Kadın Adayları Destekleme Derneği (Ka.Der), 01 Temmuz 2020 ile 01 Ocak 2021 tarihleri arasındaki altı ayda, haber odaklı yayın yapan 13 televizyon kanalında prime-time’da yayınlanan programlardaki konukların cinsiyet dağılımları inceledi.
Sonuçları kamuoyuna bir raporla duyuran Ka.Der’den yapılan açıklamada, “Konukların yüzde 90’ının erkek olduğu gözlendi” denildi.
Ekranda kadın yok
Yeditepe Üniversitesi‘nden Dr. Barış Gençer Baykan, İrem Dilara Kenan ve Cansu Malak‘ın hazırladığı rapordan öne çıkan bulgular şöyle:
A Haber, Bloomberg HT, CNN Türk, Haber Global, Habertürk TV, Halk TV, NTV, Tele 1, TRT Haber, TV24, TVNET, Ulusal Kanal ve Ülke TV. 184 gün içerisinde 13 televizyon kanalında toplam 2089 haber ve tartışma programı izlendi.
Bu programlara toplamda 6114 konuk katıldı. Programlarda en az 1 ve en fazla 7 konuk ağırlandı. Konukların yüzde 90’ı erkek (5532), yüzde 10’u kadın. (582).
En az kadın konuşmacıya yer veren kanal yüzde 2 ile Bloomberg HT olurken, Halk TV’deki programların konuklarının yüzde 21’i kadın.
Program başına düşen ortalama konuk sayısı 2.93. 2089 programın yüzde 77’sinde sadece erkek konuklar yer alırken eşit sayıda kadına ve erkeğe yer verilen programların oranı yüzde 3,6.
Sadece kadın konuşmacıların olduğu programlar, yüzde 2.
Eşit sayıda kadın ve erkek tartışmacı yer verme oranı Tele 1 ve Halk TV kanalları için yüzde 7. A Haber, Haber Global ve CNN Türk her 100 programlarının sadece 1’inde eşit sayıda erkek ve kadına söz verdi.
En çok kadın konuğa yer veren Halk TV’de bu oran yüzde 21. Diğer bir deyişle en çok kadın konuğa yer veren kanalda bile her 5 konuktan 1’i kadın 4’ü erkek.
Bu çalışmada mercek altına alınan 13 kanalda altı ay boyunca izlenen 2089 haber-tartışma programına katılan her 10 konuktan sadece 1’i kadın.
Bu programların yüzde 77’sine sadece erkek konuklar katıldı. Eşit sayıda kadına ve erkeğe yer verilen programların oranı yüzde 3,6.
Neredeyse her akşam ekranlardan evlere ulaşan siyasi, ekonomik ve sosyal yorumlarda kadınlar yok sayılıyor.
‘Kadın konuk bulamayanlara yardımcı olmaya hazırız’
“Bu sonuçları kanallarla paylaştığımızda kanallar ya duymuyor ya da kadın konuk bulamıyoruz diyorlar” diye konuşan Ka.Der Başkanı Nuray Karaoğlu şunları söyledi:
“Bu düşünce, siyasi partilerin “kadın aday arıyoruz ama bulmakta zorlanıyoruz” sözleri gibi erkek egemen zihniyetin dile dökülmüş halidir.
Oysa ki ekonomi, savunma, çevre, siyaset, sağlık, hukuk, iletişim, eğitim, mühendislik gibi her alanda uzman çok kadın var. Mesele, gerçekten kanalların uzman kadın bulamaması ise, biz her siyasi partiye, her görüşe eşit mesafede duran bir örgüt olarak bu uçurumun kapanması için çözüm önerimiz şudur:
KA.DER olarak harekete geçtik, üniversite ve meslek kuruluşlarımızın katkılarıyla kadın uzman listeleri hazırlamaya başladık. Kanallar konuşmacı, yorumcu aradıkları her alan için bize başvurabilirler; her alanda uzman olarak çalışan, başarılı pek çok değerli kadın yorumcu için havuzumuzdan faydalanabilirler. Biz KA.DER olarak kanallara yardımcı olmaya hazırız..”
