Ana Sayfa Blog Sayfa 1523

İnsan Hakları İzleme Örgütü HRW: İsrail, Filistinlilere ırk ayrımcılığıyla zulmediyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü Human Rights Watch (HRW), İsrail’i Filistinlilere karşı ırk ayrımcılığıyla ve zulmetmekle suçladı.

HRW tarafından kaleme alınan yeni raporda, İsrail’in kendi topraklarında yaşayan Filistinliler de dahil olmak üzere, tüm Filistinliler üzerinde İsrailli Yahudilerin hegemonyasını sürdürme politikası yürütttüğünü kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ise örgütün suçlamalarını “abes ve yalan” olarak değerlendirdi.

Bakanlık, örgütü “uzun zamandır İsrail karşıtı bir gündemle hareket etmek” ve “gerçeklerle ve olan bitenle hiçbir alakası olmayan” bir kampanya yürütmekle itham etti.

‘Acilen müdahale edilmesi gerekiyor’

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ise uluslararası toplumun acilen müdahale etmesi gerektiğine vurgu yaptı:

Uluslararası toplumun acilen, devletler, kurumlar ve şirketlerin, savaş suçları ve insanlık suçları işlenmesine hiçbir şekilde katkı sunmamasını sağlamak da dahil müdahale etmesi gerekiyor.”

Uluslararası örgüt tarafından hazırlanan 213 sayfalık raporda, İsrail’in Filistinlilerin yaşadığı toprakların çok önemli bir kısmında tek egemen güç olduğu, kalan kısımlarda da sınırlı sayıda Filistin özerk yönetiminin yanı sıra, esas güç sahibi olduğuna değinildi.

‘Yahudi İsraillilere ayrıcalık’

Raporda, “Bütün bu bölgelerde hayatın çoğu alanında İsrail yetkilileri sistemli bir şekilde Yahudi İsraillilere, Filistinliler karşısında ayrıcalık tanıyor” ifadeleri kullanıldı ve şöyle denildi:

Yasalar, politikalar ve önde gelen İsrailli yetkililer tarafından yapılan açıklamalar, nüfus, siyasi iktidar ve toprakların Yahudi İsrailliler tarafından kontrolünü sürdürme amacının uzun süredir hükümet politikalarına yön verdiğini açıkça ortaya koyuyor.”

‘İnsanlık suçu olan apartheid boyutlarına vardı’

Ayrıca, raporda “Bu amaca yönelik olarak (İsrailli) yetkililer Filistinlileri, kimlikleri nedeniyle, değişen ölçülerde mülksüzleştirdi, hareketlerini sınırladı, zorla birbirinden ayırdı ve zapt altına aldı… Bazı bölgelerde bu mahrumiyetler o derece ileri gitti ki, bir insanlık suçu olan apartheid ve zulüm boyutlarına vardı” ifadeleri kullanıldı.

Apartheid terimi, Güney Afrika‘daki eski beyaz üstünlüğüne dayalı devlet yapısının 1948-1991 tarihlerinde ülkenin siyah çoğunluğa karşı yürüttüğü ve uluslararası hukukta insanlık suçu sayılan rejime verilen isim.

1973 tarihli Uluslararası Apartheid Suçunun Ortadan Kaldırılması ve Cezalandırılması Konvansiyonu, apartheidi “Bir ırkın mensuplarından oluşan grubun diğer bir ırka mensup insan grubu üzerinde hegemonya kurması ve sürdürmesi amacıyla yürütülen, onlara sistemli bir şekilde zulmetmesini içeren insanlık dışı faaliyetler” olarak tanımladı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi‘nin anayasasını oluşturan Roma Anlaşması da benzer bir tanım yapıyor.

‘Sadece kötü bir işgal yönetimi değil’

HRW’nin Başkanı Kenneth Roth ise, İsrail’in Filistinliler üzerinde uyguladığı politikaların sadece kötü bir işgal yönetimi olarak görülemeyeceğini fade etti:

Milyonlarca Filistinli’nin, meşru bir güvenlik gerekçesi olmaksızın ve yalnızca Yahudi değil Filistinli oldukları için, temel haklarından mahrum bırakılması, sadece kötü bir işgal yönetimi olarak görülemez.”

‘İsrail ile ilişkiler gözden geçirilmeli’

Örgüt, Uluslararası Ceza Mahkemesi savcılarının apartheid ve zulüm suçlarıyla ilişkilendirilen kişiler hakkında soruşturma yürütülmesi ve suçları kanıtlanan kişiler hakkında da dava açılması gerektiğine işaret ediyor.

Bunun yanında HRW, uluslararası toplumu İsrail ile ilişkilerini gözden geçirmeye çağırıyor.

Birleşmiş Milletler nezdinde, işgal altındaki topraklar ve İsrail sınırları içerisinde yaşanan sistemli ayrıcalıkla ilgili soruşturma komisyonu kurulması da talep ediliyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, geçtiğimiz ay Filistinlilerin başvurusu üzerine Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi‘nde 2014 yılından beri işlendiği söylenen savaş suçlarıyla ilgili soruşturma başlatmıştı.

