Zonguldak‘ın Gökçebey ilçesinde seramik fabrikasına ait hayvanat bahçesinde esaret altında tutulan geyiği kaçırıp yediği belirlenen iki kişi tutuklandı.
Geyiğin otlaması için çıkarıldığı fabrikanın arka bölümündeki boş arazide kaybolmasının ardından bakıcılar geyiği bulamayınca jandarmaya haber verdi.
DHA’nın aktardığına göre geyiğin izini süren jandarma ekipleri, görgü tanıklarının ifadelerini başvurdu, çevredeki güvenlik kameralarının kayıtlarını izledi.
Fotoğraflar: DHA
İki kişi tutuklandı
Ekipler, geyiğin C.A. ve M.B. tarafından kaçırıldığını tespit etti. Jandarma ekipleri, önceki gün şüphelilerin adreslerine baskın düzenledi. C.A. ve M.B. gözaltına alındı.
Şüpheliler, jandarmadaki ifadelerinde geyiği kaçırdıktan sonra silahla vurarak öldürdükten sonra kesip yediklerini söyledi. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen iki şüpheli, çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Mersin’de yaşayan insanlar için Atatürk Parkı demek denizle buluşmak, temiz hava almak, sosyalleşmek, yazın serin bir gölge bulup serinlemek, kışın kış güneşine karşı oturup ısınmak, ailece ya da arkadaşlarla gezmek, sosyalleşmek demek. Ve bir de tabii balık tutmak…
Şehirde yaşayan herkesin Atatürk Parkı ile bir anısı mutlaka vardır. Şehir dışından gelenlerin de mutlaka gezdirildiği bir alandır. Bu park şimdilerde limanın genişleme sahası projesiyle gündemde.
Dolgu alanı yapılması planlanıyor
Mersin Limanı işletmecisi şirket, 4 milyon ton taş getirerek yeni bir dolgu alanı yapmayı ve yeni bir konteyner sahası kazanmayı planlıyor. Ancak bunu yaparken Atatürk Parkı’nı da heba edecek.
2007 yılında özelleştirilen Mersin Limanı’nın işletmecisi olan MİP, liman konteynır sahasını kent merkezine, Atatürk Parkı önüne doğru genişletmek için proje hazırladı. Projesine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan onay aldı.
Mersinliler tepkili
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, limanın genişlemesinin Atatürk Parkı başta olmak üzere kent merkezine olumsuz yansıyacağı iddiasıyla konuyu idari yargıya taşıdı. Mersin’deki birçok meslek örgütü, dernek, çevre platformları da “Atatürk Parkı’na dokunma” kampanyası başlattı.
Kentin tepkisine rağmen Mersin Liman İşletmecisi projenin temelini 19 Mart Cuma günü atacak. Törene Ulaştırma Bakanı da katılacak. Temelin atıldığı saatlerde Mersinliler bir kez daha “Parkıma dokunma” diye haykıracak.
2009 yılında başladı
Mersin Büyükşehir Belediyesi ile MİP’i, TCDD’yi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı mahkemede karşı karşıya getiren, Mersinlerin endişelenmesine, günledir eylemler yapmalarına neden olan projenin temelleri 2009 yılına dayanıyor.
MİP 2009 yılında tarihinde toplam 123 bin 677 metrekarelik alana sahip ilave dolgu alanlarının yapılması için ÇED Olumlu kararı aldı. Bu kapsamda 2009 yılında ÇED olumlu kararı alınan 123 bin 677 metrekare ilave dolgu alanı içerisinden sadece 1. Genişleme alanı kapsamında yer alan 27 bin 912 metrekarelik alan inşası tamamlanarak işletmeye açıldı.
ÇED raporu alınan alanın diğer kısmında ise “rantabl olmadığı, dolgu maliyetinin uygulanabilir limitler dışında olduğu” gerekçesiyle çalışma yapılmadı.
Mersin’de Atatürk Parkı için eylemler geçtiğimiz hafta başladı. Bir grup yurttaş son olarak parkta çay simit etkinliği düzenledi. CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen yurttaşlara simit ikram ederek parkın Mersinlilerin gündelik hayatındaki önemine dikkat çekti.
Doğuya genişlemek pahalı geldi
2018 yılına gelindiğinde MİP, doğuya doğru değil, batıya doğru, yani şehir merkezine doğru genişleme çalışması yapmak için girişimlere başladı ve yeni bir ÇED raporu hazırlandı. Raporda şu ifadelere yer verildi:
ÇED Olumlu kararına göre inşası tamamlanmış olan 27 bin 912 metrekarelik alanın güneyine ve batısına toplam 176 bin 335 metrekare (164 bin 490 metrekare konteyner limanı dolgusu ve 11 bin 845 metrekare kurvaziyer liman dolgusu olmak üzere toplam 176 bin 335 metrekarelik) ilave dolgu alanı yapılacaktır. Proje kapsamında yeni yapılacak dolgu nedeniyle, liman kurvaziyer özelliğini yitirecektir. Bu nedenle, bu alanın yerine alanın güneyinde yeni yapılacak dolgu üzerinde 11 bin 845 metrekarelik alana sahip yeni bir kurvaziyer liman oluşturulacaktır.”
MİP tarafından hazırlanan ÇED raporunda, yeni dolgu alanının yani genişleme alanının konteyner depolaması için kullanılacağı da bildirildi.
