İstanbul Ticaret Odası (İTO), İstanbul’un enflasyon rakamlarını açıkladı. İstanbul’da, aralıkta bir önceki aya göre perakende fiyatlar yüzde 1,36, toptan fiyatlar yüzde 2,05 artış gösterdi.
Söz konusu veriler yıllık bazda incelendiğinde perakendede yüzde 14,40, toptan fiyatlarda ise yüzde 18,18 artış kaydedildi.
Kültür, eğitim, eğlence ve giyim azaldı
Aralıkta perakende fiyatlar ev eşyasında yüzde 3,02, gıdada yüzde 2,20, konutta yüzde 1,27, ulaştırma ve haberleşmede yüzde 0,59, diğer harcamalarda yüzde 0,38, sağlık ve kişisel bakım harcamalarında yüzde 0,33 artarken, kültür eğitim ve eğlence harcamalarında yüzde 3,23 ve giyimde yüzde 0,55 azaldı.
Toptan fiyatlarda ise işlenmemiş maddeler grubunda yüzde 6,31, madenlerde yüzde 2,56, gıda maddelerinde yüzde 1,93, yakacak ve enerji maddelerinde yüzde 0,44, inşaat malzemelerinde yüzde 0,40 yükseliş kaydedildi. Kimyevi maddelerde toptan fiyatlar yüzde 1,54 azalırken, mensucat grubunda değişim gözlenmedi.
Geçtiğimiz gün noter işlemi yaparken gözaltına alınan ve tutuklanan şair Yılmaz Odabaşı, Kandıra Cezaevi’nden tahliye edildi.
Odabaşı’nın tahliye haberini Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu Twitter hesabından “Dostum Yılmaz Odabaşı az önce tahliye edildi. Kendisi ile görüştüm, sağlığı iyi. Dayanışma gösteren herkese teşekkür ediyor. Görüş ve gözlemlerini kendisi de paylaşacak” sözleriyle duyurdu.
Dostum Yılmaz Odabaşı az önce tahliye edildi. Kendisi ile görüştüm, sağlığı iyi. Dayanışma gösteren herkese teşekkür ediyor. Görüş ve gözlemlerini kendisi de paylaşacak. https://t.co/hdMuTURweN
Odabaşı 30 Aralık günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda polis otosunun içinden çektiği bir fotoğrafı paylaşmıştı. Odabaşı önce “An itibarıyla bir noter işlemi yaparken gelen polislerce gözaltına alındım ve sivil polislere teslim edildim. Adliyeye götürülüyorum” mesajını yazdı. Hemen sonra paylaştığı mesajında ise “Kandıra Cezaevi’ne götürülüyorum” dedi.
Şair-yazar Yılmaz Odabaşı, 2015 yılında yazdığı yazıda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle açılan davadan 2017’de beraat etmişti. Odabaşı, 25 Ocak 2017’de ise yine Erdoğan’a hakaretten 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmış, hakkındaki ceza ertelenmişti.
İngiltere, İskoçya ve Galler’den oluşan Birleşik Krallık‘ın (UK) Avrupa Birliği (AB) ile birlik üyeliğine dayanan bağları, Brexit sürecinin başlamasından bir yıl sonra, fiilen sona erdi.
2021’e girilen gece yarısı, 27 ülkeli AB ile UK arasında, ticari, hukuki ve güvenliğe ilişkin konularda yeni düzenlemeler yürürlüğe girdi.
BBC Türkçe’nin aktardığına göre, Başbakan Boris Johnson ile AB yetkilileri, ticaret anlaşmasında son anda vardıkları uzlaşmayla, ekonomik olarak birçok kesimi zorlayacak vergileri devre dışı bırakmıştı. Ancak bu anlaşmaya rağmen yeni dönemde seyahat, göç, ticaret, güvenlik ve çalışma yasalarına yönelik birçok ciddi değişiklik gerçekleşecek.
Neler değişti?
Gece yarısı devreye giren değişiklikler şöyle:
Birleşik Krallık ile AB arasındaki serbest dolaşım hakkı sona erecek. Bunun yerine UK’nin “puan bazlı” göçmenlik yasaları yürürlüğe girdi.
UK’de yerleşik kişilerin Avrupa Birliği’nde 90 günden fazla süre kalmak için vize almaları gerekecek.
