Ana Sayfa Blog Sayfa 1564

Gana’da yunuslar sahile vurdu

Batı Afrika ülkesi Gana‘nın başkenti Akra‘daki sahillerde yunuslar ve çok sayıda balık kıyıya vurmaya başladı. Yetkililer şu ana kadar 80 ile 100 arasında yunusun yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Gana Balıkçılık Bakanlığı, balıkların ölüm nedeninin tespit etmek için  Osu Kalesi Plajı’ndan balık ve su örnekleri toplamaya başladı.

Gana Balıkçılık Komisyonu Başkanı Michael Arthur Dadzie, sahilde ölü bulunan yunusların sayısının 80 ve 100 arasında olduğunu açıkladı. Gana Gıda ve İlaç Kurumu, pazarlardaki deniz ürünlerinin incelendiğini duyurdu.

DİSK-AR: 2020’de Kod-29 ile 177 bin işçi işten çıkarıldı

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi‘nin (DİSK-AR) araştırmasına göre, 2020 yılında Kod-29 ile toplam 177 bin işçinin işine son verildi.

Kod-29, işverenin işçinin iş sözleşmesinin İş Kanunu‘nun 25-II maddesindeki “Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerileri” gerekçesiyle feshedilmesi anlamına gelirken, bu kod işçilerin pandemideki işten çıkarma yasağına rağmen tazminatsız bir şekilde işten çıkarılabilmesinin önünü açıyor.

İşçiler, Kod 29 ile işten çıkarıldıkları zaman kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi tazminatlar alamazken, işsizlik maaşı da alamıyor.

Günden ortalama 491 kişi

DİSK-AR’ın Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) başvurusuyla Sosyal Güvenlik Kurumu‘ndan (SGK) elde ettiği verilere göre, 2020’de 176 bin 662 işçi Kod-29 ile işten çıkarıldı. Bunlardan 34 bin 145’i kadın, 142 bin 517’si de erkekti.

Bu rakamlarla, Kod-29 ile işten çıkarılanların sayısı ayda ortalama 14 bin 772 kişi olurken, günde ortalama 491 kişi oldu.

Kod-29, işten çıkarma yasağının istisnalarından birini oluşturuyor.

Kanal İstanbul plan değişikliklerine itiraz için son tarih 24 Nisan

Kanal İstanbul Projesi‘ne ilişkin daha önce askıya çıkarılan ve vatandaşların itirazlarını sunduğu çevre düzeni ve imar planı değişiklikleri güncellemelerle birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanarak yeniden askıya çıktı.

1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli uygulama imar planlarındaki değişikliklere karşı olan vatandaşlar 24 Nisan tarihine kadar plana itirazlarını sunabilecek.

‘Vatandaşların ilk itirazları dikkate alınmadı’

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum daha önce askıya çıkarılan plan değişikliklerinin vatandaşların itirazları sonucu revize edildiğini belirtmişti.

Ancak TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu Sekreteri Cevahir Akçelik Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede söz konusu revizyonların vatandaşların yaptığı itirazların değerlendirilmesi ile alakası olmadığını dile getirmişti.

Daha önce askıya çıkan imar planı değişikliklerine yüz binlerce İstanbullu yağmur altında uzun kuyruklar bekleyerek itirazlarını sunmuştu.

Ne değişti?

Yapılan değişikliklere ilişkin konuşan Akçelik, “Karadeniz kıyısındaki lojistik merkezi kaldırılmış. Üniversite ve ticaret gelişim merkezi yapılacağı söylenen yerler ise konut alanı olarak değiştirilmiş” bilgisini paylaştı.

Akçelik, “Bu değişiklikler projenin asıl amacını ortaya koyuyor. Biz en başından beri bunun bir rant projesi, emlak projesi olduğunu söylüyorduk. Hükümet ise istihdam ve kalkınma dedikleri şeyleri yavaş yavaş kaldırarak projenin asıl amacına yönelik bir dönüşüm sağlamış” dedi.

Yeni yapılan değişikliklere de itiraz etmenin çok önemli olduğunu aktaran Cevahir Akçelik, “Kamuoyunda sanki her şey bitmiş, itiraz edilecek bir şey yokmuş gibi bir algı oluşturulmak isteniyor. Ancak bu söz konusu değil” ifadelerini kullandı.

Nasıl itiraz edilebilir?