Belediye’nin olumsuz görüşü görmezden gelindi
MİP tarafından hazırlanan ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından nihai kabul edilen ÇED raporunda, çeşitli kamu kurumlarının görüşleri yer alıyor. Karayolları, DSİ, Kıyı Emniyeti, Ulaştırma Bakanlığı gibi kurumlar proje ile ilgili görüşlerini, çekince ve uyarılarını bildirmiş ve dikkat çektikleri şartların yerine getirilmesi kaydıyla projeyi uygun bulduklarını bildirmiş.
Nihai ÇED raporunda, kurum görüşleri bölümünde Mersin Büyükşehir Belediyesinden gelen bir evrak da yer alıyor. 14 Ağustos 2018 tarihli yazıda, proje ile kurum görüşünün belirlenmesi için konunun belediye meclisine sevk edildiği, kurumun görüşünü meclis kararının ardından bildireceği kaydediliyor.
Şehir merkezinde denizle buluşma olanağı veren tek alan olan park her geçen gün büyüyen limanın gölgesinde kalmaya şimdiden başladı. Genişleme tamamlandığında parka gelenler konteyner bloklarıyla karşılaşacak.
Nitekim 13 Ağustos 2018 tarihli Büyükşehir Belediye Meclisinde proje ilgili görüş belirlenmesi için konu İmar ve Bayındırlık Komisyonu, Çevre ve Sağlık Komisyonu ile Ekonomik Kalkınma ve Turizm Komisyonu‘na havale ediliyor.
Komisyonların çalışmalarını tamamlamasının ardından Büyükşehir Belediye Meclisi 10 Eylül 2018 tarihinde “Sahilde bulunan açık park alanlarının önünün kapandığı ve idarece çalışmaları devam eden Kruvaziyer Liman çalışmalarını olumsuz etkilediği anlaşıldığından plan tekliflerine ilişkin kurum görüşünün uygun olmadığına” dair kararı oy çokluğuyla alıyor.
2018 yılının eylül ayında Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’nde alınan bu karar, 2020 yılının eylül ayında nihai kabul edilen ÇED raporunda yer bulamıyor. Yani ÇED süreci, şehrin en önemli kurumunun görüş ve onayı alınmadan tamamlanmış oluyor.
İmar planı değişikliği yargıya taşındı
MİP’in liman genişlemesi için hazırladığı ÇED raporunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca kabulünün ardından yine bakanlık eliyle “Mersin TCDD Limanı, Kruvaziyer ve Konteyner Limanı 1/5000 Ölçekli Revizyon Nazım İmar Planı ve 1/1000 Ölçekli Uygulama İmar Planı Revizyonu” yapıldı.
20 Mart 2020’de askıya çıkarılan bu imar planı değişliğine karşı Mersin Büyükşehir Belediyesi “İmar planı işleminin yürütmesinin durdurularak iptali” istemiyle 22 Haziran 2020 tarihinde Mersin 2’nci İdare Mahkemesi’nde dava açtı.
1 Şubat’ta bilirkişi heyeti keşif yaptı
Davaya, TCDD, Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği de müdahil oldu. Mahkeme, bilirkişi daveti çıkardı ve bilirkişi heyeti 1 Şubat 2021’de alanda keşif yaptı.
Mersin kamuoyu gelişmelerden bu noktada haberdar oldu. Meslek odaları projenin hem denizel canlılara zarar vereceğine hem sosyal hayatın etkileneceğine vurgu yaparak projeye açıktan karşı çıktı.
Sosyal hayatın ve kentin olumsuz etkileneceği endişesinin başrolünde ise her Mersinli için özel bir yeri olan Atatürk Parkı var.
Parkın yok edilmesinin ilk adımı
Liman işletmecisi Atatürk Parkı etkilenmeyecek dese de projeyi inceleyen teknik uzmanlar da, hukukçular da liman genişlemesinin Atatürk Parkı’nın yok edilmesinin ilk adımı olacağı görüşünde. Meslek odaları, çevre dernekleri ve sivil inisiyatifler, Atatürk Parkı’nın, Mersinlilerin denizle buluştuğu tek alan olduğunu, şehir merkezindeki tek yeşil alan olduğunu vurguluyor ve “Parkıma dokunma” diyor.
Bu amaçla bir yandan eylemler yapılırken bir yandan mahkeme sürecine dahil olmak için Mersin Barosu başta olmak üzere birçok kurum dilekçe vermişti ki MİP ve Ulaştırma Bakanlığı’ndan projenin temelinin atılacağı haberi geldi.
Hukukçular ne diyor?
Mersin Barosu Başkanı Avukat Bilgin Yeşilboğaz’a göre, liman işletmecisinin mahkeme süreci devam ederken temel atması başlı başına hukuksuz bir eylem. Yeşilboğaz şunları söyledi:
Hukuki olarak, insanların vicdanında kanayan bir yara olarak kalacaktır. Yargı süreci devam ederken, dava sonucunu beklemeden, daha bilirkişi raporu bile çıkmamış, siz temel atma töreni yapıyorsunuz. Burada dolguya başlayacaksınız, deniz dibini tarayacaksınız, oradaki deniz canlılarını yok edeceksiniz. Peki yargı yarın buna iptal kararı verdiği zaman, dur dediği zaman ne yapacaksınız? Geriye dönüşünüz nasıl olacak? O canlıların yaşam alanını yok ettikten sonra, dolguyu doldurduktan sonra geri mi çıkaracaksınız? Bizim tavsiyemiz Mersin halkını karşılarına olarak bunu yapmasınlar. Mersin’e zarar verecek, tek taraflı kazanç sağlayacak bu projeye karşı çıkıyoruz. Emrivakiyle, oldubittiyle Mersin’e bu kötülüğü yapmazlar.”