Gümrükten muaf (duty-free) alışveriş geri dönüyor. Avrupa’dan geri dönenlerin 42 litre bira, 18 litre şarap, dört litre damıtılmış içki ve 200 sigaraya kadar vergisiz alışveriş yapma hakkı olacak.
Birleşik Krallık’ta yerleşmek isteyen AB vatandaşları da (İrlanda Cumhuriyeti’ndekiler hariç) herkese uygulanan puan bazlı göçmenlik düzenlemesine tabi tutulacak.
İngiliz polisinin AB’nin suç, parmak izi ve aranan kişiler veritabanlarına anlık erişimi olmayacak.
İngiltere, İskoçya ve Galler’deki tüccarların AB ile iş yaparken daha fazla belge hazırlaması gerekecek.
Birleşik Krallık’ın geri kalanından farklı olarak Kuzey İrlanda, AB yasalarından bazılarını sürdürecek. Bunun nedeni Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasındaki “görünmez” sınırın varlığını sürdürecek olması.
Eşi benzeri olmayan bir yılın ardından The Guardian, kırılgan dünyamızda kolayca kaybolabilecek güzelliği ve çeşitliliği yansıtan görüntüleri bir araya getirdi.
Kendi fotoğrafçıları ve dışarıdan gelen fotoğraflarla oluşturulan galeri, yokoluş çağının biyolojik çeşitlilik üzerinde yaratacağı etkiyi düşünmeye sevk ediyor. Fotoğrafların büyük bir bölümü ise karantina koşulları altında çekilmiş karelerden oluşuyor.
Kırmızı pierrot kelebeği yumurtalarını bırakmak için kalanşo yaprağında uygun bir yer olup olmadığına bakıyor. Fotoğraf: Rizwan MithawalaFotoğraf: Tom Jenkins/The Guardian2019-20 orman yangınlarından sonra Güney Avustralya’nın Kanguru Adası’ndaki yanmış ormanlarda çıkan yeni sürgünler. Fotoğraf: Quentin Chester/The GuardianFotoğraf: Hugh Kinsella Cunningham/EPAGüney Afrika’daki De Hoop doğa rezervinde betondan yapılmış Afrika penguenleri. Modellerin sahada yuva yapmak için diğer penguenleri çekmesi umuluyor. Fotoğraf: Adam WelzFotoğraf: Richard Smith‘Süper mercanların’ Büyük Set Resifi’ni kurtarmaya nasıl yardımcı olabileceğine dair yapılan bir araştırmanın parçası olarak mercanlar, Avustralya Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde tanklara konuyor Fotoğraf: Jonas Gratzer
Fotoğraf: Alessio Mamo/The GuardianKenya’da yer alan Amboseli Milli Parkı’nda koronavirüs salgını zamanı. Fotoğraf: Georgina SmithFotoğraf: Peter Flude/The GuardianFotoğraf: Jonny Weeks/The GuardianPangolinler 2020’de Covid-19’un yayılmasında başlıca şüpheli olurken, çevreciler dünyanın en çok ticareti yapılan hayvanlarından birini korumak için çalışmaya devam etti. Fotoğraf: David Lehmann / ANPNFotoğraf: Vincent Mundy/The GuardianFotoğraf: Karien van der Westhuizen/Guardian Community
Dokuz yıl önce Fukuşima Nükleer Santrali ‘nde meydana gelen patlamalar nedeniyle devreden çıkarılarak sökümüne başlanmak istenen 1,2, ve 3 no’lu reaktörlerde devam eden çalışmalar, uzmanlara göre son derece riskli ve olağanüstü çaba gerektiriyor. En son Nükleer Düzenleme Kurumu tarafından santralin 1 No’lu reaktör binası içinde çok yüksek seviyelerde radyasyon tespit edildiği ve yine 2 ve 3 No’lu reaktörlerin muhafaza kaplarına da çok yoğun miktarda radyoaktif maddelerin yapışmış olduğu açıklandı.
