Ana Sayfa Blog Sayfa 1317

RTÜK, AB’nin 3.6 milyon Euroluk fonuna başvurmuş: Dış menşeili kuruluşlarla aynı kefede değiliz

Fon alan medya kuruluşlarına ilişkin bir açıklama yaparak “milli güvenlik sorunu” eleştirisinde bulunan Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) da AB’ye yüklü miktarda fon için başvuru yaptığı ortaya çıktı.

Açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı:

“Ülkemizin üyelik sürecinde çeşitli projelerde kullanılmak üzere AB’ye üzerine düşen oranda kaynak aktardığı herkesin malumudur. AB tarafından da Türkiye’ye, kendi maddi katkılarından doğan hakları doğrultusunda, resmi ya da özel kuruluşların hayata geçirdiği projelerde kullanılmak üzere çeşitli kaynaklar sağlanmaktadır. Hal böyleyken, maksatlı bir şekilde Üst Kurulumuzu hedef alan ilgili haberlerde yer verilen rakamlar da haberin içeriği de yine gerçeği yansıtmamaktadır. Bahse konu proje, AB’nin karşılanmaz talepleri sebebiyle AB Başkanlığı ile görüşülerek bir süre önce tarafımızdan askıya alınmıştır”

Açıklamada, söz konusu projenin gerçekleştirilmediği kaydedildi.

Cezayir’de yangınlara müdahale için giden sanatçı yakılarak öldürüldü

İklim krizinin neden olduğu kuraklık ve sıcak dalgalarının etkisiyle tarihinin en büyük orman yangınlarıyla mücadele eden Cezayir’de orman yangınlarına müdahale için gönüllü olarak bölgeye giden sanatçı Djamel Ben İsmail, halk tarafından linç edildi.

Yangınlar çıktıktan iki gün sonra sanatçı, Twitter’daki paylaşımında Miliana’daki evinden 320 kilometre uzağa gidip, yangınlarla mücadelede “dostlara yardım edeceğini” söylemişti. Facebook hesabında da acil yardım çağrılarını paylaşmıştı.

Yangını başlatmakla suçladılar

Ancak Kabylie‘deki Tizi Ouzou bölgesine ulaştığında burada yerel halkın suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. Sanatçıyı yangınları başlatmakla suçlayan yerel halkın genç adama önce işkence yaptığı, daha sonra da yaktıktan sonra cansız bedenini köy meydanına götürdüğü görüntüler sosyal medyada paylaşıldı.

BBC Türkçe’nin haberine göre görüntüler ulusal çapta büyük bir öfke yaratırken, sanatçının abisi görüntüleri silme çağrısında bulundu.  Babası ise “Oğlum, Kabylie’deki, sevdiği bir bölgedeki kardeşlerine yardım için gitti. Onu diri diri yaktılar” açıklamasını yaptı.

Sekiz bölgede 71 yangın

Cezayir’de sekiz bölgede 71 farklı yerde yangın çıkmış ve yangınlar üç gün boyunca kontrolden çıkarak büyük bir alanda etkili olmuştu. En az 90 kişi ölürken, çok sayıda kişi yaralandı.

Her ne kadar iklim krizi sonucunda ortaya çıkan sıcak dalgaları etkisi altındaki Akdeniz’de aralarında Yunanistan, Türkiye ve İspanya’nın da bulunduğu birçok ülkede orman yangınları yaşansa da siyasetçiler yangınlardan kundakçıları sorumlu tuttu.

Siyasetçilerden kundaklama açıklamaları

Başbakan Aymen Benabderrahmane, televizyondan canlı yayımlanan konuşmasında da “Tizi Ouzou’daki ilk incelemelerimiz, yangınların başlangıç noktalarının mümkün olan en büyük hasarı vermek için dikkatle seçildiğini gösteriyor” dedi.

Aynı gün, İçişleri Bakanı Kamel Beldjoud Tizi Ouzou’yu ziyaret edip, yangınların “ülkeye karşı nefretle dolu haydutlar tarafından çıkartıldığını” söylemişti. Cezayir bu hafta, yangınlarda suç ortaklığıyla suçladığı Fas ile olan ilişkilerini gözden geçireceğini açıkladı.

Bu durumun bölgedeki halk arasında panik yaratarak diğer bölgelere ait plakalı araçlardan şüphelenmelerine yol açtığı düşünülüyor.