2003 yılından beri Almanya‘nın Hamburg kentinde yaşayan pedagog ve aile terapisti Gülsüm Akbayır ile koronavirüs salgınının şehrin psikolojine nasıl yansıdığını ve pandeminin çevresel etkileri üzerine konuştuk.
Aile Danışma Merkezi’nde çalışan Gülsüm Akbayır, pandemiyle birlikte zamanla başvuruların niteliğinin değişmeye başladığını ifade ederken, insan psikolojisinde de büyük köklü değişiklikler yaşandığını söyledi.
Akbayır, koronavirüs salgınıyla birlikte iş koşullarının değişmesi, özellikle babanın evde olması, evden çalışmasının ailedeki bütün dinamikleri etkilediğini dile getirdi.
‘Doğanın kutsallığına pandemide inandım’
Pandeminin çevreye olan etkilerinden de bahseden Gülsüm Akbayır, tüketimin azalmış gibi görünmesine karşın, kişisel çöp üretiminde artış olduğunu kaydetti. Akbayır, pandemiyle birlikte yepyeni bir çöp kültürünün ortaya çıktığını belirtti.
Akbayır, salgın döneminde insanların daha çok toprağı, bahçeyi, doğayı özlediklerini fark ettiğini söyleyerek, “Doğanın kutsallığına pandemide inandım” ifadelerini kullandı.
AKP Grup Toplantısı’nda konuşan Genel Başkan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal İstanbul’la ilgili hazırlıkların büyük ölçüde tamamlandığını, kanalın iki yakasında toplam 500 bin nüfuslu bir şehir kurulacağını söyledi.
Kanala karşı çıkanları da sert sözlerle eleştiren Erdoğan, şunları söyledi:
“Kanal İstanbul’la ilgili hazırlıklarımızı büyük ölçüde tamamladık. Projenin ÇED raporu 56 kurum ve kuruluşun, 200’den fazla bilim insanı, medyanın ve vatandaşlarımızın katkılarıyla tamamlandı.
Kanalın iki yakasında kurulacak toplam 500 bin nüfuslu şehir aynı zamanda İstanbul’un depreme hazırlık sürecini de hızlandıracaktır. Bu proje ulaşım ağlarıyla da bütünlük arz edecektir. Dünya ticaretinin yüzde 90’ının deniz yoluyla gerçekleştirilmesi, Boğazlar’ın en önemli deniz ticaret yollarından biri niteliğini taşıması Kanal İstanbul projesinin önemini artırıyor. Karadeniz’de hem biz hem de kıyısı olan diğer ülke yeni ve büyük limanlar yapıyor. Bu durum Boğaz trafiğinin artacağına işaret ediyor.
Hale bak tehdit ediyor, ‘Kim ki Kanal İstanbul projesine giren bütün müteahhitlerin elinden alırız, kendilerini de kenara koyarız’ Böyle bir şey olabilir mi? Bu nasıl bir çürümüşlük? İstanbul Boğazı’ndan 40 bin gemi geçiyor.”
“Yaz aylarında temeli atıyoruz’
Kanal’ın bölge için yeni bir nefes borusu olduğunu iddia eden Erdoğan, “İnşa edeceğimiz 45 kilometre uzunluğa, 21 metre derinliğe, 275 metre taban genişliğine, en dar yerinde 360 metre su yüzeyi genişliğine sahip Kanal İstanbul, bölge için yeni bir nefes borusu olacaktır. İnşallah bu önemli projenin, etaplar halinde yapılacak ihalesine çok yakında çıkıyor, yaz aylarında da temelini atıyoruz. Epeyce bir gecikmeyle de olsa inşasına başlayacağımız Kanal İstanbul projesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum” diye konuştu.
Millet bahçeleri, sıfır atık, barajlar, HES’ler…
Erdoğan’ın uzun konuşmasında yeni Anayasa çalışmaları, 104 emekli generalin yayınladığı Montrö bildirisi ve CHP ve hakaret içeren cümlelerle eleştirdiği lideri Kemal Kılıçdaroğlu da yerini aldı
Sağlık, eğitim, ekonomi konularında iktidarları dönemindeki icraatleri sıralayan Cumhurbaşkanı, atıksu arıtma tesislerini artırdıklarını, tarihi kent merkezlerini yenilediklerini ve 45 ayrı projede yedi bin tarım köy projesini tamamladıklarını anlattı. 78 ilde, 52 milyon metrekarelik alanda 291 millet bahçesi kurduklarını belirten Erdoğan, “Bugüne kadar 57 millet bahçesini tamamladık, bunlardan 35’ini hizmete aldık, 22’sinin açılışını da yakında yapacağız” dedi.
