Ana Sayfa Blog Sayfa 1536

ABD daha önce çağırmadığı Pakistan’ı da İklim Liderleri Zirvesi’ne çağırdı

Pakistan Başbakanı İmran Han’ın İklim Değişikliği Danışmanı Malik Amin Aslam, ABD’nin İklim Özel Temsilcisi John Kerry’den  22-23 Nisan tarihlerinde ABD ev sahipliğinde gerçekleşecek İklim Liderleri Zirvesi‘ne katılmak için davet mektubu aldığını açıkladı.

Aslam, AA’ya yaptığı açıklamada zirvenin 22 Nisan’da düzenlenecek oturumuna, Pakistan’ın temsilen katılacağını kaydetti. ABD hükümeti tarafından açıklanan zirve programda Malik Amin Asad’ın ismine yer verildi.

Pakistan’dan tepki gelmişti

ABD Başkanı Joe Biden, 26 Mart tarihinde aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da olduğu 40 dünya liderini zirveye davet etmişti.  Biden’ın zirveye Pakistan’ı davet etmemesi, Pakistan Başbakanı İmran Han’ın tepkisini çekmişti.

Pakistan Başbakanı Han, 3 Nisan’da yaptığı açıklamada, söz konusu zirveye Pakistan’ın davet edilmemesini “şaşkınlıkla” karşıladığını açıklamıştı.

Kimler katılacak?

Joe Biden’ın ilk etapta zirveye davet ettiği 40 dünya liderinin listesinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın yanı sıra şu isimler yer almıştı:

  • Başbakan Gaston Browne, Antigua ve Barbuda
  • Başkan Alberto Fernandez, Arjantin
  • Başbakan Scott Morrison, Avustralya
  • Başbakan Şeyh Hasina, Bangladeş
  • Başbakan Lotay Tshering, Butan
  • Başkan Jair Bolsonaro, Brezilya
  • Başbakan Justin Trudeau, Kanada
  • Başkan Sebastián Piñera, Şili
  • Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Çin Halk Cumhuriyeti
  • Başkan Iván Duque Márquez, Kolombiya
  • Başkan Félix Tshisekedi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti
  • Başbakan Mette Frederiksen, Danimarka
  • Başkan Ursula von der Leyen, Avrupa Komisyonu
  • Başkan Charles Michel, Avrupa Konseyi
  • Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa
  • Başkan Ali Bongo Ondimba, Gabon
  • Şansölye Angela Merkel, Almanya
  • Başbakan Narendra Modi, Hindistan
  • Başkan Joko Widodo, Endonezya
  • Başbakan Benjamin Netanyahu, İsrail
  • Başbakan Mario Draghi, İtalya
  • Başbakan Andrew Holness, Jamaika
  • Başbakan Yoshihide Suga, Japonya
  • Başkan Uhuru Kenyatta, Kenya
  • Başkan David Kabua, Marshall Adaları Cumhuriyeti
  • Başkan Andrés Manuel López Obrador, Meksika
  • Başbakan Jacinda Ardern, Yeni Zelanda
  • Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari, Nijerya
  • Başbakan Erna Solberg, Norveç
  • Başkan Andrzej Duda, Polonya
  • Cumhurbaşkanı Moon Jae-in, Kore Cumhuriyeti
  • Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Federasyonu
  • Kral Salman bin Abdulaziz Al Saud, Suudi Arabistan Krallığı
  • Başbakan Lee Hsien Loong, Singapur
  • Başkan Matamela Cyril Ramaphosa, Güney Afrika
  • Başbakan Pedro Sánchez, İspanya
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye

 

‘Her hafta ortalama dört ekoloji aktivisti öldürüldü’

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, 22 Nisan Dünya Günü vesilesiyle “Savunucuları Savun: Ekolojik Hak Savunucularının Uğradığı İnsan Hakları İhlalleri Üzerine Bilgi Notu” isimli çalışmasını yayımladı.

Çalışma, Kazdağları örneği üzerinden ekolojik hak savunucularının mücadele sürecinde yaşadıkları insan hakları ihlallerine odaklanıyor.

‘Her hafta dört ekoloji aktivisti öldürüldü’

Çalışmada, Global Witness Temmuz 2020 raporunda yayımlanan bazı bilgiler de paylaşıldı. Bu bilgilere göre, 2015 yılında Paris İklim Anlaşması imzalandıktan sonra ortalama her hafta dört ekoloji aktivisti öldürüldü. Bu sayının 2019’da en yüksek rakama ulaştı ve 212 oldu.

Aynı raporda yer alan bilgilere göre, özellikle madencilik sektörü ile karşılaşan çevre örgütleri ve aktivistlerde öldürülme 50 vaka ile en yüksek iken; kömür ve doğalgaz projelerine karşı çıkan sivil toplum örgütü üyeleri de ölüm tehditleri ve kaçırılmalarla karşı karşıya kaldı.

‘Büyüknohutçu çifti öldürüldü’

Çalışmada, çevre aktivistlerinin itibarsızlaştırılmaya çalışılmasına ve Türkiye’de ekoloji aktivistlerine yönelik bilinen en büyük insan hakkı ihlaline de değinildi:

Şubat, 2020’de İzmir Emniyet Müdürlüğü‘nün ‘Biz İzmiriz’ projesi kapsamında verdiği seminerde, hayvan ve çevre konularına duyarlı olanların terörist olmaya yatkın olduğu belirtildi.

Türkiye’de ekoloji aktivistlerine yönelik bilinen en büyük insan hakkı ihlali ise 9 Mayıs 2017 tarihinde Antalya’nın Finike İlçesi’nde yaşam alanlarını mermer ocaklarına karşı savunan Büyüknohutçu çiftinin öldürülmesidir.”

