Ana Sayfa Blog Sayfa 1642

Atina ve İstanbul’u ‘serinletmek’ için yönetişim stratejileri makalesi yayımlandı

Yeşil Düşünce Derneği tarafından Umudun Yeri Şehirler Projesi kapsamında farklı şehirlerdeki iyi modellerin örnek alınarak hazırlandığı “Şehirleri Serinletmek için Yönetişim Stratejileri: Atina ve İstanbul Örnekleri” yayımlandı.

Begüm Aydın ve Cem İskender Aydın tarafından yazılan makalenin tanıtım ve paydaş toplantısı 2 Mart tarihinde saat 15.00-17.30’da yapılacak.

Etkinliğe buradan kayıt olabilirsiniz.

Makalenin içeriği

Makalede, iklim değişikliğine uyum sürecinde şehirlerin küresel ortalama sıcaklığın artışıyla giderek daha sık yaşanması muhtemel olan sıcak dalgalarına uyum sağlayabilmeleri için, neye ihtiyaç duyduklarına ve kapasitelerinin ne durumda olduğunun anlaşılmasına odaklanılıyor. 

Atina Dirençlilik Stratejisi

Yunanistan‘ın başkenti Atina‘da artan sıcak dalgalarına karşı vatandaşların şehri serinletme çalışmalarına değinilen çalışmada, 2017 yılında çeşitli aktörlerin katılımıyla hazırlanan Atina Dirençlilik Stratejisi’nden de bahsediliyor. Dirençlilik Stratejisi; açık şehir, yeşil şehir, proaktif şehir ve yaşayan şehir ayaklarından oluşuyor:

#CoolAthens kampanyası Dirençlilik Stratejisi’nde İklim Değişikliğine Uyum Eylem Planı’nın bir parçası olarak, doğal sistemlerin kentsel dokuya uyumlu hale getirilmesi ve yeşil bir şehir yaratılması amacı ile yer almakta.

Atina İklim Değişikliği Uyum ve Azaltım Eylem Planı C404 Büyük Kentler İklim Liderlik Grubu ve 100RC arasında örneği olmayan bir işbirliği sonucu üretilmiştir. Halk sağlığını koruma amacıyla, belediye (ilgili bölümleri ve DSB) yüksek sıcaklıklara bağlı sağlık risklerinin azaltılmasına ve halk sağlığının korunmasına katkıda bulunacak bilgi ve hizmetleri erişilebilir kılmakla sorumludur. ‘Serin merkezler’ ağını
genişletmek, halka açık içme suyu çeşmeleri yerleştirmek, trafik için düzenleyici önlemler almak halk sağlığını korumak için gerekli eylemlerdir. “

İstanbul için öneriler

Makalede Atina’nın Dirençlilik Strateji raporundan faydalanarak, İstanbul için etkili serinleme politikaları önerileri de bulunuyor. Kentte yeşil altyapı yatırımları ve inşa edilmiş çevrelerle ilgili tavsiyeler ise şöyle: 

  • Parklar ve diğer yeşil alanlar sıcak dalgaları süresince barınılabilecek şekilde düzenlenmeli ve hatalı budama yoluyla gölgelikler azaltılmamalıdır.
  • Parkların ve diğer yeşil alanların peyzaj mimarisinde daha az su isteyen bitkiler kullanılmalıdır ve sulama daha az nem yaratacak saatlerde yapılmalıdır.
  • Pazar alanları, çarşılar ve sokaklardaki diğer açık alanlar gölge ve serin geçiş alanları yaratacak şekilde az su isteyen (sarmaşık ve çalı gibi) endemik bitkiler kullanılarak kapatılmalıdır.
  • Dikey bahçe uygulamalarının soğutma etkisi olabilir. Bu yüzden düşük maliyetli olması ve az su isteyen endemik bitki türleri kullanılması şartıyla uygun yerlerde kentsel ısı adalarının etkisini azaltmak amacıyla kullanılmalıdır.
  • Su tasarrufuna ek olarak, yüksek sıcaklıklar sırasında yaşanabilecek su kıtlığını önlemek amacıyla yağmur hasadı yöntemleri geliştirilebilir.
  • Metrobüs durakları ve büyük meydanlardaki diğer büyük duraklar sıcak havalarda yayaların termal rahatlığını sağlayacak şekilde yeniden tasarlanmalıdır.
  • İklimlendirme aygıtlarıyla donatılmış, devamlı görev yapan sağlık personellerinin ve diğer tesislerin (su, tuvalet ve eğlence hizmetleri gibi) yer aldığı serin barınma merkezleri kurulmalıdır. Büyük kamu binalarının zemin ve bodrum katları bu amaçla kullanılabilir.
  • Kamu binalarının dış yüzeylerinde yansıtıcı renkler ve düşük yansıtabilirlik derecesine sahip yüzey kaplama malzemeleri kullanılmalıdır.