Yurttaşlar ne diyor?
Aktivist Dr. Ful Uğurhan liman girişimini şöyle değerlendirdi: “Öncelikle Mersinliler olarak ne bu çektiğimiz diyoruz. Her yerden büyük bir tehdit altında olan bir kentte yaşıyoruz. Atatürk Parkı dünyada eşi olmayan bir yer. İnsanlar balık tutuyorlar, açık hava heykel müzesi. İnsanlar burada ağaçların altında öğle tatillerini geçiyorlar, dinleniyorlar. Atatürk Park Mersin’in kimliği. Bir şehrin kimliği yok olursa şehir yok olur. Bu Mersin’e yapılmış en büyük zulümdür.”
Uğurhan gazetemize yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bunlar bizim yaşam alanlarımıza nereye kadar gelecekler? Bunun bir sınırı var mı? Kar hırsı, para kazanma hırsı hiç bitmiyor. Öbür yanda da insanların kendilerini iyi hissedecekleri alanlara ihtiyacı var. Bu sağlık açısından da gerekli. Sağlığı ne yazık ki hep en sona bırakıyoruz. Burada asbestli malzeme söz konusu, taşocaklarından taş getirecekler oradaki köylerin mağduriyeti söz konusu, şehrin içine girecek kamyonların gürültüsü, kirliliği olacak. Bize yaşam alanı bırakmıyorlar. Umarım bir kez de bizi dinlerler.”
Dr. Ful Uğurhan
‘Kentin nefes aldığı bit yeşil alan’
Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı Avukat Şerife Arıcı Yıldız ise “Atatürk Parkı bu kent için çok değerli bir kent mirası. Hem tarihi, hem kültürel, hem sosyal bir değer. Kentin nefes aldığı bir yeşil alan, insanların sosyalleştiği bir sosyal alan” değerlendirmesinde bulundu.
Böyle bir alanın şimdi limana dönüştürülmek istendiğini belirten Yıldız, “Bu proje Mersin halkına danışılmadan, yangından mal kaçırır gibi bir ÇED raporuyla projeye başlanıyor. Bu bir anlamda kentten park kaçırmak. Bir kentli olarak buna itirazımız” dedi.
Avukat Şerife Arıcı Yıldız
‘Mersin’e ne katkısı var?’
KHK’lı Kamu Yönetimi öğretim üyesi Doç. Dr. Ulaş Bayraktar ise “Mersin’in makus kaderinin bir başka tezahürü bu aslında. Dış ticaret arttıkça Mersin kan kazanıyor, kaybettikçe kan kaybediyor. Yani bu proje Türkiye’nin dış ticaretiyle ilgili ama külfetini biz çekiyoruz” ifadelerini kullandı.
Projenin Mersin’e ne katkısı olduğunu soran Bayraktar, “Ufak bir istihdam katkısı var ama onun dışındaki her türlü külfetini biz çekiyoruz. Mersin’in menfaatleri konusunda bir araya gelmek ve bunun mücadelesini vermek gerekiyor” diye konuştu.
‘Atatürk Parkı halkındır’
Mersin Çevre Platformu‘ndan Sabahat Aslan ise “Mersin’in simgesi olan Atatürk Parkı kentin akciğerleridir. Halkın sosyal olarak nefes aldığı bir alandır. Mersin’de tarihten gelen ve bir değer olan Atatürk Parkı sürekli halkın kullanımında olmuştur. Liman genişleme çalışmaları, Atatürk Parkının halk tarafından kullanımını engelleyecektir” dedi.
Aslan şunlara dikkat çekti: “Atatürk Parkında Liman genişleme Projesi alanında mevcut liman kapasitesinin yüzde 50 oranında artış sağlayacak olması, ayrıca proje için denizde dip taraması ve dolgu alanının yapılacak olması deniz kirliğinin oluşmasına, ekosistemin bozulmasına, şehir merkezinde trafik yükünün artmasına, hava kirliliğinin oluşmasına, kıyıların herkesin eşit ve serbest olarak kullanım hakkını ihlal edilmesine ve kamu yararı ilkesine aykırı olacağı ortadadır. Atatürk Parkı halkındır. Hukuksuz bir şekilde rant uğruna heba edilmesine izin vermeyeceğiz.”
Hollanda’da yapılan parlamento seçimlerinde Başbakan Mark Rutte’nin partisi seçim yarışını beklendiği gibi birinci sırada tamamladı.
Sandık başı anketlerine göre Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi (VDD) 150 sandalyeli meclise 36 milletvekili gönderecek. Koalisyon hükümetinin sol liberal ortağı D66 önemli bir seçim başarısına imza atarak 19 olan milletvekili sayısını 27’ye çıkardı.
D66’nın başarısında uzun yıllar Birleşmiş Milletler’de de görev yapan Hollanda Dış Ticaret Bakanı Sigrid Kaag’ın önemli rol oynadığı belirtiliyor. 6 dil bilen Kaag Hollanda siyasetinin yükselen yıldızları arasında.
Seçim yarışında üçüncü parti ise İslam karşıtı Geert Wilders‘in Özgürlük Partisi oldu. Sağ popülist parti 3 sandalye kaybederek 17 milletvekilinde kaldı.
Kaag, zaferini masanın üzerinde dans ederek kutladı.
