Ana Sayfa Blog Sayfa 1481

İklim krizi ‘zombi yangınlarının’ sayısını artırıyor

İklimin dünyanın hemen hemen her yerinden daha fazla ısındığı uzak kuzey yarımkürenin kuzey ormanlarında bazı orman yangınları kıştan sağ çıkmayı başararak ilkbaharda yeniden alevleniyor.

Hollanda ve Alaska’dan bilim insanları turbalı topraklarda yıl boyunca yanan “zombi yangınlarının” nasıl tespit edilebileceğini ve hesaplanabileceğini buldu.

Yazın sıcaklığıyla daha fazla görülüyor

Nature dergisinde yayınlanan çalışmaya göre kışı sağ atlatan yangınlar kuzey ormanlarında hala nadir görülüyor. 2002 ile 2018 arasında yanan toplam alanın sadece yüzde 0.8’inin sorumlusu zombi yangınlarıydı.

Ancak araştırmacılar bu oranın yazların ne kadar sıcak geçtiğiyle bağlantılı olarak çarpıcı bir şekilde değiştiğini ve yüzde 38 gibi büyük rakamlara çıktığını buldular.

Yani iklim ısındıkça ve yaz aylarındaki alevlerin daha kuvvetli hale gelmesiyle daha fazla kışı sağ atlatan yangına ev sahipliği yapacağız.

Zombi yangınlar nasıl anlaşılır?

Vrije Universiteit Amsterdam‘da peyzaj ekolojisti ve kitabın ortak yazarı Sander Veraverbeke, “Yangın mevsiminde yangınların yıldırım ve insanlarla çıkabileceğini biliyoruz. Şimdi başka bir yanık alan nedenimiz var. Eğer yangın bir önceki sezonun başından kalma bir yangın yarasının yakınında meydana gelmişse ve herhangi bir insan etkisi veya yıldırım yoksa o zaman kıştan sağ çıkan bir yangındır” dedi.

Araştırmacılar, bölgedeki zombi yangınlarının boyutunu hesaplamak için uydu görüntülerini ve yıldırım çarpması kayıtlarını ve insan varlığı ve altyapısını dikkate alan bir bilgisayar algoritması geliştirdiler.

Alaska ve Kuzeybatı Bölgeleri için algoritma, yaklaşık yirmi yıllık bir süre içinde yanmış alanın yüzde 0,8’ini tahmin etti.

Düşen yağış ve kar miktarının önemi yok

Veraverbeke, son yıllarda Sibirya‘da zombi yangınlarının da kaydedildiğini ve yeni algoritmanın kuzey Rusya‘daki kış mevsiminde meydana gelen yangınların kapsamını tahmin etmek için yerel verilerle birlikte kullanılabileceğini söyledi.

Çalışma, kışın hayatta kalabilmek için yangınların özellikle sıcak ve derin yanması gerektiğini öne sürüyor. Araştırmaya göre, düşen yağmur veya kar miktarı önemsiz görünüyor.

Veraverbeke, “Bunun olduğu gerçeği zaten oldukça çılgınca ve bu bölgenin iklim değişikliği nedeniyle ne kadar hızlı değiştiğini gösteriyor” dedi.

‘Kuzey torfunun savunmasızlığını gösteriyor’

Alaska Fairbanks Üniversitesi’nde bir peyzaj ekolojisti ve iklim araştırmacısı olan ve araştırmaya dahil olmayan Nancy Fresco, bulguların aşağıda permafrozu koruyan ve büyük miktarda tutulan karbon depolarını tutan kuzey torfunun savunmasızlığının altını çizdiğini söyledi.

Bölgede artan orman yangını potansiyeli, atmosfere daha fazla sera gazı salmakla tehdit ediyor. Fresco, “Geçmişte nispeten nadir görülen bir fenomen, daha sık ve yıkıcı bir şey haline gelebilir” dedi.

Cumhurbaşkanı kararı: Akaryakıtta ÖTV’ye yüzde 189’a varan zam

Akaryakıtta uygulanan özel tüketim vergisi (ÖTV) tutarları yeniden belirlendi. Cumhurbaşkanlığının konu ile ilgili kararı Resmi Gazete‘de yayımlandı.

Karara göre akaryakıt ürünlerinden alınan özel tüketim vergisi (ÖTV) yüzde 54, yüzde 78 ve yüzde 189 oranında artırıldı.

Yeni ÖTV oranlarıyla 95 oktanlı kurşunsuz benzindeki ÖTV 1,3313 TL/lt, 98 oktan kurşunsuz benzinde ÖTV 1,5836 TL/lt oldu.

Motorinde ÖTV 1,2931 TL/lt olarak belirlenirken, otogazda ÖTV 0,8107 TL/kg oldu. Karar, bugünden itibaren geçerli olacak

Benzinin litresi İstanbul’da 7.74, İzmir’de 7.82 TL’ye yükseldi

Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası (EPGİS) da bir açıklama yaparak, vergi düzenlemesi sonrasında bugünden itibaren geçerli olmak üzere benzinin litre fiyatının 55 kuruş, motorinin 67 kuruş, LPG’nin ise 35 kuruş zamlandığını duyurdu.

Benzinin litresi İstanbul’da yaklaşık 7,74 TL’ye, Ankara’da 7,81 TL’ye, İzmir’de 7,82 TL’ye yükseldi.

Motorinin litresi ise İstanbul’da 7,24 TL, Ankara’da 7,31 TL, İzmir’de 7,32 TL oldu. Fiyatlar iller ve bayiler arasında farklılık gösteriyor.

Tavan fiyat sona erdi

Öte yandan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından spekülasyonu önlemek adına başlatılan tavan fiyat uygulaması da 17 Mayıs’ta sona erdi.

İki aylık süreçte devletin, her litre benzinde 1 lira 66 kuruş, motorinde ise 1 lira 33 kuruş ÖTV alacağı oluştu. Bu nedenle tavan fiyat uygulamasının sona ermesiyle birlikte akaryakıt ürünlerinden alınan özel tüketim vergisi oranlarında düzenlemeye gidildi.

Enerji projeleri için alınan acele kamulaştırma kararları Resmi Gazete’de yayımlandı

Bazı illerde enerji projelerinin hayata geçmesi için alınan acele kamulaştırma kararları Resmi Gazete‘de yayımlandı.

