Ana Sayfa Blog Sayfa 1448

Avukatı darp eden Cumhurbaşkanlığı korumalarına takipsizlik

13 Nisan 2019’da İstanbul’da yaşanan olayda Sertuğ Sürenoğlu, hükümete yakın Demirören ve Kalyon gruplarının Çırağan Sarayı‘ndaki düğünü sırasında cadde trafiğe kapatılmış, Erdoğan’ın konvoyunun geçtiği sırada yaşanan yoğunluk nedeniyle bindiği otobüs ilerleyemeyince evine yürüyerek giden avukat, polislere yolun neden kesildiğini sormuştu.

Bunun üzerine polislere soru soran avukatı Cumhurbaşkanlığı korumalarının “Sen burada kimin olduğunu biliyor musun? Kimin düğünü biliyor musun?” diyerek darp ettiği, daha sonra da bir aracın içine bindirerek iki saat boyunca ters kelepçeli şekilde işkence edildiği ortaya çıkmıştı. Avukata Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiğine dair tehdit altında rapor imzalatılmıştı.

Darp raporu almak isteyen Sürenoğlu üç hastane gezmiş ve 10 doktorla görüşmüştü. Savcı tutuklama istemiş, mahkeme ise ev hapsi şartıyla bırakmıştı. Sürenoğlu hakkında Cumhurbaşkanı’na hakaretten açılan dava da kısa sürede düşmüştü.

Adalet Bakanı ‘takip edeceğiz’ demişti

Sözcü Gazetesi‘nin aktardığına göre, Sürenoğlu’na işkence davasında savcı takipsizlik kararı verirken, bir vatandaşın çektiği görüntülerde ve bilirkişi raporunda hakarette bulunmadığı ortaya çıkan avukat, o gece ve sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Babamla eve geldiğimde annem çok üzüldü. Sonra barolar harekete geçti. Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu aradı, davanın takipçisi olacağını söyledi. CHP ve İYİ Parti liderleri aradı. Canan Kaftancıoğlu ziyaretime geldi. Her partiden geçmiş olsun demek için aradılar. Ev hapsimin 40. günü Adalet Bakanı Abdülhamit Gül aradı. ‘HSYK’da da savcı ve hakimler hakkında gerekli soruşturmayı başlatıyorum, geçmiş olsun’ dedi.”

Bakan Gül’ün telefonundan birkaç gün sonra hakaret davası düştü ve ev hapsi kalktı. Tüm barolar gözaltında işkence olduğuna dair suç duyurusunda bulundu. Ancak savcı suçu nitelendirirken “basit yaralama ve polisin zor kullanma yetkisini aşması” nitelendirmesini kullandı. Savcının soruşturma yapabilmesi için Valilikten izin alması gerekti. Müfettiş, Sürenoğlu’na zorla imzalatılan tutanaktaki iki memurun ifadesini aldı. “Soruşturma izni verilmesine gerek yok” dedi. Vali raporu kabul etti. Mahkeme Vali’nin kararını kaldırdı. Yeni gelen savcı ise etraftaki 10 kameranın kayıtları olduğu halde sadece Cumhurbaşkanlığı aracının içerisindeki kamera kaydını istedi.

İşkence gören Avukat Sertuğ Sürenoğlu’na ailesi ve sevenlerinin ‘bulaşma, başına iş açma’ dediği öğrenilirken, o kendi mağduriyetini savunamayan bir avukat olarak anılmak istemediğini ifade etti.

Kadınların Ankara Adliyesi’ndeki eylemine polis müdahalesi

Ankara Kadın Platformu‘nun, geçtiğimiz yıl İstanbul Sözleşmesi için yapılan eyleme katılan 33 kadın hakkında açılan dava öncesi Ankara Adliyesi önünde gerçekleştirmek istediği basın açıklamasına polis müdahalede bulundu.

Basın açıklaması yapmak isteyen kadınlar, adliye binasının bahçesine alınmadı. Kalabalığı dağıtmak isteyen polis, kadınlara biber gazı sıktı ve birçok kişiyi gözaltına aldı.

Duruşmaya katılmadılar

Ankara Kadın Platformu tarafından yapılan açıklamada “Adliye önünde yapacağımız basın açıklamasına polis saldırdı, birçok arkadaşımız gözaltına alındı! Arkadaşlarımız serbest bırakılmadan mahkemeye katılmıyoruz!” denildi.

Gözaltılar sonrası kadınlar ortak kararla duruşmaya katılmayarak gözaltıları protesto etmeye karar verdi. Daha sonrasında adliye binasına giren kadınlar “İnadına isyan, inadına özgürlük” sloganları attı.

Gözaltına alınan 20’ye yakın kadının çoğu emniyete götürülmeden serbest bırakılırken, yedi kadın Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’ye götürüldü.

Kadınlar hakkında “2911 sayılı gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet” gerekçesiyle işlem yapıldıktan sonra serbest bırakıldı.

Ne olmuştu?

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmalarına tepki gösteren kadınlar Ankara Kadın Platformu’nun çağrısıyla 12 Ağustos 2020’de bir araya gelmişti. Eyleme katılan 33 kadın hakkında “2911 sayılı gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet” gerekçesiyle dava açılmıştı.

Kadınlar hakkında 1 yıl 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istenen davanın ilk duruşması bugün Ankara 28’inci Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülecekti.

Müsilaj Karadeniz ve Ege’de

Marmara Denizi‘ni kaplayan ‘deniz salyası’ olarak adlandırılan müsilaj, Karadeniz’de de gözlendi. Ordu’nun Fatsa ilçesi Yalıköy Limanı‘nda önceki gün müsilaj tespit edildi. Balıkçıların ihbarı ile belediye ekipleri, deniz yüzeyindeki kirliliği temizledi. Denizdeki tehdit uzmanlarca takip ediliyor.

