıklanan kararda “4760 sayılı Kanun’un 12. maddesinin (3) numaralı fıkrası hükmü, birinci fıkra kapsamında vergi oranı yeniden belirlenen malların asgari maktu ve maktu vergi tutarları hakkında 2021 yılı ocak-haziran dönemi için uygulanmaz” ifadesi de yer aldı.

Sigarillo ve puro gibi ürünlerde daha önce yüzde 67 ile 80 arasında değişen ÖTV oranı ve maktu vergiler sigara ile aynı olacak.

En çok ihale alan şirketler listesinde Türkiye birinci sırada

Dünya Bankası‘nın hazırladığı 2002-2020 yıllarını kapsayan 18 yıllık dönemde kamudan en çok ihale alan şirketler listesinde Türkiye beş şirketle birinci sırada yer aldı.

Türkiye’de hemen hemen tüm otoyol, köprü, tünel, havaalanı ve hastane gibi büyük ihalelerin verildiği beş müteahhitlik şirketi dünya sıralamasında ilk 10’a girdi ve ilk sırada yine Türkiye’den bir şirket vardı.

7 milyon asgari ücretlinin 8 yıllık maaşı

Sözcü‘nün haberine göre, beş şirketin 18 yılda devletten aldığı ihalelerin toplamı 203.7 milyar doları buluyor. Bugünkü kurla bu meblağ yaklaşık 1 trilyon 556 milyar TL’ye karşılık geliyor ve 7 milyon asgari ücretlinin 8 yıllık maaşı ediyor.

Bu büyüklükteki para asgari ücretlilere dağıtılsaydı, 7 milyon asgari ücretlinin her birine 223 bin 571 TL düşecekti.

Öte yandan ihaleleri alan şirketlere devlet tarafından bir dizi ayrıcalık veriliyor. Şirketlerin yurtdışına sağladıkları dövizli kredilerine Hazine tarafından devlet kefil gösteriliyor. Bu şirketlerin çoğunun vergi borçları da uzlaşma ya da af gibi yöntemlerle siliniyor.
Diğer şirketlerle aradaki inanılmaz uçurum

Kamu İhale Kurumu’nun resmi verilerine göre ise 2019 yılında kamu kurumlarından toplam 50 milyar 263 milyon TL’lik yapım işi ihale edildi. Kamunun yılda ortalama 50 milyar TL inşaat ihalesi düzenlediği varsayılırsa 18 yıllık toplam ihale bedeli 905 milyar liraya ulaşıyor. Bu durum da beş firmanın aldığı 1 trilyon 565 milyar liralık işin Türkiye genelindeki binlerce firmanın 18 yılda alabildiği toplam ihale tutarından 660 milyar daha fazla olduğunu gösteriyor.

İklim aktivisti Can Tonbil hakkında psikolojik şiddet ve taciz ifşası

Edebiyat dünyasında yer alan kimi yazarlara yönelik kadınların uğradıkları tacizi ifşaladıkları #metoo sürecinin ardından bir ifşa dalgası da iklim aktivisti Can Tonbil hakkında geldi.

İlk etapta birlikte çalıştığı Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) hareketinin genç aktivistleri tarafından yapılan paylaşımlarda Tonbil’in kendilerine kötü muamelede bulunduğu, mobbing ve psikolojik şiddet uyguladığı belirtildi.

Aktivistler, yaşadıkları sistematik şiddet sonucunda psikolojik sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını ve hareketten çekilmek zorunda kaldıklarını belirtti. Gençler tarafından yapılan açıklamaların ardından Tonbil’in başka kurumlarda ve örgütlerde birlikte çalıştığı kadınlardan da açıklama geldi.