Alınan Cumhurbaşkanlığı kararlarına göre, başı taşınmazlar kamulaştırılacak.

Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş tarafından kamulaştırılacak

Resmi Gazete’de yayımlanan kararda, Zonguldak, Kastamonu ve Bartın’da tesis edilecek “Eğerci DM-Yeşilöz Enerji Nakil Hattı”, “Saka KÖK-Sivriler KÖK Enerji Nakil Hattı”, “Pınarbaşı DM-Muratbaşı KÖK Enerji Nakil Hattı”, “Samat KÖK-Şahin KÖK Enerji Nakil Hattı” ile “Sivriler KÖK-Ayvatlar KÖK Enerji Nakil Hattı”, “Hanköy KÖK-Ortaköy KÖK Enerji Nakil Hattı”, “Osmaneli Büyükyenice KÖK-Şelçik Enerji Nakil Hattı”, “Abdipaşa DM-Ovacuma DM Enerji Nakil Hattı”, “Şenpazar DM-Valay KÖK Enerji Nakil Hattı” ve “Uzunöz KÖK-Karadonu Grubu Enerji Nakil Hattı için bazı taşınmazların kamulaştırılmasına izin verildi.

Buna göre, bu hatlar güzergahında kalan bazı taşınmazlar elektrik dağıtım tesis yerlerinin mülkiyeti şeklinde, hat emniyet sahalar ise irtifak hakkı kurulması için Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş tarafından acele kamulaştırılacak.

Bunlarla birlikte, Türkiye Elektrik İletim A.Ş Genel Müdürlüğü‘ne ait olan “154 kV Gözebaşı TM İrtibat Hatları Projesi” ve “400 kV İzdemir TES-Bornova GİS İrtibatı Enerji İletim Hattı Projesi” kapsamında da bazı taşınmazlar kamulaştırılacak.

Söz konusu hatların güzergahı üzerindeki taşınmazların direk yerleri mülkiyeti şeklinde, iletken gabarisinin de irtifak hakkı kurulmak suretiyle kamulaştırılmasına izin verildi.

İklim Değişikliği Komisyonu’nda DSİ’nin Kanal İstanbul raporu yok sayıldı

CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Devlet Su İşleri‘nin (DSİ) Kanal İstanbul ile ilgili görüş yazılarını TBMM’de kurulan İklim Değişikliği Komisyonu’nda gündeme getirdi.

DSİ’nin Kanal İstanbul’a ait iki görüş yazısının Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunda bulunmadığına dikkat çeken Bakıroğlu, “Bu görüş yazılarında DSİ’nin Kanal İstanbul’la ilgili endişeleri dile getirilmekte, İstanbul’un yeraltı ve yer üstü sularına, kaynaklarına olası olumsuz etkilerinden bahsedilmekte. Terkos Gölü’nün doğusunda yer alan yaklaşık 20 kilometrekarelik su toplama havzasının devre dışı kalması ve bunun da yaklaşık 18 milyon metreküp su kaybı anlamına geldiği söylenmekte” dedi.

Komisyon Başkanı: İklim ile ilgisi yok

Komisyonu Başkanı ve eski Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Kanal İstanbul meselesinin Küresel İklim Değişikliği Komisyonu’nun gündemi olmadığını iddia etti.

Eroğlu, “İsterseniz Meclis’e önerge verin, komisyon açılsın. Bir de DSİ’yle alakası yok, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı ilgileniyor” diye konuştu.

Bakırlıoğlu’nun “Ama biz bu tartışmayı hep sizinle yapıyoruz” demesi üzerine Eroğlu, “Yani doğru da şimdi, bakın, esas konumuzu…” diyerek konuyu geçiştirdi. CHP’li Bakırlıoğlu’nun sorduğu soruların neredeyse tamamı yanıtsız kalırken, Komisyon Başkanı yeni bir konuya geçiş yaptı.

‘Kanal İstanbul bu komisyonun konusu’

BirGün’den Meral Danyıldız’ın haberine göre, CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, “Kanal İstanbul, bu komisyonun konusu. Çünkü konumuz iklim değişikliği, iklim değişikliklerinin su kaynaklarına olan etkisi, kuraklık. İstanbul da Türkiye’nin en büyük metropolü. Bilim insanları, bu kanalın İstanbul’un su kaynaklarına ciddi zararlar vereceğini, dolayısıyla bu kaynakların giderek artan nüfusa yetmeyeceğini söylüyor” dedi.

DSİ’nin yazdığı iki görüş yazısının da bu tespiti doğruladığını belirten Bakırlıoğlu, “DSİ’nin sümen altı edilen her iki raporunda da değinilmiş; Terkos Gölü’nün tuzlanabileceği, Sazlıdere Barajı’nın tamamen ortadan kalkacağı ve risale hattının ortadan kalkacağı gibi endişeleri var DSİ’nin. DSİ’nin bu konuda yazmış olduğu görüş yazılarına ne yazık ki ÇED raporunda yer verilmemiş. İstanbul’da en iyi ihtimalle 70 milyon metreküp, en kötümser ihtimalle 427 milyon metreküp suyun kaybolması söz konusu. Bunu dile getirdik. Bu komisyonda her hafta Kanal İstanbul ile ilgili çelişkileri dile getirmeye gayret ediyoruz. Fakat başta Komisyon Başkanı olmak üzere AKP ve MHP’li vekiller ısrarla bu konunun, komisyonun konusu olmadığını öne sürüyorlar” şeklinde konuştu.

Genel Müdür emekli edildi

DSİ’nin 2018 ve 2019 tarihli görüş yazılarında, Kanal İstanbul projesinin hayata geçirilmesi durumunda su kaynaklarının zarar göreceği uyarısı yapılmıştı. DSİ, Terkos Gölü için 375 milyon metreküp su kaybı öngörmüş; ancak ÇED raporunda bu miktar 30 milyon metreküp olarak yazılmıştı.

Sazlıdere Barajı’ndaki yıllık su kaybı DSİ tarafından 52 milyon metreküp olarak tahmin edilirken, ÇED raporunda bu miktar 2,7 milyon metreküp olarak kayda geçmişti. Görüş yazılarını hazırlayan dönemin DSİ Genel Müdürü Mevlüt Aydın, 55 gün izin kullandıktan sonra emekliye ayrılmıştı.