Buna karşılık İsrail, uluslararası mahkemenin böyle bir soruşturmayı yürütme yetkisi olmadığını söyledi ve mahkemeyle işbirliğinde bulunmayacağını dile getirdi.

İçişleri Bakanlığı tam kapanma hakkında merak edilen soru ve cevapları paylaştı

İçişleri Bakanlığı, koronavirüs tedbirleri kapsamında 29 Nisan Perşembe günü saat 19.00’da başlayıp, 17 Mayıs Pazartesi saat 05.00’e kadar sürecek tam kapanma uygulamasıyla ilgili en çok sorulan soruları ve yanıtlarını internet sitesinden paylaştı.

Paylaşılan metinde, tam kapanmanın uygulanacağı dönemde yapılacak her türlü şehirlerarası seyahatin izne tabi tutulacağı vurgulandı. Kısıtlamanın uygulandığı zamana denk gelen seyahatler için zorunlu hallerin varlığının olup olmadığına bağlı olarak seyahat izni alınması gerektiği aktarıldı. Açıklamada yurt dışı seyahatlerde herhangi bir kısıtlamanın bulunmadığı belirtildi.

1- Tam kapanma döneminde sivil toplum kuruluşları yardım faaliyetlerini nasıl sürdüreceklerdir?

Ramazan ayı boyunca gıda kolisi ve yemek dağıtımı vb. gibi yardım faaliyeti yürüten vakıf ve dernekler ile Vefa Sosyal Destek Grupları koordinesinde yapılan yardım faaliyetleri devam edebilecek olup bu amaçla Valilik ve Kaymakamlıklara yapacakları başvurularda faaliyetin kapsamı ile birlikte vakıf/dernek faaliyetine katılacak gönüllülerin bilgileri de bildirilecektir.

Valilik/Kaymakamlıklar tarafından yapılacak değerlendirme ile şartları taşıdığı belirlenen vakıf/dernek görevlileri, başvuru yapılan yer ve yardım faaliyetleri ile sınırlı olmak kaydıyla sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulacaktır.

2- Sokağa çıkma kısıtlaması uygulanan tarihlerde il göç idaresi müdürlüklerinden ikamet izni randevusu bulunan yabancılar kısıtlama kapsamında mıdır?

Tam kapanma tedbirlerinin uygulandığı tarihlerde il göç idaresi müdürlüklerinden ikamet izni randevusu bulunan yabancılar, randevu tarihini gösterir e-ikamet başvuru/kayıt formu (İstanbul ve Ankara illerinde randevu tarihini gösterir SMS/mail bilgisi de gereklidir) ve pasaport yerine geçen seyahat belgesiyle beraber kısıtlamaya tabi olmaksızın il göç idaresi müdürlüğündeki randevusuna katılabileceklerdir. Bahse konu muafiyet ikamet izni randevusunun zamanı ve il göç idaresi müdürlüğü ile ikamet arasındaki güzergahla sınırlıdır.

Çiçekçiler Anneler Günü için açık

3- Anneler Günü nedeniyle çiçekçi dükkânları kısıtlamalardan muaf olacaklar mıdır?

Çiçek satışı yapan iş yerleri, Anneler Günü nedeniyle 8-9 Mayıs 2021 Cumartesi ve Pazar günleri 10.00-17.00 saatleri arasında açık olabilecek ve vatandaşlarımız ikametlerine en yakın çiçekçiye giderek alışveriş yapabileceklerdir. Çiçek satışı yapan iş yerleri bu tarihlerde, 10.00-24.00 saatleri arasında evlere servis şeklinde de hizmet verebileceklerdir.

4- Kısıtlama süresince havalimanları, otogarlar ve tren garlarında bulunan işletmeler açık olacak mıdır?

Havalimanı, gar, liman, terminal gibi yerlerde bulunan iş yerleri, kendi sektörleri için belirlenen genel kurallara tabidirler. Bu kapsamda belirli koşullara ve sürelere tabi olarak açık olabilecek olan yeme-içme yeri, market gibi yerler, belirlenen süre ve koşullara uymak kaydıyla açık olabilecekler, diğer iş yerleri ise kapalı olacaklardır.

5- Son günü 30 Nisan 2021 Cuma günü olan SGK prim borçlarının ödenebilmesi için herhangi bir muafiyet tanınacak mıdır?

İşverenlerin, esnafın, genel sağlık, isteğe bağlı ve primini kendi ödeyen diğer sigortalıların; 2021 yılı Mart ayına ait sigorta primleri ile yapılandırılan SGK prim borçlarının 2’nci taksit ödemelerinin son tarihinin 30 Nisan 2021 olması nedeniyle, tam kapanmanın ilk günü olan 30 Nisan 2021 Cuma günü prim borcunu ödemek isteyen işveren, esnaf ve diğer sigortalılar durumlarını belgelemek ve SGK müdürlüğü güzergahında kalmak kaydıyla sokağa çıkma kısıtlamasında muaf tutulacaktır.

Bakıcı ve refakatçilerin durumu

6- İleri yaş grubundaki kişiler ile ağır hastalara yardımcı olan bakıcı ve refakatçiler sokağa çıkma kısıtlamasından muaf mıdırlar?