Sıfır Atık projesiyle 3 yılda, 315 milyon kilovatsaat enerji, 345 milyon metreküp su ve 50 milyon varil petrolden tasarruf ettiklerini kaydeden Erdoğan, 209 milyon ağacı kurtardıklarını öne sürdü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ovaları koruma altına aldıklarını, orman varlığını 20,8 milyon hektardan 22,9 milyon hektara, korunan alan sayısını 175’ten 616’ya, tabiat parkı sayımızı 16’dan 250’ye yükselttiklerini söyledi.
Erdoğan, baraj ve HES’lerle sulama tesisi, meteroloji gözlem sistemi sayılarını da artırdıklarını kaydetti.
Tüm tepkilere rağmen yapımının tamamlanması ile birlikte 12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf’i su altında bırakan Ilısu Barajı’nın yarattığı olumsuz etkiler devam ediyor. Resmi verilere göre bir ilçe, 108 köy ve 42 mezra sular altında bırakıldı. Hasankeyf Koordinasyonu’nun Eylül 2019’da yayınladığı 54 sayfalık rapora göre ise 199 yerleşim yeri sular altında kaldı. 2019 Haziran’ında köylülere imamlar aracılığı ile köylerin boşaltması bilgisini ileten yetkililer, barajın su tutma işlemlerinin başlaması ile ilgili herhangi bir bilgi ise aktarmadı. 23 Temmuz 2019’da barajın su tuttuğuna dair ilk haberlerin 18 gün ardından, Batman Valiliği resmi açıklamada bulunarak 10 Ağustos 2019 tarihinde “Baraj rezervuar içerisinde can ve mal emniyeti bakımından dikkatli olunması ve gerekli tedbirlerin alınması büyük önem arz etmektedir” dedi.
Baraj sularının Ocak 2020’de ulaştığı Hasankeyf’te su seviyesi en üst kota Haziran 2020’de ulaştı. Gerekli testlerin yapılmasının ardından ise su kontrollü olarak düşürüldü. Tüm bunlar yaşanırken ne köylüler ne de basın bilgilendirilmedi.
Barajın yanı başında elektriksiz ve susuz yaşam
Su altında bırakılan alanlara dair saha çalışmasının olmayışı yüzünden yeni yerleşim alanlarının tamamlanıp tamamlanmadığı ve net olarak kaç kişinin göç ettiği bilinmiyor. Hasankeyf Koordinasyonu’nun Eylül 2019 raporunda bu kişilerin 100 bini bulduğu ifade edildi. İmamlar aracılığıyla kimi köylere bilgilendirme yapılmışsa da pek çok köy halkı bir sabah kalktığında evlerinin su tuttuğunu görerek yaşadıkları yeri hızla terk etmek zorunda kaldı. Şırnak, Siirt, Batman, Mardin ve Diyarbakır’da onlarca köy su altında bırakıldı.
Yeşil Gazete için Siirt, Şırnak ve Batman’daki köylerde yaptığımız çekimler sırasında onlarca köyün yerleşim alanlarının bitirilmediğini, evlerini kendi imkanları ile bitirenlerin ise alt yapılarının bir yıldan fazla zamandır tamamlanmadığını kayıt altında aldık. Batman Merkeze bağlı Hasankeyf’e 10 kilometre uzaklıkta bulunan Urganlı Köyü sakinleri bir yılı aşkın süredir kendi yaptıkları derme çatma çadırlarda yaşarken Siirt’e bağlı Soğuksu Köyü’ndeki köylülerse yine kendi imkanları ve AFAD’ın verdiği çadırlarda bir yılı aşkın süredir elektriksiz ve susuz yaşamak zorunda bırakıldı.
