Ana Sayfa Blog Sayfa 1594

Fındıklı Belediyesi Kadın Korosu’ndan Nevroz mesajı: Ayrı dillerde olsa bile bahar aynı zamanda geliyor

Haber: Gençağa Karafazlı

Rize Fındıklı Belediyesi Kadın Korosu, Nevroz Bayramı için bir video yayımladı. Videoda altı kadın; Lazca, Arapça, Kürtçe, Hemşince, Zazaca, Gürcüce ve Türkçe parçalar seslendirdi.

‘Ayrı dillerde olsa bile bahar aynı zamanda geliyor’

Fındıklı Belediyesi Kadın Korosu, Nevroz Bayramı için videoda bir de mesaj yayımladı. Mesajda şu ifadelere yer verildi:

Her bölgesi ayrı bir renk ve ayrı bir yaşam güzel ülkemin yedi bölgesinin…

Aynı güneş doğudan doğup batıdan batıyor, aynı yağmur ıslatıyor her birimizi ve aynı rüzgarda serinliyoruz.

Ayrı dillerde olsa bile bahar aynı zamanda geliyor…

Hoş geldin Nevruz, hoş geldin baharı müjdeleyen bayram.”

Avustralya’da sel felaketi: 18 bin kişi tahliye edildi

 

Sulak alanların yapılaşmaya açılmasına TMMOB tepkili: Ekolojik dengeleri bozacak bu rant sürecinin takipçisiyiz

Cuma günü Resmi Gazete‘de yayımlanan, sulak alanların yapılaşmaya açılmasıyla ilgili karara ilişkin, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) bir açıklama yaptı.

Açıklamada, ekolojik dengeleri ve ekosistemi bozacak bu sürecin toplum yararı adına takipçisi olunacağı kaydedildi.

Tesis yaptırılabilecek

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından, “Sulak alanların Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”te yapılan iki değişikliğe göre, artık sulak alanlarda baraj, gölet gibi zorunlu altyapılar dışındaki projelere de kamu yararı kararı bulunması durumunda izin verilecek.

Bakanlık, sulak alanlarda eğlenme, dinlenme için tesisler de yaptırabilecek. Bu tesislerin işletmeleri şirketlere verilebilecek.

Yönetmelik’te yer alan birinci değişiklik şu şekilde ifade edildi:

Zorunlu altyapı projeleri haricinde, kamu yararı kararı bulunan altyapı projelerine, hazırlanacak “Ekosistem Değerlendirme Raporu” doğrultusunda, ekosistem bütünlüğünü telafi edici tedbirlerin alınması şartıyla Bakanlıkça izin verilecektir.”

İkinci değişiklik için ise şu açıklama yapıldı:

Sulak alanlarda, Bakanlığa tahsis edilen yerlerde koruma, yönetim, işletme, tanıtım, sportif, eğlenme, dinlenme ve benzeri hizmetler için gerekli altyapı, üstyapı ve diğer tesisler Genel Müdürlükçe yapılır veya yaptırılır. Söz konusu tesislerin işletilmesi ve/veya işlettirilmesi Genel Müdürlükçe yapılır veya yaptırılır.”

‘Ulusal güvenlik konusu’

TMMOB, konuyla ilgili bugün yaptığı basın açıklamasında, küresel ısınma ve iklim krizi sebebiyle mevcut tatlı su kaynaklarının hızla tükenmesinin en önemli gündem maddesi olduğu bugünlerde, sulak alanların korunması ve geleceğe aktarılmasının ulusal bir güvenlik konusu olduğunu vurguladı:

Sulak alanlar, sahip oldukları biyolojik çeşitlilik nedeniyle ülkemizin doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilen, doğal ve ekonomik işlevleriyle ekosistem açısından en değerli varlıklarıdır. Sulak alanlar, tabii filtre görevi görerek temizlenen su ile yeraltı su kaynaklarının yenilenmesini ve tekrar kullanıma hazır hale gelmesini sağlamakta, taban suyunu dengeleyerek ve sel sularını depolayarak taşkınları kontrol etmektedir. Ayrıca kıyılarda deniz suyunun girişini önleyerek, bölgenin su rejimini düzenleyen, kuşlar, balıklar, memeliler gibi yüzlerce hayvan türüne ev sahipliği yapan ve yaban hayat için hayati öneme sahip alanlardır.