Fatsa Deniz Bilimleri Fakültesi Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Aydın, müsilajın insan kaynaklı doğa olayı olduğunu söyledi. Karadeniz’e akan evsel ve tarımsal atıkların yanı sıra sanayi, kanalizasyon gibi atıkların denizi kirlettiğini belirten Aydın şöyle konuştu:

“Marmara kapalı deniz, Karadeniz de kapalı deniz. Bu sonuç itibarıyla doğa olayı ama bizden kaynaklı etkilerle gerçekleşmiş bir olay. Azot ve fosfor, evsel atık, kimyasal atık, sanayi atıkları ya da tarımsal kaynaklı kirlilikten dolayı oluşan bir olay. Karadeniz’de çay ve fındık tarımında gübre olarak çok fazla miktarda azot ve fosfor kullanılıyor. Dolayısıyla bunlar zamanla belki Marmara kadar yakın bir zamanda böyle etki göstermez ama bu kirliliğe devam edersek yarın öbür gün üç, beş, otuz yıl sonra bunlarla biz de karşı karşıya kalacağız.”

Bütün Karadeniz arıtma suları ve kanalizasyonu denize bırakıyor

Karadeniz’deki illerin arıtma sisteminin biyolojik artıma sistemine dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çeken Mehmet Aydın, “Karadeniz’deki bütün illerin arıtma ya da kanalizasyonlarını denize döküyoruz. Düzgün arıtma sistemi de yok zaten. Bunları  biyolojik yüksek arıtma sistemine dönüştürmediğimiz müddetçe Karadeniz’de zaman içinde kirlilik unsuru olarak kendini gösterecektir. Bu salya olmaz, başka bir şey olur” dedi.

Gübrelemenin de düzene sokulması gerektiğini belirten Aydın şunları söyledi:  “Vahşice gübreleme yapılmaması lazım. Topraklarımızı verimsiz hale getirdik ve Karadeniz’de kullanılan gübrelerin ya da kimyasalların tamamı yağmur, yüzeysel sularla derelerle ve sonuç itibarıyla denize geliyor. Karadeniz zaten çok sağlıklı ekosistem değil.”

Balık stoklarının tamamı çöküş eğiliminde

Balık popülasyonlarının azaldığını da kaydeden Aydın şöyle devam etti:

“Her geçen gün Karadeniz’de çöküş var. Nüfus artışı ile kirletme unsurları artıyor. Zamanla Karadeniz daha da kirlenecektir. Balık popülasyonlarımız da her geçen gün azalıyor. Stoklarımızın tamamı çöküş eğiliminde. Eğer hamsiyi 40 TL’ye, 50 TL’ye yiyorsak demek ki Karadeniz sistemi çöküyor demektir. Deniz salyasının Marmara’da etkisi beş yıl sürebilir çünkü ciddi oranda sadece suyun yüzeyinde gözüken değil zeminde bu çökecek ve zemin yapısındaki birçok canlının ölmesine neden olacak. Bu zamanla balıkları bile öldürecek. Bunun ötesinde bütün deniz bitkilerine, süngerlere, kabuklulara, yavaş hareket eden moloz grubu olan salyangozlara, yengeçlerine olumsuz etki yapacaktır. Bunlar denizel ekosistemde sonuçta zinciri kırıyor. ”

Deniz salyası Ege'ye akmaya başladı

Ege’ye de akıyor

Marmara Denizi’nde yoğunlaşmaya devam eden müsilaj’ın temizliği için çaba sarfedilirken, Ege Denizi’ne de akmaya başladığı görüldü.

Uzmanların, 15 metre kalınlığında bir kütle olarak Ege’ye hareket ettiğini açıkladığı müsilaj tabakası gökyüzünden görüntülendi. Denizin dibinde ve içindeki canlıları yok edeceği ifade edilen salyanın İzmir Körfezi‘ne ulaşma ihtimali bulunuyor.

 

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Sunlu, şunları söyledi:

“Sularımızı iyi arıtabilirsek bu olayı engelleriz. Türkiye denizleri birbiriyle bağlantılı ve etkileşim halinde. Sular birbirine karışıyor. Denizlerimizde sirkülasyon var. Bu olay Ege’ye gelebilir mi, gelme ihtimali var. Ancak yayılarak Ege’yi komple saracak demek doğru değil. Suları arıtabildiğimiz sürece Ege’nin sahil kesimlerinde şu an için ciddi bir sıkıntı görünmüyor.”

Pandeminin çevresel etkileri tartışılmaya devam ediyor

Tüm Dünya, bir taraftan Covid-19 pandemisinin nasıl sonuçlanabileceğini, aşılamayı, aşıların yeni mutasyonlar karşısındaki etkinliğini konuşurken diğer yandan da pandeminin çevre üzerine bugüne kadar yaptığı etkiler ve uzun dönemde yapması beklenen olumlu veya olumsuz etkileri tartışılıyor. Konu üzerinde hemen her gün yeni bir yayın ortaya çıkıyor ve tartışmalar sürüyor. Bu yayınların ortak noktası ise Covid-19 virüsünün değil, virüse karşı alınan önlemlerin genelde çevre üzerine olumlu veya olumsuz etkileri olduğu.

Son çıkan yayınlarda pandeminin çevre üzerine etkileri üç ana başlık altında inceleniyor. Pandeminin ilk ve ikinci dalgasının yaşandığı dönemde günler, haftalar içinde ortaya çıkan kısa dönemli etkiler, aylar içinde ortaya çıkan orta dönem etkileri ve yıllar içinde görülmesi beklenen ve etkisini de yıllar boyunca sürdürecek uzun dönem etkileri… Kısa dönemde alınan kısıtlamalar sonucu ortaya çıkan tablo çevre açısından olumlu görüntüler vermesine karşın orta ve uzun dönemli pandeminin çevre üzerine olumlu veya olumsuz etkileri tartışmalı… Özellikle kısa dönemde, ilk ve ikinci dalgada uygulanan kısıtlamalar; sanayinin durdurulması, seyahatlerin kısıtlanması gibi önlemler nedeniyle hava kirliliğinde azalma, yüzey sularının kalitesinde iyileşme, sera emisyonlarında azalma, gürültü kirliliğinin ortadan kalkması gibi olumlu çevresel etkilere yol açmıştı. Ancak özellikle ikinci dalgadan sonra önlemlerin azaltılması bu parametrelerde yeniden pandemi öncesine dönülmesine yol açtı.