‘Rezillik içindeyiz’
Soğuksu Köyü Muhtarı Yunus Doğu, köy yerlerinin yapılması amacıyla tüm kapıları çaldıklarını, son olarak bakanlığa yazı yazıldığını ve yerleşim alanlarının belirlenmesi için beklediklerini anlatıyor. Bir yıldır “doğal” yaşadıklarını anlatan Doğu, su dolan barajın hemen yanı başında aylardır elektriksiz ve susuz yaşadıklarını belirtiyor.
Köyde yaşanan insanlık dramını anlatan köy sakinlerinden Safiye Kapmaz ise banyo, tuvalet yeri ile çamaşır ve bulaşık yıkama yerlerinin aynı olduğunu anlatırken yaşadıklarını “rezillik” olarak tanımlıyor: “6-7 aydır çadırdaki kilimleri su olmadığı için yıkayamadık. Gece kokudan yatamıyorum. Köyümü çok özledim, artık köyümüz yapılsın.”
‘Fareler eşyaları kemiriyor’
Siirt Kurtalan’a bağlı Aşağı Dibekliköyü sakinlerinden Fatma Varna ise, şehre yerleşmek zorunda kaldıklarını ama kiralarını ödemekte zorlandıklarını söylüyor. Köyde bulunan evlerinin pencerelerini, caminin minaresini dahi barajın sularının gelmediği bir alana taşımışlar, derme çatma çadırlara koydukları ev eşyalarını ise fareler kemirmiş.
‘Baraj yapılmadan yerleşim yerleri bitirilmeliydi’
Şırnak Güçlükonak’a bağlı Ağılköy sakinlerinden Avukat Şirin Şen ise Siirt ve Şırnak’da çalmadığı kapı kalmadığını ve gerekli tüm yasal başvuruları yapmasına rağmen köylerine ilişkin herhangi bir çalışma yapılmadığını anlatıyor:
“Sadece benim köyüm değil Şırnak, Siirt, Batman, her yerde durum aynı. Benim köyüme gemi ile gidebilirsiniz sadece o da toprakların olduğu alana. Ne yol var ne de geminin yanaşacağı bir yer. Köy alanına gidecek yol dahi artık yok. Dünyanın neresine giderseniz gidin bir baraj yapıldığında önce yerleşim yerleri yapılır, yol yapılır burada ise hiçbiri yapılmadı.”
AKP’lilerin köyü 2008’de tamamlandı
Eski Siirt Eruh Köprüsü’nün bulunduğu alanda bulunan iki köy eski AKP Siirt Belediye Başkanı Mervan Gül ile bölgenin en büyük ailelerinden Olgaçlar’a ait. 2008’de TOKİ’nin Tarım Köy Projesi kapsamında yaptırdığı 62 villa tarzı evi, akrabaları ve yakınlarının almasını sağladı. Proje, aynı zamanda Ilısu mağdurları için planlanmıştı.
Aşağıdibekli Köyü sakinlerinden İsmet Varna’nın anlattıkları ise tüm bölgede yaşananları özetler nitelikte. Kendi köylerinin mezra niteliğinde olduğunu belirten Varna, devlet imkanları ile ağaların evlerinin yapıldığını, kendilerininkinin ise yapılmadığını anlatıyor. “ Davulun sesinin uzaktan hoş gelir. Onların evinde asansör dahi varken bizim tek katlı bir binamızı yapacağımız yerimiz dahi yok. İnsanlar barajdan dolayı köylülerin torbalar dolusu para aldığını söylüyor. Bizim için bu sözleri söyleyenler de bu güzelliği yaşasın!”
Köprü talebi
Baraj sadece su kenarında bulunan köyleri değil, asma ve beton köprüleri de su altında bıraktı. Bu nedenle de yüzlerce köye ulaşım güçleşti. Siirt’in Mişar Ovası’na giden yol üzerindeki eski Eruh Köprüsü’nün su altında bırakılması nedeniyle en az 100 köye ulaşım, küçük feribotlar ile yapılmak zorunda. Daha önceleri 20 dakikada alınan yol için şimdilerde dört saate varan bir süre gerekiyor. Köyden getirdiği iki bidon sütü gösteren Leylihan Topal, hastalandıklarında hastaneye gidebilmek için bile saatlerce beklemek zorunda kaldıklarını ve bir an önce köprünün yapılarak mağduriyetlere son verilmesi gerektiğini söylüyor.