Ayşin Büyüknohutçu ve Ali Ulvi Büyüknohutçu

Kazdağları aktivistleri anlattı

Söz konusu çalışmada, 2020 yılında Kazdağları’ndaki ekoloji aktivistlerine pandemi koşullarında alınan kararlar öne sürülerek para cezaları kesilmeye başlandığı, yapılmak istenen gösterilere de aynı sebeple müdahale edildiği ve aktivistlerin bazılarının gözaltına alındığı hatırlatıldı. Aktivistlerin yaşadıkları ihlali anlattığı cümlelere de yer verildi:

…Ormanda, nöbet alanında, çadırlarda kalıyorduk ve bu sebeple de para cezalarına çarptırıldık. Her gün arka arkaya 3180 liradan ceza aldık. Kesilen cezaların toplamı 600 bini geçti.”

Hikayeler interaktif haritada

Çalışmada, Kazdağları’nda ekolojik hak savunuculuğu yapan aktivistler yaşadıkları hak ihlalleri hikayelerine yer veriliyor. Hikayelerin tamamına Kazdağı İnteraktif Harita aracılığıyla ulaşılabiliyor.

Kazdağı ve yöresindeki mevcut enerji/maden projelerine, biyoçeşitlilik alanlarına ulaşılmasını sağlayan interaktif harita; proje içerikleri ve işletme süreçleri konusunda bilgilere, ÇED raporlarına, projelere yönelik çıkmış olan haber içeriklerine ve varsa projelere karşı ortaya çıkan toplumsal muhalefet ile ilgili güncel süreçlere de ulaşılmasını sağlıyor.

‘Savunucular tehdit altında’

Yapılan açıklamada, savunucuların tehdit altında olduğunun altı çizildi ve bu tehdidin fark edilmesinin gerektiği belirtildi:

Kazdağları örneği üzerinden yaşanan ihlallerin görünürlüğünü ve farkındalığını arttırmak amacıyla hazırlanan bu çalışma, bu alanda mücadele eden ekoloji aktivistleri, ekolojik hak temelli çalışan sivil toplum kuruluşları, insan hakları aktivistleri, çalışanları ve sivil toplum kuruluşlarına yöneliktir.

Genç iklim aktivistlerinin de söylemi ile Gezegen B’nin olmadığı bir noktada krizler çağının içerisindeyiz. Dünyanın yuvamız olduğunu, onun bir parçası olduğumuzu her zamankinden daha çok anlamalı ve bu duruma yönelik harekete geçmeliyiz. Harekete geçen savunucuların tehdit altında olduğunun fark edilmesini istiyoruz.”

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği

Kazdağı yöresinde ve Türkiye’nin değişik yerlerinde yaşayan yaşam savunucuları, ülke genelindeki ve özellikle Kazdağı ve çevresinin doğal ve kültürel varlıklarını korumak amacıyla, 2012 yılında Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği çatısı altında bir araya geldi.

Derneğin amacı ise şu şekilde ifade ediliyor: ”Kazdağı ve çevresindeki doğal, tarihi ve kültürel varlıkların korunması amacıyla her türlü flora ve faunası ile ekolojik dengenin gözetilmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması, doğa koruma bilincinin geliştirilmesi, ekolojik ürünlerin üretimi, işlenmesi ve pazarlamasına destek olunması, yerel kültürel değerlerin araştırılıp ortaya çıkartılması, sanayileşme, madencilik, şehirleşme ve benzeri nedenlerle doğal ortamda oluşan ve oluşacak her türlü hasar ve kirliliğinin önlenmesi ve doğanın bir rant ve paylaşım aracına dönüştürülmesinin engellenmesine yönelik çalışmalar yapılması, bölgede eko-agroturizmin desteklenmesi.”

101 Nobel Ödülü sahibinden İklim Zirvesi’ne katılacak liderlere mektup: Fosil yakıtları durdurun

Aralarında 14’üncü Dalai Lama‘nın da bulunduğu 101 Nobel Ödülü sahibi, 22-23 Nisan tarihlerinde ABD Başkanı Joe Biden’ın ev sahipliğinde gerçekleşecek çevrimiçi İklim Liderleri Zirvesi öncesinde dünya liderlerine hitaben bir mektup kaleme alarak fosil yakıtları sonlandırma çağrısında bulundu.

Mektupta “Barış, edebiyat, tıp, fizik, kimya ve iktisadi bilimlerde Nobel ödülü sahipleri olarak dünyadaki pek çok kişi gibi bizler de zamanımızın büyük ahlaki meselesiyle ilgiliyiz: İklim krizi ve bununla bağlantılı olarak doğanın yok edilmesi” ifadeleri kullanıldı.

Mektubun alıcılarından biri de zirveye davet edilen Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu.

‘En büyük sebep fosil yakıtlar’

İklim değişikliğinin yüzlerce milyon hayatı ve her kıtada insanların ekmeğini tehdit ettiği ve binlerce türün varoluşunu tehlikeye attığı belirtilen açıklamada “Kömür, petrol ve gaz yakılması, yani fosil yakıt kullanımı iklim değişikliğine açık ara en fazla sebep olan faktör” denildi. Mektubun devamında şunlar söylendi:

2021 Dünya Günü ve Başkan Biden tarafından ev sahipliği yapılan Liderlerin İklim Zirvesi’nin arefesinde sizleri petrol, gaz ve kömür kullanımının artışını durdurmaya ve iklim felaketini önlemek için harekete geçmeye teşvik ediyoruz.

Başkan Biden ve ABD hükümetinin kararnamesinde yer alan ‘Birlikte bilime kulak verip anı göğüslemeliyiz’ şeklindeki ifadeyi destekliyoruz. Gerçekten de bu anı nasıl karşılayacağımız, iklim krizine verdiğimiz tepkilerle şekillenecektir ve bu da geride bırakılan mirası belirleyecektir. Tarihin doğru tarafında yer almak için şartlar net.

‘Hükümetler gerçeğin gerisinde’

Çok uzun bir süredir hükümetler, bilimin gereği olan ve gücünü insanlardan alan toplumsal hareketin bildiği gerçeğin gerisinde kaldı: Fosil yakıtların tüketiminin artmasının sona erdirilmesi, mevcut üretimin kademeli olarak sonlandırılması ve yenilenebilir enerjilere yatırım yapılması gerekiyor.