Askıya çıkarılan plan değişikliklerine itiraz etmek için ilk olarak kendi hazırladığınız veya örnek olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kanal İstanbul Çalıştayı tarafından hazırlanan iki ayrı itiraz dilekçesini doldurmanız gerekiyor.

Daha sonrasında ise bu dilekçeyi imzalayıp taratarak [email protected] adresine e-posta olarak gönderebilirsiniz.

Elden teslim etmek isteyenlerin ise imzaladıkları dilekçeyle birlikte İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü hizmet binasına gitmeleri gerekiyor.

Zonguldak’taki ruhsatsız madende işçi cinayeti: Bir kişi yaşamını yitirdi

Zonguldak’ın Kilimli ilçesinde yer alan Bölüm Mahallesi’nde ruhsatsız işletilen maden ocağında göçük meydana geldi. İhbar üzerine olay yerine sağlık, polis ve AFAD ekipleri sevk edildi.

DHA’nın haberine göre yaklaşık iki saat süren çalışmanın ardından maden işçisi Salif Zıvalı’nın cansız bedeni, işçiler tarafından ocaktan çıkartıldı.

Zıvalı’nın cenazesi Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Türkiye-AB ilişkilerinin sembolü: Ursula von der Leyen ayakta bekletildi

Avrupa Birliği’nin (AB) en üst düzey iki yetkilisi AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konsey Başkanı Charles Michel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara‘da görüştü.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi‘nde gerçekleştirilen buluşmada salona önce giren AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Erdoğan’ın yanındaki koltuğa oturunca protokolde eşit statüde olan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen bir süre ayakta kaldı.

Şaşkınlığını dile getiren von der Leyen daha sonrasında ise yine eşit temsil hakkı verilmeden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun karşısındaki kanepeye oturtuldu.

‘İlişkilerin nasıl olmaması gerektiğini gösteriyor’

Bu anların videosunu sosyal medya hesabından paylaşan AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Delegasyonu Başkanı Sergey Lagodinsky Ursula von der Leyen’in ayakta kalmasına ve “Ehm” demesine dikkat çekti.

Lagondinsky yaptığı açıklamada “‘Ehm’ AB-Türkiye ilişkilerinin ne şekilde olmaması gerektiğini ifade eden yeni bir terim” ifadelerini kullandı.

İstanbul Sözleşmesi konuşuldu

Gerçekleştirilen görüşmenin ardından von der Layen ve Michel toplantının içeriğine dair gazetecilere açıklamalarda bulundu. AB Komisyonu Başkanı şunları söyledi:

İstanbul Sözleşmesi üzerine uzun bir konuşma yaptık. Ayrılmak doğru bir sinyal vermedi. AB yanlış gelişmeleri konuşmaktan hiçbir zaman çekinmeyecektir. Bu durum Yunanistan ve Kıbrıs gibi AB üyesi ülkelere yönelik tek taraflı eylemler için de geçerlidir.

İnsan hakları konularının müzakere edilemeyeceğini belirten von der Layen,  “Kesinlikle ilk öncelik bunda. AİHM’in Kavala ve Demirtaş konusunda açıkça karar bildirdiğini gündeme getirdik. Avrupa Konseyi kurucusu olarak Türkiye’nin karalara saygı duyması önemli. İstanbul Sözleşmesi konusunda Türkiye’yi ikan edemedik ancak kesinlikle çağrı yaptık” ifadelerini kullandı.

 

Murat Kurum: Paris Anlaşması’nı gündemimize aldık

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, İlbank Sosyal Tesisleri’nde düzenlenen İklim Değişikliği Koordinasyon Toplantısı’nın ardından sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yaptı.

Bakan Kurum, “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı gündemimize aldık” ifadelerini kullandı.

‘Sürekli artan afetler yaşıyoruz’

Türkiye’yi ve tüm dünyayı etkileyen, etkileri bakımından Covid-19 sonrasında dünyanın en önemli gündem maddesi haline gelecek olan iklim değişikliği nedeniyle, dünyanın hızla ısındığını ve ekosistemlerin ve insanların ayak uyduramayacağı değişimleri meydana getirdiğini ifade eden Bakan Kurum, şunları kaydetti:

  • İklim değişikliğinin bir sonucu olarak; Son 20 yılda dünyamızda gerçekleşen 7 bin 500 büyük doğal afette 1,2 milyon insan hayatını kaybetti.
  • Gıda ve su kıtlıkları yaşanırken, yeni tip bulaşıcı hastalıklar da her geçen gün arttı.
  • Son birkaç yılda biz de ülkemizde sel, heyelan ve hortum gibi şiddeti sürekli artan afetler yaşadık.
  • Bu da bizlere gösteriyor ki iklim değişikliği; tüm sektörlerimizi derinden etkileyen bir kalkınma, sağlık, tarım, hayvancılık, su, enerji ve ulaşım meselesidir.