Makalenin tamamına buradan erişebilirsiniz.

Etkinliğin detayları

Makalenin tanıtım toplantısında; Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü ve Sorumlu makale yazarı Begüm Aydın, Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü ve makale yazarı Cem İskender Aydın, İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin konuşmacı olarak yer alacak.

Etkinliğin programı ise şöyle:

  • 15.00-15.30 Makalenin tanıtımı
  • 15.30-15.50 Makaleye dair soru ve yorumlar
  • 15.50-16.00 Kentlerde sıcak dalgaları: Yerel yönetimler için politika önerileri
  • 16.00-16.30 Serbest tartışma (kent aktörleri, belediye temsilcilerinin katılımı ile)

Hrant Dink Vakfı’na ölüm tehdidi davası: Bir sanığın cezai ehliyeti var

Hrant Dink Vakfı avukatına ve Rakel Dink‘e yönelik ölüm tehdidi içeren e-posta gönderilmesine ilişkin iki sanığın yargılandığı davanın duruşması İstanbul 56’ncı Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görüldü.

Tutuksuz sanıklardan H.A.’ya zincirleme şekilde imzasız mektupla veya özel işaretlerle tehdit suçundan yedi buçuk yıldan 26 yıl üç aya kadar; ikinci sanık E. B. için ise aynı suçtan iki buçuk yıldan sekiz yıl dokuz aya kadar hapis cezası istenmişti. Sanıklar ise psikolojik sorunları olduğunu iddia etmişti.

Bir sanığın cezai ehliyeti tam

Agos’un aktardığına göre davanın 24 Şubat günü görülen duruşmasına sanık H.A. avukatları ve Vakıf avukatları katıldı. Hakim, taraflar arasında uzlaşma sağlanamadığını tutanağa geçirdi.

Hakim, Adli Tıp Kurumu’nun H. A. için cezai ehliyetinin tam olduğu raporunu verdiğini ancak E. B. hakkında raporun düzenlenemediğini söyledi. Sanık H. A. savunmasında “Ben dört ay tutuklu kaldım, cezamı çektim” dedi.

Duruşma ertelendi

Sanık avukatı da müvekkilinin suç kastı olmadığını ileri sürerek beraat talep etti. Vakıf avukatları, gelen yazıya karşı beyanda bulunmak için süre talebinde bulundu.

Mahkeme, E. B.’nin cezai ehliyetinin olup olmadığı konusunda adli tıp raporu alınması için ilgili kolluk birimine müzekkere yazılmasına, sanık bulunamazsa rapor alınması için yakalama emri düzenlenmesine karar verdi. Vakıf avukatlara süre verilmesine hükmeden mahkeme, duruşmayı erteledi.

Neler yaşandı?

Hrant Dink Vakfı 29 Mayıs’ta yaptığı duyuruyla e-mail yoluyla gelen bir ölüm tehdidini kamuoyuyla paylaşmıştı. Duyuruda “Tehdit, Hrant Dink Vakfı’nı “kardeş masalları” anlatmakla itham ediyor, ülkeyi terk etmemizi talep ediyor, Rakel Dink’i ve avukatımızı ölümle tehdit ediyor” denilmişti. Vakıf, 30 Mayıs tarihinde ikinci bir tehdit mesajı aldığını söylemişti.

