Ana Sayfa Blog Sayfa 1698

Biden, trans bireylerin orduya katılmalarını sağlayacak kararnameyi imzaladı

Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) yeni Başkanı Joe Biden, trans bireylerin orduda görev yapmalarını yasaklayan başkanlık kararnamesini geçersiz kılacak yeni bir kararname imzaladı.

BBC Türkçe‘nin haberine göre, Beyaz Saray‘dan da bu kararnameyle ilgili bir açıklama geldi. Açıklamada “Başkan Biden, toplumsal cinsiyetin askeri görevler için bir kısıt olmaması gerektiğine ve Amerika’nın gücünü çeşitlilikten aldığına inanıyor” denildi.

Açıklamada dikkat çeken bir diğer önemli detay ise, toplumsal cinsiyet ve cinsel kimlik bağlamında yaşanan görevden alma ve engellemelerin acilen önüne geçilmesi talimatı verilmesi oldu.

Trump yasaklamıştı

ABD’nin eski Başkanı Donal Trump, 2017 yılında Twitter hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımda trans bireylerin orduya katılmasına izin vermeyeceğini ve ordudaki trans bireylerin görev yapmalarına da izin verilmeyeceğini açıklamıştı.

Yüksek Mahkeme ise 2019 yılının ocak ayında Trump’ın trans bireylerin orduda görev yapmalarını yasaklama politikasını uygulayabileceğine hükmetmişti.

Demokratlar, Yüksek Mahkeme’nin bu kararını kaygıyla karşıladıklarını belirterek Trump’a tepki göstermişti.

Amerikan ordusunda görev yapan yaklaşık 1,3 milyon muvazzaf askerden en fazla 10 bin kadarının trans birey olduğu tahmin ediliyor.

Biden’ın imzaladığı bu kararname, Trump’ın yasağından etkilenen trans bireylerin askeri kayıtlarını da düzeltecek.

Obama yönetimi de orduda transları destekliyordu

Barack Obama yönetimi 2016 yılının Haziran ayında transların 1 Temmuz 2017’den itibaren orduda cinsel kimliklerini gizlemeden görev yapabileceklerini açıklamıştı. Ayrıca, orduya yeni trans bireylerin asker olarak alınması için bir yıl süre tanınmıştı.

Obama’dan sonra yönetime gelen Trump yönetimi ise 1 Temmuz 2017 olan bu tarihi 1 Ocak 2018’e ertelemiş, ardından da bu konuda politika değiştireceklerini duyurmuştu.

Dönemin ABD Savunma Bakanı olan James Mattis bahsi geçen bu politikayı cinsiyetinden hoşnutsuz olan, biyolojik cinsiyetiyle kimliği örtüşmeyenler olarak sınırlandırmış, orduda bu kimlikleriyle görev yapan veya biyolojik cinsiyetlerinde hizmet vermek isteyen translara ise ayrıcalık tanınacağını belirtmişti.

Moskova’da son 140 yılın sıcaklık rekoru kırıldı

Rusya Meteoroloji Dairesi tarafından yapılan açıklamada başkent Moskova’da son 140 yılın en yüksek sıcaklığının kayda geçtiği belirtildi.

Yapılan ölçümlere göre Moskova’nın ana meteoroloji istasyonundaki hava sıcaklığı 25 Ocak sabah 08.00’a doğru 3.8 dereceye kadar yükseldi. En son rekor 3.6 derece ile 25 Ocak 2002’de kaydedilmişti.

Normalin 11-12 derece üzerinde

Sputnik’in aktardığına göre yapılan açıklamada, bu denli yüksek hava sıcaklığının iklim normallerinden 11-12 derece fazla olduğu kaydedildi.

Hidrometeoroloji Merkezi Başkanı Roman Vilfand, daha önce Rusya’nın Avrupa’daki topraklarında havanın normalden daha erken ısındığını söylemişti.

Bir önceki gün Moskova’da sıcaklık, 2.2 dereceye yükselmiş, hava tahmincileri bunu kışın en sıcak günü olarak nitelendirmişti.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri: Kavala’nın serbest bırakılması rica değil, hukukun gereği

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric, insan hakları savunucusu Osman Kavala‘nın hakkındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına rağmen üç yılı aşkın süredir tutuklu olmasına ilişkin bir açıklama yaptı.