‘Erdoğan liderliğinde çalışıyoruz’

İklim değişikliğiyle mücadele noktasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde çalıştıklarını belirten Kurum, bu kapsamda yapılanları şöyle sıraladı:

  • Yenilenebilir enerji kapasitemizi, korunan alanlarımızı artırıyoruz.
  • Güçlü yalıtımlı binalar inşa ediyor, yağmur suyu toplama sistemini hayata geçiriyoruz. Akıllı şehir ve #SıfırAtık uygulamalarıyla enerji verimli, iklime duyarlı yerleşim alanları kuruyoruz.
  • Millet bahçeleri ve ekolojik koridorlarla yeşil alanları artırıyoruz.
  • Ulaşım kaynaklı emisyonu azaltacak çalışmalar yapıyoruz.
  • Sanayi alanlarını dönüştürüyoruz.

Validebağ Savunması’ndan Üsküdar Belediyesi’ne çağrı: Projeden vazgeçin

Validebağ Korusu’nun Millet Bahçesi‘ne dönüştürülmek istenmesine karşı çıkan Validebağ Savunması itiraz dilekçelerini sunmak için Üsküdar Belediyesi önünde bir araya geldi.

Burada bir basın açıklaması yapan Validebağ Savunması “Yaşama, doğaya ve hukuka aykırı bu projeden derhal vazgeçilmesini talep ediyoruz” çağrısında bulundu.

Üsküdar Belediyesi’ne tahsis edildi

Yapılan açıklamada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 26 Mart 2020’de Koru’nun Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığı’na tahsisli alanların dışında kalan 261 bin metrekarelik kısmını Üsküdar Belediyesi’ne iki yıl süre ile tahsis edildiği hatırlatıldı.

Tahsis gerekçesinin “doğal yapısının korunarak düzenleme ve bakımının yapılması” olarak tanımlandığı belirtildiği açıklamada belediye tarafından ocak ayında açıklanan projenin bu amacı yerine getirmediği belirtildi.

‘Doğal yeşil alan statüsüne sahip’

Validebağ Korusu’nun park ya da bahçe olmadığı belirtilen açıklamada “Üsküdar Belediye başkanı Hilmi Türkmen’in Validebağ’ı dönüştürmek istediğini söylediği Nakkaştepe arazisiyle kıyaslanamaz dahi” ifadeleri kullanıldı. Açıklamada projenin uygulanamayacak olmasının gerekçeleri şu şekilde aktarıldı:

  • Park ve Koru farklı statülerde ve farklı mevzuata tabidirler. Validebağ Korusu doğal yeşil alan statüsüne sahiptir. Parkların sınırları, yerleri, büyüklükleri mevzuat gereği değişebilir ve mevzuata göre tasarlanır. Koru ve Korunan Alanlarda ise tasarım yapılmaz, doğallığı muhafaza edilir
  • Validebağ Korusu 1999’dan beri 1. derece doğal SİT alanıdır.
  • Üsküdar Belediyesinin duyurduğu proje, 2018 yılında dönemin İBB tarafından  açıklanan “Millet Bahçesi” projesiyle neredeyse birebir aynıdır  ve Validebağ Gönüllüleri Derneği’nin, bu projeye karşı İdare Mahkemesine açtığı, bizim de yurttaş olarak müdahil olduğumuz dava henüz sürmektedir.

‘Kuş göç yolları üzerinde’

  • İstanbul, kuş göç yolları üzerindedir. Validebağ Korusu’nda 130 kuş türü tespit edilmiştir. Kamunun biyolojik çeşitliliği koruma yükümlülüğü vardır. Yani Validebağ Korusu’nun doğal ekosistemini korumak Üsküdar Belediyesinin de görevidir.
  • Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı, İBB Meclisince Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilmiş ancak henüz askıya çıkarılmamıştır. Halen Validebağ Korusu için onaylı Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı yoktur. Plansız doğal SİT alanında yapılacak her düzenleme inşai faaliyet sayılır ve suç teşkil eder.