17 parti Meclis’te
Rekor bir sayıyla 37 partinin seçim yarışına girdiği ülkede 17 parti meclise girmeyi başardı. Bu sayının Hollanda seçim tarihinde bir rekor olduğu belirtiliyor. Meclis aritmetiğinin çok çeşitli partilere bölünmüş olması nedeniyle ülkede koalisyon pazarlıklarının aylar sürmesi bekleniyor.
Hollanda Yeşiller Partisi GroenLinks de iki bölgede yerel seçimleri kazandı.
Üç gün süren seçime katılım oranı ise yüzde 83 olarak tespit edildi. Dört yıl önce yapılan genel seçimlerde katılım oranı yüzde 84 olmuştu.
‘Daha ilerlemeci, dürüst ve yeşil bir siyaset’
54 yaşındaki Mark Rutte Hollanda’da 2010 yılından beri başbakanlık görevinde bulunuyor. Rutte çocuklar için yapılan hükümet yardımlarında ortaya çıkan skandal üzerine ocak ayında istifasını açıklamıştı. Seçim, aynı zamanda hükümetin korona kriziyle mücadelede izlediği politikaların halk tarafından kabul görüp görmediğini de ortaya koydu.
Başbakan Mark Rutte seçim gecesi yaptığı açıklamada siyasetin “daha ilerlemeci, daha dürüst ve daha yeşil” olması gerektiğini söyledi.
Sistem nasıl çalışıyor?
Parlamentoda 150 milletvekili bulunan ülkede bir hükümetin çoğunluğu oluşturması için 76 sandalyeye ihtiyacı var. Bunu hiçbir zaman tek bir parti yönetemiyor ve Hollanda bir asırdan fazla süredir koalisyonlar tarafından yönetiliyor.
Tüm ülkenin tek bir seçim bölgesi olduğu ülke, tam bir orantılı temsil sistemine sahip. Ulusal oyların% 0,67’sini kazanan herhangi bir partiye sandalye garantisi veriliyor.
Merkez Bankası (TCMB), yüzde 17 düzeyindeki politika faizini, 200 baz puan artışla yüzde 19 düzeyine yükseltti.
TCMB Para Politikası Kurulu toplantısından sonra yapılan açıklamada, “Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 17’den yüzde 19’a yükseltilmesine karar vermiştir” denildi.
‘Sıkı para politikası devam ettirilecek’
Enflasyonda, 2021 yılsonu tahmin hedefi dikkate alınarak, kalıcı düşüşe ve fiyat istikrarına işaret eden güçlü göstergeler oluşana kadar, sıkı para politikası duruşunun kararlılıkla uzun bir müddet sürdürüleceğinin de altı çizilen açıklamada şu ifadeler kullanıdı:
Enflasyonda kalıcı düşüşe ve fiyat istikrarına işaret eden güçlü göstergeler kapsamında enflasyonun ana eğilimi ve fiyatlama davranışlarına ilişkin göstergeler, yayılım endeksleri, talep ve maliyet unsurları ve enflasyon beklentilerinin tahmin ufku içerisinde hedeflerle uyumu yakından izlenmeye devam edilecektir. Gerekmesi durumunda ilave parasal sıkılaşma yapılacaktır.”
18 Mart 2021 Tarihli PPK Kararı: 1 hafta vadeli repo ihale faiz oranı 200 baz puan artırıldı. pic.twitter.com/YSbAAtKXti
Bloomberg HT Araştırma Birimi’nin faiz anketine katılan kurumların medyan beklentisi politika faizinin 100 baz puan artacağı yönünde olmuştu. Yabancı kurumlar da TCMB’den 100 baz puan faiz artışı bekliyordu.
Karar öncesinde 7,46-7,47 düzeyinde seyreden dolar/TL, ilk tepki olarak 7,35 seviyelerine kadar geriledi, ardından 7,32 seviyesini gördü.
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin kentteki falezleri ışıklandırma projesi bölgedeki doğal yaşama zarar vereceği gerekçesiyle gösteriler tepkilerin ardından ‘beklemeye alındı.’
Belediye yönetimi, Karaalioğlu Parkı kıyısından Kaleiçi‘ndeki surları ve Tophane Çay Bahçesi alt kısımlarını da içine alarak Kadınyarı‘na kadar birinci etap, Yavuz Özcan Parkı ikinci etap ve Atatürk Parkı üçüncü etap olarak toplamda 3.4 kilometrelik falezleri ışıklandıracağını duyurmuştu. Uygulamanın nesli tehlike altındaki Akdeniz fokları, binlerce yarasa ve diğer kuş türleriyle, bölgeye özgü endemik bitki türlerine zarar vereceğini kaydeden çevre örgütleri ve bilim insanları ise projeye büyük tepki göstermişti.
‘Her başkan adayının projesi’
Tepkiler üzerine DHA’ya bir açıklama yapan Büyükşehir Belediyesi Sözcüsü ve Başdanışmanı Dr. Cem Oğuz, falezleri ışıklandırma projesinin Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek tarafından beklemeye alındığını açıkladı.
Falezleri aydınlatmanın 20-25 yıldır Antalya kamuoyunda çok ses getiren ve her belediye başkan adayının projesi olduğunu belirten Oğuz şunları söyledi:
“Bu dönem başkanımız da turizme yeni bir trend katmak adına falez aydınlatma projesini ortaya koydu. 12 kilometrelik bir hat olan Antalya falezlerinde Başkanımızın düşündüğü proje sadece 1 kilometrelik kısmıydı. Bu kısım deniz trafiğinin çok yoğun, doğal yaşamın çok az olduğu bölge. Karaalioğlu Parkı’ndan başlayıp Yat Limanı ve Yavuz Özcan Parkı bitimine kadarki hat üzerinde yapılacaktı. 1 kilometrelik hatta yapılacak aydınlatma, daha sonra uygun görülürse Varyant’a kadar Atatürk Parkı lokasyonunda tamamlanacaktı.”
