Köşe YazılarıManşetYazarlar

Pandeminin çevresel etkileri tartışılmaya devam ediyor

Tüm Dünya, bir taraftan Covid-19 pandemisinin nasıl sonuçlanabileceğini, aşılamayı, aşıların yeni mutasyonlar karşısındaki etkinliğini konuşurken diğer yandan da pandeminin çevre üzerine bugüne kadar yaptığı etkiler ve uzun dönemde yapması beklenen olumlu veya olumsuz etkileri tartışılıyor. Konu üzerinde hemen her gün yeni bir yayın ortaya çıkıyor ve tartışmalar sürüyor. Bu yayınların ortak noktası ise Covid-19 virüsünün değil, virüse karşı alınan önlemlerin genelde çevre üzerine olumlu veya olumsuz etkileri olduğu.

Son çıkan yayınlarda pandeminin çevre üzerine etkileri üç ana başlık altında inceleniyor. Pandeminin ilk ve ikinci dalgasının yaşandığı dönemde günler, haftalar içinde ortaya çıkan kısa dönemli etkiler, aylar içinde ortaya çıkan orta dönem etkileri ve yıllar içinde görülmesi beklenen ve etkisini de yıllar boyunca sürdürecek uzun dönem etkileri… Kısa dönemde alınan kısıtlamalar sonucu ortaya çıkan tablo çevre açısından olumlu görüntüler vermesine karşın orta ve uzun dönemli pandeminin çevre üzerine olumlu veya olumsuz etkileri tartışmalı… Özellikle kısa dönemde, ilk ve ikinci dalgada uygulanan kısıtlamalar; sanayinin durdurulması, seyahatlerin kısıtlanması gibi önlemler nedeniyle hava kirliliğinde azalma, yüzey sularının kalitesinde iyileşme, sera emisyonlarında azalma, gürültü kirliliğinin ortadan kalkması gibi olumlu çevresel etkilere yol açmıştı. Ancak özellikle ikinci dalgadan sonra önlemlerin azaltılması bu parametrelerde yeniden pandemi öncesine dönülmesine yol açtı.

Avrupa’da ek önlemler

Pandemi orta dönemde, aylar içinde çok sayıda ülkede iklim politikalarının da tartışılmaya başlanmasına neden oldu.  Bu tartışmalar o kadar arttı ki Avrupa’da birçok kent sera gazı emisyonlarını azaltmak için pandemi öncesine oranla ek önlemler aldı. Bu önlemlerin içinde özellikle kömürlü termik santrallerin planlanandan daha önce kapatılması da var.

Uygulanan kısıtlamalar sosyal ve ekonomik değişikliklere yol açarak, işsizliği ve özellikle büyük kentlerden kırsal bölgelere göçü artırdı. Bu durum özellikle göç alan bölgelerde hava kirliliği, araç trafiğinde artış gibi yeni sorunların tartışılmasına yol açtı. Konutlarda çalışma sisteminin gelişi evsel elektrik ve fosil yakıt tüketimini artırırken, katı ve sıvı atık kompozisyonunda değişikliklere de neden oldu. Özellikle maske ve eldiven kullanımı tıbbi atıkların artmasına ve bu atıkların kontrolsüz bir şekilde çevreye yayılmasına yol açtı. Şu andaki en büyük sorun bu atıkların ve pandemi günlerinde kullanımı artan tek kullanımlık plastik bardak, çatal, tabak gibi malzemelerin oluşturduğu atıklar. Bu atıkların geri kazanım ve bertarafı çok zor ve pahalı olduğundan uluslararası yasadışı plastik ticareti günümüzde tarihin en yüksek seviyelerine ulaşmış durumda…

Artık; bütün dünyada sadece Covid-19 salgını için değil; yeni pandemiler için önümüzdeki yılların içinde alınması gereken önlemler tartışılıyor. Bu önlemlerin çevre açısından da olumlu etkileri olması için yapılması gerekenler planlanıyor. Tabii bunların içinde en başta pandemiye dirençli kentlerin nasıl yaratılabileceği sorusunun yanıtının aranması geliyor. Artık gökdelenler devrinin bittiği, yeşil alan miktarının arttığı, halk sağlığı hizmetlerinin geliştirildiği kentlerin planlanması gündemde… Kentlerde yaşayanların daha açık alanlarda, fiziki mesafelerini daha rahat koruyabildikleri ve halk sağlığı hizmetlerinden rahatça faydalanabildikleri yeni kent yapıları oluşturulması için özellikle Batı ülkelerinde çabalar şimdiden başladı. Diğer önemli bir noktaysa doğal yaşam alanları ile insanların yaşam alanları arasındaki mesafenin korunması… Flora ve fauna korunurken insanlara yeni zoonotik hastalıkların geçişinin de önlenmesi hedefleniyor.

Peki, bu süreçte ülkemizde ne oluyor? Türkiye pandeminin ilk günlerinde gerçek anlamda kısıtlamalar uygulamadığı için birçok ülkede yaşanan hava kirliliğinde ve yer üstü su kaynaklarında kısa süreli geçici düzelme, trafik yoğunluğunda azalma gibi bazı çevresel veri düzelmelerini yaşayamadı. Pandemi nedeniyle artan tıbbi atıkları, maske ve eldivenler düzensiz olarak ya ev atıklarının içine atılıyor ya da doğaya terk ediliyor. Üstelik ülkemiz Avrupa’da artan plastik atıkların da son durağı haline gelmiş durumda…  Orta ve uzun dönemde özellikle kentlerde, yeni pandemilere karşı çevre ile uyumlu yapılması gereken ön hazırlıklar hiç tartışılmıyor bile…

Türkiye’de fırsattan istifade…

Buna karşın ülkemizde farklı olarak pandemiyi fırsata çevirenler iş başında… Tartışmalı tüm projeler bu dönem toplumun dikkatinin pandemi üzerinde olmasından istifade edilerek yapılmak isteniyor. Kanal İstanbul, Rize liman ve İkizdere Taş Ocağı, çeşitli yörelerimizdeki kömürlü termik santral girişimleri, Kazdağları’ndaki yeni maden ruhsatları, İzmir Yarımada Turizm Projesi, yeni otoyol projeleri bunlardan sadece birkaçı… Ülkemizde çevreyi sadece ucuz bir hammadde kaynağı olarak görüp; yağmalayan kesim, bu dönemin olağandışı koşullarından faydalanarak eskisinden daha hızlı ve acımasızca yağmalarını sürdürmek istiyor.

Yarın yeni pandemiler kapımızı çaldığında bugünkü gibi hazırlıksız yakalanmak istemiyorsak; ekolojik yıkıma karşı her türlü zorluğa karşı mücadeleyi yükseltmenin; doğal yaşama sahip çıkmanın tam zamanı…

Üstelik bu yıl Dünya Çevre Günü’nün ana teması ‘ekolojik restorasyon’…