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu saldırıya uğradı

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, Halk TV‘de katıldığı programın ardından kanaldan ayrıldığı sırada bir kişinin yumruklu saldırısına uğradı. Saldırganın kimliği henüz belirlenemedi.

Halk TV’nin haberine göre, saldırgan, Kavuncu’nun kanaldan çıktığı sırada yanına geldi ve “Bir şey sorabilir miyim?” dedikten sonra yumruk attı. Kavuncu, saldırı sonrası yere düştü.

‘Açıklanmayan bir sebeple korumalarımız alındı’

Saldırı sonrası Halk TV’de Can Coşkun‘un sunduğu Haber Masası programına katılan Buğra Kavuncu, şu açıklamalarda bulundu:

İpek hanımla yaklaşık bir saat süren bir canlı yayınımız vardı. Alçakça bir saldırı. Kaçtı tabii. Arkadaşlarımız yakalamak için çaba gösterdiler. Münferit bir hadise olarak değerlendirmekten çok bu iklimin nasıl yaratıldığına bakmak lazım. Naif bir insanım yapı olarak. Zaman zaman arkadaşlarımız eleştirmiştir. Korumalarım vardı. O korumaları da biz talep etmemiştik. Açıklanmayan bir sebeple de korumalarımız alındı. Yerel seçimlerden sonra. Bunlar daha iyi günleriniz lafının bir Cumhurbaşkanı tarafından söylendikten sonra nelere yol açacağı düşünülmeli.”

Sarım Çayı’na kurulmak istenen HES’e karşı imza kampanyası başlatıldı

Mezopotamya Ekoloji Hareketi, Lice ve Bingöl sınırları içinden başlayan ve Kulp‘ta Geliyê Godernê’ye kadar ulaştıktan sonra Dicle ve Fırat nehirlerine karışan Sarım Çayı üzerinde yapılmak istenen hidroelektrik santrale (HES) karşı imza kampanyası başlattı.

Silvan Elektrik ve Üretim Şirketi tarafından yapılması planlanan BİRSU-I ve BİRSU-II HES projeleri için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı vermişti.

17 Aralık 2020 tarihinde ÇED süreci kapsamında gerçekleştirilen Halkın Katılım Toplantısı’na bölge halkının çağrılmadığı hatırlatılan açıklamada hazırlanan ÇED raporunda da bölgedeki endemik bitkilerden, hayvanlardan ve tarihi yerleşim yerlerinden bahsedilmediği belirtildi.

Fotoğraf: Deniz İke

‘118 köy su altında kalacak’

Vadideki köylerin çoğunun geçimlerini bal üretimi, hayvancılık ve tarımdan sağladığı belirtilen açıklamada “Yapılacak proje sonucunda 118 kadar köy, tarihiyle, ekosistemiyle sular altında kalacakken, binlerce insanın göçe zorlanmasına sebep olacaktır” ifadeleri kullanıldı.

“Bizler Sarım Havzasında kalan köylüler, HES projesinin iptal edilmesini talep ederken, köylerimizin sular altında bırakılması pahasına doğamızın tüketilmesine karşı çıkıyoruz” denilen açıklamada imza kampanyasına destek çağrısı yapıldı.

İmzacı olmak isteyenler kampanyaya bu adres üzerinden ulaşabiliyor.

‘Sel ve taşkınları afete dönüştüren insan faaliyetleridir’

Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, Türkiye’de her geçen yıl daha sık ve şiddetli bir şekilde meydana gelen sel felaketleriyle ilgili yazılı bir açıklama yayınladı.

Her felaket sonrasında yaşananların kader olduğu izlenimi yaratılmaya çalışıldığını belirten Dernek, “Böylece doğaya yapılan yanlış insan müdahaleleri, kamu kurumlarının önlem alma konusundaki eksiklikleri ve beceriksizlikleri örtülmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

‘Dereler su kanalına dönüştürüldü’

Yıllar boyunca “dere ıslahı” adı altında yapılan çalışmalarla doğal akan derelerin birer su kanalına dönüştürüldüğü belirtilen açıklamada “Özellikle Karadeniz bölgesinde dere yatakları insan müdahaleleriyle çeşitli şekillerde daraltıldı; zamanla neredeyse hiç doğal akan dere kalmadı. Ranta dayalı anlayış ve uygulamalarla dere yataklarının imara açılması ve yanlış ıslah çalışmaları, dereleri adeta birer su kanalına dönüştürdü” denildi.