Koruma Kurulu’ndan izin alınmış
Bu 1 kilometrelik alanda turizme canlılık kazandırılması, kent merkezinin cazibe merkezine dönüştürülmesi ve otellerdeki turistlerin kent merkezine getirilmesi için önemli projelerden biri olduğunu anlatan Oğuz, koruma kurullarından gerekli izinlerin de alındığını kaydetti:
“Her nokta yerinde tespit edildi ve doğal yaşam da dikkate alındı. Bu alanda sadece Kadınyarı’nda bir Akdeniz foku mağaraya girip çıkıyor ama insancıl olmuş, insanlarla bütünleşik burada. Zaten çok aydınlık bir yer, daha önce aydınlatılmıştı. Onun dışında Akdeniz foklarının yaşam alanı genelde Konserve Koyu’nun olduğu bölge. İki yarasa mağarası ve aydınlatma kesinlikle yapılmadı.”
‘Tanıtım cümbüşlü olunca tepki çekti’
Işıklandırmanın sadece 15 Nisan- 15 Ekim tarihlerindeki altı aylık yaz sezonunda ve 21.00-23.00 saatleri arasında açık olacağını anlatan Oğuz, “Görsel bir şovdu aslında, hem Antalyalılar hem de turistlerin ilgisini çekecek, doğal yapıya kesinlikle zarar vermeyecek ultraviyole ve kızılötesi, özel tasarruflu LED armatürler kullanıldı. Bir önemli nokta da tanıtımda rengarenk, cümbüş oldu halk buna tepki gösterdi ama sadece beyaz ve günışığı renkleri olacaktı. Özel günlerde ise renklendirme olabilecekti” diye konuştu.
Falezlerde daha önce Düden Çayı‘nın olduğu bölgede aydınlatma yapılan projeyi de hatırlatan Cem Oğuz, kamuoyunun hassasisiyeti üzerine Başkan Böcek’in projeyi beklemeye aldığını, bundan sonraki sürecin bekleneceğini kaydetti.
Akdeniz Koruma Derneği: Beklemeye almak yetmez, iptal edilmeli
Bilim insanları ve çevre örgütlerinin tepkisini çeken projeyle ilgili bir açıklama yayımlayan Akdeniz Koruma Derneği (AKD) de projenin iptal edilmesi gerektiğini kaydetti. Dünya üzerinde 600-700, Türkiye’de kıyılarında ise 100 kadar Akdeniz fokunun yaşadığına dikkat çekilen açıklamada, yine fokların Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) yayınladığı Kırmızı Liste’ye göre nesli tehlike altında (EN) olduğuna vurgu yapıldı. Akdeniz foku için yürütülen koruma çalışmalarının sadece Türkiye için değil dünya popülasyonu için de önem taşıdığı belirtilen açıklamada şunlar ifade edildi:
“Yaşam alanları kısıtlı olan ve çeşitli tehditlerle baskı altında bulunan Akdeniz foku için; Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından tamamlanması planlanan ’Yavuz Özcan ve Karaalioğlu Parkları Hizası Falez Görsel Aydınlatma Projesi’ bir tehdit niteliğindedir. Akdeniz foku, yaşamı kıyıya bağlı olan türlerdendir. Bununla birlikte, Dünya mirası niteliğinde olan ve Kesin Korunacak Hassas Alan koruma kategorisinde bulunan falezler, aynı zamanda barındırdığı kıyı mağaralarıyla birlikte, Akdeniz foku tarafından da kullanılmaktadır.
Türün kıyıya bağlı yaşamından dolayı, falezler ve çevresinde aydınlatma projesi ile artacak ışık yoğunluğu ve beraberinde getireceği tekne ve insan yoğunluğu göz önünde bulundurularak her canlının yaşam hakkının bulunduğu ilkesi ve gerçeğiyle, söz konusu aydınlatma projesinin yeniden değerlendirilmesi önemlidir. Falezlerin, nesli kritik tehlike altında bulunan Akdeniz fokunun yanı sıra, yok olma tehlikesi altındaki bitki türleri, dört yarasa türü, gececil balık türleri ve kuş türleri için de üreme, beslenme ve dinlenme alanı olduğu bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır.
Antalya, ülkemiz için önemli bir turizm kenti olmakla birlikte, denizel ve karasal biyoçeşitliliği vazgeçilmez ve evrensel niteliktedir. Turizm ve tanıtım faaliyetleri için çeşitli çözümler üretmek mümkün olmakla birlikte, yaşam alanı zarar gördüğü için bulunduğu alanı terk eden nesli tehlike altında türlerin ve habitatların geri dönüşünü sağlamak zor ve maliyetlidir”
Açıklamanın sonunda projenin iptal edilmesi gerektiği vurgulanarak, “Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin kıyılarda yürüttüğü ve yürütmeyi planladığı çalışmalar için izleme ve koruma çalışmalarımızın sonuçları ile katkı sunmaktan onur duyacağız. ’Yavuz Özcan ve Karaalioğlu Parkları Hizası Falez Görsel Aydınlatma Projesi’ni Antalya ve Akdeniz fokları için neden olacağı geri dönüşü olmayan kayıplar göz önünde bulundurularak iptalini öneriyoruz” denildi.