Küresel ısınma ve iklim krizi nedeniyle mevcut tatlı su kaynaklarının hızla tükenmesinin, su ve su ürünleri ile sucul ekosistemlerin korunmasının en önemli gündem maddesi olduğu günümüzde, sulak alanların bilimsel yöntemlerle korunması ve geleceğe sağlıklı şekliyle aktarılabilmesi ulusal bir güvenlik konusu olmaktadır.

Ülkemizde sulak alanlar, kurutma, taşkın önleme, doğal su rejimine müdahale gibi birçok nedenle hızla yitirilmektedir. Bu olumsuz sürece karşın, Resmi Gazetede 19.Mart.2021 tarihinde yayımlanan “Sulak Alanları Koruma Yönetmeliği”nde yapılan değişiklikle sulak alanlarda ve sürdürülebilir kullanım bölgelerinde yapılaşmanın önü açılmaktadır.”

‘Ortak gelecek açısından kabul edilemez’

Açıklamada, iklim krizinin yaşandığı bu dönemde gelecek için hayati öneme sahip orman, tarım, mera ve sulak alanlara rant aracı olarak bakılmasının ortak gelecek açısından kabul edilemez olduğu kaydedildi:

Yapılan birinci değişiklikle, zorunlu altyapı projeleri haricinde, kamu yararı kararı bulunan altyapı projelerine, hazırlanacak “Ekosistem Değerlendirme Raporu” doğrultusunda, ekosistem bütünlüğünü telafi edici tedbirlerin alınması şartıyla Bakanlıkça izin verilecektir.

Yapılan ikinci değişiklikte ise, “sulak alanlarda, Bakanlığa tahsis edilen yerlerde koruma, yönetim, işletme, tanıtım, sportif, eğlenme, dinlenme ve benzeri hizmetler için gerekli altyapı, üstyapı ve diğer tesisler Genel Müdürlükçe yapılır veya yaptırılır” denilmektedir. Sulak alanlarda yapılacak söz konusu tesislerin işletilmesi ve/veya işlettirilmesi Genel Müdürlük tarafından gerçekleştirilecektir.

Söz konusu değişikliklerle tanımlanan “sulak alanlar” bütün sulak koruma bölgelerini kapsamaktadır. Sulak koruma alanlarında yönetim, işletme, tanıtım, sportif, eğlenme, dinlenme ve benzeri tesislerin yapılması, sulak alanların yapıya açılmasını, doğal varlıkların talan edilmesini ve bu alanlarda yağmanın önünün açılmasını beraberinde getirecektir.

İklim krizinin dünya ölçeğinde sinyal verdiği ve geri dönülemez noktalara vardığı günümüzde, geleceğimiz açısından hayati öneme sahip olan orman ve tarım alanlarına, sulak alanlara, meralara rant aracı olarak bakılması, bu değerli doğal varlıkların yapılaşmaya açılması ortak geleceğimiz açısından kabul edilemez.

Ekolojik dengeleri ve ekosistemi bozacak olan bu rant sürecinin toplum yararı adına takipçisi olacağımızı değerli kamuoyu ile paylaşırız.”

Ayasofya İmamı’ndan dolar paylaşımı: Allah bizi sınıyor, sabredin

Boynukalın, Bakara Suresi‘nden “korku ve açlıkla sınanma”yı bildirip sabırlı olmayı öğütleyen ayetler paylaştı. Söz konusu ayetler geçtiğimiz haftalarda Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın hazırladığı Cuma hutbelerinde de okunmuştu. 

Boynukalın, “Bundan yüz yıl önce olduğu gibi istiklal mücadelesi veriyoruz yedi düvele karşı. Terörle, ekonomik savaşla vs. üzerimize geliniyor. Bize düşen sabırla mücadeleye devam etmektir. Allah millete, devlete zeval vermesin. Yolunda olanlara Rabbimiz yardım edecektir” ifadelerini kullandı.