Fosil kaynakların yakılması sanayi devriminden bu yana gerçekleşen karbon dioksit salımlarının neredeyse yüzde 80’ine sebep oldu. Salımların temel kaynağı olmanın yanı sıra fosil yakıtların çıkarılması, işlenmesi, ulaştırılması ve yakılması hem yerel kirlilik yaratmakta hem de çevre ve sağlık bedelleri ödenmesine yol açmaktadır. Bu bedeller de çoğu zaman yerli halklar ve dışlanan topluluklar tarafından ödenmektedir.

‘İnsan hakkı ihlali’

Bu korkunç sanayi uygulamaları insan hakları ihlallerine yol açmış ve dünya çapında milyarlarca insanı haysiyetli bir yaşam sürmek için gerekli enerjiden mahrum bırakmıştır.
Hem insanlar hem de gezegen için iklim değişikliği ile mücadeleye Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve onun Paris Anlaşması altında kesintisiz destek verilmelidir. Paris Anlaşması’nda geçen 1.5°C sıcaklık hedefi tutturulamazsa dünyanın küresel ısınma felaketine sürüklenme riski büyüktür.

Ancak, Paris Anlaşması’nda petrol, gaz ve kömürün adı geçmemektedir. Bu esnada, fosil yakıt sanayi yeni projeler tasarlamaya devam etmektedir. Bankalar da bu projeleri fonlamayı sürdürmektedir. Son Birleşmiş Milletler Çevre Programı Raporu’na göre 2030 yılı itibariyle, ısınmayı 1.5°C’a sınırlama hedefinin gerektirdiği miktarın yaklaşık yüzde 120’si daha fazla kömür, petrol ve gaz üretilecektir. Arz böyle artmaya devam ederse Paris Anlaşması hedefini tutturmak ve fosil yakıtlara olan talebi azaltmak mümkün olmayacaktır.

‘Çözüm basit’

Bütün bu sorunların önüne geçmek için gerekli çözümün basit olduğu belirtilen açıklamada “Fosil yakıtlar yerin altında bırakılmalı. Bu krizin gereğini yapmak için gerekli güç ve cesur adımlar atmak için gerekli ahlaki sorumluluk sanayide değil liderlerde bulunuyor” denildi. Mektupta şu talepler dile getirildi:

  • Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından çerçevesi çizilen son bilimsel veriler ışığında petrol, gaz ve kömür üretiminin artışının durdurulması;
  • Mevcut petrol, gaz ve kömür üretiminin iklim değişikliğine yol açan ülkelerin sorumluluğu, fosil yakıtlara bağımlılık derecesi ve dönüşüm kapasitesi ile uyumlu olarak adil ve eşitlikçi bir şekilde sona erdirilmesi;
  • Küresel olarak yenilenebilir enerjiye %100 erişim, bağımlı ekonomilerin fosil yakıtlardan uzaklaşmasının desteklenmesi ve insan ve toplulukların küresel bir adil geçiş ile gelişmesini sağlayacak dönüşümsel bir plana yatırım yapılması.
  • Fosil yakıtlar iklim değişikliğinin en büyük sebebidir. Bu sanayinin fütursuzca genişlemesine göz yummak vicdana aykırıdır. Fosil yakıt sistemi küresel olduğu için küresel bir çözüm gerektirmektedir – Liderlerin İklim Zirvesi bu çözüm için çalışmalıdır. Bunun da ilk adımı fosil yakıtları yerin altında tutmaktır.
Fotoğraf: AA

