Ana Sayfa Blog Sayfa 1425

Berkin Elvan davasında karar: Sanık polise 16 yıl 8 ay hapis cezası, tutuklama yok

Gezi Parkı eylemleri sırasında Okmeydanı’nda başına polisin attığı gaz fişeğinin isabet etmesinin ardından aylarca komada kaldıktan sonra vefat eden Berkin Elvan’ın ölümüne ilişkin davanın karar duruşması, bugün İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Mahkeme, polis Fatih Dalgalı‘yı “olası kastla öldürmek” suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle 16 yıl 8 ay hapse mahkum etti ancak tutuklamadı. Sanık polis yurtdışına çıkış yasağı adli kontrolü uygulanarak serbest kaldı.

Savcı 29 Ocak’ta görülen bir önceki duruşmada verdiği mütalaada sanık Dalgalı’nın “bilinçli, taksirle ölüme neden olmak” suçundan 2 yıl 8 aydan 9 yıla kadar hapsini talep etmişti.

Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan duruşma sonrası yaptığı açıklamada, “16 yıl cezayı kabul etmiyorum. Diğerleri de cezalandırılana kadar durmayacağım. Bu, burada bitmeyecek” dedi.

Duruşma öncesi Berkin Elvan’ın ailesi adliye önünde açıklama yaptı. Açıklamaya CHP, HDP ve TİP milletvekilleri de katıldı. Taksim Dayanışması tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Katillerin hesap vermesini beklediğimiz Berkin’imizin davasında 20 duruşmanın ardından sona yaklaşıyoruz. 8 senedir Berkinimiz için adalet talebimizi, Berkin’in koşup oynadığı sokaklarda, meydanlarda, adalet saraylarında haykırırken Berkinimizi vuran polis görevine devam etti. 5 senedir adaletin peşinden koştuğumuz dava sürüncemede bırakıldı. Yeni bir heyet atansa da bu davanın tarafsızlığı şüphelidir. Sanık Fatih Dalgalı’nın 2 yıl 8 aydan 9 yıla kadar hapsi talep edildi. Karar verilmesini beklediğimiz bu duruşmada Berkin için adalet istiyoruz.”

Mahkeme başkanı: Yeni atandık ama dosyaya hakimiz

Duruşmada ise mahkeme başkanı, davaya yeni atandığını ancak dosyayı incelediklerini söyledi. Başkan, “Adil bir yargılama yapmaktan başka bir işimiz yok. Sadece somut delillere, kanuna ve vicdana uygun karar vermeye çalışıyoruz. Kimsenin şüphesi olmasın” dedi. Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasında bir değişiklik olmadığını söyledi.

Verilen aranın ardından son sözü sorulan Dalgalı şunları söyledi: “Yüzde 30’luk bir benzerlik yüzünden sanık sandalyesine oturdum. Delil karartılıyor diyorlar ama İçişleri Bakanlığı’nın dosyaya sunduğu görüntülerle bu hale geldi dava. Gaz fişekleri yüksek derecede ısı çıkarır. Berkin Elvan’ın kafasında yanık izi yok. Ben baştan beri devletime hizmet ettim, etmeye de devam edeceğim. Beraatımı talep ediyorum”

Avukatı ise suçun maddi unsurları olmadan müvekkilinin cezalandırılmasının vicdanına sığmadığını söyledi; “Bir kişinin telefonunun o bölgeden sinyal vermesi o kişinin orada olduğu anlamına gelmez” dedi. 

Sami Elvan: Polisim destan yazdı diyen kişi çocuğumun katilidir

Duvar‘ın aktardığına göre, sözleri sorulan Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan ise şöyle konuştu: “Benim ailem sekiz yıldır acı çekiyor.  Sekiz yıldır benim evimde her gün cenaze var. Benim bugüne kadar polisle devletle işim olmadı. Çünkü hep işimi düzgün yaptım. Ekranda duran katil zanlısı benim oğlumu öldürdü. Ama her şeyiyle inkar ediyor. Benim arkamda kimse yok sadece bir yüreğim ve onurlu duruşum var. Sizler her şeyi yapabilirsiniz sayın Yargıçlar. Savcıya sesleniyorum sizin makamınızda TC var. Siz artık bu ülkedeki kanı durdurun. Bizim çocuğumuz geri gelmeyecek bunu biliyoruz ama diyoruz ki bu dava bir emsal teşkil etsin İzmir‘deki vahşet yaşanmasın… Benim polisim destan yazdı diyen kişi benim çocuğumun katilidir. Ekranda görünen kişi tetikçidir. Sizler gerçek kararı verirseniz önümüzdeki süreçte o polis o tetiği çekerken 20 kere düşünecek. Tek talebim adaletli karar vermenizdir”