Sedat Peker’den altıncı video: Boyun eğmediğim için bizi kullanışsız gördüler

Kendisine yönelik operasyonların ardından çektiği videolardaki iddialarıyla dikkatleri çeken suç örgütü lideri Sedat Peker, altıncı videosunu da yayımladı.

Sabah saatlerinde “Zaferin Büyüklüğü Mücadelenin Zorluğuyla Ölçülür” başlığıyla yayımladığı videoda Peker, yaşananların fitilini iki olayın ateşlediğini ifade etti. Peker, bu videosunda iş insanı Yıldırım Demirören‘i de hedef aldı.

‘Bizi mahvedecekler dedim’

Suç örgütü lideri, kendisi hakkındaki gelişmelerin ilk sebebini şöyle anlattı:

Fitilin ilk ateşlenmesi Michael Rubin adında Amerikalı bir yazarın, yazdığı yazıyla oldu. ‘Sedat Peker etki alanını bu şekilde geliştirmeye devam ederse, Tayyip Erdoğan sonrasında, Tayyip Erdoğan’a ihanet etmez’ dedi. ‘PanTürkizm görüşüne sahip bu kişi bu şekilde güçlenmeye devam ederse, Tayyip Erdoğan sonrası oraya simge birinin seçilmesini sağlar. Arka perdeden de ülkeyi o yönetir’ dedi. Buna inanan ruh hastaları oldu, işin kötü yanı bizim arkadaşlarımız da gururlandılar, ‘Artık seni dünyada insanlar daha iyi anlayacak, konumunu anlayacaklar’ dediler. Dedim ki, bu tuzak, bize tuzak kurdular. Tayyip Erdoğan sonrasına kimin planı varsa bizi mahvedecekler dedim.”

‘Boyun eğmediğim için bizi kullanışsız gördüler’

Peker, ikinci kırılma noktasının ise Elazığ’da miting yapacağı zaman yaşandığını ifade etti:

İkinci kırılma noktası; Elazığ’da şehit aileleri beni davet etti, miting yapacağız. Kasımpaşa’da binlerce kişinin katıldığı iftardayız, Mehmet Ağar bey beni aradı, hangi Mehmet, derin Memet… Bugün farkındaysanız yoklama (bazı isimleri anması) yapmadım, çünkü derin Memet ve arkadaşlarının ameliyat olduğunu öğrendim. O yüzden ameliyat olduğu için iyileşene kadar makara yapmayacağım. Müsaade ederseniz bir yoklama yapmak istiyorum. Süslü Sülüman ve saz arkadaşları orda mısınız? Bir de konuk bir oyuncu alacağız, Demirören var, Yıldırım Demirören. Ancak ona da bir isim vereceğim çünkü o isme layık değil. Öyle bir isim böyle bir adam… Adana’da pamuğa pambık derler, bundan sonra buna pambık Ören diye sesleneceğim, anlayın ki bu… Pelikancılar hep kaytarıyorsunuz, farkındayım, sizin peşinizi bırakmam, bakın neler yaptınız… Ancak bu aralar süslü Sülüman ve arkadaşlarına taktığım için onlardan devam edeceğim.

Kasımpaşa Taksim’de çok büyük bir iftar daveti var. Mehmet Ağar beni aradı, dedi ki derin Memet, ‘Elazığ mitingini iptal eder misin?’ Dedim ki ben oraya şehit aileleri çağırdı, nasıl iptal edeyim… Dedi ki aynı gün CHP’nin de mitingi var orda, devletten bilgi geldi, karışıklık çıkacak. Dedim ki şehit aileleri devlet başkanından bile önce gelir, gitmem lazım, seni sonra arayayım… Sonra bir daha aradı kendisi, ben oraya gitmezsem rezil olurum dedim. Orada en az 30 bin kişilik miting yaparım dedim. Ağar ama ‘provoke çıkacak, çatışma falan…’ Konu netleşmeden telefonu kapattık. Sonra bir baktım Elazığ gazetelerinde, ‘Sedat Peker mitingi iptal etti’ haberleri çıktı. Bunun üzerine, arkadaşlara hazırlanın, Elazığ’a mitinge gidiyoruz dedim. Sonra şu anda hükümetin içinde bakanlık yapan bir beyefendi, o zaman özel kalem müdürü, kendisi benim bir yakınımla görüşüyor, ‘Oraya gitmesin, karışıklık çıkacak’ dedi. Yine ‘olmaz’ dedim. Sonra valilikten karar çıkardılar, ‘güvenlik’ gerekçesiyle miting iptal oldu. İkinci kırılma noktası bu oldu. Herhalde boyun eğmediğim için bizi kullanışsız gördüler. Dedim Memet, yanlış varsa söyle.”

‘Bildiğin hırsız muamelesi yapıyorlar’

İş insanlarının Cumhurbaşkanının yanına gittiğinde üç aşamalı aramadan geçtiklerini ileri süren Sedat Peker, hırsız muamelesi yapıldığını kaydetti:

Bizim böyle çok şanlı, basında tanıdığımız büyük işadamları var ya, sayın cumhurbaşkanımızın yanına gidince güvenlik amacıyla üç tane aramadan geçiyor. Ordaki görevli kardeşlerim anlattı; Poliste hırsızlara yapılan muamele vardır, ‘saatini çıkar, şununu çıkar, bununu çıkar’ diye, bunlara saatini çıkar, oyunu çıkar, buyunu çıkar, bildiğin hırsız muamelesi yapıyorlar. Gerçi polis biliyor, bunlar da hırsız, bir ihale kapayım diye ve öyle gurursuzlar ki… Bir tek Turgay Ciner, o demiş ‘Noluyor arkadaşlar, nedir bu demiş…’ Ben bunlara yalı çetesi diyorum, onlar para için her şeyini, onurunu gururunu satan adamlar, o kadar paranız var, hırsız muamelesi yapılıyor size yine gidiyorsunuz… Biri çıkar demez mi, Cumhurbaşkanına ‘bize kapıda böyle böyle yapıyorlar’ diye. Tabi 300 milyon dolar, 500 milyon dolar, 1 milyar dolar ihale, ondan sonra onu çıkar üstünden, bunu çıkar… Onlar işadamı ben organize suç örgütü lideri ondan sonra… Soydunuz devleti tarihin her döneminde.”