Bunun üzerine H. A. Konya‘da gözaltına alınarak İstanbul‘a getirilmiş; E. B. ise İstanbul’da yakalanarak gözaltına alınmıştı. Savcılık karşısına çıkarılan iki kişi hakkında tutuklama kararı verilmişti. Sanıklar daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırkılmıştı.

BOTAŞ bilirkişi raporunu tanımadı: Saros’ta inşaat tüm hızıyla sürüyor

Edirne’nin Saros Körfezi’ne kıyısı bulunan Sazlıdere köyü sahilinde yapılması planlanan Saros Likit Doğalgaz Taşıma ve Yükleme Limanı (FSRU) ve Kara Boru Hattı projesinin hukuka uygun olmadığı bilirkişi raporlarıyla kanıtlandı. Ancak BOTAŞ, bölgedeki inşaata hız kesmeden devam ediyor.

Avukat Bülent Kaçar Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada projenin Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna ve imar planı değişikliğine karşı açılan davalarda üç ayrı bilirkişi heyetinin projenin hukuksuzluğunu ortaya koyan rapor hazırladığını söyledi.

‘Denizi dolduruyorlar’

Kaçar, “Buradaki bilirkişi raporlarına, açtığımız davalara ve bir önceki İdare Mahkemesi’nin iptal kararına rağmen tarım alanlarını tahrip etmeye denizi doldurmaya devam ediyorlar. Kar kış dinlemeden inşaatlarını hızlandırdılar” ifadelerini kullandı.

Bölgenin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Saros Körfezi Kültür Turizm Gelişim Bölgesi ilan edildiğini hatırlatan Kaçar, yıkımın bir an önce durması çağrısında bulundu.

Fotoğraf: Saros Gönüllüleri

Yürütmenin durdurulması için başvuru yapıldı

Devam eden inşaatlara karşı iki kez Edirne İdare Mahkemesi’ne başvuru yaptıklarını belirten Avukat Kaçar, “Acilen yürütmenin durdurulması kararı verilmesini talep ettik” dedi.

Bu başvurudan çıkacak sonucu beklediklerini ancak bilirkişi raporlarının da kendi başına bir bağlayıcılığı bulunduğunu hatırlatan Bülent Kaçar, “Bu aşamada yürütmeyi durdurma çıkmasa bile kamu kurumu olarak bilimsel uyarılara kulak vererek bu çalışmaları durdurmaları gerekir” yorumunu yaptı.

‘İzmit Körfezi’ne dönecek’

Saros Gönüllüleri tarafından yapılan paylaşımda ise “Saros kıyıları FSRU liman inşaatı için hızla ziyan edilmeye başlandı. DUR demezsek Saros’un el değmemiş kıyılarında çocuklar kumdan kaleler yapamayacak. Suları DEV petrol dolu kargo gemileri yüzünden İzmit Körfezi gibi olacak” ifadeleri kullanıldı.

Mahkeme daha önce iptal kararı vermişti

Saros Gönüllüleri ve bölge halkı Saros FSRU ve Kara Boru Hattı Projesi’nin doğal gaz limanı kısmı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen ÇED raporuna karşı dava açmıştı.

Bilirkişi raporu talep eden Edirne İdare Mahkemesi, toplanan tüm bilgi ve belgeler sonucunda ÇED raporunun hukuka ve bilime uygun olmaması gerekçesiyle bakanlığın kararını iptal ettiğini duyurdu.

Yeniden ÇED Olumlu raporu aldı

Daha sonrasında BOTAŞ’ın birinci rapordaki eksik değerlendirmeleri giderdiğini söyleyerek ikinci bir ÇED Olumlu Kararı raporu aldığını söyleyen Kaçar, bu rapora da karşı da dava açtıklarını aktardı.

Alt ölçekli plan değişikliğine karşı açılan davayla birlikte toplamda projeye karşı üç ayrı dava bulunuyor. Bu davalarda mahkeme tarafından atanan bilirkişi heyetleri ise projenin uygun olmadığını belirtti. Şu anda ise mahkemenin sonucunu açıklaması bekleniyor.