Gülsüm Elvan: Çocuğumu bilerek öldürdüler

Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ise, “Bir gün bize bir telefon geldi. İstanbul Valisi’nin sekreteriydi. Haziran’ın 5’iydi. Oğlumuzla birlikte valinin bizi beklediğini söyledi. Yalanla dolanla bizi Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürdüler. Çocuğumla Grup Yorum’u konuştular. Çocuğum bilinçli bir şekilde vuruldu. Kızkaçıranla yıllarca oynadı çocuklar. Çocuğum taş atsa bile öldürmemeleri gerekirdi. Devlet bunu yaptı, hala da yapıyor. Benim feryadım çocuklar ölmesin, başka analar ağlamasın diye. Ama her gün bize bir anne daha katılıyor. Benim çocuğumu bilerek ve isteyerek öldürdüler. Bu devlet çocuğumu hem öldürdü, hem de üzerinden para kazandı. ”

Can Atalay: Bir çocuk Alevi diye şüpheli kabul edilemez

Birgün‘den Dilan Esen’in haberine göre de mahkemede savunma yapan Avukat Can Atalay, “Bir çocuk Okmeydanlı ve Alevi olduğu için şüpheli kabul edilemez. Bu ancak ırk ayrımcılığı rejiminde olabilir. Bu savunma hayatınızda görebileceğiniz en utanç verici savunmadır. Uyarı yapılmış mı yok. Dağılma koridoru açılacak, dağılmaya ilişkin zaman tanınacak, buna ilişkin bir süre var mı? Yok. Böyle bir durum polisin müdahalesini haklı kılar mı?” dedi.

Avukat Akçay Taşçı ise, sanık Fatih Dalgalı’nın Berkin’i vuran atışı kasten yaptığına dair görüntü tespitlerini paylaştı: “O anda kamu düzenini bozacak, polisleri tehlikeye atacak bir durum yok. Tam o anda sanık polis ve fişekçi polis karar alıyorlar ve doğrudan nişan alıyorlar. Bu davada bilinçli taksirden bahsedemeyiz. Sanık polis doğrudan hedef alarak, nişan alarak 1 buçuk metre boyundaki bir çocuğu öldürmek için hareket etmiştir.”

Çiğdem Akbulut: Emri veren de sorumlu

Avukat Çiğdem Akbulut da şunları söyledi:

“Bir çocuğun, devletin kolluğu tarafından kasten öldürüldüğü bir dosya hakkında konuşuyoruz. Siyasetçilerinin söylemlerinden anlıyoruz ki bu dosya siyasi bir dosya. İstanbul’dan Ankara’ya Berkin için yürüyen avukatlara ‘Neden Berkin Elvan dosyasında avukatlık yapıyorsunuz?’ diye soruldu. Avukat Ebru Timtik‘i kaybetmemizin sebeplerinden biri de onun Berkin için adalet arayışıydı. Berkin’in kafasından polis tarafından vurulduğu gün anladık ki işimiz çok zordu. Çünkü bu dosya Gezi Direnişi sırasındaki çok sayıda dosya ile birleştirilmek istendi. Bir şeylerin farkında olduğu için bu soruşturmayı ilk savcı tamamlayamadı. Görüntüleri istediğimizde MOBESE yok dediler. Gerçek ortaya çıkınca ise ilgili kameraların Gezi sırasında kırıldığı yalanını söylediler. Bu dosyada yer alan görüntülere tüm bu çabalarla ancak bir yıl sonra ulaşılabildi.

Bu dosyada keşif talebi isteyen savcı ‘gereksiz masraf yapıp devleti zahmete sokma’ denilerek tehdit edildi. Berkin’i vuran polisin bulunduğu ekibin amiri ancak 2015 yılında, ismi tespit edildiğinden bir  sene sonra dinlenebildi. Dinlendiğinde de ‘uzun zaman geçti, hatırlamıyorum’ dedi. Berkin’i kasten vuran sanık polis tüm yargılama boyunca yalan söyledi. Orada olmadığını söyleyen sanık polisin telefon sinyal kayıtları tam da o sırada orada olduğunu gösteriyor.

Biz artık polisler tetiği çekerken bir kez daha düşünsün istiyoruz. Sanığın kasten öldürmekten ceza almasını talep ediyoruz. Şunu da belirtmek istiyoruz ki burada sorumlu sadece tetiği çeken sanık polis değil. Ona emri veren amir de onun kadar bu katliamdan sorumlu. Soruşturulmayan bu polisler hakkında da soruşturma başlatılmasını talep ediyoruz.”