Avrupa’da ek önlemler

Pandemi orta dönemde, aylar içinde çok sayıda ülkede iklim politikalarının da tartışılmaya başlanmasına neden oldu.  Bu tartışmalar o kadar arttı ki Avrupa’da birçok kent sera gazı emisyonlarını azaltmak için pandemi öncesine oranla ek önlemler aldı. Bu önlemlerin içinde özellikle kömürlü termik santrallerin planlanandan daha önce kapatılması da var.

Uygulanan kısıtlamalar sosyal ve ekonomik değişikliklere yol açarak, işsizliği ve özellikle büyük kentlerden kırsal bölgelere göçü artırdı. Bu durum özellikle göç alan bölgelerde hava kirliliği, araç trafiğinde artış gibi yeni sorunların tartışılmasına yol açtı. Konutlarda çalışma sisteminin gelişi evsel elektrik ve fosil yakıt tüketimini artırırken, katı ve sıvı atık kompozisyonunda değişikliklere de neden oldu. Özellikle maske ve eldiven kullanımı tıbbi atıkların artmasına ve bu atıkların kontrolsüz bir şekilde çevreye yayılmasına yol açtı. Şu andaki en büyük sorun bu atıkların ve pandemi günlerinde kullanımı artan tek kullanımlık plastik bardak, çatal, tabak gibi malzemelerin oluşturduğu atıklar. Bu atıkların geri kazanım ve bertarafı çok zor ve pahalı olduğundan uluslararası yasadışı plastik ticareti günümüzde tarihin en yüksek seviyelerine ulaşmış durumda…

Artık; bütün dünyada sadece Covid-19 salgını için değil; yeni pandemiler için önümüzdeki yılların içinde alınması gereken önlemler tartışılıyor. Bu önlemlerin çevre açısından da olumlu etkileri olması için yapılması gerekenler planlanıyor. Tabii bunların içinde en başta pandemiye dirençli kentlerin nasıl yaratılabileceği sorusunun yanıtının aranması geliyor. Artık gökdelenler devrinin bittiği, yeşil alan miktarının arttığı, halk sağlığı hizmetlerinin geliştirildiği kentlerin planlanması gündemde… Kentlerde yaşayanların daha açık alanlarda, fiziki mesafelerini daha rahat koruyabildikleri ve halk sağlığı hizmetlerinden rahatça faydalanabildikleri yeni kent yapıları oluşturulması için özellikle Batı ülkelerinde çabalar şimdiden başladı. Diğer önemli bir noktaysa doğal yaşam alanları ile insanların yaşam alanları arasındaki mesafenin korunması… Flora ve fauna korunurken insanlara yeni zoonotik hastalıkların geçişinin de önlenmesi hedefleniyor.

Peki, bu süreçte ülkemizde ne oluyor? Türkiye pandeminin ilk günlerinde gerçek anlamda kısıtlamalar uygulamadığı için birçok ülkede yaşanan hava kirliliğinde ve yer üstü su kaynaklarında kısa süreli geçici düzelme, trafik yoğunluğunda azalma gibi bazı çevresel veri düzelmelerini yaşayamadı. Pandemi nedeniyle artan tıbbi atıkları, maske ve eldivenler düzensiz olarak ya ev atıklarının içine atılıyor ya da doğaya terk ediliyor. Üstelik ülkemiz Avrupa’da artan plastik atıkların da son durağı haline gelmiş durumda…  Orta ve uzun dönemde özellikle kentlerde, yeni pandemilere karşı çevre ile uyumlu yapılması gereken ön hazırlıklar hiç tartışılmıyor bile…

Türkiye’de fırsattan istifade…

Buna karşın ülkemizde farklı olarak pandemiyi fırsata çevirenler iş başında… Tartışmalı tüm projeler bu dönem toplumun dikkatinin pandemi üzerinde olmasından istifade edilerek yapılmak isteniyor. Kanal İstanbul, Rize liman ve İkizdere Taş Ocağı, çeşitli yörelerimizdeki kömürlü termik santral girişimleri, Kazdağları’ndaki yeni maden ruhsatları, İzmir Yarımada Turizm Projesi, yeni otoyol projeleri bunlardan sadece birkaçı… Ülkemizde çevreyi sadece ucuz bir hammadde kaynağı olarak görüp; yağmalayan kesim, bu dönemin olağandışı koşullarından faydalanarak eskisinden daha hızlı ve acımasızca yağmalarını sürdürmek istiyor.

Yarın yeni pandemiler kapımızı çaldığında bugünkü gibi hazırlıksız yakalanmak istemiyorsak; ekolojik yıkıma karşı her türlü zorluğa karşı mücadeleyi yükseltmenin; doğal yaşama sahip çıkmanın tam zamanı…

Üstelik bu yıl Dünya Çevre Günü’nün ana teması ‘ekolojik restorasyon’…

 

Öğrenciler: Demirören ödemiyorsa ben de KYK borcumu ödemiyorum

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker‘in devlet-sermaye-mafya ilişkilerine dair ciddi iddiaları dile getirdiği videolarında, Doğan Yayın Holding‘i Ziraat Bankası‘nın verdiği yüzlerce milyar dolarlık krediyle satın alan Demirören ailesinin borcunu ödemediğini söylemesi sonrası öğrenciler sosyal medya üzerinden “Ben de #KYKBorcumuÖdemiyorum” kampanyası başlattı. 

Peker, dün yayımladığı dokuzuncu videosunda “Bu Pambukören var ya, biz gazeteyi bastık, Aydın Doğan kargaşadan korktu, yerleri verdi 750 milyon dolara. Aslında bir tanesi o kadar ederdi ama hepsini o paraya aldı. Bu 750 milyon doları Ziraat Bankası verdi. Bu sahtekar 750 milyon doların hiçbirini ödemedi biliyor musunuz, faizlerini bile ödemedi” demişti.

Yıllardır “KYK borçları silinsin” talebini dile getiren öğrenciler ve mezunlar da bu açıklamaların ardından sosyal medyada “#KYKBorcumuÖdemiyorum” paylaşımları yaptı.

‘Öğrencilere gelince icra işlemi’

Demirören’den borcunu tahsil etmeyen Ziraat Bankasının öğrencilere gelince icra işlemleri başlattığı dile getirilen paylaşımlarda öğrenciler ve mezunlar, paylaşımlarına borçlarına dair makbuzları da ekledi.