‘Proje Koru’yu yok edecek’

Açıklamada “Millet Bahçesi Peyzaj Uygulama Projesi” hakkındaki eleştirilere de yer verildi. Projenin yaratacağı tahribat ile Koru’nun yok olcağını belirtilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

  • Peyzaj projesinde detayı verilen doğal granit alanın 14.376 m² ve otopark alanı 2.736 m²’nin altına yapılacak olan 15 cm betonarme döşeme için kullanılacak beton miktarı bile 2.567 m³tür. Bu yalnızca bu uygulamalar için yaklaşık 256 beton mikserinin Koru’ya girmesi demektir.
  • Validebağ Korusu’nda yapılması öngörülen ve projelendirilen “Millet Bahçesi” girişimi ile aydınlatma direkleri, kablo ve boru kanalları da hesaba katıldığında 577 m² alanın betonlaştırılacağı görülüyor. Aydınlatma direkleri ve kablo kanalları için yapılacak kazilardan çıkan toprağın 40 cm kalınlığında serilmesi, futbol sahasına yapılacak basamaklı seyir yeri ile inşaat malzemelerinin konulacağı alanlar, kazı makinaları ile materyal nakledecek kamyonların manevra alanları, park edilecekleri alanlar da hesaba katıldığında en az 140.000 m² (140 dekar) alan tahrip edilecektir.
  • Bu, Koru’nun tamamının yüzde 40’ına, Üsküdar Belediyesine tahsisli alanın ise yüzde 50’sinden fazlasına eşittir. Bu projenin uygulanması halinde Validebağ Korusu kendisini yenileme kapasitesini ve Koru niteliğini  kaybedecek, şehrin içine sıkışmış diğer parklardan farksız bir hale gelecektir.

‘Tüm İstanbulluları etkileyecek’

Bu projeyle oluşacak sorunların yalnızca Üsküdar halkını değil yüm İstanbulluları etkileyeceği belirtilen açıklamada  “Tüm bu saydığımız nedenlerle Üsküdar Belediyesi’nin bu projeyi ve olası benzer projeleri iptal etmesi gerekiyor” denildi. Açıklama şu ifadelerle son buldu:

Yurttaşlar olarak doğal ve kültürel varlığıyla eşsiz olan Validebağ Korusu’nun doğal haliyle korunması, bakım ve temizliğinin yapılması konusunda Üsküdar Belediyesinin üzerine düşen görevleri yerine getirmesini; yaşama, doğaya ve hukuka aykırı bu projeden derhal vazgeçilmesini talep ediyoruz.

İstanbul Tabip Odası: Türkiye vaka sayısı bakımından dünyada dördüncü, acil önlem alınmalı

İstanbul Tabip Odası, koronavirüs salgınının geldiği noktayı ve kentte alınması gereken önlemleri duyurmak için Cağaloğlu‘nda bulunan binalarında basın açıklaması yaptı. İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Osman Küçükosmanoğlu, 11 Mart 2020’de ilk vakanın resmi olarak bildirilmesinden beri hiçbir zaman tam olarak kontrol altına alınamayan salgının yıl sonunda en üst boyutlara ulaştığını hatırlattı.

5 acil tedbir

Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu da kentte durumun daha da kötüleşmemesi için alınması gereken acil tedbirleri  sıraladı:

1- Yaygın Test/Hızlı Aşılama: Hastalığın tespiti için yapılan PCR testleri başlangıca göre artmakla birlikte hala yetersizdir. Ülkemizde halen uygulanan PCR testi daha yaygın olarak kullanılmalı, bunun yanında daha hızlı sonuç veren testler ile sistematik bir filyasyon planlaması yapılmalı, testlerle hangi varyantların görüldüğü, kümelenmeler ve bulaş kaynakları kamuoyuna açıklanmalıdır. Ücretsiz, güvenli ve etkili aşı siyasi iktidarın bir lütfu değil her yurttaşın en doğal hakkıdır.

2- Ekonomik-Sosyal Destekli Kapanma/Kademeli-Kontrollü Açılma: Salgınla mücadelede halk sağlığı önlemlerinin başında toplumsal hareketliliğin kısıtlanması gelmektedir. Salgının bütün seyri sırasında alınması gereken bu önlemin zaman zaman kapanma olarak da tanımlanan biçimde sıkılaştırılması gerekmektedir. Göstermelik değil gerçekten yeterli ekonomik ve sosyal desteklerin sağlandığı, kısıtlamaların herkese eşit uygulandığı 28 günlük adil bir tam kapanma uygulanmalı.

