Grönland genel seçimlerinde sol görüşlü Inuit Ataqatigiit (IA) partisi oyların üçte birinden fazlasını alarak seçimin kazananı oldu. Böylece 1979 yılından bu yana iktidarda olan ve madencilik yanlısı Siumut partisinden bayrağı devralmış oldu.
IA oyların yüzde 37’sini alırken, sosyal demokrat Siumut partisi yüzde 29 oranında kaldı.
Çevreci bir politika izleyen partinin 34 yaşındaki lideri Mute Egede’nin gelecek haftalarda hükümet kurmak için çalışmalara başlayacağı açıklandı.
Maden karşıtı kampanya zafer getirdi
56 bin gibi küçük bir nüfusa sahip olmasına rağmen uluslararası kamuoyu Grönland’daki seçimleri yakından takip ediyordu. Çünkü IA, seçim öncesinde yaptığı açıklamalarda Grönland’ın zengin ve geniş yeraltı kaynaklarının kullanıma açılmayacağını açıklamıştı.
Ayrıca ilk iş olarak büyük bir nadir toprak madenciliği projesinin iptali sözünü vermişti. Rüzgar türbinlerinde, elektrikli araçlarda ve savaş uçaklarında kullanılan neodimyum gibi nadir toprak elementlerinin yanı sıra uranyum da içeren Kvanefjeld projesini durdurmak için kampanya yürüttü.
Buna karşın iktidardaki sosyal demokrat Siumut Partisi ise, maden yataklarının milyonlarca dolarlık gelir ve iş sağlayacağını belirterek, projeye desteğini açıklamıştı.
Buzların erimesi madenleri açığa çıkarttı
Grönland’ın ekonomisi balıkçılık ve Danimarka hükümetinin sübvansiyonlarına dayanıyor ancak insan kaynaklı iklim krizi nedeniyle buzların erimesinin ardından ortaya zengin maden yatakları ortaya çıktı.
Ülkenin güneyindeki Kvanefjeld’deki maden sahasının sahibi olan şirket, madenin elektronik ve silah üretiminde kullanılan 17 elementten oluşan “nadir toprakların batı dünyasının en önemli üreticisi olma potansiyeline” sahip olduğunu söylüyor.
Yerli halkın çoğu, söz konusu maden projelerinin tarım arazilerindeki potansiyel radyoaktif kirlilik ve zehirli atıkları ortaya çıkarmasından kaynaklı endişelerini dile getiriyordu.
Trump satın almak istemişti
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2019’da satın almayı teklif ettiği 56 bin kişilik ada, Danimarka Krallığı’nın bir parçası ancak geniş bir özerkliğe sahip. Bu teklif iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesine yol açmıştı.
Maden tartışmalarının yanı sıra Rusya, uzun bir kıyı şeridine sahip olduğu Kuzey Kutbu’nda buzların erimesiyle ortaya çıkan yeni ticaret rotası üzerindeki hakimiyetini kurmak için ekonomik ve askeri faaliyetlerini artırıyor ve bu da batı hükümetleri tarafından endişeye yol açıyor.
Almanya 2038 yılına kadar kömüre dayalı elektrik üretim kapasitesini sıfırlama hedefi kapsamında üç termik santralin daha kapatılmasına karar verdi.
Almanya Federal Ağ İdaresi (BNetzA) tarafından yapılan açıklamada 1.500 MW’lık kömürlü termik santral kapasitesinin devreden çıkması için yapılan ihalede toplam kurulu güçleri 1.514 MW olacak üç ayrı santralin kapatılması için yapılan teklif kabul edildi.
8 Aralık’a kadar kapatılacaklar
Yeşil Ekonomi’nin aktardığına göre ihalede tavan fiyat MW başına 155 bin Euro idi. BNetzA açıklamasında kazanan tekliflerin 8 Nisan 2021 günü açıklanacağı belirtildi.