Baraj altında bırakılan köylerin yerine yapılacak yerleşim yerlerinin büyük çoğunluğu henüz tamamlanmadı; kiminin yeri dahi bulunmazken en az bir köy ise bir yılı aşkın süredir susuz ve elektriksiz bir şekilde yaşamak zorunda bırakıldı. Ne ekoloji ve göç kurumları ne de siyasi partilerin ilgi göstermemesi yüzünden bölgede eksiklikler ne, köylerin barınma taleplerinin ne kadarı yerine getirildi halen tam olarak bilinmiyor. Ancak medyada sık sık dile getirildiği için, herkes Ilısu Veysel Eroğlu Barajı’nın yıllık elektrik üretim kapasitesini yakından biliyor.
Sri Lanka yarattığı ekolojik tahribat ve sağlık sorunları nedeniyle tepki toplayan “palm yağı” olarak da bilinen palmiye yağının ithalatını ve yeni palmiye çiftliklerini yasakladığını duyurdu. Karar doğrultusunda var olan çiftlikler de kademeli olarak kapatılacak.
Cumhurbaşkanı Gotaboya Rajapaksa, amaçlarının palmiye yağı tüketimini bitirmek olduğunun altını çizdi.
Sputnik Türkçe’nin aktardığına göre Rajapaksa, aşamalı kapatılacak palmiye çiftliklerinin yerine kauçuk ağacı ya da çevre dostu ürünler ekileceğini de vurguladı.
Fotoğraf: Shutterstock
Malzeme listesinde gösterme zorunluluğu
2014 yılında Avrupa Birliği‘nde çıkarılan bir yasa gıda ürünlerinde palmiye yağı kullanan üretici firmaların bunu bu isimle malzeme listesinde göstermesini zorunlu hale getirmişti.
2017’de Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu‘nun (EFSA) Ferrero’nun sevilen markası Nutella başta olmak üzere birçok üründe kullanılan palmiye yağının kanser riskine işaret etmesi, sağlık ve çevreye etkilerini yeniden gündeme taşımıştı.
Çevre örgütleri de en büyük sorunun palmiye yağının kendisinden ziyade, palmiye çiftlikleri olduğunu söylüyor. Yağışlı, tropik ormanların olduğu bölgelerde kurulan palmiye çiftliklerine yer açmak için ormanların kesilmesi ve avlanma nedeniyle orangutanların bir kısmının nesli de tükenme tehlikesi altında.
Dünyada önemli tıp dergilerinden biri kabul edilen Lancet Psikiyatri‘de yayımlanan Amerika Birleşik Devletleri‘nde koronavirüs hastalığını ağır geçiren binlerce hastanın katıldığı bir araştırmanın sonucuna göre, bu kişilerin yüzde 34’ü altı ay içinde psikiyatrik veya nörolojik sorunlar yaşadı.
Araştırma için 236 bin 379 kişinin elektronik sağlık verileri incelendi.
En yaygın görülen sorun anksiyete
Araştırmanın öne çıkan sonuçları ise şöyle sıralandı:
Koronavirüs salgınını ağır geçiren hastaların yüzde 34’ü, altı ay içinde psikiyatrik veya nörolojik sorunlar yaşadı.
En yaygın görülen sorun anksiyete olurken, katılımcıların yüzde 17’sinin anksiyete yaşadığı kaydedildi.
Hastaların yüzde 14’ünde duygu durum bozuklukları görüldü.
Yüzde 5’i uykusuzluk şikayeti yaşadı.
Felç ve demans gibi nörolojik teşhisler daha nadir görülse de, bu sorunların hastalığı en ağır geçirenler arasında teşhis edildiği belirtildi. Buna göre, hastalık sürecinde yoğun bakımda yatan kişilerin yüzde 7’si sonradan felç geçirdi; yüzde ikisine demans teşhisi kondu.
Ayrıca, araştırma aynı dönemde grip veya başka solunum yolu hastalıkları geçiren hastalarla kıyaslandığında koronavirüs salgını geçiren hastalar arasında bu teşhislerin daha yaygın olduğunu ortaya koydu.