Asahi Gazetesininhaberine göre Japonya’nın Nükleer Düzenleme Kurumu tarafından yapılan açıklamayla bu reaktörlerde tahmin edilen radyasyon seviyelerinin saatte 10 Sievert civarında olduğu öğrenildi. Bilim insanlarının bu radyasyon dozuna maruz kalarak bir saat geçirmenin ölüm anlamına geldiğini söylediği ortamda, operasyonların yürütülmesi oldukça güç. Yüksek radyasyon dozlarının bir nedeni, reaktör muhafaza kabının dışına yapışmış olan radyoaktif eriyik olurken bunların temizlenmesinin gerekmesi de ilave çalışmaların eklenmesiyle söküm sürecine başlanmasını geciktirecek.
Sadece ölçümü beş yılda tamamlanabilecek
Her üç reaktörde tam erime nedeniyle muhafaza kaplarının dışına sızdığı düşünülen toplam eriyik miktarının ise 880 ton civarında olduğu belirtiliyor. Söküm sürecine başlanması için yürütülecek operasyonlar ise prosese özel ekipmanların üretimini gerektirdiği üzere 2021’de tamamlanamadığı için 2022’ye ötelendi.
Japonya Nükleer Düzenleme Kurumu tarafından yapılan açıklamaya göre patlamanın meydana geldiği santralde tam erimenin hasıl olduğu 2 ve 3 no’lu reaktörlerde radyasyon seviyelerinin ölçümü beş yıl içinde tamamlanabilecek. Ancak şimdiden 2 no’ lu reaktörün ilerlediği katmanlarda yayılmış olan sezyum 137 nedeniyle radyasyon seviyeleri 20-40 petabekerel* civarında öngörülüyor. 3 no’lu reaktör için ise bu dozun saatte 30 petabekerel civarında olduğu düşünülüyor. 1 No’lu reaktörde 0,16 petabekerel civarında daha düşük seyreden radyasyon seviyeleri söz konusu.
Haberi, Fukuşima nükleer felaketinin başlamasıyla gerekli görülen radyoaktif kirlilik bertaraf süreçlerinde karşılaşılan zorlukların insanlığın nükleer teknoloji karşısındaki aczini gösterdiği şeklinde yorumlayan Nukleersiz .orgkoordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Pınar Demircan’a göre Fukuşima Nükleer Santrali’nde söküm öncesi hazırlık prosesleri için bile gecikme söz konusu. Fukuşima’ da patlamaların ardından yapılan açıklamalarda 10 yıl içinde eriyik yakıtın temizliğine başlanacağı söylenmişken operasyon tarihlerindeki ötelemenin yalnızca pandemi koşullarına bağlanamayacağını söyleyen Demircan “İnsanlık tam olarak tanımadığı bir teknolojiden kendini korumak zorunda kalışıyla acz içinde” dedi.
Gecikmelerde pandemiden ziyade yüksek radyasyon ekili
Bugüne dek yalnızca patlamanın olmadığı 4 numaralı reaktördeki yakıt havuzundaki kullanılmış yakıt havuzlarının öngörülmüş olan takvime göre boşaltıldığını belirten Demircan, radyoaktif yakıt bertaraf proseslerinin başında yakıt havuzundan yakıtların taşınmasının 10 yıl içinde tamamlanacağının iddia edildiğini ve bunun bugün hala gerçekleştirilmediğini hatırlattı. Demircan, bu gecikmelerin pandemi koşullarına bağlanamayacağını “Pandemi koşullarının son bir yıldaki çalışmalar üzerinde etkisi olmuşsa da ertelemelerin gerçek gerçek nedeni yüksek radyasyon şartlarında çalışmaya yönelik teknolojilerin geliştirilme süreçlerinde yaşanan zorluklardır” ifadeleriyle açıkladı ve uygun teknoloji geliştirilememesinin yüksek dozda radyasyonun yayılımıyla sonuçlanırken bu proseslerin deneme yanılmaya bağlı olarak yeniden üretim için ek zaman ve ilave yüksek maliyetler gerektirdiğinin altını çizdi.
Fukuşima Nükleer Felaketi’ne bağlı radyoaktif kirliliğin bertaraf maliyeti, son hesaplara göre 700 milyar dolara ulaştığı, buna rağmen sorunların giderilmesi mümkün görünmüyor. Demircan tesis içerisinde depolanan 1 milyon ton radyoaktif suyun denize boşaltılması ihtimalinin de baki olduğunu hatırlatarak, Fukuşima’nın dünyanın bütünü için bilinmezlikleriyle dolu tehlikeleri barındırdığını belirtti.