Yarışmanın sonuçlarına göre 757 MW gücündeki Wilhelmshaven, 690 MW gücündeki Mehrum ve 67 MW gücündeki Deuben elektrik üretim santrallerin 8 Aralık 2021 tarihine kadar kapanması gerekecek.
Bu santrallerin sahiplerine de yarışmada oluşan fiyat baz alınarak santrallerin kurulu gücüne göre tazminat ödenecek.
Wilhelmshaven termik santrali
Bir sonraki ihale nisan ayında
2.048 MW’lık kapasitenin 2022 yılında devreden çıkma şartı ile düzenlenecek bir sonraki ihale için başvurular ise nisan ayında alınacak.
Almanya’da geçtiğimiz yıl temmuz ayında kabul edilen düzenleme ile ülkenin kömüre dayalı elektrik üretim kapasitesinin 2022 yılına kadar 30 GW azalması, en geç 2038’de ise sıfıra inmesi hedefi getirilmişti.
Sosyal Güvenlik Kurumu, (SGK) işçilerin işten çıkarıldıkları zaman kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, işsizlik maaşı gibi haklarını almasına engel olan Kod-29 ile ilgili bir açıklama yaptı.
SGK tarafından yapılan açıklamada, “Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller” başlığı altındaki işten çıkarma sebeplerinin aynı kodla bildiriminin belirsizliklere yol açmasından dolayı her biri için ayrı kodlar belirlendiği ifade edildi.
Kod-29, işverenin işçinin sözleşmesini “Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerileri” gerekçesiyle feshedilebilmesini sağlıyor. Kod-29 ile pandemi döneminde geçerli olan işten çıkarma yasağı da kırılabiliyor.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) 2020 yılında Kod-29 ile 176 bin 662 işçinin işten çıkarıldığını, bunlardan 34 bin 145’inin kadın, 142 bin 517’sinin de erkek olduğunu açıklamıştı.
SGK tarafından yapılan açıklama
SGK tarafından Kod-29 ile ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
SGK, Koronavirüs salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinden çalışanlarımızı korumak için 16.04.2020 tarihinden itibaren fesih kısıtı uygulaması getirilmiştir. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller görevin kasten ve sürekli ihmali, mazeretsiz işe gelmemek gibi maddelerin yanı sıra cinsel taciz, küfür, hırsızlık, uyuşturucu madde kullanmak gibi halleri de içermektedir.
Bu hallerin tamamında iş akdinin feshi durumunda işten ayrılış işlemlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirimleri ’29 nolu kod’ üzerinden yapılmaktadır. Birbirinden farklı fesih nedenlerinin tamamının aynı kod (Kod-29) ile bildiriminin çalışma hayatında belirsizliklere yol açtığının görülmesi üzerine SGK genelgesinde yapılan değişiklik ile ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallerin tamamı için ayrı ayrı kodlar belirlenmiştir.
Böylelikle mazeretsiz devamsızlık hali ile hırsızlık gibi birbirinden farklı fesih sebeplerinin farklı bildirim kodları ile yapılması sağlanarak, olası sorunların önüne geçilecektir. Ayrıca, 16.04.2020 tarihinden itibaren uygulanan fesih kısıtını delmek amacıyla, işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışı olmaksızın ‘Kod-29’ kullanılarak çok sayıda çalışanın işten çıkarıldığı yönünde iddialar bulunmaktadır.”
SGK, fesih kısıtından önceki dönemde aylık ortalama 17 bin çalışanın işten ayrılış nedeninin ‘Kod-29’ olarak bildirildiğini, fesih kısıtından sonra ise bu sayının düştüğünü ve aylık ortalama 15 bin kişi olduğunu ileri sürdü.
Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu Teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı.
Kanunla, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkeler, kimler hakkında yapılacağı, araştırma konusu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğu, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağı, hangi mercilerin soruşturma ve araştırma yapacağı, değerlendirme komisyonu, veri güvenliği ile verilerin saklanma ve silinme süreleri yeniden düzenleniyor.
Kimlere yapılacak?