‘O koltukta benim emeğim var’

2015 yılında Hürriyet Gazetesi‘ne yapılan saldırıyı kendisinin organize ettiğini itiraf eden Peker, Yıldırım Demirören’in oturduğu koltukta kendisinin emeği olduğunu kaydetti:

Gazeteciler diyor ya, ‘organize suç örgütünün dediğinden bişey mi olur?’ Tamam, ben yaptırdığımı anlatacağım, ispatlarıyla anlatacağım, delilleriyle. Hürriyet gazetesindekilerden, pambık Demirören ekibi dinliyor musunuz? Şatafatlı gazeteciler, ünvanlı gazeteciler, sizin gazetenizi ben bastırdım. Bak suç ikrarı yapıyorum. Hürriyet’i bastırmadan önce gelen milletvekilinin telefon sinyallerine de bakın, ismini söylemeyeyim ayıp olur, bakabilirsiniz. ‘Bizim gençlik kollarından bir takım arkadaşlar gidecek, ama onlar profesyonel değil, sen böyle arkada’ dedi milletvekili, tamam dedim, ben gönderdim. Savcılar alın size ağır delil, ikrar; Milletvekili rica etti, ben de yaptırdım. Milletvekili rica etti böyle böyle diye… Eeee, Aydın Doğan yaşlı adam, bir yandan ölüm korkusu sardı, bir yandan devam eden mahkemeler, ben ölürüm çocuklarıma dert kalmasın, ondan sonra hoopp (Hürriyet gazetesinin Demirören’e satışı…) Senin (Demirören) oturduğun koltukta benim emeğim var, ben pisliğim siz temiz ha. Pambık Demirören, seni elime aldım, adım adım takip edeceğim, Azerbaycan’da falan..”

İklim için harekete geçilmezse Maldivler yüzyıl sonuna kadar yok olabilir

Maldivler’in Çevre, İklim Değişikliği ve Teknoloji Bakanı dünyanın iklim değişikliğiyle mücadelede hızlı ve uyumlu hareket etmemesi halinde Maldivler’in yüzyıl sonunda ortadan kaybolabileceğini söyledi.

CNBC’ye konuşan Bakan Aminath Shauna, “Çevresel zararın şu anki hızında devam etmesi halinde 2100’e kadar hayatta kalamayacağız” ifadelerini kullandı.

Shauna açıklamasında “İklim değişikliği gerçek ve biz dünyadaki en savunmasız ülkeyiz. Bizim için daha yüksek bir yer yok… Sadece biziz, adalarımız ve denizimiz” dedi.

Yüzde 80’i denizden bir metre yüksekte

Bilim insanları, deniz seviyelerinin 2100’e kadar 1,1 metre kadar yükselebileceği uyarısında bulunuyor.  Bugün, ülkedeki 1.190 adanın yüzde 80’i deniz seviyesinden sadece bir metre yüksekte. Bu da onları özellikle yükselen deniz seviyelerine karşı savunmasız hale getiriyor.

Fotoğraf: Shutterstock

Shauna, adaların yüzde 90’ında sel, yüzde 97’sinde kıyı erozyonu ve yüzde 64’ünde seri erozyon bildirildiğini açıkladı ve şöyle söyledi:

Gelirimiz, yiyeceğimiz ve hayatta kalmamız, bugün bu kırılganlıkları nasıl ele aldığımıza bağlı. Ülkemizin geleceği, halkımızın geleceği, kültürümüzün geleceği – hepsi bugünkü eylemimize bağlıdır.”

Hükümetlere çağrı

Shauna, Maldivler’in iklim değişikliğinin etkilerini en aza indirmek için kıyı koruma araçları ve dayanıklılığı teşvik etmek için topluluk programları gibi birçok uyarlanabilir önlemi uygulamaya koyduğunu söyledi.

Dünya genelinde sera gazı emisyonlarınının azaltılmasını sağlamada liderlik yapmak istediklerini belirten Shauna, “Bu çabaya liderlik etmek ve Maldivler bunu yapabiliyorsa, o zaman tüm dünyanın da yapabileceğini söylemek istiyoruz,” diyerek hükümetleri ve bireyleri eyleme geçmeye davet etti.

Deniz salyası Kurbağalıdere’yi de sardı

Son aylarda Marmara Denizi‘nin kabusu haline gelen ve “deniz salyası” olarak bilinen müsilaj, İstanbul Kadıköy sınırlarında yer alan Kurbağalıdere‘yi de kapladı.

Suyun üzerinde beton dökülmüş gibi bir tabaka oluşturan salya, teknelerin bulunduğu kısımda yoğunlaştı.  Kötü kokular yayan deniz salyalarının oluşturduğu kirlilik DHA tarafından havadan da görüntülendi.

30 yıldır Kadıköy’de yaşadığını söyleyen Erdoğan Biçer “En kötü zamanında bile böyle görmedim burayı. Hiç iyi bir görüntü değil. Çok daha kötü bir koku var. İlk defa böyle tabaka ile karşılaştım. Yaşayan tüm canlılar için büyük bir tehlike” yorumunu yaptı.

Deniz salyası (müsilaj) nedir?

Müsilaj, hemen hemen tüm bitkiler ve bazı mikroorganizmalar tarafından üretilen kalın, yapışkan bir madde.

Yapışkan, sümüksü yapıya sahip olan müsilaj, deniz sıcaklığının yükselmesi ve sıcaklığın yükselmesiyle artan bakteriler sonucunda oluşuyor.

Güneş ışınlarının girişini engelleyerek fotosentez yapılmasını engelleyen yapı, dip canlılarının yaşamını doğrudan tehdit ediyor. Uzmanlar uzun süreli müsilajın deniz yaşamı için büyük bir tehdit olduğuna dikkat çekiyor.

Süleyman Soylu, Sedat Peker’in iddialarına yanıt verdi: Hedef Türk Devleti

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, dün TRT Haber’de katıldığı bir programda gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Suç örgütü lideri Sedat Peker‘in kendisine yönelik iddiaları hakkında da konuşan Bakan Soylu, kendisinin uzun zamandır suç örgütü liderinin hedefinde olduğunu söyledi ve Peker için “aciz” ifadesini kullandı.

Soylu, açıklamalarında koronavirüs süreci boyunca sağlık sisteminin hiçbir zaman alarm vermediğini de iddia etti.