İmzacılar

  1. 14. Dalai Lama Hazretleri , Nobel Barış Ödülü, 1989
  2. Jody Williams, Kara Mayınlarının Yasaklanması için Uluslararası Kampanya, Nobel Barış Ödülü, 1997
  3. Juan Manuel Santos, Kolombiya Eski Başkanı, Nobel Barış Ödülü, 2016
  4. Tawakkol Karman, Zincirsiz Kadın Gazeteciler, Nobel Barış Ödülü, 2011
  5. Mairead Corrigan-Maguire, Northern Ireland Peace Movement, Nobel Barış Ödülü, 1976
  6. Adolfo Pérez Esquivel, Arjantin İnsan Hakları Lideri, Nobel Barış Ödülü, 1980
  7. Rigoberta Menchú Tum, K’iche’ Guatemala İnsan Hakları aktivisti, Nobel Barış Ödülü, 1992
  8. José Manuel Ramos-Horta, Doğu Timor Eski Başkanı, Nobel Barış Ödülü, 1996
  9. Carlos Filipe Ximenes Belo, Doğu Timorlu Katolik Rahip, Nobel Barış Ödülü, 1996
  10. Shirin Ebadi, İran’ın ilk kadın hakimi, Nobel Barış Ödülü, 2003
  11. Leymah Roberta Gbowee, Liberyalı Kadınlar Kitlesel Barış Eylemi, Nobel Barış Ödülü, 2011
  12. Kailash Satyarthi, Bachpan Bachao Andolan, Nobel Barış Ödülü, 2014
  13. Denis Mukwege, Panzi Hastanesi Kurucusu, Bukavu, Nobel Barış Ödülü, 2018
  14. Muhammad Yunus, Grameen Bankası Kurucusu, Nobel Barış Ödülü, 2006
  15. Paul Berg, Nobel Kimya Ödülü, 1980
  16. Thomas R. Cech, Nobel Kimya Ödülü, 1989
  17. Martin Chalfie, Nobel Kimya Ödülü, 2008
  18. Aaron Ciechanover, Nobel Kimya Ödülü, 2004
  19. Richard R. Ernst, Nobel Kimya Ödülü, 1991
  20. Joachim Frank, Nobel Kimya Ödülü, 2017
  21. Walter Gilbert, Nobel Kimya Ödülü, 1980
  22. Richard Henderson, Nobel Kimya Ödülü, 2017
  23. Dudley R. Herschbach, Nobel Kimya Ödülü, 1986
  24. Avram Hershko, Nobel Kimya Ödülü, 2004
  25. Roald Hoffmann, Nobel Kimya Ödülü, 1981
  26. Brian K. Kobilka, Nobel Kimya Ödülü, 2012
  27. Roger D. Kornberg, Nobel Kimya Ödülü, 2006
  28. Yuan T. Lee, Nobel Kimya Ödülü, 1986
  29. Robert J. Lefkowitz, Nobel Kimya Ödülü, 2012
  30. Michael Levitt, Nobel Kimya Ödülü, 2013
  31. Rudolph A. Marcus, Nobel Kimya Ödülü, 1992
  32. Hartmut Michel, Nobel Kimya Ödülü, 1988
  33. George P. Smith, Nobel Kimya Ödülü, 2018
  34. Sir James Fraser Stoddart, Nobel Kimya Ödülü, 2016
  35. Frances H. Arnold, Nobel Kimya Ödülü, 2018
  36. Johann Deisenhofer, Nobel Kimya Ödülü, 1988
  37. Roderick MacKinnon, Nobel Kimya Ödülü, 2003
  38. William E. Moerner, Nobel Kimya Ödülü, 2014
  39. Richard R. Schrock, Nobel Kimya Ödülü, 2005
  40. Sir John E. Walker, Nobel Kimya Ödülü, 1997
  41. Kurt Wüthrich, Nobel Kimya Ödülü, 2002
  42. Oliver Hart, Nobel İktisadi Bilimler Ödülü, 2016
  43. Eric S. Maskin, Nobel İktisadi Bilimler Ödülü, 2007
  44. Edmund S. Phelps, Nobel İktisadi Bilimler Ödülü, 2006
  45. Robert F. Engle III, Nobel İktisadi Bilimler Ödülü, 2003
  46. Paul R. Milgrom, Nobel İktisadi Bilimler Ödülü, 2020
  47. Christopher A. Pissarides, Nobel İktisadi Bilimler Ödülü, 2010
  48. Wole Soyinka, Nobel Edebiyat Ödülü, 1986
  49. Elfriede Jelinek, Nobel Edebiyat Ödülü, 2005
  50. Harvey J. Alter, Nobel Tıp Ödülü, 2020
  51. Elizabeth H. Blackburn, Nobel Tıp Ödülü, 2009
  52. Mario R. Capecchi, Nobel Tıp Ödülü, 2007
  53. Peter C. Doherty, Nobel Tıp Ödülü, 1996
  54. Andrew Z. Fire, Nobel Tıp Ödülü, 2006
  55. Carol W. Greider, Nobel Tıp Ödülü, 2009
  56. Jeffrey Connor Hall, Nobel Tıp Ödülü, 2017
  57. Leland H. Hartwell, Nobel Tıp Ödülü, 2001
  58. Tim Hunt, Nobel Tıp Ödülü, 2001
  59. Louis J. Ignarro, Nobel Tıp Ödülü, 1998
  60. Sir Richard J. Roberts, Nobel Tıp Ödülü, 1993
  61. Gregg L. Semenza, Nobel Tıp Ödülü, 2019
  62. Thomas C. Sudhof, Nobel Tıp Ödülü, 2013
  63. Jack W. Szostak, Nobel Tıp Ödülü, 2009
  64. J. Robin Warren, Nobel Tıp Ödülü, 2005
  65. Torsten N. Wiesel, Nobel Tıp Ödülü, 1981
  66. William C. Campbell, Nobel Tıp Ödülü, 2015
  67. Harald zur Hausen, Nobel Tıp Ödülü, 2008
  68. H. Robert Horvitz, Nobel Tıp Ödülü, 2002
  69. William G. Kaelin Jr., Nobel Tıp Ödülü, 2019
  70. Eric R. Kandel, Nobel Tıp Ödülü, 2000
  71. Edvard Moser, Nobel Tıp Ödülü, 2014
  72. May-Britt Moser, Nobel Tıp Ödülü, 2014
  73. John O’Keefe, Nobel Tıp Ödülü, 2014
  74. Yoshinori Ohsumi, Nobel Tıp Ödülü, 2016
  75. Charles M. Rice, Nobel Tıp Ödülü, 2020
  76. Hamilton O. Smith, Nobel Tıp Ödülü, 1978
  77. Susumu Tonegawa, Nobel Tıp Ödülü, 1987
  78. Harold E. Varmus, Nobel Tıp Ödülü, 1989
  79. Michael W. Young, Nobel Tıp Ödülü, 2017
  80. Serge Haroche, Nobel Fizik Ödülü, 2012
  81. J. Michael Kosterlitz, Nobel Fizik Ödülü, 2016
  82. Anthony J. Leggett, Nobel Fizik Ödülü, 2013
  83. Shuji Nakamura, Nobel Fizik Ödülü, 2014
  84. H. David Politzer, Nobel Fizik Ödülü, 2004
  85. Rainer Weiss, Nobel Fizik Ödülü, 2017
  86. Robert Woodrow Wilson, Nobel Fizik Ödülü, 1978
  87. David J. Wineland, Nobel Fizik Ödülü, 2012
  88. Hiroshi Amano, Nobel Fizik Ödülü, 2014
  89. Barry Clark Barish, Nobel Fizik Ödülü, 2017
  90. Jerome I. Friedman, Nobel Fizik Ödülü, 1990
  91. Sheldon Glashow, Nobel Fizik Ödülü, 1979
  92. Brian D. Josephson, Nobel Fizik Ödülü, 1973
  93. Takaaki Kajita, Nobel Fizik Ödülü, 2015
  94. Wolfgang Ketterle, Nobel Fizik Ödülü, 2001
  95. John C. Mather, Nobel Fizik Ödülü, 2006
  96. Michel Mayor, Nobel Fizik Ödülü, 2019
  97. Arthur B. McDonald, Nobel Fizik Ödülü, 2015
  98. Arno Penzias, Nobel Fizik Ödülü, 1978
  99. Horst L. Stormer, Nobel Fizik Ödülü, 1998
  100. Joseph H. Taylor Jr., Nobel Fizik Ödülü, 1993
  101. Carl E. Wieman, Nobel Fizik Ödülü, 2001

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB: 1 Mayıs’ta meydanlarda olacağız

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, “Umut Yan Yana” başlığıyla yaptığı ortak açıklamada 1 Mayıs Pazar günü sokağa çıkma yasağına rağmen meydanlarda olacaklarını duyurdu.