Buna göre, arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk kez veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılacak. AA’nın aktardığına göre kanunda, “güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılacaklar” şu şekilde sıralanıyor:
Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler,
Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli,
Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel,
Üst kademe kamu yöneticileri,
Özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler,
Milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler.
Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler.
Fotoğraf: AA
Kapsamları ne?
Kanunla, arşiv araştırmasının kapsamı ile güvenlik soruşturması kapsamında bakılacak konular da yeniden düzenleniyor. Arşiv araştırması, kişinin adli sicil kaydının, kişinin kolluk kuvvetlerince halen aranıp aranmadığının, kişi hakkında herhangi bir tahdit bulunup bulunmadığının, kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili hükümleri kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının mevcut kayıtlardan tespit edilmesini kapsayacak.
Güvenlik soruşturması ise arşiv araştırmasındaki konulara ilave olarak kişinin; görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesini içerecek.
Kim tarafından yapılacak?
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirliklerince yapılacak.
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeleri, kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararlarını, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguları almaya yetkili olacak.
Fotoğraf: AA
Değerlendirme komisyonu kurulacak
Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulacak.
Değerlendirme Komisyonu, Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanı’nın görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, TBMM Başkanlığı’nda genel sekreter yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulacak.
Milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirme, ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki değerlendirme komisyonunca yapılacak.
Kişisel veri güvenliği ve gizlilik
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler ile değerlendirme komisyonları, veri güvenliğine ilişkin önlemleri alacak.
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin her evresinde gizliliğe uyularak ilgili bilgi ve belgeler yasal olarak bilmesi gerekenlerden başkasına verilmeyecek ve açıklanmayacak. Bu kapsamda elde edilen kişisel veriler, amacı dışında işlenemeyecek ve aktarılamayacak.
İki yıl sonunda silinecek
Kanunda, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sürecinde elde edilen kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesine dair hükümler de yer alıyor. Buna göre, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sırasında elde edilen kişisel veriler, işlenme amacının ortadan kalkması halinde veya her durumda iki yılın sonunda değerlendirme komisyonlarınca silinecek ve yok edilecek.
Bu veriler, işleme karşı dava açılması halinde karar kesinleşmeden silinemeyecek ve yok edilemeyecek. Mahkemelerin bu konudaki talepleri, Değerlendirme Komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve kuruluş tarafından karşılanacak.
Neler değişti?
Hakim ve savcı adaylığına atanacaklar ile hakimlik ve savcılık mesleğine kabul edilecekler, hakim ve savcı sınıfı dışında kalan adli ve idari yargıda çalıştırılacak tüm personel hakkında artık Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’na göre arşiv araştırması yapılacak.
Ayrıca kaymakam adaylığına atanacaklar; Milli Savunma Bakanlığı nam ve hesabına Bakanlıkça belirlenen eğitim kurumları ile Milli Savunma Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve enstitülerde eğitim görecekler; Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı nam ve hesabına eğitim öğrenim görecekler; Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisine bağlı eğitim öğretim kurumlarında öğrenim görecekler ile Polis Akademisinde ve akademi nam ve hesabına diğer eğitim kurumlarda eğitim görecekler; Dışişleri Bakanlığı aday meslek memurluğu, aday konsolosluk ve ihtisas memurluğuna atanacaklar ile doğrudan yurt dışı teşkilatında istihdam edilecek personel hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’na göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak.
Kanun, Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’u yürürlükten kaldırıyor.
Mevzuatta bu kanuna yapılan atıflar, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’na yapılmış sayılacak.
Teklifin kabul edilmesinin ardından, TBMM Başkanvekili Nimetullah Erdoğmuş, birleşimi, bugün saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
Sınırlı kaynaklarla yaşadığımız ve o sınıra çoktan dayandığımız bir dünyada sürdürülebilir bir yaşam inşa etmenin bir yolu da geri dönüşümden geçiyor.