“#KYKBorcumuÖdemiyorum” etiketi, kısa sürede Twitter’da ülke gündeminin en üst sıralarına yükseldi. Yapılan bazı paylaşımlar şöyle:

https://twitter.com/emreeasikk/status/1401564504136224773

https://twitter.com/Busranazar4/status/1401561272055894018

230 dünya lideri G7’yi en yoksul ülkelerdeki aşılanmaya destek vermeye çağırdı

Aralarında 100’den fazla eski cumhurbaşkanı, başbakan ve dışişleri bakanı olan 230 dünya lideri, G7 ülkelerinin liderlerini, düşük gelirli ülkeleri Covid-19’a karşı aşılamak için gereken 66 milyar doların üçte ikisini ödemeye çağırdı.

Birleşik Krallık‘ta cuma günü başlayacak G7 Zirvesi öncesinde liderlere gönderilen mektupta, bunun virüsün mutasyona uğramasını ve dünya çapında bir tehdit olarak geri dönmesini engellemeye yardımcı olacağı kaydedildi.

Gelişmiş ülkelerden oluşan G7 zirvesinde, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada ve Japonya liderleri bir araya gelecek.

BBC’nin aktardığına göre,, Başbakan Boris Johnson, dün G7 zirvesindeki meslektaşlarından “gelecek yılın sonuna kadar dünyayı aşılayarak savaş sonrası dönemin en büyük zorluğunun üstesinden gelmelerini” isteyeceğini söyledi, ancak finansman veya aşı paylaşımı konusunda ayrıntı vermedi.

Eski liderler ise G7’ye yazdıkları mektupta, 2020’nin aksine 2021’de küresel işbirliğinin başlayabileceğini kaydetti: “2020 yılı küresel işbirliğinin başarısızlığına tanık oldu, ancak 2021 yeni bir çağın habercisi olabilir. Herkes her yerde güvende olana kadar hiç kimse Covid-19’dan güvende değil.”

‘G7 ülkelerinin kendi çıkarına’

Mektupta, “G7 ve G20’nin düşük ve orta gelirli ülkeler için aşıları kolayca erişilebilir hale getirmesi bir hayır işi değil, her ülkenin stratejik çıkarınadır” denildi.

İmzacılar arasında eski İngiltere başbakanları Gordon Brown, Tony Blair, eski BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon ve 15 eski Afrikalı lider ile Türkiye’den eski Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, eski Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş ve eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış da bulunuyor.

Küresel aşı çalışmaları için iki yılda tahmini olarak 66 milyar dolara ihtiyaç var. Eski liderler, G7’nin ekonomilerinin büyüklüğüne göre maliyetin üçte ikisini ödemeyi garanti etmesini istiyor.

Halk desteği

Save the Children yardım kuruluşunun yaptığı bir anket, G7’nin Covid-19 aşıları için gereken 66 milyar doları ödemesi konusunda ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Kanada’da güçlü bir halk desteği bulunduğunu gösteriyor.

Ankete göre, bu 5 ülke arasında, yüzde 79 ile bu politikayı en fazla destekleyenler İngilizler. ABD’de halkın yüzde 76’sı; Kanada’da yüzde 73’ü, Almanya’da yüzde 71’i, Fransa’da yüzde 63’ü bu politikaya destek verdi.

Burkina Faso’daki saldırıda ölenlerin sayısı 160’a yükseldi

Burkina Faso‘nun kuzeyinde yer alan Yaghga köyüne düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısı 160’a yükseldi. Ağır yaralıların fazla olması nedeniyle ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.

Saldırıyı üstlenen hiç kimse henüz olmadı. Ancak Burkina Faso, Sahel bölgesinde faaliyet gösteren El Kaide‘ye bağlı grupların düzenlediği terör saldırılarının sık sık hedefi oluyor.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, sivil ve askerleri hedef alan saldırılar nedeniyle 1,1 milyon kişi ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı.

Üç günlük yas ilan edildi

AA’nın aktardığına göre son yaşanan saldırının ardından ülkede cumartesi gününden başlayacak şekilde üç günlük yas ilan edilmişti. Saldırı uluslarası camia tarafından da kınandı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, “alçakça” olarak tanımladığı saldırıyı şiddetle kınadığını belirtti. Guterres, uluslararası toplumun bölgede “terörle mücadele eden devletlere” desteğini artırması çağrısında bulundu.

Avrupa Birliğinden yapılan açıklamada da bu “barbarca” saldırının hiç olmadığı kadar güçlü şekilde kınandığı belirtildi.

 

 

 

Murat Kurum müsilaj sorununa karşı 22 maddelik eylem planını açıkladı

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Marmara Denizi’nin kabusu haline gelen müsilaj sorununu konuşmak amacıyla Kocaeli’de düzenlenen Marmara Denizi Eylem Planı Koordinasyon Toplantısı‘na katıldı.

Bakan Kurum, basına kapalı yapılan toplantının ardından müsilajla mücadele kapsamında hazırlanan 22 maddelik Marmara Denizi Eylem Planı‘nı kamuoyuyla paylaştı.

‘Salgın, deprem ve iklim değişikliği’

Bugün şehirleri ve insanları etkileyen üç önemli mesele olduğunu belirten Kurum,  “Bunlar; salgın, deprem ve iklim değişikliği. 2020 yılı bu üç meselenin neden olduğu sonuçlarla mücadele içinde geçti. Bugün konuştuğumuz müsilaj probleminin ana nedeni olan iklim değişikliğiyle mücadelenin yolu ve çözümü; çevre yatırımlarından, yeşil yatırımlardan geçmektedir” dedi.

Kurum, “Marmara Denizi’mizi bir seferberlik anlayışıyla tertemiz hale getirmek ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin üzerinde bir vazifedir, bir borçtur” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: AA

’91 noktadan örnek toplandı’

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak  300 kişilik ekiple Marmara Denizi’nde 91 noktada, karada da tüm atıksu arıtma ve katı atık tesislerinde, kirlilik kaynaklarında denetimler yaptıklarını aktaran Bakan Kurum şunları söyledi:

Aldığımız örnekleri Çevre Laboratuvarında inceledik. ODTÜ Bilim gemisiyle suyun altında ve üstünde 100 farklı noktadan numuneler aldık. 700’ü aşkın bilim insanı, kurum temsilcisi, STK ve belediye yetkilisinin katıldığı son yılların en geniş katılımlı çalıştayını gerçekleştirdik.”