“Beslenme/temizlik ihtiyaçlarını yerine getiremeyen ileri yaş grubundaki kişiler ile ağır hastalara yardımcı olan bakıcı ve refakatçiler; bakıma muhtaç kişinin sağlık raporunu ibraz etmek ve muafiyet nedenine bağlı olarak zaman ve güzergahla sınırlı olacak şekilde sokağa çıkma kısıtlamasından muaf olacaklardır.

Şehirlerarası seyahat

7-Sokağa çıkma kısıtlaması muafiyetleri şehirlerarası seyahat izni anlamına gelmekte midir?

Genelgemiz kapsamında 29 Nisan 2021 Perşembe günü saat 19.00’dan itibaren her türlü vasıtayla yapılacak olan şehirlerarası seyahatler, ancak zorunlu hallerin varlığı halinde seyahat izin kurullarından izin alınması şartına tabidir.

Bu doğrultuda; muafiyet nedeni ve buna bağlı olarak zaman ve güzergahla sınırlı olan (genel niteliği bulunmayan) sokağa çıkma kısıtlamalarına dair muafiyeti bulunan kişilerin yapacakları şehirlerarası seyahatleri de izne tabidir.

8- İkameti ve iş yeri farklı şehirlerde olan işçiler şehirlerarası seyahat iznine tabi midir?

Kişilerin ikamet ettikleri vilayetlerle çalıştıkları vilayetlerin farklı olduğu ve işe geliş gidişin düzenli olarak günlük yapıldığı İstanbul-Gebze, İstanbul-Çorlu/Çerkezköy, İstanbul/Yalova, İzmir-Manisa, Kütahya-Uşak ve benzeri sınır/komşu olan illerde, İl Hıfzıssıhha Kurullarının bu konuda alacakları kararlar doğrultusunda işçi servisleri ile yapılan yolcu taşımacılığı faaliyetleri şehirler arası seyahat iznine tabi olmaksızın yapılabilecektir.

İzmir’deki depremde yıkılan binalarla ilgili 22 kişi hakkında gözaltı kararı verildi

Merkez üssü İzmir‘in Seferihisar ilçesi açıkları olan ve 117 kişinin yaşamını yitirdiği 30 Ekim depremine ilişkin yapılan soruşturma kapsamında daha önce haklarında işlem yapılmayan 22 kişi için gözaltı kararı verildi.

Depremin ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı resen soruşturma başlatmıştı. Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada soruşturma kapsamında Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), İstanbul Teknik Üniversitesi ve TÜBİTAK-Marmara Araştırma Merkezi’nden, yıkılan binalarla ilgili istenen bilirkişi ön raporları tamamlandığı belirtildi.

Standartlara uygun olmayan malzeme

AA’nın aktardığına göre DEÜ’lü üç akademisyen tarafından enkazdan alınan numuneler analiz edildi ve binaların yıkılma nedeninin, standartlara uygun olmayan malzeme, özellikle düşük kalite beton kullanımı ve projelendirme hatalarından kaynaklandığı kanaatine varıldığı bildirildi. Aynı bilirkişi heyetince hazırlanan ön raporda, sorumluluğu bulunan şüphelilere ilişkin somut tespitler yapıldığı ifade edildi.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul Teknik Üniversitesinden de 4 kişilik bilirkişi heyetinin oluşturulduğu, istenen nihai raporların tamamlanmak üzere olduğu belirtildi. TÜBİTAK-Marmara Araştırma Merkezinin yaptığı jeofizik ölçümler sonrasında düzenlenen raporun Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği kaydedildi.

Fotoğraf: AA

17 kişinin dosyası ayrıldı

DEÜ’de görevli bilirkişi heyeti tarafından hazırlanarak gönderilen ön raporlarda tespiti yapılan ve daha önce haklarında işlem yapılmayan 22 şüphelinin gözaltına alınması amacıyla ilgili kolluk birimine talimat verildiği kaydedildi.

Aynı raporda tespiti yapılan 17 kamu görevlisi hakkında ise 4483 sayılı Kanun kapsamında işlem tesis edilmek üzere dosyaların tefrik edildiği belirtildi.

Daha önce 7 kişi tutuklanmıştı

İzmir’in Seferihisar ilçesinde 30 Ekim 2020’de meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki depremde 117 kişi hayatını kaybetmişti.

Depremden hemen sonra İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştı. Gözaltı kararı verilen şüphelilerden 7’si tutuklanmış, 3 şüpheli hakkında da adli kontrol kararı verilmişti.

 

Bartın’da koronavirüse yakalanan kamu personeli disiplin cezası alabilir

Bartın İl Salgın Denetim Merkezi Başkanı olan Vali Yardımcısı Abdullah Akdaş tarafından tüm kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilen resmi yazıya göre, koronavirüse yakalanan kamu personelinin hastalık nedenleri sorgulanacak ve gerekçeleri yeterli görülmeyen kişiler hakkında da disiplin işlemi başlatılacak.