Açıklamada, Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs’ın ilk kez geçtiğimiz sene meydanlarda kutlanamadığı ve bu sene de kutlamalara yönelik yasak kararları alındığı hatırlatıldı.

‘1 Mayıs’a gelince pandemi gerekçe gösteriliyor’

Aradan geçen bir senenin sonunda mevcut düzenin insanlığın temel sorunlarının çözümünde ne kadar yetersiz olduğunun acı bedeller ödenerek bir kez daha görüldüğü kaydedilen açıklamada, “Lebalep kongrelerde halk sağlığı sorunu yaratanlar, 1 Mayıs yasaklarına pandemiyi gerekçe gösteriyor” denildi.

İktidarın yasaklama girişimine rağmen 1 Mayıs’ta koronavirüs önlemleri çerçevesinde meydanlarda olunacağı bildirilen açıklamada, “Sağlıklı, güvenceli ve insanca bir yaşam için ‘Her gün 1 Mayıs’ diyecek ve 1 Mayıs haftası boyunca taleplerimizi ifade edeceğiz. Mümkün olduğunca yaygın bir biçimde işyerlerinin önlerinde ve meydanlarda olacağız” denildi. Program ise şu şekilde açıklandı:

1 Mayıs programı

  • 30 Nisan’da İstanbul Taksim’deki Kazancı Yokuşu’nda her sene gerçekleştirdiğimiz anma etkinliğinde buluşacak. 1 Mayıs 1977 katliamında yitirdiğimiz canları anacak, tüm anma programlarımızı pandemi koşullarına uygun biçimde planlayacağız.
  • Aynı gün ülkenin dört bir yanında -yine pandemi koşulları da dikkate alınacak- en yaygın biçimde işyerlerinde 1 Mayıs kutlamalarını ve alanlarda basın açıklamalarımızı gerçekleştireceğiz.
  • 1 Mayıs günü de çalışmakta olan emekçileri işyerlerinde, çalışmayan milyonları da evlerinde, balkonlarında, sokaklarında, sosyal medyada 1 Mayıs coşkusunu büyütmeye çağıracağız.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB 1 Mayıs'ta meydanlarda olacak: Hukuk dışı engellemelere kalkışmayın

Talepler

Birgün’ün aktardığına göre DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, 1 Mayıs etkinliklerinde şu talepleri dile getireceklerini söyledi:

  • Herkese aşı, herkese gelir desteği sağlanmalı, acil ve zorunlu işler dışında 4 hafta çarklar durdurulsun.
  •  Çalışırken hastalanan emekçiler için Covid-19 iş kazası ve meslek hastalığı olarak kabul edilsin.
  •  Kod 29 ve ücretsiz izin zulmüne son!
  •  İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları patronlara değil işçilere ve işsizlere!
  • Asgari ücret üzerindeki tüm vergi ve kesintiler sıfırlansın.
  •  İşsizliğe karşı kamu istihdamı artırılsın, hukuksuz biçimde işten çıkarılan kamu emekçileri işlerine iade edilsin, çalışma süreleri azaltılsın.
  • Doğa katili projelere, Kanal İstanbul’a, betona, savaşa, silahlanmaya, sermayeye değil aşıya ve sosyal desteklere kaynak!
  • Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınsın! Zorunlu mallarda ve elektrik, su, doğalgaz, iletişim faturalarında dolaylı vergiler sıfırlansın.
  • Örgütlenme, özgür toplu sözleşme ve grev hakkı önündeki tüm engeller kaldırılsın.
  • İstanbul Sözleşmesi Yaşatır. 6284 sayılı yasa etkin şekilde uygulansın, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün İşyerinde Şiddete Karşı 190 sayılı sözleşmesi onaylansın.

Gezegen24, üç gazeteciye araştırma bursu vereceğini duyurdu

Gezegen24 Platformu, Friedrich Naumann Vakfı’nın (FNF) desteğiyle üç gazeteciye Bilgi Edinme Yasası kapsamında geliştirilecek bir haber projesi için araştırma bursu vereceğini duyurdu.

Başvuruda bulunacak gazetecilerden, bilme hakkı çerçevesinde Türkiye’den bir ya da birden fazla kurumdan edinecekleri bilgileri temel aldıkları, iklim krizini merkezine alan bir haber konusu belirlemeleri isteniyor.

Başvuru şartları

Gezegen tarafından açıklanan başvuru şartları ise şöyle:

  • En az iki ve en fazla 15 yıl aktif gazetecilik yapmış olmak veya iletişim, gazetecilik, medya, radyo-televizyon, belgesel film gibi alanlarda üniversite eğitimini tamamlamış olmak,
  • Çalışma düzeyinde İngilizce bilmek,
  • Gazetecilik faaliyetini Türkiye sınırları içinde sürdürüyor olmak,
  • Önerilen araştırmacı gazetecilik çalışmasını beş ay içinde tamamlayıp yayına hazır hâle getirebilecek zaman ve koşullara sahip olmak.

Başvuru metninde 500 kelimeyi geçmeyecek şekilde araştırmanın kısa ve net tarifinin yapılması isteniyor.

Son başvuru tarihi 17 Mayıs

Başvuruların en geç 17 Mayıs 2021 Pazartesi günü saat 19:00’a kadar [email protected] adresine gönderilmesi gerekli.

Jürinin değerlendirmesi sonucu desteklenmeye değer görülen çalışmaların sahiplerine 11 bin TL’lik eğitim ve araştırma bursu verilecek. Bursun yarısı çalışmanın başlangıcında, kalan yarısı ise çalışmanın yayına hazır hale getirildiğinin jüri tarafından onaylanmasıyla gazetecilere ödenecek.