Dünya genelinde her bir nükleer santral potansiyel birer Fukuşima olarak görülmedikçe Fukuşima’ların tekrarlanmasının kaçınılmaz olacağını ifade eden Demircan, Türkiye’de halihazırda inşaatına devam edilen Akkuyu Nükleer Santrali ve Sinop projesinin de bu potansiyellerin dışında değil bilakis ÇED süreçlerinden itibaren görülen uygunsuzluklar nedeniyle başında geldiğinin altını çizdi.
SONAR Araştırma şirketi yeni yıla girmeden büyükşehirlerde gerçekleştirilmiş en geniş kapsamlı yerel yönetim performans araştırmasını yayınladı.
1 Kasım – 27 Aralık tarihinde yapılan ankette vatandaşlara “Yaşadığınız şehirdeki belediye başkanı başarılı mı?” sorusu soruldu. 20 büyükşehrin 7 tanesinde yüz yüze 13’ünde ise telefonla yapılan ankette ilk 10 belirlendi.
Anket sonuçlarına göre yüzde 56.4 oy alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu en başarılı başkan seçildi.
Tunç Soyer üçüncü sırada
Listenin ikinci sırasında yüzde 56.1 ile AKP’li Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen yer aldı. İzmir’in CHP’li Belediye Başkanı Tunç Soyer ise yüzde 55.6 ile üçüncü sırada.
Dördüncü sırada da Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın var. Akın’ın oy oranı ise yüzde 54.7.
Beşinci sırada ise Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen var. Eskişehirlilerin yüzde 53.8’i Erşen’in icraatlarından memnun olduklarını söyledi.
Muhittin Böcek dahil edilmedi
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise yüzde 52.5 ile altıncı sırada yer aldı.
SONAR Araştırma Başkanı Hakan Bayrakçı sosyal medyadan yayınladığı anket için Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek‘in rahatsızlığı nedeniyle araştırmaya dahil edilmediğini söyledi.
Greenpeace, 2020’nin son gününde yaptığı açıklamada bu yıl iklim felaketleri sebebiyle 350 bin kişinin hayatını kaybettiğini, en az 17 milyon kişinin de evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti.
Krizin faturasının 2020 yılında 145 milyar olduğunu aktaran Greenpeace “İklim krizinin aşısı yok, değişmeliyiz” ifadelerini kullandı. Türkiye ve dünyadaki iklim krizi bağlantılı felaketlerin derlendiği açıklamada iklim krizinin 2021’in ana gündem maddesi olması gerektiği söylendi. Açıklamada şu olaylara yer verildi:
Karbondioksit seviyesi rekor kırdı
Hawai’de bulunan Mauna Loa Rasathanesi’nin çaldığı çanlar, iklim krizine dair kötü haberleri duyurdu. Atmosferdeki karbondioksit miktarı, mayıs ayında 417 ppm ile en yüksek seviyeye ulaştı.
2020’deki aşırı hava olaylarının katlanarak gezegendeki yaşamı tehlikeye atmaması için bu değerin 350 ppm’yi geçmemesi gerekiyordu.
Avustralya yangınları 240 gün sürdü
2020’ye, 2019’dan miras kalan ve kontrol edilmesi 240 gün süren Avustralya’daki yangınlarla başladık. Yangın ve neden olduğu kara duman bulutları yüzlerce kişinin yaşamına ve milyarlarca dolarla ifade edilen kabarık bir faturaya mal oldu.
California, Colorado, Arizona, Washington yangınları ise 2020’de cereyan eden en büyük yangınlardan bir diğeri idi. Kuzey Amerika’da yangın bulutlarının etkileri Kanada’da gözlemlendi ve çeşitli projeksiyonlar yangın ile ortaya çıkan hava kirliliği ve partikül maddelerin Akdeniz kıyılarına kadar taşındığını gösterdi. Farklı iklim modelleri, hava koşullarına bağlı yangın olasılıklarının yüzde 30 yükseldiğini anlatıyor.
2020’de Afrika ve Asya’da aşırı yağışlar, Sudan, Pakistan, Japonya, Çin ve Hindistan’ın ülke tarihlerinin yıkımı en büyük ve maliyeti en yüksek sel felaketlerinden bazılarını beraberinde getirdi. Nil ve Nijer nehirleri rekor yükseklik seviyelerine ulaştı.