Duruma tepki gösteren Bartın Eğitim-Sen Başkanı Sedat Bora, karardan vazgeçilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Kurum amirleri sorgulayacak

Duvar‘da yer alan habere göre, 21 Nisan 2021 tarihli yazıda, salgından temaslı veya pozitif etkilenen kişilerin kurum amirleri tarafından sorgulanacağı, gerekçeleri yeterli görülmeyen personel hakkında da disiplin işlemi yapılacağı vurgulandı:

Salgının bulaşmasını önlemek amacıyla çalışan kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan tüm amir, memur ve işçi kadrosunda görev yapan personelin herhangi bir şekilde temaslı ya da pozitif olmaları durumunda, Genelge ve İl Umumi Hıfzıssıhha Meclis kararları uyarınca sorumlu sayıldığından, temaslı ya da pozitif etkilenen bu kişilerin temaslı ya da pozitif olma nedenleri kurum amirleri tarafından mutlaka sorgulanacaktır. Yapılan inceleme veya soruşturmada gerekçeleri yeterli görülmeyen personel hakkında kurum amirlerince disiplin işlemi yapılacaktır.”

‘Karardan vazgeçilsin’

Konu hakkında açıklama yapıp duruma tepki gösteren Bartın Eğitim-Sen Başkanı Sedat Bora, karardan vazgeçilmesi gerektiğini dile getirdi:

Bartın’da ilgili kurumlar pandemi döneminde gerekli önlemleri almamışlardır. Öğretmenlere ve kamu çalışanlarına aşı yapılmadı, uzaktan çalışma uygulamalarına geçilmedi. Bunlara ek olarak tüm okullar 2 Mart tarihinden itibaren yüz yüze eğitime açılarak pandemiye davetiye çıkarıldı. Gerekli önlemler alınmadığı için Bartın’da pandemi hızla yayıldı ve Türkiye ortalamasının üzerine çıkarak rekora ulaştı.”

‘Bu, pandemiden halkı sorumlu tutmaktır’

Sedat Bora, söz konusu uygulamanın yasal olmadığına dikkat çekti ve şunları söyledi:

Kamu çalışanlarına yasal olarak herhangi bir sorumluluk getirmemektedir. Bu tehdit, ülkemizde son dönemlerde gördüğümüz yaşanan baskıcı, ‘ben yaptım olducu ve yasa tanımazcı’ bir anlayışın yerel tezahürüdür. ‘Neden hasta oldun? O zaman disiplin cezası alacaksın’ demek yasal değildir. Bu, pandemiden halkı sorumlu tutmaktır.”

Hollanda’da arıları korumak için yaratıcı çözümler: Arı otelleri, mola yerleri ve bal yolları

Arı otelleri, arı mola yerleri ve bal yolu, Hollandalıların kaygı verici bir düşüş döneminden sonra kentsel arı popülasyonunu sabit tutma konusunda uyguladıkları yöntemlerden yalnızca birkaçı. Yapılan son sayımlar ise bu yöntemlerin başarılı olduğunu gösteriyor.

Geçtiğimiz hafta ulusal arı sayımının bir parçası olarak Hollanda’nın dört bir yanından 11 binden fazla kişi arı sayma çalışmasına katıldı. Gönüllüler tarafından yapılan sayım sonucunda 18 Nisan tarihinde kentte 200 binden fazla arı ve sinek sayıldı. Bu da arı sayılarının- en azından şehirde yaşayanların- sabit kaldığını ortaya koyuyor.

Beş yıllık veri toplama hedefleniyor

Naturalis’teki böcekbilimci Vincent Kalkman “Sayım sırasında her bahçede ortalama 18 ile 20 arasında arı ve uçan sinek kaydedildi. Bu rakamlar yıllar içinde sabit kaldı ve bu da şehir bahçelerinde güçlü bir düşüş olmadığını gösteriyor” dedi.

The Guardian’ın haberine göre arı popülasyonu eğilimleri hakkında kesin sonuçlara varmadan önce araştırmacılar beş yıllık verileri toplamayı hedefliyor.

Fotoğraf: Martijn Beekman/Hollandse Hoogte

En çok bal arısı gözlemlendi

Bal arısı (Apis mellifera) 55 binden fazla gözlemle en çok görülen arı iken kırmızı mason arısı (Osmia bicornis) ve yaban arısı (Bombus terrestris) sırasıyla yaklaşık 13 bin ve 12 bin 800 kayıtla ikinci ve üçüncü sırada yer aldı.

Kalkman “Arı sayımı veri toplamakla ilgili. Ancak aynı zamanda bahçeleri ziyaret eden insanların dikkatini farklı arı türlerine çekmeye hizmet ediyor. Bu sayım aynı zamanda eğitimle ilgili” görüşünü paylaştı.

Arı popülasyonu 1940’lardan beri düşüşte

Hollanda‘daki yerli yaban arısı popülasyonu, 1940’lardan beri düşüşteydi. En büyük sebebi olarak ise tarım alanları gösteriliyordu. 50 yıl öncesine kadar, bu alanlarda sağlıklı arı popülasyonlarını sürdüren çok çeşitli kır çiçekleri vardı. Ancak çiftçilerin üzerindeki üretim artışına yönelik baskı, tarım arazilerinin artık doğa için yer olmadığı anlamına geliyor.