‘Vatandaşımız memnun’

Bakan soylu, son zamanlarda basına da yansıyan bekçi şiddetiyle ilgili de açıklamalar yaptı. Soylu, bekçi uygulamasına yönelik ideolojik bir bakış açısının olduğunu ileri sürdü:

Bekçilik sistemi, Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye’ye emanet ettiği, polis teşkilatımızın sisteminin başarılı bir şekilde yürütülmesini sağlayan sistemin adıdır. Bekçi uyarmış, bekçiyi aralarına alıp dövmüşler. Bekçi de havaya ateş açmış. Ne yapsınlar, bıraksınlar mı? Bekçilerimizin toplam 5 aylık bir eğitim süreci var. Buradaki muradımız şu: Uyuşturucudan, hırsızlığa ve terör olaylarına kadar başarı sağlamak. Vatandaşımız bu uygulamadan memnun. Biz memnuniyet anketleri yapıyoruz. Bekçi uygulamasına yönelik ideolojik bir bakış açısı var. Vatandaşımıza yönelik görevini aşan hiçbir muameleye müsamaha göstermeyiz.”

‘İki baron yakalandı’

Bakan Soylu, uyuşturucu ve uyuşturucu gelirlerine karşı dokuz ülkeyle birlikte başlatılan Bataklık Operasyonu‘nda iki baronun yakalandığını kaydetti. Soylu, programda uyuşturucu baronlarından Çetin Gören ve Sedat Peker’in aynı karede olduğu bir fotoğrafı da paylaştı:

Bataklık Operasyonu’nda iki baron yakalandı. Çetin Gören’in resmini koyun arkadaşlar. Yanındaki kim? Bataklık Operasyonu’nun içinde FETÖ var ve buna ulaştık. Biraz önce resmi çıkanlar da var.

Dünya tarihinde uyuşturucuda mücadele eden bir numara ülke Türkiye’dir. Toplam 1.255 kilo banzai yakalandı. Bu mücadeleden çocuklarımızın hakkını kimseye yedirmeyiz. Daha dün deniz aşırı operasyon yaptık. Riskli bir operasyondu. Esrar, kokain, eroinde sürekli operasyon yapılıyor. Böyle bir tablo dünyanın hiçbir ülkesinde yok. Biz bir yanlış iş yaptık. Cumhuriyet tarihinin ilk uyuşturucudan gelir operasyonu. 2 milyarlık mal varlığı para, 17 şirkete kayyum. Bunu onla çarpın. Turbun büyüğü heybede. Bataklık operasyonunda ne oldu? Kim var? İki baron yakalandı. Kemal Bey ‘Baronlar nerede’ diyor ya. Bataklık operasyonunda dünyanın en büyük baronlardan bir tanesi yakalandı. Bunu Türkiye ilk kez duyuyor, bataklık operasyonu içerisinde FETÖ var ve buna ulaştık.

Bataklık operasyonu içerisinde biraz önce resmi çıkanlar da var. Şimdi Kılıçdaroğlu diyor ki, ‘Kolombiya’dan şu kirli bilgi rotasını getirir misiniz’ diyor. Bunun nasıl büyük bir baron olduğunu anlatırsam herkesin aklı şaşar. ‘Kolombiya’dan Türkiye’ye gelen’ dedi Kılıçdaroğlu? Bunu kim söylemiş FETÖ firarisi söylemiş. FETÖ firarisi Sait Safa…”

Sedat Peker-Çetin Gören

‘Uzun zamandır hedefindeyim’

Uzun zamandan beri Sedat Peker’in hedefinde olduğunu kaydeden Bakan, Peker için “aciz” ifadesini kullandı:

Burada uluslararası bir operasyon var. Ama devlet Süleyman Soylu ile kaim değildir. Bu devlet suçlu ile suçsuzu en iyi bilen anlayışa sahip. Bu bir operasyondur ve operasyon devam ediyor. Bunlarla mücadele etmek bizim namusumuzdur. Bunları silmek ve süpürmek de namusumuzdur.

Anlıyorum ki; ben uzun zamandır beri organize suç şebekesi liderinin hedefindeyim. Peki, benle temas edebilmiş mi kimse? Yaklaşmaya çalışıyorlar. Hadi Beyi, Günaydın gazetesindeki fotoğrafçılığından tanırım. Benim haberim olması benim idam edilmem anlamına gelir. Böyle bir şey olabilir mi? Keklemişler, ben ne yapayım.

Yok kızıma şöyle yaptılar, böyle yaptılar. Türk polisi ne yapacağını iyi bilir. Karısının iç çamaşırına sığınan acizler.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11 ilde yürütülen ‘Bataklık Operasyonu’nda aralarında kırmızı bülten ile aranan uyuşturucu baronları Nejat Daş ve Çetin Gören’in de aralarında bulunduğu 74 kişi gözaltına alınmıştı. Operasyon 9 ülkenin güvenlik birimleriyle bağlantılı yapılmıştı.

1. ve 2. videoyu izledim. Hedef Türk Devleti. Namussuz, alçak. Azdan az, çoktan çok. Sayın Cumhurbaşkanımız ile bu konuda görüşmedik.

Sayın Cumhurbaşkanımızla bu konuyu konuşmadım. Sayın Cumhurbaşkanımızı bu konuyla meşgul etmekten hicap ederim. Bana bunları konuşmayın, ağzınıza almayın diyorlar. Bütün siyasete malzeme olmuş mesele. Ben bunu anlatmayıp ne yapacağım?”