Neler yaşandı?

İstanbul, Okmeydanı’nda 16 Haziran 2013’teki polis saldırısında başının arkasından gaz fişeğiyle yaralanan 14 yaşındaki Berkin Elvan hastaneye kalbi durmuş olarak götürüldü. 269 gün sonra, tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 11 Mart 2014’te hayatını kaybetti.

Elvan Ailesi’nin avukatları 25 Haziran 2013’te polislerle ilgili “kasten adam öldürme” suçlamasıyla suç duyurusunda bulundu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ise yapılan suçlamayı “zor yetkisine ilişkin sınırın aşılması” olarak değiştirerek kabul etti ve ardından soruşturma başlatıldı.

Altı savcı değiştirerek devam eden soruşturma 20 Aralık 2016’da tamamlandı. İddianamede “şüpheli” olarak yer alan polis memuru Fatih Dalgalı’nın “olası kasıtla adam öldürmek” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması talep edildi.

İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada bugüne dek görülen duruşmalara SEGBİS ile katılan sanık polis, görüntülerdeki kişinin kendisi olmadığını iddia ederken 23 Ocak 2019 tarihli duruşmada dosyaya ulaşan bilirkişi raporunda, Berkin Elvan’ın sanık polis tarafından yapılan atış neticesinde yaralandığı “kuvvetle muhtemel” olarak değerlendirildi. Ancak sanık polisin tutuklanması yönündeki talepler reddedildi.

Berkin Elvan’ın öldürülmesine ilişkin sürdürülen davanın 19. duruşması 29 Ocak’ta İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mütalaada sanık polisin “Bilinçli taksirle ölüme neden olmak” suçundan 2 yıl 8 aydan 9 yıla kadar hapsi talep edildi.

Soruşturma kapsamında ifadesi alınan 42 polis hakkında ise takipsizlik kararı verildi.

 

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde tüm delegelere aşı sözü

26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) öncesi 31 Mayıs-17 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UN Climate Change Conference COP26, The Sessions of the Subsidiary Bodies) oturumlarında kayda geçen ifadeler paylaşıldı.

COP26 Başkanı Alok Sharma, 100 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefini yükseltme konusundaki ilerlemeyi hızlandırma ve tüm delegelerin kasım ayındaki zirveden önce COVID-19 aşılarını almasını sağlama sözü verdi.

Ülkeler, pozisyonlarını yeniden belirlemek istedi

BM toplantısında karbon piyasaları, şeffaflık ve iklim finansmanı konusundaki müzakereler sürüncemede kalmaya devam ederken, birçok gündem maddesinde de ülkeler, çoğu oturumda pozisyonlarını yeniden belirlemek için uğraştı.

Çin’in itirazları üzerine ise gözlemciler şeffaflık görüşmelerinden men edildi.

Alok Sharma, kendi ülkelerinde aşı olamayan tüm delegelerin kendilerinden destek alabileceklerini ve zengin ülkelerin yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlama taahhüdünü yerine getirmesinin bir güven meselesi olduğunu ifade etti.

‘COP26 eylemlerin testi olacak’

Climate Action Network International (İklim Eylem Ağı) Direktörü Tasneem Essop, oturumla ilgili şu açıklamayı yaptı:

BM İklim oturumu sona ererken, bu ilk sanal oturum deneyimi, iklim müzakerelerini çevrimiçi yapmak için kritik bir sınav oldu. İlerleme derme çatma gerçekleşiyor; Paris Çalışma Programını bitirmek adına somut bir sonuç olarak gösterilebilecek çok az şey var. Şimdi Gerçek sınav Glasgow’daki COP26’ya hazırlanırken, siyasi liderlerin ve müzakerecilerinin, artan iklim etkilerinin ön saflarında yer alan insanların acil ihtiyaçlarını karşılamaya, adaptasyon, kayıp ve hasar ve vaat edilen 100 milyar doları karşılamak ve artırmak için finansmanın sağlanmasına dair nasıl taahhütte bulunacağıdır. COP26, kelimelerin değil eylemlerin bir testi olacak.”