‘Koordinasyon Kurulu oluşturulacak’

Kurum, konuşmasının ardından 22 maddeden oluşan Marmara Denizi Koruma Eylem Planı‘nı kamuoyuyla paylaştı. Yer alan maddeler şu şekilde oldu:

  • Marmara Bölgesi’nde kirliliğin azaltılması ve izleme çalışmalarının yürütülmesi amacıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ilgili kurum ve kuruluşlar, üniversiteler, sanayi odaları ve STK’ların da içinde olduğu bir Koordinasyon Kurulu oluşturulacak. Önümüzdeki hafta oluşturulacak kurul haftalık ve aylık toplantılar yapacak.
  • Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı üç ay içerisinde hazırlanacak ve çalışmalar bu plan çerçevesinde yürütülecek.

‘Koruma altına alınacak’

  • Marmara Denizi’nin 11 bin 350 kilometrekarelik yüzey alanının tamamını koruma alanı olarak belirleme çalışmaları başlatılacak. 2021 yılı sonu itibariyle koruma altına alınacak.
  • Acil müdahale kapsamında 8 Haziran 2021 tarihinden itibaren 7/24 esasıyla Marmara Denizi’ndeki müsilajın bilimsel temelli yöntemlerle tamamen temizlenmesine yönelik çalışmalar başlatılacak. Tüm kurumlar, belediyeler, doğa severler, sporcular, sanatçılar ve vatandaşlarla Türkiye’nin en büyük deniz temizliği yapılacak.
Fotoğraf: AA

‘İleri biyolojik arıtma tesisi’

  • Bölgede bulunan mevcut atıksu arıtma tesislerinin tamamı ileri biyolojik arıtma tesisine dönüştürülecek. Atıksuların ileri biyolojik arıtım yapılmaksızın Marmara Denizi’ne deşarjını engelleyici hedefler doğrultusunda çalışmalar yürütülecek
  • Marmara Bölgesi’ndeki atık suların yüzde 53’ü ön arıtım, yüzde 42’si ileri biyolojik arıtım ve yüzde 5’i biyolojik olarak arıtılıyor. Bu arıtma tesislerinde yapılacak teknolojik dönüşümle, ileri biyolojik arıtma ve membran arıtma sistemlerine dönüşüm sağlanacak.

‘Azot miktarı düşürülecek’

  • “Denizlerimizdeki azot miktarını yüzde 40 oranında düşürürsek bu işi kökten çözeriz ve Marmara beş yılda eski haline gelir” görüşü doğrultusunda hareket edilecek.
  • Önümüzdeki üç yıl içerisinde Marmara Bölgesi’nde bulunan tüm illerdeki atık su arıtma tesislerinde dönüşümler tamamlanacak.
  • Marmara’ya deşarj yapan atık su arıtma tesislerine düzenleme getirilecek.
  • Arıtılmış suların yeniden kullanım oranı artırılacak. Temiz üretim teknikleri de bu manada uygulanacak. Arıtılmış sular bitki, peyzaj sularında, kullanabildiğimiz bütün alanlarda kullanmaya çalışılacak.
  • Su geri kazanımı artırılarak Marmara’ya deşarj azaltılacak.
  • Atık su arıtma tesislerini gerektiği gibi işletmeyen OSB’lerin rehabilitasyon ve iyileştirme çalışmalarıyla ileri arıtma teknolojilerine geçişi hızlandırılacak.
  • Atık su arıtma tesislerinin yapım ve işletmesini daha kolay haline getirmek için kamu-özel sektör modeli işler hale getirilecek.
  • Kirliliğe sebebiyet veren tersaneler için temiz üretim teknikleri uygulanacak.
  • Deşarj yapan tesislerde 91 izleme noktası 150’ye çıkarılacak. 7/24 izlenecek.
  • Marmara Denizi’nin dijital ikizi oluşturulacak ve bölgedeki kirliliklere anlık müdahale edilecek.
  • Marmara Denizi’ne gemilerin atık sularının boşaltılmasının önlenmesine yönelik üç ay içerisinde düzenleme yapılacak.
  • Deniz çöpleri eylem planı üç ay içerisinde uygulamaya konulacak.
  • Marmara Denizi’ndeki tüm hayalet ağlar, ‘inşallah bir yıl içerisinde’ temizlenecek.

Erdoğan: İBB niye yapmıyor demeyeceğiz?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla gerçekleştirilen toplu açılış töreninde Marmara’daki müsilaj sorununa değinmiş; sorunun kaynağının “arıtılmadan denizlere bırakılan atık sular” olduğunu söylemişti. Erdoğan, “Bu konuda Çevre ve Şehircilik Bakanıma talimatı verdim. ‘İBB niye bunu yapmıyor? İzmir niye yapmıyor?’ demeyeceğiz. Başta Marmara olmak üzere bu müsilaj belasından denizlerimizi kurtaracağız” demişti. 

Erdoğan, iklim değişikliği sebebiyle deniz suyu sıcaklığındaki artışın da müsilajda önemli bir payı olduğunu kaydetmişti. 

Tuz Gölü’nde kuraklık: Göl haziran ayından itibaren pembeleşmeye başladı

Türkiye’nin ikinci büyük gölü ve flamingo cenneti olan Tuz Gölü, kuraklık nedeniyle giderek küçülüyor. Göldeki çekilme bir kilometreyi bulmuş durumda.

Konya Teknik Üniversitesi Kimya Teknolojileri Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hatice Ünal Ercan, “Kuraklıktan dolayı tuz tabakasının oldukça azaldığını biraz iç kısımlarda ise organik malzemelere bağlı olarak pembeleşmelerin daha çok arttığını görüyoruz” dedi.

Pembeleşmeye erken başladı

Aksaray, Ankara ve Konya sınırları içinde yer alan Tuz Gölü, su çıkışı olmadığı için ‘kapalı göl’ özelliğini taşıyor. Gölün Aksaray- Ankara kara yolu yakınlarındaki bölümünde, suyun içinde yaşayan algler, sıcaklığın ve tuzluluğun arttığı temmuz ve ağustos aylarında, kırmızı renkli beta-karoten madde üreterek güneş ışınlarının zararlı etkilerinden kendisini koruyor.