Cumhuriyet Gazetesi hedefte

Soylu, programda Cumhuriyet Gazetesi‘ni de hedef alarak, şu açıklamalarda bulundu:

Bunu burada söylüyorum, bırakın bu ülkeye ihanet etmeyi. İşimi yapamadığımı düşündüğüm an, bir dakika koltukta kalan namussuzdur. Nedir Kolombiya işi. Geçen yıl bir kokain yakalanıyor. Yakalandığı tarih 10 Haziran, tweet atıyorlar, bu da Türkiye civarına gideceği iddia ediliyor. İftiracılar İzmir diyor ama bizim yaptığımız araştırma Ambarlı. Bu kokain olayı çıkar çıkmaz narkotik başkanı bana geliyor, hemen irtibat kurun dedim. Sen Said Sefa ve Cevheri Güven’in ağzıyla hareket edersen böyle düşersin. Mümkünse Kolombiya’ya gidin dedim, gidemediler. Şu an FETÖ’nün kucağında olmaya çalışan bir adam için Arjantin’e adam gönderdik. Şimdi burada, gidemediler. 25 Haziran’da Kolombiya bizim narkotikle toplantı yaptık. Biz avcı gibi peşindeyiz. Bunlar bize herhangi bir yazılı belge vermediler ama bize söyledikleri şu, bu operasyonu gerçekleştiren Balkan grubu. Peki, Kılıçdaroğlu 2020 tarihinde Balkanlar’da kimin olduğuna bakarsa… Veya arkadaşlarını göndersin biz ona gösterelim. Diyor ki Panama. O da yeni çıktı, tweetle. Geleceği yer neresi, Mersin. Panama neyi söylemiyor, Panama’daki mal nereye gelecek biliyor musunuz? İlk geleceği yer İtalya. Konteynır inecek, ilk İtalya’da kalacak, 3 günden sonra gelecek. Sanki Türkiye bu işleri koordine ediyormuş gibi değerlendiriyor. 25 Şubat’ta 13 ton kokain yakalandı. Nerede yakalandı? Hamburg’da. 6 ton kokain yakalandı, nerede? Antwerp’de. Şöyle mi diyeceğiz, Şansöyle Merkel onun sahipleridir. Tam tersi. Tebrik ediyoruz dendi. FETÖ’cülerin kayığına binen bir ana muhalefet genel başkanı olur mu ya? Kimin etkisinde kaldı? Şu Özgür Özel’in bir şeyi var, klibi. Sistemi ifade etmeye çalışıyorum. Bu operasyonda HDP’den seçilen bir milletvekili de içerisinde. Burada şunu ifade etmek istiyorum, Türkiye uyuşturucuyla tarihinin en büyük mücadelesini ortaya koymaktadır. Bizim görevimiz dibine kadar gidip bu meselenin esas sahibini bulmak. Bulduğumuz zaman ilan ediyoruz, bulamadığımız zaman malı yakalamak. Bizim kadar dünyayla ortak çalışan bir ülke söz konusu değildir. Birçok ülkeyle birlikte çalıştık ve bize minnettarlar.

Türkiye, ana muhalefet partisi genel başkanının sistemine kadar oturmuş, onu konuşucu hale getirmiş bir operasyonla karşı karşıya. Ana muhalefet partisinin grup başkanvekili de çıkıyor, diyor ki, böyle bir kaset çıkıyor, bilginiz olsun. Her şeyi kurgulamışlar ve her şeyi ortaya koymuşlar. Şu Cumhuriyet gazeteciyle ilgili, şu bir kısmı, milletimize gösteriyorum. Şurada terör manşetleri yazıyor. Şimdi uyuşturucuyla ilgili mesele daha sonra. (Cumhuriyet gazeteci ve Zaman gazetesinin manşetlerini yan yana şekilde gösteriyor.) Cumhuriyet Azez diyor, Zaman Azez diyor. Cumhuriyet gazetesi: Asker eşi ve bebeği yaşamını yitirdi. Cumhuriyet gazetesi: Karanlığa girdiğimiz gün. Savcı Selim Kiraz’ın katledilmesi. Ama diyemiyor. Bir gün sonra da 180 kurşun savaş diyor. Bu kimin ülkesinde çıkıyor bu gazete? Bizle ilgili yazı yazdılar ya, biz memleketimize bağlıyız diye. DHKPC’nin hem reklamını, hem de bir savcının şehadetini söyleyemeyecek kadar yoksunlar. Dağlıca’da özel komutanı vurdular, Cumhuriyet gazetesi. Onlar unutmuşlardır, bir dönem FETÖ’nün esiri olan. Ne FETÖ, ne PKK, ne de DHKP-C ile arasında bir fark görmeden devam ediyor. Cumhuriyet gazetesi: Berkin baskını, eylemciler öldürüldü, savcı yaşamını yitirdi. (Manşetleri göstermeye devam ediyor.) Osman Kavala’ya destek. Yakında onlar da çıkacak, kimin çocuklarına FETÖ mürebbiyesi tuttuğu, hangi organize suç örgütlerinin, kimlerin olduğu, kimin Osman Kavala’nın tahsilatçıklarını yaptığı, kimin Osman Kavala’nın işlerini takip ettiği. Hepsi şu anda, devletimiz kaydı tutar, yarına bırakır ama yanına bırakmaz. Türkiye’de yapmaya çalıştılar ama Recep Tayyip Erdoğan engeline takıldılar.

Biraz önce Osman Kavala’yı da söyledim, çocuklarını FETÖ’cülere emanet edenleri de söyledim, devlet her şeyin kaydını tutuyor. Kendi güvenliğini sağlamakla mükelleftir. Türkiye’nin tam da bu işin etrafını oluşturabilecek organize suç örgütleriyle mücadelesi nasıldır?

Türkiye ne yapmış? Özellikle organize suç meselesinde. Devlet bununla mücadele etmedi mi, etti. FETÖ bu mücadeleyi kırmak için elinden gelen her şeyi ortaya koydu. Bunu hepimiz biliyoruz. 15 Temmuz oldu, Türkiye’de ne oldu? 15 Temmuz’dan sonra sayın cumhurbaşkanımız İçişleri Bakanlığı görevine getirdi bizi. Ben ömrümde tek bir güvenlik makalesi okumamış bir adamım. Ama hükümetin bir politikası var, ben onu biliyorum.”

Koruma altındaki ayı güllerini koparmanın cezası 80 bin 465 TL

Afyonkarahisar‘ın Kızılören ilçesindeki Kisra Vadisi‘nde, koruma altındaki ‘ayı gülü’ çiçekleri açtı. Halk arasında ‘kızıl gül’ olarak da bilinen ayı gülünü koparan ya da zarar verene 80 bin 465 TL ceza veriliyor.

Ayı gülü çiçeği, Kızılören’e 8 kilometre mesafedeki Kisra Vadisi’nde, 2 bölüm halindeki yaklaşık 10 bin metrekare alanda her yıl mayıs ve haziran aylarında açıyor. Küme halinde açan çiçekler, seyrine doyumsuz manzara sunuyor.