Yaptığımız alışverişlerde çoğu ürünü raflardan alıp doğrudan alışveriş sepetine koyuyoruz. Ancak çoğu zaman dikkatimizden kaçan o ambalajda yer alan semboller daha bilinçli bir tüketimin anahtarı.
Peki farklı türdeki geri dönüşüm sembolleri ne anlama geliyor ve bu ürünler nasıl geri dönüştürülebilir? Bu soruların cevabını sizin için bir araya getirdik.
Mobius Döngüsü
En yaygın olan ve geri dönüşümün sembolü haline gelmiş Mobius Döngüsü ile başlayalım. Evrensel olarak kullanılan bu sembol 1960 yılında ABD’de düzenlenen bir yarışmada o zaman 23 yaşında olan Gary Anderson tarafından tasarlandı.
Bu döngü Almanyalı matematikçi August Ferdinand Möbius’un döngüsüne benzediği için bu isimle anılıyor. Oklardan birincisi toplama ve ayrıştırmayı, ikinci ok işletme ve dönüştürmeyi üçüncü ok ise satın alma ve kullanmayı gösterir.
Bu sembol, ürünün geri dönüştürülebileceğini gösterir. Fakat malzemenin yerel geri dönüşüm merkezi veya toplayıcı firma tarafından kabul edileceğini garanti etmez. Ayrıca ürünün geri dönüştürülmüş malzemelerden yapıldığını da göstermiyor.
Geri dönüştürülmüş materyaller
Mobius Döngüsü sembolünde eğer beyaz oklar ve alt taban siyah olarak kullanılmış ise bu, maddenin tamamı geri dönüşüm tarafından sağlandığını belirtir.
Bazen de geri dönüşüm sembolünün içerisinde yüzdelik kısmı yazar. Bu da maddenin yüzde kaçının geri dönüştürülmüş materyalden hazırlandığını ifade eder.
Yeşil nokta
Yeşil Nokta’nın anlamı genellikle Mobius Döngüsü ile karıştırılıyor. Ancak bu nokta ambalajın geri dönüştürüldüğü veya geri dönüştürülebileceği anlamına gelmez.
Uluslararası bir simge olan bu işaret PRO-Europe organizasyonunu temsil eder ve Türkiye’de ÇEVKO Vakfı tarafından verilir. Yeşil Nokta işareti kuruluşların ÇEVKO ile marka kullanımı için sözleşme imzaladığı anlamını taşır.
Plastikler
Döngülerin içerisindeki sayılar kullanılan materyalleri tanımlamak için kullanılıyor. 1’den 7’ye kadar olan sayılar ise plastik kategorisindeki materyalleri gösteriyor.
Tüm plastikler geri dönüştürülebilir olmadığı için alırken bu maddelere dikkat etmek oldukça önem taşıyor. Gelin bu sayıların karşılıklarına birlikte bakalım:
PET (Polietilen tereftalat): PET en yaygın olarak kullanılan plastiklerden. Çoğu su ve meşrubat şişesinde de bu sembol bulunuyor. Sembol ürünün tek kullanımlık olduğunu tekrar kullanımların sağlığa zararlı olacağını gösteriyor. Yani geri dönüştürülmesi gereken ancak tekrar kullanılmaması gereken ürünlerden. 1 rakamıyla gösterilir.
HDPE (Yüksek yoğunluklu polietilen): Deterjan, yağ şişeleri, oyuncaklar ve bazı plastik torbaları yapmak için kullanılan sert bir plastik. İkincil kullanım için geri dönüştürülmesi nispeten basit ve uygun maliyetli olduğu için en yaygın geri dönüştürülen plastik türü. Dayanıklı olan bu plastik türü güneş ışığına aşırı ısınmaya veya donmaya maruz kaldığında bozulmuyor ve tekrar kullanılabiliyor. 2 rakamıyla gösterilir.
PVC (Polivinil klorür): Yumuşak ve esnek bir plastik olan PVC daha çok bilgisayar kabloları için kaplama malzemesi olarak ve plastik boruların ve boru tesisatının parçalanmaması için kullanılır.