Yine bu dönemde halobakteriler ise fazla ürediği için gölün rengi, pembe veya kırmızıya bürünüyor. Sıcaklık azalınca veya yağmurlu dönem başlayınca da göl, tekrar eski haline kavuşuyor. Ancak bu yıl kuraklık nedeniyle göl haziran ayı başından itibaren pembeleşmeye başladı.

Fotoğraf: DHA

‘Kuşlar rota değiştiriyor’

Tuz Gölü’nde bilimsel araştırmalar yapan Dr. Hatice Ünal Ercan, göldeki kuraklıktan dolayı tuz tabakasının oldukça azaldığını, iç kısımlarda ise organik malzemelere bağlı olarak pembeleşmelerin daha çok arttığına dikkat çekti. Ercan DHA’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Bu pembe renk yoldan geçenlerin ve turistlerin çok fazla dikkatini çekiyor. Halkımız araçlarını park ederek veya tesislerden Tuz Gölü’ne giriş yapıyorlar. İnsan faktörü doğanın kirlenmesine sebep oluyor. Tuz Gölü çevresindeki tuz yapısı ve mineralleriyle ilgili özel bir şirketle bir çalışma yapıyoruz. Tuz Gölü’ndeki küçülme kıyıdan itibaren görünüyor. Yaklaşık 50 yıl öncesine kadar ana yola yakın olduğunu görüyoruz. Günümüzde ise sınırın bir kilometre içeri girdiğini, son iki yıldır yaşanan kuraklıktan dolayı Tuz Gölü’nün daha merkeze doğru çekildiğini ve küçüldüğünü görüyoruz. Bu sadece insanlar açısından değil, çevresindeki tarımsal faaliyetlerle fazla su tüketimi de gölün küçülmesine sebep oluyor. Burası birçok kuş türünün göç yolu üzerinde bulunuyor. Su olmayınca birçok kuş türü de sulak alanlara rotasını değiştiriyor.”

Fotoğraf: Erkan Altuntaş/ DHA

‘Yarım cm tuz tabakası var’

Gölde araştırma yapan gruptan Jeoloji Mühendisi Umut Barış Ülgen ise, “Burası Türkiye’nin cennet köşelerinden birisidir. Tuz Gölü, sadece tuz ekonomisiyle değil turizmiyle çok önemli. Üç gündür yüzeysel bir çalışma sergiliyoruz. Buradan aldığımız verilerle daha detaylı bir proje için TÜBİTAK ile uluslararası projeler hazırlayıp sunacağız” dedi. Ülgen açıklamasında şu bilgileri paylaştı:

Çalışmalarımız sırasında Tuz Gölü’nden örnekler alırken, kuraklık nedeniyle normalde 5-6 santim tuzları kesip altından örnek alacakken, yarım santimlik tuzlarla karşılaştık. Şu anda olması gerekenden çok daha az tuz var. Kuraklık çok fazla olduğu için su çok az kalmış. Bunu baktığımız zamanda görüyoruz. Aynı zamanda çevre arazileri gezdiğinizde tarlada ürün de yok. Bu kuraklık, gölü ve çevresini ciddi oranda etkilemeye başlamış. Suyumuzun değerini daha çok bilmemiz lazım.”

Sedat Peker’den dokuzuncu video: Metin Külünk’e 10 bin dolar değil, çanta çanta para gönderdim

Bir süredir çektiği videolarda ortaya attığı iddialarla ilgili gündemde olan organize suç örgütü lideri Sedat Peker, çektiği videolara dün bir yenisini daha ekledi.

Peker, “Yaşadıkça ve yaşlandıkça değil, direndikçe büyürüz” başlığıyla yayımladığı dokuzuncu videosunda kendisinin öldürülmesi için kiralık katille görüşüldüğü öne sürüp, “Parayla adam öldüren kiralıklar var uluslararası. Onlarla görüşüyorlar. Bir Arnavut, bir Sırp grupla görüştüler” ifadelerini kullandı.

Peker, kendisine yöneltilen Amerika Birleşik Devletleri, (ABD) İsrail gibi ülkelerin istihbarat örgütleriyle çalıştığı iddialarını video boyunca reddetti.

‘Yüce Divan’da yargılanacaksın’

Bu videosunda da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘yu hedef alan suç örgütü lideri, Soylu’nun şirketinin 57 kat büyüdüğünü, anlattıklarının delilleri olduğunu da dile getirdi:

Süleyman diyordu ya, ‘Ben o poliçe sesini çok seviyorum’ diye. Şirketin yüzde 5 bin, 7 bin derken 57 kat büyümüş. Dünyanın neresinde böyle bir şey var. O poliçenin sesinde ben de uyurum, herkes uyur.

Erdal Baba’ya araba, 20 sene evvel sana getirip sigortalattığında Erdal Baba diyordun. Şimdi Erdal Baba lazım değil ki. Bütün holdingler sende, poliçe sesi. E uyursun tabii. Sülü Allah’a yemin olsun, iğnenin deliğinden geçireceğim seni kibrit kutusundan alıp. Bugün senin son günün. Sen Yüce Divan’a gideceksin, yargılanacaksın, hiçbir şansın yok. Anlattıklarımın altlarını da hazırladım, delilleri de bende, sen bitireceğim.”

‘Bir Arnavut, bir Sırp grupla görüştüler’

Peker, kendisinin öldürülmesi için Arnavut ve Sırp grupla görüşüldüğünü de iddia etti:

Parayla adam öldüren kiralıklar var uluslararası. Onlarla görüşüyorlar. Bir Arnavut, bir Sırp grupla görüştüler. Benim hayatım hep insanlara iyiliklerle geçti. Çocukluğumdan beri her kesimden insana yardım ettim. Cezaevinde bana mektup yazan herkese elektronik kol, bacak yaptırırdım.