‘Sessiz kalmanın hata olacağını düşündüm’

İren B. Tarafından yapılan paylaşımda şu ifadeler yer aldı:

Genç iklim aktivistleri geçtiğimiz hafta yaklaşık 3 yıldır tanıdığım ve son iki yıldır da aynı hareket içinde yer aldığım, çeşitli işler yaptığım M. Can Tonbil’in kendilerine mobbing uyguladığı ile ilgili olarak bir açıklama yaptı. Bu konu üzerine Can ile konuştuktan, süreci kendi ağzından (hayretler içinde) dinledikten sonra sessiz kalmanın bir hata olacağını düşündüm. Kendisiyle fikir ayrılığına düşen pek çok kişinin az ya da çok bunları yaşayacağına emin olduğum için bu yazıyı yazmayı bir borç gördüm.

Kullandığı şiddet diline pek çok kez maruz kalmış ve buna bağlı bir depresyon süreci geçirmiş biri olarak bu tweet’i yazıyorum. Gençlerin yaptığı açıklamada söz edilen “kontrol ve karar mekanizmasını kendine ait bir hale getirdiğine’’ ayrıca bu durumu sorgulayanların da üzerinde baskı kurduğuna pek çok defa şahit oldum. Can ile fikir ayrılığı yaşadığınızda şiddet diline ve üslubuna maruz kalabiliyorsunuz.

‘Kendinizi sorgulamanıza yol açıyor’

Bir süre sonra arkanızdan dönen kulisler sonunda oldukça kırpılmış ve çarptırılmış bir hikaye ile baş başa kalıyor, kendinizi ifade edecek bir alan bulmakta zorlanıyorsunuz. Hakimiyet alanı ve manipülasyon yeteneği sayesinde doğru bildiğinizi sorgular hale gelmenize hatta kendi bizzat yaşadığınız olaydan bile şüphe etmenize yol açabiliyor. Bu şekilde üzerinize gelişleri sinmenize ve alandan çekilmenize neden olabiliyor.

Şu zamana kadar taraflı bir konuda sadece kendisini dinlediyseniz karşıyı da dinlemeniz gerektiğini düşünüyorum.

Eymen A.: İktidarlık kurma çabası başladı

Eymen A. isimli kadın aktivist ise Tonbil ile birlikte çalıştıkları süre içerisinde benzer psikolojik şiddet ile karşılaştığını, çocuklara yönelik tutumundan rahatsız olduğunu belirtti:

Can Tonbil’in şiddet ve baskısına uğrayan insanları birçok yerde birçok kişiden dinlememin yanı sıra ben de buna maruz kalan biri olarak bunca zaman sustuğum için herkesten özür diliyorum. Can Tonbil’ in bana ve çocuklara ne yaptığını sizlerle paylaşacağım. 2018 yılında Can Tonbil’in de içinde olduğu birkaç kişiyle Yokoluş İsyanı (XR Turkey) iklim hareketini kurmuştuk. Dünya için büyük emeklerle hiçbir kazancımız olmadan çalışıyorduk. Böyle masum bir oluşumda iktidarlık kurma çabası ve insanlara baskı kurmasıyla başladı her şey.

‘Çocukların toplantıdan ağlayarak döndüğünü öğrendim’

Herkesin söz söylemeye hakkı olan bu ortamda kendisiyle karşıt düşüncede olan kişilere sözlü şiddet uygulayarak, mobbing yaparak onları bastırdığına çok kez şahit oldum ve elbette ben de bundan nasibimi aldım. Özellikle kadınlara karşı bu tavrının daha fazla olması tesadüf değil. Kendime yapılanlara karşı gelebilecek güce sahiptim. Fakat benim için iplerin koptuğu nokta Can Tonbil’in FFF Türkiye’de genç/çocuk aktivistlere karşı akıl almaz davranışları oldu!