Eleştiriler üzerine yine Twitter hesabından bir açıklama yapan Boynukalın, faizin önce azaltılması sonra tamamen kaldırılmasının hem İslam’ın hem de aklın gereği olduğunu söyledi: 

“Açıklama: Faizin azaltılması ve sonunda tamamen kaldırılması hem İslam’ın hem de aklın gereğidir. Güçlü ekonomilerde faiz % 0-1 arasında. O sebeple faizcilerle mücadele etmek de İslam’ın bir emridir. Önceki tivitim biraz da bununla ilgilidir.”

Boğaziçi’nde boykot: Tutuklu arkadaşlarımızı bırakın

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  tarafından rektör olarak atanan Melih Bulu‘ya karşı başlattıkları eylemlerde tutuklanan altı öğrenci için boykot ilan etti. Altı gün sürecek boykot bugün başladı. 

AKP’li Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasının ardından yapılan eylemlerde tutuklanan 11 kişiden beşi tahliye edilmişti, altısının tutukluluğu ise devam ediyor. 

“Arkadaşlarımız yoksa biz de yokuz” diyerek altı günlük boykot başlatan öğrenciler bugün üniversitenin online yapılan derslerine katılarak, “Hocam biz derse girmiyoruz” dedi. Öğrenciler, üniversitenin Güney Kampüs Meydanı’nda bir araya gelerek şarkılarla, forumlarla “Direniş Festivali“ni başlatacak.

Boykot programı

 
Boykot programı şu şekilde:

  • Saat 13.00 itibari ile Güney Kampüs Meydanı’nda bir araya gelecek olan öğrenciler, ‘Susturamayacaklar’ şarkısını söyleyerek direnişin süreceği mesajını verecek.
  • 13.30’da kadınlar öncülüğünde gerçekleşecek olan ‘İstanbul Sözleşmesi’ni konuşuyoruz’ forumu ile de Boğaziçi direnişinin, ülke gündeminden bağımsız olmadığına dikkat çekilecek. 
  • 14.30’da ‘Nasıl bir üniversite istiyoruz’ başlığı ile devam edecek forumda ‘Özerk üniversite’ talebi yinelenecek.
  • 17.30’da nöbet bitişi ve basın açıklaması yapılacak.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını DEVA Partisi de yargıya taşıyor

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Kadın Politikaları Başkanlığı, İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlenen basın toplantısında İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına ilişkin partisinin yol haritasını açıkladı. DEVA Partisi Kadın Politikaları Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Elif Esen toplantıda İstanbul Sözleşmesi’nin fesih edilmesinin iç hukuka aykırı ve kadın hakları gaspına yönelik siyasi bir girişim olduğunu kaydetti.

Esen Sözleşme’den çıkılmasını yargıya taşıyacaklarını bildirdi.

Hafta sonu da  Olağanüstü toplanan CHP MYK ve PM’de İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilmesinin yok hükmünde olduğu belirtilerek işlemin iptali için Danıştay’a başvurma kararı alınmıştı. 

‘Milletin iradesi yok sayıldı’

İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesi için imzacı devletlere sorumluluk yüklediğini belirten Esen şunları söyledi:

“İstanbul Sözleşmesi ülkemizde 2011 yılında, halen görevde olan bugünkü iktidar yetkilileri tarafından herhangi bir şerh düşülmeden TBMM tarafından onaylanmıştır. Ancak, gerekli uygulamalar yıllar içinde yetersiz kalmış ve hatta kadını koruyamamıştır.  O gün mecliste 246 vekilin kabulü ve 1 vekilin çekimser oyuyla kabul edilen İstanbul Sözleşmesi, bugün usulsüzce ve milletin iradesi yok sayılarak feshedilmiştir.” 

‘Fesih kararı yok hükmünde’

Meclis tarafından onaylanarak kabul edilen Sözleşmenin, yine Meclis kararı ile yürürlükten çıkartılabileceği ifade eden Esen, fesih kararının yok hükmünde olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

“Mademki sözleşme Türk aile yapısıyla bağdaşmıyor, neden onaylanmıştır? Neden aradan 10 yıl geçtikten sonra çekilme kararı alınmıştır? Bu karar Anayasa’nın 87. 90. ve 104. maddeleri göz önüne alındığında yok hükmündedir. Uluslararası sözleşmeler yetki ve usulde paralellik ilkesi gereğince kabul edildiği usulde feshedilmelidir. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında TBMM tarafından onaylandığı için yine TBMM tarafından çıkarılacak bir kanun ile yürürlükten kaldırılabilir.”