Buric, üye ülkelerin AİHM kararlarına uyacaklarına dair anlaşmaya gönüllü imza attıklarını hatırlatarak, “Bu bir istek değil, bağlayıcı hukukun bir gereği” dedi.

‘Amaç muhalifleri caydırmak’

AİHM 10 Aralık 2019 tarihinde 1’e karşı 6 oyla alınan kararla, Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını hükmetmiş, söz konusu tutukluluğun hak ihlali olduğunu açıklamıştı.

AİHM’in Kava hakkında geçen yıl verdiği kararı hatırlatan Buric, “Bu tutuklama ve hüküm öncesi cezaevinde tutmanın gizli amacı onu susturmak ve muhalifleri caydırmak. Bu nedenle Kavala serbest bırakılmalıdır” dedi.

‘Yeterli delil yok’

Türk yetkililerin Kavala’nın tutukluğu için yeterli delil ortaya sunamadığını belirten Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, örgütün iki ana sözleşmesi olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa Sosyal Şartı‘na vurgu yaptı. Buric, bu sözleşmeler için “modern Avrupa’nın ruhunu” oluşturuyor tanımlamasında bulundu.

Avrupa Birliği’nde Bakanlar Komitesi Osman Kavala davasını sürekli olarak inceliyor. Komite geçen ay aldığı yeni bir “ara kararla” iş insanı Kavala’nın serbest bırakılması çağrısını yinelemişti.

AB dışişleri bakanlarından yurtdışında fosil finansmanını durdurma çağrısı

Avrupa Birliği’nde (AB) yer alan ülkelerin dışişleri bakanları dünya çapında kömür enerjisi ve fosil yakıt sübvansiyonlarına son verme ve Avrupa Yeşil Anlaşması’nı bloğun diplomasisinin merkezine yerleştirme çağrısında bulundu.

27 bakan toplantı sonrası yayınladıkları taslak metinde iklim değişikliğinin “insanlık için varoluşsal bir tehdit” olduğunu söyledi. Açıklamada kömüre dayalı elektrik üretiminin dünya çapında aşamalı olarak kaldırılması gerektiğini belirtildi. Ancak herhangi net bir zamanlamadan bahsedilmedi.

Üçüncü dünyada kömür finansmanı

Bunlara ek olarak metinde, üçüncü dünya ülkelerinde de yeni kömür altyapısının tüm finansmanına derhal son verilmesi gerektiği belirtildi.

Politico’nun aktardığına göre AB’nin dış politika şefi Josep Borrell, Avrupa’nın komşu kıtasının sürdürülebilir kalkınmasının “devasa bir çaba gerektireceğine” dikkat çekerek, “Esas olarak Afrika ile ilgileneceğiz” dedi.

‘Yeşil Düzen diplomasisi çağı’

AB, yurtiçinde fosil yakıt projelerinin büyük bir mali destekçisi olmaya devam ediyor ve bazı üyeleri büyük ölçüde kömüre bağımlı.

Ancak Avrupa Yeşil Anlaşması politikası uyarınca blok, 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşma sözü verdi. Avrupa İklim Vakfı’nın CEO’su Laurence Tubiana, bakanların yaptığı anlaşmanın  “Yeşil Düzen diplomasisi çağının yolunu açtığını” söyledi.

Polonya başlangıçta kömürün kullanımdan kaldırılması konusundaki dile karşı çıktı, ancak “azaltılmamış” kelimesini içeren bir uzlaşmayı kabul ederek kapıyı karbon yakalama ve depolama teknolojisine açık bıraktı.

Oxfam: En zengin 10 kişinin pandemideki servet artışıyla tüm dünya aşılanabilir

Oxfam, pandemi dönemindeki artan gelir eşitsizliğine dikkat çeken “Eşitsizlik Virüsü” başlıklı bir rapor yayımladı. Rapora göre, dünyanın en zengin 1000 kişisinin serveti pandemi döneminde 3 trilyon 900 milyar dolarlık artış gösterdi.