Bilim insanları, ineklerin yemlerine bir parça deniz yosunu konulması durumunda, bu hayvanların çıkarttıkları metan gazı emisyonunun yüzde 70 oranında düştüğünü tespit etti.
Çalışmayı yürüten California Üniversitesi uzmanlarından Ermias Kebreab Times gazetesine yaptığı açıklamada “Büyükbaş hayvan üretimi sera gazı salımında büyük bir rol oynuyor, dolayısıyla bu bir dönüm noktası olabilir” dedi.
Tarım ve hayvancılığın karbon emisyonlarına etkisi konusundaki rakamlar tartışmalı ancak genel olarak yüzde 10’una neden olduğu düşünülüyor. Bunun büyük kısmını da büyük miktarlarda gaz üreten büyükbaş hayvanlar oluşturuyor.
Fotoğraf: Shutterstock
İlk kez Kanadalı bir çiftçi denedi
BBC Türkçe’nin aktardığı habere göre 10 yıl önce sahilde yaşayan Kanadalı bir çiftçi, süt ineklerini deniz yosunuyla beslemeye başladı. Böylece daha çok süt ürettiklerine inanıyordu ve deniz yosununu hayvan yemi olarak pazarlamaya başladı.
Çiftçinin iddiasını araştıran uzmanlar, üretilen metan gazını beşte bir oranında azalttığını saptadılar. Daha sonra daha iyi yosun seçenekleri aramaya başlayan bilim insanları, kızıl deniz yosununun, sindirim sürecinde mikroplar tarafından metan üretmek için kullanılan bir enzime müdahale ederek, bu gazın üretimini neredeyse tamamen azalttığını fark ettiler.
Enzimin harekete geçmesinin önlenmesi, metan gazı üretimini de engelledi ve bunun yerine hidrojen üretimi önemli oranda arttı.
‘Büyümede ve ette fark yok’
Araştırmacılar laboratuar testlerinin ardından, 14 tosuna kızıl deniz yosunlu yem verdi ve normal beslenen 7 diğer tosunla kıyasladı.
Uzmanlar, yemlerine yüzde 0,5 oranında yosun karıştırılan tosunların yüzde 68 daha az metan ürettiğini tespit etti. Hayvanların büyümelerinde ve etlerinin tadında da herhangi bir farklılık oluşmadı.
Fotoğraf: Shutterstock
‘İklim değişikliğiyle mücadelede yararlı’
Kebreab, bazı şirketlerin bu yemi ticari düzeyde satmak için çalışmalar yaptığını belirtti.Araştırmalar, bu yöntemin kullanılmasının tüketicileri etkilemeyeceğini ve iklim değişikliğiyle mücadelede yararlı olacağını gösteriyor.
Kebreab hayvanların da etkilenmediğini söyledi ve “Davranışlarında herhangi bir değişiklik olmadı. Onlara kalırsa normalde yedikleri gibi yiyorlar ve yaşıyorlar” dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Ankara Spor Salonu’nda düzenlenen seçimli 13. Olağan Büyük Kurultayı’nda konuştu.
Bahçeli, burada yaptığı konuşmada Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) hedef göstermeyi sürdürdü:
“HDP siyasi kisveye bürünmüş suç örgütüdür. Herhangi bir isimle açılmamak üzere kapatılması tarihe, gelecek nesillere namus görevidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HDP’nin kapatılması istemiyle hazırladığı iddianameyi Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) göndermesi hak, hukuk ve adaletin sesidir”
Parlamenter sisteme geri dönüş olmayacağını söyleyen Bahçeli, “Güçlendirilmiş parlamenter sistem teklifleri eskiye kıvrılıştır, geleceğe dair söyleyecek bir şeyi olmayanların acıklı kıvranmasıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi siyasi, hukuki, ekonomik reformlarla kökleştirilmeli, güçlendirilmelidir” diye konuştu.
Seçimli kurultayda tek aday olan Devlet Bahçeli, 1277 oyla yeniden genel başkan seçildi.
Kılıçdaroğlu: Parti kapatma dönemini sonlandırmalıyız
Partisinin Tekirdağ İl Başkanlığı açılışına katılan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise Yargıtay Başsavcılığının HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasını eleştirdi:
“Anayasa ‘siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır’, diyor. Siyasi, ekonomik, toplumsal görüşleri, her siyasi parti kendisine göre yorumlar ve kamuoyuyla paylaşır. Halkın desteğini alan siyasi parti yaşar, halkın desteğini almayan siyasi partiler tarihin çöp sepetine atılırlar. Dolayısıyla eğer demokrasiyi savunuyorsak, siyasi partilerin kapatılması, siyasi partilerin sonlandırılması gibi bir süreci bırakmak zorundayız.
Kapatma davası üzerine dün de DEVA Partisi lideri Ali Babacan, “Siyasi meşruiyet toplum desteği ile sağlanır. 6 milyon oy alan bir partiyi yargı yoluyla engellemeye çalışmak oy veren milletimize saygısızlıktır” ifadelerini paylaşmıştı.
Siyasi meşruiyet toplum desteği ile sağlanır. 6 milyon oy alan bir partiyi yargı yoluyla engellemeye çalışmak oy veren milletimize saygısızlıktır.
Demokrasimiz, farklı fikirlerin konuşulduğu bir ortamda gelişebilir.
Siyasetin yolunu kapatmak ülkeyi çözümsüzlüğe hapsetmektir.
Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, ABD Başkanı Joe Biden’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında kullandığı ‘katil’ ifadesiyle ilgili ABD’den açıklama istedi. Peskov, böylesi bir durumun ikili ilişkilerin tarihinde görülmediğini ve konuyla ilgili açık bir tepki gösterileceğini söyledi.