‘En tehlikeli engeller teknik değil siyasi’

E3G Kıdemli Politika Danışmanı Jennifer Tollmann, gelişmekte olan ülkelere vadedilen yılda 100 milyar Dolarlık desteğin sağlanacağına dair güvensizliğin süreci geride bıraktığına dikkat çekti:

Geçtiğimiz üç hafta bir noktayı çok net bir şekilde ortaya koydu: COP26’ya giden yolda en tehlikeli engeller teknik değil siyasidir. Taraflar birbirlerinin pozisyonlarını biliyorlar; çoğu zaman eksik olan şey, daha iddialı hedefler için harekete geçirebilecek uzlaşma seçeneklerini bulma iradesidir. Aynı zamanda, gelişmekte olan ülkelere vaat edilen yılda 100 Milyar Dolarlık desteğin sağlanacağına dair güvensizlik, süreci geride bırakıyor. Öngörülebilir finans, uyum için destek ve kayıp ve hasarla mücadele, özellikle savunmasız ülkeler için yüksek öncelikli meseleler olarak ortaya çıkıyor. G7’den Glasgow’a kadar olan bu sürece gerekli siyasi ilgi gösteriliyor; İngiltere bu ortamı yönetmek ve güveni yeniden inşa etmek zorunda kalacak.”

‘Kayıp ve hasara müdahale kilit önemde’

En az gelişmiş ülkeler grubu Başkanı Sonam Phuntsho Wangdi de savunmasız ülkelerdeki iklim krizi kaynaklı kayıp ve hasarın ilerleyen oturumlarda daha fazla dikkate alınması gerektiğine vurgu yaptı:

İklim değişikliği etkilerinin yoğunlaşması ve bunun neden olduğu kayıp ve hasarın kötüleşmesiyle birlikte, kayıp ve hasara uluslararası müdahale, grubumuz için kilit önemde olmaya devam ediyor ve bu konunun önümüzdeki oturumlarda daha fazla dikkate alınmasını bekliyoruz. Savunmasız ülkelerdeki kayıp ve hasarı ele almak için özel eylemler ve destek, COP26’nın bir çıktısı olarak yer almalıdır.”

Rapor: 82 milyon 400 bin insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından açıklanan rapora göre, dünyada 82 milyon 400 bin insan şiddet ve insan hakları ihlalleri nedeniyle yaşadığı yeri terk etmek zorunda bırakıldı.

5 milyon 700 bin Filistinli ve 3 milyon 900 bin Venezuelalı krizler nedeniyle ülkelerini terk etti. 48 milyon insan da kendi ülkelerinde yerlerinden edildi.

İltica başvurusu 4 milyon 100 bin

Rapora göre, şiddet nedeniyle yerlerinden edilen insan sayısı 2011 yılına kıyasla iki kat daha arttı. Rapor, iltica başvurusunda bulunanların sayısının 4 milyon 100 bin olduğunu da ortaya koydu.

Ülkesini terk etmek zorunda kalanların çoğu Suriye, Venezuela, Afganistan, Güney Sudan ve Myanmar gibi ülkelerde yaşıyor. BM, her 10 sığınmacıdan dokuzunun bu ülkelerden birinden geldiğini söylüyor.

Yaşadıkları yerden gitmek zorunda kalan insanların yüzde 42’sini, 18 yaş altındaki çocuklar oluşturuyor. BM verilerine göre, 2018-2020 yıllarında yaklaşık bir milyon çocuk, sığınmacı olarak dünyaya geldi.

Yeni krizler baş gösteriyor

BM, pandemiye rağmen Etiyopya ve Mozambik’te yeni krizlerin baş gösterdiğine dikkat çekiyor ve bununla birlikte Güney Sudan, Suriye ve Afrika’nın bazı bölgelerinde insanların açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu da vurguluyor.

Rapora göre, birçok ülke koronavirüs nedeniyle sınırlarını kapattığı için sığınmacılar kendilerine gidecek başka bir yer bulamıyor.

2020 yılında sadece 34 bin 400 insan 21 ülkeye yerleşebildi. BM’ye göre aslında bir milyon 400 bin insan bir ülkeye yerleşmeyi bekliyor.

En çok sığınmacı kabul eden ülkeler

BM verilerine göre en çok sığınmacı kabul eden ülkeler; Türkiye, Kolombiya, Pakistan ve Uganda.

Türkiye 3 milyon 700 bin, Kolombiya bir milyon 700 bin, Pakistan bir milyon 400 bin ve Uganda bir milyon 400 bin sığınmacıyı ülkesine kabul etti.

Dünya yüzeyinde yaşam barındırmayan ilk topraklar keşfedildi

ABD‘de Colorado Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan çalışmada, dünya yüzeyinde ilk kez hiç yaşam barındırmayan topraklar tespit edildi.