 

HDP’li Kerestecioğu Tip Hizmet Sözleşmesine İlişkin Meclise soru önergesi verdi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerine İmzalatılmak İstenen “Tip Hizmet Sözleşmesi” hakkında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından yanıtlanması için bir soru önergesi gönderdi.

Kerestecioğlu, “Yalnızca polikliniklerde bakılan hasta sayısıyla orantılı bir performans sistemi getirilerek ne amaçlanmaktadır?” diye sordu.

‘Bakanlık hatada neden ısrar etmektedir?’

Filiz Kerestecioğlu’nun Sağlık Bakanı Koca’nın yanıtlaması istemiyle gönderdiği soru önergesinde yer alan sorular şöyle:

  1. Söz konusu Sözleşmeyle, bilimsel araştırmaya dayalı, bağımsız bir meslek grubu olan tıp mesleğinin bu yönü ortadan kaldırılarak ve yalnızca polikliniklerde bakılan hasta sayısıyla orantılı bir performans sistemi getirilerek ne amaçlanmaktadır?
  2.  Birlikte Kullanım Protokolü imzalayan Üniversitelere sorulmadan hazırlanan sözleşmenin tıp eğitimi, sağlık hizmeti, akademi ve tıp biliminin ülkemizde gelişmesi için büyük önem taşıyan üniversite hastaneleri ortamına yapacağı olumsuz etkiler tarafınızdan değerlendirilmiş midir?
  3. Kanun uyarınca, sözleşmenin usul ve esaslarının, Yükseköğretim Kurulunun uygun görüşü alınarak Yönetmelik ile düzenlemesi, sözleşme için ise Dekanların görüşünün alınması gerekmektedir. Bakanlığınız neden kanundaki şarta aykırı olarak YÖK’ün uygun görüşünü almadan, Tıp Fakültesi Dekanlarının itirazlarına ve Danıştay’ın ilk 4 yönetmeliğin hukuka aykırılığını saptamış olmasına rağmen, Yönetmeliği 5. Kez yayımlayarak hatada ısrar etmektedir?
  4. Tıp Fakültesi Dekanları tarafından Sözleşmenin yaratacağı olumsuz etkiler rapor
    olarak Sağlık Bakanlığına ve YÖK’e iletilmesine, pandemi süresince böyle bir
    girişimden vazgeçilmesi gerektiği, pandemi sonrasında ilgili tarafların görüşleri ile bir çalışma yapılması önerisinde bulunulmasına rağmen neden Dekanların çağrısı tarafınızdan karşılık bulmamıştır?

‘Bakanlığınız bir yaptırımda bulunacak mı?’

Soru önergesinde sözleşmeyi imzalamayan bazı öğretim üyelerinin sabit döner sermayelerinin ödenmediği hatırlatılarak, bu konuyla ilgili Bakanlığın bir yaptırımı olup olmayacağı da soruldu:

         5. Sözleşmeyi imzalamayan hekimlere, uygulamalı tıp ve tıpta uzmanlık eğitimi ve sağlık hizmeti veremeyecekleri, asistanların uygulamalı eğitim alamayacağı, sabit döner sermaye ve döner sermaye ödemelerinin yapılmayacağı söylenmektedir. Bazı illerde öğretim üyelerinin sabit döner sermayeleri ödenmemiştir. Söz konusu kanuna aykırı işlemlerle ilgili Bakanlığınız bir yaptırımda bulunacak mıdır?

6. Pandemi süresince canla başla verdikleri emekler için hem Bakanlığınız hem de toplum tarafından alkışlanan hekimler, bugün neden bizzat Bakanlığınız tarafından ekonomik ve psikolojik baskıya maruz bırakılmaktadır?

Ne olmuştu?

Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü tarafından 16 Aralık 2020 tarihinde 81 il valiliğine “Birlikte Kullanım Kapsamında İmzalanacak Hizmet Sözleşmesi” konulu bir yazı gönderildi.

