Editörün SeçtikleriEkolojiManşetYerel

Sarım Havzası’na HES projesine karşı yöre halkı teyakkuzda: Arıcılık, tarım ve hayvancılık ölecek

0

Haber: İrfan Tunççelik

*

Bingöl‘ün Genç ilçesi ve Diyarbakır‘ın Lice ilçesi arasında, Dicle Havzası Sarım Çayı ve yan kolları üzerinde kurulması planlanan ve raporlama aşamasında olan “Birsu Hidroelektrik Santrali Projesi” Silvan Elektrik Şirketi’ne 49 yıllığına kiralandı. Sarım Havzası, Lice merkezden Kulp istikametine doğru yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta 20-25 kilometrelik bir alanı kapsıyor.

HES’lerin yapılması durumunda yaşam alanları tahrip olacak olan köylerin sayısı ise 100’e yakın; Koçeran bölüm köyleri, Riz‘e bağlı köyler, Kavar köyleri, Geliye ve Paçar bölüm köyleri, Sarım ve çevresi.

Sarım suyunu ise Elmiras, Hızgınos, Hêrkin ve Ziktê çayları gibi yaklaşık 20 tane küçük dere besliyor.

Yöre halkı, ayrıca içinde bitki ve hayvan çeşitliliği, doğa ve köylerin bulunduğu 27 sayfadan oluşan Sarım havzası tanıtım kitapçığı hazırlayıp yayımladı.

Sarım Havzası Ve Çevresi Doğal Ve Kültürel Mirasın Korunması Derneği‘nin Avukatı Diyarbakır Barosu Üyesi Ahmet İnan, Bingöl Genç ile Diyarbakır Lice ilçeleri arasında yapılması planlanan Birsu HES projesi ile ilgili Yeşil Gazete‘ye konuştu.

Proje kapsamında proje üniteleri olarak regülatör, su alma yapısı, cebri boru, santral binası, şalt sahası, enerji iletim hatları ve alternatif tali ulaşım bağlantılarının yapılacağını söyleyen İnan, mevcut projenin inşa edilmesi için dinamitlerin patlatılacağını, hafriyat atıklarının dere kenarlarına boşaltılacağını ve ormanlık arazilerin tıraşlanacağını belirtti.

Av. İnan, “Yani Sarım havzasındaki binlerce ağaç kesilecek, yöreye özgü endemik bitkiler yok olacak ve balık türleri yavaş yavaş tükenecek. Türkiye’de şu ana kadar yapılmış tüm HES’lerin ardından istisnasız bir şekilde doğanın perişan olduğunu, doğaya bağlı geçim kaynakların tükenme noktasına geldiğini biliyor, görüyoruz. Burası da farklı olmayacak” dedi.

‘HES ısrarı ekosistemi yok ediyor’

Doğayı talan ederek enerji elde etmeye çalışmanın sürdürebilir olmadığını vurgulayan İnan,  “Sömürülerek tükenmiş doğa,  artık insanlığa  ihtiyacı olan enerjiyi de veremeyecektir.  Yani Sarım havzasına HES yapmakta ısrar edersek, doğallıkla enerjiyi sağlayan ekosistemi kendi elimizle yok etmiş olacağız” diye konuştu.

İnan, ayrıca elektrik iletim hatları nedeni ile oluşacak elektrik ve manyetik alanların, çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olacağı yönünde araştırmalara dikkat çekerek, her vadinin bir “Çernobil” vadisine dönüşmemesini istedi.

Sarım balı da tehdit altında

Sarım havzasında, Türkiye’den ve Avrupa’dan talep gören bal üretimi de yapılıyor. Arıcılık, yöre halkının önemli bir geçim kaynağı.

HES yapım sürecinde ve devamında, akarsu ve kara ekosisteminin büyük zarar göreceğini kaydeden İnan, HES yapımına başlanmasıyla beraber oluşacak tozun, vadi rüzgarlarıyla beraber polenleri de kaplayacağından arıların çiçeklerden nektar alamayacağına ve çalışmaların hayvanları kaçıracağına dikkat çekti. Artvin’deki benzer çalışmaların arıcılığa verdiği zararları “Artvin‘in Murgul ilçesinde HES yapımından sonra 18 ton bal üretimi 8 tona düştü ve halk 80 liraya sattığı balı 30 liraya satamaz oldu. Yine Borçka ilçesinde Bakanlıkça yapılan nihai değerlendirme sonucunda; HES yapımı arıcılık faliyetlerine zarar vereceği nedeniyle iptal edildi” diyerek ifade eden İnan, ilgili Bakanlığın aynı hassasiyeti Sarım havzası için de beklediklerini kaydetti. Av, İnan, el değmemiş bu bakir coğrafyada mükemmel bir arıcılık potansiyelinin olduğunu hatırlattı.