‘Gerçek veriler’
Araştırmanın başyazarı olan Oxford Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Paul Harrison, araştırmayla ilgili şu açıklamayı yaptı:
Bunlar büyük bir örneklemden alınan gerçek veriler. Covid-19 sonrası görülen psikiyatrik teşhislerin yüksek oranda olduğunu teyit ediyorlar.”
Bunun yanında Harrison, teşhislerin oranlarının düşük gibi görünmesinin yanında hem kronik hastalıklardan söz edildiğine, hem de genele oranlandığında sağlık sistemleri üzerinde yıllarca olumsuz etkilere yol açabileceğine dikkat çekti.
Araştırmacılar, koronavirüs salgınının uzun vadedeki etkilerinin sağlık sistemleri üzerinde yıllar boyunca hissedileceğine dikkat çekti ve araştırmada sağlık sistemlerine daha fazla kaynak ayrılması için çağrı yapıldı.
Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptal edilen Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanun Teklifi‘nin birinci bölümünün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilmesiyle kamuda çalışacak öğretmenler de güvenlik soruşturmasına dahil edilmiş oldu.
AKP tarafından hazırlanan kanun teklifine göre, güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması sonucunda elde edilen kişisel verilerin göreve atanma yönünden değerlendirileceği Değerlendirme Komisyonu kurulacak.
Araştırma kimlere yapılacak?
Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şeklinden bağımsız olarak ilk kez ya da yeniden memuriyete veya kamu görevine atanacaklar hakkında yapılacak.
Teklifte, “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılacaklar” şu şekilde sıralandı:
Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler,
Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli,
Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel,
Üst kademe kamu yöneticileri,
Özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler,
Milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler.
Soruşturma için bakılacak konulara yeni düzenleme
Teklifle birlikte, arşiv araştırmasının kapsamı ve güvenlik soruşturması kapsamında bakılacak konular da yeniden düzenlenecek.
Arşiv araştırmasının kişinin “Adli sicil kaydının, kişinin kolluk kuvvetlerince halen aranıp aranmadığının, kişi hakkında herhangi bir tahdit bulunup bulunmadığının, kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili hükümleri kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının mevcut kayıtlardan bakılmasını” kapsaması planlanıyor.
Güvenlik soruşturmasının ise “Arşiv araştırmasındaki konulara ilave olarak kişinin görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesini” kapsaması planlanıyor.
Öte yandan, kabul edilen önergeyle birlikte “Güvenlik soruşturmasına görevin gerektirdiği niteliklere etkisi yönüyle kişinin eşi ile birinci derece kan ve sıhri hısımlarını” dahil eden hükmün tekliften çıkarılmasına karar verildi.
Araştırmayı kimler yapacak?
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılacak.
Araştırma ve soruşturmayı yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen talep doğrultusunda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeleri, kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararlarını, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında alınan kararlar ile birlikte, kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış soruşturma, kovuşturmalar kapsamındaki olguları alabilecek.
Değerlendirme Komisyonu devreye girecek
Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonuçlarının değerlendirilmesi için Değerlendirme Komisyonu görevli olacak.
Değerlendirme Komisyonu, kendisine iletilen verilere ilişkin değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire iletecek ve mahkemeler tarafından istenilmesi durumunda bilgiler sunulacak.
Değerlendirme Komisyonu, Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanı’nın görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, TBMM Başkanlığı’nda genel sekreter yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulacak.
Fotoğraf yarışmalarını dünyada ilk kez kupa formatında düzenleyen PhotoCup‘ın “Küresel Isınma ve Çevre Kirliliği” temasında düzenlediği yeni kupası sahiplerini buldu.
443 fotoğrafçının toplam 688 fotoğrafla yarıştığı kupada birinciliği, Arif Miletli’nin Bursa’nın Orhaneli ilçesinde çektiği fotoğrafı kazandı.
Erdal Çalışkan’ın çarpıcı bir kuraklık fotoğrafıyla ikinci olduğu yarışmada, Osman Arsal ve Emre Ozan’ın yarı finalde yarışan fotoğrafları ise üçüncülüğü paylaştı.