Derelerin uzun yıllar boyunca biriktirdiği alüvyonal toprakların yapılaşmaya açıldığı belirtilen açıklamada “Böylece doğal, menderes özelliği bozulan bütün derelerin ‘dere ıslahı’ projeleriyle kanala dönüştürülmesi, suyun akış hızını ve dolayısıyla yıkıcı gücünü artırmış oldu” ifadeleri kullanıldı.

‘Orman ekosistemi zarar görüyor’

Yanlış arazi kullanımının yol açtığı heyelanların felaketin boyutunu artırdığı söylenen açıklamada “Heyelanlarla akan toprak, derelerin önünü kapatarak baraj duvarı etkisi yaptı ve selle birlikte patladı. Ülkemizdeki hemen hemen her karış toprağın ranta dayalı yanlış arazi kullanımıyla felaketlere davetiye çıkarılıyor” denildi.

Orman ekosistemlerinin de büyük zarar gördüğünü belirten dernek “Bir yandan orman ekosistemleri tarım alanlarına (fındık, çay vb) dönüştürülüyor; bir yandan da madenler, taş ocakları, yollar, HES’ler, RES’lerle delik deşik edilen orman ekosistemlerinin yapısı bozuluyor. Sel oluşumunu engelleyen ya da büyük ölçüde yavaşlatarak felakete dönüşmesini engelleyen en önemli öge ormanlarken Orman Genel Müdürlüğü, odun üretimini 2-3 kat artırmakla övünebiliyor” ifadelerine yer verdi.

‘Bütüncül yaklaşımla ele alınmalı’

Açıklamada  “Bu çerçevede, sel kontrolü ve sellere karşı alınacak önlemler, sadece dere yatakları kapsamında değil havza kapsamında bütüncül bir yaklaşımla ele alınmayı gerektiriyor” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

Bir yandan da orman kesimleri sırasında arazide bırakılan üretim artıklarının büyük sorun oluşturduğu görüldü. Oysa üretim artıklarının yağış ve heyelan nedeniyle sorun oluşturmaması için arazide sabitlenmesi ya da derelerde bu malzemelerin geçişlerini kolaylaştıracak önlemlerin alınması gerekiyordu.

Dereler üzerine yakın geçmişte inşa edilen köprü ve menfezler selle taşınan her türlü malzemenin önünü tıkayarak bent işlevi görmeye başladı, bir süre sonra da patlayarak felaketin boyutunu artırdı. Oysa yüzlerce yıl önce geleneksel yöntemlerle inşa edilmiş köprülerde böylesi sorunların yaşanmadığı görüldü.

‘Sorumluluklarını yerine getiridiler mi?’

Kamu kurumlarının kamusal sorumluluklarını yerine getirip getirmediğinin sorgulanması gerektiği söylenen açıklamada şu sorular yöneltildi:

  • Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü gibi teknik altyapısı, bilgi ve deneyim birikimi olan kuruluşlarımız, göz göre göre gelen sel için yağmur başladıktan sonra sadece “sel tehlikesine karşı arabalarınızı çekin” uyarısı yapabiliyor. Peki bunca zamandır sel ve taşkınlarla ilgili yapılan çalışmaların sonuçları ne oldu, neler yapıldı, neden bu durumdayız? Son çare arabalarımızı çekmek, evlerimizi boşaltmak mıdır?
  • İmar planları yapılırken bilimsel çalışmalardan, sel taşkın yönetimi planlarından, iklim değişikliği verilerinden faydalanıldı mı? Yoksa rant uğruna dere yatakları imara açılırken bunların sel taşkın yataklarında bulunduğunu bilen kurumlar, kuruluşlar, insanlar sessiz mi kaldı?