Çocukların arasında bir hiyerarşi oluşturarak FFF’i projelendirdiği bir oyun alanına çevirdi. Birçok çocuk aktivistin ailesinden çocuklarının toplantıdan ağlayarak döndüğünü öğrendim! Birçok çocuk ve ailesinden Can Tonbil’in kendilerine karşı tavırlarından ve söylemlerinden bunalımlı günler geçirdiğine şahit oldum. Bana gelip yaşadıklarını anlattıklarında nasıl bir durum içinde olduklarını o kadar iyi anlıyordum ki Can Tonbil’in “dünya geleceği” yalanına katlanamaz oldum. Bu yüzden ne yazık ki güzel insanlarla kurduğumuz Yokoluş İsyanı’ndan ayrılmak zorunda kaldım.

Özgecan K.: Yıllarca depresyon tedavisi gördüm

Kendisiyle daha önce Açık Radyo ve İklim İçin projelerinde çalıştığını ve nişanlı olduklarını belirten Özgecan K. İsimli genç kadın da Can Tonbil ile yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

Bunu yazması çok zor ama kadınlar bana cesaret verdi.  Can Tonbil ile ilgili yazdıkları tamamen doğrudur. Ben kendisiyle hem Açık Radyo hem İklim İçin projelerinde çalıştım hem de nişanlıydım. Bugüne kadar bana, aileme (özellikle anneme) ve kariyerime vereceği zararlardan korktuğum için sustum. Evren’in yazdığı gibi beni de üstü kapalı şantaj etti. Yıllarca depresyon ve anksiyete tedavisi gördüm. Hala da çok korkuyorum ama artık bu kabus bitsin istiyorum.

Zamanında ses çıkaracak cesareti bulamadığım için özür dilerim. Ama artık daha fazla sessiz kalamazdım. Yaşadığım şeyler mobbing, duygusal şiddetti. Can Tonbil cinsiyetçi, manipülatif, şiddet eğilimlisi biridir. Dört yıl geçti, artık bu kabus bitsin istiyorum. Kormuyorum demek istiyorum. Korkmuyorum. Ben buradayım. Ben hala mücadele ediyorum. Ben buradayım.

Tonbil: Özür dilerim

Yapılan açıklamaların ardından Can Tonbil, sosyal medya hesabından bir özür metni yayınladı. Yayınlanan metinde Tonbil, iklim mücadelesi içerisindeki bütün hareketler içerisinden çekildiğini duyurdu:

https://twitter.com/mcantonbil/status/1341342111455715328

Yeşil Düşünce: Her türlü şiddetin karşısındayız

Yaşanan olaylara ilişkin bir açıklama yayınlayan Yeşil Düşünce Derneği “Son günlerde iklim hareketi içinde yer alan genç ve kadın aktivistlerce kendilerine psikolojik şiddet uyguladığı beyan edilen ve derneğimizin de üyesi olan M. Can Tonbil dün öğleden sonra derneğimiz üyeliğinden istifa etmiştir” ifadelerini kullandı.

Açıklama devamında “Yeşil Düşünce Derneği olarak her türlü şiddet ve zorbalığın tavizsiz olarak karşısında olduğumuzu ve iklim aktivistleriyle dayanışma ve işbirliği içinde, gençler ve kadınlar başta olmak üzere herkes için güvenli eşitlikçi, katılımcı ve şiddetten arınmış bir hareketin büyütülmesi için çalışma taahhüdümüzü bir kez daha duyurmak isteriz” denildi.

Yokoluş İsyanı: Bağlantımızı kestik

Can Tonbil’in bir parçası olduğu Yokoluş İsyanı Türkiye hareketi de bir açıklama yayınlayarak kendisiyle tüm bağlarını sonlandırdıklarını ve bundan sonra aynı ortamda bir arada bulunmayacaklarını açıkladı.

Açıklamada “Bundan sonra kimsenin bizi suskun bırakacak davranışlarına izin vermeyeceğiz” ifadeleri yer aldı.

Açık Radyo: Programını sonlandırdık

Eski çalışanları ve İklim Acil programının gönüllü sunucusu Can Tonbil hakkındaki suçlamaların ardından Açık Radyo’da bir açıklama yayınlayarak “Açık Radyo’nun eski çalışanlarından M. Can Tonbil’in 2019 Kasım’dan bu yana gönüllü yapımcısı olduğu İklim Acil programında artık bulunmayacağını duyururuz” dedi.