Antarktika‘da yapılan çalışmada, kıtanın iç kısmında dağlardaki bir bölgede toplanan toprak örneklerinde herhangi bir canlı DNA’sının tespit edilmediği ve bunun dünyada ilk kez görüldüğü bildirildi.

Örnekler 2018’de toplandı

ABD Ulusal Bilim Vakfı tarafından finanse edilen çalışmada toprak örnekleri Ocak 2018’de Transantarktik dağlarının uzak bir bölümüne yapılan bir keşif gezisi sırasında toplandı.

NTV’nin haberine göre araştırmacılar, Transantarktik dağlarının en ücra köşelerinde bile canlı örneğinin olmaması durumunu düşünmeden çalışma yürüttüklerini belirtti. Toplanan örneklerde herhangi bir canlı belirtisine rastlanmadı.

204 örnek test edildi

Toplanan örneklerdeki mikrobiyal DNA örneklerini tespit etmek amacıyla polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) adı verilen bir yöntem kullanılırken 204 örneğin teste tabi tutulduğu bildirildi.

Soğuk bölgelerden alınan örneklerin tamamında çok sayıda DNA tespit ettiklerini belirten araştırmacılar, daha yüksek rakımlardan alınan örneklerin yüzde 20’sinde herhangi bir canlılık belirtisine rastlanmadığını aktardı.

Mikrop dahi yok

Colorado Üniversitesi’nde toprakları inceleyen mikrobiyal ekolojist Noah Fierer, “Mikropların her zaman dayanıklı olduğu, her yerde yaşayabilecekleri varsayımı olmuştur. Alınan örnekler herhangi bir mikrobiyal yaşam barındırmıyorlar” diye konuştu.

Çalışmanın Mars yüzeyinde araştırma yapmaya benzer olduğunun altı çizildi. Mars yüzeyinde bol miktarda bulunan kostik ve reaktif tuzların olduğu bir bölgede yapılan çalışmanın ilerleyen yıllardaki araştırmalara öncülük edebileceği belirtildi.

Atıklardan dünya liderlerinin heykelleri yapıldı

Yenilenmiş ikinci el elektronik eşyaları satın alan ve bunları yeniden satışa sunan musicMagpie, dünyadaki elektronik atıkların boyutuna dikkat çekmek amacıyla atıklardan dünya liderlerinin heykellerini yaptı.

Heykeller dünyanın en büyük ekonomilerine sahip G7 ülkelerine ev sahipliği yapan Cornwall yakınlarına yerleştirildi. G7 Zirvesi 11-13 Haziran tarihlerinde bu sahil kasabasında gerçekleştirilmişti.

E-atıkların çevre için büyük bir tehdit oluşturduğunu dile getiren musicMagpie, özellikle gelişmiş ülkelerin, bu atıkları üretme konusunda en kötü suçlular arasında yer aldığın belirtti.

12 ton elektronik atık kullanıldı

Şirket heykelleri “Cornwall’da gerçekleşen G7 zirvesi ile bir mesaj göndermeye karar verdik. Karşınızda… Recyclemore Dağı!” ifadeleriyle kamuoyuna duyurdu.

Heykellerin yapımında 12 ton e-atık kullanıldığı belirtilen açıklamada “Hedefimiz, dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin liderleri iklim değişikliğiyle nasıl mücadele edileceğini ve daha yeşil bir gelecek nasıl inşa edileceğini tartışmaya hazırlanırken, küresel e-atık sorununu gün ışığına çıkarmaktır” ifadeleri kullanıldı.

Pornhub’ı rıza dışı görüntülerini yayınlamakla suçlayan kadınlar dava açtı

Günlük 130 milyon kullanıcı sayısı ile Netflix ve Amazon gibi ünlü platformları geride bırakan dünyanın en büyük porno sitelerinden Pornhub, tarihinin en büyük davalarından bir tanesi ile karşı karşıya.

Bir araya gelen 30’dan fazla kadın Pornhub’ı rızaları dışında elde edilen görüntüleriyle haksız kazanç elde etmekle suçlayarak yüz milyonlarca dolarlık tazminat davası açtı.

Kadınların hepsi de bu içeriklerin kaldırılması için porno sitesine talep açtığını ancak taleplerinin karşılıksız kaldığını, ayrıca Pornhub’da yer alan görüntülerinin her gün yeni bir siteye daha yüklendiğini söylüyorlar.