Araştırma bursuyla ilgili daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Kazdağları Ekoloji Platform: Alamos Gold gerçeği nihayet anladı

Kazdağları Ekoloji Platformu, Kazdağları’nda yapmak istediği altın madeni projesi için aldığı ruhsatı yenilenmeyen Kanada merkezli Alamos Gold‘un Türkiye’den 1 milyar dolar tazminat istemiyle yaptığı tahkim başvurusu hakkında açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada “Türkiye halkının Alamos Gold’a hiçbir borcu yoktur! Tersine alacağı vardır” ifadeleri kullanıldı.

‘El koyma’ olarak tanımlanıyor

Alamos Gold tarafından yapılan açıklamada, başvurunun Türkiye Devleti’nin Hollanda-Türkiye İkili Yatırım Anlaşması hükümlerini ihlal ettiği iddiası ile, Hollanda’da kurulmuş  iştirakleri  üzerinden yapılacağı belirtiliyor.

Ayrıca işletme ruhsatını uzatma taleplerinin karşılanmamış olması “adil olmayan haksız muamele”, alandan tahliye edilmiş olmaları ise “el koyma” olarak tanımlanıyor.

‘Maden Kanunu açık’

KEP açıklamasında Maden Kanunu’nun 24/2 Maddesi’nin oldukça açık olduğunu belirterek maddede “Süre uzatım talebinin uygun görülmesi hâlinde ise en geç ruhsat süre sonundan itibaren bir ay içinde işletme ruhsatının süresi, işletme ruhsatının süresinin bitim tarihinden itibaren uzatılır. Ruhsat süresi dolan ruhsat sahalarında maden işletme faaliyetleri yapılamaz” denildiğini hatırlattı.

Şirketin ruhsat süresinin 13 Ekim 2019 tarihinde dolduğu hatırlatılan açıklamada “Bir ay içinde süre uzatımı yapılmadığı için ruhsat hukuku sona erdi. İşgalci durumuna düşen şirket dayanaksız kalan orman izninin de daha sonra iptal edilmesi ile alandan tahliye edildi” denildi.

‘İstediklerini yapabileceklerini sandılar’

Açıklamada “Alamos Gold da durumunun farkındaydı. Ancak emperyalist tutumları ile kanunu dolanma yollarını aramanın peşine koyuldular. Yaklaşık 1 yıl gecikmeli olarak alandan tahliye edildiklerinde ‘hükümetle işleri kolaylaştıracak yerli ortak arıyoruz’ açıklamaları yaptılar” denildi.

“İstediklerini yapabileceklerini sandıkları bir ülkede bir buçuk yıl geçse dahi temdit (uzatma) yapabileceklerini düşünüyorlardı” ifadeleri kullanılan açıklamada  tahkime başvurmalarının nihayet gerçeği kabul ettikleri ve Kirazlı’yı kaybettiklerini anladıklarını gösterdiği belirtildi.

‘Hiçbir yasa bu cinayeti meşru kılamaz’

Siyanürlü liç yöntemi ile altın madenciliğinin, bütün canlılar için çevreyi yaşanılır olmaktan çıkaran “ölümcül bir faaliyet, toplu bir cinayet” olduğu belirtilen açıklamada “Hiçbir yasa, hiçbir kural bu hakkın ihlalini meşru kılamaz. Konusu cinayet olan yasa ya da sözleşme en başından hükümsüzdür. Borç doğurmaz. Tazminata dayanak yapılamaz” ifadeleri kullanıldı.

Bu sebeple gelişmiş toplumların bu faaliyetleri kendi ülkelerinde yasakladığı belirtilen açıklamada “Kendi ülkelerinde bu cinayeti işleme olanağı bulamayan tekellerin güçsüz ülkelere dayattığı vahşi hukuk ise hukuk değildir. Böyle bir hukuka dayandırılmaya çalışılan tazminat talebi,  kabul edilemez” denildi.

‘Türkiye’nin alacağı var’

KEP açıklamasının devamında “Tazminat talebinin dayandırılmaya çalışıldığı ikili anlaşmanın tarafı olan Hollanda bir AB ülkesidir. AB kendi topraklarında siyanürlü liç yöntemi ile  altın madenciliğini kısıtlayan, yasaklayan bir hukuk düzenine sahiptir. Kendisi için kabul edilemez saydığı bu uygulamayı başka ülkenin insanlarına reva gören anlaşmayı dayatmak, AB ve dolayısıyla Hollanda için ahlaksızlıktır. Ahlaka aykırı bir talep ise hükümsüzdür” dedi.

Açıklamada “Bu nedenlerle Türkiye halkının Alamos Gold’a hiçbir borcu yoktur! Tersine alacağı vardır.  Kirazlı acilen rehabilite edilmelidir! Ancak ekolojik bir rehabilitasyon sürecinin bile katledilen ormanı, kurtları, kuşları, sincapları kaç yüz yılda geri getireceğini bilmiyoruz. Bu zararı gidermeye aç gözlü kapitalist şirketlerin milyar dolarları yetmez…” tepkisi gösterildi.

Avrupa Birliği kurumları iklim yasasında uzlaştı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Avrupa Parlamentosu (AP) ve AB Konseyi arasında iklim değişikliği ile mücadele için hazırlanan “iklim yasası” müzakerelerinde anlaşma sağlandığını açıkladı.

Buna göre, AB’nin 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşma hedefi yasal olarak bağlayıcı olacak. Üye ülkeler ve AB kurumları bu hedefe ulaşmak için gerekli önlemleri alacak.

ABD ev sahipliğinde 22-23 Nisan tarihlerinde düzenlenecek çevrimiçi İklim Liderleri Zirvesi öncesinde açıklanan karara göre AB ülkeleri, 2030 yılına kadar sera gazı salımlarını 1990’daki seviyesinin yüzde 55 daha aşağısına düşürecek.