‘Bizi felaketlere sürüklemeye devam edecek’

“Bu anlayışla devam edilirse ilgili ve sorumlu kurumların bilimsel ve teknik verilere sırtını dönerek ya da bunları görmezden gelerek yaptığı planlar, bizi felaketlere sürüklemeye devam edecek” ifadelerine yer verilen açıklama şu tespitlerle sona erdi:

  • Söz konusu yanlışlıklar ve eksiklikler tespit edilip hesap sorulmadıkça ileride de bu tür felaketler yaşayanacağını ileri sürmek kehanet değil.
  • Sel ve taşkınlarla mücadele, bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalı; görev, yetki ve sorumluluk karmaşasından kurtarılmalı.
  • Küresel ısınma, iklim değişikliği ve iklim krizi mücadele edilmesi gereken olgulardır. Ancak bunlar felaketlerin bahanesi olarak değil, alınacak önlemler için bir veri olarak kullanılmalı.
  • Olağan dışı her yağışın felakete dönüşmesinin özünde bir yönetim krizi olduğu bilinmeli.
  • Karadeniz Bölgesi özelinde alttan sahil yolu, üstten “yeşil yol” denilen rant projesi ve uygulamalarının, bilimsel ve teknik gelişmelere, teknolojik olanaklara karşın yanlış köprü tasarımlarının, dere yataklarındaki alüvyon arazilerin imara açılmasının, havzadaki orman ekosistemlerinin tahrip ve yok edilmesinin tamamen politik tercihler olduğu; bir doğa olayının felakete dönüşmesinin de politik sorumluluk gerektirdiği bilinmeli.

 

 

‘Yeşil çelik’: İsveçli şirketin kömür kullanmadan yaptığı ilk ürünler yola çıktı

İsveç merkezli Hybrit isimli şirket dünyada ilk kez kömür kullanmadan gerçekleştirilen “yeşil çelik” üretimini tamamladı ve ilk teslimatını yola çıkardı.

Şirket, yaptığı açıklamada çeliği 2026 yılında tam ticari üretime geçmeden önce bir deneme çalışması olarak kamyon üreticisi Volvo AB’ye gönderdiğini söyledi. Volvo 2021 yılında yeşil çelikten prototip araç ve bileşenlerin üretimine başlayacak.

Emisyonların yüzde 8’inden sorumlu

Üretimi sırasında kömürün kullanıldığı çelik, iklim krizine neden olan küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 8’ini oluşturuyor. Hybrit isimli şirket bir yıl önce İveç’in kuzeyinde yer alan Lulea’da yeşil çelik pilot tesisinde operasyonlara başlamıştı.

Şirket kullandığı yöntemle cevher bazlı çelik üretimi için ihtiyaç duyulan taş kömürünü yenilenebilir enerji ve hidrojenle değiştirmeyi amaçlıyor. Hidrojen, Avrupa Birliği’nin 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşma planının da önemli bir parçası.

The Guardian’ın haberine göre Hybrit, çelik üreticisi SSAB, devlete ait kamu kuruluşu Vattenfall ve madenci LKAB’a ait bir şirket. SSAB İsveç’teki emisyonların yüzde 10’undan, Finlandiya’daki emisyonların ise yüzde 7’sinden sorumlu.

‘Hedefimiz piyasaya fosilsiz çelik sunmak’

Deneme teslimatının gerçekleştirildiğini duyuran şirket, “Tamamen fosilsiz bir değer zincirine doğru önemli bir adım… Hedef, piyasaya fosilsiz çelik sunmak ve teknolojiyi 2026 gibi erken bir tarihte endüstriyel ölçekte göstermek” ifadelerini kullandı.

Diğer bir yeşil çelik girişimi olan H2 Green Steel, İsveç’in kuzeyinde, 2024’te üretime başlayacak. H2 Green Steel içerisinde sürdürülebilir bir hidrojen tesisinin de bulunduğu fosil yakıtsız bir çelik tesisi kurmayı planlıyor.

Altı ilde HES ve enerji nakil hatları için acele kamulaştırma kararı alındı

Resmi Gazete‘de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı‘na göre altı ilde hidroelektrik santral (HES) ve enerji nakil hatları için acele kamulaştırılma kararı alındı. Karar, yürürlüğe girdi.

Alınan bu karara göre, Hatay‘da Kıcı Mahallesi Enerji Nakil Hattı ile Arsuz Derekuyu Enerji Nakil Hattı, Manisa‘da Çanakçı KÖK – Subaşı KÖK Enerji Nakil Hattı, Bilecik‘te Gölpazarı Üzümlü KÖK – Üzümlü KÖK Enerji Nakil Hattı, Gaziantep 8G7802 PS-4B TM- Elif DM Enerji Nakil Hattı yapımı üzerine isabet eden araziler acele kamulaştırılacak.

Öte yandan, Maraş‘taki Mezlenet HES Çağlayan Enerji İletim Hattı Projesi ile Erzurum‘daki Erzurum-Alpaslan 2 HES Enerji İletim Hattı Projesi kapsamında da isabet eden araziler acele kamulaştırılacak.