Yaşadığımız en sıcak 3 yıldan biri
Avrupa yıl boyunca fırtına ve kasırgalarla mücadele etti. Siklonların hortum, kasırga ve fırtınalara dönüştüğü durumlarda Bengal Körfezi’ndeki ülkelerde, Kuzey ve Orta Amerika ülkelerinde taş taş üstünde kalmadı.
Diğer yandan sayılar 2020’nin yaşadığımız en sıcak 3 yıldan birisi olma yolunda ilerlediğini söylüyor. Soğuk ve sert iklimi ile bildiğimiz Sibirya’da olağan dışı sıcaklık ortalamaları gerçekleşti.
Benzer şekilde, Türkiye’nin pek çok bölgesinde rekor sıcaklık seviyeleri yaşandı. Yılın sonuna doğru neredeyse her ayın ortalama sıcaklık değeri tarihi seviyelere ulaştı. Ülkenin farklı noktalarında sel felaketleri nedeniyle can kayıpları yaşandı.
İlk kez kum fırtınası gördük
Hayatımızda ilk kez Anadolu topraklarında kum fırtınasını tecrübe ettik. Büyükçekmece’de, Karaburun’da gün içinde birden fazla oluşan hortumları izledik. Metropollerimizin sel felaketleri karşısında çaresiz olduğunu gördük.
Araştırmalar ışığında 2020’de iklim krizinin küresel faturasının yaklaşık olarak 145 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Yaklaşık olarak 3500 kişi ise hayatını kaybetti. Bir salgının ortasında sadece iklim krizinin tetiklediği afetler neticesinde en az 17 milyon insan evlerini tahliye etmek veya başka bölgelere göç etmek zorunda kaldı. Türkiye’de ise faturanın ne kadar kabarık olduğuna dair net bir tablo çizemiyoruz. Çünkü aşırı iklim olayları sonucu yaşanan kayıplara dair net veriler mevcut değil.
Ersoy: Fosil yakıtlardan vazgeçmeliyiz
Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Gökhan Ersoy, iklim krizinin Türkiye’ye maliyetini bilmenin mücadelenin önemli bir ayağı olduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:
Ne yazık ki iklim krizinin yıllar sonrasına ya da sadece Kutuplara özgü bir sorun olmadığını günlük hayatlarımızda acı şekilde deneyimlemeye başlayarak gördük. Keşke bu kadar geç kalmadan harekete geçilebilse ve gerekli adımlar atılsaydı. Ne var ki hala bu krizle mücadele edebilmek için bir şansımız var.
Kum fırtınaları, hortumlar, sel felaketinde canını kaybedenler, kuraklık ve su sıkıntısı hayatımızın normali haline gelmeden önce bu gidişe ‘dur’ diyebilmemiz mümkün.
‘İklim krizinin aşısı yok’
“Burada esas görevin hükümetlere değiştiğini belirten Ersoy, “Su kaynaklarını tüketen, havamızı kirleten, iklimimizi değiştiren fosil yakıtlar bir an önce terk edilmeli. Yenilenebilir enerji kaynaklarımızın farkına varılmalı” dedi.
Yarını kurtarmak için bugünden vakit kaybetmeden temiz enerji kaynaklarına geçmemiz gerektiğini belirten Ersoy, “Pandemi ile mücadelede umutlarımız bulunacak aşılarda idi, ne yazık ki iklim krizinin bir aşısı yok. Tedavisi de yok. Ancak ve ancak kriz tüm hayatımızı esir almadan önce gerekli adımlar atılarak daha yaşanabilir ve daha yeşil bir dünya inşa edebiliriz” ifadelerine yer verdi.
31 Aralık Perşembe akşamı başlatılan ve 80 saat sürecek sokağa çıkma yasağı sebebiyle Türkiye’deki şehirler yeni yılı oldukça sessiz karşıladı. Sokaklardaki, meydanlardaki ve mekanlardaki kutlama görüntülerinin yerini koronavirüs salgınını çok iyi özetleyen kareler aldı.
Ankara‘da yılbaşlarının en kalabalık yeri olan Kızılay, 2021 yılına oldukça sakin girdi. Eğlencelere ve renkli görüntülere sahne olan Kızılay’da yalnızca görevli polisler ve belediye çalışanları kaldı. Polis telsizinden, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş ve Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz‘ın polislerin yeni yılını kutladığı mesajlar iletildi.