Fotoğraf: Erdal Çalışkan
Bu seneki yarışma, insanın, insana ve çevresine en büyük zararı yine kendisinin verdiğini vurgulamak için “Fotoğraflar Bizi Kendimizden Koruyabilir Mi?” sloganıyla düzenlenmişti.
Fotoğraf: Emre Ozan
Eleme usulüyle ilerleyen PhotoCup yarışmalarının tümünde olduğu gibi, “Küresel Isınma ve Çevre Kirliliği” kupasında da kazanan fotoğrafı hem fotoğraf severlerin hem de fotoğraf eğitmenlerinden oluşan Photocup Masters ekibinin oyları belirledi.
Fotoğraf: Osman Arsal
Photocup hakkında
Fotoğrafçı Niko Guido’nun özgün fikrinden doğan PhotoCup’ta; bir kupa için yüklenen fotoğraflar, alışılagelmiş yarışmaların aksine kupa başladığı an rastgele bir şekilde rakipleriyle eşleşiyor ve oylama başlıyor. Hem fotoğraf severlerin hem de önemli eğitmenlerden oluşan PhotoCup Masters’ın oylarıyla karşılaşmaları kazanan fotoğraflar bir üst tura geçiyor, başka bir fotoğrafla yeni bir karşılaşma yapıyor.
Her turda yeniden başlayan heyecan günlerce sürerken, en çok oyu alarak tüm turları geçen ve final maçını kazanan fotoğraf şampiyon oluyor. Herkese açık yarışma platformu PhotoCup’ın eğlenceli formatı sayesinde sadece fotoğraf yükleyenler değil oy verenler de yarışma heyecanına katılabiliyor. Katılımcılar, tur atlayacak fotoğraflarda yaptıkları doğru tahminlerle en iyi oy verenler arasında yer alarak ödül kazanma fırsatı da yakalıyor.
Datça’daki Kargı Koyu yakınında bulunan ve Hazine’ye ait büyük bir alan otel yapılmak üzere özelleştiriliyor. Özelleştirilmek istenen alan, burun şeklindeki yarımadayı da kapsıyor.
Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın aktardığına göre mülkiyeti Maliye Hazinesi’ne ait olup özelleştirme kapsam ve programında bulunan Datça Mahallesi 213 ada, 1 parsele ilişkin karar Resmi Gazete’de yayınlandı.
Kargı Koyu
Otel, tesis, otopark…
“Otel alanı, günübirlik tesis alanı, park alanı, otopark, doğal karakteri korunacak alan, zeytinlik alan, trafo alanı, dere ve yol” kullanım kararları getirilmesine yönelik Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan çevre düzeni ve imar planı değişiklikleri onaylandı.
Alınan bilgiye göre Cennetköy’ün hemen yanında bulunan bu bölge Datça’nın en değerli bölgelerinden birisi olarak gösteriliyor. Bakir bir alanı kapsayan arazi, plan değişikliklerinin ardından otel yapılmak üzere özelleştirilecek.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ramazan ayında 365 gramlık pidenin 1.5 TL’den Halk Ekmek büfelerinden alınabileceğini duyurdu.
İstanbul Fırıncılar Odası ile İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, İstanbul’da 365 gramlık sade pidenin 4 TL’den satılacağını duyurmuştu.
Yumurtalı ve susamlı pide 5 TL
İstanbul Fırıncılar Odası Başkanı Erdoğan Çetin ile İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Faik Yılmaz‘ın imzasıyla yayımlanan fiyat tarifesine göre, İstanbul’da 365 gramlık sade pidenin 4 TL’den, aynı gramajlı yumurtalı ve susamlı pidenin de 5 TL’den satılacağı açıklanmıştı.
Geçtiğimiz yıl, İstanbul’da 350 gram Ramazan pidesi 3 TL’den satılıyordu.
Twitter’dan açıklama
Ekrem İmamoğlu, Twitter hesabıdan yaptığı paylaşımda Ramazan pidelerinin 1.5 TL’den satılacağını şöyle duyurdu:
Vatandaşlarımız Ramazan’da 365 gramlık pideyi 1.5 TL’den Halk Ekmek büfelerinden satın alabilecekler. İBB olarak ülkemizin yaşadığı ekonomik zorlukta İstanbullulara en sağlıklı ve ucuz ekmeği sunmaya devam edeceğiz.”