Açıklamada “Söz konusu fiillerin bir kısmının yeryüzündeki bütün canlıların ve gelecek nesillerin sağkalım mücadelesinde hayati bir öneme sahip iklim hareketi aktivistlerine yönelik gerçekleşmiş olmasından da ayrıca büyük bir rahatsızlık duymaktayız” ifadeleri yer aldı.

Merkez Bankası’ndan faiz artırımı kararı

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) yılın son faiz kararını açıkladı ve faizde 200 baz puan artırımına gitti. Böylece politika faizi yüzde 15’ten 17’ye yükseldi. Politika faizinde 150 baz puanlık bir artış bekleniyordu.

PPK geçtiğimiz ayki toplantıda 475 baz puanlık faiz artırımına gitmişti

‘Belirsizlik devam ediyor’

Kararla ilgili Merkez Bankası’ndan şu açıklamalar yapıldı:

Para Politikası Kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 15’ten yüzde 17’ye yükseltilmesine karar vermiştir. Küresel ekonomiye dair veriler üçüncü çeyrekte başlayan kısmi toparlanmanın devam ettiğine işaret etmektedir. Ancak, aşıya dair olumlu gelişmelere karşın, son dönemde artış gösteren Covid-19 vakaları nedeniyle küresel ekonomiye ilişkin belirsizlikler devam etmektedir.”

‘Parasal sıkılaştırma yapılmasına karar verildi’

Açıklamada, son çeyreğe ilişkin göstergeler güçlü bir seyre işaret etse de, salgından dolayı yaşanan olumsuzlukların belirsizliği artırdığına dikkat çekildi:

Milli gelir verileri ve son çeyreğe ilişkin göstergeler iktisadi faaliyette güçlü bir seyre işaret etmektedir. Ancak, artan vaka sayıları nedeniyle getirilen kısıtlamalar, başta hizmetler sektörü olmak üzere iktisadi faaliyetin kısa vadeli görünümüne dair belirsizlik oluşturmaktadır. Diğer yandan, salgın döneminde sağlanan yüksek kredi büyümesinin birikimli etkileriyle güç kazanan iç talep cari işlemler açığını artırmaktadır.

İç talep koşulları, döviz kuru başta olmak üzere birikimli maliyet etkileri, uluslararası gıda ve diğer emtia fiyatlarındaki yükseliş ve enflasyon beklentilerindeki bozulma, fiyatlama davranışları ve enflasyon görünümünü olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Bu doğrultuda Kurul, enflasyon görünümüne dair risklerin bertaraf edilmesi, enflasyon beklentilerinin kontrol altına alınması ve dezenflasyon sürecinin en kısa sürede yeniden tesisi için, 2021 yıl sonu tahmin hedefini göz önünde bulundurarak, güçlü bir parasal sıkılaştırma yapılmasına karar vermiştir.”

‘Faizler daha da artacak’

Faiz artırımına ilk tepki verenlerden biri CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu oldu. Erdoğdu, faizlerin daha da artacağını belirterek şunları söyledi:

Faiz enflasyonun sebebidir diye milli servetimizi eritenler faiz artırmaya devam ediyor. Daha da artacak. Çünkü memleketi 70 sente muhtaç bıraktılar. Bütün Milleti batıracak kadar faiz artırsalar da işe yaramaz.  Çünkü adalet ve demokrasi yok. Çünkü güven yok”

İstanbul ve Ankara’nın yeni başsavcıları belli oldu

İrfan Fidan‘ın Yargıtay üyesi seçilmesiyle boşalan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na Adalet Bakan Yardımcısı Şaban Yılmaz atandı. Yüksel Kocaman‘ın Yargıtay üyesi seçilmesiyle boşalan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı görevine de Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Akça atandı. Akça’dan boşalan yerine ise Gökhan Karaköse getirildi.