Tarım arazilerinin büyük bir kısmı bu yüzden neredeyse tamamen kır çiçeklerinden yoksun. Bu da arı sayısında düşüşe yol açıyor. Tarımda böcek öldürmek için kullanılan zehirlerle de bu düşüş artıyor. Hollanda’da 360 arı türünün yarısından fazlasının nesli tükenme tehlikesi altında olduğu düşünülüyor.

arı otelleri

Ulusal tozlayıcı strateji

Hollanda, ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci tarım ürünleri ihracatçısı. Yabani arıların gıda mahsullerinin, özellikle meyve ve sebze bitkilerinin tozlaşmasında oynadıkları önemli rolün farkında olarak, “arılar için yatak ve kahvaltı” fırsatlarını artırmak için 2018 yılında ulusal bir tozlayıcı strateji açıklandı.

Strateji 43 hükümet ve doğa ve tarımın bir arada yaşamasını sağlayan süreçte arılar için daha fazla yuvalama alanı yaratmayı ve besin arzlarını güçlendirmeyi amaçlayan 70 girişim tarafından imzalandı.

Arı otelleri, durakları ve bal yolları

Amsterdam’da yalnız arıların yuva yapmaları için boşluklar sağlayan içi boş bitki gövdeleri veya ince bambulardan oluşan “arı otelleri”, kamusal alanlardaki çimleri doğal çiçekli bitkilerle değiştirmek ve bu alanlarda kimyasal böcek öldürücülerin kullanılmasının durdurulması gibi önlemler uyguluyor.

Utrecht’te ise arıları çeken, toz parçacıklarını ve yağmur suyunu emen arı durakları inşa edildi. 2018 yılından bu yana çatıları yerli bitkilerle kaplı otobüs duraklarından oluşan 316 arı durağı kuruldu.

Deborah Post ise karayolları, demiryolları ve su yollarının kenarlarında bulunan alana kır çiçekleri dikmek için belediyelerle işbirliği yaparak arılar için yiyecek ve barınak sağlayan Honey Higway (arı yolu) girişimini başlattı.

Hollanda’daki hızlı kentleşmeye dikkat çeken Kalkman, “Hollanda hükümeti önümüzdeki yıllarda yüz binlerce yeni ev inşa etmeyi hedefliyor. Bu nedenle, artan şehirlerin yanı sıra doğayı koruyabileceğimiz yollar bulmalıyız” ifadelerini kullandı.

 

 

TBMM’de Biden’ın soykırım açıklamasını kınayan bildiri kabul edildi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden‘ın Ermeni Soykırımı‘nı tanımasını kınayan bildiri Türkiye Büyük millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu‘nda kabul edildi.

Genel Kurul’da TBMM Başkanı Mustafa Şentop‘un imzasını taşıyan bildiri okundu ve oylamaya sunuldu. Bildiriye AKP, CHP, İYİ Parti ve MHP grupları kabul oyu verdi. HDP ise bildiriye red oyu verdi.

Sosyal medyada duyuruldu

Bildirinin kabul edildiği TBMM Genel Kurulu Twitter hesabından şöyle duyuruldu:

TBMM Başkanlığının, ABD Başkanı Joe Biden’ın 24 Nisan 2021 tarihli açıklamasının kınanması, reddedilmesi ve yok hükmünde sayılmasına ve bu Kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasına dair tezkeresi kabul edildi.”

‘Bu açıklama, nezdimizde yok hükmünde’

Bildiride şu ifadelere yer verildi:

ABD Başkanı Joe Biden’ın 24 Nisan 2021 tarihli açıklamasıyla 1915 Olaylarına ilişkin Ermeni lobilerinin iddialarını içeren tezleri sahiplenmesini, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak esefle ve şiddetle kınıyor, tarihin siyasi saiklerle tahrifinden başka anlam taşımayan bu temelsiz iftiraları en güçlü şekilde reddediyoruz. Tarihi konularda hüküm vermeye hukuken ve ahlaken yetkisi bulunmayan ABD Başkanı’nın yaptığı bu açıklama, nezdimizde yok hükmündedir.

Birinci Dünya Savaşı şartlarında yaşanan, Osmanlı Devleti’nin Türk ve Ermeni halkları için trajik sonuçlar doğuran olaylardan 106 yıl sonra böyle sorumsuz bir açıklamanın yapılmasının sebebi, değişen tarihi belgeler ya da uluslararası hukuk normları değil, bugünün küçük çıkar hesaplarında boğulmuş ABD Yönetimi’nin radikal Ermeni lobilerinin baskısına boyun eğmesidir. Tarihi gerçeklerle bağdaşmayan bu açıklama, halklar arasında yakınlaşmaya hiçbir katkı sağlamayan akıldışı ve sorumsuz bir adımdır.