Bilimsel Danışma Kurulu Oluşturulacak

AA’nın aktardığına göre tecrübeli 15 bilim insanından meydana gelen bağımsız bir “Avrupa Bilimsel Danışma Kurulu” oluşturulacak. Bu kurul, AB’nin iklim değişikliği ve çevre konusundaki önlemleri, emisyon hedefleri, Paris İklim Anlaşması kapsamındaki taahhütlere uyum konularında raporlar hazırlayacak ve bilimsel tavsiyelerde bulunacak.

AB Komisyonu, 2040 yılı emisyon düşürme hedefleri konusunda yasal düzenleme teklifi hızla hazırlayacak ve çeşitli sektörlerin iklim hedeflerini yakalamalarına katkı sağlayacak yol haritaları üzerinde çalışma yapacak.

Resmen onaylanması gerekiyor

Söz konusu uzlaşının yürürlüğe girmesi için AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından resmen onaylanması ve AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanması gerekiyor.

AB’nin daha önceki emisyon düşürme hedefi 2030’a kadar 1990 seviyesine göre yüzde 40’lık bir azalma yönündeydi. AP, bu oranın yüzde 60’a çıkarılmasını istiyordu. Üye ülkeler ise aralarında yaptıkları görüşmelerde yüzde 55’te uzlaşmıştı.

 

Ünlülerden Biden’a çağrı: Bolsonaro ile anlaşma yapmayın

Aralarında Leonardo DiCaprio, Jane Fonda, Katy Perry ve Joaquin Phoenix‘in de bulunduğu 35 sanatçı ve oyuncu, ABD Başkanı Joe Biden’a mektup yazarak Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro ile herhangi bir çevre anlaşması imzalamaması için çağrı yaptı.

22-23 Nisan tarihlerinde ABD ev sahipliğinde gerçekleşecek çevrimiçi İklim Liderleri Zirvesi öncesinde yazılan mektupta sanatçılar ABD’nin Bolsonaro ile yapacağı muhtemel bir iklim anlaşmasından endişe duyan Brezilya halkı ve sivil toplum örgütlerinin yanında olduklarını belirtti.

‘Bolsonaro ile anlaşma çözüm değil’

Ünlü isimler, mektupta “Amazon’a, iklimimize ve insan haklarına yönelik tehditlere ilişkin alınması gereken acil önlemler konusunda endişelerinizi paylaşıyoruz. Ancak Bolsonaro ile bir anlaşma çözüm değil” ifadelerini kullandı. Açıklamada Bolsonaro insan haklarını ihlal etmek ve ormanlara zrar vermekle itham edildi.

Amazonlarda yangın

Orman kaybı 12 yılın en yüksek seviyesinde

Amazonlar’daki orman kaybı Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun iktidara geldiği zamandan bu yana hızlandı. Brezilya lideri, dünyanın en büyük yağmur ormanlarında tarım ve madencilik faaliyetlerini teşvik ediyor.

Ülkenin uzay kurumu Inpe‘nin verilerine göre Ağustos 2019 – Temmuz 2020 döneminde 11.088 kilometrekarelik orman alanı yok edildi. Bu, bir önceki yıla kıyasla yüzde 9,5’lik artış anlamına geliyor.

Brezilya finansal destek arayışında

AA’nın haberine göre Brezilya Çevre Bakanı Ricardo Salles, şubat ayında yaptığı açıklamada Amazon’un korunması için ABD’den finansal destek arayışında olduklarını dile getirmişti.

Salles, 14 Nisan’da ise batılı ülkelerden ülkedeki ormansızlaşma sorunun bir yılda yüzde 30-40 civarında azaltılması için 1 milyar dolar tutarında yardım talebinde bulunduklarını açıklamıştı.

Zirveye davet edildi

ABD’nin Brasilia Büyükelçisi Todd Chapman aynı gün Brezilya ile ikili ilişkilerde çevrenin en acil konu olduğunu ve düzenlenecek iklim zirvesinde ele alınacağını duyurmuştu.

ABD Başkanı Joe Biden, aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da olduğu 40 dünya liderini 22-23 Nisan’da çevrim içi iklim zirvesine davet etmişti.

CHP’den 10’uncu yılında İstanbul Sözleşmesi Raporu

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca “10’uncu yılında İstanbul Sözleşmesi” isimli bir rapor yayınladı.

Raporda, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Vakfı’nın 7 Nisan 2021 tarihinde paylaştığı bilgi notundaki tespit ve kaygılara yer verildi.

İnsan Hakları Eylem Planı ile çelişiyor

Vakıf Türkiye’nin Sözleşme’den çekildiği dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nda kadına şiddete yönelik maddelerin yer almasına ve kaygı ve çekince yaratan durumlara dikkat çekiyordu.

Kadın örgütlerinin kaygılarını paylaştıklarını belirten Gülizar Biçer Karaca; Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği’nin de dikkat çektiği noktalar konusunda takipte olduklarını belirtti.

Arabuluculuk uygulanacak mı?

Raporda “Eylem Planı’na göre; boşanma davalarında aile arabuluculuğu müessesesi kurulacaktır. Bununla birlikte, İstanbul Sözleşmesi’nin 48’inci maddesine göre, Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet olayıyla ilgili olarak, arabuluculuk da dahil olmak üzere, zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçleri yasaklanmıştır” ifadeleri kullanıldı.

Yapılan açıklamada “Kadın örgütleri iktidarın Sözleşmeden çekilme kararını ilan etmişken, aile arabuluculuk sisteminin kadına yönelik şiddeti de içeren boşanma davalarında da uygulanacağından endişe duyduklarını ifade etmektedir” denildi.

Boşanmamaya ikna çabası

“Planda boşanma sürecinin olumsuz etkilerini en aza indirmek için çiftlere ve çocuklara süreç hakkında bilgi verileceği ve ihtiyacı olanlara psiko-sosyal destek sağlanacağı açıklanmaktadır” denilen raporda şu endişeler dile getirildi:

Bu madde ilk bakışta olumlu görülmesine rağmen, aynı Planda kurulacağı açıklanan “aile arabuluculuk müessesesi” de dikkate alındığında, bu tür psiko-sosyal desteğin kolaylıkla bir tür “ikna etme” çabasına dönüşeceği anlaşılmaktadır.”