Taliban basına saldırdı: Bir gazetecinin yakını öldürüldü

Afganistan‘da yönetimi ele geçiren İslamcı grup Taliban, basına yönelik saldırılarına başladı.

Taliban, ülkenin batısında aradığı Deutsche Welle (DW) editörünün yakınlarına silahla saldırdı ve bir aile ferdini öldürdü.

Çarşamba günü, başkent Kabil’deki son durumu anlatmaya çalışan CNN International ekibi de Taliban üyeleriyle karşı karşıya kaldı.

Almanya Hükümeti’ne harekete geçme çağrısı

Taliban, şu anda Almanya’da olan Deutsche Welle editörünün yakınlarına silahla saldırdı. Gazetecinin bir aile ferdi hayatını kaybederken, bir diğer kişi ağır yaralandı. Diğer aile fertleri de son anda kaçmayı başardı.

Deutsche Welle Genel Müdürü Peter Limbourg, bu eylemi sert bir şekilde kınadı ve Almanya Hükümeti‘ne harekete geçme çağrısı yaptı.

Taliban, son bir haftada ülkede en az üç DW muhabirinin evinde arama yaptı. Diğer medya kuruluşlarından da bazı gazeteciler ya kaçırıldı ya da öldürüldü. Ghargasht TV‘den Nematullah Hemat‘ın Taliban tarafından kaçırıldığı tahmin ediliyor.

Yetkililer, özel radyo kanalı Paktia Ghag Radyosu‘nun yöneticisi Tufan Omar‘ın Taliban tarafından doğrudan hedef alınarak öldürüldüğünü kaydetti.

Öte yandan, Taliban’a mensup oldukları tahmin edilen iki kişinin de 2 Ağustos’ta, birçok kez haftalık Die Zeit gazetesi için de çalışan çevirmen Amdadullah Hamdard‘ı Celalabad kentinde, sokak ortasında öldürdüğü düşünülüyor.

Bir ay önce de Pulitzer ödüllü dünyaca ünlü foto muhabiri Danish Siddiqui, Kandahar‘da vurularak öldürülmüştü. Siddiqui’nin de Taliban’ın tarafından öldürüldüğü tahmin ediliyor.

Canlı yayında saldırı

CNN International muhabiri Clarissa Ward, Kabil sokaklarında canlı yayın yaptığı sırada Taliban üyeleriyle karşı karşıya kaldı.

Canlı yayında muhabirin etrafını ülkeden çıkmak isteyen Afganların sarıp, Afganistan’dan nasıl çıkabileceklerini sormaları üzerine Taliban, kalabalığı dağıtmak için ateş açtı.

Olaydan sonra açıklama yapan Ward, “Etrafta bize yaklaşan Taliban savaşçıları vardı, bir adam yüzümü kapatmam için bana bağırıyordu, yoksa benimle konuşmazdı” dedi.

Bir Taliban üyesinin AK-47 saldırı tüfeğinin güvenliğini açtıktan sonra havaya kaldırıp ateş açmak için hazırlık yapması üzerine korku dolu anlar yaşandı. Muhabir Ward, adamın silahını yayının yapımcısının üzerine doğrulttuğunu ve tehdit ettiğini aktardı.

CNN ekibi güvenli bir yere ulaşmak için koşmak zorunda kalırken, Ward’ın bu anlarda ”Koşun, hızlanın” diye bağırarak ekibini alandan uzaklaştırmaya çalıştığı duyuldu.

O sırada CNN’in yapımcısı telefonuyla video çekerken Taliban’ın iki üyesi de saldırıya hazır bir şekilde yeniden gazetecilerin üzerine doğru geldi. Bir başka Taliban üyesi araya girerek diğerlerine Ward’ın ekibinin haber verme izni olan gazeteciler olduğunu söylediğinde geçmelerine izin verildi.

Bakan Koca: Delta varyantının toplumdaki oranı yüzde 90’ı geçti, Delta Plus giderek artıyor

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında gerçekleştirilen kabine toplantısının ardından açıklama yaptı.