Türkiye, 1915 Olaylarının bağımsız uzmanlar ve tarihçiler tarafından araştırılmasını savunmuş, bu amaçla 2005 yılında Ortak Tarih Komisyonu kurulmasını önermiş ve arşivlerini tüm dünyaya açmıştır. Türkiye’nin bu kadar açık, kendinden ve tarihinden emin, işbirliğinden yana ve bilimsel gerçeklerin ortaya çıkmasını arzulayan tavrının altında, 1915 Olaylarının gelişim sürecini ve sonuçlarını yakinen bilmesi, uzak ve yakın geçmişinde hiçbir zaman belli bir halka toptan düşmanlık yapmamış olmasının özgüveni vardır. Bu bağlamda, hiçbir politikacının ve hükümetin, tarihinin araştırılmasından kaçınmayan, tam tersine 1915 Olaylarına ilişkin münferiden ya da birlikte yapılacak tüm araştırmaları destekleyen Türkiye’ye söyleyecek sözü olamaz.

‘Soykırım’, kapsamı son derece belirli, kullanımı çok somut şartlara bağlanmış bir uluslararası hukuk kavramıdır. Açıkça tanımlanmış bir suçlamaya işaret eden bu kavramın tahakkuku, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinde belirtildiği üzere, yalnızca yetkili bir mahkeme tarafından hüküm altına alınabilir. 1915 Olaylarının hukuken soykırım olarak tanımlanabilmesi için gereken şartların hiçbiri mevcut değildir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2015 ve 2017 tarihli kararları da 1915 Olaylarına tarihi bir tartışmanın ötesinde bir anlam atfetmenin mümkün olmadığını açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Kaldı ki, sıfatı ve makamı ne olursa olsun, bir siyasetçinin mahkemelerin yetkisinde olan bir hükmü vermeye kalkışması hukuken ve ahlaken büyük bir sorumsuzluk örneğidir.”

Fotoğraf: AP

‘Açıklamasını değiştirmeye davet ediyoruz’

Bildiride, Biden’ın açıklamasının halkları kutuplaşmaya sevk ettiği ileri sürülerek, Joe Biden açıklamasını değiştirmeye davet edildi:

Bölgemizde kalıcı ve sürdürülebilir barışın sağlanması, halkların refah ve emniyet içinde yaşaması için samimi gayret göstermek gerekirken, Başkan Biden’ın 1915 Olayları hakkında yaptığı açıklamanın halkları kutuplaştırmaktan, radikal-aşırıcı çevrelerin gündemini desteklemekten ve nefret söylemlerini cesaretlendirmekten başka bir amaca hizmet etmeyeceği açıktır.

Bu çerçevede, Başkan Joe Biden’ı, tarihi gerçeklerle bağdaşmayan, milletimizin vicdanını derinden yaralayan bu hatalı açıklamasını değiştirmeye, başta Türk ve Ermeni halkları olmak üzere bölge halkları için barış, istikrar ve güven içinde yaşama çabalarını desteklemeye ve ikili ilişkilerimiz üzerinde kaçınılmaz olarak olumsuz etkiler yapacak bu karardan geri dönmeye davet ediyoruz.

101’inci açılış yıldönümünü gururla idrak etmekte olduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi, kimden ve nereden gelirse gelsin aziz milletimize ve ülkemize yönelik her türlü haksız söylem ve davranış karşısında milli onurumuzdan, bağımsızlığımızdan ve her safhasıyla iftihar ettiğimiz tarihimizden yana tavır almayı sarsılmaz bir azim ve kararlılıkla sürdürecektir.

ABD Başkanı Joe Biden’ın 24 Nisan 2021 tarihli açıklamasının kınanması, reddedilmesi ve yok hükmünde sayılmasına dair bu bildirinin oylanarak kabul edilmesi ve alınan kararın Resmi Gazete’de yayımlanması hususunu Genel Kurulun tasviplerine arz ederim.”

Abdulkadir Selvi: Adli Tıp ‘Pınar Gültekin canlıyken yakılmış olabilir’ dedi

Hürriyet Gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, Muğla’da katledilen üniversite öğrencisi Pınar Gültekin‘in ölümü için hazırlanan adli tıp raporunu köşesinde paylaştı. 

Selvi, raporda Pınar Gültekin’in diri diri yakılmış olabileceğinin ifade edildiğini dile getirdi.

Rapordaki ifadeler

Abdulkadir Selvi, raporda yazılanlarla ilgili şu ifadeleri kullandı:

Pınar Gültekin davasının görüldüğü Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaşan Adli Tıp Kurumu raporu 30 Ekim 2020 tarihini taşıyor. Prof. Dr. İbrahim Üzün’ün başkanlığında hazırlanan raporun sonuç bölümünde, ‘Kişinin ölümünün boyna basıya bağlı mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olabileceği gibi boyna bası eylemi sonrası kişi yaşıyor iken yakılmasına bağlı da ölümün meydana gelmiş olabileceği, mevcut verilerle bu mekanizmalar arasında tıbben ayrım yapılamadığı’ tespitine yer veriliyor.

Ben bu ‘Asfiksi sonucu ölüm’ ifadesiyle Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Karşıyaka Mezarlığı’ndaki ölüm kayıtlarını incelerken karşılaşmış ve irkilmiştim. Bir de bu olayda karşıma çıktı.”