DEVA yaşatır kampanyası

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından geri dönülmesi çağrısında bulunan Esen, ‘DEVA Yaşatır’ kampanyası başlattıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Kanunlar kadını koruyamıyor. Bugün Türkiye’de kadınların öğrenilmiş çaresizlikleri var: Kader diyerek katlandıkları şiddet bunların başında geliyor. Kadına şiddet kader değildir, olmamalıdır. Kadın cinayetleri ve şiddet, doğru kanunlar ve uygulamalarla önlenebilir. Ülkemizde kadına şiddet ve cinayetler sonucu günde ortalama bir kadın ölüyor.
Bugün yargı kararları potansiyel katil ve istismarcı biriktiriyor, hatta teşvik ediyor. İstanbul Sözleşmesi çekilme kararından geri dönülmelidir! Bugün ‘DEVA Yaşatır’ kampanyamızı başlatıyoruz. Yok hükmündeki bu karardan dönülmesi için tüm Türkiye’den yüzlerce kadın bu usulsüz karara dava açacak ve kadınların, çocukların yaşam hakları için davacı olacağız.” 

 

TEMA’dan Dünya Ormancılık Günü ve Dünya Su Günü açıklaması: Hayat Çizgimiz Orman ve Su

TEMA Vakfı, her yıl mart ayının son haftasında kutlanan Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası‘yla birlikte Dünya Su Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, ormanların korunmasının ve tahrip edilen orman alanlarının yeniden ormanlaştırılmasının gelecekte karşılaşılacak salgın risklerini azaltabileceğini kaydetti.

‘Dakikada 20 futbol sahası büyüklüğünde orman tahrip ediliyor’

Ataç, salgın hastalıkların yaklaşık yüzde 50’sinin önce orman tahribatı olmak üzere, arazi örtüsü değişiminden kaynaklandığını dile getirdi:

Geçmiş yıllara göre dünyada orman tahribatı azalmakla birlikte ne yazık ki hala alarm seviyesinde yüksek. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre son 5 yılda dakikada yaklaşık 20 futbol sahası büyüklüğünde orman alanı tahrip ediliyor.”

TEMA Vakfı, insanların maruz kaldıkları salgın hastalıkların yüzde 75’inin hayvanlardan insanlara geçen hastalıkları olduğunu ve bu tür hastalıkların 1940 yılından beri de arttığını kaydederken, Deniz Ataç da, son 20 yılda SARS, Kuş gribi, Ebola gibi çok sayıda salgına neden olan yeni virüslerle karşılaşıldığını kaydetti.

Ataç, orman tahribatı olan bölgelerde yaşayan insanların, sivrisinek ısırığına maruz kalma oranının, tahrip edilmemiş bölgelerde yaşayan insanlardan 278 kat fazla olduğunun açıklandığını belirtti.

‘Türkiye, su stresi yaşayan bir ülke’

Deniz Ataç, ülkelerin yeterli suya sahip olup olmadığının değerlendirilmesinde kullanılan Falkenmark göstergesine de değindi ve Türkiye’nin su stresi yaşayan bir ülke olduğuna dikkat çekti:

Bu göstergeye göre, yıllık kişi başına yararlanılabilir su miktarı 1.700 m3’ten fazla olanlar su stresi olmayan, 1.000-1.700 m3 arasında olanlar su stresi çeken, 500-1.000 m3 arasında olanlar su kıtlığı olan, 500 m3‘ten az olan ülkeler ise kesin su kıtlığı çeken ülkeler sınıfında yer almaktadır.

Türkiye, 2020 yılı kişi başına düşen su miktarı yaklaşık 1.350 m3 oranı ile su stresi çeken ülke konumundadır. Ancak su havzaları arasında, mevcut nüfus ve yararlanılabilir su miktarı bakımlarından büyük farklılıklar vardır.