3- Sistematik Filyasyon/Etkili İzolasyon: Salgınla mücadele için filyasyon çalışmaları sistematik olarak hayata geçirilmelidir. Ancak hastaların ve temaslıların tespiti kendi başına yeterli değildir. Hasta kişilerin izolasyonu ve temaslıların karantina altına alınması gerekir. Bu koşulların ise evlerde sağlanması birçok durumda mümkün olmamakta ve ev içi bulaş ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Bu nedenle kamuya ait yurtlar, misafirhaneler ve benzeri yerler izolasyon ve karantina amacıyla kullanılmalıdır.

4- Acil Kamulaştırma/Yeniden Sosyalizasyon: Salgınla başa çıkabilmek için birinci basamağı parçalayan düzenlemeden ve liste tabanlı uygulamadan vazgeçilmeli; hızla uygulanacak ‘Yeniden Sosyalizasyon’ programıyla topluma dayalı ve nüfus tabanlı, pandemi ve diğer toplum sağlığı sorunları ile etkili bir mücadele için uygun mimari yapıya sahip kamuya ait binalarda kamu çalışanlarından oluşan eksiksiz bir ekiple koruyucu sağlık hizmetlerinin yürütülmesini sağlayacak birinci basamak sağlık örgütlenmesi hayata geçirilmelidir.

5- Şeffaf Yönetim/İnsan Hakları Merkezli Pandemi Mücadelesi: Genel olarak siyasi otoritenin, özel olarak Sağlık Bakanlığı’nın pandeminin başından bu yana gerçekleri toplumla paylaşmaması toplumda büyük güvensizliğe neden olmuş ve önlemlere uyumda ciddi sorunlara yol açmıştır. Salgınla ilgili bütün veriler başta Türk Tabipleri Birliği ve uzmanlık dernekleri olmak üzere toplumla açık olarak paylaşılmalı, salgın mücadelesinde ilgili bütün kurumlara yer verilmelidir.

Carettaların kuluçka süresi, iklim krizi yüzünden azaldı

Nesli tükenme tehlikesi altındaki caretta carettaların iklim değişikliği nedeniyle kuluçka süresinin 50-60 günden 47 güne düştüğünü belirlendi.

Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) kırmızı listesinde, nesli tükenme tehlikesi altındaki caretta caretta türü deniz kaplumbağalarının en önemli yuvalama alanlarından biri olan Antalya‘nın Çıralı sahilinde, 2013-2020 yuvalama aktiviteleri ve 2001-2020 yılları arasındaki 20 yıllık bolluk eğilimi makaleye dönüştürüldü.

Araştırmada, iklim değişikliğine bağlı kumun aşırı ısınması ve geceleri soğumaması nedeniyle, yumurta kuluçka süresinin 50-60 günken 47 güne kadar düştüğü belirlendi. Yuva içi ısının yüksekliğinin ise yavruların zayıf ve hepsinin dişi olmasına yol açabileceği belirtildi.

Alanında dünyanın en önemli bilimsel dergilerinden Regional Studies in Marine Science dergisinde yayımlanan makale, Çıralı Plajı’nda Ulupınar Mahalle Muhtarı ve Ulupınar Çevre Koruma Kooperatifi‘nin Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 6’ncı Bölge Müdürlüğü, Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye ile birlikte 20 yıldır yapılan çalışmalar analiz edildi.

Caretta caretta kaplumbağalarının yuvalama aktivitesi ve bolluk eğilimine ilişkin makale, Cumhuriyet Üniversitesi‘nden Prof. Dr. Bektaş Sönmez, sahilde ‘Caretta Ebesi’ olarak 20-25 yıldır yuva tespit ve yuva çıkışlarını yapan isimler Habip Altınkaya, Çıralı Kıyı Koruma Koordinasyon Komisyonu Başkanı Erdal Elginöz ve Mustafa Ilgaz tarafından hazırlandı.

Sekiz yılda 37 bin 830 yavru denize ulaştı

Deniz kaplumbağaları üzerinde uzun süreli izleme çalışmalarının popülasyon boyutu ve yuva yoğunluğu tahminleri hakkında güvenilir veriler sağladığına işaret edilen makaleye göre, Çıralı Plajı’nda 2013-2020 yılları arasında sezon başına ortalama 107 yuva olmak üzere toplam 852 yuva kaydedildi. 