Aşı konusunda bir sıkıntılarının olmadığını söyleyen Koca, “Bu anlamda vatandaşımız bugüne kadar çocuklarına yüzde 98 oranında 13 farklı aşıyı yaptırabildi. Bu anlamda bir direnç görmüyoruz. Biz yeter ki vatandaşımıza anlatalım. Ayağına gidelim. Vatandaşımızın bu aşıyı yaptıracağına inanıyorum. Ve her geçen gün bu oranlarımız artıyor. Gördüğünüz gibi günde 1 milyona yakın aşı yapmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Varyant değişikliği bulaşıcılığın daha da yoğun olduğunu gösteriyor

Delta varyantının her geçen gün yoğunlaştığını bildiren Bakan Koca, “Vaka sayılarımız, hareketliliğin çok artması ve tedbirlere uyumun azalmasından dolayı artıyor. Varyant değişikliği söz konusu. Şu an Delta varyantı Türkiye’de yüzde 90’ı geçti. Delta Plus’ta giderek artmaya başlıyor. Bu varyant değişikliği toplumda bulaşıcılığın daha da yoğunlaştığı anlamına geliyor” diye konuştu.

‘En az bir doz aşılanmış öğretmenlerin oranı yüzde 81’

Öğretmenlerin aşılanma oranlarını da paylaşan Koca, “En az bir doz aşı olan öğretmenler yüzde 81, iki dozunu tamamlamış öğretmenler ise yüzde 66” dedi, aşı olmayan öğretmen kalmayana kadar çalışmaların devam edeceğini kaydetti.

Çocukların aşı olmaları hakkında da bilgi veren Koca, “Biz ön planda 12 yaş üzeri olan çocuklarımızın riskli bir durumu ve kronik bir rahatsızlığı söz konusu ise aşılanmalarını öneriyoruz. 15 yaş ve üstü de yine ailenin onayıyla talebi halinde yaptırıyoruz. Yurt dışına gidişler için ek doz gündeme gelmişti. Ek bir aşı gerekmiyor” diye konuştu.

Aşı olan kişilerin iki dozu inaktif Sinovac aşısı ise üçüncü doz aşının gerektiğini ifade eden Koca, “BioNTech için ise şu an 3. bir aşıya ihtiyaç yok ama yedi, sekiz ay sonra koruyuculuğunun azaldığını İsrail’den biliyoruz. Şu ana kadar ek üçüncü bir doza ihtiyaç görülmüyor. Fakat önümüzdeki süreçte ne zaman gerekli olduğunu söyleyeceğiz” dedi.

 

Şemdinli’de orman yangını üç gündür kontrol altına alınamadı

Hakkari‘nin Şemdinli ilçesine bağlı Nȇrkole köyü yakınlarında bulunan ormanlık alanda çıkan orman yangını üç gündür kontrol altına alınamadı.

Yangına müdahale edilmemesini eleştiren kurumlar İnsan Hakları Derneği (İHD) Hakkari Temsilciliği öncülüğünde yazılı bir açıklama yayınladı.

Kurumlar “Yangının hızla devam eden ilerleyişine dair son durum kaygı verici olduğunu kamuoyunun bilgisine sunarız. Yangınların, yerleşim yerlerindeki mezarları tehdit eder bir duruma geldiğini de belirtmek isteriz” ifadelerini kullandı.

‘Yaygara kopartma’ açıklamasına tepki

AKP’li Şemdinli Belediyesi başkanı Tahir Saklı‘nın sosyal medya üzerinde yangının söndürülmesine ilişkin yürütülen etiket çalışmasına, “Yaygara kopartma” şeklinde paylaşım yapmasına tepki gösterilen açıklamada şunlar söylendi:

“Şemdinli Belediyesi yöneticilerine, vatandaşlık sorumluluğuyla kamuoyu yaratmaya çalışan yurttaşlara yönelik ‘yaygara kopartma’ ithamlarında bulunmak yerine, yayılan yangılara ivedilikle ve ciddiyetle yaklaşmaları gerektiğine ilişkin sorumluluklarını hatırlatıyoruz.”

OGM: Kontrol altına alınmak üzere

Sosyal medyada tepkilerin yükselmesinin ardından bir açıklama yapan Orman Genel Müdürlüğü (OGM), “Hakkâri/Şemdinli’de çıkan örtü yangını ile mücadelemiz devam ediyor” dedi.

Açıklamada “Yangına ilk andan itibaren müdahale eden ekiplerimiz, küçük bir alanda devam eden yangını kontrol altına almak üzere. Ülkemizin her karış toprağını, Yeşil Vatan’ımızın her fidanını korumaya devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.