Örneğin nüfusun en yoğun olduğu Marmara Havzası, kişi başına düşen su miktarının 1.000 m3’ün altında olması sebebiyle su kıtlığı görülen bir havzadır. Suyun miktarı kadar kimyasal ve ekolojik durumu da önemli bir konudur. Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmış olan 8 Nehir Havza Yönetim Planı’na göre bu havzalarda izleme yapılan bine yakın yer altı ve yer üstü sularının yüzde 83’ünde su varlıklarının kimyasal, ekolojik ve miktar açısından iyi durumda olmadığı görülmektedir.”

Su Kanunu Tasarısı

TEMA Vakfı tarafından hazırlanan Su Kanunu Tasarısı‘na da değinen TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, tasarıdan şöyle bahsetti:

Vakfımızın Su Kanunu Tasarısı çalışması; su varlığının korunmasında hukuksal, yönetimsel ve etik yeni ilke ve kurallar getirmektedir. Hazırlanan su kanunu tasarısı ile yaşamın sürdürülebilmesinin temelini oluşturan su varlığının havza yaklaşımı çerçevesinde, toplumun yeterli miktarda ve uygun kalitede suya erişim hakkı ile ekosistemin su hakkını sağlayacak, ekonomik ihtiyaçlarla ulusal güvenlik gereksinimlerini karşılayabilecek şekilde yönetilmesi amaçlanmaktadır.

Bunun gerçekleşmesi için Kanun tasarısında belirlenen ilkelerle çizilen çerçeve kapsamında su varlığının daha verimli kullanımı sağlanacaktır.”

Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması talebiyle Taksim’deydi

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu‘nun çağrısıyla İstanbul Taksim‘de bir araya gelen kadınlar, “#KararıGeriÇek, Sözleşmeyi Uygula!” eylemi yaptı. Sözleşmeden çıkılmasının kendileri açısından hükümsüz olduğunu bildiren kadınlar, polisin engellemesi üzerine oturma eylemine başladı. 

Platformdan yapılan açıklama şöyle:

“Sevgili Kadınlar,

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak Taksim Meydanı’nda eylemdeyiz.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilme kararı bizim açımızdan hükümsüzdür.

Hiçbir yere gitmiyoruz, oturma eylemimiz devam ediyor.

İstanbul Sözleşmesi’ni savunan Tüm kadınları Taksim’e çağırıyoruz! 

#KararıGeriÇek Sözleşmeyi Uygula!  

ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEKSİN”

Geniş güvenlik önlemleri alınan Taksim Meydanı’nda, polisler eylem alanına kadınların girmesine izin vermediği gibi, basını da alana sokmadı.

Yaklaşık 15-20 kadının bulunduğu grup, oturma eyleminin ardından Sıraselviler Caddesi’ne yürüdü. Polisin de yürüyüşlerini takip ettiği kadınlar, Sıraselviler Caddesi’nde dağıldı.

Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyor: Her gece saat 21:00’de ses çıkarma eylemi yapılacak

İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula Kampanya Grubu, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz!’ demek için her gece saat 21:00’de balkon ve pencerelerden #İstanbulSözleşmesiİçinSesÇıkar eylemi yapacakları gibi, her gün belirlenen yerlerde de bir araya geleceklerini duyurdu.

Kadınlar, 27 Mart Cumartesi günü saat 15.00’te ise bir kez daha “İstanbul Sözleşmesi bizim” demek için Kadıköy-Beşiktaş İskelesi‘nde bir araya gelecek.

22 Mart Pazartesi için eylem takvimi ise şöyle:

  • 18.00 Avcılar Deprem Anıtı
  • 18.00 Alibeyköy Cengiz Topel Dörtyol
  • 18.30 Fatih Kocamustafapaşa Meydanı
  • 18.30 Eyüp Güzeltepe Meydanı
  • 18.30 Atakent/Küçükçekmece Ali İsmail Korkmaz Parkı
  • 19.00 Sarıyer Ömürtepe Meydan
  • 19.00 Şişli Pangaltı Metro çıkışı
  • 21.00 – Balkon ve pencerelerden #İstanbulSözleşmesiİçinSesÇıkar eylemi

24 Mart Çarşamba günü 18:30’da Bakırköy Meydanı‘nda ve 27 Mart Cumartesi günü ise 15.00’te Kadıköy Beşiktaş İskelesi’nde toplanılacak.

Etkinlik takvimi güncellenebilir.