Toplam 68 bin 443 yumurta bırakıldığı ve bunların 41 bin 80’inin (yüzde 60) yumurtadan çıktığı, yavruların 37 bin 830’unun (yüzde 92) denize ulaşabildiği belirtilen makalede ortalama kavrama boyutu ve kuluçka başarısının sırasıyla 81.9 yumurta ve yüzde 60 olduğu, yıllar arası değişkenlik gösterdiğine dikkat çekildi.

‘Çıralı yeniden önemli üreme alanı oldu’

20 yılda toplanan tüm verilerin yaklaşık 1.5 yıl süren değerlendirmeleri sonucunda önemli verilere ulaşıldığını ve makaleye dönüştürdüklerini açıklayan Erdal Elginöz şunları söyledi:

“Özellikle son 8 yılda 2013-2020 arasında Çıralı’da caretta yuva sayısında önemli artış olduğu belirlendi. Bununla artık Çıralı’nın 2018 yılında Prof. Paolo Casale ve Prof. Dr. Yakup Kaska adlı bilim insanlarının yaptığı sınıflamaya göre, önemli bir deniz kaplumbağası üreme alanı olduğunu tekrar kanıtlamış olduk. Bu çok önemli.” 

’98 deniz kaplumbağası Çıralı’da yumurtluyor’ 

Değişik yöntemler kullanarak yıllar içinde Çıralı’da yumurta bırakan deniz kaplumbağa sayısını da tespit etmeye çalıştıklarını söyleyen Elginöz, “Başarılı sonuçlar aldık. Buna göre şu anda Çıralı’da yumurtlama için gelen toplam 98 anaç deniz kaplumbağası belirledik. Her biri her yıl gelmiyor ama 2-3 yılda bir dönüşümlü olarak geliyor. Her yıl gelen yok zaten. Carettalar 2-3 yılda bir yumurta bırakıyor ve bir yıl 30, bir yıl 50 tane geliyor. O yüzden rakamlar bir yukarı bir aşağı çıkıyor” dedi.

‘Yuvadan çıkış süresi 47 güne düştü’

Elde ettikleri üçüncü önemli verinin iklim kriziyle bağlantılı olduğunu açıklayan Elginöz şu ifadeleri kullandı:

“Çıralı’da deniz kaplumbağalarının yumurta kuluçka süreleri kısalmış. Bunun da iklim değişikliğine bağlı kumun aşırı ısınması ve geceleri soğuyamaması gibi bir neden olduğunu düşünüyoruz. Önceki yıllarda yuvadan çıkış süreleri 50-60 gün iken, 47 güne kadar indiğini tespit ettik. Bu konuda yeni araştırmalara başladık. Çünkü bu yavrunun yeterince gelişmeden yuvadan çıkması zayıf olmasına sebep olabilir. Tabi bu da deniz kaplumbağalarının geleceğini tehdit eden bir durum” diye konuştu.

Elginöz, yuva içi ısının yüksek olmasının bir diğer olumsuz sonucunun da yumurtadan çıkan yavruların hep dişi olmasına sebebiyet vereceğini kaydederek, “Bu da orta ve uzun vadede deniz kaplumbağası popülasyonunu kötü etkileyecektir. Bildiğiniz gibi, kaplumbağa yavrularının cinsiyeti, yuvanın ısısına bağlı olarak değişir. Yüksek ısıda (30 derece ve üzeri) dişi, düşük ısıda erkek yavrular oluşur. Önümüzdeki yıl yuva içi sıcaklıkları ölçecek özel termometreler kullanarak iklim değişikliğinin caretta yuvaları içindeki etkisini kanıtlamaya çalışacağız ve makalesini hazırlayacağız” dedi.

Suların yükselmesi riski

Önümüzdeki yıllarda suların yükselmesini beklediklerini, bunun da deniz kaplumbağalarını tehdit eden bir başka sorun olduğunu açıklayan Elginöz, şunları söyledi:

“Bu da Çıralı’da kumul alanın sular altında kalmasına sebep olabilir. Beklentiler 2100 yılından aşağı değil ama her şey tahminlerimizden çok daha hızlı ilerliyor. Bu veriler ışığında yeni çalışmalara da başladık ve deniz kaplumbağalarını koruma çalışmalarına bilimin ışığında yeni yönler vereceğiz.”