İki büyük şehrin yanında bazı illerde de atamalar yapıldı. Mersin Başsavcılığı’na Tolgahan Öztoprak, Gaziantep Başsavcılığı’na Önder Kemal Sekücü, Şanlıurfa Başsavcılığı’na Önder Yeniçeri geldi.

Halil Koç başkanlığında sabah saatlerinde mazeret kararnamesine son şeklinin verilmesi için toplanan Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) 1. Dairesi çok sayıda hakim ve savcının görev yerlerinin değiştirilmesine karar verdi.

Şaban Yılmaz kimdir?

Yılmaz, 1970 yılında Rize’de doğdu. 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Şaban Yılmaz, Cumhuriyet Savcısı ve Cumhuriyet Başsavcısı olarak çeşitli il ve ilçelerde görevler yaptı.

Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminin komuta merkezi olan Akıncı Üssü merkezli soruşturmaları yürüttü.

Yılmaz, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü görevlerinde de bulundu ve 8 Temmuz 2019’da Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcısı olarak atandı.

Ahmet Akça kimdir?

1973 yılında Ankara‘da doğan Ahmet Akça, 1995 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu ve 1997 yılında ise hakim adaylığına başladı.

1999 yılının temmuz ayında Tavşanlı Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başlayan Akça, daha sonra Reşadiye, Batman, Karaman, Şişli ve İstanbul Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulundu.

2012 yılında Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak atanan Akça, dört yıllık bir görevin sonunda Haziran 2016 Kararnamesi ile Ankara Cumhuriyet Savcısı olarak atandı.

Genelkurmay eksenli 15 Temmuz darbe girişiminin soruşturmalarını yürüttü. 2017’de Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği görevinde bulundu ve 25 Temmuz 2018’de Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı görevine geldi.

‘Bütünleşik Kıyı Alanları Planı’nın yüzde 66’sını tarım alanları oluşturuyor’

CHP Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle yürürlüğe giren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Balıkesir-Çanakkale İlleri 1/50.000 ölçekli Bütünleşik Kıyı Alanları Planı’nı Meclis gündemine taşıdı.

Ceylan açıklamasında “Kanal İstanbul’dan sonra şimdi de Çanakkale – Balıkesir sahil bandına göz dikmiş durumdalar. Hazırlanan bütünleşik plan, yerel yönetimleri by-pass ederek yağmanın önünü açan bir plandır. Türkiye Cumhuriyeti’nin önsözünün yazıldığı toprakların, birilerinin batırdığı ekonomiyi kurtarmak için Katar’a ya da Londra’daki tefecilere peşkeş çekmesine asla izin vermeyeceğiz” dedi.

‘Bu planlama toprağa ihanet’

Planlama alanının yüzde 66,14’ünün tarım alanı, bu alanın yüzde 23,4’ünün ise zeytinlik olduğunu ifade eden Ceylan, “Bu planlama toprağa ihanettir. Bu planlama Çanakkale halkına ihanettir, çiftçiye ihanettir. Bu planlama Çanakkale’de toprağın altında binlerce kefensiz yatana ihanettir” diye konuştu.

Yürütmenin derhal durdurulması gerektiğini söyleyen Özgür Ceylan, “Ülkenin son 18 yılına hâkim olan yönetim perspektifinin yaşanan ekonomik krizleri, kent topraklarını ve doğal kaynakları pazarlayarak aşmaya çalışan bir model ortaya koyduğunu” ifade etti.

‘Yeni bir rant kuşağı’

Planın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle 18 Eylül’de onaylandığını ifaden eden CHP Milletvekili Özgür Ceylan, “Söz konusu plana göre, Güney Marmara olarak adlandırılan, Balıkesir-Çanakkale kıyı şeridi, Gelibolu Tarihi Yarımadası ve Bozcaada ile Gökçeada’yı içine alan yeni bir rant kuşağı oluşturulmaktadır” dedi.