Bahsi geçen yazıda, Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşunun başhekimi ile “Personel” olarak tanımlanan öğretim üyeleri, öğretim görevlileri ve uzmanlık öğrencileri ile tıbbi biyokimya veya tıbbi mikrobiyoloji uzmanlarının bir yıl süreyle geçerli olmak üzere gönderilen ve performans kriterlerini belirleyen Sözleşmeyi imzalamaları gerektiği belirtildi.

Bu söyleşmeyle başhekimlere isterlerse personelin sözleşmelerini feshedebilme yetkisi verdiği gibi, üst sınır belirtilmeksizin fazla mesai yaptırabilecekleri vurgulandı.

Sözleşmeyi imzalamayan öğretim üyelerinin 2547 sayılı kanunla belirlenen serbest çalışma ya da kurumsal sözleşmeyle çalışması engelleneceği ifade edildi.

Sözleşmeyle, öğretim üyelerinin bilimsel toplantılara katılması bile başhekimin iznine bağlanmasının yanında, personelin performans değerlendirmesi de doğrudan başhekime bağlandı.

Söz konusu sözleşmeye Türk Tabipleri Birliği (TTB) yasal itirazları yapıp Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Başkanıyla görüşmüş olsa da, sözleşmeyi imzalamayan sağlık çalışanlarına baskılar devam etti.

Ayrıca, sağlık çalışanlarının döner sermaye ödemeleri kesildi, hekimlerin yemek kartları veya personel kartları iptal edildi.

En çok vaka görülen Rize ve Ordu’da koronavirüs önlemleri sıkılaştırıldı

Sağlık Bakanlığı’nca paylaşılan koronavirüs vaka sayısı haritasına göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın seri kalabalık il kongrelerini gerçekleştirdiği Karadeniz illeri, 15-21 Şubat 2021 tarihlerinde oransal olarak en çok vakanın görüldüğü yerler. 

Bu nedenle de bakanlıkça “yerinden karar” yönlendirmesi gereği, artan vakalar sıralamasında beşinci olan Rize‘de ilave tedbirler alınmaya başlandı. Kentte iki ya da daha fazla kişinin bir araya gelerek çay sohbeti ile sosyal mesafenin ihlal edildiği faaliyetler yasaklandı, sıkı denetimler yapılması kararlaştırıldı.

Rize Valiliği İl Hıfzıssıhha Kurulu‘nun toplantısından sonra konuşan  Vali Kemal Çeber, alınan kararları şöyle açıkladı:

  • HES kodu uygulamasına hassasiyetle devam edilecek. Cenaze namazları en fazla 30 kişiyle sınırlandırılacak, toplu taziyeler yapılmayacak. Market, toplu taşıma ve berber gibi yerlerde denetimler sıklaştırılacak. Camilere gelen vatandaşlar seccadelerini de beraberinde getirecek.
  • İş yerlerinin ya da binaların önünde iki veya daha fazla kişinin bir arada oturarak ya da ayakta sohbet etmesi, çay ve sigara içilmesi, sahil bantlarında, parklarda sosyal mesafeye uyulmadan oturma, sohbet etme gibi davranışlar yapılmayacak.
  • Sokağa çıkma yasağı günlerinde sadece zorunlu ihtiyaçlar için yürüme mesafesinde market, fırın gibi yerlere gidilebilecek.
  • Hafta sonu köy evlerine gitme ve köyde sosyal mesafeye uymayan ziyaretler, misafirlikler gibi alışkanlıklardan kaçınılması istenecek ve denetimlerin artırılacak.
  • Muhtarların, apartman-site yöneticilerinin yönetiminde bulunduğu alanda pandemi kurallarına aykırı davranışlara müsaade edilmeyecek.

Ordu’da da ek önlemler

Covid-19 vaka sayılarının oransal olarak en fazla olduğu iller sıralamasında iki hafta önce üçüncü sırada yer alan, geçen hafta ise zirveye çıkan Ordu‘da da önlemler artırıldı.