Fotoğraf: DHA
İstiklal Caddesi’nde bir ilk
Yılbaşı kutlamalarının İstanbul‘daki adresi olan ve her yıl bir insan seline tanık olan İstiklal Caddesi bu yıl yalnızdı. 80 saatlik sokağa çıkma kısıtlamasının başlamasıyla polis ve zabıta caddenin girişlerini kapattı.
Böylece ilk kez İstiklal bir yılbaşını bu kadar sessiz karşılamış oldu.
Fotoğraf: AA
Kurtuluş’ta gelenek değişmedi
Kurtuluş Mahallesi‘ndeki yılbaşı gecesi sokağa bardak atma geleneği bozulmadı. Mahalle sakinleri camlara çıkarak tencere tava çaldı, caddeye bardak fırlattı. Kimi vatandaşlar ise camlardan meşale yaktı.
Fotoğraf: DHA
Antalya’da etkinliksiz yılbaşı
Turizm kenti Antalya, her yıl renkli yılbaşı etkinliklerine ev sahipliği yapardı. Konyaaltı Sahili’nde denize giren grup, yeni yılı en olumsuz hava koşullarında dahi denizde karşılardı. Kentin genelinde konserler, etkinlikler alternatif kutlamalar yapılırdı. Vatandaşlar sabaha kadar kentin eğlence mekanlarında doyasıya eğlenirdi.
Ancak koronavirüs salgınını kontrol altına almak adına alınan tedbirler kapsamında tüm Türkiye’de olduğu gibi Antalya’da da sokağa çıkma kısıtlaması uygulandı.
Fotoğraf: DHA
İzmir’de sanal kutlama
İzmir’de saat 09.00’da başlayan sokağa çıkma kısıtlamasıyla birlikte yılın her günü ve saatinde insanların bulunduğu Konak Meydanı da sessiz kaldı. Ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan çevrimiçi yılbaşı gösterisiyle birlikte tarihi kule gece saatlerinde renklendirildi.
Büyükşehir’in sosyal medya hesaplarından ve İzmir Tube üzerinden yayınlanan program, 23.40’ta Saat Kulesi’ndeki ışık gösterisi ile başladı. Etkinliği, genç sanatçı Ekin Ekinci’nin piyano performansı izledi.
Büyükşehir’in dayanışma ve umut temalarıyla hazırladığı ve Saat Kulesi’ne yansıtılan özel mapping gösterisi ise Okan Bayülgen’in seslendirmesiyle evlere konuk oldu.
Fotoğraf: DHA
Çanakkale’de yeni yıl sabahı
Güne bahardan kalma bir hava ile başlayan Çanakkale‘de yeni yılı evlerinde karşılayan vatandaşlar, 2021’in ilk gününde de dışarıya çıkamayınca şehrin sokakları ve Kordonboyu boş kaldı.
Fotoğraf: DHA
Van’da sessiz sabah
4 Ocak Pazartesi günü saat 05.00’e kadar sürecek olan kısıtlama nedeniyle, her yıl binlerce İranlı turistin yılbaşını kutlamak için geldiği Van‘da cadde ve sokaklar boş kaldı.
Sessizliğe bürünen caddelerde, polis denetimlerini aralıksız sürdürüyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ABD merkezli Pfizer ile Almanya merkezli BioNTech firmasının ortaklaşa ürettiği yeni tip koronavirüs aşısının acil kullanımına onay verdi. Açıklama 2020’nin bitmesine saatler kala geldi. Böylece bu aşı, DSÖ’den acil kullanım onayı alan ilk aşı oldu.
DSÖ Genel Direktör Yardımcısı Dr. Mariangela Simao konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Bu, Covid-19 aşılarına küresel erişim sağlamaya yönelik çok olumlu bir adım” değerlendirmesinde bulundu.
‘Eşit dağıtım için küresel çaba şart’
AA’nın aktardığına göre Simao, dünyada ihtiyaç duyulan tüm ülkelere aşıların eşit şekilde dağıtımı için büyük bir küresel çabaya ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
DSÖ ve ortaklarının “güvenlik ve etkinlik standartlarına ulaşan diğer aşıları değerlendirmek için gece gündüz çalıştığını” belirten Simao, salgını sona erdirmek için tüm ülkelerin kritik aşı tedarikinin sağlanmasının hayati önem taşıdığının altını çizdi.