Salda Gölü için ‘UNESCO’ çalışmaları başlatıldı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, Burdur’un Yeşilova ilçesindeki Salda Gölü’nün, UNESCO Doğal Miras Alanı Listesi‘ne alınması için çalışma başlattı.
 
Müdürlükten yapılan açıklamada, Salda Gölü’nün ekolojik ve biyolojik olarak benzersiz olduğu belirtildi.
 
Gölün ‘Dünya Doğal Mirası’ sayılması için 2 Mart’ta  Salda Gölü Koruma Derneği Başkanı Gazi Osman Şakar tarafından da UNESCO’ya bir başvuru yapılmıştı. 
 
Salda’nın korunması gerektiğine vurgu yapılan başvuru dilekçesinde ekolojik ve bilimsel açılardan bölgenin önemini altı çizilmiş, NASA ve bilim insanlarının Salda’ya ilişkin yaptığı çalışmalara dikkat çekilerek Mars’a benzerliği olduğu yönündeki veriler hatırlatılmış, Dünya’daki canlı yaşamının başlangıcı olan tek hücreli canlıların bölgede oluşumunun halen devam ettiği belirtilmişti.
 
Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün UNESCO çalışmaları bu başvurunun ardından yapıldı. 

‘Doğal miras’ vurgusu yapıldı

Gölün jeolojik ve kimyasal özelliklerinin yanı sıra Uluslararası Doğayı Koruma Birliğince koruma altına alınan kritik türlere ev sahipliği yaptığına işaret edilen açıklamada, Bölgede yapılan çalışmalar Dünya’da Mars gezegeninin yüzey özelliklerini (magnezyum yüklü beyaz kayalar) taşıyan iki bölgeden birinin Salda Gölü olduğunu göstermektedir” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, gölün, en önemli ve değerli doğal habitatları barındırması sebebiyle Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme‘nin 2. Maddesi’nde belirlenmiş “doğal miras” niteliklerine uygun olduğu aktarıldı.

Genel Müdürlük bu kapsamda Salda Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin UNESCO Doğal Miras Alanları Listesi’ne dahil edilmesi için gerekli çalışmaları başlattı:

“İlk olarak aday listesine dahil edilebilmesi için ön şartları yerine getirmek üzere biyolojik çeşitlilik araştırma, sosyo-ekonomik yapının ve taşıma kapasitesinin belirlenmesi ile yönetim planı çalışmaları başlatıldı. Ayrıca ön hazırlık sürecinde 27. Dönem UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Doğa Bilimleri İhtisas Komitesi, Jeolojik Miras ve Jeopark İzleme Grubu Toplantısı’nda Salda Gölü’nün Dünya Mirası Listesi’ne alınması talebi değerlendirilmiştir.”

İnşaat da dava da devam ediyor

Birinci dereceden Doğal SİT alanı olan Salda Gölü Bölgesi Mart 2019’da Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmişti. Bölgeye “Millet Bahçesi” yapımı için yapılan ihaleyi 21 milyon 770 bin TL’lik teklif veren Güngör Tarım İnşaat San. ve Tic. A.Ş aldı.

2020’nin eylül ayında Salda’yı imara açacak 1/25000 ölçekli plan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı. Plan gereği, Salda Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin sınırları içinde yapılacak otel ve pansiyonlar, Doğanbaba ve Kayadibi’nin bulunduğu bölgede yapılacak. Salda Gölü Koruma Derneği ise yıl sonunda yaptığı açıklamada projede belirtilenlerin de dışına çıkıldığını, Beyaz Adalar’a ahşap binalar yapıldığını bildirdi.

Geçtiğimiz kasım ayında Ankara 16’ncı İdare Mahkemesi, göl kenarına yapılması planlanan Millet Bahçesi ile ilgili gerçekleştirilen ihalenin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle açılan davayı reddetmişti. Beş Yeşilova sakini adına davayı açan avukatlar Münip Ermiş, Tuncay Koç ve Mustafa Şahin, kararı Danıştay’da temyiz etti. Tuncay Koç, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada, ihalenin iptali davasını açtıklarını ve konunun Danıştay’ın gündeminde olduğunu, ayrıca imar planlarına ilişkin olarak da Isparta İdare Mahkemesi’nde açılan davanın sürdüğünü belirtti.