Ordu Valisi Tuncay Sonel başkanlığında İl Hıfzısıhha Kurulu’nda yapılan toplantıda, cenaze namazlarının en fazla 30 kişi ile sınırlandırılması, evlerde toplu olarak bir araya gelinme ve aile içi buluşmalara denetim getirilmesine kadar alınan tedbirlere yenileri eklendi. Mevsim koşulları gereği kar yağışı olduğu için tarımsal faaliyetlerin bulunmadığı gerekçesiyle çiftçi kayıt belgesi olan vatandaşların hayvancılık yapanlar hariç, çiftçilik faaliyeti için köy ve yaylalara çıkmalarına izin verilmemesine karar verildi.

Fransız üniversitelerinde regl ürünleri ücretsiz dağıtılacak

Fransa’da Yüksek Öğrenim Bakanlığı, üniversitelerde ücretsiz kadın pedi dağıtılmasına karar verdi. 

Fransa’da Yüksek Öğrenim Bakanı Frederique Vidal, gelecek öğrenim yılından itibaren, ücretsiz kadın pedi dağıtımını gerçekleştirmek için bin 500 dağıtım noktası yerleştirileceğini duyurdu. Dağıtım panelleri üniversitelerin revirleri, yurtları ve kantinlere yerleştirilecek.

Fransa Öğrenci Birlikleri Federasyonu (FAGE), kararı memnunlukla karşıladığını duyurdu.

’10 kişiden biri kendi regl koruyucusunu üretiyor’

Fransa’da yüksek öğrenim gören öğrencilerin yüzde 20’sinin yoksulluk sınırının altında yaşadığını belirten FAGE yöneticisi Anna Prado de Oliveira, kadın öğrencilerin  yüzde 60’ının periyot dönemlerinde, ağrı, kramp veya sızıntı korkusuyla derslerini kaçırdığını söyledi.

de Oliveira, “10 kişi içinden biri kendi regl koruyucusunu, eşarplar, pamuk artıkları veya birbirine dikilmiş kumaşlarla oluşturuyor” dedi. 

Ülkede daha önce de liselerde ücretsiz ped dağıtımına başlanmıştı. 

 

Koronavirüs pandemisi 1.200 Almanca kelimenin doğuşuna ilham oldu

Koronavirüs pandemisi kullandığımız dil de dahil olmak üzere hayatlarımızın her alanına işledi. Almanya’da yürütülen bir proje, pandeminin kökten değiştirdiği yaşamlara ayak uydurmak için üretilen yeni kelimeleri belgeledi.

Normalde bir yılda yaklaşık 200 kelime doğuyordu. Ancak Leibniz Alman Dili Enstitüsü tarafından derlenen listede aralarında coronamüde (Covid-19’dan yorulmak) ve coronafrisur (korona saç modeli) kelimelerinin de bulunduğu 1.200’den fazla Almanca kelime yer aldı.

Duygu durumlarını anlatan kelimeler

Bu kelimelerin birçoğu empati kurabileceğimiz duygu durumlarını anlatıyor: Overzoomed (video görüşmelerinin yoğunluğundan stres olmak), coronaangst (koronavirüs endişesi yaşamak), impfneid (aşı olanları kıskanmak) gibi.

Diğer kelimeler ise kısıtlamalar altındaki yaşamın genellikle tuhaf gerçekliğini ortaya çıkarıyor: Kucaklaşmak için buluştuğun belirli insanlar için kullanılan kuschelkontakt (kucaklaşma teması) ve arkadaşların güvenli bir mesafede içmeyi anlatan abstandsbier (distance beer).

Maskentrottel kelimesi maskesini burnun altında takan kişiler için kullanılıyor.

En sık kullanılanlar sözlüğe girecek

The Guardian’ın aktardığına göre Leibniz Enstitüsü’ndeki üç kişilik küçük ekip bu listeyi basında, sosyal medyada ve daha geniş internette kullanılan kelimeleri takip ederek bir araya getirdi. En sık kullanılanlar daha sonra sözlüğe girecek.