Siyasi biri mektup yazdı, PKK şeyi, İzmir taraflarında bir cezaevindeydi. Çocuklarım gelince ayaklarımın üzerinde çıkmak istiyorum dedi, ayağı yoktu zannediyorum. Doktor arkadaşı yolladım cezaevine, o arkadaşın ayağını yaptı. Bizim yanımızdakiler o bunlardan dedi. Kimden olduğu önemli değil. O adam da ölmedi yaşıyordu, çıkar ortaya söyler. Biz düşmanlarımıza bile böyle mert davrandık, ulan kahpesiniz siz. Adam değilsiniz ulan siz. Bunlar bir ekip kurmuşlar, harp sanatı, beni etki altına almak içim ‘PKK senin yaptığı şeyi beğendi’ diyorlar. Siz manyak mısınız ben Sülüman’ın doktoruyum, doktor Sedat. Ben bunu yer miyim.”

‘Daha fazla para yolladım’

10 bin dolar iddialarına da cevap veren Peker, 10 bin dolar yolladığı bir milletvekilinin olmadığını, ama daha çok para yolladığı isimler olduğunu ifade etti:

Benim 10 bin dolar yolladığım bir milletvekili yok ama daha çok yolladıklarım var. Bana 10 bin doları nasıl yakıştırdınız. Ben aç, açıkta kalırım yine herkesten fazla veririm. Hani diyorlar ya bunu açıkla diye. Ben kimseye 10 bin dolar vermedim ama daha büyük paralar yolladım. Çanta çanta.

Şimdi Metin Külünk’ten konuşacağız, Metin ağabeyden. Metin abi beni telefondan aradı, Biden beni Erdoğan’a karşı.

Ya dedim abi ne diyorsun sen, Biden işi gücü bırakmış Sedat Peker’i mi bekliyor, hepten delirdik, vallahi delirdiler. Adamlar dünyayı yönetiyor, onun devlet başkanı Sedat Peker’i mi bilecek. Benim kendi meselem var. Beni sakinleştirdi, konuştu konuştu. Sonra benim yanımdan ayrıldı. Beni itibarsızlaştırmak için kurulan mafyalar var, tecavüz hikayelerini kurgulayan puştlar var ya, onlar var, vekiller var, devletten adamlar var. Özel adamları ama fındık kadar beyinleri var. O yüzden Metin ağabeyi konuşacağız. Beni yolda bırakanı rezil edeceğim, ha Metin ağabeyi rezil etmeyeceğim, ne yaşadık onu anlatacağım.”

‘Milyon liralık kahveyi benden siz alıp dağıtmadınız mı?’

Suç örgütü lideri, AKP’nin seçim zamanı dağıttığı milyon liralık kahvenin kendisinden alındığını da şöyle anlattı:

Bana pislik mafya diyorlar ya, AK Parti’nin seçim zamanı dağıttığı kahveler var ya, seçim zamanı. Hepiniz içtiniz, Tarihi Beyoğlu Kurukahvecisi, benimdi o, hani ben pislik mafyaydım. Ulan onlarca milyon liralık kahveyi benden siz alıp dağıtmadınız mı her yerde. Lan bir lira mı verdiniz, verdiyseniz hani fatura. Lan size yazıklar olsun.

Metin ağabeyle, Ömer Külünk diye bir yakını var mesela, nasıl ilişkimiz onu anlatayım. ‘Tefeciler benim yeğenimin yerini almış, o zamanın parası bugünün 1,5 milyon lirası, tefecilerle bir konuşsan şey yapsa’ dedi. Ya dedim Metin ağabey, ben ismimi unutturmaya çalışıyorum, o onu arayacak, o onu arayacak sanki ben tahsilat yapıyormuşum gibi. Dedim ağabey kaç para ben vereyim. O konuda ismi geçen bir iki işadamı arkadaş var, biz ödeyelim dedik. İş para ödemeye gelince bir tek ben ödedim, tapuyu aldık verdik. Biz para verdik mi böyle veririz. Almanya’daki o dernekler var ya, rica ederdi ‘para yollar mısın’ diye, el altından onlara para yollardım. Ama öyle her ay giden 10 bin yok, seçim zamanı geldiğinde arabasına para bırakırdım. Ya şimdi ben böyle deyince bizim diğer milletvekili tanıdıklar, lan bizi de, lan oğlum biz kimseyi söylemeyiz. Ama Biden miden gel film yap, sonra beni karalama kampanyasına abilik yap. İstesem gömmek için evet verdim derdim ama 10 bin değil çok daha fazlasını, çanta çanta verdim.”

750 milyon dolar ödenmedi iddiası

Peker, Yıldırım Demirören‘in Doğan Grubu‘nu satın aldığı zaman Ziraat Bankası’ndan 750 milyon dolar kredi aldığını, ancak bu zamana kadar ne ana paranın ne de faizin ödenmediğini kaydetti:

Biz gazeteyi, Hürriyet’i bastık. Aydın Doğan kargaşalardan korktu verdi gazeteyi. 750 milyon dolara verdi hepsini. Aslından bir tanesi o kadar ederdi. Bu 750 milyon doları Ziraat Bankası verdi. Bu 750 milyon doları ödemedi. Ana parayı da, faizini de ödemedi.

O sene 10 milyon tane bu ülkede çiftçi var, bütün hepsine verdikleri kredi ancak o kadar. Çiftçiyi kredisini ödemeyince traktörünü haczediyorlar. Bizim Kanal D’yi haczeden duydunuz mu? Parasız mal olur mu? Faizini ödemediler.

Tabii şimdi bu 750 milyon doların ödenmesi için, ülkede para yok, nasıl olsun. Bunu ödetmek için hemen baskı kurun diyorlar.

Kemerburgaz’da Göktürk denen yerde Kemer Country diye bir yer var. Orada bir arsa belirlediler, bu yavrunun üzerine yapacaklar. TV filan onların değil, emanetçi. Serhat’la Berat yönetiyor. Sabah grubu da aynı. Kişiliksiz zenginlerin üzerine yapıyorlar sadece

Kemer Country’deki yeri imara açacaklar. O arsa kimin yine halkın. İmara açınca tarla olarak verecekler Süleyman’ın var ya Ankara’daki akrabası o işleri yapıyor. Hop bir imar artışı 10 milyonluk yer 1 milyarlık oluyor. Üzerine kulübe koyamadığın yere 100 katlı binalar dikiyorsun. Artık siz de alıştınız, dinliyorsunuz ya, benim anlattıklarım masal değil.