Aralarında Elon Musk, Jeff Bezos, Mark Zuckerberg ve Bill Gates gibi isimlerin bulunduğu dünyanın en zengin 10 kişisinin serveti de pandemi döneminde 540 milyar dolar arttı. Rapora göre, bu miktar tüm dünya nüfusunun aşılanması ve salgın koşullarında derinleşen yoksulluğu azaltmak için yeterli.

‘Tarihin en büyük eşitsizlik artışı’

25 Ocak’ta Dünya Ekonomik Forumu’nun düzenlediği “Davos Gündemi”nin açılış gününde yayımlanan rapor için 79 ülkeden 300 iktisatçının görüşüne başvuruldu.

Oxfam İcra Direktörü Gabriela Bucher raporla ilgili olarak, “Kayıt tutulmaya başlanmasından bu yana eşitsizlikteki en büyük artışa tanık oluyoruz” dedi.

Bucher, “Hileli ekonomiler pandemiyi lüks içinde atlatan zengin bir elite varlık akıtırken pandeminin ön cephesinde yer alan tezgahtarlar, sağlık çalışanları ve market satıcıları faturalarını ödemeye çalışıyor” diye konuştu.

Salgın etkisini atlatmak 10 yıldan uzun sürecek

Rapora göre, Jeff Bezos Mart-Eylül 2020 döneminde o kadar çok para kazandı ki, istese 876 bin çalışanının tümüne 105’er bin dolar ikramiye dağıtabilirdi ve serveti yine de salgın öncesiyle aynı kalırdı.

Buna karşılık raporda, dünyanın en yoksul bazı ülkelerinin salgının etkilerini atlatmasınının 10 yıldan uzun süreceği belirtildi.

2020 yılında dünyadaki yoksulların sayısının 200 ila 500 milyon daha arttığını vurgulayan rapor, salgının son 20 yılın çabalarıyla sağlanan yoksulluğun dünya çapında azalması eğilimini tersine çevirdiğini aktardı.

En çok kadınlar etkilendi

Dünya çapında 90 yıldır görülen en büyük istihdam krizinin yaşandığı belirtilen rapora göre yüz milyonlarca insan gelirini/işini kaybetti ya da yeterli gelir elde edemediği işlerde çalışıyor.

Salgından en çok etkilenen sektörler arasında otelcilik, lokantacılık, büro yönetimi gibi sektörler yer aldı. Kadınların yüzde 49’u, erkeklerin yüzde 40’ı bu branşlarda istihdam ediliyordu.

Dünya genelinde kadınlar, salgından en çok etkilenen düşük ücretli ve güvencesiz işlerde erkeklere oranla daha fazla çalışıyor. Bu sektörlerde çalışan kadınların ve erkeklerin oranı eşit olsaydı, bugün 112 milyon kadın işini ve gelirini kaybetme riskiyle karşı karşıya olmayacaktı. Sağlık ve sosyal hizmet alanlarında istihdamın yüzde 70’ini oluşturan kadınlar koronaya yakalanma riskiyle daha fazla karşı karşıya.

Yoksulların ölüm oranı iki kat fazla

Koronadan ölümler düşük gelirli bölgelerde varlıklı kesimin yaşadığı bölgelerin iki katı. Ülkeler bazında etnik kesimler arasında ölümler daha fazla. Brezilya’da Afrika kökenli kişilerin Covid-19 sebebiyle ölme olasılığı beyazlara göre yüzde 40 daha yüksek.

ABD’de ise siyahların ve Latinlerin Kovid-19 ölüm oranları beyazlarla eşit olsaydı, bugün yaklaşık 22 bin siyah ve Latin hayatta olacaktı. Kayıtlar, İngiltere’nin en yoksul bölgelerindeki Kovid-19 ölüm oranlarının en zengin bölgelerindeki ölüm oranına kıyasla iki kat daha fazla olduğunu; Fransa, Hindistan ve İspanya gibi ülkelerin yoksul bölgelerinde Kovid-19 bulaş ve ölüm oranlarının diğer bölgelere oranla daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

‘Eşitsizlik politik bir seçim’

Bucher yaptığı açıklamada eşitsizliğin kaçınılmaz olmadığını politik bir seçim olduğunu söyledi. Açıklamada “Hükümetlerin Kovid-19’dan sonra gezegeni koruyan ve yoksulluğa son veren daha eşit ve kapsayıcı ekonomiler inşa etme şansını değerlendirmeleri gerekiyor. Eşitsizlikle mücadele ekonomik kurtarma ve iyileşme çabalarının merkezinde yer almalı” ifadeleri kullanıldı.