Enstitüde çalışan ve kelimeleri derleyen Dr. Christine Möhrs, projenin pandemi sırasındaki hayatın hikayesini anlattığını söyledi. Möhrs, “Dünyada yeni şeyler olduğunda bir isim ararız” ifadelerini kullandı.

‘Kriz zamanlarında önemli’

Adı olmayan şeylerin insanların korku ve güvensizlik hissetmesine neden olabileceğini belirten Möhrs, “Ancak, bir şeyler hakkında konuşabilir ve onlara isim verebilirsek, birbirimizle iletişim kurabiliriz. Özellikle kriz zamanlarında bu önemlidir” dedi.

Kelimeler aynı zamanda pandemi sırasında belirli anları da yakalıyor. Örneğin balkonsänger (balkon şarkıcısı), karantina sırasında popüler olan, insanlara balkonlarından şarkı söyleyen kişiler için kullanılıyor. Yiyecek stoklama dürtüsüne atıfta bulunan hamsterit de krizin başlangıcında yaygın olarak kullanıldı. Todesküsschen (ölüm öpücüğü) ise yanaktan dostça bir öpücük için kullanılan korkutucu bir kelime.

Balkonsänger. Fotoğraf: Shutterstock

Kuralları çiğneyenler için kelimeler

Aylar geçtikçe proje, insanların kuralları çiğneyenler konusundaki hayal kırıklığı için covidiot gibi yeni kelimeler buldu. Daha spesifik olarak maskentrottel kelimesi maskesini burnun altında takan kişiler için kullanıldı.

Öte yandan iletişime ve topluluk ruhuna atıfta bulunan kelimeler de var. Mesela einkaufshelfer başkalarına alışverişte yardım eden kişileri tarif etti.

‘Kelimeler duyguları da aktarıyor’

Projenin seçtiğimiz kelimelerin ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini söyleyen Möhrs, “Dilin güçlü bir gücü var” ifadelerini kullandı ve ekledi:

Hangi kelimeleri seçtiğimiz konusunda çok dikkatli olmanın ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar görüyoruz. Kelimeler yalnızca içeriği iletmekle kalmaz aynı zamanda duyguları da aktarabilir. Konuşmacılar bunun farkında olmalı.”

 

 

 

AKP’li Çilez’den ‘X,Y,Z kuşağı’ tepkisi: Aile hiyerarşisini, toplum düzenini bozar

 
“Sen X’sin, sen Y’sin, sen Z’sin diye anne – baba ile evladın arasına duvarlar örersek hiyerarşik düzeni bozar, ben merkezli düşüncenin önünü açarız” ifadesini kullanan Çilez, “Aile düzeni sarsılır, toplumun düzeni bozulur” dedi.
 
Çilez, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında bilim insanlarının son zamanlarda “X, Y, Z kuşağı” tanımlarının bulunduğunu belirterek şunları söyledi:
 
“Aile içindeki bireyleri yaşlarına göre X, Y, Z kuşağı olarak tanımlarken aslında bir hatanın da esiri oluyoruz. Aile bireylerini anneyi babaya, evlatlarını da ebeveynine karşı bilinmez kılıyoruz. Ortaya bir problem, sorun ile çıkıp bunu çözelim diyoruz. Çözümü de çatışma ile sonlandırıp birbirimizi anlamamakla itham ediyoruz.
 
Böylece içinden çıkılmaz bir hal ortaya çıkıyor. Ailenin hiyerarşik yapısı önce saygılı olmayı gerektirir. Saygı sonrası fedakarlık ailenin vazgeçilmez unsurudur. Sorumluluk duygusu ailenin işleyişini sağlar.”

‘Aile ve toplumun düzeni bozulur’

Sen X’sin, sen Y’sin, sen Z’sin diye anne baba ile evladın arasına duvarlar örersek hiyerarşik düzeni bozar, ben merkezli düşüncenin önünü açarız” ifadelerini kullanan Çilez şöyle devam etti: 

“Böylece saygıyı yok eder, fedakarlığı bilmez ve sorumluluktan uzak, sorumsuz bireyler oluruz. Sevgiyi ise başka yerlerde ararken savrulur gideriz. Aile düzeni sarsılır, toplumun düzeni bozulur. Formül, ailenin birliğindeki temel unsurlarda yatıyor. Saygı, fedakarlık, sorumluluk ve sevgiden oluşan bu unsurlara bağlı olmamız hayati önem taşımaktadır.”