‘İntihara kalkıştım’

Webtekno’nun haberine göre davacılardan Leigh N., iCloud hesabının çalınmasından sonra sızdırılan müstehcen görüntülerini ne yaptıysa da kaldırtamadığını belirtti.

Aynaya baktığında midesinin bulandığından bahseden kadın, vücudunun artık kendisine ait olmadığını düşündüğünü belirtti. Süreç içerisinde psikolojisinin bozulduğunu anlatan Nicol, insanların kendisiyle evlenmek istemeyeceğini düşündüğünü ve intihara kalkıştığını anlattı.

Fotoğraf: Shutterstock

14 kadının reşit olmadığı videolar var

Konuyla ilgili yapılan açıklamalara göre davacı olan kadınlardan 14’ü, platforma yüklenen vidolarının reşit bile olmadığı zamanlardan kalma olduğunu savundu.

Yani Pornhub, bu kullanıcılar tarafından hem haksız kazanç hem de çocuk pornosu servis etmekle suçlanıyor. Yine 14 davacı ise Pornhub’daki içeriklerinde yer alan kişi ya da kişilerin daha önce tecavüzle yargılandığını ve hatta bunların bir bölümünün hüküm giydiğini savundu.

Pornhub: İnceleme yapıyoruz

Pornhub’ın çatı şirketi olan MindGeek, California’da açılan davayla ilgili açıklama yaptı. Yöneltilen suçlamaları ve bu davanın tarafı olan kadınların tek tek incelendiğini belirten şirket yetkilileri, konuyla ilgili araştırmalarını sürdürdüklerini söyledi.

Pornhub’ın yasa dışı içeriğe toleransının olmadığını ifade eden MindGeek, oluşturdukları filtreleme sistemleri ve yaptıkları işbirlikleriyle bu tür olayların önüne geçebilmek için en iyi sistemlerden birine sahip olduklarını dile getirdi.

 

Demirtaş: Failleri tanıyoruz, amaçlarını biliyoruz

Halkların Demokrasi Partisi (HDP) eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş HDP’nin İzmir İl Örgütü binasına yapılan silahlı saldırı hakkında tutuklu bulunduğu cezaevinden bir mesaj paylaştı.

Demirtaş, saldırıda öldürülen parti çalışanı Deniz Poyraz ile ilgili “Alçakça katledilen Deniz arkadaşımıza Allah’tan rahmet, ailemize ve halkımıza baş sağlığı diliyorum. Acımız çok büyük ama direncimiz ve umudumuz da çok büyük” ifadelerini kullandı.

 

‘Barış arayışımızdan vazgeçmeyeceğiz’

Açıklamanın devamında ise “Failleri tanıyoruz, amaçlarını biliyoruz. O halde öfkeye yenilmeyecek ve demokratik mücadelemizden, barış arayışımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Provokasyonların önüne geçmenin yolu, demokrasi mücadelesini ve dayanışmayı büyütmektir” denildi.

Demirtaş son olarak “Tüm bu alçaklıkların hukuk önünde hesabının sorulacağı barış toplumunu ve özgür yarınları hep birlikte sağlayacağız. Hepimizin başı sağ olsun” ifadelerini kullandı.

Neler yaşandı?

17 Haziran Perşembe günü saat 11.00 sularında gerçekleşen olayda kimliğinin daha sonradan Onur Gencer olduğu tespit edilen zanlı HDP İzmir İl Örgütü binasına girdi.

Gencer, parti çalışanı Deniz Poyraz’ı altı kez ateş ederek öldürdü. Olay yeri inceleme raporunda  kapısı kilitli olan il eş başkanlarının odasının da kurşunlandığı, odaların dağıtıldığı ve camların kırıldığına yer verildi.

Zanlı, olayın hemen ardından polis koruması eşliğinde gözaltına alındı ve 18 Haziran’da tutuklandı. Onur Gencer’in emniyete verdiği ifadede, “Başka kişiler olsaydı onlara da ateş edecektim” dediği öğrenildi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, saldırının yapıldığı saatlerde binada 40 kişilik yönetici toplantısı yapılmasının planlandığını ancak acil bazı nedenlerle ertelendiğini açıklamıştı. Saldırının aslında bu toplantıyı hedef aldığı düşünülüyor.

HDP İzmir İl binasına girip Deniz Poyraz’ı katleden Onur Gencer tutuklandı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl binasına girip Deniz Poyraz‘ı katleden Onur Gencer‘in çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandığı açıklandı.

Onur Gencer’in binaya taksiyle geldiği, elindeki çantada, bıçak ve bir miktar para olduğu da öğrenildi.