Fotoğraf: İstanbul Sözleşmesini Uygula Kampanya Grubu

Israrlı takip ayrı suç olarak düzenlenecek mi?

Raporda “İstanbul Sözleşmesi’ne uygun olarak tek taraflı ısrarlı takibin ayrı bir suç olarak kabul edilmesi gibi bazı olumlu taahhütler bulunmasına rağmen, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme söz konusu iken tüm bu taahhütlerin toplumsal cinsiyet temelli şiddet ile mücadelede etkili ve kapsamlı şekilde nasıl uygulanacağı şüphelidir” değerlendirmesine de yer verildi.

Avrupa Birliği’ndeki kadın örgütlerinin dahil olduğu en büyük şemsiye organizasyon Avrupa Kadın Lobisi (AKL) raporuyla İstanbul Sözleşmesi’nin ilk 10 yılında 19 AB üyesi ve aralarında Türkiye’nin de olduğu 4 üye olmayan toplamda 23 ülke arasında yapılan incelemede İstanbul Sözleşmesi’nin pozitif etkileri olduğu ortaya çıkarıldı.

‘Üç kadından biri fiziksel ya da cinsel şiddete maruz bırakıldı’

Bu raporda sunulan bilgiler ise şu şekilde sıralandı:

  • AB kapsamındaki her 3 kadından biri 15 yaş sonrası (62 milyon kadın) fiziksel ya da cinsel şiddete maruz bırakılmıştır.
  • 10 kadından biri en az bir kere cinsel şiddetin herhangi bir türüne maruz bırakılmaktadır.
  • Her saniye; bir kadın cinsel tacizin bir veya daha çok türüne maruz kalırken 5 kadından biri takip yoluyla tacize maruz bırakılmaktadır.
  • 31 ülkenin 19’unda (yüzde 61) kadına yönelik erkek şiddetinin istatiksel verilerden açıkça anlaşılamadığı da yer almıştır.
  • 31 ülkenin 19’unda (yüzde 61) kadına yönelik erkek şiddeti, istatiksel verilerden açıkça anlaşılamamaktadır.

 

Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’in beraatine savcı ve Cumhurbaşkanının avukatından itiraz

“Cumhurbaşkan’ına alanen hakaret” suçundan yargılanan sanatçılar Metin Akpınar ve Müjdat Gezen için verilen beraat kararından dolayı duruşma savcısı Gökhan Bakaner ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın avukatı Ahmet Özel İstinaf Mahkemesi‘ne başvurdu.

Özel, verilen kararın yasaya ve usule aykırı olduğunu kaydetti.

‘Beraat kararı yasaya aykırı’

İstinaf mahkemesine başvuruda bulunan Savcı Gökhan Bakaner, başvuruda şu ifadeleri kullandı:

Cumhurbaşkanı’na hakarette bulunulmasından dolayı sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken beraat kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup istinafen kaldırılması gerekmektedir.”

‘Cezalandırılmaları gerekiyor’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel de beraat kararına itiraz etti ve İstinaf Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Özel’in dilekçesinde mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olup, sanıkların suç işleme kastıyla gerçekleştirdikleri eylemleri nedeniyle iddianame kapsamında cezalandırılmaları gerektiği ifade edildi:

Her ne kadar yerel mahkeme söylemlerinin ‘İfade özgürlüğü çerçevesinde kalan somut bir fiil isnadı veya sövme içermeyen eleştiriler’ olarak değerlendirilmiş olsa da sanıkların etki alanı, tanınırlıkları, söylemlerindeki hukuka aykırı eylemlere yönelik teşvik edici ifadeleri bütün olarak ele alındığında isnat edilen suçların yasal unsurlarının oluştuğu anlaşılmaktadır.”

‘Belli kitlenin husumetine maruz bırakıldı’

Avukat Ahmet Özel tarafından İstinaf Mahkemesi’ne verilen dilekçede, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belli kitlenin husumetine maruz bırakıldığı ileri sürüldü:

Sanıklar esasında Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a değil, zihin dünyalarında oluşturdukları Recep Tayyip Erdoğan’la kavga etmektedir. Nitekim sanıkların bu beyanlarının hem bulundukları konferans salonundaki insanları hem ekran başındaki izleyicileri menfi yönde harekete geçireceği, toplumun bir kesimini alenen kışkırtarak müvekkil hedef tahtası haline getireceği izahtan varestedir. Şikayete konu video içeriği 3 milyondan fazla izlenmiş ve 11 bin 400’den fazla yorum yazılmıştır. İlgili video yorumlarına bakıldığından Sayın Cumhurbaşkanı’nın belli kitlenin husumetine nasıl maruz bırakıldığı anlaşılmaktadır.”

Ne olmuştu?

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Müjdat Gezen ve Metin Akpınar hakkında 21 Aralık 2018’de konuk oldukları Halk TV’de Uğur Dündar tarafından sunulan “Halk Arenası” adlı programda yaptıkları açıklamalar üzerine soruşturma başlatmıştı.

Soruşturma kapsamında polis eşliğinde geldikleri Anadolu 3. Sulh Ceza Hakimliği’ne ifade veren sanatçılar, adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılmış, daha sonra adli kontrol de kaldırılmıştı.

Anadolu 8. Asliye Ceza Mahkemesi, Müjdat Gezen’in sarf ettiği sözler için Cumhurbaşkanı’na yönelik somut bir fiil isnadı olmadığını ifade etmiş, sövmek fiilinin ise sanığın sözlerinde bulunmadığını, suçun maddi unsurunun oluşmadığını aktarmıştı.

Mahkeme, Akpınar’ın sözlerinde de Cumhurbaşkanı’nın isminin doğrudan geçmediğini ancak lider sözcüğünden Cumhurbaşkanı’nı kastettiğinin kabul edilmesi halinde dahi faşizm sözcüğünün ağır bir eleştiri olduğunu ve hakaret suçuna sübut vermediğini kaydetmişti.