‘Zehirli plastik’ olarak adlandırılır çünkü tüm yaşam döngüsü boyunca sızdırabileceği çok sayıda toksin içerir. Saf PVC malzemenin yüzde 1’inden daha azı geri dönüştürülebilir. PVC plastik kullanılarak üretilen ürünler ise geri dönüştürülemez. 3 rakamıyla gösterilir.
LDPE (Düşük yoğunluklu polietilen): Genellikle kuru temizleme giysi ambalajlarında, ekmek paketlemede kullanılan plastiklerde bulunur. Çoğu mağazada kullanılan plastik poşetler de LDPE plastik kullanılarak yapılıyor.
LDPE diğer plastiklerden daha az zehirli ve kullanım için nispeten daha güvenli kabul edilir. Geri dönüştürüldüğünde, plastik kereste, peyzaj tahtaları, çöp tenekeleri ve yer karoları için LDPE plastik kullanılır. Geri dönüştürülmüş LDPE kullanılarak üretilen ürünler geri dönüştürülmüş HDPE plastik kullanılarak yapılanlar kadar sert değildir. LDPE plastik kullanılarak üretilen ürünler tekrar kullanılabilir, ancak her zaman geri dönüştürülemez. 4 rakamıyla gösterilir.
PP (Polipropilen): Sert, hafif ve ısıya dayanıklı. Nem, yağ ve kimyasallara karşı bariyer görevi görür. Bir tahıl kutusundaki ince plastik astarı açmaya çalıştığınızda, bu polipropilendir. PP’nin yeniden kullanım için güvenli olduğu kabul edilir ve üretilen ürünler de geri dönüştürülebilir. 5 rakamıyla gösterilir.
PS (Polistiren): Çok çeşitli kullanımlara sahip ucuz, hafif ve kolay şekillendirilebilir bir plastik. En sık kullanıldığı yerler tek kullanımlık strafor içme bardakları, yumurta kartonları, plastik çatallar, köpük ambalajlar ve içerikleri korumak amacıyla nakliye kutularını doldurmak için kullanılan köpükler. Dünyanın tüm plajlarında plastik olarak en çok polistiren parçaları vardır ve sayısız deniz canlısı bu plastiği yutar. Polistiren ürünler için geri dönüşüm yaygın değil. Geri dönüşüm polistiren teknolojisi mevcut olsa da, geri dönüşüm pazarı küçük.
Diğer (BPA, Polikarbonar, Lexan): 7 rakamıyla gösterilen diğer kategorisi polikarbonat ve diğer plastikler için ortak bir kategori olarak tasarlandığı için kategori içerisinde yeniden kullanım ve geri dönüşüm protokolleri standartlaştırılmamış durumda.
Camlar
Geri dönüşüm işaretindeki en büyük sayı 79. Ambalajında 70’den 79’a kadar bir sayı olan ürünler cam malzemeler kullanılarak üretilenleri gösteriyor.
Ancak içeriğin camdan oluştuğunu göstermek için kullanılan farklı semboller de bulunuyor. Camın çoğunluğu geri dönüştürülebilir.
Kağıt veya karton
Ham maddesi kağıt ya da karton olan malzemelerin kod numarası 20 ile gösterilir. Ambalaj kağıtları, yazıcı kağıtları, karton kutular ve gazeteler gibi pek çok ürün geri dönüştürülebilir.
Ancak fişler BPA ile kaplandığı için geri dönüştürülemiyor veya kompost yapılamıyor. Makarna ve gevrek kutuları gibi ürünler de içerisindeki plastik kısım çıkarıldıktan sonra geri dönüştürülebilir hale geliyor.
Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel ve AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesine Almanya Federal Meclisi’nde grubu bulunan muhalefet partilerinden sert tepki geldi.