Saldırıyla ilgili yeni ayrıntılar

Ortaya çıkan yeni ayrıntılara göre, Gencer saldırıyı Amerikan yapımı olan Ruger marka 9 mm tabancayla gerçekleştirdi ve şarjördeki 10 mermiyi de ateşledi.

Olaydan sonra Gencer’in üzerinde veya çantasında başka ateşli silah bulunmadığı kaydedildi.

Saldırganın ilk ifadesi

DW Türkçe‘nin haberine göre, saldırgan Onur Gencer ilk ifadesinde “Buraya PKK’lıların geldiğini düşündüğümden herhangi bir ayrım yapmıyorum. Başka kişiler de olsaydı onlara da ateş edecektim” dedi.

Herhangi bir parti, dernek, sendika üyeliğinin olmadığını ve askerlik yapmadığını kaydeden Gencer, 2020 yılının ilk aylarında Sağlık Memuru olarak Suriye Menbic’e gittiğini ve orada bir süre görev yaptığını söyledi.

‘Çocukluktan beri PKK’lı öldürmek için planlar yaptım’

Saldırgan Onur Gencer, saldırıyı neden gerçekleştirdiğine yönelik soruyu şöyle cevapladı:

16 Haziran 2021 tarihinde intihar eden bir polis memurunun paylaşımı sonrasında PKK’lılar tarafından hakaret içerikli görüşmeler yaşadım. Benim ölmüş anneme ve bacıma sövüldü. Bunun üzerine ben de aynı söylemlerde bulundum. Çocukluktan beri PKK’lı öldürmek için planlar yaptım. Olay doğaçlama yaşandı.”

‘Başka kişiler olsaydı onlara da ateş edecektim’

Saldırı için yaptığı planı da anlatan Gencer, 2021 yılı ocak ayında İzmir İl HDP binasının adresini Google üzerinden öğrendiğini, keşif amaçlı “Perfect İngilizce” adlı bir kursa kayıt olduğunu anlattı:

Birkaç kez keşif amaçlı çalışmalarım oldu. Gaziemir İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bulundurma olarak 2021 Mayıs ayında silah ruhsatı başvurusu yaptım, geçici ruhsat aldım. Kızlarağası’ndan Mehmet isimli şahıstan 3 bin 500 TL bedelle Ruger Silah aldım. Bu silaha 10 mermi koyarak bugünkü olayı gerçekleştirdim. Olay yeri olan HDP il binası içerisinde 10 mermiyi de sıktım. Amacım birkaç kişiyi orada bulabilmekti. Ancak sadece 1 kişi oradaydı. Buraya da PKK’lıların geldiğini düşündüğümden herhangi bir ayrım yapmadım. Başka kişiler de olsaydı onlara da ateş edecektim. Eylem sonrası kullandığım silahı çantaya koyarak olay yerinden ayrılırken polislerce yakalanarak gözaltına alındım.”

Binaya giderken kaydedilen görüntüler

Mezopotamya Ajansı, fail Onur Gencer’in HDP İzmir İl Başkanlığı binasına doğru yürürken kaydedilen 17 saniyelik videosunu paylaştı. Videoda, Gencer’in ellerinde siyah eldiven olduğu ve taşıdığı çantayla binaya doğru yürüdüğü görülüyor.

Av kotaları açıklandı: Yüzlerce hayvan zevk için öldürülecek

2021-2022 av yılında Anadolu yaban koyunu, yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, karaca, geyik ve ceylan gibi yabani çift tırnaklı türlerine mensup 542 hayvanın para karşılığı öldürtülmesinin planlandığı açıklandı.

Söz konusu türler ülkemizde zaten sınırlı olan popülasyonları, yaşam alanlarının tahribi, kaçak avcılık, vahşileşmiş köpek saldırıları ve evcil hayvanlardan bulaşan hastalıklar gibi nedenlerle ciddi baskı altında.

Nüfusları olması gereken sayıların çok altındayken bu canlıların ava açılmasında iki gerekçe öne sürülüyor:

  • türlerin popülasyon dengesi;
  • yerel ekonomiye katkı.

‘Ekonomiye katkı gerekçe gösterilemez’

Av katliamlarının son bulması için kampanya yürüten Yaşam Savunucuları, “Tür popülasyonlarının sağlıklı kalması için kullanılması gereken öncelikli araç, insan tarafından değil, doğal yırtıcıları tarafından avlanmasıdır” ifadelerini kullandı.