Kremlin’den yapılan açıklamada, “Biden’ın Putin’e ilişkin yorumu çok kötü ve teamüllerden yoksun. Yaptığı yorumlar Biden’ın Rusya ile ilişkiler inşa etmek istemediğini açıkça gösteriyor, Moskova bunu hesaba katacak. ABD ile ilişkilere yaklaşımımızı yakın gelecekte analiz edeceğiz” denildi.
Peskov, Biden’ın sözlerinin ikili ilişkileri nasıl etkileyeceği sorusuna “Nasıl olacağı kesinlikle açık” yanıtını verdi. Sözlerine daha fazla açıklık getirmesi istenirken bu talebi reddeden Peskov, “Yapılacak bir şey yok. Böyle bir şey tarihte görülmedi” dedi.
Ne olmuştu?
ABD’nin ABC tv kanalına dün konuşan Joe Biden Rusya’nın ABD’nin seçimlerine karıştığına dair iddialarını yalanlamasıyla ilgili “Putin, seçimlere karıştığı için bedelini ödeyecek” demişti.
“Bence, Rusya’nın lideri Putin bir katil” ifadesini kullanan Biden Putin’e nasıl bir bedel ödetileceği sorusuna ise “Yakında göreceksiniz” yanıtını verdi. ABD Başkanı, “Ben onu görece iyi tanıyorum. Benim deneyimlerine göre yabancı liderlerle anlaşırken en önemli şey karşındaki adamı tanımaktır” dedi.
Rapor, iklim değişikliği ve hava kirliliği ile mücadele için emisyonları azaltmak amacıyla dünya çapında kentlerin yenilenebilir enerjiye yönelik attığı somut adımlara ve yatırımlara ışık tutuyor.
2020 yılında beş kat arttı
Dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlerde yaşıyor ve kentler küresel ölçekte enerjinin dörtte üçünün tüketiyor.
Rapora göre fosil yakıt kullanımını kısmen veya tamamen yasaklayan kentlerin sayısı 2020 yılında beş kat arttı. Bir milyar insan yenilenebilir enerji hedefi ya da politikası bulunan kentlerde yaşıyor.
REN21’in İcra Direktörü Rana Adib, “Yenilenebilir enerjiye dayalı geleceğin planlanmasında, geliştirilmesinde ve inşasında en iyi seçeneğimiz olan kentlerin önemi katlanarak artıyor. Ancak çoğu zaman, kentlerin dönüşüm potansiyelleri yeterince kullanılmıyor. Düşük karbon hedeflerini nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu kentlerde gerçekleştirmek zor bir iş. Hükümetlerin finansman, kapasite ve mevzuata dair yetkilerini yerel ölçekteki karar vericilerin sorumluluğuna devretmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Isıtma ve ulaşım sektörü
Kentlerin iklim stratejilerinin başarısı için fosil yakıt kullanımını, ısıtma ve soğutma sektörlerinde olduğu kadar ulaşım sektöründe de hızla yenilenebilir enerji ile ikame etmek önem taşıyor. Bu sektörler, küresel ölçekte emisyonların en büyük sorumluları arasında ve bu sektörlerin yerel seviyede ele alınması gerekiyor.
Rapor, birçok koşulda, kent yönetiminin kendi idari faaliyetlerinde yenilenebilir elektrik kullanımının, yerel yöneticilerin attığı ilk adımlardan biri olduğunu gösteriyor. Ancak Adib’e göre bu yeterli değil.
Adib “Hamburg, San Francisco ve Şangay gibi kentlerde, iklim değişikliğiyle mücadelenin hızlanması ile tüm sektörlerde yenilenebilir enerji kullanımının artması arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor. Kent yönetimleri binalara yönelik kuralları sıkılaştırıyor ve yenilenebilir enerji yükümlülüklerini zorunlu hale getiriyor. Kentlerin aldığı kararların en önemlisi ise, doğal gaz, petrol ve kömür kullanımını sonlandırma tarihi belirlemeleri” dedi.
‘İklim krizini zamanında durdurmaktan uzağız’
2020 yılına kadar 43 kentte ısınma ve/veya ulaşım sektörlerinde fosil yakıt kullanımını sonlandıran politikalar yürürlüğe konuldu. Bu rakam, 2019’daki rakamın beş katına denk geliyor.
Küresel ölçekte kentsel nüfusun yaklaşık dörtte birini oluşturan bir milyar insan, yenilenebilir enerji hedefi ya da politikası bulunan kentlerde yaşıyor. Adib, “Bu örnekler ne kadar ilham verici olsa da, iklim değişikliğini zamanında durdurmaktan hâlâ oldukça uzağız” dedi.
Temiz hava ve açık gökyüzü
Geçtiğimiz yıl yürürlüğe konan sınırlandırmalar yaşam tarzlarının tamamen değişmesinin yanı sıra, trafiğin aniden ortadan kalkmasıyla havanın daha temiz hava olmasını sağladı ve daha az gürültüye yol açtı. Bu durum, kalabalık yollar ve kirli gökyüzü olmadan nasıl yaşanabileceğine dair ipuçları sundu.
Kent yönetimleri bu ivmeden yararlanarak, kirletici fosil yakıtlardan uzaklaşıyor ve onların yerine temiz ve dayanıklı enerji sistemleri inşa ediyor. Şili Çevre Bakanı María Carolina Schmidt, başkent Santiago için “Kamuoyunun artan desteği, Santiago kent yönetimine, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için yetki veriyor. Kent sakinlerimiz, hükümetin cesur adımlar atmasını talep ediyor” dedi.