DW Türkçe‘nin aktardığına göre, Alman Yeşiller Partisi’nden milletvekili Cem Özdemir, görüşme öncesinde Twitter hesabından konuyla ilgili bir mesaj yayımlayarak, “Erdoğan muhalefeti tasfiye etmek istiyor. İstanbul Sözleşmesi‘nden çekiliyor. Yüz binlerce masum insanı mahkeme önüne çıkarıyor. Von der Leyen ve Michel ise bugün hediyeler sunmak için Erdoğan’la görüşüyor. Bu Brüksel’in kendini küçültmesi ve Türkiye’deki tüm demokratlarla alay etmesi anlamına gelir” ifadelerini kullandı.
#Erdogan will die Opposition ausschalten. Steigt aus der #IstanbulKonvention aus. Bringt Hunderttausende Unschuldige vor Gericht. Von der Leyen & Michel treffen #Erdogan heute, um Geschenke zu machen. Das ist Brüsseler Selbstverzwergung & Hohn für alle Demokrat*innen der #Türkei!
Avrupalı iki liderin Ankara temaslarındaki en önemli gündem maddesi, bir buçuk hafta önce yapılan AB zirvesinde Türkiye ile ilgili alınan kararlardı. Zirvede AB’ye üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları, Türkiye ile ilişkilerin yeniden adım adım geliştirilmesi üzerinde anlaşmış; bu kapsamda AB ile Türkiye arasında yürürlükte olan Gümrük Birliği’nin modernizasyonuna yönelik görüşmeler için hazırlıklara başlanması da karara bağlanmıştı.
Zirve sırasında Erdoğan ve Michel’in koltuklarına oturması ve AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen’in ayakta kaldığı anlar çok konuşuldu.
‘Yanlış bir sinyal’
Muhalefet partilerinden liberal Hür Demokrat Parti (FDP) Federal Parlamento Grup Başkan Yardımcısı Alexander Graf Lambsdorff‘a göre ise Von der Leyen ve Michel’in Ankara ziyareti “yanlış bir sinyal.”: Lambsdorff şunları söyledi:
“Türkiye Cumhurbaşkanının izlediği siyaseti güçlü PR fotoğrafları ile ödüllendirmek için doğru bir zaman değil. Türkiye henüz kısa süre önce, kadınları koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. Muhalefetin ve gazetecilerin işini yapması ağır bir biçimde engelleniyor ve adaletin tarafsızlığı fiilen ortadan kaldırılmış durumda.”
Türkiye Enerji Bakanı’nın, Doğu Akdeniz’de yakında yeniden doğal gaz arama faaliyetlerine başlanacağı yönündeki açıklamalarına da dikkat çeken Lambsdorff, “Türkiye ile AB’ye tam üyelik müzakerelerinin kesilmesinin zamanı geldi” dedi.
‘Türkiye’nin AB üyeliği bir ilüzyon’
Avrupa Parlamentosunda milletvekillerinden Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) üyesi Manfred Weber ise Türkiye ile Gümrük Birliği’ni genişletme görüşmelerine başlamanın şu an için erken olacağını savunarak, “Türk yönetimi önce bazı adımlar atmalı” dedi. Weber, Türkiye’nin AB üyeliğinin ise “açık bir şekilde ilüzyon” olduğunu ifade etti.
Eski HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile DBP Eş Genel Başkanı Salihe Aydeniz‘in de aralarında bulunduğu 11 milletvekili hakkında 14 fezleke hazırlanarak Meclis Başkanlığına sunuldu.
Eski HDP Eş Genel Başkanı, Sezai Temelli, Semra Güzel ve Remziye Tosun hakkında ikişer fezleke hazırlanırken, yasama dokunulmazlığının kaldırılması istenen diğer HDP’li milletvekillerinin isimleri şöyle:
Muazzez Orhan Işık, Dersim Dağ, Hakkı Saruhan Oluç, Ayşe Acar Başaran, Remziye Tosun, Nimetullah Erdoğmuş, Habip Eksik ve Gülüstan Kılıç Koçyiğit.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Salihe Aydeniz hakkında da bir fezleke Meclis’e sunuldu.