Yıl sonuna kadar 1,3 milyar doz aşı
Pfizer ve BioNTech, aşı tedariki için ABD, Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, Kanada ve Japonya ile anlaşmalar yapmıştı. ABD hükümeti, aşı adayının başarılı olması halinde 100 milyon doz aşı satın almak için 1,95 milyar dolar ödemeyi taahhüt etmişti.
AB aşıdan 300 milyon doz, Birleşik Krallık 40 milyon doz, Kanada 20 milyon doz, Japonya ise 120 milyon doz satın almak üzere ön sözleşmeler imzalamıştı. Şirket, aşıdan 2021 sonuna kadar yaklaşık 1,3 milyar doz üretmeyi planlıyor.
Muğla‘nın Ula ilçesinde temmuz ayından Cemal Metin Avcı tarafından katledilen üniversite öğrencisi Pınar Gültekin‘in babası Sıddık Gültekin, CHP’li bir milletvekilinin kendisini arayarak zanlının ailesine yönelik şikayetinden vazgeçmesini istediği iddiası için bir basın açıklaması yaptı.
Baba Gültekin, kendisini arayan kişinin CHP Muğla Milletvekili Süleyman Girgin olduğunu söyledi. Sıddık Gültekin, milletvekiliyle telefonda 1.5-2 dakika görüştüğünü vekilin kendisine taziye dileklerinden sonra “Vazgeç, kamu davası devam ediyor” dediğini belirtti.
‘Defalarca para teklif edildi’
Gültekin, katil zanlısının annesinin CHP ilçe başkanlığında olduğunu bildiğini söyleyerek sözlerinin doğru olduğunu dile getirdi:
Söylediğim kelimeler, harfi harfine doğrudur. Aksi ispat edilirse intihar ederim demişim. Kızınız olursa siz kabul eder misiniz? Ben kabul etmedim. Telefonu da olayı da kapattım. Kızımın taziyesi bitti. 20 gün sonra CHP ilçe başkanı Aydın Sadık beyefendi arkadaşlarımı, akrabalarımı devreye soktu. Neyse geldiler. İnanmadım ilk önce. Sizi kim aradı dedim. Süleyman Girgin dediler. Telefonu çıkart dedim. Çıkardı, beni arayan kişi ile aynı olduğunu gördüm. Defalarca beni aradı. Defalarca görüştük. ‘Ne kadar para istersen veririz’ dediler. ‘Davadan vazgeç’ dediler.Benim kızıma Muğla’dan iftiralar atıldığı için ben bu davadan vazgeçmeyeceğim. Ben yaşayan bir ölüyüm.”
Aramaların İstanbul’a geldiğinde de devam ettiği söyleyen baba Sıddık Gültekin, CHP Grup Başkanvekilleri Veli Ağbaba ve Özgür Özel‘in konuyla ilgili kendisini arayarak bilgi aldığını söyledi.
‘Kızım diri diri yakıldı’
Açıklamayı 4 Ocak tarihinde görülecek davadan ardından yapacağını, ancak kamuoyunda çok fazla yanlış bilgi olduğu için daha erken bir açıklama yapmak istediğini belirten Sıddık Gültekin, teklifin kabul edilemez olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
Haber çıkmadan Hizan’da CHP ilçe başkanını görevden alıyorlar. Çünkü Özgür Özel bey ‘gerekeni yapacağız.’ dediler. Özel bana dedi ki, ‘Sonuna kadar yanındayız. Davayı da takip edeceğiz. Beni arayan kişinin de bu olduğunu söylediler. Diyelim ki ben yalan atıyorum. Bir ilçe başkanı neden yalan atsın? Neden 10 sefer arasın? Bazı insanlar parasına malına güveniyor. Benim kızım satılık değil arkadaşlar. Muğla’da diri diri yakıldı. Bu kabul edilecek bir şey değil. Bir insanı öldüreceksin, parayla insanları bağlayacaksın. Böyle bir şey kabul edilemez. Artık Pınar’lar ölmesin. Türkiye’de kadın cinayeti yaşanmasın. Tüm Türkiye’nin de arkamda olduğunu hissediyorum. Hiçbir soru da almıyorum.”