 

Kız Başına’dan yarışma çağrısı: Doğa kadın kurtarıcılarını arıyor

Kız Başına isimli oluşum, iklim kriziyle ilgili alınan kararlarda kadınların varlığının önemini vurgulama ve küresel iklim değişikliği konusuna dikkat çekmek amacıyla bir yarışma düzenliyor.

Yarışmada katılımcılardan “küresel iklim değişikliği, su tasarrufu ve çevre sorunları” hakkında reklam panosu tasarımı, sosyal medya postu ya da kısa animasyon tasarlamaları bekleniyor.

Yapılacak içeriğin amaca uygun, teşvik yönü güçlü, özgün ve anlaşılır olması da isteniyor.

Yarışmaya kimler başvurabiliyor?

Yarışmaya en fazla dört kişiden oluşan 18-35 yaş arası ekipler ya da kişiler başvurabiliyor. Bunun yanında, bireysel olarak yapılan başvurular da kabul ediliyor.

Başvuruların ekip olarak yapılması halinde de eşitlik ve kapsayıcılık gereğince ekiplerin yüzde 50’sinin ve ekip liderlerinin kadın olması isteniyor.

Jüri üyeleri tarafından belirlenen sekiz ekibin, yarışma kapsamında çevrimiçi yapılan atölyelere katılma zorunluluğu var.

Seçilen ekiplerin atölyelere katılım sağlamaması veya katılım sağlamayacaklarını söylemeleri durumunda yedek ekip veya kişiler devreye giriyor. Katılım sağlamayan ekip ya da kişiler de yarışmadan diskalifiye ediliyor.

Yarışmanın aşamaları

İlk aşamada, ortaya koyacakları ürüne en yakın prototiple başvuran yarışmacılar arasından sekiz kişi veya ekip seçilecek. Daha sonra, seçilen yarışmacılardan belli bir bütçe desteği ve sağlanacak diğer desteklerle ürünlerini son hallerine getirmeleri beklenecek.

Üretilen sekiz içerik, Kız Başına’nın sosyal medya hesaplarından paylaşılacak ve bir hafta boyunca en çok etkileşim alan ilk üç içerik ödülü kazanacak.

Birincilik ödülünü kazanan kampanya, Ankara Büyükşehir Belediyesi desteğiyle, Ankara‘nın işlek bölgelerindeki reklam panolarında ve belediyenin sosyal medya hesaplarında yayınlanacak.

Ayrıca, birinciye 3 bin TL, ikinciye bin 500 TL ve üçüncüye 500 TL para ödülü verilecek.

Başvurular 3 Mart tarihine kadar yapılabiliyor.

Yarışma başvuru formuna buradan, yarışmayla ilgili detaylara da buradan ulaşabilirsiniz.

HDP’li vekiller dahil 33 dokunulmazlık fezlekesi Meclis’te

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Meclis’te gazetecilerin sorularını yanıtladı. Şentop, hazırlanan 33 farklı fezlekenin dün akşam itibarıyla TBMM’ye  ulaştığını belirtti.

Şentop bir soru üzerine, milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili fezleke hazırlananlar içinde HDP milletvekillerinin de bulunduğunu söyledi.

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında bir fezlekenin gelip gelmediği sorusuna Şentop, bu konuda henüz bir kararın Meclis’e ulaşmadığı yanıtını verdi.

Erdoğan: Genel Kurul’da eller hemen iner kalkar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, Meclis’e ulaşan fezlekelerle ilgili olarak “Süreç neyse o süreç aynen işleyecektir. Bu konularla alakalı Meclis komisyonlarında müzakereler yapılıp Genel Kurul‘a gidecektir. Genel Kurul’da da hemen eller iner kalkar” dedi.