Finlandiya’da haziran ayındaki yerel seçimler öncesi yapılan kamuoyu yoklamalarının sonuçları hükümetin büyük ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin oy kaybına uğradığını, buna karşın sağ ve aşırı sağ partilerin tırmanışa geçtiğini gösteriyor. Oylarını 0.3 oranında artırarak yüzde 19’a yükselten milliyetçi Gerçek Finler Partisi, anketlere göre ülkenin en büyük partisi konumuna geldi.
Evrensel’den Murat Kuseyri‘nin haberine göre, 8-30 Mart tarihlerinde yapılacak seçimde partilerin belediyeler ve il genel meclisleri seçimlerinde alacakları oyları belirleyebilmek için bir kamuoyu araştırması yapıldı. 1617 kişinin görüş belirttiği araştırma sonuçları, hükümet oluşturan partilerinin çoğunun oy kaybettiğini gösterdi.
Ülkede, hâlâ popülaritesini koruyan Başbakan Sanna Marin’in Sosyal Demokrat Parti’sinin mart ayında bir önceki aya kıyasla yüzde 1,5 oranında düşüşle yüzde 18’e gerilediği görüldü.
Muhalefetteki diğer partilerden Ulusal Koalisyon Partisi de, oylarını yüzde 0,8 oranında artırdı ve yüzde18,8 oranıyla ülkenin ikinci büyük partisi oldu. Böylelikle bir önceki kamuoyu yoklamalarında birinci parti durumundaki Sosyal Demokrat Parti 3. sıraya geriledi.
‘Çalışanlar ve kadınlar sosyal demokrasiden uzaklaşıyor’
Haber Ajansı Yle’nin Araştırma Şefi Tuomo Turja, “Çalışma yaşındaki insanlar, kadınlar ve özellikle de Finlandiya’nın güney kesimlerinde yaşayanların” Sosyal Demokrat Parti’den uzaklaştıklarına dikkat çekti.
Turja, Sosyal Demokrat Parti başta olmak üzere hükümet partilerindeki destekteki azalışta koronavirüsünün belirleyici olduğu ve alınan önlemlerin halkın siyasi tercihlerini etkilediği düşüncesinde.
Hükümet ortağı İsveç Halk Partisi yüzde 4,3 oranıyla oy oranını korurken muhalefetteki Hıristiyan Demokratlar, oylarını yüzde 0,3 oranında artırarak yüzde 4’e yükseltti.
Sol ittifak düşüyor, Yeşiller yükseliyor
Koalisyon hükümetinde yer alan Sol İttifak’ın oylarında yüzde 1,3 oranında gerileme görüldü. İttifak’ın oyları yüzde 9,1’den yüzde 7,8’e düşerken hükümetin diğer ortağı Yeşiller, oylarını yüzde 1,1 oranında artırarak yüzde 12,1’e çıkardı.
Turja, Sol İttifak’ın oy kaybetmesiyle Yeşillerin oylarını artırması arasında bir ilişki olduğunu belirtti. Her iki partinin aynı seçmen gruplarına hitap ettiğini söyleyen Turja, bu partilerden biri oy kazanırken diğerinin kaybettiğine dikkat çekti.
Finlandiya’da belediyeler ve il genel meclisleri seçimleri 18 Nisan günü yapılacaktı. Ancak hükümet, koronavirus’ün yaygınlaşmasını engellemek için seçimlerin 13 Haziran tarihine kaydırılmasını önermiş; öneri Gerçek Finler dışındaki tüm partilerin oylarıyla kabul edilmişti.
Tokat ve Amasya’da yürütülmek istenen siyanürlü altın madenciliği projelerine tepki gösteren yurttaşlar ve sivil toplum örgütleri Amasya Tokat Çevre Platformları çatısı altında bir araya geldi.