Özel koruma statüsü

Doğa Koruma ve Milli Parklar 5’inci Bölge Müdürlüğü ile Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ), bölgeye çiçeklerin korunması için özel koruma statüsü uyguluyor. Latince adı ‘Paeonia officinalis’ olan ayı güllerinin çoğalmasını sağlamak için kameralar ve foto kapanlar ile takip yapılıyor.

DHA’nın aktardığına göre Kızılören Belediye Başkanı Ali Erol, “Afyonkarahisar’ın Kızılören ilçesi sınırlarında yer alan Kisra Vadisi’nin belirli noktalarında her sene mayıs ayının ikinci haftasından haziranın ilk iki haftasına kadar bir aylık süreliğine tabiat harikası ile karşı karşıya. Her gülün göbeğinde bir arı var. Arılar bunun tadını alıyor. Biz de bu görselliği her yıl bir ay yaşıyoruz” dedi.

Para cezası ile korunuyor

Belediye Başkanı Erol, bu bölgeye insanların sevdikleri ile gelip keyfini çıkarması gerektiğini tavsiye ederek, “Burası birkaç yıldır Orman Genel Müdürlüğü’nün bilgisi ve koruması altında. Buraya zarar verenlere para cezası uygulanıyor. Bu şekilde korunuyor” diye konuştu.

Kızılören sakinlerinden Ali İşleyen ise “Kızılören ilçesinin en güzel noktalarından birindeyiz şu an. Bu gördüğünüz güzel çiçekleri devlet koruması altına aldı. Herkes de bunu biliyor, kimse zarar vermiyor. Bizim bir hobimiz var. Biz de dağlarda geziyoruz. Bu nedenle devlet adına bu gülleri biz de elimizden geldiği kadarıyla izliyor takip ediyoruz” ifadelerini kullandı.

 

Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını istedi

Avrupa Parlamentosu‘nun (AP), 2019-2020 yılları için hazırladığı Türkiye raporu kabul edildi. Raporda Avrupa Birliği’ne Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini askıya alması çağrısında bulunuluyor.

AP’nin İspanyol parlamenteri Nacho Sanchez Amor tarafından kaleme alınan rapor yapılan oylamada, 480 “evet”, 64 “hayır”, 150 “çekimser” oyu ile kabul edildi.

Raporda, Türkiye’ye temel haklar, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları konularında sert eleştiriler yöneltildi ve “AB-Türkiye ilişkilerinin tarihi olarak en düşük seviyesinde olduğu” tespiti yapıldı.

Raporda neler yer alıyor?

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre raporda Türkiye’ye ilişkin yapılan gözlemler ve uyarılar arasında şu maddeler yer alıyor:

  • Türkiye’nin reform konusundaki isteksizliği daha derinlikli bir ilişki biçiminin önünde engel olmuş ve ilişkiler daha ziyade gündelik ve dönemsel gelişmeler üzerinden pazarlıkla yürütülen bir hale gelmiştir.
  • Üç ana alanda Türkiye’de yaşanan gerileme derin endişe kaynağı halini almıştır: Hukukun üstünlüğü ve temel haklarda yaşanan gerileme, tersine işletilen kurumsal reformlar ve çatışmacı dış politika ile açık bir AB karşıtlığı söylemi. Bu aşamada Türkiye’yi AB vizyonu konusundaki samimiyetini ve bağlılığını sorgulamaya çağırıyoruz.

‘AB’den gelecek teşvik yeterli olmayacak’

  • Avrupa Parlamentosu olarak bu aşamada AB’den gelecek hiçbir yeni teşvikin veya cesaretlendirme gayretinin Türkiye’de olgun bir demokrasi inşa etme yönünde siyasi irade sahibi olmak kadar etkili olmayacağının, çok ihtiyaç duyulan bu irade şeklinin yerini alamayacağının önemle altını çiziyoruz.
  • Son Parlamento raporunda işaret edilmiş olan durumlarda herhangi bir ilerleme yaşanmadığı aksine daha da kötüye gidildiğine dikkat çekiyoruz. Bu sebeple müzakere sürecinin sona erdirilmesi gerektiğini ve daha gerçekçi ve uygun bir düzlemde ilişkilerin ele alınması gerektiğini tekrarlıyor, ilişkilerin geleceği için olası yeni modellerin bu şekilde keşfedilebileceğini düşünüyoruz.
  • AP olarak Türkiye ile AB arasındaki bu anlaşmazlıklardan üzüntü duyuyor ancak Türkiye’nin stratejik bir komşu ve müttefik olduğunu yineliyoruz. AB bu şartlarda olabilecek en iyi ilişkinin kurulmasını diliyor.

‘Sivil toplum kuruluşlarını desteklemeye devam’

  • AP Türk ve Avrupalı toplumlar arasında karşılıklı anlayışı güçlendirmeyi ve derinleştirmeyi arzuluyor. Bunun için tüm sosyal, dini ve kültürel önyargılarla mücadele konusunda tam taahhüt verir ve ilişkilerin geleceği ne olursa olsun Türkiye’deki tüm bağımsız sivil toplum kuruluşlarına destek vereceğini beyan eder. Her şeye rağmen katılım sürecinin Türk hükümeti üzerinde kalan en ideal baskı aracı olduğunu aynı zamanda demokratik ve AB içinde olma arzusu taşıyan Türk toplumu için de en iyi çerçeve aracı olduğuna inanır. Tamamen durumsal çıkar alış-verişi üzerine kurulu bir ilişkinin Türkiye’nin daha demokratik bir modele doğru ilerlemesine neredeyse hiç katkıda bulunmadığının altını çiziyoruz.

‘OHAL etkileri devam ediyor’

Taslak metinde hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanında özel olarak değinilen konular ise şunlar:

  • OHAL Temmuz 2018’de kaldırılmış olmasına rağmen Türk demokrasisi ve temel haklar üzerindeki olumsuz etkileri devam ettiği derin endişe ile not ediliyor.
  • Baskıcı yönetim tarzının bilinçli, aralıksız, insafsız ve sistematik bir devlet politikası haline gelmiş olması esefle karşılanıyor. Bu baskının başta Kürt aktivizmi olmak üzere 2016 darbe girişiminden önce gerçekleşmiş Gezi protestoları da dahil tüm eleştirel aktivitelere kadar uzandığına dikkat çekiliyor.
  • Aşırı geniş şekilde yorumlanan ve uygulanan anti-terör yasalarının suiistimal edildiği ve bu kötüye kullanımın artık devlet politikasının ana omurgasını oluşturduğu belirtiliyor. Bununla birlikte PKK şiddeti de kınanıyor ve PKK’nın AB’nin terör örgütleri listesinde yer aldığı hatırlatılıyor.
  • Hukukun üstünlüğünün erozyona uğradığı ve yargı bağımsızlığı eksikliğinin en acil ve endişe uyandıran sorun olduğu tekrar edilerek savcıların, hakimlerin, avukatların ve baroların üzerinde uygulanan yürütme ve siyaset baskısı kınanıyor.