Yerel ekonomiye katkının da doğal mirasın önemli bir parçası olan canlıların ava konu olması için haklı bir gerekçe olayacağı dile getirilen açıklamada “Sağlıklı bir yaban hayatının değerleri ve toplumsal faydaları, avcılık ile elde edilecek, sadece küçük bir kısmı yerele ulaşan ekonomik getirilerle kıyaslanamaz” denildi.

İmza kampanyasına çağrı

Açıklamada “Karaca için bu yıl 174 birey için kota açılmış ve kota başına 1400 lira avlanma ücreti belirlenmiş durumda. Oysa karacaları gözlemlemek için alana gelecek insanların bırakacağı ekonomik katkı çok daha fazla olacaktır. 174 karacanın öldürülmesiyle elde edilecek 250 bin lira Türkiye’nin canlarının kaybını telafi eder mi?” sorusu yöneltildi.

Av turizminin yasaklanması için başlatılan imza kampanyasında şu ana kadar 91 bin 222 imza kullanılmış durumda. Destek olmak isteyen kişiler bu adres üzerinden imza kullanabiliyor.

Dağ ceylanlarının yaşadığı tek alan taş ocağı için daraltıldı

Dağ ceylanlarının Türkiye’de yaşadığı tek alan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’ndan çıkarılarak taş ocağı için küçültüldü.

Hatay’ın Kırıkhan ve Reyhanlı ilçelerini kapsayan bir bölge, 2019 yılında Hatay Dağ Ceylanı Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak ilan edilmişti.

Bölgenin 8 kilometrekarelik, yani 700 futbol sahası büyüklüğünde bir kısmı  5 Haziran 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile koruma sahasının dışına çıkarıldı.

Dağ ceylanlarının nesli tehlikede

Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) Kırmızı Liste’ye göre dağ ceylanların nesli tehlike altında ve Türkiye’de yaşadığı tek alan burası.
Dünyada dağ ceylanlarının sayılarının artış gösterdiği tek yer Hatay.

Buradaki popülasyon türün dünyada birey sayısı artan tek popülasyonu. Türün birey sayısı 2012 yılında 295 iken 2020 sonunda tür koruma çalışmaları sayesinde 1.141’e yükseldi. Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ilan edilirken yoğun bilimsel çalışmalar yapıldı.

‘Taş için feda edilebilir mi?’

Alan daraltılırken ise hiçbir bilimsel çalışma yapılmadı ve görüş alınmadığını belirten Hatay Tabiatı Koruma Derneği ise “Dağ ceylanının bölgedeki sayısı artıyor ve bundan sonra daha da geniş yaşama alanlarına ihtiyacı olacak. Yapılması gereken şey yaşama alanını daraltmak değil, genişletmeye çalışmak. Bu kadar değerli bir tür taşa feda edilir mi?” sorusunu yöneltti ve şu bilgileri paylaştı:

Hatay dağ ceylanları 135 km²’lik taşlık bir alanda yayılış gösteriyor. Küçültülen alanda yapılacak faaliyetler sadece bu 8 kilometrekarelik alan içinde kalmayacak: Bölgede dinamit patlatılacak, toz çıkacak ve hayvanlar o bölgeye artık yaklaşamayacak. Dağ ceylanlarının kullanamayacağı alan sadece 8 kilometrekare ile sınırlı kalmayacak. Daha önce Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile koruma altına alınan bir alan yine Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile küçültülüyorsa, üçüncü, dördüncü, beşinci kararnamelerle benzeri şekilde benzer ocaklara izin verilebilir.

İmza kampanyası başlatıldı

Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’ndan çıkarılan bölgenin bozkır ötleğeninin ürediği önemli bir alan ve Türkiye’deki yegane kışlama alanı olduğunu belirten Dernek, “Bu alan ayrıca çizgili sırtlan, uzun kulaklı çöl kirpisi, kayalık gerbili, saz kedisi, kuyruksüren, oklu kirpi gibi oldukça nadir türlerin de yaşam alanı. Alınan kararla bu türlerin de nesli tükenme tehlikesine girecek” dedi.

Açıklamada “YHGS alanının sınırlarının belirlenmesi bilimsel verilere dayanıyordu, ancak alanın sınırının daraltılması herhangi bir gerekçeye dayandırılmadı. YHGS sahası dışına çıkarılan alanın uydu görüntüsüne bakılınca nedeninin taş ocağı olduğu çok açık” ifadeleri kullanıldı.

Hatay Tabiatı Koruma Derneği kararın gözden geçirilmesi ve alanının sınırlarının tekrar eski haline getirilmesi için başlatılan imza kampanyasına destek çağrısında bulundu.