Hükümetlerin herkesin finansal desteğe erişmesini sağlaması gerektiğini belirten Bucher, “Milyonlarca insan için istihdam sağlayacak düşük karbonlu ekonomilere ve kamu hizmetlerine yatırım yapmalı ve herkesin kaliteli eğitim, sağlık ve sosyal bakıma erişmesini ve en zengin kişilerin ve şirketlerin üzerlerine düşen vergi yükünü adil bir şekilde ödemelerini sağlamalı” dedi.

Rapora göre en çok kâr eden 32 küresel şirkete getirilecek geçici bir kâr vergisi, 2020’de 104 milyar dolarlık kaynak yaratabilirdi. Bu rakam tüm çalışanlara işsizlik yardımı ve düşük ve orta gelirli ülkelerdeki çocuklar ve yaşlılara mali destek vermek için yeterli olabilirdi.

 

 

IMF Başkanı: İklim değişikliği ekonomik istikrar için temel bir risk

Hollanda’nın ev sahipliğinde 25-26 Ocak tarihlerinde gerçekleşen İklim Uyum Zirvesi’nde konuşma yapan Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, iklim değişikliğinin ekonomik ve finansal istikrar için temel bir risk oluşturduğunu söyledi.

Georgieva, buna karşı atılacak adımları özellikle yeni tip koronavirüs salgınından sonra büyümeyi canlandırmak ve yeni istihdam yaratmak için bir fırsat olarak gördüklerini belirtti.

‘Milyonlar için istihdam yaratılabilir’

Karbon fiyatlarının istikrarlı bir şekilde yükselmesi ve “yeşil” altyapı yatırımlarının artması halinde 15 yıl içinde küresel ekonominin yaklaşık yüzde 0,7 büyüyebileceğine işaret eden Georgieva, milyonlarca insan için istihdam yaratılabileceğini dile getirdi.

Georgieva, “İklim değişikliğini ekonomik ve finansal istikrar için temel bir risk olarak görüyoruz. İklim değişikliğine yönelik eylemleri, özellikle salgından sonra büyümeyi canlandırmak ve yeni yeşil istihdam yaratmak için bir fırsat olarak görüyoruz” dedi.

‘IMF harekete geçti’

IMF’nin düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dirençli ekonomiye geçişi hızlandırmak için dört alanda harekete geçtiğini aktaran Georgieva, fonun iklim göstergelerini makroekonomik verilerde yaygınlaştırmak amacıyla bu yıl İklim Değişikliği Gösterge Tablosu yayımlamaya başlayacağını ve iklim risklerinin ekonomik etkilerini takip eden göstergeler olacağını ifade etti.

Ayrıca, IMF’nin mali sektör anketlerinde gelişmiş stres testlerini benimsediğini ve iklime bağlı finansal istikrar risklerinin ifşasını standartlaştırdığını ve merkez bankalarının ve maliye bakanlıklarının iklim hususlarını dikkate almalarına yardımcı olmak için eğitim ve desteğini genişlettiğini söyledi.

Georgieva, “İklim değişikliğine direnç, kritik bir önceliktir. Bu nedenle, bunu bu yıl ve gelecek yıllarda yapılacak işlerin merkezine yerleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.

65 yaş üstü koronavirüs yasakları mahkemeye taşındı

Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı, koronavirüs gerekçesiyle 65 yaş üstü vatandaşlara uygulanan sokağa çıkma yasağının kaldırılması için İdare Mahkemesi‘nde dava açtı.

Uygulamanın yaşlı ayrımcılığı olduğunu ve Anayasa’da güvence altına alınan seyahat özgürlüğünü ihlal ettiğini ifade eden vakıf, ihlal ve istismara yol açmayacak düzenlemelerle yaşlı yurttaşlar için çözümler geliştirilebileceğini kaydetti.