Demirören aldığı parayı vermiş mi Ziraat’e sorun. Kanal D’nin, CNN Türk’ün, Hürriyet’in, Milliyet’in sahibi sizsiniz.

Kemerburgaz’da imara açılmak için üzerinde çalışma yapılan bölüm var mı var. Ben söylüyorum size.”

Veysi Ateş’e yönelik suçlamalar

Sedat Peker, Gazeteci Veysi Ateş ile ilgili de iddialarda bulundu:

O gün tartışma olurken (Habertürk yayını) Erdal Aras arıyor. Benim eski sağ kolum. Veysi’nin kendi cep telefonundan Erdal Aras’ın cep telefonu, ara verdiler ya, orada arıyor, o da tanıyor Reis’i ben de, sen de tanıyorsun, niye söylemiyorsun. Onun çünkü işi var. Onun işi İsmail Saymaz’ı bloklamak. Gazeteci ya, konuşuyor, aradaki yakınlıklarına bak. Erdal’la bu kadar yakınlar. Bu Veysi Erdal’ın yardımcısı, benim sağ kolum.

Biz bu Veysi ile oturduk 6-7 saat Pucca’da oturduk, yemek yedik. Siz çok anlatıldığı gibi değilmişsiniz, entelektüel, bilgili bir insanmışsınız dedi. Bak buna hiç gıcıklığım yoktu, sarmayacaktım, bloke etti ya. Bitti artık, hiçbir şansı yok. Kayıt var Veysi.

Sağlık Bakanlığı’ndaki hikayeni anlatmayacağım. Para konusunda biriyle ters düştün ya, onun ailesi benim sevdiğim bir aile. Şimdi seni patlatınca onu da patlatacağım. Sağlık Bakanlığı’nda sorun yaşadınız ya onunla, parayı sen aldın. Siz ne pislik insanlarsınız. Utanmadan TV’lere gidip şu hırsıza operasyon yapıldı diyorsunuz. İnsanlar güvenip sizi dinliyorlar. Bir ulusu manipüle ediyorsunuz, hırsız.”

‘Aranan adamın otelinde ne işiniz var?’

Peker, videosunun son bölümünde ise yurt dışına kaçan Sezgin Baran Korkmaz ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ilişkisine dair iddialarda bulundu.

Sedat Peker, Türkiye’de ve ABD’de aranan Sezgin Baran Korkmaz’ın sahibi olduğu Paramount Otel‘de Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Esad Topuklu‘nun kaldığını söylerken, otelde yer alan diğer isimleri de şöyle açıkladı:

Başka, bunun (Süleyman Soylu’nun) eski koruması, kendi korumasıydı, onu koruma dair başkanı yaptı. Kim, Ekrem Güler, kim Silivri’deki genç emniyet müdürünün intihar etmesine neden olan canavar hain, bunalıma soktu, kafasına sıktı. Veysi Ateş, tatil ekibinde. Bunlar tatili de birlikte yapıyorlar, kesmeyi de birlikte yapıyorlar. Resul olaya sonradan dahil olacak, bunlar tatil ekibi. Bir de Muğla Emniyet Müdürü, Marina vardı ya, el konulan, şimdi de otele el koyuyorlar. Sezgin Baran Korkmaz, en son Mübariz de demişti, sendeki belgeler benim şirketim ama bende yok demişti, bende var kardeşim. Sakın onlarla anlaşayım deme, patlatırım rezil olursun. Müşteri portföyünün tamamı bende, hangi hakimler savcılar. Siz aranan adamın otelinde ne işiniz var? Hani lan faturalarınız? Suit odada kalıyorsunuz, 100 bin lira yapıyor, lan sizin maaşınız kaç para, hani fatura.

5 Aralık Resul Holoğlu, Organize Suçlardan Sorumlu Emniyet Müdür yardımcısı telefon açıyor Korkmaz’a. Sezgin Baran Korkmaz kim, ABD’de aranıyor. İçişleri Bakanlığı’na çağırıyor. Saat 10.30, 12.30 çıkış. Sezgin Baran Korkmaz’ın 45 milyon dolar bir iş adamından (İnan Kıraç) alacağı var. Süleyman buna ‘Senin hakkında tahkikat yapıldı, yurtdışına çık. Yukarının haberi var, bu parayı da sil, sorun çıkacak’ diyor. Yukarısı da Tayyip abi. Amerika’dan da büyük para gelmiş diye herkes biliyor ya.. Bütün kayıtlar çıkacak. Sezgin Baran Korkmaz, 6 Aralık’ta yurtdışına gidiyor. İçişleri Bakanı, Organize Suçlar Daire Başkanı’nı telefonla arayıp, hakkında 6 aydır dosya hazırlanan adamı İçişleri Bakanlığı’na çağırıyor ve görüşüyor ve yurtdışına çıkmasını söylüyor. Bu 45 milyonu kabul etti ya Sezgin Baran, ne yapsın devlet var karşısında. Oteli de istediler. Böyle bir namussuzluk olur mu? Siz muhaliflere baskıyı kuracaksınız, 5 Aralık’ta Sezgin Baran Korkmaz İçişleri Bakanlığı’na geldi mi kamera kayıtlarını çıkarın. 6 Aralık’ta yurtdışına çıkmış mı? Sezgin Baran Korkmaz bakıyor her şey elden gidecek, dönmüyor. 28 Aralık’ta operasyon yapıyorlar. 29 Aralık’da 45 milyon doların ödenme günü, haciz olacak o gün. Karısını gözaltına alıyorlar. Bu Veyis… Ben olayı toparlayayım diye arayan da bu Veyis. Aranan adamın oteline gidip kalıyorsun, on binlerce, yüzbinlerce avro hesap hiçbiriniz ödemiyorsunuz, sonra adamı gasp ediyorsunuz. Mehmet Ağar’dan öğrenmiş bu taktiği. Siz bu adamın arkadaşı değil misiniz? İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı izin vermiyor, Cumhurbaşkanı’na gidiyor, haberiniz varmış. Haberim yok diyor. Hangi savcı hangi hakim kaldı hepsinin listesi bende.”