‘İfadeyle rapor arasında çelişki var’

Selvi, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan rapordaki ifadelerle ilgili başka bir hekimden görüş aldığını şöyle anlattı:

Birinci İhtisas Dairesi’nin raporunu saygın bir bilirkişi olan Prof. Dr. Hakan Kar’a sordum. ‘Birinci İhtisas Dairesi’nin raporunda Pınar Gültekin’in boğularak öldürüldüğü yer alıyor. Ama asıl önemli olan nokta şu ki Adli Tıp cesedin yakılmasına rağmen boynunda kırık ve kanama tespit etmiş. Raporda, Pınar Gültekin boğulma sırasında mı ölmüş yoksa boğulmadan sonra canlı olarak yakılması üzerine mi ölmüş, o tespit edilememiştir’ deniliyor ki bu çok önemli bir nokta’ dedi.

Metin Can Avcı ifadesinde, Pınar Gültekin’in kendisine bıçak çektiğini, bunun üzerine ona yumruk vurduğunu, boğazını sıktığını daha sonra nefes alamadığını fark ettiğini söylüyor. Halatı ise cesedi varile yerleştirmek için kullandığını anlatıyor.

Burada çelişkiler var. Çünkü Adli Tıp Kurumu’nun tespitinde ‘urgan halat’ın Pınar Gültekin’in boynuna 6 kez dolandığı ve araya parmak sokamayacak kadar sıkı olduğu tespitine yer veriliyor. Adli Tıp raporunda iple boğma üzerinde durulmuyor ama bu noktanın aydınlatılması gerekiyor.

Ayrıca Cumhuriyet Savcılığı’nın olay yerinde yapılan incelemesinde Pınar Gültekin’e ait bıçaktan söz edilmiyor.”

Pazartesi günü, Pınar Gültekin’in katledilmesiyle ilgili Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde tutuklu sanık Cemal Metin Avcı ve tutuksuz yargılanan kardeşi Mertcan Avcı’nın yargılandığı davanın dördüncü duruşması görülmüştü.

Ne olmuştu?

Pınar Gültekin, aynı gün içerisinde Sibel Gültekin ile telefonla görüştükten sonra bir daha kendisinden haber alınamamıştı. Ailesi, genç kadın için Akyaka Jandarma Komutanlığı‘na kayıp ihbarında bulunmuştu. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi Pınar Gültekin, 16 Temmuz’da Menteşe ilçesindeki alışveriş merkezine gitmek için evinden ayrılmıştı.

Yaklaşık beş gün sonra Pınar’ın cesedi Menteşe ilçesinde ormanlık alanda bulundu. Cemal Metin Avcı isimli erkek gözaltına alındı ve suçunu itiraf etti.

Kız çocuklarının okullaşma oranı yüzde 93,5’e düştü

Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre, 2012-2013 eğitim öğretim yılında hayata geçirilen 4+4+4 sistemi sonrası kız çocuklarının okullaşmasında azalma ortaya çıktı.

MEB’in örgün eğitim istatistikleri ile paylaştığı, “Cinsiyete göre net ilkokul çağı okullaşma oranı” verilerine göre 2012-2013 eğitim öğretim yılında yüzde 98,9 olan kız çocuklarının okullaşma oranı, 2019-2020 eğitim öğretim yılında yüzde 93,5 olarak gerçekleşti.

BirGün’den Mustafa Bidircin’in haberine göre, ilkokulda kız çocuklarının okullaşma oranında 2013-2014 eğitim öğretim yılından sonra belirgin bir düşüş yaşandı.

Kız çocuklarının ilkokuldaki okullaşma oranı 2014-15 ve 2015-16 eğitim öğretim yıllarında sırasıyla yüzde 96,5 ve yüzde 95,2 ile ifade edildi. 2016-2017 eğitim öğretim yılında, son 10 yılın en düşük seviyesini gören ilkokulda kız çocuklarının okullaşma oranı, yüzde 91,2 olarak kayıtlara geçirildi.

Kız çocuklarının okullaşma oranı 2017 yılına göre 2019 yılında artsa da halen istenilen düzeye ulaşamadı. Buna göre, 2013 yılında yüzde 99’a yaklaşan okullaşma oranı 2019-2020 eğitim öğretim yılında yüzde 93’5’e kadar indi.

 

Erdoğan açıkladı: Emeklilerin bayram ikramiyesine 100 lira zam yapılacak

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz bayramda 1000 lira olan emeklilerin bayram ikramiyesinin beklentilerin aksine yalnızca 1100 lira olacağını açıkladı.

AKP’nin MKYK toplantısı sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan bir gazetecinin kendisine yönelttiği “Emeklilere bayram ikramiyesinin bin 500 lira gibi bir rakam konuşuluyor” soruya şu cevabı verdi:

Öyle bir şey yok. Ben ne dedim? Bin + enflasyon. Büyük ihtimalle enflasyon 85 gibi oluyor, bunu inşallah 100’e tamamlayacak, inşallah bin 100 olarak yapacağız. Bunu da Meclis’e değil, bir kararname ile göndereceğiz. Vakit kaybetmeden süratle bayrama yetiştireceğiz.”

DİSK-AR: 1800 TL olmalı

Birgün’ün haberine göre DİSK Araştırma Merkezi‘nin (DİSK-AR) rapor, emekli bayram ikramiyelerinin asgari ücrete göre 763 TL, gıda enflasyonuna göre 677 TL ve ortalama enflasyona göre 556 TL eridiğini ortaya koymuştu.