“Balıkesir-Çanakkale Kıyı Planlama Bölgesi doğal ve kültürel çevre olarak iyi korunan bölgelerden biri olma özelliğine sahip” diyen Ceylan, Kazdağları Milli Parkı, Ayvalık Adaları Tabiat Parkı, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Troya Tarihi Milli Parkı ile zengin biyolojik çeşitliliğinin plan kapsamında olduğunu belirtti.

Soru önergesi

CHP Milletvekili Özgür Ceylan, konuyla ilgili olarak, Çanakkale ve Balıkesir milletvekillerinin yanı sıra sivil toplum kuruluşları ve belediyeler ile ortak çalışma yürüttüklerini ifade ederken, bütünleşik kıyı planı ile ilgili şu soruları da sordu:

  • Balıkesir-Çanakkale İlleri 1/50.000 ölçekli Bütünleşik Kıyı Alanları Planının ekolojik ve sosyo-ekonomik etkileri konusunda bakanlığınızca yapılan bir çalışma var mıdır?
  • Söz konusu bütünleşik kıyı alanı planıyla 1356 Km.’lik kıyı bandında ne kadarlık bir yapılaşma ve nüfus yoğunluk artışı öngörülmüştür?
  • Söz konusu plan kapsamında kıyı yapılarının yapılması olası alanlarda sulak alanlar, doğal sit alanları, Milli Parklar, Özel Çevre Koruma Alanları bulunmaktadır. Balıkesir- Çanakkale İlleri Bütünleşik Kıyı Alanları Planı hazırlanırken doğal koruma alanlarına ilişkin kriterler ve doğa koruma kurulu kararları göz önüne alınmış mıdır?
  • Plan raporunda da belirtildiği gibi “Bölge, doğal kaynakların ve biyolojik çeşitliliğin varlığı açısından ülke genelinde ayrı bir yere sahiptir. Bu doğrultuda planlama bölgesinde biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması ve çevresel risklerin minimize edilmesi büyük önem taşımaktadır.” Kıyılardaki zeytinlik alanların tahrip ve yok olmasının önene geçilmesi konusunda nasıl bir koruma yaklaşımı öngörülmektedir? Termik santraller ve yürütülen maden işletmeciliği faaliyetleri dolayısıyla doğası tahrip edilen bölgenin koruma kullanma dengesi söz konusu planla nasıl sağlanacaktır?
  • Plana göre Güney Marmara olarak adlandırılan, Balıkesir-Çanakkale kıyı şeridi, Gelibolu Tarihi Yarımadası ve Bozcaada ile Gökçeada’yı da içine alan bölgede, Mega yat limanlarından, dış ticarete yönelik RO-RO taşımacılığına, yolcu iskeleleri, tersaneler ve çekek yerlerinden, endüstriyel yük limanlarına, turizm tesislerinden, yat limanları ile balıkçı barınaklarına kadar birçok yatırım öngörülüyor. Plan raporunda “Plandan kaynaklanması beklenen yöre, bölge ve ülke için olumlu sosyal ve ekonomik etkiler kadar, özelikle yörede yaşayan halk için ortaya çıkabilecek olumsuz etkiler (varlık kaybı, tarım veya balıkçılık gibi faaliyetlerin uygulama sonrasında yürütülememesi vb.) de göz önüne alınmalıdır” ifadeleri yer alıyor. Fakat plana göre oluşturulacak yapılaşmanın, gereksinim duyacağı karasal ve deniz ulaşımı kapsamında söz konusu alana ve çevresine (doğal, kültürel, sosyo-ekonomik ve tarihi çevreye) etkisi değerlendirilmemiştir. Söz konusu plan dolayısıyla oluşabilecek toprak ve su kaynaklarındaki kirlenmenin boyutu nedir ve bunun önüne nasıl geçilmesi düşünülmüştür? Yörede uygulama sonrası yöre halkı açısından meydana gelebilecek kayıpları nasıl telafi etmeyi planlıyorsunuz?