‘Kırılganlık algısını pekiştiriyor’

Vakıf, 65 yaş üstü yurttaşlar için için uygulanan sokağa çıkma yasağının bu haliyle, salgın sürecinde toplum nezdinde 65 yaş üstü hakkında oluşturulan “gereksiz ve kırılgan” olduklarına dair algıyı pekiştirmekten başka bir işe yaramayacağını vurguladı.

65 yaş üstü koronavirüs yasakları
Fotoğraf: AA

‘Uluslararası sözleşmelere aykırı’

Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı yargı yoluna başvuru dilekçesinde; Anayasa’nın 23’üncü maddesinde seyahat özgürlüğünün açıkça güvenceye alındığını ve yalnızca yine Anayasa’da yer alan gerekçelerle seyahat özgürlüğünün kısıtlanabileceğini kaydetti.

Bir bakanlık genelgesiyle 65 yaşın üstündeki milyonlarca kişinin seyahat özgürlüğünün kısıtlanamayacağı ifade edilen başvuruda, uygulamanın İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi gibi Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu ifade edildi.

Doğan: İlk çağrımız Bilim Kurulu’na

Başvuruda, yargının yaşlılar için ayrımcılık, ihlal ve istismar içeren bu uygulama hakkında öncelikle yürütmeyi durdurma sonrasında da uygulamanın iptaline karar vermesi gerektiğinin altı çizildi.

Başvuru hakkında bilgilendirmede bulunan Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı başkanı Yusuf Doğan, “İlk çağrımız bilim kuruluna. Yaşlılar nezdinde yürütülen uygulamaların bir insan hakları ihlaline, yaşlılar için ayrımcılığa ve istismara neden olmayacak biçimde tavsiyelerini acilen gözden geçirmeleri gerektiği kanaatindeyiz” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: AA

‘Ruhsal, bedensel ve ekonomik sıkıntılar’

65 yaş üstünün maruz bırakıldığı uygulamanın büyük oranda ruhsal ve bedensel sorunlara neden olduğunun altını çizen Yusuf Doğan, “Süreç, günlük vaka ve ölüm rakamlarını başarı ya da başarısızlık olarak nitelendirilerek, sadece anlık ekonomik sonuçlarla değerlendirme yapılarak yürütülürse ne yazık ki çok geç olacak. Akıl ve bilimin ışığında, gelecekte ortaya çıkabilecek travmaları, sağlık sorunlarını, ekonomik etikleri de düşünmek gerekir” dedi.

Bugüne kadar, yaşlılarla ilgili empati ile karar alınmasının mümkün olmadığını belirten Doğan, “Bu sebeple biz de yargıya başvurma kararı aldık” açıklamasında bulundu.

Norveç 30 şirkete 61 petrol ve doğal gaz arama ruhsatı verdi

Norveç Petrol ve Enerji Bakanlığı, Norveç kıta sahanlığında Ön Tanımlı Alanların ihalesinde (APA 2020) 61 adet petrol ve doğal gaz üretim lisansı verdiğini açıkladı. Lisanslar, çalışma programı taahhütleri ile veya bu tür lisanslara ek alanlar olarak verildi.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamaya göre, 61 üretim lisansının 34 adedi Kuzey Denizi’nde, 24 adedi Norveç Denizi’nde ve 3 adedi Barents Denizi‘nde bulunuyor.

30 farklı şirkete verildi

Enerji Günlüğü’nün haberine göre açıklamada ayrıca sahalara yoğun bir ilginin olduğu ve büyük uluslararası şirketlerden daha küçük yerel arama şirketlerine kadar 30 farklı petrol şirketine üretim lisansı verildiği belirtildi.

Bunlardan 18’i ise bir veya daha fazla operatörlükle ödüllendirildi. İsveçli Lundin Energy 19 üretim lisansı ile başı çekerken, onu 17 lisans ile Norveçli Equinor ve 16 lisansla Almanya merkezli Wintershall izledi. Norveç Merkezli Aker BP 10 lisans, Vår Energi de 10 lisans aldı.