 

Yuva sayısı artmakla birlikte 20 yıl boyunca yuvalama yapan 98 kaplumbağa sayısında aslında artış olmadığının belirlendiğini anlatan Erdal Elginöz bunun sebeplerini ise şöyle anlattı:

“Yuvalamadaki artışın sebebini, Tekirova, Boncuk ve Maden gibi yakın koylardaki kumsallardaki yuva sayılarının azalmasına bağlıyoruz. Oralardaki turizm aktivitelerinin yoğunluğu nedeniyle yumurtlama yapamayanların Çıralı’ya geldiğini düşünüyoruz. Caretta sayısının çok arttığı söyleniyor ama aslında artış yok. Koruma çalışmaları bırakılırsa eğer büyük bir hızla yok olma ve nesillerin tükenmesi sözkonusu.”

‘Carettaları koruyamıyoruz’

Uzun yıllardır yapılan koruma çalışmalarına rağmen Çıralı’da tespit edilen caretta sayısının değişmediğini belirten Elginöz, sebeplerini şöyle sıraladı:

“En önemli sebep carettaları denizde koruyamamamız. Balık ağları, misinalar, hayalet ağlar, plastik atıklar, trol avcılığı ve tekne çarpması, pervane yaralanması gibi sebeplerle her yıl onlarca yetişkin deniz kaplumbağası ölmektedir. Ayrıca üreme kumsallarında inşaat yapılması, ateş yakılması, araçla kumsala girilmesi, Carettaların nesline zarar veren davranışlardır. Herkesin Carettaları korumak için bunlardan kaçınmasını, geceleri üreme kumsallarına girmemesini rica ediyoruz.”

 

[Hayvan hakları yasası nerede?] Hayvanlara ölüm getirecek yasa istemiyoruz

Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu, hükümet yetkilileri tarafından en kısa sürede Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne (TBMM) sunulacağı söylenen, fakat bir türlü Meclis gündemine gelmeyen ve açıklanan içerik itibariyle hayal kırıklığı yaratan hayvan hakları yasasıyla ilgili bir imza kampanyası başlattı.

Hayvan Hakları Yasama ve İzleme Delegasyonu, yapılan açıklamaların hayvan hakları savunucularının taleplerini karşılamayacağını ifade ederek, “Maalesef hayvanlara ölüm ve felaketler getirecek maddeler ile karşı karşıyayız” dedi.

Ceza alt sınırları çok düşük

400’e yakın sivil toplum kuruluşu ve inisiyatifinden oluşan Hayvan Hakları Yasama ve İzleme Delegasyonu, yeni yasanın hayvanlara neden ölüm getireceğini ise şöyle sıraladı:

  • Ceza alt sınırları çok düşük, yetersiz. Hapis yerine sürekli para cezasına çevrilecek cezalar ya da hükmün açıklanmasının ertelenecek.
  • Hayvanların canice öldürülmesine 6 aydan 4 yıla kadar, eziyet edilmesi halinde ise 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmesi, 30 Mart 2020’de değişen ceza infaz sistemi ile hiçbir hapis yararı olmayan sözde cezalar anlamına geliyor.
  • Hayvana tecavüze ise, fail 5 yıl içinde aynı suçu işlemediği sürece ceza yok.
  • “Yasaklı ırk” tanımının kaldırılmasını beklerken, “TEHLİKELİ IRK” kapsamının daha da genişletilerek her tür köpeğin bu kapsama alınabilmesi ve el konulması tehlikesi ile karşı karşıya kaldık.
  • Üretim çiftliklerinde üretim devam edecek, sadece pet-shoplarda kedi köpek satışı olmayacak ancak sonuç; Hayvanlar eşya gibi katalogdan satılacak. Kabul edilemez!

  • Bu yeni yasada öngörülen cezalar, hayvanlara karşı şiddet uygulayanların erteleme, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi müesseselerden yararlanabileceğini gösteriyor. Evlerde bakılacak hayvanlarla ilgili sayı kısıtlamasından vazgeçildiği söylense de, taslakta bu durum ne oldu henüz bilmiyoruz.

Delegasyon, “Hayvanların haklarını korumayan bir yasa tasarısını kabul etmiyorum” diyen herkesi kampanyayı imzalamaya davet ediyor.