Tarım ve orman arazileri ile mera alanları da proje kapsamında

Bölgedeki tarım ve orman arazileri ile mera alanları da söz konusu proje sahası içinde kalıyor. Kamulaştırılan bu alanlardaki tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin de zarar göreceğini kaydeden Ahmet İnan ayrıca yöredeki çatışmaların sona ermesinden sonra el değmemiş doğası ve biyoçeşitliliğiyle önemli bir ekoturizm merkezi haline gelebilecek olan Sarım’ın HES’e kurban edilmemesi gerektiğini belirtti.

Türkiye’de çok daha az maliyetle, doğaya zarar vermeden çok daha fazla enerji üretme potansiyelinin olduğunu anımsatan İnan, doğayı ve sınırlı sayıdaki  tatlı su kaynaklarını harap etmenin kabul edilebilir olmadığını ifade etti: “Zaten HES projesiyle ilgili olarak gerçekleştirilen halkın katılım toplantısında da yöre halkı HES’i istemediğini çok açık bir şekilde belirtmiştir,”

Güneş Atlası‘nın yayınladığı raporu da paylaşan İnan şunları söyledi: “Rapor, 2050’de Türkiye’nin elektrik ihtiyacının tamamını karşılamak için bin 600 km²’lik alana başka bir deyişle 2 Atatürk Barajı büyüklüğündeki bir alana güneş panelleri kurulduğunda ülkenin elektrik ihtiyacının tamamen karşılanacağını gözler önüne sermiştir. Durum böyleyken sınırlı olan tatlı su kaynaklarımızı HESlerle kurutmak ve bunun yanında doğayı katletmek; en hafif tabiriyle bir özel şirketin çıkarını, ülkenin geleceğinden üstün tutmaktır.”

Öncelik, çevre, doğa ve su kaynaklarının korunmasına verilmeli

Av. İnan, Türkiye’nin son hızla su fakiri olma yolunda ilerlediğini, son 20 yılda kişi başına düşen su miktarının 4 bin m3 ’ten bin 500 m3’e gerilediğini de hatırlattı:

“2030 yılına kadar nüfusumuzun 100 milyona çıkacağı ve kişi başına düşen suyun bin m3 ’e düşeceği öngörülmektedir. Bunun yanı sıra, yapılan çalışmalar, küresel iklim değişikliğinin Türkiye’yi kuraklıkla vuracağını öngörmektedir. Küresel iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer alan Türkiye, BM Çevre Programı’nın (UNEP) tahminlerine göre Avrupa’da çölleşmenin ilk önce başlayacağı ülkeler arasındadır.”

Suyun, hiçbir şekilde özel şirketlerin insafına ve denetimine bırakılmaması gerektiğinin altını çizen İnan, suyun bir varlık olduğunu belirterek, “Su kaynaklarının kullanımında ve paylaşımında öncelik, çevre ve doğanın korunmasına verilmelidir” dedi.

Anayasanın 56’ncı maddesine atıfta bulunarak, çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğunu hatırlatan İnan,  “Bu ülkenin her bir ağacı, her bir deresi, her bir çiçeği ve her bir metrekare taşı, toprağı bize emanettir” dedi.

‘Hukuksal ve toplumsal direnişe hazırız’

Yapılması planlanan Birsu HES projesi kapsamında Sarım havzasının doğal su kaynakları 49 yıllığına Silvan Elektrik Üretim Şirketi’ne devredildi. Ekosistemdeki dereleri insan vücudundaki damarlara benzeten Av. Ahmet İnan, sözlerini şöyle noktaladı :

“Biz; ÇED raporunda, bu mükemmel doğanın katledilmesine göz yumulmayacağını, ola ki ÇED raporu, ülke menfaatlerini değil de özel şirketin menfaatlerini esas alırsa, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın son sözü söyleyen merci olarak bu hukuksuzluğa ve doğa talanına dur diyeceğini umuyoruz.

Aksi taktirde, başta Sarım havzası halkı olmak üzere ilgili sivil toplum kuruluşları, barolar ve tüm duyarlı kesimlerle birlikte hukuksal ve toplumsal direnişe hazır olduğumuzu buradan bildiriyoruz.”

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.