Platform tarafından yapılan açıklamada “Siyanürlü altın madenciliğinin yol açtığı ve açacağı zararları yaşanmış örnekler üzerinden bir bir biliyoruz. Bu felaketi yaşamak istemiyoruz” denilerek maden projelerinin sonlandırılması talep edildi.
‘Dertleri siyanürle altın aramak’
Yeşil Gazete’ye konuşan Reşadiye’nin Kuyucak köyünden Üzeyir Uludağ, Kelkit Vadisi olarak adlandırılan ve Taşova, Erbaa, Niksar, Reşadiye ilçelerini kapsayan bölgede iki yıldır birçok madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğünü söyledi.
Son olarak da Reşadiye’nin Kuyucak ve Demircili köylerinde bir maden açılmasının gündeme geldiğini belirten Uludağ, “Bakır elde edeceklerini söylüyorlar ama asıl dertleri siyanürle altın aramak” dedi.
Yedi yarma hattı oluşturulacak
Eldorado Gold isimli şirketin Türkiye firması olan TÜPRAG tarafından hazırlanan Mart 2021 tarihli proje tanıtım dosyasında şirketin 2025 yılına kadar 1.947 hektarlık alanda ruhsatı bulunduğu belirtildi.
Maden aramak için yedi adet yarma hattı oluşturulması planlanan projede bu hatların toplamda 28,31 hektarlık alanı kapsayacağı bilgisi paylaşılıyor.
Proje Tanıtım Dosyası
‘Tüm canlılar zehirlenme tehlikesi altında’
Söz konusu altın arama çalışmalarının bölgedeki yaşam alanlarını büyük oranda tahrip edeceğini belirten Uludağ, Birinci derecede deprem bölgesi olan bölgemizde, siyanürle ayrıştırarak altın üretimi için oluşturulacak devasa havuzlarda oluşacak sızıntılar sonucu yer altı sularının zehirleyeceğini, havuzlardan buharlaşma ile ortama karışan siyanür ile tüm canlıların zehirlenme tehlikesi altında olduğunu biliyoruz” dedi.
Tokat Erbaa, Niksar ve Amasya’da yapılan altın arama faaliyetlerine karşı bölge halkının halihazırda uluslararası şirketlere karşı mücadele yürüttüğünü belirten Uludağ, “Ülkemizi uluslararası veya ulusal acımasız şirketlerin tahribatına karşı hep birlikte beraber korumaktan başka çaremiz yok” ifadelerini kullandı.
Emek Barış Demokrasi Mitingi’nin yapılacağı Ankara Tren Garı önünde 10 Ekim 2015 günü IŞİD’in gerçekleştirdiği patlamada yaralanan Hasan Kılıç’ın, yaşam hakkı ihlali gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvuru karara bağlandı.
Kılıç, başvurusunda kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğunu belirttiği canlı bomba saldırısı neticesinde yaralanmasından kaynaklanan zararlarının tazmini istemiyle açtığı davada olayın idarenin kusuruyla meydana geldiğine ilişkin iddialarının değerlendirilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini belirtmişti.
Başvuruyu görüşen Yüksek Mahkeme’nin kararı şöyle:
“ Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna,
Anayasa’nın 17’nci maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine,
Yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Ankara 6’ncı İdare Mahkemesi‘ne gönderilmesine,
Başvurucunun tazminat talebinin reddine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.”
‘Gerekli önlemleri almayan idare sorumlu’
Kararın devamında şu ifadelere yer verildi:
“Başvurucunun yaşamını koruyucu önlemleri almayan idarenin, yaralanmasına neden olan olaydan kusuruna istinaden sorumlu olduğuna ilişkin iddiaları yönünden uyuşmazlığın çözümü için gerekli delillerin toplandığının, İdare Mahkemesi’nce verilen kararda ortaya koyulmaması, mevcut delillerin anılan kararda değerlendirilmemesi ve başvurucunun zikredilen iddialarının derece mahkemelerince verilen kararlarda karşılanmaması nedeniyle Anayasa’nın 17’nci maddesi kapsamında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir.”