AİHM kararları gözardı ediliyor

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının göz ardı edilmesi ve uygulanmaması da bir başka derin endişe konusu olarak belirtiliyor ve alt mahkemelerin anayasa mahkemesinin kararlarına riayet etmediğine dair örneklerin artmasının da aynı şekilde derin endişe yarattığı kaydediliyor.
  • İfade, medya ve bilgiye erişim özgürlükleri alanında orantısız ve keyfi engellemeler ve kısıtlamalar getirilmesinin ciddi endişeye sebep olduğu ifade edilerek özellikle basın özgürlüğü konusunda atılması gereken adımların acil olduğuna vurgu yapılıyor.
  • Başta HDP olmak üzere Muhalefet partilerine yönelik saldırı ve baskıların da işleyen bir demokrasinin önünü tıkadığı ve bu durumun da yine derin endişeye neden olduğu kaydediliyor. Selahattin Demirtaş‘ın devam eden tutukluluğu şiddetli şekilde kınanıyor.

Osman Kavala’nın tutukluluğu

  • Türkiye’ye hapisteki tüm insan hakları savunucularını, gazetecileri, avukatları ve akademisyenleri serbest bırakma çağrısı yapılarak Osman Kavala‘nın serbest bırakıldıktan sonra yeniden tutuklanması güçlü şekilde kınanıyor.
  • Otoriter bir yorum ile Cumhurbaşkanlığı sisteminin konsolide edilmesi alarm verici olduğu kaydedilirken gücün Cumhurbaşkanlığında olacak şekilde aşırı merkezileşmesinden derin endişe duyulduğu aktarılıyor.
  • Yönetici elit içerisinde aşırı milliyetçili söylemlerin daha sık kullanılmaya başlanmasından endişe duyulduğu belirtilerek bunun özellikle AB ve üye devletlere yönelik düşmanca yaklaşımlara dönüştüğü ileri sürülüyor. Dini muhafazakarlığın siyasi hayatta sürekli daha fazla artış göstermesi de bir diğer endişe kaynağı olarak betimleniyor.

Kayyım atamaları

  • Demokratik seçimle gelmiş belediyelere somut kanıtlar gösterilmeden kayyım atanması bir kez daha güçlü şekilde kınanırken bu durumun demokrasinin en temel prensiplerine aykırı düştüğü ve milyonlarca kişinin oyunu hiçe saydığı dile getiriliyor.
  • Taslak rapordaki geniş düzlemde AB-Türkiye ilişkileri ve Türk dış politikasına ilişkin değerlendirmeler:
  • Bu bölümde Türkiye’nin mülteci krizinde oynadığı rolün önemine atıf yapılıyor ve AB’nin Suriyeli mülteciler konusunda Türkiye’ye destek vermeye devam etmesi gerektiğinin altı çiziliyor.
  • Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun iki tarafın da çıkarına olacağı yineleniyor. Bunun ekonomik açıdan Türkiye’ye bir AB çıpası sağlayacağı ve Avrupa ekseninde tutacağı hatırlatılıyor. Ancak bu güncellemenin de yine Türkiye’deki insan hakları ve temel özgürlüklerin durumu göz önüne alınarak yapılabileceği hatırlatılıyor. Bu nedenle var olan durumda Gümrük Birliği’nde herhangi bir güncellemenin gerçekçi bir vizyon olmadığı ifade ediliyor.

‘Tehditler savurmaktan vazgeçin’

  • Doğu Akdeniz’de devam eden anlaşmazlıktan ötürü derin endişe duyulduğu kaydedilirken Türkiye’nin Yunan ve Rum sularında gerçekleştirdiği tüm aktivitelerin yasadışı olduğu ileri sürülüyor. Bu noktada AB’nin üye ülkeleri ile tam işbirliği içerisinde olduğu yineleniyor. Türkiye’ye tek taraflı yasadışı adımlar atmaktan ve tehditler savurmaktan vazgeçme çağrısı yapılıyor.
  • Maraş ve Varoşa‘daki sahillerin açılması kınanırken bu adımın karşılıklı güveni sarstığı, bunun da doğrudan müzakereleri zedelediği ifade ediliyor.
  • Türkiye’den Libya‘da barışçıl bir çözüm amacına bağlı kalarak hareket etmesi isteniyor.
  • Dağlık Karabağ‘da tek tarafın askeri adımları koşulsuz desteklendi
  • Dağlık Karabağ çatışmasında ise Türkiye’nin oynadığı rolden üzüntü duyulduğu, Ankara’nın tarafları şiddeti sona erdirmeye davet etmek yerine bir tarafın askeri adımlarını koşulsuz şekilde desteklediği belirtiliyor.

Dışişleri Bakanlığı: Gerçek dışı iddialar

Dışişleri Bakanlığı, söz konusu raporun kabul edilmesinin ardından açıklama yaparak AB üyeliğinin, Türkiye için stratejik bir hedef olduğu ve bu hedef doğrultusunda çalışmaların süreceğini belirtti.

“Türkiye-AB ilişkilerini yeniden canlandırmaya yönelik çaba harcanan bir dönemde, (AP’nin) nesnellikten uzak tavsiye kararının kabul edilmesi mümkün değildir” denilen açıklamada şunlar söylendi:

İnsan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, yönetim yapımıza ve siyasi partilere ilişkin gerçek dışı iddialar içeren, ülkemizin etkin, çözüm odaklı, insani ve girişimci dış politikasını tehdit olarak gören, Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında tamamen haksız, yanlı Yunan ve Rum tezlerini yansıtan ve 1915 olaylarına ilişkin tek taraflı tutarsız Ermeni anlatılarına dayanan önyargılı bu yazımı reddediyoruz.”