Yarış engelli koşu gibi
Kentlerde Yenilenebilir Enerjinin 2021 Küresel Durum Raporu, enerji konusunda kendi geleceğine kendi elleriyle yön verenlere, emisyon azaltımının yanı sıra yerel ölçekte birçok faydayı işaret ediyor: yerel istihdamın yaratılması, refahın ve hayat kalitesinin artması ve kent sakinlerinin daha sağlıklı olması bu faydalar arasında yer alıyor.
ABD’nin Florida eyaletinde yer alan Orlando Şehri’nin Belediye Başkanı Buddy Dyer, “Sıfır karbonlu ekonomiye geçiş, Orlando ve Orta Florida bölgesi için önemli ekonomik kalkınma fırsatları sunuyor. Bu fırsatlardan bazılarının yerel ekonomimizi canlandırmaya başladığını, halk sağlığını iyileştirdiğini, çevresel etkileri azalttığını ve vatandaşlarımız için yüksek ücret kazandıran yeni işler yarattığını görmeye başlıyoruz” dedi.
Japonya ve Güney Kore örneklerinde görüldüğü gibi bazı durumlarda kent yönetimleri ulusal karar vericileri daha iddialı şekilde harekete geçmeye zorlayabiliyor. Raporda dünyanın dört bir yanından cesaret verici iyi uygulama örneklerine yer veriliyor, ancak kentlerin büyük çoğunluğunun daha iddialı hedefler koymaya yönelik planları, güçleri ya da kaynakları bulunmuyor.
‘Tüm dünyada kentleri destekleyin’
İlerlemeye hazırlıklı ve istekli insanlar dahi engellerle karşılaşırlar. Çoğu zaman, fosil yakıt sektörünün çıkarları, kentlerin karbondan arınma planlarını engelliyor.
Adib, “Maalesef dünyanın her yerinde kent yönetimleri ne zaman fosil yakıtları aşamalı olarak sonlandırmaya çalışsa, sektör buna karşı mücadele için kaynaklarını kullanıyor. Fosil yakıt sektörü yerel yönetimlere karşı yasal mücadele başlatıyor ya da son zamanlarda ABD’de görüldüğü üzere, eyalet ölçeğindeki karar vericileri yerel yönetimlerin bu tür kararları almasını yasal açıdan imkânsız hâle getirmeye ikna ediyorlar” ifadelerini kullandı.
BM Çevre Programı Kentler Programı’nı yürüten Martina Otto ise “Burada henüz hayata geçmemiş büyük bir potansiyel bulunuyor. Dünya çapında ulusal ve bölgesel hükümetlerin, kentlere etkin finansal koşullar yaratmanın ötesinde destek sağladıkları durumda, bu potansiyeli hayata geçirebiliriz. Kent yönetimlerini güçlendirmek için idari sınırların varlığını aşmak aynı zamanda en etkili müttefiklerimizin gücünü ortaya çıkarmak anlamına geliyor” dedi.
Rapor hakkında
REN21 bilim insanları, hükümetler, STK’lar ve özel sektör aktörlerinin oluşturduğu küresel ölçekteki yegâne yenilenebilir enerji topluluğu. Teknoloji, siyaset ve piyasalardaki küresel gelişmeler hakkında güncel ve hakemli dergilerde yayınlanmış veriler sunuyor ve analizler gerçekleştiriyor. Hedefi ise karar vericilerin yenilenebilir enerjiye dayalı enerji dönüşümünü ivedilikle gerçekleştirmesini sağlamak.
Kentlerde Yenilenebilir Enerjinin 2021 Küresel Durum Raporu her yıl kent ölçeğinde yenilenebilir enerjiye dayalı dönüşümün değerlendirmesini sunuyor. Raporun 2021 yılındaki güncellemesi 330’dan fazla uzman tarafından kaleme alındı. Rapor, kent ağlarının da yer aldığı 20’yi aşkın kurumdan oluşan Danışma Komitesi tarafından onaylandı.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in Halkların Demokratik Partisi‘nin (HDP) kapatılması istemiyle hazırladığı iddianamenin detayları belli oldu.
Yüksek mahkemeye gönderilen iddianamede, “Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü, toplumun huzur ve güveni için HDP’nin temelli kapatılmasının hukuksal zorunluluk olduğu” kaydedildi.
“Davalı parti hiçbir milli meselede Türkiye’nin yanında yer almamış, karşısında kim varsa onların safında yer almayı tercih etmiştir” denilen iddianamede, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne eleman temin etmekte HDP’nin aktif rol oynadığı” savunuldu.
İddianamede, HDP’nin ödenecek hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılması istendi.
687 kişiye beş yıl siyaset yasağı
İddianamedi, eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Grup Başkanvekilleri Saruhan Oluç ve Meral Danış Beştaş, eski milletvekili Sırrı Süreyya Önder, milletvekili Sezai Temelli, eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen ve Ahmet Türk’ün de arasında olduğu 687 kişi için 5 yıl süreyle siyaset yasağı talep edildi.
“HDP kongreleri örgütün propagandasının yapıldığı, teröristlere saygı duruşunda bulunulduğu ‘PKK kongreleri’ şeklinde cereyan etmiştir” denilen iddianamede, “HDP, terör örgütü PKK/KCK’yı açıkça desteklemekten öteye geçerek onun bir organı gibi faaliyette bulunmuştur” ifadesi kullanıldı.