Bru: Memnuniyet duyuyoruz

Norveç Petrol ve Enerji Bakanı Tina Bru konuya ilişkin yaptığı açıklamada, bu yılki APA turunda çok çeşitli şirketlere 61 yeni üretim lisansı sunmaktan memnuniyet duyduğunu belirtti

Bru, şirketlerin yeni keşif alanlarına erişim elde etmeye büyük ilgi gösterdiklerini ve bunun da Norveç açısından sevindirici olduğunu kaydetti.

Tahminlerin üzerinde petrol çıkarımı

Norveç Petrol Müdürlüğü (NDP) tarafından yayınlanan son rakamlara göre, Aralık 2020’de petrol üretimi tahmin edilenden yüzde 5 daha yüksek gerçekleşti.

Safety4sea’nin aktardığına göre aralık ayında günlük ortalama 2 milyon 135 bin varil petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz üretildi.

Dans Sporları Federasyonu’nun açtığı ‘bale antrenörlüğü’ kursuna bale sanatçılarından tepki

Türkiye Dans Sporları Federasyonu’nun 56 saatlik bale antrenörlüğü” programı açmasının ardından başlayan tartışmalar devam ediyor. Bale sanatçıları ve bale eğitmenleri duruma tepki gösterirken, sosyal medyada “Bale spor değil sanattır” kampanyaları başlatıldı. . 
Türkiye Dans Sporları Federasyonu’nun 06-12 Mart arasında yapılacağını duyurduğu ‘bale antrenörlüğü’ için şartlarını şöyle açıkladı:
 
“Federasyon eğitim talimatında belirtilen sağlık şartlarını taşımak, 18 yaşında olmak, en az lise ve dengi okul mezunu olmak, Spor Disiplin Yönetmeliği ile federasyonların disiplin veya ceza talimatlarına göre son üç yıl içinde olmak şartıyla bir defada altı aydan fazla veya toplamda bir yıldan fazla ceza almamış olmak”…
 

https://twitter.com/_ErenKeles/status/1353672253049860104

T24’den Deniz Işık‘ın aktardığına göre, bu şartları yerine getiren adaylar bir haftalık eğitimin sonunda ‘bale antrenörü’ olabilecek.  Türkiye’de bu eğitim Devlet Konservatuarları ve Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı özel kurslarda, alanında uzman eğitmenler tarafından veriliyor, teorik ve pedagojik eğitim 14 yıl sürüyor. 

Federasyonun 1 haftalık bale antrenörlüğü programına bale sanatçıları ve bale eğitmenleri tepki göstermeye devam ediyor.

Bale Sanatçıları Derneği yürütmeyi durdurma isteyecek

Bale Sanatçıları Derneği, balenin Rönesans döneminden günümüze kadar tüm dünyada bir sanat dalı olarak tanımlandığının altını çizerken, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da balenin sanat faaliyeti olarak yer aldığını hatırlattı.

Derneğin açıklamasında şunlar denildi: “Spor Bakanlığı bünyesinde bulunan Türkiye Dans Sporları Federasyonu, bu sanat dalını ‘sportif bale’ adı altında ‘spor’ branşları arasına eklemeye çalışarak, bale eğitimini ve eğitmenlik yetkisini bale alanında herhangi bir eğitim geçmişi olmayan kişilerle ve fiziki yeterlilik aramaksızın bir hafta sürecek olan kısa programlarla sağlamayı planlamaktadır. TDSF tarafından uygulanması planlanan programda yer alan ‘sportif bale,’, ‘bale antrenörü’, ‘bale hakemi’ gibi kavramların dünyanın hiçbir yerinde tarih boyunca ve günümüzde bir karşılığı ve geçerliliği bulunmamaktadır. Tamamen uydurulmuş olan bu yeni kavramlar baleye ait değildir.” 

Dernek Başkanı Ayfer Tarlak, yürütmeyi durdurma kararı için mahkemeye başvuracaklarını söyledi.