  • Bölgede yapılabilecek her türlü kıyı yapısından denizel ve karasal canlıların etkileneceği açıktır. Söz konusu plan uygulamalarının biyo çeşitliliğe etkisi nedir ve plan dolayısıyla kaç canlı türü bundan olumsuz etkilenecektir?
  • Bandırma Bölgesi, Karabiga Bölgesi, Çanakkale Merkez Bölgesi, Bozcaada Bölgesi, Edremit Körfez Bölgesi, Ayvalık Bölgesi ve Gelibolu Tarihi Yarımada Bölgesi olarak yedi bölgede planlanmış bu kıyı düzenlemesinde feribot, yat limanı, kruvaziyer limanı, çekek yerleri, tersane ve diğer iskele önerileri ile önümüzdeki süreçte yapılması muhtemel kıyı yağmasının detay alt ölçek planları mıdır?
  • Turizmin geliştirilmesine hizmet edecek gibi lanse edilen ve planda yat limanı, kruvaziyer limanı gibi tanımlamalarla belirtilen yapılaşma alanlarına hangi ihtiyaçlar temelinde ve hangi bilimsel çalışmalar ışığında karar verilmiştir? 2019 verilerine göre Bozcaada’nın nüfusu 2998 kişidir. Burada yapımı planlanan kruvaziyer limanı’na yanaşacak bir geminin içerisindeki insan yoğunluğu adanın nüfusundan fazla olacaktır. Bütün doğal güzellikleri maden şirketleri tarafından katledilmiş Çanakkale ve Balıkesir’deki çok uluslu maden devlerine ham maddelerini taşıyabilmeleri için liman yapma ihtiyacı mı hasıl olmuştur?
  • Söz konusu planla uluslar arası sermaye çevrelerine pazarlanabilecek yeni alanlar mı yaratılmak istenmektedir? Kanal İstanbul güzergahında kapatılan arsalardan sonra sıra Çanakkale ve Balıkesir’in kıyı şeridine mi gelmiştir? Planın onay aşamasından hemen sonra Katar’dan bu bölge içinde kelepir arsa temini talebi gelmiş midir?
  • Planlama alanı sınırı ve etkileşim alanı sınırı hangi kriterlere göre belirlenmiştir? Plan kapsamında öncelik bölgeleri hangi kriterlere göre oluşturulmuştur? Hâlihazırda yürürlükte olan üst ölçekli çevre düzeni planlarıyla uyum gözetilmiş midir?
  • Planda öngörülen ama yer seçimi belirsizlikleri ile sunulan yük limanları, yat limanları, kruvaziyer limanlar ve feribot yolcu iskeleleri hangi bilimsel ihtiyaç temelinde oluşturulmuştur ve gerekçeleri nelerdir? Bu gerekçelendirme kapsamında liman türleri, mekânsal yer seçimleri, ön görülen kapasiteleri çevresel ve ekonomik açıdan hangi kriterler kullanılarak saptanmıştır?
  • Bakanlığınızca sürdürülen kıyı planları kapsamında Türkiye genelinde kaç adet, hangi bölgelerde ve ne kadarlık bir kapasitede; yük limanları, yat limanları, kruvaziyer limanlar ve feribot yolcu iskeleleri öngörülmektedir? Türkiye genelinde bu uygulamaların bütüncül planlaması yapılmış mıdır? Bu yatırımlara Türkiye’nin ihtiyacı var mıdır?
  • Kıyı Gökçeada, Bozcaada, Marmara Adası, Avşa Adası ve Paşa Limanı Adası gibi adalar bütünüyle kıyı planı kapmasına alınmıştır. Bu karar ile adalarımız kapsamında plan ve karar süreçlerinden yerel yönetimlerin ve dinamiklerin devre dışı bırakılması mı amaçlanmaktadır? Adalarımızın geleceğinin belirsiz planlama kararlarına açık bir konuma sürüklemesinin sebebi nedir?