DİSK-AR’ın “Emeklilerin bayram ikramiyesi nasıl eridi?” başlıklı raporunda, emekli bayram ikramiyelerinin asgari ücret artışına paralel artması gerektiği belirtilmişti. Açıklamada, emekli bayram ikramiyesinin asgari ücrete paralel artsaydı 1763 TL olması gerektiği ifade edilmişti. Açıklamada ayrıca, asgari ücrete paralel bir bayram ikramiyesi artışı için her bir bayram ikramiyesinin en az 1800 TL olması gerektiği belirtilmişti.

CHP tarafından emeklilere yapılan bayram ödemesi tutarının 1000 liradan, 1.500 liraya çıkarılması ve bayram ikramiyesi miktarının her yıl gerçekleşen enflasyon oranında artırılması için verilen önerge AKP ve MHP oyları ile reddedilmişti.

Süleyman Soylu: Tam kapanmada tekel bayiler kapalı olacak

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, tam kapanma sürecinde alkol satışının yasaklanmasına ilişkin açıklama yaptı. Soylu, tekellerin 9 Nisan 2021 Perşembe akşamı saat 19.00’dan itibaren, 17 Mayıs 2021 Pazartesi sabah 05.00’e kadar sürecek tam kapanma döneminde kapalı olacağını söyledi.

Bakan Soylu, “Tekel büfelerine dair soru geldi valilerimizden. İstisnada yer almıyor ve kapalı. Burada hem muafiyet yok hem de bir soru işareti söz konusu değil” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Bakan Soylu, tam kapanma sürecinde vatandaşların camilere gidebileceğini söyledi.

Genelgede yasak yer almıyor

İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan genelgede içki yasağına ilişkin bir şey söylenmezken “Sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu günlerde bakkal, market, manav, kasap, kuruyemişçi ve tatlıcılar 10.00-17.00 saatleri arasında faaliyet gösterebilecek” ifadeleri kullanılmıştı. 

Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş ise genelgede yer alamamasına rağmen mülki idare amirliklerinin keyfi olarak içki satışını da yasakladığını duyurmuştu. Bunun üzerine on binlerce kişi Twitter üzerinden #alkolümedokunma etiketiyle tepkilerini dile getirmişti.

‘Şehir giriş çıkışları kontrol altında olacak’

Bu süreçte valilere, emniyet müdürlerine ve jandarmaya büyük sorumluluk düştüğünü belirten Soylu, “Şehir giriş ve çıkışları ciddi şekilde kontrol altında olacak. Orada herhangi bir eksiklik istemiyoruz. Eğer burada bir kontrol olmazsa sürecin suistimali çok kolay olur” dedi. Soylu şunları kaydetti:

Yani otel rezervasyonu yaptırmış gibi yapıyor yola çıkıyor veya sanki bahsettiğiniz alanlardaki şirkette çalışıyormuş gibi yapıyor kendi güzergahı dışında bunu kendine ait bir muafiyet alan olarak tanıyor. Millet fedakarlık yapar evde otururken eline aldığı kağıtla birlikte ‘ben şu şirkette çalışıyorum’ diyor ve bunu istismar ediyor. Bir önceki uygulamada rehberlik etmeyi, daha ziyade bu konuda uyarmayı, çok büyük bir kasıt ve ihmalde sürdürülebilirlik varsa bu konuda adli idari işlem yapmayı öneriyorduk. Ama şimdi yeni bir dönem geldi, toplumumuzun büyük bir kesimi evinde kalacak. İşinden yoksun olacak.”

Soylu, “Üretim, tedarik ve arzda herhangi bir aksaklığı yaşamamalıyız. Bunu da geçen dönem başarıla yaptık bu dönemde başarıyla yapacağız, bunu da istismar eden olmayacak mı? Olmaya çalışanlar olacaktır, denetimlerle bu istismarların önüne geçeceğiz. Mali müşavirlerin kendi güzergâhlarını kapsayacak şekilde bir muafiyeti olacak. Her yeri gezip dolaşacak bir muafiyeti söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.

Camilere gidilebilecek

Muafiyetin üretim, imalat, tedarik, lojistik, sağlık, tarım, orman ve güvenlik sektörü ile kamuda çalışan yüzde 50’lik kısmı kapsadığını, çalışanların sadece güzergahı kapsayacak şekilde dışarı çıkabileceğini kaydeden Soylu, yarına kadar kamu görevlilerine ait izin formunun hazırlanacağını belirtti. Denetimlerin de önemli olduğunu kaydeden Soylu, “Denetim hususunu da en üst seviyede tutmalıyız” uyarısında bulundu.

Muhtarların da muafiyet sahibi olduğunu hatırlatan Soylu, ayrıca vatandaşların da mahalledeki camilere giderek namaz kılabileceğini duyurdu. Noterlerin de nöbetçi usulü ile çalışacağını belirten Soylu, bankaların minimum ölçekte çalışacağını anlattı. Sokak hayvanlarının bakımı için de izin verilmesinde tereddüt gösterilmemesi gerektiğini kaydetti.