Hedeflerinin kişi veya kurumlar olmadığını belirten Tarlak, Yaratılmaya çalışılan bu yeni durum; tüm dünyada kabul görmüş akademik çalışmaları ve buna bağlı kuralları, yüzlerce yıllık bale geleneğini, ülkemizde gerek devlet üniversitelerinde gerekse MEB’e bağlı özel kurumlarda uygulanan resmi programı, insan anatomisini, kısacası tüm uluslararası bale pedagojik sistemini hiçe saymaktadır’ yorumunda bulundu. Tarlak, bale alanında uzmanlığı olmayan kişilerce yapılacak olan bu eğitimlerin çocuk ve gençlerimiz üzerinde neden olacağı fiziksel ve pedagojik problemler başta olmak üzere pek çok tehlikesi bulunmaktadır” dedi. 

‘Kursların birinci kademesi, bale kursunun iki yılına tekabül ediyor’

Türkiye Dans Sporları Federasyonu Başkanı Tolga Han Çinkitaş ise tepkilere, şöyle yanıt vermişti:

“Benim cevabımı zaten devlet vermiş ve kabul etmiş. Bale sportif olarak federasyonumuzun branşı, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na sunulmuş, eğitim dairesi tarafından kabul edilmiş ve normları belirlenmiş. Bu bizim kişisel olarak yaptığımız bir şey değil. Kurumsal bir iş. Antrenörlük kurslarımız dört kademe. Birinci kademesi normalde bir bale kursundaki 2 yıla tekabül ediyor. Hedefimiz federasyon olarak kitlesel bir istihdam yaratmak ve bu çocukların önünü açmak. 

RTÜK’den ceza savunması: Konukların istediğini söyleme özgürlüğü asla mümkün olmayacaktır

Halk TV’de ‘Şimdiki Zaman Siyaset’ programında, konuğun kullandığı ifadeler nedeniyle 7 Nisan 2020’de Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), verdiği para cezasını yargıya taşındı. Cezanın iptal edilmesi istemiyle açılan davada, RTÜK savunma gönderdi.

Üst Kurul savunmasında medyanın iktidarı devirebilecek güçte olduğu ifade edilerek, “Medya iktidarın yıkılmasına sebep olabilecek, ekonomik kararlara hükmedebilecek, daha açık ifade ile istediğini başa getirebilecek, istediğini alaşağı edebilecek derecede önem arz ettiği bir durumda, her program konuğunun medya kanalı ile istediğini söyleme özgürlüğünden bahsetmek asla mümkün olmayacaktır” dedi.

RTÜK’ün mahkeme gönderdiği savunma yazısını kamuoyuyla paylaşan Bağımsız Milletvekili Cihangir İslam şu değerlendirmeyi yaptı: “RTÜK bir programda söylenenler nedeniyle Halk TV’ye ceza veriyor. Halk TV olayı yargıya taşıyıp cezaya itiraz ediyor. Fotoğrafta RTÜK’ün mahkemeye gönderdiği cevabi yazısını görüyorsunuz. Vahimden de öte bir durum!” 

Başarır: İktidar muhalif medyayı susturmak için kullanıyor 

CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır da söz konusu savunmaya tepki gösterdi:

‘’AKP iktidarı, kendisine muhalif olan medya ve televizyon kanallarını susturmak için devletin tüm imkanlarını kullanmaktadır. Ne yazık ki RTÜK de AKP iktidarının siyasi araç olarak kullandığı kurumlardan biri haline gelmiştir. Bunu anlamak için RTÜK’ün; Türkiye’nin gerçeklerini halkın bilgisine sunan gazetelere ve televizyon kanallarına vermiş olduğu para, ‘yayın durdurma’ ve ‘ekran karartma’ cezalarına bakmamız yeterli olacaktır” 

Türkiye’nin basın ve yayın denetiminden sorumlu kurum tarafından, iktidarı eleştiren yayın organlarına uygulanan ağır yaptırımların önemli bir kamu kurumunun AKP iktidarının bir kolu haline geldiğini gösterdiğini söyleyen Başarır, “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, medyayı sansürlemek ve medya mensuplarını korkutmak için bir araç olarak hizmet etmeyi bırakmalı, görev tanımındaki gibi tarafsızlık ve çoğulculuk için çalışmalıdır” ifadelerini kullandı.