 

Filiz Kerestecioğlu sordu: Sendikalı Migros çalışanlarına yönelik baskılara önlem alınacak mı?

Hakların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, sendikaya üye olan Migros Şekerpınar deposu işçilerinin çalışma koşullarına ve ücretsiz izne çıkarılmalarına ilişkin Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk‘un yanıtlaması için bir soru önergesi gönderdi.

Filiz Kerestecioğlu, Migros Şekerpınar deposunda çalışan işçilerin pandemi boyunca hijyenik olmayan koşullarda, mobing ve baskı altında aralıksız 15-16 saat çalıştırıldıklarının altını çizerek “Bugün Şekerpınar deposunda 80 işçinin Covid-19 pozitif olduğu, Covid-19 virüsüne yakalananlara ve temaslı kişilere dahi izin verilmediği iddia edilmektedir” dedi.

‘İşçiler, sendikaya üye oldukları için cezalandırıldı’

Çalışma koşullarının iyileştirilmesi için işçilerin Depo Liman Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası‘na (DGD-Sen) üye olduklarını söyleyen Kerestecioğlu şunları belirtti:

Ne var ki, depo işçilerinin sendikalaşmalarıyla birlikte, 50’ye yakın işçi performans düşüklüğü gibi gerekçelerle ücretsiz izne çıkarılırken yerlerine onlarca yeni işçi alınmıştır. İşçiler açık bir biçimde sendikaya üye oldukları için cezalandırılmaktadırlar. İşçilerin günde 39 liraya geçinemeyeceklerini bilen patronlar, işçileri istifaya zorlamakta, kıdem ve ihbar tazminatlarını almalarına da engel olmaktadırlar.
İşçiler, izne çıkarılmayanlara ise çeşitli iddialarla tutanak tutulduğunu, sürekli mobing uygulandığını, işten çıkarmak için asılsız suçlamalarda bulunulduğunu dile getirmektedirler.”

Bakanlığa iletilen sorular

Kerestecioğlu’nun bu bağlamda Bakan Selçuk’a yönelttiği altı soru ise şöyle:
  1. Ücretsiz iznin patronlar tarafından işçileri istifaya zorlamak ve tazminat ödememek için bir tür yıldırma aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu konuda Bakanlığınız tedbir alacak mıdır?
  2. Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’yla sendikal nedene dayalı olarak yapılacak fesihler yasaklanmasına rağmen sendikalı işçilere yönelik baskılar karşısında Bakanlığınız önlem alacak mıdır?
  3. Migros Şekerpınar işçilerinin yaşadıkları ihlaller konusunda herhangi bir girişimde bulunacak mısınız?
  4. Söz konusu iş yerinde işçilerin çalışma koşullarına ilişkin şikayetlerine binaen iş teftişi yapılmış mıdır? İş müfettişi görevlendirilmiş midir?
  5. Zaruri bir iş kolu olan gıda dağıtımında çalışan işçilerin pandemi koşulları da göz önüne alınarak iş koşullarının iyileştirilmesi için bir girişiminiz var mıdır?
  6. Pandemi süresince işçileri İş Kanunu’a aykırı biçimde çalıştıran kaç iş yerine idari para cezası, kaçına işi kısmen ya da tamamen durdurma cezası verilmiştir?

Meteoroloji’den İstanbul için ‘sarı kod’lu fırtına uyarısı

Meteoroloji 1’inci Bölge Müdürlüğü, yarın öğle saatlerinden itibaren Marmara Bölgesi genelinde beklenen kuvvetli fırtınaya karşı uyarıda bulundu.

Yapılan açıklamada, rüzgarın yarın öğle saatlerinden itibaren Marmara genelinde güney ve güneybatı yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) ve kısa süreli fırtına (60-75 km/saat) şeklinde esmesinin beklendiği belirtildi.

Açıklamada, meydana gelebilecek soba ve baca gazı zehirlenmesi, çatı uçması, ağaç ve direk devrilmesi ile ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerektiği vurgulandı.